Sure Hakkında
Ayet Sayısı
Mushaf (Kuran) Sırası
Nuzül (İniş)Yeri
Nüzül (İniş) Sırası
Sure Hakkında Bilgi
Açıklamalı Meal
1. Ey Peygamber! Tüm insanlara ve cinlere seslenerek de ki: Tanıyıp bilmediğimiz Cinlerden bir topluluğun beni Kur’an okurken gizlice dinleyip sonrada kendi toplumlarına giderek şöyle dedikleri bana Allah tarafından vahyedildi:” Biz bu gece insanı doğruya, yaratılışının amacına davet edip bütün ilâhî kitaplardaki esasları içeren harikulade ve olağanüstü güzellikte bir Kur’an dinledik.
2. O Kur’an kendisine kulak veren herkesi her konuda Hakka, doğru yola iletiyor. Bu yüzden ona inandık ve duyduklarımıza da iman ettik. Artık söz veriyoruz bundan böyle asla Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız ve O’ndan başkasını da ilah edinmeyeceğiz. Rabbimizin emirlerinden başkasına uymayacağız. Eğer uyarsak Allah’a ortak koşanlardan oluruz diye söz vermişlerdir.
3. Çünkü Kur’an’ı duyunca doğrusunu öğrendik ki Rabbimizin şanı büyüklüğü çok yücedir. İçimizdeki şeytan yandaşlarının uydurduğu gibi Rabbimiz, eş ve çocuk edinmemiştir. Demek ki, Allah’ın bir çocuk edindiğini iddia edenler Allah’a iftira ediyorlarmış.
4. Meğer aramızdaki bilgili görünüp de beyinsizlerden olan İblis veya cinlerin kafirleri, yıllarca bizi kandırmışlar ve Allah hakkında ipe sapa gelmez saçma sapan gerçek dışı sözler söylüyormuş. Ama şimdi dinlediğimiz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş.
5. Oysa biz de çok safmışız, insanların ve cinlerin, Allah’a karşı bu kadar pervasızca ve bile bile yalan söyleyeceklerine ve iftira atacaklarına inanmazdık. Allah hakkında bizi kandırmayacaklarını sanıyorduk. Biz bilmediğimiz tanımadığımız bütün insanların da aynı şekilde, insanları kandırmayacaklarına inanıyorduk. Bu nedenle insanlara güvendik. Onların sözlerine uyarak peşlerinden gitmiştik. Hâlbuki onlar bize yalan söylemişler. Onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk ama şimdi dinlediğiniz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş.
6. Maalesef dünya menfaatleri peşinde koşan bazı insanlar, korktukları zaman, Allah’a sığınmaları gerekirken cinlere ve onların yardımlarına sığınırlardı. Onlardan birtakım bilgiler alıp başkalarına üstünlük taslarlardı ve böylece cinlerin şımarıklığını ve azgınlıklarını artırırlardı. Bizlere bundan önce bir kısım insanların yaratılışları farklı, görünmez yaratıklardan olan cinlerle temas halinde oldukları söylenmiş, onlardan gayba dair haberler alabilecekleri bildirilmiş ve yardımlarına sığınılabileceği öğretilmişti. İnsanların kendilerine sığındığı o cinler, haddi aşarak, “İnsanların da cinlerin de efendisi biziz” diyorlardı.
7. Önceleri, cinler de sizin bir zamanlar sandığınız gibi, Allah’ın insan ve cinlerin hayatına hiçbir zaman müdahale etmeyeceğini, dolayısıyla hiç kimseyi peygamber olarak göndermeyeceğini öldükten sonra ahirette hesaba çekmek üzere tekrar diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Şayet Allah, Hz. Muhammed’i peygamber olarak gönderip bu gerçekleri bildirmese yine de öğrenemeyecektik.
8. Kuşkusuz biz cinler, meleklerin sözünü dinlemek için göğe ulaşmak istedik ve gökyüzünden medet umduk. Fakat onu meleklerden oluşan çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla, yıldızlardan kopan ateşten alevlerle korunmuş bulduk. İşte, bunu görünce yeryüzünde tarihin akışını değiştirecek bir olayın gerçekleştiğini anladık. İnsanlardan bazıları göklerden bilgi alabileceklerine inanıyor. Bu tür palavralarla insanları kandırıyorlardı. Onlara bakarak biz de göklerden bilgi almak için uğraştık. Gördük ki göklerden bilgi almak mümkün değil. Çünkü göklerin kuvvetli bekçileri var. Oraya ulaşmamız mümkün değil. Gökler Rabbimiz tarafından koruma altına alınmış.
9. Hâlbuki biz, daha önce gökyüzünün bazı yerlerine çıkardık. Sonra gizli gayb haberlerini ve melekler arasında geçen konuşmaları dinlemek için ve oradan aldığımız bilgileri de yerdeki kâhinlerle, falcılarla, sihirbazlarla paylaşmak üzere uygun yerlere otururduk. Yıldızları inceler geleceğimizi okumak isterdik. Orada işittiğimiz bazı bilgi kırıntılarını bire yüz katarak gelip kahinlere, falcılara haber verirdik. Fakat şimdi Son Elçinin gönderilmesinden sonra, bizden kim göğe çıkıp melekleri dinlemeye ve bilgi hırsızlığı yapmaya kalksa, karşısında kendisini helâk etmek üzere gözetleyen yıldızlardan kopan alev topu, parlak bir yakıcı ateş bulur ve kovulur. Şimdi oralardan haberler alınmasının mümkün olmadığını, dahası buna inananların peşlerini cehennem ateşinin bırakmayacağını da öğrendik. Anladık ki bilgilerimizi inançlarımızı boş şeylerle doldurmuşuz. İşte bu Kur’an’ın âyetleri böylesi asılsız, karanlık inançları ışığıyla yok ediyor.
10. Doğrusu bunun sebebini hikmetini bilmiyoruz bununla yani gökyüzünün böyle sıkı denetim altına alınmasıyla yeryüzündekilere kötülük mü yapılmak istendi, yoksa Rabbimiz peygamber göndererek onları doğru yola iletmeyi mi diledi? Meraklarımızı insanların hayrına olan şeyler için mi kullanalım, yoksa insanların kötülüğüne mi kullanalım? Bu imtihanı geçemedik. Bu sorunun gerçeğini bilmeden hareket ediyormuşuz. Kur’an’ı dinleyinceye kadar yeryüzünde böyle yaşamakta olanlar için Rabbimizin neyi murad ettiğini, hükmünün ne olacağını da bilmiyorduk.
11. Fakat ikinci ihtimal daha yakın görünüyor. Çünkü biz cinler hepimiz aynı değiliz; Bize gelince, içimizde doğru ve hayırdan yana yaşamak arzusunda olan dürüst, erdemli ve iyi olanlar da var, dünyevi çıkarlarını her şeyin üstünde tutup doğru yanlış demeden ona uyan başka türlü olan zalimler de var. Biz de insanlar gibi farklı görüş ve inançlara sahip ihtilaflı, gruplara ayrıldık. Bu da gösteriyor ki, bizim de Allah’ın yol göstericiliğine şiddetle ihtiyacımız var.
12. Yeryüzüne dair elde ettiğimiz bilgileri Allah’ı inkâr etmek için kullandık. Edindiğimiz bilgilerle gökyüzüne yöneldik. Gökyüzünden elde edebileceğimizi düşündüğümüz bilgilerle Allah’ı aciz bırakacağımızı sandık. Sanki göklere ulaşırsak Allah’ın bize yeryüzünde yüklediği görevlerden, sorumluluklardan kurtulabileceğiz. Artık dinlediğimiz Kur’an sayesinde şunu çok iyi anladık. Biz cinler, ne kadar güçlü olursak olalım şüphesiz, Allah’ın iradesini asla engelleyemeceğimizi, gücüne karşı koyamayacağımızı Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, Allah’ın belirlediği sınırların dışına çıkıp, evrenin başka bir yerine başka yere kaçmak suretiyle de O’nun elinden, azabından hiçbir şekilde kurtulamayacağımızı, koyduğu kanunların dışına çıkarak yakamızı kurtaramayacağımızı anlamış olduk. Anladık ki Allah’ın verdiği özelliklerle Allah’ın verdiği yetilerle bilgi sahibi oluyoruz. Biz Allah’ın verdikleriyle Allah’ı yüceltip yasalarına uyacağımıza, şımarıp azgınlaştık.
13. İşte siz de şâhit olun; Biz, yol gösteren Kur’an’ın dâvetini dinleyip işitince bütün saçma düşünce ve inançlardan vazgeçerek tüm kalbimizle ona iman ettik. Çünkü biliyoruz ki, kim Rabbine ve özellikle de O’nun adaletine güvenip iman ederse ne haksızlığa uğratılmaktan ne de Allah’ın izni olmadan kendisine kötülük edilmesinden korkmaz. Zira Allah daima adildir. Asla zulmedici değildir.
14. Kuşkusuz içimizde insanlar arasında olduğu gibi dinlediğimiz Kur’an ile davet edildiğine iman edip Rabbine teslim olan müslümanlar da var. Daveti kabul etmeyip haddini aşan, Allah’a isyan yolunu seçip müşrik kalmakta direnen ve doğru yoldan sapanlar da var. Ama her kim Allah’a yürekten boyun eğip Allah’a teslimiyet yolunu seçerek müslüman olursa işte onlar huzurlu, aydınlık ve doğru yolu bulanlardır.
15. İnkâra ve isyana yönelip Hak yoldan sapanlara, Allah’ın hükümlerinde haksızlık yapıp kendilerine yazık edenlere ve zulmedenlere gelince; onlar tevbe edip doğru olana dönmezlerse, ancak cehenneme odun olurlar.
16. Şayet o insanlar ve cinler davet edildikleri Allah merkezli hayatı yaşamaya yönelir ve iman edip hak yolda dosdoğru giderlerse, onlara bulutlar vasıtasıyla bol bol yağmur yağdırırız ve bereketli bir rızık ve nimet veririz.
17. Fakat şunu da iyi bilin ki Bu yağmurla rızıklarını bollaştırmamız onları, bu nimetlerle imtihan etmek içindi. Kim Rabbini anmaktan ve Kur’an ile davet edildiğinden yüz çevirirse, dünyanın lüks ve refahına dalarsa Rabbi onu, şiddeti gittikçe artan çetin bir azaba sürükler. Unutmayın ki kim bir iş yaparken Rabbini aklına getirmez, Rabbini aklına getirse bile emirlerimize karşı gelirse, onu çetin bir azaba sokarız.
18. Allah’a ibadet maksadıyla yaptığınız mescitler ve oralarda yapılan tüm ibadetler sadece Allah’a mahsustur ve yalnızca O’na ibadet amacıyla yapılmışlardır. Öyleyse, mescitlerde ve başka yerlerde Allah ile beraber Rabler ve ilahlar edinerek yardım talep etmeyin, onlara sığınıp dua ve ibadet etmeyin ve hiç kimseye yalvarmayın. Eğer mescitlerde Allah’tan başkasına yalvararak dua ederseniz, onların koruyup kurtarması için yalvarırsanız; apaçık bir şirkin içine girmiş olursunuz. Şüphesiz sizi koruyacak, sizi kurtaracak, size yardım edecek sadece Allah’tır.
19. Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu olan Muhammed kalkıp O’na yalvarınca müşrikler hemen Peygamberin etrafını telaşla kuşatıp üzerine üşüşerek kalabalıktan nerdeyse birbirini ezeceklerdi. Bütün müşrikler ve münafık kimseler de Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleniyorlardı. İnkâr edenler; sizin Allah’tan başkasının emirlerini dinlemeyeceğinizi, Allah’tan başka varlıklara yalvarmayacağınızı işittiklerinde, sinirlerinden keçe gibi kaskatı kalırlar. Onlar ister ki; yolundan gittikleri, yasalarına uydukları ve böylece ilahlaştırdıkları insanların arkasından gidin. Hatta onlar ölmüş olsa bile onlardan medet umun. Ey kurtarıcımız, ey koruyucumuz, bizi kurtar, bizi koru, bize yardım et deyin! Onlar böyle ister. Taptıkları insanlara sizin de tapmanızı isterler.
20. Resûlüm! Haddi aşarak, seni bâtıl inançlarına çağıran o müşriklere de ki: Baskılar beni yıldıramaz. Ne yaparsanız yapın, “Ben yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinip hiçbir şeyi ilâhlık makamına yüceltmem ve yalnızca Rabbime ibadet edip yalvarırım. O’ndan yardım dilerim O’na dua edip sığınırım. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, hiç kimseyi O’na ortak koşmam, başka otoriteleri kabul etmem.” Allah’tan başka kimsenin korumasını kabul etmem. Korunma yalvarma konusunda yaratılan varlıkları Allah’a ortak etmem. Ben asla benim gibi olan varlıkların korumasına girip onlardan bir şey istemem.
21. Eğer senden mucizeler isterlerse onlara de ki: “Ben de sadece sizin gibi bir insanım. Rabb’im izin vermediği sürece, size ne zarar ne de akıl ve fayda verme, sizi doğru yola götürme gücüne sahip değilim.” Görevim tebliğimi tamamlamaktır. Size akıl da verecek değilim. Sizler kendinizi çok akıllı görüyorsunuz? Benim dediklerimi anlayacak, anlayıp idrak edecek aklınız var. Buyurun akıl edip düşünün. Ben tek başıma olduğum halde size nasıl zarar verebilirim?”
22. Buna karşılık, eğer seninle inanç konusunda pazarlığa girişmeye kalkışırlarsa, o kâfirlere de ki: “Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinirsem ve tebliğ görevimi yapmayıp davama ihanet edecek olursam, hiç kimse hiçbir güç Allah’ın azabından beni kurtaramaz ve asla O’ndan başka sığınacak kimse bulamam.”
23. Benim yapabileceğim ve görevim sadece Allah’tan bana gelenleri örnek uygulama ve açıklamalarla size duyurmak, sizi yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamaya davet etmek ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Benim yapacağım bu kadar. O hâlde ey insanlar ve cinler, dinleyin: Artık kim Allah’a ve Elçisine isyan edip baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
24. Şimdi bırak, sizi az ve zayıf görüp küçümsemeye devam etsinler. Ama müşrik kalmakta inatla direnen ve küstahça kibirlenen zalimler, kendilerine vadedilen azabı ve kıyamet saatini gördükleri zaman, kimin yardımcılarının daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu, yardım beklediklerinin hiçbir işe yaramadıklarını, sayılarının da hiçbir anlamı olmadığını anlayacaklardır. Fakat o zaman da iş işten geçmiş olacak. Hesap günü dünyada güvendikleri, bize yardım edecekler diye inandıkları kimseler onların yanından kaçacaklar. Onlar bu gerçeği bizzat görecekler.
25. Ey Resûlüm bunun ne zaman gerçekleşeceğini soracak olurlarsa, onlara de ki: “Size söylenen uyarılıp tehdit edildiğiniz Kıyamet ve azap günü yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi belirlemiştir onu bilemem.” Bu gaybi bilgiler Allah katındadır.
26. Geleceği ve gizli olan Gaybı görülmez bilgi hazinesini bilen ancak Allah’tır. Gayb bilgisini kimseye bildirip göstermez. Bilinmeyenleri bilen Rabbimdir. Rabbim katındaki bilgilere kimseyi ortak etmez.
27. Ancak bilinmesi gereken kadarını Allah’ın dileyip razı olduğu ve seçtiği elçilere gösterir. Onlara gaybi bilgilerden bir kısmını ulaştırır Allah beşerin ihtiyacı olan gayb bilgisini onlara öğretmek için elçilerinden dilediğini seçer ve o elçiye dilediği kadar bildirir. Çünkü Allah Peygambere gaybı bildirirken, onu şeytanın dürtülerine ve ayartma girişimlerine karşı korumak için elçisinin önüne ve arkasına gözetleyici melekler koyar. Bu gözcüler, görev ihmâline yol açabilecek her türlü tehlikelere karşı Peygamberleri korurlar. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın elçilerine vahiy alırken hiçbir varlık zarar veremez. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler.
28. Allah, nebilerine de bazı gaybi bilgiler aktarır ki, Böylece Peygamber aldığı bilgilerin hayal veya vehim olmadığını, vahiy getiren meleklerin Rablerinin vahyini yani insanlara gönderilenleri kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını kat’î suretle bilsin. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler. Allah, onların her hâlini, yani iç dünyalarında, hayatlarında ve çevrelerinde olup biten bütün gelişmeleri sonsuz ilmiyle kuşatmış, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bir bir kaydetmiştir. İnsan ona göre davranmalıdır. Ben Allah’tan habersiz iş yapabilirim düşüncesine girmemelidir.
1-14
MEAL
1. De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz harikulade güzel bir Kur’an dinledik.
2. Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
3. Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.
4. Meğer aramızdaki beyinsizler (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
5. Biz insanların ve cinlerin, Allah’a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk)
,6. Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.
7. Onlar da sizin sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.
8. Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.
9. Hâlbuki biz, (daha önce) semânın bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi (bizden) kim (melekleri) dinlemeye kalksa, (karşısında) kendisini (helâk etmek üzere) gözetleyen bir şihâb (yıldızlardan kopan alev topu) bulur.
10. Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbimiz onları doğru yola mı iletmeyi diledi.
11. Bize gelince, içimizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz farklı gruplara ayrıldık.
12. Biz şüphesiz, Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de O’nun elinden hiçbir şekilde kurtulamayacağımızı anlamış durumdayız.
13. Biz, yol gösteren (Kur’an)ı işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse ne haksızlığa uğratılmaktan ne de kendisine kötülük edilmesinden korkmaz.
14. Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu bulanlardır.
MUSTAFA ÇEVİK
1-14 Ey Peygamber! De ki: Tanıyıp bilmediğimiz bir kısım kimselerin okunmakta olunan Kur’an’ı dinledikten sonra kendi toplumlarına gidip şöyle dedikleri bana vahyolundu. “Biz insanı doğruya, yaratılışının amacına davet eden olağanüstü güzellikte harikulade, bir Kur’an dinledik ve duyduklarımıza da iman ettik. Bundan böyle asla Rabbimize ortak koşmayacak ve O’ndan başkasını da ilah edinmeyeceğiz. İçimizdeki şeytan yandaşlarının uydurduğu gibi Rabbimiz ne bir eş ne de bir evlat edinmiştir. Rabbimizin şanı çok yücedir. Bizlere bundan önce bir kısım insanların yaratılışları farklı, görünmez yaratıklardan olan cinlerle temas halinde oldukları söylenmiş, onlardan gayba dair haberler alabilecekleri bildirilmiş ve yardımlarına sığınılabileceği öğretilmişti. Bizler, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalanlar uydurup iftiralar atacaklarına da inanmazdık, ama şimdi dinlediğiniz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş. Önceleri, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar dirilteceğine de inanmazdık. Şayet Allah, Hz. Muhammed’i peygamber olarak gönderip bu gerçekleri bildirmese yine de öğrenemeyecektik. Ayrıca daha önce inandırıldığımız gibi gökyüzünden medet umuyor, haberler bekliyorduk. Şimdi oralardan haberler alınmasının mümkün olmadığını, dahası buna inananların peşlerini cehennem ateşinin bırakmayacağını da öğrendik. İşte bu Kur’an’ın âyetleri böylesi asılsız, karanlık inançları ışığıyla yok ediyor. İçimizde doğrudan hayırdan yana yaşamak arzusunda olanlar olduğu gibi, dünyevi çıkarlarını her şeyin üstünde tutup doğru yanlış demeden ona uyan zalimler de var. Kur’an’ı dinleyinceye kadar yeryüzünde böyle yaşamakta olanlar için Rabbimizin neyi murad ettiğini, hükmünün ne olacağını da bilmiyorduk. Artık şunu çok iyi anladık ki Allah’ın belirlediği sınırların dışına çıkan hiç kimsenin, Allah’tan kaçıp kurtulması mümkün değildir. Biz, Kur’an’ı dinleyip gerçeği işitince duyduklarımıza iman ettik. Rabbine iman edip güvenen kimse, Allah’ın izni olmadan kendisine herhangi bir zarar verilmesinden ve haksızlığa uğratılmaktan korkmaz. İçimizde dinlediğimiz Kur’an ile davet edildiğine iman edip Rabbine teslim olanlar da, daveti kabul etmeyip müşrik kalmakta direnenler de var!”
MEAL AÇIKLAMASI
1. Ey Peygamber! Tüm insanlara ve cinlere seslenerek De ki: Tanıyıp bilmediğimiz Cinlerden bir topluluğun beni Kur’anı okurken gizlice dinleyip sonrada kendi toplumlarına giderek şöyle dedikleri bana Allah tarafından vahiy yolu ile bildirildi:” Biz insanı doğruya, yaratılışının amacına davet eden, bütün ilâhî kitaplardaki esasları içeren harikulade ve olağanüstü güzellikte bir Kur’an dinledik.
2. O Kur’an her konuda Hakka, Doğru yola iletiyor. Bu yüzden ona inandık ve duyduklarımıza da iman ettik. Artık bundan böyle asla Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız ve O’ndan başkasını da ilah edinmeyeceğiz. Hiçbir güce kayıtsız şartsız boyun eğmeyeceğiz, Rabbimizin emirlerinden başkasına uymayacağız. Eğer Rabbimizden başka varlıkların emirine uyarsak Allah’a ortak koşanlardan oluruz diye söz vermişlerdir.
3. Çünkü Kur’an’ı duyunca öğrendik ki, Doğrusu Rabbimizin şanı hâkimiyeti büyüklüğü çok yücedir. İçimizdeki şeytan yandaşlarının uydurduğu gibi O Rabbimiz, eş ve çocuk edinmemiştir. Demek ki, Allah’ın bir çocuk edindiğini iddia edenler Allah’a iftira ediyorlarmış.
4. Meğer aramızdaki beyinsizler den olan İblis veya cinlerin kafirleri, yıllarca bizi kandırmışlar ve Allah hakkında ipe sapa gelmez saçma sapan gerçek dışı sözler söylüyormuş. Ama şimdi dinlediğimiz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş.
5. Oysa Biz insanların ve cinlerin, Allah’a karşı bu kadar pervasızca ve bile bile yalan söyleyeceklerine ve iftira atacaklarına inanmazdık. Allah hakkında bizi kandırmayacaklarını sanıyorduk. Biz bilmediğimiz tanımadığımız bütün insanların da aynı şekilde, insanları kandırmayacaklarına inanıyorduk. Bu nedenle insanlara güvendik. Onların sözlerine uyarak peşlerinden gitmiştik. Hâlbuki onlar bize yalan söylemişler. Onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk ama şimdi dinlediğiniz Kur’an’dan öğrendik ki gerçek böyle değilmiş.
6. Maalesef dünya menfaatleri peşinde koşan bazı insanlar, korktukları zaman, Allah’a sığınmaları gerekirken cinlere ve onların yardımlarına sığınırlardı. Onlardan birtakım bilgiler alıp başkalarına üstünlük taslarlardı ve cinlerin şımarıklığını azgınlıklarını artırırlardı. Bizlere bundan önce bir kısım insanların yaratılışları farklı, görünmez yaratıklardan olan cinlerle temas halinde oldukları söylenmiş, onlardan gayba dair haberler alabilecekleri bildirilmiş ve yardımlarına sığınılabileceği öğretilmişti. İnsanların kendilerine sığındığı o cinler, haddi aşarak, “İnsanların da cinlerin de efendisi biziz” diyorlardı.
7. Önceleri, cinler de sizin bir zamanlar sandığınız gibi, Allah’ın insan ve cinlerin hayatına hiçbir zaman müdahale etmeyeceğini, dolayısıyla hiç kimseyi peygamber olarak göndermeyeceğini öldükten sonra ahirette hesaba çekmek üzere tekrar diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Şayet Allah, Hz. Muhammed’i peygamber olarak gönderip bu gerçekleri bildirmese yine de öğrenemeyecektik.
8. Kuşkusuz biz yani cinler topluluğu, meleklerin sözünü dinlemek için göğe ulaşmak istedik ve gökyüzünden medet umduk. Fakat onu meleklerden oluşan çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla, yıldızlardan kopan ateşten alevlerle korunmuş bulduk. İşte, bunu görünce yeryüzünde tarihin akışını değiştirecek bir olayın gerçekleştiğini anladık. İnsanlardan bazıları göklerden bilgi alabileceklerine inanıyor. Bu tür palavralarla insanları kandırıyorlardı. Onlara bakarak biz de göklerden bilgi almak için uğraştık. Gördük ki göklerden bilgi almak mümkün değil. Çünkü göklerin kuvvetli bekçileri var. Oraya ulaşmamız mümkün değil. Gökler Rabbimiz tarafından koruma altına alınmış.
9. Hâlbuki biz, daha önce gökyüzünün bazı yerlerine çıkardık. Sonra gizli gayb haberlerini ve melekler arasında geçen konuşmaları dinlemek için ve oradan aldığımız bilgileri de yerdeki kâhinlerle, falcılarla, sihirbazlarla paylaşmak üzere uygun yerlere otururduk. Yıldızları inceler geleceğimizi okumak isterdik. Orada işittiğimiz bazı bilgi kırıntılarını bire yüz katarak gelip kahinlere, falcılara haber verirdik. Fakat şimdi Son Elçinin gönderilmesinden sonra, artık bizden kim göğe çıkıp melekleri dinlemeye ve bilgi hırsızlığı yapmaya kalksa, karşısında kendisini helâk etmek üzere gözetleyen yıldızlardan kopan alev topu, parlak bir yakıcı ateş bulur ve kovulur. Şimdi oralardan haberler alınmasının mümkün olmadığını, dahası buna inananların peşlerini cehennem ateşinin bırakmayacağını da öğrendik. Anladık ki bilgilerimizi inançlarımızı boş şeylerle doldurmuşuz. İşte bu Kur’an’ın âyetleri böylesi asılsız, karanlık inançları ışığıyla yok ediyor.
10. Doğrusu bunun sebebini hikmetini bilmiyoruz bununla yani gökyüzünün böyle sıkı denetim altına alınmasıyla yeryüzündekilere kötülük mü yapılmak istendi, yoksa Rabbimiz peygamber göndererek onları doğru yola iletmeyi mi diledi? Meraklarımızı insanların hayrına olan şeyler için mi kullanalım, yoksa insanların kötülüğüne mi kullanalım? Bu imtihanı geçemedik. Bu sorunun gerçeğini bilmeden hareket ediyormuşuz. Kur’an’ı dinleyinceye kadar yeryüzünde böyle yaşamakta olanlar için Rabbimizin neyi murat ettiğini, hükmünün ne olacağını da bilmiyorduk.
11. Fakat ikinci ihtimal daha yakın görünüyor. Çünkü biz cinler hepimiz aynı değiliz; Bize gelince, içimizde doğru ve hayırdan yana yaşamak arzusunda olan dürüst, erdemli ve iyi olanlar da var, dünyevi çıkarlarını her şeyin üstünde tutup doğru yanlış demeden ona uyan başka türlü olan zalimler de var. Biz de insanlar gibi farklı görüş ve inançlara sahip ihtilaflı, gruplara ayrıldık. Bu da gösteriyor ki, bizim de Allah’ın yol göstericiliğine şiddetle ihtiyacımız var.
12. Yeryüzüne dair elde ettiğimiz bilgileri Allah’ı inkâr etmek için kullandık. Edindiğimiz bilgilerle gökyüzüne yöneldik. Gökyüzünden elde edebileceğimizi düşündüğümüz bilgilerle Allah’ı aciz bırakacağımızı sandık. Sanki göklere ulaşırsak Allah’ın bize yeryüzünde yüklediği görevlerden, sorumluluklardan kurtulabileceğiz. Artık dinlediğimiz Kur’an sayesinde şunu çok iyi anladık. Biz cinler, ne kadar güçlü olursak olalım şüphesiz, Allah’ın iradesini asla engelleyemeceğimizi, gücüne karşı koyamayacağımızı Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, Allah’ın belirlediği sınırların dışına çıkıp, evrenin başka bir yerine başka yere kaçmak suretiyle de O’nun elinden, azabından hiçbir şekilde kurtulamayacağımızı, koyduğu kanunların dışına çıkarak yakamızı kurtaramayacağımızı anlamış olduk. Anladık ki Allah’ın verdiği özelliklerle Allah’ın verdiği yetilerle bilgi sahibi oluyoruz. Biz Allah’ın verdikleriyle Allah’ı yüceltip yasalarına uyacağımıza, şımarıp azgınlaştık.
13. İşte siz de şâhit olun; Biz, yol gösteren Kur’an’ın dâvetini dinleyip işitince bütün saçma düşünce ve inançlardan vazgeçerek tüm kalbimizle ona iman ettik. Çünkü biliyoruz ki, kim Rabbine ve özellikle de O’nun adaletine güvenip iman ederse ne haksızlığa uğratılmaktan ne de Allah’ın izni olmadan kendisine kötülük edilmesinden korkmaz. Zira Allah daima adildir. Asla zulmedici değildir.
14. Ve bizden dinlediğimiz Kur’an ile davet edildiğine iman edip Rabbine teslim olan müslümanlar da var. Daveti kabul etmeyip haddini aşan, müşrik kalmakta direnen ve doğru yoldan sapanlar da var. Kimler Allah’a yürekten boyun eğip müslüman olursa işte onlar huzurlu, aydınlık ve doğru yolu bulanlardır.
15-17
MEAL
15. Hak yoldan sapanlara, ve zulmedenlere, gelince; onlar cehenneme odun olmuşlardır.
16. Şayet o insanlar ve cinler îmân edip hak yolda dosdoğru giderlerse, onlara bol bol yağmur yağdırırız
17. Ki onları, bu nimetlerle imtihan ederdik. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse (Rabbi) onu, şiddeti artan bir azaba sürükler.
MUSTAFA ÇEVİK
15-17 Ey Peygamber! Gerçeğin üstünü örtüp inkâr edenler, tevbe edip doğru olana dönmezlerse, cehenneme yakıt olacaklardır. Davet edildikleri Allah merkezli hayatı yaşamaya yönelirlerse, Biz de onlara gökten indirdiğimiz yağmurla bolca nimetler bahşederiz. Her kim Kur’an ile davet edildiğinden yüz çevirirse, Allah onu çetin bir azaba sürükler.
MEAL AÇIKLAMASI
15. İnkâra ve isyana yönelip Hak yoldan sapanlara, Allah’ın hükümlerine haksızlık yapanlara, kendilerine yazık edenlere ve zulmedenlere gelince; onlar tevbe edip doğru olana dönmezlerse, cehenneme odun olmuşlardır.
16. Şayet o insanlar ve cinler iman edip hak yolda dosdoğru giderlerse, davet edildikleri Allah merkezli hayatı yaşamaya yönelirlerse onlara bulutlar vasıtasıyla bol bol yağmur yağdırırız ve bereketli bir rızık ve nimet veririz.
17. Fakat şunu da iyi bilin ki şükür mü yoksa inkâr mı edecekler diye rızıklarını bollaştırarak onları, bu nimetlerle imtihan ederdik. Kim Rabbini anmaktan. Kur’an ile davet edildiğinden yüz çevirirse, dünyanın lüks ve refahına dalarsa Rabbi onu, şiddeti artan çetin bir azaba sürükler. Unutmayın ki kim bir iş yaparken Rabbini aklına getirmez, Rabbini aklına getirse bile emirlerimize karşı gelirse, onu çetin bir azaba sokarız.
18-19
MEAL
18. Mescidler, Allah’a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.
19. Allah’ın kulu kalkıp O’na yalvarınca (hayretten, hepsi) onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
MUSTAFA ÇEVİK
18-19 Allah’a ibadet maksadıyla yaptığınız mescitlerde ve başka yerlerde, Allah’la birlikte Rabler ve ilahlar edindiklerinizden yardım talep edip, onlara sığınıp dua ve ibadet etmeyin.
MEAL AÇIKLAMASI
18. Allah’a ibadet maksadıyla yaptığınız Mescitler ve oralarda yapılan tüm ibadetler sadece Allah’a mahsustur ve yalnızca O’na ibadet amacıyla yapılmışlardır. Öyleyse, Mescitlerde ve başka yerlerde Allah ile beraber Rabler ve ilahlar edinerek yardım talep etmeyin, onlara sığınıp dua ve ibadet etmeyin ve hiç kimseye yalvarmayın. Eğer mescitlerde Allah’tan başkasına yalvararak dua ederseniz, onların koruyup kurtarması için yalvarırsanız; apaçık bir şirkin içine girmiş olursunuz. Şüphesiz sizi koruyacak, sizi kurtaracak, size yardım edecek sadece Allah’tır.
19. Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu olan Muhammed kalkıp O’na yalvarınca müşrikler hemen Peygamberin etrafını telaşla kuşatıp üzerine üşüşerek kalabalıktan nerdeyse birbirini ezeceklerdi. Bütün müşrikler ve münafık kimseler de Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleniyorlardı. İnkâr edenler; sizin Allah’tan başkasının emirlerini dinlemeyeceğinizi, Allah’tan başka varlıklara yalvarmayacağınızı işittiklerinde, sinirlerinden keçe gibi kaskatı kalırlar. Onlar ister ki; yolundan gittikleri, yasalarına uydukları ve böylece ilahlaştırdıkları insanların arkasından gidin. Hatta onlar ölmüş olsa bile onlardan medet umun. Ey kurtarıcımız, ey koruyucumuz, bizi kurtar, bizi koru, bize yardım et deyin! Onlar böyle ister. Taptıkları insanlara sizin de tapmanızı isterler.
20
MEAL
20.Ben yalnızca Rabbime yalvarırım, hiç kimseyi O’na ortak koşmam.
MUSTAFA ÇEVİK
20 De ki: “Ben yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinir, O’na dua edip sığınır, yalnızca O’ndan yardım dilerim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
MEAL AÇIKLAMASI
20. Resûlüm! Haddi aşarak, seni bâtıl inançlarına çağıran o müşriklere de ki: Baskılar beni yıldıramaz. Ne yaparsanız yapın, “Ben yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinip hiçbir şeyi ilâhlık makamına yüceltmem ve yalnızca Rabbime ibadet edip yalvarırım. O’ndan yardım dilerim O’na dua edip sığınırım. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, hiç kimseyi O’na ortak koşmam, başka otoriteleri kabul etmem.” Allah’tan başka kimsenin korumasını kabul etmem. Korunma yalvarma konusunda yaratılan varlıkları Allah’a ortak etmem. Ben asla benim gibi olan varlıkların korumasına girip onlardan bir şey istemem.
21-24
MEAL
21. De ki: “Ben size ne zarar, ne de akıl verme, gücüne sahip değilim.”
22. De ki: ” Beni Allah’ın azabından hiç kimse kurtaramaz ve ondan başka sığınacak kimse bulamam.”
23. Benim yapabileceğim sadece Allah’tan bana vahyedilenleri size duyurmak, ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Kim Allah’a ve Elçisine baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
24. Kendilerine vaadedilen azabı ve kıyamet saatini gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu, anlayacaklardır.
MUSTAFA ÇEVİK
21-24 De ki: “Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinirsem, Allah’tan gelecek azaptan beni kimse koruyamaz, sığınacak bir yer de bulamam. Benim görevim, sizi yaratılışınızın sebebi olan hayat nizamını yaşamaya davettir. Artık iyice bilinsin ki kim, Allah’a ve Resulüne isyan edip başkaldırırsa, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşine atılacaktır. İşte o zaman geldiğinde müşrik kalmakta inatla direnenler, yardım beklediklerinin hiçbir işe yaramadıklarını, sayılarının da hiçbir anlamı olmadığını görüp anlayacaklar.”
MEAL AÇIKLAMASI
21. Eğer senden mucizeler isterlerse onlara de ki: “Ben de sadece sizin gibi bir insanım. Rabb’im izin vermediği sürece, size ne zarar ne de akıl ve fayda verme, sizi doğru yola götürme gücüne sahip değilim.” Allah’ın izni ve iradesi dışında bunlara malik değilim; görevim tebliğimi tamamlamaktır. Size akıl da verecek değilim. Benim aklım bana yeter. Sizler kendinizi çok akıllı görüyorsunuz? Benim dediklerimi anlayacak, anlayıp idrak edecek aklınız var. Buyurun akıl edip düşünün. Ben tek başıma olduğum halde size nasıl zarar verebilirim?”
22. Buna karşılık, eğer seninle inanç konusunda pazarlığa girişmeye kalkışırlarsa, o kâfirlere De ki: “Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinirsem, Tebliğ görevimi ve peygamberlik vazifemi yapmazsam, Beni Allah’ın azabından hiç kimse kurtaramaz ve ondan başka sığınacak kimse bulamam.”
23. Benim yapabileceğim ve görevim sadece Allah’tan bana gelenleri örnek uygulama ve açıklamalarla size duyurmak, sizi yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamaya davet etmek ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Benim yapacağım bu kadar. O hâlde ey insanlar ve cinler, dinleyin: Artık kim Allah’a ve Elçisine isyan edip baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
24. Müşrik kalmakta inatla direnen ve küstahça kibirlenen zalimler, kendilerine vadeliden azabı ve kıyamet saatini gördükleri zaman, kimin yardımcılarının daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu, yardım beklediklerinin hiçbir işe yaramadıklarını, sayılarının da hiçbir anlamı olmadığını anlayacaklardır. Fakat o zaman da iş işten geçmiş olacak. Hesap günü dünyada güvendikleri, bize yardım edecekler diye inandıkları kimseler onların yanından kaçacaklar. Onlar bu gerçeği bizzat görecekler.
25
MEAL
25. De ki: “Size söylenen yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi belirlemiştir, bilemem.”
MUSTAFA ÇEVİK
25 De ki: “Tehdit edildiğiniz Kıyamet ve azap günü yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir vade mi koymuştur? Onu ben bilemem.”
MEAL AÇIKLAMASI
25. Ey Resûlüm bunun ne zaman gerçekleşeceğini soracak olurlarsa, onlara De ki: “Size söylenen uyarılıp tehdit edildiğiniz Kıyamet ve azap günü yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi belirlemiştir onu bilemem.” Bu gaybi bilgiler Allah katındadır.
26-28
MEAL
26. Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.
27. Ancak razı olduğu elçilere gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.
28. Böylece Peygamber meleklerin Rablerinin vahyini kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını kat’î suretle bilsin. Allah, onların her hâlini, ilmiyle kuşatmış, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
MUSTAFA ÇEVİK
26-28 Geçmişi, geleceği, gizli olanı (gaybı) yalnızca Allah bilir ve kimseye bildirmez. Yalnızca bilinmesi gerekeni, peygamberlerine ulaştırır. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler.
MEAL AÇIKLAMASI
26. Geleceği ve gizli olan Gaybı görülmez bilgi hazinesini bilen ancak Allah’tır. Gizli bilgisini kimseye bildirip göstermez. Bilinmeyenleri bilen Rabbimdir. Rabbim katındaki bilgilere kimseyi ortak etmez.
27. Ancak bilinmesi gereken kadarını Allah’ın dileyip razı olduğu ve seçtiği elçilere gösterir. Onlara gaybi bilgilerden bir kısmını ulaştırır Allah beşerin ihtiyacı olan gayb bilgisini onlara öğretmek için elçilerinden dilediğini seçer ve o elçiye dilediği kadar bildirir. Çünkü Allah Peygambere gaybı bildirirken, onu şeytanın dürtülerine ve ayartma girişimlerine karşı korumak için elçisinin önüne ve arkasına gözetleyici melekler koyar. Bu gözcüler, görev ihmâline yol açabilecek her türlü tehlikelere karşı Peygamberleri korurlar. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın elçilerine vahiy alırken hiçbir varlık zarar veremez. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler.
28. Allah, nebilerine de bazı gaybi bilgiler aktarır ki, Böylece Peygamber aldığı bilgilerin hayal veya vehim olmadığını, vahiy getiren meleklerin Rablerinin vahyini yani insanlara gönderilenleri kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını kat’î suretle bilsin. Peygamberler de Allah’ın bildirdiğini, O’nun her şeyden haberdar olduğunu ve her şeyi kayıt altına aldığını tebliğ ederler. Allah, onların her hâlini, yani iç dünyalarında, hayatlarında ve çevrelerinde olup biten bütün gelişmeleri sonsuz ilmiyle kuşatmış, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bir bir kaydetmiştir. İnsan ona göre davranmalıdır. Ben Allah’tan habersiz iş yapabilirim düşüncesine girmemelidir.