Enbiya Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

112

Mushaf (Kuran) Sırası

21

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

73

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Bu surenin adı, içindeki bir ayetten alınmamış, fakat birçok peygamberin (enbiya) kıssasına değindiği için “Enbiya” adını almıştır. Bununla birlikte yine de sembolik bir isimdir.

Nüzul Zamanı: Hem surede ele alınan konu, hem de üslûbu, surenin Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke hayatının üçüncü safhasında indirildiğini göstermektedir. (Bkz. En’am Suresi’nin giriş bölümü).

Konu ve Başlıklar: Sure, indirildiği dönemde Hz. Peygamber (s.a) ile Mekke’nin ileri gelenleri arasında gündemde olan çatışmaları ele alır ve peygamberler, tehvid ve ahiret ile ilgili şüphe ve itirazları cevaplandırır. Surede aynı zamanda Mekke’nin ileri gelenleri de Peygamber’e (s.a) kurdukları tuzaklar nedeniyle azarlanmakta ve kötü amellerinin sonuçları ile uyarılmaktadırlar. Onlara davete karşı takındıkları ilgisiz ve sert tutumdan vazgeçmeleri tavsiye edilmektedir. Surenin sonunda ise onların “bela ve felaket” diye niteledikleri kimsenin onlara “bir rahmet” olarak geldiği söylenmektedir.

Anafikirler: 1-47. ayetlerde özellikle aşağıdaki konular ele alınmaktadır:

1) Kafirlerin, bir insanın peygamber olamıyacağı, bu nedenle de Hz. Muhammed’i (s.a) peygamber olarak kabul edemiyecekleri konusundaki itirazları reddedilmektedir.

2) Kur’an’a ve Peygamber’e (s.a) karşı yönelttikleri birbirine karşıt ve çok çeşitli itirazlar nedeniyle, kafirler sorguya çekilmektedir.

3) Onların hayat hakkındaki yanlış fikirlerinin asılsız olduğu ortaya konmaktadır. Çünkü onların Peygamber’in (s.a) davetine karşı ilgisiz ve sert bir tavır takınmalarının asıl sorumlusu bu hayat görüşüdür. Onlar, hayatın sadece bir oyun ve eğlence olduğuna, bunun ötesinde ve öncesinde hiçbir amacının olmadığına ve hesaba çekilme, ceza veya mükafat görme gibi bir şeyin sözkonusu olmadığına inanıyorlardı.

4) Kafirlerle Peygamber (s.a) arasındaki çatışmanın en büyük sebebi onların şirkte ısrar etmesi ve Tevhid’e karşı çıkmalarıydı. Bu nedenle burada şirk reddedilmekte ve Tevhid güçlü ve etkili delillerle desteklenmektedir.

5) Kafirlerin hatalı anlayışlarından birini daha düzeltmek için ikna ve uyarı delilleri kullanılmaktadır. Onlar, Hz. Muhammed’in (s.a) yalancı peygamber ve onun Allah’ın azabı konusundaki uyarılarının boş tehditler olduğunu zannediyorlardı. Çünkü Peygamber’i (s.a) inkarda ısrar etmelerine rağmen hâlâ onlara bir azab gelmemişti. 48-91. Ayetlerde, Allah tarafından gönderilen peygamberlerin hepsinin insan olduğunu ve peygamberlere özgü bazı özellikler dışında, hepsinin her insanda bulunan niteliklere sahip olduğunu vurgularcasına peygamberlerin hayat hikayelerinden önemli kıssalar anlatılmaktadır. Onların ilâhlıkta hiçbir payları yoktur ve her ihtiyaçları için Allah’dan yardım dilemek zorundadırlar.

Bunların yanısıra iki noktaya daha değinilmektedir:

1) Bütün peygamberler, zorluk ve engellerle karşı karşıya gelmek zorunda kalmışlardır, düşmanları da onların görevlerini engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Fakat buna rağmen onlar Allah’tan gelen olağanüstü bir yardımla zafere ulaşmışlardır.

2) Bütün Peygamberler, Hz.Muhammed (s.a) tarafından sunulan aynı “hayat tarzı”nı (DİN) tebliğ etmişlerdir. Tek doğru hayat tarzı budur ve sapık insanlar tarafından uydurulup icad edilen tüm diğer yollar yanlıştır.

92-106. ayetlerde, Allah’ın hükmü sonunda sadece doğru yola uyanların kurtuluşa erecekleri ve o yoldan sapanların kötü bir akibetle karşılaşacakları bildirilmektedir.

107-112. ayetlerde insanlara, Allah’ın gerçeği bildirmek üzere kendilerine bir peygamber göndermesinin büyük bir lütuf olacağı ve onu rahmet olarak değil de, bir bela ve felaket olarak kabul edenlerin büyük bir aptallık içinde oldukları bildirilmektedir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-4

1-4 Hesap Günü her gün biraz daha yaklaşmasına rağmen insanların çoğu bunu umursamıyor. Böyleleri ne zaman Rablerinden gelen âyetlerle uyarılıp yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya davet edilseler, alay edip yüz çeviriyorlar. Akılları hep geçici hazlar, eğlenceler, boş ve anlamsız işlerle meşgul. Bununla beraber bu nankörler, bir de kalkmış kendi aralarında şöyle fısıldaşıyorlar. “Bu peygamber olduğunu söyleyen adam da, bizim gibi ölümlü bir insan, şimdi göz göre göre bizden farkı olmayan bu adamın söylediklerinin büyüsüne kapılıp da, bunca yıllık hayat tarzımızı terk mi edeceğiz?” Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Benim Rabbim gökte ve yerde, gizliden ve açıktan söylediklerinizi işitir, ne amaçla söylediğinizi de bilir.”

5-6

5-6 Şirk ve küfür nizamının savunucuları bu söyledikleri ile de yetinmeyip, “Muhammed’in Kur’an adına söyledikleri onun karışık rüyalarından ibaret sözlerdir yahut hayallerinin ürünü kendi uydurmalarıdır. Bu uydurduklarını da Allah’a isnat ederek bizlere anlatıyor. Böyle etkileyici sözlerle şairliğe hevesleniyor. Şayet gerçekten Peygamberse önceki toplumlara gönderilen peygamberler gibi, bize mucizeler göstermesi gerekmez mi?” diyorlar. Hâlbuki geçmiş toplumlar kendilerine mucizeler gösterildiği halde Allah’ın davetine iman etmedikleri için helak edildiler. Şimdi bunlar mı iman edecek!?  

7-9

7-9 Ey Peygamber! Biz bundan önceki toplumlara da, tıpkı senin gibi ölümlü kimseleri peygamber olarak gönderdik. Onlara de ki: “Eğer bunun böyle olduğunu bilmiyor da öğrenmek istiyorsanız, kitap ehlinden gerçeği bilenlere sorun.” O peygamberler de melek değil, hepsi ölümlü birer insandı. Biz o peygamberler ve onlarla birlikte olan mü’minlere de verdiğimiz sözümüzü yerine getirip helak olmaktan kurtardık, ölçüsüzce davranıp müşrik ve kâfirlikte direnenleri ise azabımızla helak ettik.

10

10 Ey insanlar! Gerçek şu ki Biz, size içindeki davete uymanız halinde, şeref ve güç kazandıracak ilahi bir kitap gönderdik. Hâlâ aklınızı kullanıp, düşünüp de davet olunduğunuza uymayacak mısınız?

11-15

11-15 Yaratıp bunca nimetlerle donatmamıza rağmen, davet ettiğimiz hayat nizamına sırtını dönüp nankörlük eden birçok toplumu hak ettikleri azabımızla kırıp geçirdik, yerlerine başka toplulukları getirdik. Helak olmayı hak eden o toplumlar azabımızla karşılaşınca kaçıp kurtulmaya çalıştılar, o zaman onlara şöyle seslenildi: “Haydi bakalım elinizden geliyorsa o şımarık, kibirli, azgın hayatınıza geri dönün de görelim, ama artık bu imkânsız olduğu gibi âhirette de çok şiddetli bir azap ile karşılaşacaksınız.” Dünyada hak ettikleri azapla karşılaşanlar, “Eyvah, yazıklar olsun bize, hakikati inkâr etmekle hem kendimize hem de başkalarına zulmetmişiz.” diyerek feryat ettiler. Fakat onların bu pişmanlıkları âdeta biçilmiş, yakılıp, kül olmuş ekin tarlasına çevrilmelerine engel olmadı.

16-18

16-18 Ey insanlar! İyi bilin ki Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Şayet öyle bir amacımız olsaydı, bunun için ne sizi ne de sizin için yarattıklarımızı yaratmaz, bunu kendi katımızdan edinirdik. (Sizi yaşayış biçiminizle sınamak ve hak ettiğiniz karşılıklarını vermek amacı ile yarattık.) Biz, peygamberler ve kitaplarla gönderdiğimiz hakikati (hayat nizamını) bâtılın başına balyoz gibi indirip, onu darmadağın ederiz. Ey müşrikler! Allah’ın Peygamberine ve kitabına yakıştırdıklarınızdan dolayı yazıklar olsun size.

19-21

19-21 Göklerde ve yerde olanların yaratıcısı ve sahibi Allah’tır, müşrik ve kâfir insan dışında, yarattıklarının hepsi Allah’a teslim olup kulluk eder ve asla kibirlenmez, nankörlük etmez ve itaat etmekten usanmazlar. Gece gündüz yaratılışlarının sebebinden sapmadan ve durmadan görevlerini yerine getirmenin gayreti içinde olurlar. Gerçek bu iken müşrikler hâlâ hayatta olmayan, atalarının taştan topraktan yaptıkları heykellerine kutsallık izafe edip, onları ilah kabul etmeye devam ediyorlar, sanki ölüleri onlar diriltip de hesap soracakmış gibi.

22-23

22-23 Şayet göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, göklerin ve yerin düzeni bozulur, kargaşa içinde yıkılır giderdi. Göklerin ve yerin Rabbi yalnızca Allah’tır. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve hükümdarlık yetkisi de yalnızca O’na aittir, gerçek ve tek ilah O’dur. Allah müşriklerin yakıştırmalarından münezzeh ve yücedir. Allah yaptıklarından ve yapacaklarından sorgulanamaz, O’nun dışındakiler ise Allah tarafından sorgulanacaktır.

24

24 İnsanların çoğu Allah’la birlikte başka ilahlar edinmekte ısrarla direniyorlar. Sen onlara de ki: “Bu iddianızı ispat edecek bir tek delil getirin de görelim. Bana indirilen ile benden önceki peygamberlere indirilen kitapları da kapsayan Kur’an’a iman edenler, insanları yaratılış sebepleri olan tevhid inancı ile yaşamaya davet ederler.” Fakat müşrikler bu gerçeği kabule yanaşmaz, Allah’a iman etmekten yüz çevirirler.

25

25 Ey Peygamber! Biz senden önce gönderdiğimiz peygamberlere de, Benden başka gerçek ilah olmadığını ve ancak Bana iman ederek kulluk edilebileceğini vahyettik.

26-30

26-30 Müşriklerin bir kısmı “Allah evlat edindi” dediler. Hâşâ, Allah onların yakıştırmalarından münezzehtir, aksine Allah’ın çocukları dedikleri melekler de O’nun yarattığı şerefli, seçkin, emirlerine ittiba eden kullarıdır. Onlar Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına yardım etmez, O’nun razı olmadığı şeyleri de asla söylemez ve yapmazlar. O’na saygısızlık yapmak endişesiyle titrerler. Şayet onlardan herhangi biri, “Allah’la birlikte ben de ilahım.” demeye kalksaydı onu da cehennemle cezalandırırdık. Biz haddini aşıp Allah’la birlikte ilahlık iddiasında olanları azap üstüne azapla cezalandırırız. Bunlar gökleri ve yeri bir bütün olarak yaratıp, sonra da onu ikiye ayırıp bütün canlıları sudan yarattığımız gerçeğine de inanmazlar.

31-32

31-32 Yeryüzündekileri sarsmasın diye oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve aralarında gidilecek yerlere kolay ulaşılsın diye de vadiler, yollar yarattık. Gökyüzünü çökme ihtimali olmayan güvenli bir tavan yaptık, Müşrikler yaratmış olduğumuz bu mükemmel varlıkları görmelerine, kurduğumuz nizam ile işleyişlerine şahit olmalarına rağmen, Allah’ın insanları davet ettiği hayat nizamı ile yaşamaktan inatla yüz çeviriyorlar.

33

33 Geceyi, gündüzü, her biri kendi yörüngesinde akıp giden güneşi ve ayı yaratan da Allah’tır.

34

34 Ey Peygamber! Biz senden önce de hiç kimseye ölümsüzlük vermedik, sanki sen öleceksin de inkârcılar dünyada ebediyen hayatta mı kalacaklar?

35

35 Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi hayır ve şer karşısındaki tutumunuzla sınıyoruz. Sonunda hepiniz Allah’ın huzurunda toplanıp bu tutumunuzdan hesaba çekileceksiniz.

36-39

36-39 Kur’an ile yaptığın davete şiddetle karşı çıkanlar seni ne zaman görseler, “İlahlarımızı diline dolayıp, onları yok etmeye çalışan işte bu adamdır!” diyerek alay etmeye çalışırlar. Böylelerine Rahman olan Allah’ın davetinden bahsedilince de konuyu hemen örtbas etmeye çalışır, umursamazlar. Bunlar çok da acelecidirler, mü’minlere, “Şu bahsettiğiniz Kıyamet ne zaman kopup da azap gelecekmiş, haydi artık gelse ya diyorlar.” Hâlbuki cehennemde yüzlerini ve tümüyle vücutlarını kavuracak olan ateşe engel olamayacaklarını ve hiç kimsenin de kendilerine yardım edemeyeceğini anlamış olsalardı böyle konuşmazlardı.

40

40 İşte o Kıyamet ansızın gelecek, böyle konuşup duranları da şaşkına çevirecek. Onu ne geri çevirmeye ne de engellemeye hiç kimsenin gücü yetmez ve hiç kimseye artık pişmanlığı, tevbesi de fayda vermez.

41-44

41-44 Ey Peygamber! Yalnız seninle değil, senden önce gönderdiğimiz elçilerimizle de alay edilip, davetlerinden yüz çevrilmişti, vakti gelince de Allah’ın azabı onları yakalayıp perişan etti. Sen o şirkinde ve küfründe inat edenlere de ki: “Allah’ın gece veya gündüz, ansızın gelecek olan azabından sizi kim koruyabilir?” Fakat bütün bu hatırlatma ve uyarılara rağmen, yine de onlar Allah’ın daveti hayat tarzı ile yaşamayı kabul etmezler. Yoksa onlar ilah edindikleri kimselerin, kendilerini azabımızdan koruyup, kurtaracaklarını mı sanıyorlar? Oysa ilah edindikleri kimseler kendilerini bile kurtaramazlar ve O Gün hiç kimsenin kimseye faydası yoktur. Hâlbuki Biz bu müşrikleri, kâfirleri ve onların atalarını, yarattığımız bunca nimetlerden yararlandırdık. Fakat dünya hayatlarını geçici ve basit zevklerle tükettiler. Şimdi de bunlar kendilerine verdiğimiz sürenin gittikçe azaldığını, sona doğru yaklaştığını görüp de hiç düşünmüyorlar mı? Gerçek bu kadar açık önlerinde dururken Allah’ın davetine karşı nankörlük ederek kibirlenip O’ndan yüz çevirmek olacak şey mi, hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

45-46

45-46 Ey Peygamber! De ki: “Ben, hayatınızı Allah’ın vahyettiği âyetleri ile yaşamaya çağırıyorum.” Bu çağrıyı duymamak için kulağını tıkayanlara ne kadar seslenilse de duymamakta ısrar ederler. Fakat onlara Rabbinin azabı birazcık dokunsa o zaman da hemen, “Yazıklar olsun bize, Rabbimizin davetine ilgisiz kalıp, sağır ve dilsiz gibi davranmakla kendimize zulmetmişiz, doğrusu biz zalimlermişiz.” derler.

47

47 Biz Kıyamet’ten sonra Hesap Günü, öyle hassas teraziler kuracağız ki, hiç kimse zerre kadar haksızlığa uğramayacak, bir hardal tanesi kadar bile olsa doğru ya da yanlışının karşılığı kendisine verilecektir. Allah’ın adaleti hakkın, hukukun mutlak tezahürüdür.

48-49

48-49 Biz Musa ile Harun’a da doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edip, adaleti tesis eden aydınlık kaynağı olan kitabı vermiştik. Ona da Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyanlar uydular. Böyleleri tasavvurlarının ötesinde ve üstünde olan göremedikleri Rablerine iman eder, yürekten saygı duyup hesap verme endişesi taşırlar

50

50 İşte bu Kur’an da önceki peygamberlere indirdiğimiz gibi, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiştir. Buna rağmen insanların çoğu yüz çevirirler.

51-70

51-70 Biz Musa’dan önce İbrahim’e de izlemesi gereken doğru yolu bildirmiştik. Çünkü Biz onun da buna istekli ve layık olduğunu biliyorduk. İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: “Heykellerini yapıp, önünde saygı ile eğilip, yardımlarını talep edip, izlerini takip ettiğiniz, dünyadan da göçüp gitmiş kimseleri ve gökteki nesneleri ilah edinmeniz size hiç yakışıyor mu?” Onlar da İbrahim’e şöyle cevap verdiler: “Biz atalarımızdan böyle gördük, atalarımızın hayat tarzı olan bu inancı devam ettirmeye de kararlıyız.” Bunun üzerine İbrahim onlara: “Gerçek şu ki geçmişte atalarınızın yaptıkları, bugün de sizin yapmakta olduklarınız apaçık birer hurafe, değersiz, anlamsız, sapıklık ve Allah’a şirk koşmaktır.” dedi. Müşrik kavim bunu duyar duymaz İbrahim’e, “Sen bizimle alay mı ediyorsun, yoksa bu söylediklerinde ciddi misin?” deyince İbrahim dönüp onlara şöyle dedi: “Hayır, asla alay etmiyorum. Ben gökleri, yeri ve arasında olanları yaratan Allah’ın, sizin gerçek Rabbiniz ve ilahınız olduğunu biliyor, buna iman ediyor, sizleri de bu gerçeğe iman etmeye çağırıyorum.” Sonra da içinden kendi kendine: “Yemin olsun ki siz dönüp gittikten sonra ben sizin bu ilah edindiğiniz putlarınızın aslında birer hiç olduklarını, hiçbir işe yaramadıklarını ispat edeceğim.” dedi. Onlar İbrahim’in yanından uzaklaşınca, İbrahim putların bulunduğu ibadethaneye girerek en büyük ilah kabul edilen puta olup bitenleri ondan sorsunlar, cevap veremediğini görüp anlasınlar diye dokunmadı. Bir süre sonra durumu fark eden halk: “İlahlarımıza hangi zalim bunu yapmış?” diye feryat etmeye başladı. Bu arada içlerinden bazıları: “İbrahim adındaki bir gencin ilahları ile ilgili ileri geri konuştuğunu, onlara dil uzatıp durduğunu.” söylediler. Bunun üzerine İbrahim’i yakalayıp şahitler huzurunda söylediklerini tekrar ettirip, putları kendisinin kırdığını itiraf ettirerek, cezalandırılması gerektiğine karar verip harekete geçtiler. İbrahim’i halkın huzuruna getirerek; “Söyle bakalım ilahlarımızın heykelleri olan putlarımızı sen mi parçalayıp bu hale getirdin?” dediler. İbrahim de onlara, “Bunu belki şu en büyükleri yapmıştır en iyisi siz ona sorun, tabi konuşabiliyorsa size cevap verecektir.” dedi. İbrahim’i dinleyenler biraz düşünüp sonra kendi kendilerine, “Bu cansız ve aciz, kendilerine bile faydası olmayan yaratıkları ilah edinip de yardımlarını ummak, her şeyi yaratıp yaşatan Allah’a nankörlük etmektir. Doğrusu biz böyle inanıp yaşamakla kendimize yazık etmişiz, İbrahim’in söyledikleri doğru.” dediler. Bu gerçeği görüp, anlamalarına rağmen çok geçmeden tekrar o eski çarpık, sahte, sapık inançlarına döndüler ve İbrahim’e: “Ey İbrahim! Sen de biliyorsun ki onlar konuşmazlar ama yine de bizim ilahlarımızdır.” deyince İbrahim onlara: “Yazıklar olsun size ve Allah’la birlikte ilah edindiklerinize, neden gerçek apaçık ortada dururken size hiçbir faydası olmayan bu şeylere ilahlık yakıştırıyorsunuz, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” dedi. İbrahim’den bunu duyanlar: “Şunu ateşe atalım da bir daha ilahlarımız hakkında ileri geri konuşmasın, böylece inancımıza ve nizamımıza sahip çıktığımızı herkese gösterelim.” dediler. Bunun üzerine Biz de: “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ol, ona zarar verme.” diye emrettik. Böylece müşriklerin İbrahim’i ortadan kaldırma planlarını boşa çıkarıp, onları hüsrana uğrattık.

71-73

71-73 Biz İbrahim’i ve Lût’u kâfirlerin elinden kurtarıp bereketli kıldığımız topraklara yerleştirdik. İbrahim’e ayrıca İshak ve torunu Yakub’u bahşettik. Onların faziletli, erdemli kimseler olmaları hususundaki arzularını destekleyip güçlendirdik ve insanları doğruya (yaratılışlarının sebebi olan yola) davet eden önderler kıldık. Şüphesiz onlar da insanları namaz kılmaya, arınmak ve yücelmek için Allah yolunda verilmesi gerekeni vermeye teşvik ederlerdi.

74-75

74-75 Biz Lût’a da bilgi ve hükümler içeren âyetler vahyedip, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme, isabetli karar verme yeteneğini güçlendirdik ve onu iğrenç işler yapan halkın içinden kurtardık. Çünkü onlar iğrenç bir bataklığa saplanmış, sınır tanımayan çirkefleşmiş bir toplumdu. Böylece Lût’u şefkat ve merhametimizle selamete kavuşturduk, zira o da erdemli ve faziletli kullarımızdandı

76-77

76-77 İbrahim ile Lût’tan çok daha önce, Nûh da Allah’ın davetine karşı çıkan kavminin zulmünden kendisini ve iman edenleri kurtarması, müşrik kavmini de helak etmesi için Rabbine dua edip yardım dilemişti. Biz de Nûh’un duasını kabul edip, onunla birlikte iman edenleri o büyük felaketten kurtarmış, müşrik ve kâfirleri de suda boğmuştuk.

78-80

78-80 Ey Peygamber! Davud ile Süleyman’ı da anlat. Vaktiyle Davud ve Süleyman başıboş bir koyun sürüsünün bir tarlaya girip ekinleri tahrip etmesi sonunda, tarla sahibinin şikâyeti üzerine taraflar arasında hüküm vermişler. Biz de o hükme şahit olmuştuk. Adaletin uygulanması, yasaların yorumlanması bakımından Süleyman daha derin bir anlayışa sahipti. Davud da kendisine bahşettiğimiz ilim ve hikmet için Rabbine daima şükreden dağlar, taşlar ve kuşlar gibi Rabbinin nizamına teslim olmuş, bu bilinçle yaşayıp başkalarını da yüce Rabbine hamd ile teslim olmaya çağıran salih bir kulumuzdu. Biz sorumluluklarını yerine getirme gayreti gösterenleri yardımımızla başarıya ulaştırırız. Ayrıca Biz Davud’a üstün bir koruma bilgisi de lütfedip zırh yapmayı öğrettik. Şüphesiz Kur’an ile davet olunan hayat nizamı da bâtıla karşı mü’minlerin zırhı gibidir. Bu yüzden Rabbinize şükretmeniz gerekmez mi?

81-82

81-82 Süleyman’a da güç ve iktidar bahşedip, hükümlerimizi uygulama makamına oturttuk, rüzgârla da ona yardım ettik, ülkesinin ticaret gemileri, bereketli topraklara doğru estirdiğimiz kuvvetli rüzgârlarla, gidip gelerek bol kazançlar elde ederlerdi. Her şeyi ilmi ve kudreti ile yaratan ve dilediğini yapmaya kadir olan Biziz. Bir kısım dik başlı, küstah, şeytanın yoldaşı, aynı zamanda sanatkâr kimseleri de Süleyman’a boyun eğdirip, onun hizmetine verdik, bunlardan bir kısmı denizde dalgıçlık yapar, Süleyman için önemli ve zor işlerde çalışırken, bir taraftan da onları gözetim altında tutar zarar vermelerini önlerdik.

83-84

83-84 Ey Peygamber! Eyyub’un ders alınacak kıssasını da anlat. Hani Eyyub, “Rabbim bu hastalık benim belimi büktü, Sen merhametlilerin en merhametlisisin, bana şifa nasip et.” diye dua edip yalvarmıştı. Biz de O’nun duasını kabul edip, yakalandığı hastalıktan kurtarmış, sonra da Rabbine olan teslimiyetin ödülü olarak kendisinden uzaklaşan ailesini ve diğer yakınlarını misli ile artırarak kendisine yeniden döndürdük. Allah’a layıkıyla yönelenlerin bundan alacakları dersler vardır.

85-86

85-86 İsmail, İdris ve Zülkifl’in de kıssalarından alınacak ibretler var. Her biri insanları Allah’ın razı olacağı hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrundaki gayretleri sırasında, uğradıkları saldırılara, sıkıntılara sabırla göğüs gerip, taviz vermeden direnmişlerdi. Biz de bu yüzden onları şefkat, merhamet ve rahmetimizle kuşattık. Onlar erdemli, faziletli, salih kimselerdi.

87-88

87-88 Balığın yuttuğu Yunus’un yaşadıklarını da anlat! Onun kıssasından da alınacak dersler var. Vaktiyle Yunus da kavmini ilâhî nizam ve ahlak ile yaşamaya davet etmesine rağmen, kavminin daveti kabul etmemesi üzerine öfkelenip, daha fazla sabır gösteremeden onlardan kaçıp uzaklaşmak için bindiği gemiden denize atılıp, balık tarafından yutulunca, balığın karnındaki zifiri karanlıkta, “Rabbim senden başka ilah yok, yüce ve üstün olan yalnız Sensin. Bana verdiğin görevi yerine getirmek için gücümün ve ömrümün sonuna kadar direnmeyip, kaçarak büyük bir hata yaptım. Böylece kendine zulmeden zalimlerden oldum, beni bağışla.” diye dua etti. O, yaptığının bedelini ödeteceğimizi düşünmeden bu yanlışı yapmıştı. Yanlışını idrak edip yürekten tevbe ederek doğruya yönelme arzusu üzerine, Biz de onu içinde bulunduğu karanlıktan, sıkıntılı durumundan kurtardık. Yaptığı yanlışlardan tevbe edip, doğruya yönelen ve Bize güvenenleri işte böyle kurtarırız

89-90

89-90 Ayrıca elçilerimizden Zekeriyya’nın duasını da kabul edip ödüllendirmiştik, O da vaktiyle Bize şöyle dua etmişti: “Rabbim! Beni bu dünyada halefsiz, tek başıma bırakma, bana vâris olacak, birini nasip eyle, şüphesiz hayırlı vâris nasip edecek olan yalnız Sensin.” Biz de Zekeriyya’nın yakarışını kabul edip yaşlılık çağında onu ve hanımını çocuk sahibi olacak duruma getirdik ve evlat olarak Yahya’yı bahşettik. Onlar da hayırda yarışır, Rablerinin rızasını kazanmaya çalışır darlıkta da, bollukta da merhamet ve şefkatimize sığınır, Bize güvenirlerdi.

91

91 Namusu konusunda çok titiz, iffet timsali Meryem’in, ahlakından ve Allah’a teslimiyetinden de alınacak dersler vardır. Biz Meryem’in rahminde yarattığımıza ruh üfleyip, ilim ve kudretimizin layıkıyla anlaşılması için onu insanlara delil kıldık.

92

92 Ey insanlar! Gerçek şu ki, size kıssaları anlatılan ve anlatılmamış olan tüm peygamberler sizi, tevhidi kavramaya ve ona uygun yaşamaya davet için gönderilmiştir. Hepinizin Rabbi yalnızca Benim! O halde yalnız Bana itaat edip yalnız Bana kulluk edin!

93

93 Fakat insanların çoğu bu gerçeğe rağmen tevhid (Allah, Rab, ilah) bütünlüğünü bozup ayrı ayrı yollara saptılar. Sonunda Bize döndürülüp hak ettikleri ile karşılaşacaklar.

94

94 Şunu da iyi bilin ki, Allah’ın davetine uymak ve onu yaşamak uğrunda çaba sarf edenlerin emekleri boşa gitmeyecek ve layık oldukları şekilde ödüllendirilecekler. Biz onların yaptıklarını amel defterlerine kaydediyoruz.

95

95 Dünya hayatlarında helak olmayı hak ettikleri için azaba uğrattıklarımızı da âhirette huzurumuzda toplayacağız. O Gün onların pişmanlıklarının kendilerine hiçbir yararı olmadığı gibi, tekrar dünyaya dönüp Allah’ın davetine yönelmeleri de imkânsızdır.

96-99

96-99 Şirki, küfrü, zulmü ve bozgunculuğu tabiatları haline getirmiş, azgın Yecüc ve Mecüc takımı yeryüzünün her yanına dağılıp saldırmaya başlayınca, bu gerçekle yüz yüze kalanlar Allah’ın daveti hayat nizamına dönüş için artık çok geç kalmış olacaklar. Kıyamet günü müşrik ve kâfirlerin gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açılacak ve “Yazıklar olsun bize, uyarılmamıza rağmen bu Kıyamet gerçeğini umursamayıp, ciddiye almamıştık. Şimdi anladık ki böyle düşünmekle kendimize yazık etmişiz.” diyecekler. O Gün onlara şöyle seslenilecek: “Sizler ve Allah’la birlikte ilah edindikleriniz cehennem odunu olacaksınız ve hep birlikte yanacaksınız. O uydurup, kutsallaştırıp, yardım umarak peşlerine takılıp ilah edindiklerinizin kendilerini kurtarmaya bile güçleri yetmeyen zavallılar olduğunu gördünüz mü? Onlar da siz de hak ettiğiniz cehennemde ebedî kalacaksınız.”

100

100 Onlar cehennemde inim inim inleyecek ve iniltiden başka ses de duymayacaklar.

101-104

101-104 Allah’ı razı edecek bir hayat yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösteren mü’minler ise, cehennemden uzak tutulacak, onlar cehennemin uğultusunu da, oradakilerin iniltisini de duymayacak, Allah’ın ikram ettiği cennette canlarının her istediği nimetlerle ödüllendirilerek daimi olarak yaşayacaklar. Kıyamet Günü’nün dehşeti de onları kaygılandırmayacak, melekler onları karşılayıp, “Bugün size vaat edilen cennete ve oradaki nimetlere kavuşma günüdür.” diyecekler. O Gün, gökleri kitap sayfalarını dürer gibi düreceğiz ve daha sonra kâinatı ilk yarattığımız gibi, tekrar yaratacağız. Bu Bizim gerçekleştirmeyi vadettiğimiz sözümüzdür, kesinlikle de yerine getireceğiz.

105

105 Biz peygamberlerle gönderdiğimiz bütün kitaplarda, Tevrat’ta ve Zebur’da da olduğu gibi Allah’ın davetine iman edip, bu uğurda cihat edenlerin kazanacağını ve yeryüzüne onların vâris kılınacaklarını bildirmiştik.

106-111

106-111 Şüphesiz bu Kur’an’la bildirilenlerden alınması gereken dersler vardır, bundan ancak Allah’ı layıkıyla tanıyıp, yaratılışının maksadını kavramak isteyenler dersler çıkarabilirler. Ey Peygamber! Biz seni ve seninle birlikte Kur’an’ı insanlara gerçekleri tekrar hatırlatasın diye bir rahmet olarak gönderdik. Sen insanlara de ki: “Bana ilahınızın yalnız Allah olduğu vahyedilmekte, O’na teslim olmak üzere aklınızı kullanmayacak mısınız?” Şayet buna rağmen yüz çevirip de, reddederlerse, o zaman onlara de ki: “Ben bu gerçeği size duyurdum, uyarıldığınız Kıyamet Günü’nün de uzak mı, yoksa yakın mı olduğunu da ben bilemem. Benim bildiğim şu ki, Allah insanların açıktan ve gizliden yaptıklarını ve niyetlerinin ne olduğunu en iyi bilendir. Ben ayrıca müşrik ve kâfirlere vaat edilen azabın neden hâlâ gelmediğini de bilemem. Allah bunu sizlere doğru yola yönelmeniz için süre tanımak maksadı ile mi yapıyor, o yüzden mi nimetlerinden yararlandırıp imtihan ediyor, onu da yalnız O bilir.”

112

112 Ey Peygamber de ki: “Hepimizin gerçek Rabbi ve ilahı yalnızca Allah’tır. İman edenleri esirgeyip, koruyacak, yardım edecek olan ve aramızda adaletle hüküm verecek olan da O’dur.”

Scroll to Top