Duhan Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

59

Mushaf (Kuran) Sırası

44

Nuzül (İniş)Yeri

64

Nüzül (İniş) Sırası

Mekke

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Sure, adını 10. ayette geçen “Duhan” kelimesinden almıştır.

Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanıyla ilgili herhangi bir rivayet olmamasına rağmen muhtevasından surenin, Zuhruf ve ondan önceki birkaç surenin nazil olduğu dönemlerde, ancak onlardan sonra indiği anlaşılmaktadır. Tarihsel arka planı şudur: Mekke’de kafirlerin muhalefeti oldukça şiddetlenmişti ve her geçen gün de artmaktaydı. Bu sıralarda Rasulullah (s.a) şöyle duada bulundu: “Ya Rabbi! Yusuf’a kıtlık göndermek suretiyle nasıl yardım ettiysen, aynı şekilde Arabistan’a da kıtlık göndererek bana yardım et.” Böyle dua etmekle Hz. Peygamber (s.a) kıtlık gelince kafirlerin Allah’ı hatırlayacaklarını ve kalplerinin yumuşayıp nasihata kulak vereceklerini ummuştu. Sonuçta Allah, elçisinin duasını kabul etti ve bölgede şiddetli bir kıtlık hüküm sürmeye başladı. Bunun üzerine Kureyş’in bazı ileri gelenleri (İbn Mesud’un rivayetine göre Ebu Süfyan), Hz. Peygamber’e (s.a) gelip, “Kavmine merhamet et ve Allah’a bizim için yalvar” diye rica ettiler. İşte bu sure tam o dönemlerde nazil olmuştur.

Konu: Sure, Mekke’deki kafirlere bir uyarı ve açıklama niteliğinde birkaç hususla başlamaktadır:

1) “Sizlerin, bu kitabı Muhammed uydurdu” şeklindeki düşünceleriniz yanlıştır. Kur’an’ın bizzat kendisi, “Bu kitabın beşer sözü olmadığına, bizzat Allah gibi yüce bir zat tarafından nazil olduğuna şehadet etmektedir.”

2) “Sizler bu Kitab’ın değerini takdir edemiyor ve onun kendiniz için bir musibet olduğunu zannediyorsunuz. Oysa, Allah’ın elçisini göndererek, O’na yüce bir Kitab indirmesinin sizler için çok mübarek bir hadise olduğu apaçık bir gerçektir.”

3) “Şayet sizler, bu yüce peygamberi ve mübarek Kitab’ı yenilgiye uğratacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Elçimizi ve mübarek Kitab’ı göndermeye karar verdiğimiz o an, mübarek bir andır. Dolayısıyla Allah’ın kararı kesindir ve hiç kimsenin O’nun kararını değiştirmeye gücü yetmez. Ayrıca O’nun kararlarında bir eksiklik veya yanlışlık ihtimali sözkonusu bile değildir. O, kainatın efendisidir. Herşeyi duyan, bilen ve hikmet sahibidir. Binaenaleyh, O’na karşı çıkmak kolay bir iş değildir.”

4) “Sizlerin de bildiği ve kabul ettiği gibi, yerin, göğün ve kainatın içindeki herşeyin mülkü Allah’ın elindedir. Can veren ve alan O’dur. Fakat sizler tüm bu gerçekleri bilmenize rağmen, Allah’tan başka tanrılara kullukta ısrar ediyorsunuz. Ancak, atalarınızın da o tanrılara tapmış olmasından başka elinizde bir delil bulunmamaktadır. Oysa, şuurlu bir şekilde Allah’ın herşeyi yarattığına ve canı verenin de alanın da O olduğuna inanan bir kimse, Allah’tan başka ma’bud olmayacağını kabul eder. Atalarınız dalâlet içinde yaşadı diye sizlerin de onları taklit ederek dalâlet içinde yaşamanız gerekmez. Sizleri yaratan Allah, onları da yarattı. Onlar da bir tek ilaha kulluk etmeliydi, sizler de bir tek ilaha kulluk etmelisiniz.”

5)”Allah’ın “Rab” ve “Rahim” olmasının anlamı, O’nun sadece sizi rızıklarla beslemesi demek değildir. O, bunların yanısıra, hidayeti vasıtasıyla doğru yolu bulabilmeniz için, sizlere elçisini göndermiş ve bu kitabı indirmiştir.”

Böyle bir girişten sonra Arabistan’daki yaygın kıtlık olayı ele alınmıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi, bu kıtlık Rasulullah’ın (s.a) duası sonucunda vuku bulmuştur. Rasulullah, kıtlığın tesiriyle Kureyşlilerin kibirinin azalacağını ve Allah’ın gönderdiği mesaja kulak vereceklerini düşünüyordu. Nitekim birçok Kureyşli, Allah’a “Eğer bizi bu musibetten kurtaracak olursan, sana halis olarak kulluk edeceğiz” diye yalvarmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Allah, Peygamberine “Bunların ders alacağını sanma. Onlar sana karşı geldiler. Senin ahlâkından, hayat içerisindeki her davranışından hak peygamber olduğunun anlaşılmasına rağmen, onlar yine de sana inanmadılar. Dolayısıyla bu kıtlıktan bir ders almayacakları da bellidir.” diye nasihat etmiştir.

Diğer yandan kafirlere hitaben de “Sizler yalan söylüyorsunuz. Biz sizin üzerinizden bu musibeti defetsek bile, sizler yine bundan ders almazsınız. Aslında sizler daha büyük bir musibet istiyorsunuz.” denilmiştir.

Aynı konu işlenmeye devam edilerek, Firavun ve kavminden bahsedilmiş ve şöyle denmiştir: “Biz, Firavun ve kavmini de tıpkı Kureyş’i ve ileri gelenlerini imtihan ettiğimiz gibi imtihan etmiş ve onlara şerefli bir elçi göndermiştik. Ancak onlar, o elçinin apaçık mucizelerini gördükleri halde, hak peygamberi yalanlamışlar ve inatlarında ısrar ederek onu öldürmeye bile kalkışmışlardı. Oysa onun, Allah’ın bir elçisi olduğunu biliyorlardı. Biz de onları, sonradan geleceklere ibret olacak bir azab ile yakaladık.

Daha sonra Mekkeli müşriklerin inkar ettikleri ahiret konusuna değinilmiştir. Çünkü onlar, “Ölümden sonra diriltilmiş herhangi bir kimse görmedik, şayet doğru söylüyorsan bizim ölmüş atalarımızı bir dirilt bakalım” diyorlardı. Ahiret ile ilgili olmak üzere iki delil öne sürülmüştür:

1) Ahiret akidesini inkar etmek, beraberinde her zaman ahlâkî bir çöküntüyü de getirmiştir.

2) Bu kainata dikkatlice bakıldığında, kainatın bir oyun ve onu yaratanın da eğlence arayan biri olmadığı açıkça görülecektir. Bu, hikmet üzere kurulmuş bir nizamdır, onu yaratan ve sahibi olan Allah hikmet sahibidir. O, anlamsız hiçbir şey yaratmaz. Kafirlerin “Eğer hak peygambersen ve ölümden sonra diriliş mümkün ise, bizim ölmüş atalarımızı dirilterek bu iddianı ispatla” şeklindeki sorularına gelince, bu soruya da şöyle cevap verilmiştir: “Bu, hiçkimsenin keyfine göre yapılmaz. Bunun için belli bir vakit tayin edilmiştir. O vakit geldiğinde tüm insanlar diriltilecek ve Allah’ın huzuruna getirilerek hesaba çekileceklerdir. O vakti bir düşünün. Şayet kurtulmak istiyorsanız, davranışlarınızı ona göre ayarlayın. O gün hiç kimse kendi gücüyle kurtulmayacağı gibi, kimsenin de birbaşkasını kurtarma gücü yoktur.”

Kıyamet gününde kurulacak olan mahkemeden bahsedilerek, suçluların feci akibeti ve salih amel işleyenlerin görecekleri mükafat hakkında açıklamalar yapılmıştır. Ve en sonunda da “Bu Kur’an, sizlerin kendi dilinde ve anlaşılır bir uslupla nazil olmuştur. Fakat sizler yine de anlamamakta diretiyorsanız, o takdirde başınıza gelecek olan akibeti bekleyin. Nitekim peygamberler de beklemektedir. Vakti gelince hep birlikte olacakları görürsünüz.” denilerek sureye son verilmiştir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-6

1-6 Hâ Mim. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden ve gerçekleri apaçık ortaya koyan bu Kur’an’a yemin olsun ki, Biz onu sizin dilinizin kelimelerini oluşturan harflerle katımızdan bir emirle indirmekteyiz. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı o gece, insanların yaratılış sebepleri ve ona uygun hayat nizamlarının tekrar hatırlatılmaya başlandığı kutlu bir gecedir. İnsanları yarattığımızdan beri peygamberlerle kitaplar göndererek, onları yaratılışlarının sebebi olan doğru yola uymaya çağırıyoruz. Şüphesiz Allah her şeyin en doğrusunu bilen ve her şeyi işitendir.

7-14

7-14 Allah göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısı, Rabbi ve ilahıdır. İşte kesin gerçek budur. Hayatı veren de sona erdiren de O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Atalarınızın da sizin de Rabbiniz Allah’tır. Fakat müşrikler, “Bizi de kâinatı da yaratan Allah’tır.” demelerine rağmen, yalnız Allah’ı rab ve ilah edinmek hususunda şüphe içinde bocalayıp durmaktalar. Onlar gerçeği kabullenmek ve davet edildikleri doğruya iman etmek için, Son Saat’in gelip de gökyüzünün dumanla kaplanacağı günü mü bekliyorlar? O duman bütün insanları kuşatıp saracak ve O Gün müşrikler: “Ey Rabbimiz bizi bu acıklı azaptan kurtar; çünkü artık biz de uyarılıp davet edildiğimize iman ediyoruz.” diyerek yalvaracaklar fakat çok geç kalmış olacaklar. Daha önce Peygamber’in ve Kitabın uyarısını dikkate almayıp inanmamışlar, Peygamber’e de “O, başkalarının kendine öğrettiklerini bize tekrarlayan delinin biridir.” demişlerdi.

15-16

15-16 Ey müşrikler! Biz bir müddet üzerinizden azabı kaldırsak, siz hemen yine eski saplantılarınıza dönersiniz. Müşrikler, Kıyamet’in ardından Hesap Günü hak ettikleri cehennem azabına çarptırılacaklar ve layık olduklarına kavuşturulacaklar. Allah böylece müşriklerden intikamını alacaktır.

17-21

17-21 Biz, daha önce de Firavun ve kavmine peygamber gönderip onları da sizi uyardıklarımızla uyarmıştık. Allah’ın peygamberi o değerli elçi, onlara şöyle demişti: “Ey Allah’ın kulları! Allah adına yaptığım davete uymak için bana tabi olun, beni izleyin. Ben sizin için örnek alınması gereken, güvenilir bir elçiyim. Allah’a karşı büyüklük taslayıp kibirlenerek davetinden yüz çevirmeyin. Size Peygamber olduğumu gösteren apaçık delillerle geldim fakat beni yalancılık ve sihirbazlıkla suçlayıp öldürmekle tehdit ettiniz. Sizin asılsız suçlamalarınızdan ve tehditlerinizden, benim de sizin de Rabbimiz olan Allah’a sığınırım. Eğer bana inanmıyorsanız bari yolumdan çekilin, İsrailoğullarının benimle gelmesine engel olmayın”.

22-24

22-24 Firavun ve kavmi Musa’nın öğüt ve uyarılarını kabul etmeyip inatla reddetmeye devam edince, Musa da Rabbine şöyle dua etti: “Rabbim bunlar gerçeği inkâra şartlanmış bir toplum, bunlara karşı bizlere yardım et.” Rabbi de Musa’ya: “Ey Musa! Sen, seninle birlikte gelmek isteyenleri geceleyin oradan çıkar. Ama bilesiniz ki takip edileceksiniz, deniz yarılıp da siz karşıya geçtiğinizde, o yoldan arkanızdan gelip yetişmek isteyen Firavun ve ordusu suya gark olup boğulacaklar.”

25-29

25-29 Suda boğularak helak olan Firavun ve adamları geride has bahçeler, çeşmeler, ekin tarlaları ve görkemli barınaklar bırakarak yok olup gittiler, sonra da onların geride bıraktıklarına başka bir toplumu mirasçı kıldık. Helak olan o kavme ne gökte ne de yerde ağlayan olmadı. O Güne kadar tanınmış olan süreden başka süre de tanınmadı, çünkü bu cezayı çoktan hak etmişlerdi.

30-31

30-31 Böylece Biz İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtardık. Şüphesiz Firavun had, hudut tanımayan bir zorba idi.

32-33

32-33 Biz İsrailoğullarına geçmişte art arda peygamber ve kitaplar gönderip diğer milletlerden üstün kıldık. Her biri imtihan vesilesi olan nimetler ve apaçık mucizeler ihsan ettik.

34-37

34-37 Geçmişte olduğu gibi bu günün müşrikleri de, diyorlar ki: “Biz öldükten sonra tekrar diriltilip hesaba çekileceğimize inanmıyoruz. Şayet bu iddianızda haklı iseniz bizden önce ölmüş olan atalarımız diriltilsin de görelim.” Biz yeniden diriltilip de hesaba çekilmeyi kabul etmeyen, bu konudaki öğüt ve uyarılarımızı umursamayan birçok toplumu helak ettiğimiz gibi, kendilerini çok güçlü görüp kibirlenerek âhireti inkâr eden Tubba halkını da helak ettik. Şimdi bu müşrikler de onlar gibi kibirlenerek Allah’ın sözünü yerine getirmeyeceğini mi sanıyorlar?

38-42

38-42 Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri boş yere, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Fakat insanların çoğu niçin yaratılmış olduğunu düşünüp de, sorumluluklarıyla karşılaşmak, gereklerini yerine getirerek yaşamak istemiyorlar. Gerçek şu ki, insan Hesap Günü davet edildiği yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamak uğrunda neler yaptığından hesaba çekilecek ve davet olundukları doğruya iman edenlerle, onu reddedip müşrik olanlar birbirlerinden ayırt edilecekler. O Gün hiç kimsenin, ne dostuna ne de bir yakınına hiçbir faydası dokunmaz. Allah’a gönülden iman edip imanlarının gerektirdiği şekilde yaşamış olanlar, Allah’ın şefkat ve merhametine nail olup ödüllendirilecekler. Allah mü’minlere karşı çok şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır.

43-50

43-50 Allah’ın davetinden yüz çevirip Hesap Günü’ne de inanmayan ve cehennemi hak eden müşrik ve kâfirlerin cehennemdeki yiyecekleri zakkum ağacının meyveleri olacak. Onun posası midelerinde tıpkı erimiş maden tortusu gibi fokur fokur kaynayacak; bununla birlikte başlarından aşağı kaynar sular dökülecek ve cehennem melekleri onları aldıkları emir gereği cehennemin harlı ateşinin ortasına atacaklar. Sonra da onlara şöyle seslenilecek: “Hani siz kendinizi çok güçlü ve değerli zannedip kibirlenerek, diriltilip hesap vermeyi inkâr ediyordunuz ya? İşte o inkâr ettiğiniz gün bu gündür.”

51-57

51-57 Şirkten ve küfürden uzak durarak Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler ise en güvenli yer ve en güzel makam olan cennet bahçelerinde pınar başlarında, ince atlastan altın sırmalı elbiseler içinde, birbirleriyle sohbet edecekler. İşte cennettekiler de bu durumda olacaklar. Biz onlara ayrıca olağanüstü güzellikte iri gözlü eşler de ihsan edeceğiz ve orada canlarının istediği her türlü meyve ve yiyecekler de bulacaklar. Cennette, dünyada iken tattıkları ölümden başka ölüm de tatmayacaklar. Böylece Allah onları cehennem azabından koruyup ödüllendirmiş olacaktır. Bu en büyük mutluluk, büyük bir lütuftur.

58-59

Scroll to Top