Ankebut Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

69

Mushaf (Kuran) Sırası

29

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

85

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Bu sure adını, “Ankebut” (örümcek) kelimesinin geçtiği 41. ayetten alır.

Nüzul Zamanı: 56’dan 60’a kadar olan ayetler, bu surenin Habeşistan’a hicretten çok kısa bir süre önce nazil olduğunu göstermektedir: Bu görüşü ele alınan konunun özelliği de desteklemektedir. Bazı müfessirler, surede münafıklardan bahsedildiği ve münafık sorunu Medine’de ortaya çıktığı için ilk on ayetin Medine’de geri kalanlarının ise Mekke’de nazil olduğu görüşündedirler. Oysa burada münafıklığından bahsedilen kişiler, kafirlerin müslümanlara uyguladığı baskı ve işkencelerden korktukları için ikiyüzlü bir tutum benimseyen kimselerdi. Bu nedenle bu tür bir iki yüzlülük Medine’de değil ancak Mekke’de meydana gelmiş olabilir. Aynı şekilde bazı müfessirler de, bu surede müslümanların hicrete teşvik edildiğini görerek bu surenin Mekke’de nazil olan son sure olduğunu kabul etmişlerdir. Bu görüşler hiçbir rivayete dayanmamakta, fakat surenin ele aldığı ana konulardan kaynaklanmaktadır. Surenin değindiği ana konular tüm olarak gözönünde bulundurulduğunda, bunların Mekke’deki son döneme değil, Habeşistan’a hicretten hemen önceki şartlara işaret ettiği anlaşılır.

Ana Fikir ve Konular:

Sure ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulduğunda, nüzul zamanının müslümanların Mekke’de en şiddetli işkenceye maruz kaldıkları dönem olduğu görülür. Kafirler, İslâm’a tamamen karşı çıkıyor ve yeni dine girenler en şiddetli baskılara maruz bırakılıyorlardı. Allah, samimi müslümanları cesaretlendirmek, güçlendirmek ve iman zayıflığı gösterenleri utandırmak için bu sureyi indirdiğinde şartlar böyleydi. Bunun yanısıra Mekkeli müşrikler, her çağdaki Hak düşmanlarının uğradığı akibeti kendi kendilerine davet etmemeleri için uyarılmaktadırlar.

Bu bağlamda, o dönemde birkaç gencin karşılaştığı sorunlara da cevap verilmektedir. Mesela bu gençlerin aileleri onlara Hz. Muhammed’i (s.a) bırakıp, atalarının dinine dönmeye zorlayarak şöyle diyorlardı: “Sizin iman ettiğiniz Kur’an, ana-baba haklarını en üst seviyede tutuyor. O halde bizim söylediklerimizi dinleyin. Aksi taktirde dininizin emirlerine karşı gelmiş olursunuz.” Buna, surenin 8. ayetinde cevap verilmektedir.

Aynı şekilde bazı kabile üyeleri de İslâm’a yeni girenlere şöyle diyorlardı: “Azab ve sevap gibi şeyler bizim olsun. Bizi dinleyin ve bu adamı bırakın. Eğer Allah sizi ahirette hesaba çekerse biz ortaya çıkıp şöyle diyeceğiz: “Rabbimiz, bu insanlar masumdur, onları imandan dönmeye biz zorladık. bu nedenle bizi cezalandır.” Bu konu da 12-13. ayetlerde ele alınmıştır.

Bu surede değinilen kıssalar da çoğunlukla şu aynı noktayı vurgulamaktadır. “Onlar büyük zorluklar çektiler ve uzun yıllar boyunca eziyete uğradılar. En sonunda Allah’ın yardımına mazhar oldular. Bu nedenle cesur ol: Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir. Fakat bir deneme ve sıkıntı dönemi yaşanmalıdır.” Müslümanlara öğretilen bu dersin yanısıra kafirler de şöyle uyarılmaktadır: “Eğer şimdi Allah tarafından hemen cezalandırılmıyorsanız, hiçbir zaman cezalandırılmayacağınız gibi bir zehaba kapılmamalısınız. Helak olmuş eski ümmetlerin izleri gözlerinizin önündedir. Bakın onlar nasıl bir akibete uğramışlar ve Allah peygamberlerine nasıl yardım etmiş.”

Daha sonra müslümanlara şöyle bir talimat verilmektedir: “Eğer işkenceler dayanamacağınız hale geldiyse, imanınızı terketmek yerine memleketinizi terkedin. Allah’ın arzı geniştir; rahatça Allah’a ibadet edebileceğiniz yeni bir yer bulun.”

Bütün bunların yanısıra kafirler de İslâm’ı anlamaya teşvik edilmektedirler. Tevhid ve ahiret ile ilgili güçlü deliller öne sürülmekte, şirk reddedilmekte ve onların dikkatleri evrendeki çeşitli ayetlere çekilerek, tüm bu ayetlerin peygamberin onlara sunduğu öğretiyi teyit ettiği söylenmektedir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-2

1-2 Elif. Lam. Mim. Allah sizlere harflerden oluşan sözlerle okuyup yazma, konuşup anlaşma kabiliyetleri bahşedip, sayısız nimetlerle donatıp, yaratılış sebebinizi de bildirip ona uygun yaşamaya davet ettikten sonra sınanmadan, yalnızca “inandık, iman ettik” demekle, kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?

3-4

3-4 Şunu iyi bilin ki, Biz sizden önceki kavimleri de imtihandan geçirdik… Şimdi sıra sizde… Allah böylece kimin imanının gereklerini yerine getirdiğini kimin de getirmeyip sözde bıraktığını ortaya çıkaracaktır. “İnandık, iman ettik” demelerine rağmen yaratılış sebepleri olan hakikate sırt dönerek yaşayanlar Bizim azabımızdan kurtulamazlar. Yazıklar olsun böyle davrananlara.

5

5 Allah’ın davetine iman edenler, salih amel işlemek için canla başla gayret edip sorumluluklarını yerine getirsinler. Şüphesiz Allah’ın takdir ve tayin ettiği Hesap Günü mutlaka gelip çatacaktır. Allah her sözü işiten, her şeyi bilendir.

6-7

6-7 Her kim Allah’ın davetini yaşamak uğrunda gücünü ve imkânını seferber ederse, bunu kendi iyiliği için yapmış olur. Allah imanlarının gereklerini yerine getirenlere karşı çok şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır, onları yaptıklarının karşılığında en güzel mükâfatlarla sevindirecektir.

8

8 Biz insanoğluna ana babasına iyi davranmasını emrettik. Bununla beraber onlar seni hiçbir bilgi ve delile sahip olmadıkları kimseleri Bana ortak koşmaya zorlarlarsa, sakın onlara boyun eğme! Sonunda hepinizin dönüşü Banadır, Ben de yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim.

9

9 Davetine iman edip salih amel işleyenleri, Allah faziletli, erdemli mü’minler arasına katacaktır.

10-11

10-11 İnsanlar arasında öyleleri vardır ki, “Biz Allah’tan başka Rab ve ilah edinmeyiz.” derler, fakat imanlarının gerektirdiği hayatı, yaşama gayretleri sırasında düşmanları tarafından bir eziyete uğradıklarında, bunu insanlardan değil de sanki Allah’tan gelen bir eziyet gibi görüp, imanlarında samimiyetsizliklerini ortaya koyarlar. Fakat ey Peygamber! Rabbinden sana ve seninle olan mü’minlere bir zafer ulaşınca da, “Biz de sizinle beraberdik.” derler. Oysa Allah, insanların kalplerinde olanları en iyi bilendir. Şüphesiz Allah, imanlarında samimi olan gerçek mü’minleri de ikiyüzlü olanları da açığa çıkaracaktır.

12-13

12-13 Dünyevi çıkarlarına uymadığını düşünerek Allah’ın davetini reddedenler mü’minlere şöyle derler: “Gelin siz de bize uyun, şayet böyle yapmanız günahsa, günahınız da bizim boynumuza olsun.” Hâlbuki Hesap Günü hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmeyecektir, sakın o yalancıların tuzaklarına düşmeyin. Şüphesiz onların kendi günahlarının yükünün yanı sıra, yoldan çıkmalarına sebep oldukları kimselerden dolayı günahları artacaktır. Allah’ın hükümlerine ortak kabul ettikleri sahte ilahlar ve uydurdukları yalanlar sebebi ile hesaba çekilip hak ettikleri azaba çarptırılacaklar.

14-15

14-15 Biz vaktiyle Nûh’u da kavmine peygamber olarak göndermiştik. Nûh, kavminin içinde dokuz yüz elli yıl (o günün takvimine göre) gibi uzunca bir süre kalıp, onları Allah’ın razı olacağı hayat nizamını yaşamaya davet etmişti. Fakat kavmi Nûh’un Allah adına yaptığı daveti kabul etmeyip şirk, küfür ve zulüm nizamlarını devam ettirmekte direnmişti. Biz de onları bu inat ve isyanları sebebi ile müthiş bir tufanla helak ettik. Nûh ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık. Bu olayı insanlara ders almaları için ibret vesilesi kıldık.

16-17

16-17 İbrahim’i de kavmine peygamber olarak göndermiştik. O da kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ı layıkıyla tanıyın, yalnız O’nu ilah edinerek itaat ve ibadet edin, O’na karşı sorumluluklarınızın olduğunu unutmayın. Allah’ı bırakıp, sizin gibi yaratılmış bir kısım kimselerin heykellerini yapıp onları kendinize ilahlar edinmekten vazgeçin. Onların ne sizleri yaratmaya ne de rızkınızı vermeye güçleri yetmez. O halde Allah’ın sizin için yarattıklarını düşünüp davetine icabet ederek O’na şükredin.” Sonunda O’na döndürülüp, dünya hayatınızı kime göre yaşadığınızdan hesaba çekileceksiniz.

18

18 Ey Peygamber! De ki: “Eğer benim Allah adına yaptığım bu daveti yalanlarsanız, bana herhangi bir zarar vermiş olmazsınız. Aksine bunun zararı size dokunur. Sizden önce gelip geçen kavimler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Peygamberlerin görevi Allah’ın âyetlerini açıkça tebliğ etmektir.”

19-20

19-20 Bu müşrikler akıllarını kullanıp da insanı yoktan var eden Allah’ın, öldükten sonra onları tekrar diriltebileceğini hiç düşünmüyorlar mı? Şüphesiz Allah için bu çok kolaydır. Sen onlara de ki: “Yeryüzünü gezip dolaşın, Allah’ın yaratıp da, yoktan var ettiklerini aklınızı kullanarak bir düşünün. İyi bilin ki Allah, gördüklerinizi ve görmediklerinizi ilkin nasıl yaratmışsa, ölümünüzden sonra sizi de tekrar yaratacaktır. Allah’ın ilmi ve kudreti her şeye yeter.”

21-22

21-22 Allah, peygamberler ve kitaplar göndererek insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet etmesine rağmen, ısrarla bu daveti reddedenleri hak ettikleri azapla cezalandırır. Davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenleri ise şefkat, merhamet ve rahmetiyle ödüllendirir. Sonunda hepiniz O’na döndürülüp hak ettiğiniz ile karşılaşacaksınız. Yerde ve gökte hak edeni, hak ettiği azaptan kurtarabilecek hiç kimse yoktur. Unutmayın ki sizin Allah’tan başka gerçek dost ve yardımcınız yoktur.

23

23 Allah’ın âyetlerini yalan sayan ve sonunda hesap vermek üzere diriltilip, Allah’ın huzuruna çıkarılacaklarına da inanmayanların Allah’ın yardımını ummaya hakları yoktur, boşuna ümitlenmesinler. Onları cehennemde şiddetli bir azap beklemektedir.

24-27

24-27 İbrahim de kavmini bu gerçeklere bütün gücüyle davet edip uyarmıştı fakat kavmi onu yakıp öldürmeye kalkıştı. Allah ise onu ateşin yakmasından korudu. İman edenler için bundan alınacak dersler vardır. İbrahim, kendisine düşmanlık edenlere şöyle seslenmişti: “Sizler Allah’ın davetine uymak yerine, atalarınızın ya da kendinizin uydurduğu, sizin gibi yaratılmışları ilah edinerek onlara ve dünya hayatına duyduğunuz aşırı sevgi nedeniyle putperestler oldunuz. Ancak Kıyamet Günü siz onları, onlar da sizi gördükçe görmezden gelip birbirinizden kaçacak, birbirinize lanetler yağdıracaksınız. Hepiniz hak ettiğiniz cehenneme atılacak, size yardım edecek kimse de bulamayacaksınız.” İbrahim’den bunları dinleyenlerin içinden yeğeni Lût O’na inanıp, söylediklerine iman etti. İbrahim, kavminin yaptıklarından sonra da şöyle dedi: “Ben artık bu zulüm diyarını terk ederek Rabbimin bana emrettiği yere hicret ediyorum. Şüphesiz O, üstün ilim ve kudret sahibidir, her hükmünde hikmet ve hayır vardır.” Sonra da Biz İbrahim’e oğlu İshak ve torunu Yakub’u bahşettik. İbrahim’in soyundan gelenler içinden de peygamberler çıkardık ve böylece İbrahim’i dünyada mükâfatlandırdık. O, âhirette de erdemli faziletli salih kimseler arasında olacaktır.

28-30

28-30 Biz Lût’u da peygamber olarak görevlendirdik, o da ahlak sınırı tanımayan topluma şöyle demişti: “Siz gerçekten sizden önce hiç kimsenin yapmadığı, çirkin, iğrenç, utanç verici bir işi yapmaktasınız, kadınlarınızı bırakıp erkeklerle ilişkiye giriyor, meşru olan yolu çiğniyorsunuz. Ayrıca bu yaptıklarınızla övünmek için bir araya gelip hayâsızlıklarınızı açıkça anlatıyorsunuz.” Lût’un bu ikazlarına karşılık o halk şöyle karşılık verdi: “Bundan dolayı başımıza Allah’ın azabının geleceğini söyleyip duruyorsun. Şayet söylediklerin ve bizi davet ettiklerin doğru ise Allah’ın azabını çağır gelsin de görelim.” Bunun üzerine Lût “Rabbim! Büsbütün azmış, sapmış, sınır tanımaz hale gelmiş bu topluma karşı Sen bana yardım et.” diyerek dua etti.

31-35

31-35 Bir süre sonra elçi meleklerimiz İbrahim’e gelerek hem bir oğlunun olacağının müjdesini hem de içinde Lût’un bulunduğu kavmi helak edeceklerinin haberini verdiler. Bunun üzerine İbrahim telaşla, “Ama orada Lût da var.” dedi. Melekler de ona, “Orada kimin olduğunu elbette biz biliyoruz. Lût’u ve onun iman ailesinden olanları aralarından çıkarıp kurtaracağız fakat Lût’un karısı hariç. O, helak olmak üzere geride kalanların arasında olacak, çünkü o da müşriklerdendi.” dediler. Melekler İbrahim’in yanından ayrılıp Lût’un yaşadığı yere gelerek, Lût’un evine misafir oldular. Onların kim olduklarını bilmeyen Lût, kavminin onlara zarar vereceğini düşünerek endişeye kapılıp, gönlü daraldı. Çaresizlik içinde eli ayağı birbirine dolaştı. Onun bu halini gören melekler, ona: “Korkma, bizim için de endişelenme. Biz seni ve senin iman ailenden olanları bu müşrik, kâfir, ahlaken tefessüh etmiş toplumun içinden çıkarıp kurtaracağız, ancak karın hariç, o da azapla helak edilenlerden olacak. Biz onların üzerine taş yağdırarak azap indireceğiz.” diyerek kendilerini tanıtıp, görevlerini açıkladılar. Ardından da o kavmi hak ettiği azapla helak ettik ve onlardan geriye aklını kullananlar için ibret alınacak nişaneler bıraktık.

36-37

36-37 Medyen halkına da soydaşları Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. O da kavmine “Ey kavmim! Allah’ı layıkıyla tanıyın ve fıtratınıza uygun olan Allah merkezli nizam ve ahlak ile yaşamaya yönelin. Öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceksiniz, sakın Allah’la birlikte ilahlar edinip yeryüzünde fesat çıkarmayın.” dedi. Fakat Medyen kavmi de onun tebliğine inanmayıp, davetini reddettiler. Bunun üzerine Biz de onları müthiş bir sarsıntı ile yere serip azabımızla helak ettik.

38

38 Biz Âd ve Semûd kavimlerini de davetimizden yüz çevirip azgınlık ve isyanda inatla direnmeleri sebebi ile azaba uğratıp helak ettik. Dileyen onların yurtlarından ve meskenlerinden geriye kalanları görüp de dersler alabilir. Şeytan onlara şirk, küfür ve zulüm nizamlarını güzel göstermiş, onlar da onun vesveselerinin peşine düşüp bâtılı seçmişlerdi.

39

39 Kârun, Firavun ve Haman’ı da helak edip yıkıma uğrattık. Çünkü Musa da onları Allah’ın âyetleri ve mucizelerle doğru olan hayat nizamına davet etmiş fakat kibirlenip, böbürlenerek onu yalanlamışlardı. Sonunda hak ettikleri azabımızdan kaçıp kurtulamadılar.

40

40 Biz o toplumlardan her birini, Allah’a nankörlük edip, davetini reddederek başkaldırmaları sebebi ile azabımızla cezalandırdık. Kiminin üzerine taş yağdırdık, kimini şiddetli bir sarsıntı, korkunç bir çığlıkla, kimini müthiş bir kasırga ile kimini de suda boğarak helak edip yerin dibine geçirdik.

41

41 Allah’ın davetinden yüz çevirip de O’ndan başkasını dost ve koruyucu edinenlerin durumu kendine ev yapan örümceğin durumuna benzer. Oysa evlerin en çürük, korunaksız ve dayanıksızı, örümceğin yaptığı evdir. Keşke insanlar bu misalle ortaya konulan gerçeği anlayabilseler.

42-43

42-43 Şüphesiz Allah, kendisinden başka ilah kabul edilenlerin güçsüz ve değersiz olduklarını çok iyi bilmektedir. Allah verdiği misallerle gerçeği apaçık ortaya koymaktadır. Bunların önemini ancak Allah’ın âyetleri üzerinde düşünenler kavrarlar.

44-45

44-45 Gerçek şu ki Allah gökleri, yeri ve arasındakileri amaçsız ve oyun olsun diye boşuna değil, insanlar Rablerinin daveti olan hayat nizamı ile yaşayıp kendisine ibadet ve itaat etsinler diye yarattı. Ancak temiz akıl sahipleri bu gerçeğe iman ederler. O halde ey Peygamber! Sana vahyedilen bu gerçeği insanlara tebliğ et, namazı da bilinçle ve devamlı kılmaya devam edin. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan, günaha yönelmekten ve her türlü kötülüklerden korur. Namaz Allah’ı devamlı akılda tutan büyük bir ibadettir. Allah yaptığınız her şeyi en iyi bilendir.

46

46 Ey mü’minler! Kitap ehli olanların içlerinden size düşmanca davranıp, zulmeden ve saldıranların dışındakilerle, makul, adil, erdemli ve en güzel biçimde konuşup tartışın, onları yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinmeye, Allah merkezli hayat nizamı ile yaşamaya davet edin. Ve onlara deyin ki: “Biz Rabbimizden hem bize hem size hem de öncekilere gönderilmiş olan peygamberlere, kitaplara iman ederiz. Bizler hepimizin tek ve gerçek Rabbi ve ilahı olan Allah’a teslim olmuş kimseleriz.”

47

47 Ey Peygamber! Bizim sana gönderdiğimiz Kitapla yaptığın davete, Kitap Ehli olmayanlardan iman edip, uyacaklar olduğu gibi, Kitap Ehli olanlardan da iman edip teslim olacaklar çıkacaktır. Âyetlerimize nankörlüğü, şirki ve küfrü tabiatları haline getirmiş olanlar inanıp iman etmezler.

48-50

48-50 Ey Peygamber! Biz sana bu ilahi kitabı vahyetmeden önce, sen herhangi bir kitabı okumamıştın. Kur’an’ı senin uydurup yazabilmen de asla mümkün değildir. Şayet öyle olsaydı müşrik ve kâfirler onda birçok eksiklik bulup etkisiz hale getirirlerdi. Hâlbuki Kur’an, samimiyetle gerçeği arayan ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme kabiliyetlerini kullananların, Allah’ın sözleri olduğunu kolayca anlayabilecekleri âyetlerden oluşmaktadır. Bizim âyetlerimizi ancak inkârcılığı kişilikleri haline getirmiş olanlar inkâr ederler. Bunlar “Şayet Muhammed, peygamberse, Allah’tan bizim de göreceğimiz bir mucize ile gelip, önümüze öylece çıkması gerekmez miydi?” diyorlar. Sen onlara de ki: “Mucize ortaya koyup koymamak Allah’ın bileceği iştir. Ben yalnızca Allah’ın davetini iletmekle görevlendirdiği bir elçisiyim.”

51

51 Ey Peygamber! Kendilerine okunmakta olan Kur’an’ı sana göndermemiz, mucize olarak onlara yetmez mi? Şüphesiz bu Kur’an yaratılışlarının amacını kavramak, dünya ve âhiret hayatlarında mutlu, onurlu ve şerefli yaşamak isteyenler için bir öğüt ve uyarıdır.

52

52 Bunca öğüt ve uyarılara aldırmayıp, müşrik ve kâfir kalmakta ısrarla direnen nankörlere de ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları da olacakları da bilir.” Allah’la birlikte başka ilahlar edinip de onlara uyanlar, sonunda mutlaka hüsrana uğrayacaklar.

53-55

53-55 Ey Peygamber! Uyarıldıkları azabın bir an önce başlarına gelmesini alaylı bir biçimde senden talep edenlere de ki: “Şayet, Allah’ın önceden belirlediği bir süre olmasaydı, o azap sizin başınıza çoktan gelmiş olurdu fakat şunu iyi bilin ki, o azap vakti aniden gelip çatacaktır.” Zaten cehennem azabı da şirk ve küfürde direnenleri bir taraftan kuşatmaktadır. O gün azap onları tepeden tırnağa saracak ve Allah onlara: “Nankörlüğünüzün, azgınlığınızın ve küstahlığınızın cezasını çekin bakalım.” diyecek.

56

56 Ey Benim davetime iman edip de yaratılış sebeplerine uygun yaşamak uğrunda cihat eden kullarım! Yarattığım yeryüzü çok geniştir. Bulunduğunuz yerlerde size yapılan zulümlerden dolayı yaşama imkânınız kalmadığında başka yerlere hicret edin ve oralarda imanınızın gereklerini yerine getirmek için çalışın.

57

57 Unutmayın ki her canlı ölümü tadacaktır, sonra da diriltilecek ve hak ettiği ile karşılaşacak.

58-59

58-59 Allah, davetine uygun yaşamak için canla başla gayret ederek yararlı işler yapmış olanları, içlerinden ırmaklar akan cennetteki köşklere yerleştirecek, orada en güzel nimetlerle ödüllendirip sürekli yaşatacaktır. Allah’ın davetine iman edip, O’na güvenerek sıkıntılara göğüs gerenlerin mükâfatları işte böyle güzelliklerle dolu bir hayat olacak.

60-63

60-63 Ey mü’minler! Yoksa siz geçim endişesiyle mi hicret etmekten çekiniyorsunuz? Hâlbuki yarattığımız nice canlılar, rızıklarını sırtlarında taşımaz ve hiç de rızık endişesi duymazlar. Onların da sizin de rızkınızı veren, verecek olan da Biziz. Allah sizin endişelerinizi, neler düşünüp hissettiklerinizi en iyi bilendir. O, âlimdir, her şeyden haberdar olan ve her şeye güç yetirendir. Ey Peygamber! Müşriklere: “Yeri ve göğü yaratan, güneşi ve ayı da istifadenize sunan kimdir?” diye sorsan, “Elbette ki Allah’tır.” diyecekler. O halde nasıl oluyor da hakikatten yüz çeviriyorlar? Allah, imtihan edip gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak için kimisine bol, kimisine de hayatını idame ettirecek kadar sınırlı rızık verir. Allah her şeyin tek doğrusunu ve kime neyi, ne kadar vereceğini bilendir. Onlara dönüp de “Gökten yağmuru yağdırıp, ölü toprağa hayat verip canlandıran kimdir?” diye sorsan, “Elbette ki Allah’tır.” derler. O halde Allah’a güvenip de, şükretmeniz gerekmez mi? Fakat insanların çoğu akıllarını doğru kullanmazlar.

64

64 Aklını doğru kullananlar bu dünya hayatının yalnızca bir oyun ve eğlenceden ibaret olmadığını, bunun için yaratılmadıklarını anlayıp asıl önemli ve devamlı olanın âhiret hayatı olduğunu kavrarlar. Fakat ne yazık ki insanların çoğu bu gerçeği bilip anlamak istemiyorlar.

65-66

65-66 Allah’ın Rabliği ve ilahlığını örterek yaşamayı seçenler, denizde bir gemi içinde azgın dalgalara yakalanıp ölümle yüz yüze geldiklerinde hemen Allah’la birlikte ilah edindiklerini unutup yalnız O’na yönelerek yalvarıp yakarırlar. Fakat Allah onları kurtarıp da karaya çıkardığında bir de bakarsın ki tekrar Allah’la birlikte ilah edindiklerine döner, müşrik ve kâfir olarak yaşamaya devam ederler. Böylece kendilerine bahşettiğimiz her türlü nimete ve yardıma karşı nankörlük eder, kısacık dünya hayatının cazibesi ile âhireti unuturlar, fakat günü gelince gerçekle yüzleşecek ve çok pişman olacaklar.

67

67 Müşrikler, çevresindekiler korku ve tedirginlik içinde yaşarken, Kâbe’den dolayı Mekke’yi nasıl güvenli, korunaklı bir belde yaptığımızı görmüyorlar mı? Buna rağmen hâlâ bâtıl inanç ve hayat nizamlarına sarılmaya devam ederek, Allah’ın davetine sırt mı dönecekler?

68

68 Kendi uydurdukları yalanları Allah’a isnat edenden, Allah’tan gelen vahyi (hakikati) yalanlayandan, ilâhî nizam ve ahlakın yeryüzünde hâkim olmaması için çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Böylelerinin yeri elbette cehennem olacaktır.

69

69 Yaratılmasının sebebi olan hayat tarzını yaşamak ve yaşatmak uğrunda, canları ve malları ile gayret edenlere yardım edip başarıya ulaşacak yollarımızı göstereceğiz. Allah imanlarının gereklerini yerine getirmek için cihat edenlerle beraberdir.

Scroll to Top