Beled Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

20

Mushaf (Kuran) Sırası

90

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

35

Sure Hakkında Bilgi

90
BELED SURESİ
GİRİŞ
Adı: Birinci ayet’teki “beled” kelimesi sureye isim olmuştur.
Nüzul zamanı: İçeriği ve üslubu, Mekke döneminin başlangıcında nazil olan surelere
benzemektedir. Ama surenin içindeki bir işaret, bu sürenin nüzul zamanının, Mekkeli
kafirlerin Rasulüllah’a düşman kesilerek O’na karşı her türlü zulmü ve haksızlığı reva
gördükleri döneme denk düştüğünü göstermektedir.
Konu: Bu surede geniş bir konuya kısa kısa cümlelerle, özet olarak değinilmiş ve konu
toparlanmıştır. Bu da Kur’an-ı Kerim’in icazıdır ki hakkında koca bir kitap yazılabilecek
büyük bir konu, bu küçük surede kısa kısa cümlelerle ve müessir ifadeyle beyan edilmiştir.
Surenin konusu, insanın dünyadaki yerini anlatmak ve aynı zamanda Allah’ın insan için iki
yol olarak saadet ve şekaveti açık bıraktığını belirtmektedir. İnsana, bu iki yolu görmek ve
takip etmek imkanı da yaratılmıştır. Saadet yolunu takip ederek güzel bir sona varmak
veya şekavet ederek kötü sona ulaşmak insanın gayretine bağlıdır.
Önce Mekke şehrine ve onun içinde bulunan Rasulullah’ın üzerindeki musibetlere yemin
edilerek, Rasulullah nazarında bütün Ademoğlu’nun vaziyeti; dünyanın insan için bir
dinlenme yeri olmadığına delil olarak ileri sürülmüştür. İnsan bu dünyaya meşakkat içinde
gelmiştir. Aynı konuyla ilgili olan Necm Suresinin 39. ayeti ile birleştirecek olursak,
insanın istikbalinin, bu dünyadaki çalışmasına ve meşakkatine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
Bundan sonra insanın yanlış düşüncesi olan “bu dünyada sadece insanın varlığı vardır ve
ondan üstün güç yoktur. İnsandan hesap da sorulmayacaktır” inancı düzeltilmektedir.
Daha sonra, insanın pek çok cahiliye tasavvurlarından biri olan, bu dünyada büyüklük ve
fazîlet için ne gibi yanlış ölçüler kabul edildiği misal olarak ileri sürülmüştür. Bazı şahislar
büyüklük için gösteriş olarak yığınlarca mal sarfeder. İsraf ettiği mal ile kibirlenir, halk
da ona özenir. Halbuki onu gözeten Zat, kazandığı malı hangi yol ile kazandığını, ne niyetle
ve hangi maksatla sarfettiğini gözetlemektedir.
Bundan sonra Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: Biz insana ilmî vasıtalar ve düşünme yeteneği
vererek onun önünde iyi ve kötü olmak üzere iki yol açtık. Bir yol onu ahlâkî alçaklığa
götürür ve onu izlemek için hiçbir gayrete de ihtiyacı yoktur. Tersine nefsini dünyevi
lezzetlere bırakması yeterlidir. İkinci yol ise ahlâkî yüksekliğe ulaştırır. Bu yoldaki zor
geçitlerden geçebilmesi için kendi nefsine cebretmesi gerekir. İnsan, zaafı nedeniyle bu
zor geçitten geçmek yerine, aşağı düşmeyi tercih eder.
Sonra Allah, o zor geçidin ne olduğunu açıklamaktadır. Bu geçit, insanın oradan geçerek
yükselebileceği yoldur. O zor geçit: İnsanın gösteriş, kibir ve riya için mal sarfetmeyi
bırakarak; malı yetimlere, miskinlere yardım için sarfetmektir. Allah’a ve onun dinine iman
ederek iman edenler topluluğuna katılmaktır. Böyle insanlardan oluşan bir cemiyet
kurulmalı ve mensupları birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeli, insanlara merhamet
göstermelidirler. Bu yolda yürüyenler Allah’ın rahmetine layık olurlar. Tersine öbür yolu
izleyenlerin sonu ise, içinden çıkış yolu bulunmayan cehennem ateşidir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1. Hayır.​​ Asla bu Kur’an’ın yalanı ve yanlışı yoktur.​​ Ey Peygamber​​ Kâbe’ye,​​ ​​ Bu beldeye​​ İbrahim Peygamberin​​ başlattığı tevhid mücadelesinin, Son Elçiyle yeniden filizlenip yeşerdiği bu topraklara ve​​ bu beldede yaşanan zorluklara​​ yemin ederim​​ ki müşrikler azıtıyor ve hadlerini aşıyorlar.

2. Ey Resûlüm! Son ve bütün insanlara gönderilen bir Peygamber olarak​​ sen​​ de​​ bu beldede oturmaktasın.​​ Bu şehirde oturmak meşru hakkın iken, onlar seni öldürmek istiyorlar. Harem Bölgesine sığınan katillere, hırsızlara bile dokunulmazken, senin kanını helâl gören ve müminleri en ağır baskı ve işkencelere maruz bırakan bu şehir şahit olsun.

3. Geçmişten bugüne, bu beldede doğan büyüyen ve senin gibi tevhit mücadelesi veren her anne​​ Babaya​​ insanlığın ilk atası olan Âdem​​ ve ondan üreyip doğan​​ Ademoğulları​​ da şahit olsun ki;​​ 

4. Biz​​ bu imtihan dünyasında​​ insanı birçok acılar, sıkıntılar ve​​ zorluklar​​ içinde​​ ve​​ karşılaşacağı zorluklara, sıkıntılara dayanabilecek güçte ve kapasitede​​ yarattık.​​ Hâlâ çoğu akledip anlamıyorlar.

5. Kendisine verdiğimiz gücü ve imkânları nerede ve nasıl kullanması gerektiğini bildirmemize rağmen​​ Kendini kendine yeter gören​​ O​​ nankör​​ insan, soyuna malına mülküne güvenerek​​ hiç kimsenin​​ kendisinin üzerinde hak sahibi olmadığını,​​ kendine güç​​ yetiremeyeceğini,​​ hesap soramayacağını ve yaptıklarının görülüp bilinmediğini​​ mi sanıyor?​​ Kuvvetine güvenerek azaptan kurtulacağını mı umuyor?​​ İnsanlardan kimi var ki kimse bana güç yetiremez diye inanır. Eline güç geçirdiğinde her türlü haksızlığı yapar. Yalanın her türlüsünü söyler. Çıkarları için insanları kandırır.

6Zevk, eğlence ve gösteriş uğruna malını mülkünü israf etmekle övünerek,​​ kendi yandaşlarına şirin görünme adına,​​ ben​​ şu kadar servet sahibiyim, Muhammed'e düşmanlık yığınla​​ yığınla mal harcadım diyor,​​ malı mülkü ile övünüp duruyor.​​ 

7. Peki​​ O​​ bu​​ Zulüm ve haksızlıkları​​ yaparken​​ kendini hiç kimsenin​​ görmediğini​​ ve emanet olarak verilen o nimetlerden dolayı​​ Allah’a​​ hesap vermeyeceğini​​ mi sanıyor.​​ 

8. Bir düşünsün bakalım.​​ Biz ona​​ kâinatta yaratılan her şeyin üzerindeki tevhid delillerini görsün diye​​ iki göz vermedik mi​​ ki onunla görebiliyor. Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?​​ 

9. Doğru ile yanlış olanı görüp, düşünüp, anlayıp anlatsın​​ diye​​ Bir dil ve iki dudak​​ vermedik mi, onlarla konuşup yiyebiliyor? Ki o dil hayvanlarda da var, onu kullanarak öterler, birbirleri ile konuşurlar, onlar bundan sorumlu değildirler, hesaba çekilmezler. Fakat insan öyle değildir, söylediği sözlerden ömür boyu sorumludur. O kâfir de insanları Allah yolundan alıkoymak için sarf ettiği her sözünün hesabını Rabbinin huzurunda​​ elbette verecektir. Ki o iki dudak hayvanlarda da var, yeryüzünde diledikleri her şeyi yemekte serbesttirler. Fakat insanlar için rızıklar, helal, haram olmak üzere kısıtlanmıştır. Müminler Rablerinin yasaklarına uyarak haram olan şeylerden tiksinirler, oysa Rablerinin ayetlerini yalan sayanlar haram yemekte sakınca görmezler.

10. Ona​​ doğru ile yanlışı​​ birbirinden ayırt etme yeteneği bahşederek ve hakikati apaçık ortaya koyan ayetler göndererek, cennete ve cehenneme giden​​ iki yol gösterdik.​​ Doğru yolun neler kazandıracağını, yanlış yolun neler kaybettireceğini vahiy ve peygamber göndererek haber verdik.​​ Ve bunların arasında tercihinde serbest bıraktık.​​ Biz ona yaratılış sebebinin Allah’ın âyetleriyle belirtilen bir hayat yaşamak olduğunu, bundan başka bir yol tutması halindeyse azabımızı hak edeceğini bildirmiştik.

11. Fakat​​ peygamberler ve kitaplarla bildirip davet ettiğimiz hayatı yaşamak için​​ kendisini yüce makamlara iletecek olan​​ önündeki​​ o sarp yokuşu​​ yani Akabe’yi​​ aşmak için​​ hiçbir​​ girişimde bulunmadı.​​ Hedefe kavuşmak için bedel ödemeyi göze alamadı.​​ Kolaycı ve sabırsız insan çetin işe katlanamadı; kolaycılığa ve ucuz kahramanlığa kapıldı.​​ (Akabe: engin bir vadiden yüksek bir dağa doğru çıkan sarp yokuş demektir.) ​​ 

12. Peki​​ Sen sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?​​ Sarp yokuşun ne olduğunu bildiren Allah’tır.​​ Anlatayım mı?

13. Adı Akabe olan bu sarp yokuş; nefse zor gelen her şeyin sembol ismidir.​​ O sarp yokuş,​​ Bir köle azad etmektir,​​ insanı kölelikten kurtarmaktır.​​ Bu sarp yokuşlardan sadece bir tanesidir. Asıl sarp yokuş; kişinin başta kendi nefsi olmak üzere, mala mülke, servete, şöhrete, makama, kul köle olmuş nefisleri özgürlüğüne kavuşturmaktır.​​ Güçlülerin kurduğu kölelik düzenini yıkmaktır. Servet, güç, makam, şöhret ve benzeri yüzlerce varlığın kulu kölesi olan insanları bir tek Allah’a kulluğa çağırarak, insanları boyunduruklardan kurtarmaktır.

14. Yahut açlığın​​ kıtlığın​​ olduğu bir günde​​ fakir ve sahipsiz kimselerin​​ ihtiyaçlarını gidermek,​​ muhtaç olanların karnını​​ doyurmaktır. İnsanları aç bırakan düzeni yıkıp yerine hakkı adaleti hâkim kılmaktır.

15. Yakınlığı olan​​ veya olmayan​​ bir yetime​​ ve darda olan yakınına el uzatmaktır. O’nu koruyup kollamak, O’na bütün haklarını vererek en güzel şekilde yetiştirmektir.

16. Yahut​​ dünyanın neresinde olursa olsun ırk, din, dil, cinsiyet farkı gözetmeksizin​​ acizlik ve çaresizlik içinde​​ sürünen​​ perişan​​ bir yoksula​​ yardım edip​​ elinden tutarak kalkındırmaktır. Hiçbir şeyi olmayan yoksullara sahip çıkıp onları koruyup kollamaktır. Toplumdaki ekonomik sınıfları ortadan kaldırıp zengin yoksul arasında farkı ortadan kaldıran düzeni kurmaktır.

17. Bütün bunları yaptıktan​​ Sonra​​ sarp yokuşu ve zorlu imtihanları kazanmak için;​​ her devirde​​ iman edip, birbirlerine sabır tavsiye edenlerden,​​ Allah yolunda gayretli olmaya davet edenlerden​​ ve​​ birbirlerine​​ adale şefkat​​ ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.​​ Allah’a inananlar olarak iyiliği, merhameti, paylaşmayı tavsiye etmek, toplumsal adaleti, toplumsal eşitliği sağlamak için mücadele vermektir. Önüne çıkan engellere karşı azimle kararlılıkla yürümektir. Kinden nefretten intikamdan uzak kalarak affı, barışı, huzuru, esenliği, sevgiyi, saygıyı öne çıkarmaktır.

18.​​ İşte​​ bunun gibi başarılması gereken çetin imtihanları kazananlar​​ amellerini imanlarına şahit kılanlar,​​ Allah'ın emirleri doğrultusunda yaşayarak âhiret mutluluğuna erenler,​​ kitaplarını sağından alacak olanlardır.​​ İmtihanda başarılı olup​​ amel defterleri sağ taraflarından verilerek ödüllendirileceklerdir. Onlar Ashab-ı Meymene,​​ adı verilen kutlu ve mutlu tarafın adamlarıdır. Ey insan! İşte önünde iki yol. Birincisi kendinden fedakârlık yaparak zorlu yolu seçmektir. İkinci yol bencil, çıkarcı bir yaşam sürmektir.

19. O Gün​​ Davet edildikleri hayat nizamından yüz çevirip​​ o Sarp Yokuşu aşamayanlar ve​​ Ayetlerimizi inkâr edenler​​ ise​​ Ashab-ı Meşe’me olup, yığınla mal harcamış” olsalar bile,​​ kendilerine de başkalarına da faydası olmadığı için​​ amel defterleri sol taraflarından verilecek​​ ve ebediyen cehennem azabına mahkûm edilecek kimselerdir.

20. Onların üzerlerine​​ etrafı yüksek sütunlarla çevrili ve​​ kapıları​​ üzerlerine​​ kilitlenmiş​​ nefes aldırmayan korkunç​​ bir ateş vardır.​​ Onlar​​ cehennemin ateş odalarına atılacaklardır.

 

1-4

MEAL

1. Hayır. Bu beldeye yemin ederim.

2. Ki sen bu beldede oturmaktasın.

3. Babaya ve (ondan üreyip) doğana da (yemin ederim),

4. Andolsun ki, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.

MUSTAFA ÇEVİK

1-4 Ey Peygamber! Senin içinde yaşadığın şehre ve orada Kâbe’yi inşa eden İbrahim ve oğluna andolsun ki, Biz insanı karşılaşacağı zorluklara, sıkıntılara dayanabilecek güçte ve kapasitede yarattık.

MEAL AÇIKLAMASI

1. Hayır. Asla bu Kur’an’ın yalanı ve yanlışı yoktur! Ey Peygamber Bu beldeye Kâbe’ye, İbrahim Peygamberin başlattığı tevhid mücadelesinin, Son Elçiyle yeniden filizlenip yeşerdiği bu bereketli topraklara ve bu beldede yaşanan zorluklara yemin ederim ki müşrikler azıtıyor ve hadlerini aşıyorlar.

2. Ey Resûlüm! Son ve bütün insanlara gönderilen bir Peygamber olarak sen de bu beldede oturmaktasın. Bu şehirde oturmak meşru hakkın iken, onlar seni öldürmeyi mübah sayıyorlar. Harem Bölgesine sığınan katillere, hırsızlara bile dokunulmazken, senin kanını helâl gören ve müminleri en ağır baskı ve işkencelere maruz bırakan bu şehre Ant olsun.

3. Geçmişten bugüne, bu beldede doğan büyüyen ve senin gibi tevhit mücadelesi veren her anne Babaya insanlığın ilk atası olan Âdem ve ondan üreyip doğan nesiller, Ademoğulları da şahit olsun ki; 4. Biz bu imtihan dünyasında insanı birçok acılar, sıkıntılar ve zorluklar içinde karşılaşacağı zorluklara, sıkıntılara dayanabilecek güçte ve kapasitede ve bunların üstesinden gelebilecek bir donanımda yarattık. Hâlâ çoğu akledip anlamıyorlar.

5-7

MEAL

5. O hiç kimsenin kendine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

6. “Ben yığınla mal tükettim” diyor.

7. O kendini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor.

MUSTAFA ÇEVİK

5-7 Kendisine bahşettiğimiz gücü ve imkânları nerede ve nasıl kullanması gerektiğini bildirmemize rağmen, nankör insan hiç kimsenin kendisinin üzerinde hak sahibi olmadığını, kendisine güç yetiremeyeceğini, hesap soramayacağını ve yaptıklarının görülüp bilinmediğini sanıyor; “Ben şu kadar servet sahibiyim, şu kadar da tükettim” diyerek malı mülkü ile övünüp duruyor.

MEAL AÇIKLAMASI

5. Kendisine bahşettiğimiz gücü ve imkânları nerede ve nasıl kullanması gerektiğini bildirmemize rağmen O Kendini kendine yeter gören nankör insan, soyuna sopuna, malına mülküne güvenerek hiç kimsenin kendisinin üzerinde hak sahibi olmadığını, kendine güç yetiremeyeceğini, hesap soramayacağını ve yaptıklarının görülüp bilinmediğini mi sanıyor? Kuvvetine güvenerek cehenneme atılsa bile zebanileri bertaraf edip, azaptan kurtulacağını mı umuyor? İnsanlardan kimi var ki kimse bana güç yetiremez diye inanır. Eline güç geçirdiğinde her türlü haksızlığı yapar. Yalanın her türlüsünü söyler. Çıkarları için insanları kandırır.

6Zevk, eğlence ve gösteriş uğruna malını mülkünü israf etmekle övünerek, Kimi zaman zevk, eğlence ve gösteriş için harcadığı parayı kastederek, kimi zaman da kendi yandaşlarına şirin görünme adına, batıl davası için yaptığı masrafları kastederek ben şu kadar servet sahibiyim, Muhammed’e düşmanlık uğrunda yığınla mal tükettim diyor, malı mülkü ile övünüp duruyor.7. Peki O bu Zulüm ve haksızlıkları yaparken kendini hiç kimsenin Allah’ın görmediğini ve emanet olarak verilen o nimetlerden dolayı hesap vermeyeceğini mi sanıyor.

8-11

MEAL

8. Biz ona iki göz vermedik mi?

9. Bir dil ve iki dudak?

10. Ona iki de yol gösterdik.

11. Fakat o sarp yokuşu aşmaya girişmedi.

MUSTAFA ÇEVİK

8-11 Hâlbuki Biz ona iki göz, bir dil, iki de dudak vermiştik, doğru ile yanlış olanı görüp, düşünüp, anlayıp anlatsın diye. Ve Biz ona yaratılış sebebinin Allah’ın âyetleriyle belirtilen bir hayat yaşamak olduğunu, bundan başka bir yol tutması halindeyse azabımızı hak edeceğini bildirmiştik. Fakat birçok insan, peygamberler ve kitaplarla bildirip davet ettiğimiz hayatı yaşamak için önündeki sarp yokuşa tırmanıp, hedefe kavuşmak için bedel ödemeyi göze alamadı.

MEAL AÇIKLAMASI

8. Bir düşünsün bakalım. Biz ona kâinatta yaratılan her şeyin üzerindeki tevhid delillerini görsün diye iki göz vermedik mi ki onunla görebiliyor. Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi? Yaratılanla, Yaratan arasında bağlantı kursun diye akıl, Yaratanı, yaratılan her şeyden daha fazla sevsin diye kalp vermedik mi?

9. Doğru ile yanlış olanı görüp, düşünüp, anlayıp anlatsın ve Gördüğü inandığı hakikatlere şahitlik etsin diye Bir dil ve iki dudak vermedik mi, onlarla konuşup yiyebiliyor? Ki o dil hayvanlarda da var, onu kullanarak öterler, birbirleri ile konuşurlar, onlar bundan sorumlu değildirler, hesaba çekilmezler. Fakat insan öyle değildir, söylediği sözlerden ömrü boyu sorumludur. O kâfir de halkı Allah yolundan alıkoymak için sarf ettiği her sözünün hesabını Rabbinin huzurunda elbette verecektir. Ki o iki dudak hayvanlarda da var, yeryüzünde diledikleri her şeyi yemekte serbesttirler. Fakat insanlar için rızıklar -helal, haram olmak üzere- kısıtlanmıştır. Müminler Rablerinin yasaklarına uyarak haram olan şeylerden tiksinirler, oysa Rablerinin ayetlerini yalan sayanlar harama ağız açmakta sakınca görmezler.

10. Ona doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme yeteneği bahşederek ve hakikati apaçık ortaya koyan ayetler göndererek, cennete ve cehenneme giden iki de yol iki hedef gösterdik. Doğru yolun neler kazandıracağını, yanlış yolun neler kaybettireceğini vahiy ve peygamber göndererek haber verdik. Ve bunların arasında tercihinde serbest bıraktık. Biz ona yaratılış sebebinin Allah’ın âyetleriyle belirtilen bir hayat yaşamak olduğunu, bundan başka bir yol tutması halindeyse azabımızı hak edeceğini bildirmiştik.

11. Fakat o insan doğasında var olan, kolayı zora, peşini sonra verilecek olana tercih etme meylinin bir sonucu olarak önünde zorluk ve zahmet arkasında rahmet olan, peygamberler ve kitaplarla bildirip davet ettiğimiz hayatı yaşamak için kendisini yüce makamlara iletecek olan önündeki sarp yokuşu yani Akabe’yi aşmak için hiçbir girişimde bulunmadı, hedefe kavuşmak için bedel ödemeyi göze alamadı. Kolaycı ve sabırsız insan çetin işe katlanamadı; kolaycılığa ve ucuz kahramanlığa kapıldı. (Akabe: engin bir vadiden yüksek bir dağa doğru çıkan sarp yokuş demektir. İktihâm ise, hız ve baskı ile bir şeye atılmak, saldırmak, kahramanlıkla hücum etmektir.)

12-18

MEAL

12. Sen sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?

13. Bir köle azad etmektir.

14. Yahut açlığın olduğu bir günde doyurmaktır:

15. Yakınlığı olan bir yetimi,

16. Yahut toprakta sürünen bir yoksulu.

17. Sonra iman edip, birbirlerine sabır tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhamet tavsiye edenlerden olmak.

18. İşte onlar sağ ashabıdırlar.

MUSTAFA ÇEVİK

12-18 Sarp yokuşun ne olduğunu bildiren Allah’tır. O sarp yokuş, insanı kölelikten kurtarmak, muhtaç olanın karnını doyurmak, ihtiyaçlarını gidermektir. Yetime ve darda olan yakınına el uzatmak, onları sahiplenmek, sonra da iman edenler olarak insanları merhametli, sabırlı ve Allah yolunda gayretli olmaya davet etmektir. İşte böyleleri, imtihanda başarılı olup amel defterleri sağ taraflarından verilerek ödüllendirilecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

12. Peki Sen sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin? Sarp yokuşun ne olduğunu bildiren Allah’tır Anlatayım mı?

13. Adı Akabe olan bu sarp yokuş; nefse zor gelen her şeyin sembol ismidir. O sarp yokuş, Bir köle azad etmektir, insanı kölelikten kurtarmaktır. Bu sarp yokuşlardan sadece bir tanesidir. Asıl sarp yokuş; kişinin başta kendi nefsi olmak üzere, mala mülke, servete, şöhrete, makama, mansıba, zevke, keyfe kul köle olmuş nefisleri özgürlüğüne kavuşturmaktır. Güçlülerin kurduğu kölelik düzenini yıkmaktır. Köleleri özgürlüklerine kavuşturarak; insanın boynuna geçirilmiş sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik… her türlü tutsaklık ve sömürü zincirlerini kırıp atarak; servet, güç, makam, şöhret ve benzeri yüzlerce varlığın kulu kölesi olan insanları bir tek Allah’a kulluğa çağırarak, insanları boyunduruklardan kurtarmaktır.

14. Yahut açlığın kıtlığın olduğu bir günde fakir ve sahipsiz kimselerin ihtiyaçlarını gidermek, muhtaç olanların karnını doyurmaktır. İnsanları aç bırakan düzeni yıkıp yerine hakkı adaleti hâkim kılmaktır.

15. Yakınlığı olan veya olmayan bir yetime ve darda olan yakınına el uzatmaktır. O’nu koruyup kollamak, O’na bütün haklarını vererek en güzel şekilde yetiştirmektir.

16. Yahut dünyanın neresinde olursa olsun ırk, din, dil, cinsiyet farkı gözetmeksizin acizlik ve çaresizlik içinde toprakta sürünen perişan bir yoksula yardım edip elinden tutarak kalkındırmaktır. Hiçbir şeyi olmayan yoksullara sahip çıkıp onları koruyup kollamaktır. Toplumdaki ekonomik sınıfları ortadan kaldırıp zengin yoksul arasında farkı ortadan kaldıran düzeni kurmaktır.

17. Bütün bunları yaptıktan Sonra sarp yokuşu ve zorlu imtihanları kazanmak için; her devirde iman edip, birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, Allah yolunda gayretli olmaya davet edenlerden, Kur’an’ın bütün hükümlerini gerekli ve geçerli görenlerden ve birbirlerine adalet ve şefkat ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. Allah’a inananlar olarak iyiliği, merhameti, paylaşmayı tavsiye etmek, toplumsal adaleti, toplumsal eşitliği sağlamak için mücadele vermektir. Önüne çıkan engellere karşı azimle kararlılıkla yürümektir. Kinden nefretten intikamdan uzak kalarak affı, barışı, huzuru, esenliği, sevgiyi, saygıyı öne çıkarmaktır.

18. Bunun gibi başarılması gereken çetin imtihanları kazananlar amellerini imanlarına şahit kılanlar işte bunlar: Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşayarak âhiret mutluluğuna erenler, kitaplarını sağından alacak olanlardır, onlar sağ ashabıdırlar. İmtihanda başarılı olup amel defterleri sağ taraflarından verilerek ödüllendirileceklerdir. Ashab-ı Meymene, adı verilen kutlu ve mutlu tarafın adamlarıdır. Ey insan! İşte önünde iki yol. Birincisi kendinden fedakârlık yaparak zorlu yolu seçmektir. İkinci yol bencil, çıkarcı bir yaşam sürmektir. İşte o sarp yokuşu seçenler, kitapları sağ tarafından verilenler, hesap günü yüzlerinin akıyla çıkanlar cennetle müjdelenmiştir.

19-20

MEAL

19. Ayetlerimizi inkar edenler ise, işte onlar da sol ashabıdırlar.

20. Onların üzerlerine kapıları kilitlenmiş bir ateş vardır.

MUSTAFA ÇEVİK

19-20 Davet edildikleri hayat nizamından yüz çevirenlerin ise amel defterleri sol taraflarından verilecek, etrafı yüksek sütunlarla çevrili ve kapıları üzerlerine kapatılmış cehennemin ateş odalarına atılacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

19. O Gün Davet edildikleri hayat nizamından yüz çevirip o Sarp Yokuşu aşamayanlar ve Ayetlerimizi inkâr edenler, ise, Ashab-ı Meşe’me olup, yığınla mal harcamış” olsalar bile, kendilerine de başkalarına da faydası olmadığı için amel defterleri sol taraflarından verilecek bedbahtlardır, işte onlar da sol ashabıdırlar ve ebediyen cehennem azabına mahkûm edilecek kimselerdir.

20. Onların üzerlerine etrafı yüksek sütunlarla çevrili ve kapıları üzerlerine kilitlenmiş nefes aldırmayan korkunç bir ateş vardır, onlar cehennemin ateş odalarına atılacaklardır.

Scroll to Top