Alak Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

19

Mushaf (Kuran) Sırası

96

Nuzül (İniş) Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

1

Sure Hakkında Bilgi

Adı: İkinci ayetteki “alak” kelimesi sureye isim olmuştur.

Nüzul zamanı: Bu sure iki kısma ayrılır. Birinci kısım, “İkra”dan beşinci ayet olan “ma lem ya’lem”e kadardır. İkinci kısım, “Kellâ inne’l-insane le yetğa”dan surenin sonuna kadardır. Cumhur ulema, birinci kısmın Rasulullah’a gelen ilk vahiy olduğunda ittifak etmiştir. Bunun hakkında, İmam Ahmed, Buharî ve Müslim müteaddit senetlerle en sahih hadislerden sayılan bir rivayeti Hz. Aişe’den rivayet etmişlerdir. Bu rivayette Hz. Aişe, vahyin nasıl başladığını Rasulullah’ın kendisinden duymuştur. Ayrıca aynı rivayet İbn Abbas, Ebu Musa el Eş’ari ve sahabeden bir cemaatten de şu şekilde menkuldür: “Kur’an’ın ilk inen ayetleri bunlardır.” İkinci kısım, Rasulullah Harem-i Şerif’te namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil’in de onu namazdan menetmek için tehdit ettiği zaman nazil olmuştur.

Vahyin başlangıcı

Muhaddislerin kendi senetleri ile İmam Zühri’den, onun Urve b. Zubeyr’den, onun da, teyzesi Hz. Aişe’den rivayet ettiği gibi vahyin başlangıcı şu şekilde nakledilmiştir: Vahiy ilk dönemlerde Rasulullah’ın sadık rüyalar (bazı rivayetlerde iyi) görmesi ile başladı. Rasulullah bu rüyaları apaçık bir gerçek olarak görmekteydi. Rasulullah daha sonra yalnızlığı sevmeye başladı.

Hıra mağarasında günlerce ibadet için kalırdı. (Hz. Aişe burada “tahanus” kelimesini kullanmıştır. İmam Zuhri bunu “taabbûd” olarak açıklamıştır. Bu, Rasulullah’ın eda ettiği bir çeşit ibadetti. Çünkü Allah (c.c.) ona henüz nasıl ibadet edeceğini öğretmemişti) Rasulullah (s.a) evden yiyecek ve içeceğini alarak mağarada birkaç gün geçirirdi. Sonra yine eve döner ve Hz. Hatice’ye yiyecek ve içecek hazırlatarak ibadet için mağaraya dönerdi. Birgün Rasulullah Hıra mağarasında iken birden bire vahiy nazil oldu. Melek gelerek ona “oku” dedi. Hz. Aişe Rasulullah’ın sözünü şöyle nakletmektedir: “Ben okumuş değilim, dedim. Bunun üzerine melek beni tutarak sıktı. O kadar şiddetliydi ki tahammül edemiyordum. Sonra bıraktı ve tekrar “oku” dedi. Ben tekrar “okumuş değilim” dedim. Beni tekrar o kadar şiddetli sıktı ki tahammül edemedim. Sonra bıraktı ve tekrar “oku” dedi. Ben tekrar “okumuş değilim” dedim. Beni üçüncü defa öyle kuvvetli sıktı ki, tahammülüm kalmadı. Sonra beni bıraktı ve “Ikra bismi Rabbike’llezi halak” (Yaratan Rabb’inin ismiyle oku) dedi. Bu ayetten “ma lem ya’lem” e kadar okudu. Hz. Aişe diyor ki: Sonra Rasulullah, titreyerek eve döndü ve Hz. Hatice’ye “beni örtün” dedi. Rasulullah’ı örttüler. Bu korku durumu geçtikten sonra Rasulullah şöyle buyurdu: “Ey Hatice! Bana ne oldu?” Daha sonra bütün olanları Hz. Hatice’ye anlattı. Ve “Canımdan korkuyorum.” dedi. Hz. Hatice “Kesinlikle değil. Memnun ol. Allah’a yemin ederim ki, O seni rezil etmez. Sen akrabalarına iyi davranırsın. Doğru sözlüsün (Diğer bir rivayette emaneti yerine getirirsin), çaresiz olanların yükünü hafifletirsin, fakir ve yoksullara yardım edersin, misafirperversin, iyi işlerde yardımcısın…” dedi. Hz. Hatice daha sonra Resulullah’ı yanına alarak amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e gittiler. Varaka, cahiliye döneminde Hristiyan olmuştu. İbranice ve Arapça olarak İncil yazıyor, okuyordu. Çok yaşlı olduğundan gözleri görmüyordu. Hz. Hatice ona şöyle dedi: “Ağabeyciğim! Yeğenini biraz dinler misin?” Varaka Rasulullah’a sordu ve Rasulullah olanları anlattı. Varaka: “Bu aynı Namustur (Vahiy getiren melek). Allah, onu Hz. Musa’ya da göndermişti. Keşke senin nübüvvet zamanında genç olabilseydim. Keşke kavminin, seni yurdundan çıkaracağı zamana kadar yaşayabilseydim.” Rasulullah sordu: “Onlar beni buradan kovacaklar mı?” Varaka: “Evet, senin getirdiğini getiren bir şahsa insanların düşman olmadığı bir zaman yoktur. Eğer senin döneminde yaşarsam bütün gücümle sana yardım ederim.” dedi. Ancak çok geçmeden öldü.

Bu rivayetten açıkça anlaşılıyor ki vahiy gelmeden hemen önce bile Rasulullah’ın düşüncesinde Nebi olacağına dair bir şey yoktu. Nebiliğe talip olmak ve onu beklemek bir yana, onun ne olduğunu bile bilmiyordu.

Vahyin nüzulü ve melekle karşılaşması bir kişinin hiç beklemediği halde büyük bir olayla karşılaşması ve onun etkisi altında kalması gibi bir şeydi. Bu nedenle, İslâmı daveti başladığında Mekkeliler Rasulullah’a her türlü itirazı yönelttikleri halde, hiç kimse “Biz böyle şeyi Muhammed (a.s) den bekliyorduk, çünkü o bunun planlarını yapıyordu.” diyememiştir.

Bu rivayetten şu da anlaşılmaktadır: Rasulullah nübüvvetten önce de çok temizdi. Onun ahlakı çok yüceydi. Hz. Hatice 55 yaşında bir kadın ve Rasulullah ondan 15 yaş küçüktü. Uzun evlilik dönemleri içerisinde Rasulullah’ın hiç bir şeyi Hz. Hatice’den gizli kalamazdı. O, Rasulullah’ın ahlakının ne derece yüksek olduğuna bizzat tanıktı. Rasulullah Hıra’dan döndüğü zaman, onun başından geçenleri duyunca hiç tereddütsüz kabul ederek şöyle demişti: “Sana vahiy getiren gerçekten Allah’ın meleğiydi” Aynı şekilde Varaka b. Nevfel’de Mekke’nin yaşlı bir kişisi idi. Rasulullah’ı çocuktan beri tanırdı. 15 senelik yakın akrabalığı dolayısıyla Rasulullah’ın hayatına ve yaşantısına yakından vakıftı. Rasulullah’tan vahiy olayını işitince o da hiç tereddütsüz kabul etmiş ve şöyle demişti: “Bu aynı Namus’tur ki, Hz. Musa’ya da gönderilmişti.” Bunun anlamı şudur: Varaka’ya göre de Rasulullah öyle bir insandı ki, ona nübüvvet verilmesi çok tabiiydi.

İkinci kısmın nüzul zamanı:

Bu surenin ikinci kısmı, Rasulullah’ın namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil’in de onu korkutmak, tehdit yoluyla engel olmak istediği zaman nazil olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, nübüvvetten sonra Rasulullah İslâmî tebliğe başlamadan önce Harem-i Şerif’te Allah’ın öğrettiği tarzda namaz kılmaya başlamıştı. Mekkeli müşrikler bundan Rasulullah’ın yeni bir din takip etmeye başladığını anlamışlardı. Mekke’deki diğer insanlar Rasulullah’ın yeni tarzdaki ibadetini hayretle seyrederken, Ebu Cehil, cahiliyet taassubu ile bu şekilde ibadet etmemesi için Rasulullah’ı korkutmaya çalıştı. Bu olay hakkında pek çok hadis vardır. Ebu Cehil’in bu beyhude hareketinin hadisi İbn Abbas ve Ebu Hureyre’den mervidir.

Ebu Hureyre’den şöyle rivayet edilmiştir. “Ebu Cehil Kureyşlilere sormuş; Muhammed siz varken de ellerini yere koyup secde ediyor mu? Onlar “evet” dediler. Ebu Cehil, “Lat ve Uzza’ya yemin ederim, eğer onu bu şekilde ibadet ederken görürsem ensesine ayağımı basarak yüzünü yere sürteceğim.” dedi. Bir gün, Rasulullah namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil, ensesine basmak için ona doğru yöneldi.

Ama birdenbire herkes onun geri çekildiğini gördü. Ebu Cehil’e soruldu: “Ne oluyor?” Ebu Cehil: “Benimle onun arasında bir ateş hendeği vardı. Bazı kanatlar da gördüm.” Rasulullah şöyle buyurdu: “Eğer yanıma gelseydi melekler onu parçalayacaktı.” (Ahmed, Müslim, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, İbnü’l Münzir, İbn Merduye, Ebu Nuaym, İsfehanî, Beyhakî)

İbn Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir: “Ebu Cehil dedi ki: Eğer Muhammed’in Kâbe civarında ibadet ettiğini görürsem ensesini ayaklarımın altına alacağım.” Bu haber Rasulullah’a ulaştığında şöyle buyurdu. “Eğer böyle yaparsa melekler onu yakalarlar”. (Buharî, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, Abdürrezzak, Abd b. Humeyd, İbn Münzir, İbn Merduye).

İbn Abbas’tan diğer bir rivayette şöyledir: “Rasulullah, Makam-ı İbrahim’de namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil yanına gelerek şöyle dedi: “Ey Muhammed! Ben seni bundan menetmedim mi? ve Rasulullah’ı tehdit etmeye başladı. Rasulullah ona sert bir şekilde “Sen kim oluyorsun?” karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil. “Ey Muhammed! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? dedi. Ve devam etti: Allah’a yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olanlardanım. (Ahmed, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Şeybe, İbn Münzir, Taberanî, İbn Merduye)

Bu olay üzerine surenin “kella inne’l insane le yetğa” ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Bu kısmın yeri doğal olarak Kur’an’ın bu suresindedir. Çünkü Rasulullah İslâmı ilk kez namaz ile açığa vurmuştu. Kafirlerle karşı karşıya gelmesinin başlangıcını bu oluşturmuştu.

Açıklamalı Meal

1. Cebrail dedi ki: Ey Muhammed! Sen Allah tarafından seçilmiş bir peygambersin. Bundan böyle, sana vahyedilen ayetleri, her şeyi yoktan yaratan ve emsalsiz güzellikte şekillendiren Rabbinin adına sen de insanlara oku ve O’nun emriyle insanlara tebliğ et. Onun izni ve yardımıyla sindire sindire, oku, düşün duyur, anla ve anlat. Sana Rabb’in tarafından gönderilen ve bundan böyle ayet ayet, sure sure muhatap olacağın bu kitabı, onu güzelce anlamak, hayatına yansıtmak ve başkalarına tebliğ etmek amacıyla oku.

2. Sana bu peygamberlik görevinin verilmesine şaşırma ve bu gerçeği görmek için okumaya kendinden başla! Zira Rabbin, seni ana rahminde bir alak’tan yani bir damla pıhtı olan embriyodan şekillendirip mükemmel bir insan haline getirdi. Onu aşama aşama hayatını devam ettirebilecek nimetlerle donatıp konuşma, düşünme, okuma, öğrenme ve öğretme yeteneklerine sahip üstün bir varlık hâline getirdi. Bunu yapan kudret, elbette ki sana vahyi bahşetmeye de kadirdir.

3. Evet, artık devamlı ve dikkatle her şeyin yaratılış hikâyesini de okuyup bu ilahi vahyi insanlara tebliğ et. Okuduğunda anlayacaksın ki her şeyin yaratıcısı olan Rabbin sonsuz lütuf ve cömertlik sahibidir. Bu vahiy O’nun ikramıdır. Daha önce sahip olmadığın bunca nimetleri sana bahşeden Rabb’in, yüreğini ilim ve hikmet hazineleriyle doldurarak, seni çok daha büyük makamlara çıkaracaktır.

4. Ki O, kalemle yazı yazmayı ve bilgileri kayıt altına alarak, sonraki nesillere aktarıp öğretendir.

5.  Düşünme, araştırma, öğrenme imkân ve yetenekleri bahşettiği insana, Peygamber ve Kitap göndererek bilmediğini ve bilmeleri gereken yaratılış sebeplerini ve ona uygun nasıl yaşamaları gerektiğini de öğreten O’dur. Bundan böyle O, sana vahyedecek ve seni ilahi vahyin ilmiyle donatacaktır

6. Gerçek şu ki insanın yaratılış özellikleri içinde nankörlükte vardır, Peki insan bütün bu ikramların kıymetini biliyor ve yaratılış gayesine uygun hareket ediyor mu? Maalesef Hayır; gerçekten Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen, Allah’ın adı ile okumayan kâfir insan, kimseye muhtaç olmadığı zannıyla ve sahip olduğu bilgi, güç ve servetle şımarır. Servetine güvenerek, isyanda ve haksızlıkta çok ileri gidip azgınlık eder ve haddini aşar. Yaratılmış olduğunu unutur. Malının kendisinin ebedi kılacağını zanneder ve sonunda hüsrana uğrar. Bu şımarıklıkla kendini firavunlar gibi ilahlaştırır. Neden?

7. Çünkü Allah’ın rehberliğine ihtiyacı olmadığını düşünür ve hemen büyüklenip kibirlenir. Kendini üstün görmeye başlayıp kendine yeterli görür. İnsan bilgi, servet ve güç gibi nimetleri kendinden bilip kimseye muhtaç olmadığını zanneder. Sahip olduğu mal ile Kur’ân’ın rehberliğine ihtiyacı olmadığını ileri sürer! Yani onda bir nevi güç sarhoşluğu oluşur. Rabbinin dünyada verdiği nimetleri düşünmez. Zanneder ki dünyadaki her şeye kendisi sahip olmuştur.

 

8. Bir gün hayat biter, o zaman anlarsın ki sorguya çekilip hesap vereceksin ve dönüş kesinlikle Rabbine olacaktır. Her canlı eninde sonunda ölümü tadacak, imtihan nedeniyle kendisine verilen mal-mülk, güç-kuvvet, iktidar ve saltanatı bırakıp Rabbinin huzuruna çıkacaktır. Büyük Mahkemede bu dünyada yapıp ettiklerinin ve Rabbinin bahşettiği nimetleri ve kullanış biçiminin hesabını Allah’a verecektir. İnsan Rabbine döndürüldüğü zaman yaptığı yanlışlıklar nedeniyle kıskıvrak yakalanır. Her yanlışı yüzüne okunur. O’nun huzurunda mutlaka bu azgınlığının hesabını verecektir.

 

9. Ey Muhammed Bir zamanlar Senin gibi elçi olan peygamberleri engelleyenleri hatırlamaya çalış. Çünkü Sen de böylesi engelleyiciler ile karşılaşacaksın. İnancı doğrultusunda yaşamak isteyen insanları, bu kutsal haklarından mahrum bırakmaya çalışıp engelleyen zalim ve azgın kâfiri gördün mü?

10. Dua ve niyazda bulunup Allah’a yönelen ve insanları Allah’ın dinine davet eden bir kulu, namaz kılmaktan alıkoymaya çalışan kimseyi, gördün mü? O kişi azgın şımarık tavırlarla Rabbine yönelen, insanı engeller. Azgın, şımarık kişiye, insanların Allah’ın yoluna girmesi ağır gelir. Azgın şımarık inkârcılar ister ki, insanlar kendilerine kölelik yapsın! Hâlbuki Rabbinin yoluna girenler, insanlara kölelik yapmaz. Şımarıp azgınlar ise Allah’ın yasalarına karşı çıkarak kendi yasalarıyla insanlara egemenlik kurmak ister. Böyle yaparak ilahlık taslarlar. Ancak bilirler ki; Allah’ın yolunda yürüyenler, insanların yasalarıyla oluşan düzenden yollarını ayırmıştır. Bunu inkârcılar çok iyi bilir.

11. Hiç düşünmez misin? Halbuki o Rabb’ine kulluk eden engellediği kişi, doğru yoldaydı. İnsanları Allah merkezli hayatı yaşamaya davet eden bir kimseyi engellemeye çalışanın yaptığının doğru olması mümkün mü?

12. Ya da insanları takvaya dürüstlüğe ve Kur’an ahlâkına çağırıyor, günahtan kötülükten ve Allah’a karşı hata etmekten sakınmaya teşvik ediyorsa? Âhirette bunun hesabını nasıl verecek? Bunun neresi yanlış? Rabbinin yoluna giren insan her türlü kötülükten sakınıyor, insanların da sakınmasını emrediyorsa, bu insanlar için iyi olmaz mı? Hâlbuki o kimse insanları mutlak doğruya yani kula kulluktan kurtuluşa çağırıyordu.

 

13. Hiç kendine bakmaz mı o kafir? Ya bu engellemek isteyenin kendisi hakkı yalanlıyor ve imandan yüz çeviriyorsa o zaman azabımızdan kurtulabilecek mi? Yine düşün; ya o desteklediğin insanlar Allah’tan gelen hakîkati yalanlamış ve O’nun ayetlerinden yüz çevirmişse ve sen de körü körüne onların peşinden gidiyorsan, yarın hangi yüzle Rabb’inin huzuruna çıkacaksın?

14. Ebu Cehil lafa gelince “Ben de Allah’a inanıyorum” diyor. Peki, müminlere eziyet eden ve gerçeğin üstünü örtüp inkâr etmeye kalkan bu nankör bu zalim adam, Allah’ın daima ve her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? Ve Allah’ın azabından korkmuyor mu ki böyle davranmaktadır. Peygamber’in Allah adına yaptığı daveti kabul etmemekle birlikte, bir de ona engel olmaya kalkışan böyle birine ne demeli?

15. Sakın ha; zannetmesin ki, yaptıkları yanına kar kalacaktır. Hayır; eğer o, küfründen ve yaptığı bu çirkin tutumundan hele bir vazgeçmesin. Andolsun, daha öncekilere yaptığımız gibi derhal onu alnından tutup hak ettiği cehenneme sürükleyeceğiz;

16. O ar damarı çatlamış yalancının, Allah’a şirk koşan günahkâr alnından yakalayıp cehenneme atarız. O zaman kimin kimi engelleyebileceğini görecektir.

17. Eğer “Benim arkam güçlü, hiç kimse bana bir şey yapamaz” diyorsa, O zaman da kendisini kurtarması için, yakın çevresini ve kendisine destek veren yandaşlarını çağırsın, bakalım da yardım istesin.

18. Nasıl olsa Biz de azap meleklerimizden olan cehennem zebanilerini çağıracağız. Kendisini hor ve hakir olarak onlara teslim ederek cehenneme attıracağız. Cehennem zebanilerinin elinden onu kurtarabilecekler mi?

 

19. Ey Resulüm, kâfir ve zalim olan, Ebu Cehillerin yolu sapıktır. Sen, sana yakışanı yap ve her şeye rağmen sabret. Vahyin rehberliğinde yoluna devam et. Ne olursa olsun sakın ona ve onun gibilerin tehditlerine, saldırılarına boyun eğme. Onlar sana hiçbir şey yapamaz. Güçleri sadece onlardan korkanlara söker. Sen sadece tüm ruhunla, tüm benliğinle O’nun huzurunda secdeye kapan ve en içten duâ ve yalvarışlarla, yalnızca Rabbine yaklaş. Yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinerek O’na itaat ve ibadet et. Eğer insanların sözlerini Rabbinin sözünden üstün tutarsan onlar seni günaha zorlar. Seni de kendileri gibi cehenneme sürüklerler. Eğer insanların yasalarına uyarsan onlar seni kendilerine taptırır. O zaman insanlara yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkisi vererek insanları ilahlaştıran Müşriklerden olursun! Rabbin Müşrikleri sevmez.

 

1

1.(Cebrail dedi ki) Ey Muhammed! Yaratan Rabbinin adına sana vahyedilmekte olan ayetleri, sen de O’nun adına insanlara oku

1. Cebrail dedi ki Ey Muhammed! Sana vahyedilen ayetleri Her şeyi yoktan yaratan ve emsalsiz güzellikte şekillendiren Rabbinin adına sen de insanlara oku. Onun izni ve yardımıyla sindire sindire, oku, düşün ve duyur, anla ve anlat. Sana Rabb’in tarafından gönderilen ve bundan böyle ayet ayet, sure sure muhatap olacağın bu kitabı, onu güzelce anlamak, hayatına yansıtmak ve başkalarına tebliğ etmek amacıyla oku.

2-5

3. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;

4. Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.

2-5 Allah, insanı bir damla pıhtıdan şekillendirerek yaratıp, hayatını devam ettirebilecek nimetlerle donattı. Sonra da ona kalem kullanmayı, onun yazdıkları ile de insanlara bilmeleri gereken yaratılış sebeplerini ve ona uygun nasıl yaşamaları gerektiğini öğretti. Şüphesiz Allah sonsuz kerem sahibidir.

2. Bu gerçeği görmek için okumaya kendinden başla! Rabbin, insanı bir alak’tan yani bir damla pıhtı olan embriyodan şekillendirip yarattı. Onu aşama aşama hayatını devam ettirebilecek nimetlerle donatıp konuşma, düşünme, okuma, öğrenme ve öğretme yeteneklerine sahip üstün bir varlık hâline getirdi.

3. Devamlı ve dikkatle her şeyin yaratılış hikâyesini de Oku, Okuduğunda anlayacaksın ki Rabbin sonsuz lütfuyla kerem ve cömert olan ikram sahibidir. Daha önce sahip olmadığın bunca nimetleri sana bahşeden Rabb’in, yüreğini ilim ve hikmet hazineleriyle doldurarak, seni çok daha büyük mertebelere, en yüce makamlara çıkaracaktır.

4. Ki O, kalemle yazı yazmayı ve bilgiler kayıt altına alıp sonraki nesillere aktararak öğretendir.  

5.  Düşünme, araştırma, öğrenme imkân ve yetenekleri bahşettiği insana Peygamber ve Kitap göndererek bilmediğini ve bilmeleri gereken yaratılış sebeplerini ve ona uygun nasıl yaşamaları gerektiğini de öğreten O’dur.

6-7

6. İnsanın yaratılış özellikleri içinde nankörlükte vardır. Peki insan bütün bu ikramların kıymetini biliyor ve yaratılış gayesine uygun hareket ediyor mu? Maalesef hayır; gerçekten Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen, Allah’ın adı ile okumayan insan, kimseye muhtaç olmadığı zannıyla ve sahip olduğu bilgi, güç ve servetle şımararak, eline fırsat geçince ve kendisini zengin görünce rütbesine, servetine güvenerek, Kendini kendine yeterli gördüğü için azar. İsyanda ve haksızlıkta çok ileri gider! Malının kendisini ebedi kılacağını zanneder sonunda da hüsrana uğrar. Yaratılmış olduğunu unutur. İşinde çalıştırdığı insanların rızkını kendisinin verdiğini sanır ve onları birer kul olarak görmeye başlar. Kendisinin, rızıkların taksiminde sadece bir aracı olduğunu ve fakat görev dağılımında farklı yerde istihdam edildiğini ve elindeki fani varlıkların her an bir başkasına devredilebileceğini düşünmez. Bu şımarıklıkla kendini firavunlar gibi ilahlaştırır. Neden?

6. Gerçek şu ki insanın yaratılış özellikleri içinde nankörlükte vardır, Peki insan bütün bu ikramların kıymetini biliyor ve yaratılış gayesine uygun hareket ediyor mu? Maalesef Hayır; gerçekten Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen, Allah’ın adı ile okumayan kâfir insan, kimseye muhtaç olmadığı zannıyla ve sahip olduğu bilgi, güç ve servetle şımarır. Servetine güvenerek, isyanda ve haksızlıkta çok ileri gidip azgınlık eder ve haddini aşar. Malının kendisini ebedi kılacağını zanneder ve sonunda hüsrana uğrar. Yaratılmış olduğunu unutur. Bu şımarıklıkla kendini firavunlar gibi ilahlaştırır. Neden?

7. Çünkü Allah’ın rehberliğine ihtiyacı olmadığını düşünür ve hemen büyüklenip kibirlenir.  Kendini üstün görmeye başlayıp kendine yeterli görür. İnsan bilgi, servet ve güç gibi nimetleri kendinden bilip kimseye muhtaç olmadığını düşünür. Sahip olduğu mal ile Kur’ân’ın rehberliğine ihtiyacı olmadığını ileri sürer! Yani onda bir nevi güç sarhoşluğu oluşur. Rabbinin dünyada verdiği nimetleri düşünmez. Zanneder ki dünyadaki her şeye kendisi sahip olmuştur.

8

8 Ey insanlar! Allah, ölümünüzden sonra hepinizi yeniden diriltecek ve size bahşettiği nimetleri kullanış biçiminizden hesaba çekecek.

8. Bir gün hayat biter, o zaman anlarsın kisorguya çekilip hesap vereceksin ve kesinlikle dönüş yalnızca Rabbine olacaktır.Her canlı eninde sonunda ölümü tadacak, imtihan nedeniyle kendisine verilen mal-mülk, güç-kuvvet, iktidar ve saltanatı bırakıp Rabbinin huzuruna çıkacaktır. Büyük Mahkemede bu dünyada yapıp ettiklerinin, bahşettiği nimetleri ve kullanış biçiminin hesabını Allah’a verecektir. İnsan Rabbine döndürüldüğü zaman yaptığı yanlışlıklar nedeniyle kıskıvrak yakalanır. Her yanlışı yüzüne okunur. O’nun huzurunda mutlaka bu azgınlığının hesabını verecektir.

9-12

10. Namaz kıldığı zaman bir kulu.

11. Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,

9-12 İnsanları Allah adına yaratılmalarının sebebi olan Allah merkezli hayatı yaşamaya davet eden bir kimseyi engellemeye çalışanın yaptığının doğru olması mümkün mü? Hâlbuki o kimse insanları mutlak doğruya, kula kulluktan kurtuluşa çağırıyordu.

9. Ey Muhammed Bir zamanlar Senin gibi elçi olanı peygamberi engelleyeni hatırlamaya çalış. Çünkü Sen de böylesi engelleyiciler ile karşılaşacaksın. İnancı doğrultusunda yaşamak isteyen insanları, bu kutsal haklarından mahrum bırakmaya çalışıp engelleyen zalim ve azgın Ebu cehil kâfirini gördün mü?

10. Dua ve niyazda bulunup Allah’a yönelen ve insanları Allah’ın dinine davet eden bir kulu, namaz kılmaktan alıkoymaya çalışan kimseyi, gördün mü? O kişi azgın şımarık tavırlarla Rabbine yönelen, insanı engeller. Azgın, şımarık kişiye, insanların Allah’ın yoluna girmesi ağır gelir ve çıkarlarını engeller. Azgın şımarık inkârcılar ister ki, insanlar kendilerine kölelik yapsın! Hâlbuki Rabbinin yoluna girenler, insanlara kölelik yapmaz. İnsanların yasalarına uyarak onları ilahlaştırmazlar. Şımarıp azgınlar ise Allah’ın yasalarına karşı çıkarak kendi yasalarıyla insanlara egemenlik kurmak ister. Böyle yaparak ilahlık taslarlar. Ancak bilirler ki; Allah’ın yolunda yürüyenler, insanların yasalarıyla oluşan düzenden yollarını ayırmıştır. Bunu inkârcılar çok iyi bilir.

11. Hiç düşünmez misin? Halbuki o Rabb’ine kulluk eden engellediği kişi, doğru yoldaydı. İnsanları Allah merkezli hayatı yaşamaya davet eden bir kimseyi engellemeye çalışanın yaptığının doğru olması mümkün mü?

12. Ya da insanları takvaya dürüstlüğe ve Kur’an ahlâkına çağırıyor, günahtan kötülükten ve Allah’a karşı hata etmekten sakınmaya teşvik ediyorsa? Âhirette bunun hesabını nasıl vereceksin? Bunun neresi yanlış? Rabbinin yoluna giren insan her türlü kötülükten sakınıyor, insanların da sakınmasını emrediyorsa! Bu insanlar için iyi olmaz mı? Hâlbuki o kimse insanları mutlak doğruya, kula kulluktan kurtuluşa çağırıyordu.

13-18

14. O, Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?

15. Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu alnından (perçeminden) tutup sürükleyeceğiz;

16. O yalancı, günahkar alnından.

17. O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.

13-18 Peygamber’in Allah adına yaptığı daveti kabul etmemekle birlikte, bir de ona engel olmaya kalkışan böyle birine ne demeli? Gerçeğin üstünü örtüp inkâr etmeye kalkan bu nankör, Allah’ın her şeyi bilip görmekte olduğunu düşünmez mi? Şayet o, bu müşrik ve kâfirce tutumundan vazgeçmezse, perçeminden tutup hak ettiği cehenneme sürükleyeceğiz. O zaman o da kendi nizamının ordularını çağırsın bakalım, cehennem zebanilerinin elinden onu kurtarabilecekler mi? İşte O Gün gerçeği anlayacak fakat iş işten çoktan geçmiş olacak.

13. Hiç kendine bakmaz mı o kafir? Ya bu engellemek isteyenin kendisi hakkı yalanlıyor ve imandan yüz çeviriyorsa azabımızdan kurtulabilecek mi? Yine düşün; yaodesteklediğin insanlar Allah’tan gelen hakîkati yalanlamış ve O’nun ayetlerinden yüz çevirmişse ve sen de körü körüne onların peşinden gidiyorsan, yarın hangi yüzle Rabb’inin huzuruna çıkacaksın?

14. Ebu Cehil lafa gelince “Ben de Allah’a inanıyorum” diyor. Peki, müminlere eziyet eden ve gerçeğin üstünü örtüp inkâr etmeye kalkan bu nankör bu zalim adam, Allah’ın daima her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? Ve Allah’ın azabından korkmuyor mu ki böyle davranmaktadır. Peygamber’in Allah adına yaptığı daveti kabul etmemekle birlikte, bir de ona engel olmaya kalkışan böyle birine ne demeli?

15. Sakın ha; zannetmesin ki, yaptıkları yanına kar kalacaktır. Hayır; eğer o, küfründen ve yaptığı bu çirkin tutumundan hele bir vazgeçmesin. Andolsun, daha öncekilere yaptığımız gibi derhal onu alnından tutup hak ettiği cehenneme sürükleyeceğiz;

16. O ar damarı çatlamış yalancı ve Allah’a şirk koşan günahkâr alnından yakalayıp cehenneme atarız. O zaman kimin kimi engelleyebileceğini görecektir.

17. Eğer “Benim arkam güçlü, hiç kimse bana bir şey yapamaz” diyorsa, O zaman da kendisini kurtarması için, yakın çevresini ve kendisine destek veren yandaşlarını çağırsın, bakalım da yardım istesin.

18. Nasıl olsa Biz de azap meleklerimizden olan cehennem zebanilerini çağıracağız. Kendisini hor ve hakir olarak onlara teslim ederek cehenneme attıracağız. Cehennem zebanilerinin elinden onu kurtarabilecekler mi?

19

19 Ey Peygamber! Sakın sen onların tehditlerine, saldırılarına boyun eğme! Yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinerek O’na yakınlaşıp itaat ve ibadet et.

19. Ey Resulüm, kâfir ve zalim olan, Ebu Cehilin yolu sapıktır. Sen, sana yakışanı yap ve her şeye rağmen sabret. Vahyin rehberliğinde yoluna devam et. Ne olursa olsun sakın ona ve onun gibilerin tehditlerine, saldırılarına boyun eğme. Onlar sana hiçbir şey yapamaz. Güçleri sadece onlardan korkanlara söker. Sen sadece tüm ruhunla, tüm benliğinle O’nun huzurunda secdeye kapan ve en içten duâ ve yalvarışlarla, yalnızca Rabbine yaklaş. Yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinerek O’na itaat ve ibadet et. Eğer insanların sözlerini Rabbinin sözünden üstün tutarsan onlar seni günaha zorlar. Seni de kendileri gibi cehenneme sürüklerler. Eğer insanların yasalarına uyarsan onlar seni kendilerine taptırır. O zaman insanlara yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkisi vererek insanları ilahlaştıran Müşriklerden olursun! Rabbin Müşrikleri sevmez.

Scroll to Top