Furkan Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

77

Mushaf (Kuran) Sırası

25

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

42

Sure Hakkında Bilgi

25

FURKAN SURESİ

GİRİŞ

Adı: Sure “Furkan” adını birinci ayetten alır. Daha pek çok surenin adları gibi, bu ad da sembolik olmakla birlikte, ana konuyla yakından ilişki içindedir.

Nüzul Zamanı: Üslup ve konusundan, bu surenin de Müminun Suresi gibi, Mekke’nin ortasında indiği anlaşılmaktadır. İbn Cerir ve İmam Razi, Dahhak İbn Müzahim’den bu surenin Nisa Suresi’nden sekiz yıl önce indiği rivayetinde bulunurlar. Bu da, sure ile ilgili nüzul zamanı konusundaki görüşümüzü doğrulamaktadır. (İbni Cerir, XIX: 28-30; Tefsiru’l Kebir, VI: 358).

Ana ve Yan Konular: Sure, Mekke kâfirlerinin Kur’an, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliği ve getirdiği öğretilere karşı yükselttikleri şüphe ve itirazları ele almaktadır. Her itiraza uygun cevap verilmekte ve halk gerçeği reddetmenin sonuçları hakkında uyarılmaktadır. Surenin sonunda, Müminun Suresi’nin başında olduğu gibi, müminlerin ahlâkî-manevî üstünlükleri tasvir edilerek sanki şöyle denmektedir: “Gerçekle sahteyi ayırmanın ölçüsü buradadır. Bunlar Rasûlullah’a inanan ve öğretilerini izleyen insanların soylu nitelikleridir ve bu insanlar, Rasûlullah’ın yetiştirmeye çalıştığı tiplerdir. O halde, bu insanların Mesaj’ı henüz kabul etmemiş ve “cahiliye” de kalıp gerçeği yenmek için ellerinden geleni yapan insanlarla karşılaştırabilir ve değerlendirebilirsiniz. Sonra da, kendi adınıza hangi tarafı seçeceğinize karar verebilirsiniz.” Bu sorun, bu kadar çok sözle ifade edilmiyorsa da, hissedilir şekilde Arap’ın önüne konmaktadır. Bir kaç yıl sonra bu soruya verilen pratik cevabın, çok az istisna dışında, İslâm’ı kabul şeklinde olduğunu belirtmeliyiz.

Açıklamalı Meal

1. Kıyâmete kadar bütün alemlere ve insanlara uyarıcı ve rahmet olması için Muhammed kuluna, doğru ile yanlışı, Hakk ile bâtılı açıkça birbirinden ayırsın ve şirkten vazgeçmeyenler için uyarı olsun diye bir adı da Furkan olan Kur’an’ı bölüm bölüm indiren ve yaşamınızın yasasını bildiren Allah’ın şanı ne yücedirEy insanlar! Bilin ki gönderilen ayetlerin her biri sizin için temel ölçülerdir. Size yaratılışı hayatı öğretir ve en güzel yola ulaştırır. Size yaşamınızın yasasını bildiren Allah çok yüce ve kutludur.

2. Göklerin de yerin de mülkü hakimiyeti ve egemenliği, sadece O’na aittir. Onların iddialarının aksine Allah asla çocuk edinmemiştir ve melekler O’nun kızları değildir. Yönetiminde mülkünde ve hükümranlığında katiyen ortağı yoktur ve olması da mümkün değildir. Her şeyi mükemmel bir düzen içerisinde O yaratmış, evrene yerleştirdiği yasalar çerçevesinde belli bir plan ve kader tayin edip, ona ince bir ölçü ve nizam tayin etmiştir. Yarattığı varlıkları değişmez bir yasaya göre yaratmıştır. Yaratılış yasasını kimsenin değiştirmeye gücü yoktur. Allah’ın yasalarında hiçbir tutarsızlık, hiçbir haksızlık göremezsiniz. Allah’ın yasaları insanların yasaları gibi yazboz yasaları değildir. İnsanların çıkarlarına göre değiştirilemez. Şu hâlde insanların yapmaları gereken şey bütün bu nimet ve rahmete şükretmek, sadece Allah’a kulluk etmek, O’nun elçilerine inanıp emirlerine itaat etmektir.

3.Gerçek bu iken insanların çoğu Allah’a inanmakla beraber, tek başına Allah’ı yeterli görmeyip, hiçbir şey yaratamayan, yaratmak bir yana aksine kendileri de yaratılmış olan bir kısım âciz insanlara bağlılık gösteriler. Allah ile aralarında sahte ilahlar edinip onların peşine düşüyorlar. Böylece kendilerine şefaatçi olacaklarını umdukları bazı varlıkları O’na ortak koşmaktadırlar. Hâlbuki Allah’la birlikte ilah edinip O’na ortak koştukları kimseler, hiçbir şey yaratamazlar, aksine kendileri de yaratılmıştır. Hayatı kısaltmaya, uzatmaya ve ölüleri yeniden diriltmeye de güçleri yoktur. Kendilerine dahi hiçbir zarar ya da faydaları da dokunmaz, bir kötülüğü önlemeye de güçleri yetmez. Hal böyleyken inkâr edenler kendilerine Allah’tan başka yasa koyucular edindiler. İnsanların yasalarına uymak suretiyle, onları ilah edinerek onlara taptılar. Onlar kendilerinde; yasa yapma, yaptıkları yasalarıyla da insanları yönetme hakkı olduğunu zannediyorlar. Onların yaptığı şey Allah’ın verdiği nimetleri haksız şekilde paylaşmak, insanların bir kısmını yoksul bırakmaktır.

4. İşte bu yüzdendir ki, hakikati inkâr edenler bir de kalkmış, kendilerine tevhidi anlatmak üzere gönderdiğimiz elçimizin peygamberliğine inanmıyor ve ona vahyedilen Kur’ an hakkında şöyle diyorlar: “Bu Kur’an olsa olsa Muhammed’in birilerinden yardım alarak ya da kendi kafasından uydurduğu yalan ve iftiradan başka bir şey değildir. Onu çocukluğundan beri tanıyoruz. Okuma yazma bilmediğini de biliyoruz. Vahiy dediği bu sözlerin ona ait olması mümkün değil. Üstelik bunları uydururken, Yahudi ve Hristiyanlardan bazıları da kendisine mutlaka yardım etmiştir” dediler. Çünkü söyledikleri öyle tek başına birinin kendi kafasından söyleyeceği sözlere benzemiyor diyerek gerçeği yalanlamaya çalıştılar. Aslında bu sözleriyle, Kur’an’ın insanüstü bir kaynaktan geldiğini itiraf ediyor, ama kibir ve inatçılıkları yüzünden hakikati kabullenmek istemiyorlar. Böylece onlar gerçeği çarpıtarak bile bile haksızlığa ve iftiraya başvurdularHem de hesabı zor bir iftira.

5. Ardından yeni bir iftira daha attılar. Dediler ki: Bu ayetler, eskilerin masallarıdır. Muhammed, kendisi okuma yazma bilmediği için ücret karşılığı onları başkasına yazdırıyorBu hikâyeler sabah akşam kendisine okunup duruyor. Bu yüzden hepsini ezberden okuyabiliyor diyerek gerçeği yalanlamaya çalışıyorlar. Böylece onlar bu çirkin yakıştırma ve karalamayla ilahi kelama haksızlık etmektedirler.

6. Ey Peygamber! Sana bu tür iftiralar atan müşriklere de ki: “Aklınızı biraz kullanıp, samimi bir yaklaşımla Kur’an’ı incelerseniz, Muhammed veya bir başkasının Kur’an’ı uydurmuş olmadığını açıkça göreceksiniz. Tam tersine, göklerdeki ve yerdeki bütün gizli açık tüm yaptıklarınızı da sırları da bilen, her şeyden haberdar olan ve onları yaratan Allah’ın indirdiği vahiydir. Öyleyse, kibir ve inadı bırakın da gelin Rabbinizin merhametine sığının. Tövbe etmek için hâlâ geç kalmış sayılmazsınız. Allah bu nankör ve cahil tutumunuza rağmen size doğru olanı anlayıp ona yönelmeniz için zaman tanımaktadır. Yaptığınız iftiralardan, söylediğiniz yalanlardan vazgeçin. Allah kullarının hak ettikleri cezayı vermek için acele etmez. Unutmayın ki O, tevbe eden kullarına karşı çok bağışlayıcı olan Gafûr ve çok merhametli olan Rahim’dir. Eğer tövbe eder ve peygambere iman ederseniz, sonsuz merhametiyle sizleri affedecektir.

7. Senin bütün çabana rağmen ilâhî daveti inkâr edenler, bu tür iftiralarla bir yere varamayacaklarını anlayınca, Muhammed’in sade ve doğal bir insan olmasına da şaşırarak şöyle dediler: “Bu elçilik davasını güden kimseye ne oluyor, nasıl bir peygamber ki bizim gibi yemek yiyor, su içiyor, acıkıyor, uyuyor basit insanlar gibi ihtiyacını sağlamak için çarşılarda pazarlarda geziyor? Hâlbuki gerçekten Peygamber olsaydı bizlerden üstün olurdu. Onun durumu bize benzememeliydi. Üstelik istediğimiz mucizelerin hiçbirini de gösteremiyor. Yanında O’na şahit olup kendisini doğrulayacak bir melek de yok. Ona Allah tarafından gözlerimizle görebileceğimiz, uyarıcı bir melek gönderilmesi ve bizi uyarıp davetini onunla birlikte yapması gerekmez mi?”

8. Yahut gökten kendisine Allah tarafından verilen bir hazine olmalı ki geçimini sağlamaya ihtiyacı kalmasın. Yahut kendisinin meyvelerinden yiyeceği, bizlerin de daha önce hiç görmediğimiz güzellikte bir bahçesi buralarda olması gerekmez mi? Ve Allah’ın nurunu söndürmek için ne yapacaklarını şaşıran bu zalimler birbirlerine ve Kur’an’dan etkilenen i insanlara: Siz Muhammed’in davetine uyarsanız, olsa olsa, ilahlarımıza dil uzattığı için onların lanetine uğrayan büyülenmiş bir adama uymuş olursunuz” dediler. İnatlarına inat kattılar ve Resul’e inananların akıllarını çelmeye çalıştılar.

9. Ey Peygamber! Sen onların bu yalan ve iftiralarına aldırma. Gerçeği çarpıtmak için sana yakıştırdıkları kötü sıfatlara bir bak. Sana gelen vahye inanmamalarına gerekçe bulmak için ne kadar da şaşkın ve kararsız bir şekilde yalan yanlış iddialara umut bağlıyorlar. Senin için kimi zaman büyücü, kimi zaman büyülenmiş, bazen deli, bazen de şâir diyerek nasıl saçma ve anlamsız bahaneler üretip hadsiz benzetmeler yaptılar da çıkmaza girip doğru yoldan iyice saptılar. İnkârlarını sana ve sana uyanlara kabul ettirmek için nasıl muhakemeler kuruyorlar. Bu gidişle artık bir daha doğru yolu bulamazlar.

10. O Allah tek yücedir ve cömert olandır ki istese o müşrik ve kâfirlerin, sana yakıştırdıklarından çok daha fazlasını ve iyisini verir. Hatta bu dünyada da ahiret hayatında da içlerinden ırmaklar akan bağlar, bahçeler verir ve senin için muhteşem saraylar ihsan eder. Fakat bunları âhirete bıraktı ki o ahiret, daha hayırlı ve bâkidir. O’nun sana olan nimet ve ikramı sonsuzdur. Şunu bil ki onların bu istekleri, inanmamak için ürettikleri bahanelerden ibarettir.

11. Kâfirlerin bunca itirazlarının arkasında yatan gerçek sebep şudur. Onlar senin peygamberliğine inanmamanın ve Allah’a şirk koşmanın sonucunda cezalandırılacaklarına inanmıyorlar. Aslında onlar senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar. Bilakis bunları söylemekle, dünya hayatını tercih etmiş oldular. Ayrıca çok mala sahip olanları gözlerinin önüne getirerek, ölümden sonraki hayatı ve kıyamet saatini de yalanladılar. Biz kıyamet gerçeğini alaya alan ve ölümden sonraki hayatı yalanlayanlar için içine girecekleri alevler püskürten cehennemi hazırlamışızdır.

12. Kâfirler cehennem ateşini, uzak bir mesafeden gördüklerinde; cehennemin sanki hesap sormak için sabırsızlıkla bekleyen bir insan edasıyla öfkeden kükreyip, kaynamasını ve harıl harıl yanarken çıkardığı korkunç uğultusunu işitirler.  Böylece korku, pişmanlık ve dehşet içerisinde, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar.

13. Elleri boyunlarında zincirlere vurulup, cehennemin daracık ve bunaltıcı bir yerine atıldıkları zaman, yaşadıkları acı sebebiyle “Yetiş ey ölüm neredesin, keşke yok olup gitseydik de bugünü görmeseydik” diye hayıflanırlar ve tek çare olarak oracıkta ölüp yok olmak için yalvarırlar.

14. O gün azap melekleri tarafından onlara denilecek ki: Bugün bu azap geçici değil, o yüzden bir defa ölmek için yalvarmayın, defalarca ölmek için yalvarsanız da nafile”. Çünkü bu azap hiçbir zaman bitmeyecek, yanıp kavrulan vücudunuz her defasında yeniden yaratılacak ve artık ölmek isteseniz de ölemeyeceksiniz, feryadınız boşunadır, siz bu cezayı hak ettiniz denilecek,

15. O hâlde, Ey Peygamber ve ey Müslüman! Bu felâket adım adım yaklaşmaktayken, küfürde inatla direnerek kıyamet ve hesaba çekilme uyarılanı alaya alan müşriklere de ki: Hâlâ hayattayken şu soru üzerinde düşünün ve söyleyin bakalım. Allah adına yapılan daveti reddetmeniz sonucunda cehennem azabına çarptırılarak, acıdan defalarca ölmeyi isteyeceğiniz bu korkunç son mu iyi, yoksa sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak için elinden geleni yapıp Allah’a karşı gelmekten sakınan takva sahiplerine, vaadedilen ve içerisinde diledikleri her şeyi bulabilecekleri ebedi cennet mi iyidir? Orası muttakiler için bir mükafat ve varılacak son yerdir. Ebedi cennet Allah’ın yasalarına uyarak inanıp iyi işler yapanların hakkıdır. Allah’ın gönderdiği bilgilere karşılık hainlik yapmayan, gerçekleri saptırmayanların hakkıdır.

16. Cennette her istedikleri onlara ikram edilir ve ebedi olarak kalırlar. İşte bu, öyle bir vaattir ki müminler için yerine getirmeyi bizzat Rabbinin üstlendiği bir sözdür. Rabbin asla verdiği sözden dönmez.

17. Rabbin, müşrikleri ve onların Allah’ın yanı sıra, Allah ile aralarına aracı koyarak kendisinden başka medet umulanları ve Allah’ın yasalarını bırakıp peşlerinden gittikleri insanların yasalarına uyarak putlaştırdığı kimseleri yüzleştirmek için hesap gününde hepsini bir araya toplar. Ve “savunmanızı yapın” der. Müşrikler: Evet, suçumuz sapmak ama biz sapmadık, bizi ilah diye taptıklarımız saptırdı” derler. Bunun üzerine Allah ilah edindikleri şirkin önderlerine şöyle sorar: “Bu kullarımı Benim davetime yönelmelerine engel olmak için şirk inancına sürükleyen ve yoldan çıkarıp saptıran siz misiniz? Yoksa kendileri mi nasihatten yüz çevirip şirke saptılar? Yasalarımıza uyarak bize tapın diye insanlara siz mi dediniz yoksa onlar kendileri isteyerek mi taptılar?

18. Müşriklerin ilâh edindikleri kimseler iseEy Rabbimiz Hâşâ! Bizim böyle bir şey yapmak ne haddimize! Senin şanın yücedir, sen her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzaksın. Senden başka ilah ve dostlar edinmek bize yaraşmazDolayısıyla, insanlardan bize kulluk etmelerini istememiz de asla mümkün değildir. Biz onları kesinlikle saptırmadık. Fakat sen insanları özgür bıraktın. Onlara ve atalarına o kadar sayısız nimet verdin ki bolluk içinde dünya zevklerine daldılar. Sana itaat edeceklerine, azgınlaştılar ve nankörleşerek Senin davetinden yüz çevirdiler. Bu nimetlere şükredip sana kulluk edecekleri yerde, elçilerinin uyarılarına kulak asmadılar. Seni anmayı ve uyarılarını dile getiren Kitabı unuttular. Ve şımarıp helaki hak eden hayırsız bir topluluk oldular. Bu kadir kıymet bilmez nankörler, Senin yasalarına uymadılar. Hep insanların çıkardığı yasalara uyarak yasa çıkaranlara taptılar. Yaptıklarının kötü bir şey olduğu hatırlatılsa bile azgınlıklarından dolayı inkâr ettiler. Böylece azabı hak eden insanlardan oldular diyecekler. İşte kâfirlerin ilahlaştırdığı kimseler, Kıyâmet Gününde onları böyle reddedecek.

19Bunun üzerine, Allah medet umup ortak koştuklarının peşinden giden müşriklere şöyle diyecek: Bakın işte dünya hayatında kendilerinden medet umup kendilerine uymaya mecbur zannettiğiniz kimseler bile sizin davranışınızı doğru bulmuyor. Böylece ilah edindikleriniz, onların sizi saptırdıkları şeklindeki iddianızı da yalanlıyor. Onların, sizi Allah’a yakınlaştıracağını iddia ediyordunuz. Fakat bugün bizzat onlar bu iddianızı reddediyorlar. Artık ne hak ettiğiniz azabı geri çevirmeğe gücünüz yeter, ne de kendinize bir destekçi bulabilirsiniz. Bu yargılamanın sonunda Allah adına yapılan davetten yüz çevirip O’na sırt dönenlere ve şirk koşmakla nefsine zulmedenlere büyük bir azap tattırırız. Artık hak ettiğiniz azaptan kurtuluşunuz kalmamıştır. Ey Peygamber’e iman edenler! İşte şirk böylesine çirkin ve tehlikelidir. İyi bilin ki içinizden kim şirk koşarsa, ona müthiş bir azap tattırırız.

20. Ey Muhammed! İnkârcıların yalan yanlış verdiği örnekler, kurdukları yanlış muhakemeler seni üzmesin. Esasen onlar gayet iyi biliyorlar ki, senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de her insan gibi yemek yiyip içen, çarşılarda pazarlarda gezen normal kimselerdi. Dolayısıyla senden olağanüstü şeyler beklemeleri tamamen bahanedir. İnanmayanlar her zaman bir gerekçe bulacaklardır. Sen cahillerin küstahlıklarına aldırma. Gerçi isteseydik, melekleri de elçi olarak gönderebilirdik. Sizin bir kısmınızı, imanda sebat derecesini tespit etmek için diğer bir kısmınızla deneyip iyilerle kötüleri karşı karşıya getirerek, neye layık olduğunuz, ortaya çıksın diye bir sınav yaptık. Çünkü öteden beri bizim toplumlar üzerinde geçerli olan yasamız böyledir. Bakalım bu incitici sözler karşısında Allah’ın takdirine razı olup sabrediyor musunuz? Her peygamber, toplumu tarafından reddedilmiş, baskı ve muhalefet görmüştür. Bu, ne ölçüde dayanıklı olduğunuzun, tevhide ne kadar samimiyetle bağlı olduğunuzun ortaya çıkması için bir imtihandır. O hâlde, ey hak yolunun yolcusu. Bu dünyada karşılaştığın zorluklar seni yıldırmasın. Bıkıp usanmadan Allah yolunda mücadeleye devam et! Unutma Rabbin olup biten her şeyi görendir. Dolayısıyla, O’nun yolunda gösterdiğin samimiyet ve bağlılığın mükâfatını, sana tam olarak verecek, zalimleri de er geç hak ettikleri cezaya çarptıracaktır.

21. Kıyamet günü Bizimle karşılaşmayı ve huzurumuza çıkıp hesap vereceklerini düşünmeyen müşrikler; inkârlarını gölgelemek ve kendilerini haklı çıkarmak için bahane üretmeye devam ettiler ve dediler ki; “Bize peygamber olarak bir insan değil de melekler indirilmeliydi. Yahut Rabbimizi gözlerimizle görebilmeliydik. Muhammed’i doğrulamak için melekler ya da Rabbimiz, bize bir şeyler söylemeliydi dediler. Müşrikler, Allah’ın açıkça kendilerine görünmesini isteyerek, iyiden iyiye yoldan çıkmış bulunmaktadırlar. Andolsun ki onlar sıradan bir kul olmayı kendi içlerinde sindiremeyerek kibirlendiler ve “bize melek gelmeli” diyerek büyük bir azgınlık ve küstahlıkla haddi aştılar.

22. Gerçi melekleri görmeyecek değiller, onların ahirette gerçek olduklarını görecekleri gün, elbette gelecektir. Fakat bu görüşme hiç de bekledikleri gibi olmayacaktır. İşte ölüm anında ve mahşerde melekleri gördüklerinde, cehennem azabına çarptırılacaklarını anlayacaklar. O gün çoktan iş işten geçmiştir. Kibrine yenik düşen suçlulara her türlü mahrumiyetin başladığı o gün sevindirici bir haber yoktur ve melekler onlara şöyle diyecekler: “Boşuna beklemeyin size sevinmek, bize ise hoşunuza gidecek güzel sözler söylemek ve sevinçli bir Cennet haberi vermek yasaktır, haramdır. Dünya hayatında niçin aklınızı kullanmadınız, artık dönüşü olmayan bir biçimde Allah’ın rahmetinden kovuldunuz.

23. O gün Peygambere ısrarla karşı çıkmak ve şirk koşmak gibi affedilmez yanlışların yanı sıra Allah ‘ı görme talebinde bulunmak gibi bir küstahlığı da yapan kâfirlerin, dünyada iyilik ve doğruluk adına özenle yaptıkları bütün amelleri boşa çıkarırız. O amellerin ne kadar boş ve anlamsız şeyler olduklarını gösterip tamamını geçersiz kılarak etrafa saçılmış toz zerreleri haline getiririz. Dünya yaşamlarında kazandıkları servetlerin hiçbir faydası olmayacaktır. Artık yaptıklarının içinde güzel şeyler varsa da kendilerine bir yarar sağlamaz. İman olmaksızın yapılan hiçbir iyi amelin Allah nezdinde bir değeri yoktur. Çünkü iyi amellerin kabul edilmesi imana bağlıdır.

24. Diğer taraftan ilâhî nizam ve yasalarımıza göre yaşamış olmanın gereklerini yerine getiren ve Allah rızasını gaye yapan cennetlikler ise O gün, yaşayıp kalınacak yerlerin en iyisinde ve dinlenme yerlerinin de en güzeliyle ödüllendirileceklerdir.

25. Ve son saatin geldiği o gün, gök yarılıp beyaz bulutlarla param parça örtülecek ve melekler de bulutların arasından akın akın amel defterleri ile inecekler. Kıyamet günü, aşırı sıcaktan her şey buharlaşıp bulut haline gelecek. Dünyanın göğü sayılan atmosfer tabakası da bulut şeklinde buharlaşıp gidecektir.

26. Dünyadayken Allah’ın hükümlerini inkâr eden kafirler, O kıyamet gününde dünyada da âhirette de gerçek hükümranlığın, mülk ve egemenliğin yalnızca Rahman olan Allah’a ait olduğunu, bütün açıklığıyla göreceklerdir. O gün her türlü mülkiyet sona ermiş, her şey asıl sahibi olan Allah’a kalmış olacaktır. O gün dünyaya hâkim olduğunu ve dünyayı yönettiğini zannedenlerin dünyası başlarına yıkılır. Bugün otorite sahibiymiş gibi görünenlerin, gerçekte ne kadar zayıf ve âciz oldukları anlaşılacak ve hâkimiyetin, yalnızca Allah’a ait olduğu apaçık ortaya çıkacaktır. İşte bunun içindir ki O gün, mü’minlere kolay bir gün olurken, Allah ‘a ortak koşmak ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmek suretiyle kendisine yazık edenler için zor bir gündür.

27. O gün gerçeği inkâr etmiş zalim insan, pişmanlıkla dizlerini döver ve şöyle der: “Keşke, bize bugünlerin geleceğini bildiren resuller ile birlikte yalnızca Allah’ı ilah edinip aynı yolun yolcusu olsaydım da bugün cehenneme atılmasaydım.

28. Ah keşke, ben Allah’tan başkasının davetinden yüz çevirmeseydim. Keşke beni tevhitten yüz çevirmeye sevk edip Allah yolunun tersinde giden falancayı filancayı dost edinmeseydim de beni yanlış yola yönlendirene uymasaydım.

29. Demek ki peygamberden onca ilahi öğüt dinlemiş olmama rağmen,şeytan ve yandaşları beni, Allah’ın zikri olan Kur’an’dan ve Allah’ı layıkıyla anlamaktan uzaklaştırıp saptırdı. Zaten şeytan ve onun arkasından gidenler, dünyada insanı aldatır. Ahirette ise onu en zor anında yapayalnız, ve çaresiz bırakır.”  Beni Allah’ın gönderdiği ayetlerden saptırdılar. Allah’ın ayetlerini okumadım, anlamadım. Ayetlere göre yolumu çizmedim. Beni yoldan çıkaran dostlarımın süslü sözleri hep ayetlerin önüne geçti. Bana şeytanca yaklaşıp yalanlarıyla beni uçuruma sürüklediler. Şimdi ise beni yapayalnız ve yardımcısız bıraktılar” diyecekler.

30. O gün Peygamber, ümmetinin başında şahit olarak bulunacağı mahşerde, Kur’ an’ a muhatap olduğu için Müslüman diye bilinen bu müşriklerin durumunu görünce derin bir üzüntü ile şöyle der: “Ya Rabbi, kavmimden Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler bazen okumayarak, bazen okuduğunu anlamayarak, bazen de anladığını yaşamayarak ve çoğu zaman da yüklediği sorumlulukları yerine getirmeyerek bu Kur’an’ın önemini ve değerini anlamaya yanaşmadılar. Kuran’ı tozlu raflar içine hapsederek terk edilmiş bir kitap haline getirdiler.” Kimileri Kuranı anlama ve uygulama niyeti taşımadan sadece lafzını okuyup durdu. Fakat okudukları zaman anlayarak okumadılar. Manasını ve vermek istediği mesajı anlayıp uygulamaya yanaşmadılar. Anlamayıp makamı ve nağmesi ile oyalanıp durdular. Bir kez olsun Allah bize ne diyor diye merak etmediler. Kimileri Onun bu çağda geçerliliğini yitirmiş bir kitap olduğunu ileri sürerek hayatın dışına itti. Kuran’ı devri geçmiş, uygulanamaz bir nizamın davetçisi sayıp sırtlarını döndüler. Onu temel başvuru kaynağı yapmadılar. Sadece ölülerin ruhlarına üflediler. Ayetlerine göre yaşamadılar, yüklediği sorumlulukları yerine getirmediler, yasalarına da uymadılar. Bunların yaptıklarından şikâyetçiyim ya Rab! diyecektir. Peki kıyamette Peygamberin şikayetçi, yargılayanın da Allah olduğu bir mahkemede o sanık sandalyesine oturmayı kim isteyebilir ki?

31. Ey Resulüm! Halkından bazılarının Kur’an’a bu şekilde tavır alması seni üzmesin. Bilesin ki daha önce gönderdiğimiz peygamberler de aynı şeyleri yaşamışlardır. Biz senin kavmini sana muhalefet kıldığımız gibi senden önceki her elçiye de o kavmin ilâhî buyruklara karşı gelen suçlulardan bir muhalefet çıkardık, ki bu imtihanın gereğidir. İnkâra kendilerini şartlandırmış olanlar, Allah adına yapılan davete sırtlarını dönmekle birlikte, müminlere de düşmanlık etmekten geri durmamışlardır. Sen sakın bunlara aldırış etme ve zalimlere karşı mücadeleye devam et. Korkma onların düşmanlıkları sizi yıldırmasın. Unutma ki her karar ve davranışında yol gösterici ve düşmanlarına karşı yardımcı olarak Rabbin sana ve inananlara yeter. Onların düşmanlıkları da iman etmemek için buldukları bahaneler de hiç bitmeyecektir.

32. Ey Muhammed! İnkâr edenler yine bir bahane olarak: “Kur’an, sana yirmi üç yıllık uzun bir süre içinde, bölümler hâlinde değil de bir defada bütün olarak indirilmesi gerekmez miydi?” dedilerOnların bu yerli yersiz sorularına aldırma. Biz onunla senin ve sana tâbi olanların imanını sürekli canlı ve taze tutarak kalbine iyice yerleştirmek ve bilinç oluşturmak için Kur’an’ı bir bütünün parçaları halinde ayet ayet indirdik. Zamanı ve yeri geldikçe onu Cebrail vasıtasıyla ağır ağır bir düzen içinde vahyediyoruz ki kararlılığın pekişsin

33. Ey Resûlüm, müşrikler ne söylerlerse söylesinler ne yaparlarsa yapsınlar hangi soruyla karşına çıkarlarsa çıksınlar şunu aklından çıkarma. Onların seni ve mü’minleri şüpheye düşürmek, aklınızı karıştırmak için sana getirdiği her örneğe ve her batıl soruya karşı, biz sana mutlaka, o meselenin içyüzünü ifade ederek bütün safsataları çürütecek gerçeği en güzel ve açık bir şekilde ortaya koyuyoruz. Bu nedenle gönlünü ferah tutman lazımdır ve Sana da bu yaraşır. O hâlde, başka yerlerde hikmet arayışlarına gitmemeli, her konuda olduğu gibi, tebliğ konusunda da kendine Kur’an’ı esas almalısın.

34.  Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinmelerinden dolayı toplanıp yüzleri üstü cehenneme sürüklenecek ve azabın en ağırını orada tadacak olanlar yok mu? Onlar inanç ve ahlâk bakımından ahirette en kötü yerde, dünyadaki bu tercihleriyle de doğru yoldan en çok sapan kimselerdir. Onun için davet edildikleri gerçeği, inatla reddetmeye devam edenlerin dediklerine aldırış etme. Oysa insanlık tarihini ibret nazarıyla inceleseler, vahiyden uzaklaşan toplumların akıbetinin ne olduğunu göreceklerdir. Yine sana karşı bu tür bahaneleri ileri sürenler, bir an için ellerini vicdanlarına koyup düşünseler, tuttukları yolun yanlış olduğunu ve bu yolun onları yüzüstü cehenneme sürükleyeceğini anlayacaklardır.

35Ey Mekke müşrikleri! Allah’ın elçisini yalanladığınız ve ona karşı asılsız ithamlarda bulunmaya devam ettiğiniz takdirde, geçmişte sizin gibi davranan toplumların acı akıbetini yaşayacağınızı bilin, Nitekim biz tıpkı Muhammed’e verdiğimiz gibi geçmişte de Musa’ya Tevrat adındaki ilahi bir kitap verdik ve kendisi gibi Peygamber yaptığımız kardeşi Harun’u kendisinin yanında yardımcı olarak görevlendirdik.

36. Siz ikiniz, Allah’ın Rabliği ve ilahlığını reddedip ayetlerimizi yalanlayan, Firavuna ve onun başında bulunduğu topluluğa uyarıcı olarak gidin dedik. Onlara gittiler ellerinden geleni yaptılar. Fakat onlar, tıpkı sizin gibi davrandı ve elçilerimize inanmadı. İnkâr ve isyanlarında ısrar ederek kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince, biz de onları azabımızla cezalandırarak yıkıp yok ettik.

37. Yine Nuh kavmi de peygamberlerini yalanladıkları vakit onları da tufan sularında batırıp boğduk. Ve onların kalıntılarını, arkadan gelen bütün nesillere tarihte ibret alınacak bir örnek yaptık. Dünyada başlarına gelenlerin dışında, Âhirette de yaratılış gayesi dışında hareket eden bu nankör, küstah ve zalimlere ahirette acı bir azap hazırladık.

38. Onların ardından gelen Ad Semud, Res halkı ve bu arada daha gelmiş geçmiş nice müşrik ve kâfir nesiller de uyanıldıkları halde elçilerimize karşı inatla düşmanlık ettiler. Sonuçta inkârdaki ve zulümdeki ısrarları nedeniyle ibretlik bir şekilde helak olup gittiler.

39. Her birine yaratılış sebepleri olan hayatı yaşamaya davet eden peygamberler göndermiştik ve kendilerinden önceki kavimlerin helâkine dair uyarıcı misallerle ibretlik öğütler vermiştik. Fakat azgınlıklarında direnip söz dinlemedikleri ve küfürde ısrar ettikleri için, hepsini yerle bir ettik.

40. Aslında Kur’an’ın ilk muhatabı olan müşrikler, onların yaşadıkları acı sonu bilmektedirler. Ticaret için kervanlarla Şam’a giderken, Lût kavminin yaşadığı ve taş yağdırılmak suretiyle felâket yağmurunun helâk ettiği o harabe ülkeden, defalarca geçtiler. Peki, onların yaşadıklarından ve hak ettikleri azabın izlerinden, ibret almak için hiç ders almazlar mı? Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Bize karşı gelip, ayetlerimize inanmadıkları ve yasalarımıza göre yaşamadıkları için yok ettiğimiz toplulukların kalıntılarını da görmüyorlar mı? Doğrusu onlar, dünyada yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlar. Akıllarını kullanıp gerçeği kabullenmiyor ve öldükten sonra da diriltilip hesaba çekilmeyi yalanlıyorlarİnkârlarından dolayı tüm gerçeklere karşı gözlerini kapatıp kulaklarını tıkıyorlar.

41. Ey Peygamber! İşte bu sebeple müşrikler seni gördükleri ya da senden bahsettikleri zaman: “Allah bunu mu elçi göndermiş diyerek kendi akıllarınca seni ve ayetlerimizi alaya alıyorlar. Unutma ki senden önceki elçiler de ders almayan müşrikler tarafından alaya alınmışlardı.

42. İnkârcılar ve münafıklar utanmadan senin için: Eğer biz, ilahlarımızı ve hayat tarzımızı savunup direnmiş olmasaydık, Muhammed az kalsın bizi ilahlarımızdan ve dinimizden saptıracaktı” diyorlar. Böylece kendilerinin doğru yolda olduklarını zannediyorlar. Ama sen onların bu çirkin tavırlarına üzülme. Onlar yakında Allah’ın azabıgördüklerinde, asıl kimin doğru yolda olduğunu kimin de yoldan sapmış olduğunu gayet iyi anlayacaklardır. 

43. Ey Peygamber, doğru yoldan saparak nefsini ve arzularını adeta ilah edinen kimseyi görüyorsun değil mi? Zevklerini, çıkarlarını, ihtiraslarını hayatın biricik ölçüsü hâline getirip, kendisine vazgeçilmez yaparak bunları ilah edinen kimsenin ne kadar zavallı ne kadar aşağılık hale geldiğini gördün mü? O hidayet istemiyorsa, sen onun savunmasını yapıp Allah’ın azabından koruyabilir misin? Şimdi sen onların bu inatlarından vazgeçmeleri için kendini mi heba edeceksin? İman etmiyorlar, diye üzülme. Çünkü sen böylelerinin yaptıklarından sorumlu değilsin. Senin vazifen, sadece hakkı tebliğ etmektir.

44. Yoksa, onların çoğunun anlama niyetiyle senin öğüt ve uyarılarını dikkatlice dinleyeceğini ve ilettiğin Kur’an mesajını dikkatlice değerlendireceklerini mi zannediyorsun? Hayır, aksine onlar insanı hayvandan ayıran en büyük özellik olan aklı devre dışı bıraktıkları için, arzularının peşinden gitmekteler. Böylece de adeta doğru yola yönelmeyen koyun sürü gibidirler. Hayvanlardan daha başı boş, daha kötü bir hayat tarzı yaşamaktadırlar. Çünkü sürüler insanlar gibi akıl ve vahiy nimetiyle desteklenmemişlerdir. Hatta izledikleri yol bakımından sürülerden daha duyarsız ve şaşkındırlar. Onların hesabımızdan kurtulmak için çırpınışları boşunadır. Onlar sadece kendilerini, kendilerine inananları kandırmışlardır.

45.  Ey Allah’tan başka varlıklardan medet uman insanoğlu! Düşünün bir kere! Allah, kâinatı insanların en güzel şekilde yararlanabileceği bir düzende yaratmıştır. Senin gölgene varıncaya kadar her şey Allah’ın kâinatta kurduğu nizamın sınırları içinde hareket ediyor. Görmez misin Rabbin güneşi her haliyle insanlara faydalı olacak şekilde yaratmıştır. İşte yaratmış olduğu bu kusursuz düzen ve ölçü sayesinde gölgeyi nasıl belli saatlerde kısaltıp, belli saatlerde uzatıyor? Eğer isteseydi, dünyayı durağan bir hâlde yaratarak onu olduğu gibi yerinde sabit bırakırdı. Böylece yeryüzünün bir tarafı sürekli gece ve soğuk, diğer tarafı ise sürekli gündüz ve sıcak olurdu ki, bu da orada hayatı imkânsız hale getirirdi. Sonra güneşi gölgeye yol gösterici ve rehber kıldığımız gibi Kur’an’ı da sizlere rehber kılmışızdır. Yani Biz, güneşi gölgenin varlığına bir delil yaptık. Dileseydi ona hiç hareket etmeden, değişmeden olduğu yerde duracağı bir kural, bir yasa koyardı. O zaman gölgenin nimetinden yararlanamazdınız. Güneşin gölgeyle irtibatını nasıl planladığımıza bakmıyor musun?

46. Sonra da sabah uzun görünen o gölgeyidünyanın dönmesine bağlı olarak öğleye doğru yavaş yavaş çekip güneşin doğuşuyla ve batışıyla kısaltıp uzatmaktayız. Gölgeyi uzatıp kısaltmasına, sonra da yavaş yavaş çekip almasına kadar her şeyi Allah o nizamın yasalarına bağlamış ve bir sebebe dayalı yaratmıştır. Dileseydik güneşi tepede tutardık da serinleyecek bir gölge bulamazlardı.

47. Gece sizin için bir elbisedir. O, sizin için geceyi uyuyup dinlenmeniz için bir örtü, gündüzü de Allah’ın rızasını kazanacak işlerde rızık arama ve çalışma vakti için aydınlık yapan Allah’tır. Güneşin batışıyla üzerinizi adeta bir örtü gibi kaplayan gece, sizler için uyku ve dinlenme vaktidir. Güneşin doğuşuyla da uykunuzdan uyanıp dinç bir şekilde yaşamınıza dönme zamanı olan gündüz başlamaktadır.

48İlahi rahmetin bir sembolü olan yağmurları düşün. Rahmetinin önünden aşılayıcı olsunlar diye yağmurun müjdecisi olarak rüzgarları gönderen ve böylece bulutlar vasıtasıyla yağmuru gökten tertemiz bir su olarak indiren de O dur.

49. Yağmuru yağdırmaktaki amacımız onunla çorak toprağı yeşertip canlandıralım ve yine onunla hayvan olsun, insan olsun yaratıp yaşattığımız nice canlıyı suya kavuşturalım.

50. Eğer Allah bu düzeni kurmasaydı yaşayabilir miydiniz? Andolsun tabiattaki yağmura benzer örnekleri, aralarında düşünüp ibret alsınlar ve Allah’ın kudretini düşünerek ders çıkarsınlar diye çeşitli biçimlerde tekrar tekrar açıkladık. Ne var ki insanların çoğu nankörlükte direnip buyruklarımızdan yüz çeviriyorlar. Yarattığımız varlıklara doğal yasalar koymasaydık ve insana yardım edecek varlıkları hazırlamasaydık, güneşsiz, gölgesiz, gecesiz, gündüzsüz, uykusuz, yağmursuz, bitkisiz, hayvansız bir dünyada insanlar nasıl yaşardı? Ne yazık ki, insanların çoğu bu örneklerden ibret alacağı ve düşünerek doğruyu bulacağı yerde, Allah’tan başka varlıklardan medet umuyor ve küfre sapmaya devam ediyor.

51. Ey Muhammed! Mekkeli müşriklerin seni küçümsemek için, “Madem bizi şirk ile suçluyor ve Allah’ın seni bizleri uyarmak için gönderdiğini iddia ediyorsun, o halde söyle bakalım, şirk koşan diğer şehir halklarına niçin peygamber gönderilmiyor? ” diye sorduklarını biliyoruz. Eğer dileseydik seninle birlikte sana yardımcı olmaları için çevrendeki her topluma ayrı bir uyarıcı Peygamber gönderir ve senin yükünü hafifletirdik. Ama yine de sen dinleyip sana uymazlardı. Onlar kendilerine uyarıcı gelmesine mi şaşıyorlar? Uyarıcı geldi diye huzurları mı kaçtı? Onun için mi sürekli inkâr ederek karşı çıkıyor, seni yalanlıyorlar? Bizim ne yapacağımıza onlar karar vermiyor. Rabbin kimi hangi ülkeye, hangi şehre uyarıcı göndereceğini onlara soracak değildir.

52. O halde peygamberliğini tartışmaya açan inkarcılara hiçbir şekilde boyun eğme. Bil ki, senin en büyük silahın Kur’an’dır. Rabbinin emirlerine sımsıkı sarıl onların eziyetlerine sabrederek, tebliğine devam et ve onlara karşı Kur’an’la mücadele ederek büyük bir gayretle cihat et. Kur’an’ı ve ondaki hakikatleri insanlara duyurmak için yılmadan çaba göster. Amacın ayetlerdeki gerçekleri açıklamak olsun. Onların inanıp inanmamaları seni ilgilendirmez. Elbette ki Allah’ın yardımıyla zafer senin ve sana inananların olacaktır.

53. Hatırla ve onlara da hatırlat. İki denizi birbirine salmıştık. Birinin suyu içilecek kadar tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi buluşturan, aralarına da “yüzey gerilimi” adı verilen ilahî bir yasa ile karışmalarını önleyip gözle görülmeyen bir perde koyan, Allah’tırKi bilim adamları asırlar sonra yoğunluk farkından dolayı suların birbirine karışmadığını anlamışlardır. Denizlerin tuzlu sularıyla yağmurların ve nehirlerin tatlı olan içme sularını birbirine karışmayacak özellikte yaratması da onun kudret ve ilminin enginliğini gösterir. Eğer böyle yapmamış olsaydı yeryüzünde içilebilir su bulamazdınız. Bu örnekte olduğu gibi Allah, doğru ile yanlışın da arasına birbirine karışmalarını engelleyen perdeler koymuştur. Bütün bunlar bizim koyduğumuz yasaya göredir. Hiç düşünmezler mi? Biz aynı toplum içindeki inananları da inanmayanları da birbirine karıştırmayız. İki toplumu aynı kefeye koymayız. İnkâr edenler çoğunlukta olsa bile inananlar onlara katılamazlar. İnananlardan her kim inkâr edenlerin çoğunluğuna bakarak onlara katılırsa yasamıza aykırı hareket etmiş olur.

54. İnsanı bir damla sudan dişi ve erkek olarak iki cinste yaratan ve eşler arası evlilik yoluyla onu bir soy ve hısımlık sahibi kılıp, akrabalık bağları oluşturan Allah’tır. Unutma ki sana bu Kur’an’ı vahyeden Rabbin sonsuz güç sahibi olarak her şeye güç yetirendir.

55. Bunca hakikate rağmen, müşrik insanlar, Allah’ın yanı sıra Allah’la birlikte başka ilahları aralarına koyupkendilerine ne yarar ne de zarar vermeye gücü olmayan kimselere kulluk ediyorlar. Bazıları da Rabbine karşı gelerek arzularını heveslerini ilah edinenlere tapıyorlar. Böylece peşinden gittikleri insanları Allah’a ortak ediyor, onları ilah edinerek, onlara kulluk ediyorlar. Sonuçta, o varlıklar aracılığıyla Allah’a yaklaştıklarını sanıyorlar. Zaten Allah’la beraber başka ilahlar edinerek yahut birtakım varlıkları mutlak itaat makamına yücelterek kâfir olan kimse, Rabbine sırtını dönüp şeytana arka çıkan bir yardımcıdır. Şu iyice bilinsin ki, gerçek kafir, Rabbinin buyruklarını inkâr edip başkasını ilah edinendir. Onlar sadece şeytanın dostu ve yardımcılarıdır.

56. Ey Peygamber! Biz seni sadece insanları şirkten vazgeçme gibi gerçeklerle uyarıp yol gösteresin ve iman edenleri de müjdeleyesin diye gönderdik. Sen onlara zorlayıcı değilsin. İnkâr edip sapanları cehennemle uyar. İnanıp iyi işler yapanları da mükâfatla müjdele. Dolayısıyla müşriklerin inatla sana iman etmemelerine de üzülme!

57. Resulüm de ki: “Ben Kur’an’ı sizlere açıkça tebliğ ediyorum. Bu yaptığım davet ve tebliğ karşılığında sizden hiçbir makam ya da ücret istemiyorum. Tek istediğim Allah’ın mesajını kabul etmeniz ve O’nun emirlerine uyarak hoşnut olacağı bir yol tutmanızdır. Benim görevimle ilgili hizmetim sadece Allah’ın rızası içindir. Ben dileyen kimseyi, sâlih ameller işleyerek Rabbimizin doğru yoluna yönelmeye davet ediyorum.

58. Ey insan! Öyleyse ölümsüz ve mutlak bir şekilde daima diri olan Allah’a güvenip O’na dayanVerdiği sayısız nimetler için O’nun sınırsız yüceliğini şükrederek övgülerle an. Her zaman her konuda Allah’ı üstün tut! O’nun gösterdiği yolda yürümeye devam et. Asla Allah’ın sözünün üstüne söz, hükmünün üstüne hüküm, yasasının üstüne yasa koymaKullarının gizli açık günahlarını O’nun bilmesi yeter. Çünkü Allah kullarından çoğunun nankörlük ederek inatla direndiklerini bilmektedir ve herkese hak ettiği karşılığı verecektir.

59. Oysa rahmeti sınırsız olan Allah, yaşamınız için, gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındaki dağlan, ırmakları bitkileri altı günde yani altı evrede yaratmıştır. Nizamlarını kurup, yasalarına bağlayan, sonra kâinatın mutlak hâkimi olarak Arş’a hükümran olan O’dur. O her şeyin varlığını ve rızkını veren, yarattığı bütün varlıkları rahmetiyle kuşatan Rahman’dır. O halde her ne isteyeceksen, her şeyden haberdar olan Allah’tan iste ve hakikati en doğru kaynaktan, en doğru şekilde öğrenmek istiyorsan O’na sor. Rahman ve rahmeti sınırsız olan Allah’ın sana ilettiği bilgilerin hakikat olduğundan kuşkun olmasın.

60. Elçimiz tarafından, Rabbinin davetini inkâr edenlere: Gelin sınırsız merhamet ve nimet sahibi Rahman’a teslim olmuş bir şekilde secde edip, sadece Allah’ın davetine ve yasalarına uyundenildiğinde; Mekkeli müşrikler bu tevhit çağrısına karşı çıkmış ve sanki bilmezlermiş gibi: “Rahman da neymiş? Sırf sen istiyorsun diye bize emrettiğin her şeye secde mi edeceğiz, neyi emredersen onu yapacağımızı mı zannediyorsun? Bizim Allah’tan ve Allah’ın yasalarından üstün gördüğümüz yasalarımız var. Senin sözünle atalarımızın inancını terk edecek değiliz derler. Senin hidayete ersinler diye Allah’ın yasalarına uymaya çağırdığın bu davet, onların imandan uzaklaşıp küstahlaşmalarını ve nefretlerini daha da artırır. 

61. Oysa “rahman”, Allah’ın sınırsız merhametini ifade eder. Nitekim O’nun insanlara olan nimet ve merhametinin büyüklüğünü anlamak için, sizleri nasıl yarattığına bir bakınız. Gökyüzüne takım yıldızları var edip yerleştiren, orada ışık ve ısı kaynağı olarak bir kandil gibi güneşi ve ayna gibi parlayan ayı var eden Allah ne cömerttir ne yücedir.  

62. Aklını kullanarak öğüt almak isteyenler, ya da ibret alıp Rahmân’ın sayısız nimetlerine şükretmek isteyenler için, gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren ve insanların yaşaması için mükemmel bir ortamı sağlayan Allah’tır.

63. Rahman’ın mü’min kulları davetine icabet edip O’na şirk koşmayarak yeryüzünde mütevazi ve alçak gönüllülükle yürürler. Onlar insanlar arasında kendini beğenmişlik etmez, insanlara tepeden bakmaz ve zorbalık yapmazlar. Nankör ve cahil bilgisiz kimseler, kendilerine incitici sözler ile laf attıklarında onların sataşmalarına aldırmazlar, imanlarından taviz vermezler ve olumlu sözlerle sağlık ve selâmet dileyerek “selam sizlere! Biz sizlerle bir olmayız” der ve yollarına devam ederler. Yersiz tartışma ve kapışmalara girişmezler.

64. Onlar gecenin bir kısmını uykularından feragat edip Rablerine secde ederek ve kıyama durarak geçirirler. Herkesin gaflet uykusunda olduğu gecelerde onlar ihlasla ibadet halindedirler.

65. Ve onlar Rablerine şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Bize ateşten uzak durduğumuz gibi, ateşe götürecek her günahtan da uzak durmayı nasip eyle. Ne olur Cehennem azabını bizden uzak tut. Şüphesiz cehennem azabı çok çetin, çok korkunç ve gelip geçici değil devamlıdır ve sürekli bir yok oluştur.

66. Gerçekten de o cehennem günahlarına tevbe etmeden gelenler için ne berbat bir yer ve ne kötü bir duraktır diye yalvarıp dua ederler.

67. Onlar mallarını Allah yolunda karşılık beklemeden, hep doğru ve hayırlı işler için bilinçle harcarlar. Harcadıklarında ise kendilerini ve ailelerini muhtaç duruma düşürecek şekilde savurganca ya da müşrikler gibi kötü yolda harcamazlar. Başkalarına gösteriş yapmaz ve asla mala mülke aşırı bir tutkuyla bağlanıp cimrilik de yapmazlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar. . Onlar Allah’ın kendilerine helal yoldan verdiği nimetleri haram yollarda harcayarak da israf etmezler. Şunu bilin ki helal yoldan kazanılanları haram yollarda harcamak, helal olan şeylerden yasamıza göre insanların hakkını vermemek kötülüktür.

68. Ve onlar ki, Allah’a şirk koşmaz, Allah’la beraber birtakım düzmece ilahlara hiçbir makama ve güç odağına asla yalvarıp yakarmazlar. Allah’tan başkasından da yardım istemezler. Bütün beklentileri sadece Allah’tandır. Cahil insanların yaptıkları gibi kendilerine Allah dışında birtakım dostlar ve yardımcılar edinmezler. Ve kısas, savaş, meşru müdafaa gibi haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın mukaddes saydığı hiçbir cana kıymazlar. Evlilik dışı ilişkilerden de uzak durup zina etmezler. Zira çok iyi bilirler ki, her kim bunları yaparsa, elbette cehenneme girer ve cezasını bulur.

69. Kıyamet günü terk edilmişlik acısı ile birlikte ona azap kat kat artırılır ve cehennemde aşağılanmış olarak sonsuza kadar kalır.

70. Ancak şirkten ve diğer kötülüklerden pişman olup günahlarından tövbe edip Allah’ın âyetleri ile hayatı yaşamaya yönelenler ve iman edip salih amel işleyenler müstesnadır. İşte Allah böyle kimselere tertemiz bir hayat nasip eder ve onların geçmişte yaptığı kötülükler, bir lütuf olarak affedilip iyiliklere çevirir. Bu kimseleri hayırlı ameller işlemeye muvaffak kılar. Allah çok bağışlayandır çok merhametlidir.

71. Sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Bir kere daha iyi bilin ki kim pişman olup, içtenlikle tövbe eder ve ardından yararlı işler yaparsa bilsin ki onun tövbesi kabul edilmiş olarak şüphesiz Allah’a döner. Onlar Allah’ın rahmetine yönelmiş olurlar ve o rahmetten nasiplerini alırlar. O insan Allah katında makbul bir kimsedir.

72. Rahmanın hayırlı kulları olan bu güzel ahlaklı mü’minler, yakın dost ve akrabalarının cezalandırılması söz konusu olsa bile yalan ve asılsız yere asla yalancı şahitlik etmezler, bildiklerini de gizlemezler. Boş ve yararsız işlerle uğraşan kimselere rastladıklarında ise onları yararlı işlere yönlendirmeye çalışırlar. Bunu yapamadıkları takdirde selam verip edepli ve onurlu bir tavırla oradan uzaklaşırlar.

73. Fakat o mü’minler kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise onlara karşı duymamış ve görmemiş gibi duyarsızlık etmezler. O’nun ayetlerini duydukları zaman kör ve sağır da kesilmezler, aksine can kulağıyla dinleyip uyarlar. Ayetlerimizi anlayarak hayatlarına ölçü yaparlar. Yasalarımızı öğrenir yasalarımıza göre yaşarlar. Bâtıl önyargıları, anlamsız gurur ve kibri bir tarafa bırakır ve Kur’an’ı doğru değerlendirmeye çalışırlar. Allah’ın ayetlerini okurken veya bir başkasından dinlerken onu anlamaya çalışır, üzerinde düşünüp öğüt ve ibret alırlar.

74. Onlar Rablerine şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Bize göz aydınlığı ve mutluluk kaynağı olacak eşler ve yüzümüzü güldürecek nesiller nasip et. Bizi, dürüst ve erdemlice yaşayıp, çirkin davranışlardan sakınan ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak isteyen takva sahiplerine, örnek ve önder kıl. Ki böylece, şuurlu, onurlu ve huzurlu yaşanacak bir düzen için gelecek nesillere rehberlik yapalım derler.

75. İşte onlar şirke ve küfre karşı verdikleri mücadelelerinde zorluklar karşısında direnmeleri ve yürekten Rablerine yönelip teslim olarak sabretmelerine karşılık, cennetin en yüksek derecesindeki odalarla mükafatlandırılacaklardır. Ve orada melekler tarafından buyur edilerek rahman olan Allah’ın esenlik dileği ve mutluluk fermanı olan selamla karşılanacaklardır.

76. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Orası ne güzel makam ne güzel mükâfat ve ne güzel kalış yeridir. 

77. Ey Peygamber bu mesajları inananlara ilet ve de ki: Şirke ve küfre karşı duruşunuz, mücadeleniz ve dualarınız, olmasaydı, Rabbim size değer verip ödüllendirir miydiAllah’tan başkasına şirk koşmaz ve sadece O’na kulluk edecek olsanız, Rabbim size ne diye azap etsin ki. Sizler bu uğurda gösterdiğiniz gayret sayesinde mükâfata layık görüldünüz. Ve inkârcılara da de ki: Gerçek şu ki siz, başka varlıkları O’na ortak koşmak suretiyle Allah’ın mesajını yalan saydınız. Allah’ın daveti olan hayat nizamına karşı umursamaz davranıp ilahi rahmetten nasibinizi ısrarla geri çevirdiniz. Allah’ın yasalarına uygun bir hayatınız yoksa Allah sizi ne yapsın? Artık bu yüzden âhirette azap size müstahak olup yakanızı bırakmayacaktır ve bedeli size kat kat ödettirilecektirEğer sizler Allah’ı ve O’nun ayetlerini inkâr ederseniz, Allah’ın yasalarını bırakıp insanların çıkarları için uydurdukları, sonra yine çıkarlarına göre sürekli değiştirdikleri yasalara uyarsanız. Dünyada yapmış olduklarınız, kendinizce ne kadar güzel ne kadar iyi olursa olsun, Allah katın da hiçbir değer bulmayacaktır. İnkârınızdan dolayı mutlaka cezalandırılırsınız.

 

1

MEAL

1. Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı indiren Allah ne yücedir.

MUSTAFA ÇEVİK

1 Bütün insanlığa bir uyarı olsun, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp farkını kesin olarak ortaya koyup göstersin diye, kuluna Kur’an’ı indiren Allah çok yüce ve çok cömerttir

MEAL AÇIKLAMASI

1. Alemlere uyarıcı olması için Hz. Muhammed kuluna Furkanı yani doğru ile yanlışı, dost ile düşmanı, müminle münafığı birbirinden ayırıp farkını kesin olarak ortaya koyup göstersin diye Kur’an’ı indiren, yaşamınızın yasasını bildiren Allah ne yücedir. Ey insanlar! Bilin ki gönderilen ayetlerin her biri sizin için temel ölçülerdir. Size yaratılışı, hayatı öğretir. Sizi en güzel yola ulaştırır.

2

MEAL

2. Göklerin ve yerin mülkü O’na aittir, O, çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir.

MUSTAFA ÇEVİK

2 Göklerin, yerin ve arasında olanların yaratanı, sahibi ve bir ölçü ile nizamlarını kurup, yöneteni olan Allah’ın hükmünde ve hükümranlığında ortağı yoktur. Allah soy, sop ve çocuk edinmemiştir.

MEAL AÇIKLAMASI

2. Göklerin ve yerin mülkü, yaratanı ve bir ölçü ile nizamlarını kurup, yöneteni, idaresi egemenliği O’na aittir. O, asla çocuk edinmemiştir, yönetiminde mülkünde ve hükümranlığında ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, evrene yerleştirdiği yasalar çerçevesinde belli bir plan ve kader tayin edip ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir. Yarattığı varlıkları değişmez bir yasaya göre yaratmıştır. Yaratılış yasasını kimsenin değiştirmeye gücü yoktur. Yarattıklarını yaratılış yasasına göre yönetir. Allah’ın yasalarında hiçbir tutarsızlık, hiç bir haksızlık göremezsiniz. Allah’ın yasaları insanların yasaları gibi yazboz yasaları değildir. İnsanların çıkarlarına göre değiştirilmez.

3

MEAL

3. O’ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratamayan, kendilerine dahi zarar ya da fayda vermeye güçleri olmayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltmeye güçleri yetmeyen, birtakım ilahlar edindiler.

MUSTAFA ÇEVİK

3 Gerçek bu iken, insanların çoğu kendileri gibi yaratılmış bir kısım insanları ilahlar edinip onların peşine düştüler. Hâlbuki Allah’la birlikte ilah edinip O’na ortak koştuklarının canı almaya, vermeye ve ölümden sonra diriltmeye, ayrıca bir kötülüğü önlemeye de güçleri yetmez.

MEAL AÇIKLAMASI

3. Gerçek bu iken insanların çoğu Allah’a inanmakla beraber O’ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratamayan, aksine kendileri yaratılmış olan ve kendilerine dahi zarar ya da fayda vermeye güçleri olmayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden ölüleri diriltmeye güçleri yetmeyen, kendileri gibi yaratılmış birtakım sahte ilahlar edindiler. Hal böyleyken inkâr edenler kendilerine Allah’tan başka yasa koyucular edindiler. İnsanların yasalarına uymak suretiyle onları ilah edinerek onlara taptılar. Hâlbuki insanları yönetmek için yasa yapa nlar da Allah’ın yasalarına uymak zorundaydı. Onlar kendilerinde; yasa yapma, yaptıkları yasalarıyla da insanları yönetme hakkı olduğunu zannediyorlar. Allah’ın verdiği aklı muhakemeyi yanlış kullanıyorlar. Seçilen yöneticilerden Allah’ın istediği; yasalarına uygun yönetim sağlamaktır. Onlar bunu anlamadılar. Yaratılmış oldukları halde yaratıcılığa, yaratılanları yönetmeye kalktılar. Hâlbuki onlar ne ölen insanları tekrar diriltebilir, ne de hesap günü hesaba çekebilir. Üstelik onlar kendilerine de başkalarına da yarar sağlayamazlar. Onların yaptığı şey Allah’ın verdiği nimetleri haksız şekilde paylaşmak, insanların bir kısmını yoksul bırakmaktır.

4-5

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

4-5 Bunların peşine düşenler bir de kalkmış, “Bu Kur’an Muhammed’in uydurduğu yalanlardan ibaret bir kitap, üstelik bunları uydururken birileri ona mutlaka yardım da etmiştir, çünkü söyledikleri öyle tek başına birinin aklının ürünü olacağına benzemiyor. Bunlar sabah-akşam ezberlemesi için ona okunan eskilerin masallarından başka bir şey değil.” diyerek gerçeği yalanlamaya çalışıyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

4. İşte bu yüzdendir ki, hakikati İnkâr edenler bir de kalkmış: “Bu Kur’an olsa olsa Muhammed’in kendi kafasından uydurduğu yalandan başka bir şey değildir. Üstelik bunları uydururken Ehl-i Kitaptan Bazıları da kendisine mutlaka yardım etti, çünkü söyledikleri öyle tek başına birinin aklının ürünü olacağına benzemiyor. Çünkü Muhammed’in, geçmiş kavimler, Peygamber kıssaları, kıyamet, ahiret, evrenin ve insanın yaratılışı ve benzeri konularda bu kadar kapsamlı ve isabetli bilgiler verebileceğini, hayranlık verici hikmet ve öğütlerle dolu böyle mükemmel bir kitap hazırlayabileceğini akıl kabul etmez. Demek ki ona bu kitabı, hitabet konusunda hiç kimsenin kendisiyle boy ölçüşemeyeceği ilim ve hikmet sahibi bir kudret öğretiyor ki, bu da olsa olsa, İncil ve Tevrat hakkında bir şeyler bilen bazı kölelerimiz yahut kim olduklarını bilemediğimiz esrarengiz bir topluluktur.” Dediler. Aslında bu sözleriyle, Kur’an’ın insanüstü bir kaynaktan geldiğini itiraf ediyor, ama kibir ve inatçılıkları yüzünden hakikati kabullenmek istemiyorlar. Böylece onlar gerçeği çarpıtarak bile bile haksızlığa ve iftiraya başvurdular. Hem de hesabı zor bir iftira.

5. Yine onlar Dediler ki: Bu ayetler, eskilerin masallarıdır, Muhammed, —kendisi okuma yazma bilmediği için— onları başkasına yazdırıyor, bu hikâyeler sabah akşam kendisine okunup duruyor. Bu yüzden hepsini ezberden okuyabiliyor diyerek gerçeği yalanlamaya çalışıyorlar.

6

MEAL

6. De ki: “Bu Kur’an’ı, göklerdeki ve yerdeki gizli sırları bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

MUSTAFA ÇEVİK

6 Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Bu Kur’an’ı, göklerin ve yerin yaratıcısı ve sahibi olan Allah indirdi. Allah bu nankör ve cahil tutumunuza rağmen size doğru olanı anlayıp ona yönelmeniz için zaman tanımaktadır. Çünkü Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.”

MEAL AÇIKLAMASI

6. Ey Peygamber! Sen onlara De ki: “ Bu Kur’an’ı, Muhammed veya bir başkası uydurmuş değil, tam tersine, göklerdeki ve yerdeki bütün gizli sırları bilen ve onları yaratan Allah indirdi. Ve samimi bir yaklaşımla Kur’an’ı incelediğiniz zaman, siz de bunu açıkça göreceksiniz. Öyleyse, kibir ve inadı bırakın da, gelin Rabbinizin merhametine sığının! Tövbe etmek için hâlâ geç kalmış sayılmazsınız. Allah bu nankör ve cahil tutumunuza rağmen size doğru olanı anlayıp ona yönelmeniz için zaman tanımaktadır. Yaptığınız iftiralardan, söylediğiniz yalanlardan vazgeçin! Unutmayın ki, O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

7-8

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

7-8 Senin bütün çabana rağmen ilâhî daveti inkâr edenler bir de şöyle diyorlar: “Bu nasıl bir peygamber! O da bizim gibi yiyip içiyor, çarşıda, pazarda dolaşıyor. Peygamber olsaydı onun yanında bir de melek olması, davetini onunla birlikte yapması, kendisine gökten bir hazine indirilmesi ve buralarda bizlerin görmediğimiz güzellikte bir bahçenin ona bağışlanması, oradan da yiyip içmesi gerekmez miydi?” Bununla birlikte bu zalimler birbirlerine, “Şayet Muhammed’in davetine uyarsanız, olsa olsa büyülenmiş bir adama uymuş olursunuz.” diyorlardı.

MEAL AÇIKLAMASI

7. Senin bütün çabana rağmen ilâhî daveti inkâr edenler, bu tür iftiralarla bir yere varamayacaklarını anlayınca, bir de şöyle Dediler: “Bu elçiye ne oluyor, nasıl bir peygamber ki bizim gibi yemek yiyor, basit insanlar gibi ihtiyacını sağlamak için çarşılarda pazarlarda geziyor? Hâlbuki gerçekten Peygamber olsaydı bizlerden üstün olurdu ve Yanında kendisiyle beraber Allah tarafından, gözlerimizle görebileceğimiz uyarıcı olacak bir melek indirilmeli davetini onunla birlikte yapması gerekli değil mi?”

8. Yahut gökten kendisine verilen bir hazine olmalı yahut kendisinin ürününden yiyeceği, bizlerin görmediğimiz bir bahçesi buralarda olmalı değil mi? Ve Allah’ın nurunu söndürmek için ne yapacaklarını şaşıran bu zalimler birbirlerine ve önceki bütün iddialarını çürütecek bir başka iftira ortaya atarak, Kur’an’dan etkilenen insanlara: “Siz Muhammed’in davetine uyarsanız, olsa olsa, büyülenmiş bir adama uymuş olursunuz” dediler. İnatlarına inat kattılar. Resul’e inananların akıllarını çelmeye çalıştılar.

9

MEAL

9. Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.

MUSTAFA ÇEVİK

9 Onların seni benzettikleri şeyler sapkınlıklarını, azgınlıklarını daha da çok artırıyor. Bu gidişle doğru yola yönelmezler.

MEAL AÇIKLAMASI

9. Ey Peygamber gerçeği çarpıtmak için sana yakıştırdıkları kötü sıfatlara bir Bak, senin için kimi zaman büyücü, kimi zaman büyülenmiş, bazan zeki bir düzenbaz, bazan deli, bazan da şâir diyerek nasıl bahaneler üretip hadsiz benzetmeler yaptılar da doğru yoldan iyice saptılar. İnkârlarını kendilerine, sana ve sana uyanlara kabul ettirmek için nasıl muhakemeler kuruyorlar.  Bu gidişle Artık bir daha doğru ve hak yolu bulamazlar.

10

MEAL

10. O Yücedir ki dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için saraylar ihsan eder.

MUSTAFA ÇEVİK

10 Allah tek yüce ve cömert olandır. O dilerse müşrik ve kâfirlerin, “Peygamber’in şunları da olmalıydı”, dediklerinden sana çok daha fazlasını ve hayırlısını, içinden ırmaklar akan bağlar, bahçeler ve köşkler ihsan eder.

MEAL AÇIKLAMASI

10. O Allah tek Yücedir ve cömert olandır ki dilerse sana bundan –o kâfirlerin söylediklerinden- daha fazlasını ve hayırlısını, bu dünyada da ahiret hayatında da altlarından ırmaklar akan bağlar, bahçeler verir ve senin için saraylar ihsan eder.

11-14

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

11-14 Onlar Kıyamet gerçeğini de inkâr ediyorlar ama biz onu inkâr edenler için alevler püskürten cehennemi hazırladık, orayı uzaktan gördüklerinde bile öfkeli kükremesini ve korkunç uğultusunu işitecekler. Birbirlerine bağlanmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman da yok olmak için yalvaracaklar. O Gün onlara “Bugün bir defa değil defalarca yok olup gitmek için yalvarsanız da nafile” denilecek.

MEAL AÇIKLAMASI

11. Kâfirlerin bunca itirazlarının arkasında yatan gerçek sebep şudur: Aslında Onlar senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar, bilakis, kıyamet saatini de yalanladılar. Biz kıyamet gerçeğini ve ölümden sonraki hayatı yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır.

12. Cehennem ateşi, uzak bir mesafeden kâfirleri görünce; onlar cehennemin öfkeli kükremesine, kaynamasına ve harıl harıl yanarken çıkardığı korkunç uğultusuna kulak verirler ve korku, pişmanlık ve dehşet içerisinde, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar.

13. Elleri boyunlarına zincirlerle ve birbirlerine bağlanarak, cehennemin daracık ve bunaltıcı bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta tek çare olarak ölüp yok olmayı isteyecekler.

14. Azap melekleri tarafından onlara, Bugün bir defa ölmek için yalvarmayın, defalarca ölmeyi isteyin. Çünkü bu azap hiçbir zaman bitmeyecek, yanıp kavrulan vücudunuz her defasında yeniden yaratılacak ve artık ölmek isteseniz de ölemeyeceksiniz, feryadınız boşunadır, siz bu cezayı hak ettiniz, denilecektir.

15-16

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

15-16 Ey Peygamber! Sen o şirk ve küfürde inatla direnenlere de ki: “Allah adına yapılan daveti reddedip sonunda cehennem azabına çarptırılmak mı, yoksa yaratılışınızın sebebi olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak uğrunda elinden geleni yapanlara vaat edilen cennet nimetlerine kavuşmak mı daha iyi?” Orada diledikleri her şey onlara ikram edilir ve mutlu, huzurlu ve güvenli bir hayata kavuşurlar. Bu, Rabbinizin mü’minlere verdiği sözün yerine getirilmesinin sonucudur.

MEAL AÇIKLAMASI

15. O hâlde, ey Müslüman! Bu felâkete doğru adım adım yaklaşmakta olan bütün kâfirlere De ki: Şimdi söyleyin bakalım, Bu mu yani, Allah adına yapılan daveti reddedip sonunda cehennem azabına çarptırılmak mı iyi, yoksa yaratılışınızın sebebi olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak uğrunda elinden geleni yapan takva sahiplerine, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vaadedilen ebedi cennet mi? Orası onlar için bir mükafat ve yerleşme yeridir. Ebedi cennet Allah’ın yasalarına uyan inanarak iyi işler yapanların hakkıdır. Allah’ın gönderdiği bilgilere karşılık hainlik yapmayan, gerçeklerin üzerini örterek saptırmayanların hakkıdır.

16. Cennette her istedikleri onlara verilir ve sürekli kalırlar. İşte bu, Rabbinin mü’minler için yerine getirmeyi üstlendiği bir sözdür. Rabbin asla verdiği sözden dönmez.

17-18

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

17-18 Allah, o Hesap Günü müşrikleri, kâfirleri ve onların peşinden gidenleri bir araya getirecek ve şirkin önderlerine soracak: “Bu kullarımın Benim davetime yönelmelerine siz mi engel oldunuz yoksa kendileri mi kabule yanaşmayıp yüz çevirdiler?” Onlar da “Hâşâ! Sen en yücesin! Kudretin sonsuzdur, Senden başkasını Rab, ilah ve dost edinmek bize yakışmaz, bizler bunu şimdi çok iyi anladık. Sen bunlara da, atalarına da sayısız nimet verdin. Onlar da bu nimetlere şükredip Sana itaat edeceklerine, şımarıp, azgınlaştılar ve nankörleşerek Senin davetinden yüz çevirdiler. Böylece hüsrana uğramayı ve azabı hak ettiler.” derler

MEAL AÇIKLAMASI

17. Rabbin, onları ve Allah’tan başka taptıklarını, putlaştırıp tağutlaştırdıklarını, Allah’ın yasalarını bırakıp insanların yasalarına uyarak tapanları bir araya toplayacağı Hesap Gününde, şirkin önderlerine der ki: “Bu kullarımı benim davetime yönelmelerinden siz mi yoldan çıkarıp saptırdınız, yoksa kendileri mi kabule yanaşmayıp yüz çevirerek yolu sapıttılar?” Yasalarımıza uyarak bize tapın diye insanlara siz mi dediniz yoksa onlar kendileri isteyerek mi taptılar

18. Onlarda: Ey Rabbimiz Hâşâ! Senin şanın yücedir, sen her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzaksın, senden başka Rab, ilah ve veli edinmek bize yaraşmaz. Dolayısıyla, insanlardan bize kulluk etmelerini istememiz de asla olacak şey değildir! Biz onları kesinlikle saptırmadık! Fakat sen onları ve atalarını sayısız nimet verip yaşattın, bolluk içinde dünyaya daldılar Sana itaat edeceklerine, şımarıp, azgınlaştılar ve nankörleşerek Senin davetinden yüz çevirdiler, bu nimetlere şükredip sana kulluk edecekleri yerde seni anmayı ve senin öğüt ve uyarılarını dile getiren Kitabını unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular, Senin yasalarına uymadılar. Hep insanların çıkardığı yasalara uyarak yasa çıkaranlara taptılar. Yaptıklarının kötü bir şey olduğu hatırlatılsa bile azgınlıklarından dolayı inkâr ettiler. Bizleri de azgınlıklarına alet ettiler. Böylece azabı hak eden insanlardan oldular diyecekler.

19

MEAL

19.  İşte ilah edindikleriniz, de sizi yalanladılar. Artık ne azabı geri çevirmeğe gücünüz yeter, ne de bir yardımcı bulabilirsiniz! Sizden kim, zulmederse ona büyük bir azap tattırırız.

MUSTAFA ÇEVİK

19 Bunun üzerine Allah, onların peşinden gidenlere şöyle diyecek: “Bakın işte! Dünya hayatınızda kendilerini ilah edindikleriniz, sizi kendilerine uymaya mecbur etmediklerini, sizin bu konuda yalan söylediğinizi iddia ediyorlar. Şimdi artık, ne hak ettiğiniz azabı başınızdan savabilir ne de kendinize bir destekçi bulabilirsiniz.” Allah adına yapılan daveti ters yüz edenler, O’na sırt dönenler hak ettikleri azabı tadacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

19. Bunun üzerine Allah müşriklere şöyle diyecek: İşte ilah edindikleriniz, sizi kendilerine uymaya mecbur zannettikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne hak ettiğiniz azabı geri çevirmeğe gücünüz yeter, ne de kendinize bir yardımcı bulabilirsiniz! Sizden kim, Allah’a şirk koşup da bu hal üzere ölürse, Allah adına yapılan davetten yüz çevirir ve zulmederse ona büyük bir azap tattırırız. İşte kâfirlerin tanrılaştırdığı kimseler, onları Kıyâmet Gününde böyle reddedecek.

20

MEAL

20. Senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla deneyip bir sınav yaptık ki bakalım sabrediyor musunuz. Rabbin, her şeyi görendir.

MUSTAFA ÇEVİK

20 Ey Muhammed! Bizim senden önce gönderdiğimiz peygamberler de yiyip içen, çarşıda, pazarda dolaşan kimselerdi. Cahillerin küstahlıklarına aldırma. Biz kiminizi kiminizle de sınıyoruz. Sonunda kimlerin sabır, sebat ve gayretleri ile neye layık oldukları ortaya çıkarılacak. Rabbiniz olup biten her şeyi görmektedir.

MEAL AÇIKLAMASI

20. Ey Muhammed! İnkârcıların yalan yanlış verdiği örnekler, kurdukları yanlış muhakemeler seni üzmesin! Senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi, diye onları kınıyorlardı. Gerçi dileseydik, melekleri de elçi olarak gönderebilirdik. Sizin bir kısmınızı, imanda sebat derecesini tespit etmek için diğer bir kısmınızla deneyip iyilerle kötüleri karşı karşıya getirerek neye layık olduğunuz ortaya çıksın diye bir sınav yaptık ki, bakalım Allah’ın takdirine razı olup sabrediyor musunuz? Her insan diğeri için şahit olacak. Her insan diğerinin düşüncesine, davranışlarına, dünyada kurdukları olumlu olumsuz ilişkilere şahitlik edecek. Onların inkârlarına olumsuz örneklerine aldırma! Bütün bunlar senin lehine şahitlik edecek. Onların şahitliği kendi aleyhine olacak. Sen de bütün insanlar da imtihan ediliyorsunuz. Sınavlardan geçerken sabrınız deneniyor.  O hâlde, ey hak yolunun yolcusu! Bu dünyada karşılaştığın zorluklar seni yıldırmasın! Bıkıp usanmadan Allah yolunda mücadeleye devam et! Unutma Rabbin, olup biten her şeyi görendir. Dolayısıyla, O’nun yolunda gösterdiğin samîmiyet ve bağlılığın mükâfatını sana tam olarak verecek, zalimleri de hak ettikleri cezaya çarptıracaktır.

21

MEAL

21. Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: “Bize melekler indirilmeliydi yahut Rabbimizi görebilmeliydik” dediler. Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.

MUSTAFA ÇEVİK

21 Allah’ın huzuruna çıkıp da hesap vereceklerini düşünmeyenler, “Bize peygamber olarak niçin bir melek değil de bir insan gönderildi. Yahut Rabbimiz niçin bize kendini göstermiyor?” diyorlar. Böylece aslında kendi iç dünyalarında büyüklük taslayıp, küstahlaşıp azgınlaşıyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

21. Allah’ın huzuruna çıkıp da hesap vereceklerini, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: imtihan hikmetini göz ardı ederek ve göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, rab ve ilah olarak birliğini, sonsuz kudret ve merhametini gözler önüne seren sayısız varlıkları görmezlikten gelerek, İnkârlarını gölgelemek, kendilerini haklı çıkarmak için dediler ki; “Bize peygamber olarak bir insan değil de melekler indirilmeliydi yahut Rabbimizi gözlerimizle görebilmeliydik dediler. Andolsun ki onlar sıradan bir kul olmayı kendi içlerinde sindiremeyerek büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla küstahlaşıp haddi aştılar.

22

MEAL

22. Melekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve melekler; (Size sevinmek) yasaktır, haramdır!” derler.

MUSTAFA ÇEVİK

22 Evet, onların melekleri görecekleri gün elbette gelecek, fakat O Gün onlar için çoktan iş işten geçmiş olacak ve melekler O Gün onlara, “Sizler için hoşunuza gidecek güzel sözler söylemek bize haram kılındı. Dünya hayatınızda niçin aklınızı kullanmadınız, artık dönüşü olmayan bir biçimde Allah’ın rahmetinden, mağfiretinden kovulmuş bulunmaktasınız.” Diyecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

22. Evet Melekleri gördükleri gün, işte o gün çoktan iş işten geçmiş olacak ve suçlulara utanmazlara müjde yoktur ve melekler onlara; Boşuna beklemeyin Size sevinmek, bize ise hoşunuza gidecek güzel sözler ve sevinçli bir haber söylemek yasaktır, haramdır, Dünya hayatında niçin aklınızı kullanmadınız, artık dönüşü olmayan bir biçimde Allah’ın rahmetinden, mağfiretinden kovulmuş bulunmaktasınız ” derler.

23

MEAL

23. Yaptıkları her işin önüne geçeriz ve onların işlediği her ameli ele alıp etrafa saçılmış toz zerreleri haline getiririz.

MUSTAFA ÇEVİK

23 O Gün Biz onlara kendi akıllarınca iyilik ve doğruluk adına yapıp ettiklerinin de ne kadar boş ve anlamsız şeyler olduklarını gösterecek, yaptıklarının hepsini toza dumana çevirip savuracağız.

MEAL AÇIKLAMASI

23. O gün kâfirlerin Yaptıkları her işin önüne geçeriz ve onların iyilik ve doğruluk adına yapıp ettikleri, işlediği imansız her ameli ele alıp ne kadar boş ve anlamsız şeyler olduklarını gösterip etrafa saçılmış toz zerreleri haline getiririz. Artık yaptıklarının içinde güzel şeyler varsa da kendilerine bir yarar sağlamaz.  İman etmediklerinden dolayı tüm yaptıklarını boşa çıkarırız. İman olmaksızın yapılan hiçbir iyi amelin Allah nezdinde bir değeri yoktur.

24

MEAL

24. O gün, cennetlikler, dinlenilecek kalınacak yerlerin en iyisiyle en güzeliyle ödüllendirileceklerdir.

MUSTAFA ÇEVİK

24 Yine O Gün ilâhî nizam ve ahlaka iman edip gereklerini yerine getirenler ise yaşanılacak yerlerin en iyisi, en güzeli olan cennetle ödüllendirilecekler

MEAL AÇIKLAMASI

24. O gün, ilâhî nizam ve ahlaka iman edip yasalarımıza göre yaşamış olmanın gereklerini yerine getiren ve ebedi hayat sürecek olan cennetlikler, dinlenilecek yaşayıp kalınacak yerlerin en iyisiyle en güzeliyle ödüllendirileceklerdir.

25

MEAL

25. Ve o gün, gök yarılıp beyaz bulutlarla örtülecek ve melekler de bölük bölük inecekler.

MUSTAFA ÇEVİK

25 Son Saat gelince, gök bulutlarla birlikte parça parça olacak ve melekler bölük bölük yeryüzüne inecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

25. Ve Son Saatin geldiği o gün, gök yarılıp beyaz bulutlarla param parça örtülecek ve melekler de Bulutların arasından bölük bölük mahşer alanına/yeryüzüne inecekler. Kıyamet günü, aşırı sıcaktan her şey buharlaşıp bulut haline gelecektir. Dünyanın göğü sayılan atmosfer tabakası da, bulut şeklinde buharlaşıp gidecektir.

26-29

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

26-29 Dünya hayatlarında Allah’ın hükümlerini inkâr edenler, Kıyamet Günü dünyada da âhirette de gerçek hâkimiyetin yalnızca Allah’a ait olduğunu anlayacaklar. O Gün onlar için çok zor bir gün olacak. Gerçeği inkâr etmiş olanlar pişmanlıkla parmaklarını ısırıp, “Ah keşke bize bugünlerin geleceğini bildiren resûllerin davetine uyup da yalnızca Allah’ı ilah edinseydim ve O’ndan başkasının davetinden yüz çevirseydim! Allah’ın zikri (Kur’an) bana ulaşmasına rağmen, şeytan ve yandaşları beni Allah’ı layıkıyla kavramaktan uzaklaştırdılar.” diyecekler. O gün şeytan ve onun yandaşları ile onların arkasından gidenler, yapayalnız ve çaresiz birbirlerini terk edip giderler.

MEAL AÇIKLAMASI

26. Dünya hayatlarında Allah’ın hükümlerini inkâr eden kafirler, O kıyamet gününde kulların tercih ve irâdeleri ellerinden alınacak, dünyada da âhirette de gerçek saltanat ve egemenliğin bütün hükümranlığınyalnızca Rahman olan Allah’a ait olduğun, bütün açıklığıyla göreceklerdir. O gün dünyaya hâkim olduğunu, dünyayı yönettiğini zannedenlerin dünyası başlarına yıkılır. Bugün otorite sahibiymiş gibi görünenlerin, gerçekte ne kadar zayıf ve âciz oldukları anlaşılacak ve hâkimiyetin, yalnızca Allah’a ait olduğu apaçık ortaya çıkacaktır. İşte bunun içindir ki O gün, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler için zor bir gündür.

27. O gün zalim kimse pişmanlıkla parmaklarını ellerini ısırıp şöyle der: “Keşke, resûller ile birlikte aynı yolu tutsaydım.” da bugün cehenneme atılmasaydım.

28. Vah bana, ne olurdu, ben yalnızca Allah’ı ilah edinip O’ndan başkasının davetinden yüz çevirerek falanı filanı dost tutmasaydım!

29. O şeytan ve yandaşları beni, bana gelen Zikirden yani Kur’an’dan ve Allah’ı layıkıyla kavramaktan uzaklaştırıp saptırdı. Zaten şeytan ve arkasından gidenler, insanı en zor anında böyle yapayalnız, çaresiz ve yardımcısız bırakır.” Benim dost bildiklerim beni yoldan çıkardı. Allah’a inanıp yasalarına uyarak hayat yaşayacağıma, kendi yasalarına uydurdular. Beni Allah’ın yasalarına göre yaşamaktan alıkoydular. Kendi ilkelerinin, kendi yasalarının, Allah’ın ilkesinden, Allah’ın yasalarından daha üstün, daha güzel olduğunu söyleyerek kandırdılar. Beni Allah’ın gönderdiği ayetlerden saptırdılar. Allah’ın ayetlerini okumadım, anlamadım! Ayetlere göre yolumu çizmedim! Başkaları ayetleri okuduğunda dinlemedim! Okuyanları engelledim! Beni yoldan çıkaran dostlarımın süslü sözleri hep ayetlerin önüne geçti. Bana şeytanca yaklaşıp yalanlarıyla beni uçuruma sürüklediler. Şimdi de yapayalnız ve yardımcısız bıraktılar!” diyecekler.

30

MEAL

30. Elçi de: “Ya Rabbi, kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktılar diyecektir.

MUSTAFA ÇEVİK

30 İşte o zaman Peygamber de şöyle diyecek, “Rabbim! Benim kavmim Kur’an’ın önemini ve değerini anlamaya yanaşmadı, devri geçmiş, uygulanamaz bir nizamın davetçisi sayıp sırtlarını döndüler.”

MEAL AÇIKLAMASI

30. İşte o zaman Peygamber de: “Ya Rabbi, kavmimden Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler bu Kur’an’ın önemini ve değerini anlamaya yanaşmadı ve tozlu raflar içine hapsederek büsbütün terk edilmiş bıraktılar, Bir kez olsun Allah bize ne diyor diye merak etmediler. Okudukları zaman anlayarak okumadılar! Ayetlerine göre yaşamadılar. Yasalarına uymadılar, devri geçmiş, uygulanamaz bir nizamın davetçisi sayıp sırtlarını döndüler, lafzını okuyup durdular, manasını ve mealini anlayıp uygulamaya yanaşmadılar, Onu temel başvuru kaynağı yapmadılar”  Kimileri onu anlamak ve uygulamak niyeti taşımadan okudu; ölülerin ruhlarına üfledi; kimileri onun yerine, başka eserleri başucu kitabı hâline getirdi; kimileri onu, üzerinde çalışmalar yapmaya yarayan bir malzemeden ibaret gördü; kimileri de onun bu çağda geçerliliğini yitirmiş bir kitap olduğunu ileri sürerek hayatın dışına itti; bunların yaptıklarından şikâyetçiyim yâ Rab! diyecektir.

31

MEAL

31. Biz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

MUSTAFA ÇEVİK

31 Bu hep böyle olmuştur, yaratılışlarının sebebini inkâra kendilerini şartlandırmış olanlar, Allah adına yapılan davete sırtlarını dönmekle birlikte, mü’minlere de düşmanlık etmekten geri durmamışlardır. Sen sakın bunlara aldırış etme, yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin sana yeter.

MEAL AÇIKLAMASI

31. Resulüm! Biz böylece senden önceki her elçiye de ilâhî buyruklara karşı gelen suçlulardan bir düşman var ettik ki bu imtihanın gereğidir, bu hep böyle olmuştur. Yaratılışlarının sebebini inkâra kendilerini şartlandırmış olanlar, Allah adına yapılan davete sırtlarını dönmekle birlikte, müminlere de düşmanlık etmekten geri durmamışlardır. Sen sakın bunlara aldırış etme, zalimlere karşı mücadeleye devam et! Korkma, Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin sana yeter.

32

MEAL

32. İnkar edenler: “Kur’an, ona bir defada indirilmeli değil miydi?” dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için Kur’an’ı böyle parça parça indirdik ve onu ağır ağır okuduk.

MUSTAFA ÇEVİK

32 Şimdi bunlar bir de kalkmış, “Kur’an sana bir defada, bütün olarak indirilmeli değil miydi?” diyorlar. Biz onu bir bütünün parçaları halinde sindire sindire, zamanı ve yeri geldikçe bir düzen içinde indiriyoruz ki, onunla kalbini pekiştirip, bilincini oluşturalım.

MEAL AÇIKLAMASI

32. Ey Muhammed, yine bir bahane olarak İnkâr edenler: “Kur’an, ona yirmi üç yıllık uzun bir süre içinde, bölümler hâlinde değil de bir defada bütün olarak indirilmeli değil miydi?” dediler. Onların bu tür fantezilerine, düştükleri çelişkilere, yerli yersiz sorularına aldırma! Biz onunla senin imanını sürekli canlı ve taze tutarak kalbini pekiştirip sağlamlaştırmak ve bilinç oluşturmak için Kur’an’ı böyle bir bütünün parçaları halinde parça parça ayet ayet indirdik ve onu ağır ağır sindire sindire, zamanı ve yeri geldikçe bir düzen içinde okuduk. Onlar istiyorlar ki Kur’an’ı hemen tümden gönderelim. Onlar kendilerine bir bahane bulsun! Ayetlerimize karşı çeşitli tuzaklar kursunlar! Hayır! Biz onların tuzak sorularından, tuzak niyetlerinden haberdarız.

33

MEAL

33. Onların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.

MUSTAFA ÇEVİK

33 Ey Peygamber! Onlar seni ve mü’minleri şüpheye düşürmek, aklınızı karıştırmak için çabalıyorlar, fakat ne söylerlerse söylesin, ne yaparlarsa yapsınlar, Biz sana doğru olanı en güzel biçimde açıklamaktayız.

MEAL AÇIKLAMASI

33. Ey Rasûlüm, müşriklerNe söylerlerse söylesin ne yaparlarsa yapsınlar hangi soruyla karşına çıkarlarsa çıksınlar Onların sana seni ve mü’minleri şüpheye düşürmek, aklınızı karıştırmak ve Kur’ân’ı inkâr etmek için getirdiği her misale her batıl soruya karşı, mutlaka biz sana, o meselenin içyüzünü ifâde edereko batılı yok edecek bütün safsatalarını çürütecekgerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz. Bu nedenle gönlünü ferah tutman lazımdır ve Sana bu yaraşır. O hâlde, başka yerlerde hikmet arayışlarına gitmemeli, her konuda olduğu gibi, tebliğ ve irşâd konusunda da kendine Kur’an’ı esas almalısın.

34

MEAL

34. O yüzleri üstü sürüler halinde cehenneme tıkılacaklar yok mu? Onların yeri, çok kötü, yolları da çok sapıktır.

MUSTAFA ÇEVİK

34 Davet edildikleri gerçeği, inatla reddetmeye devam edenler yüzüstü sürüklenerek sürüler halinde cehenneme tıkılacaklar. Böylece Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinmenin cezasına çarptırılacaklar

MEAL AÇIKLAMASI

34. Onların dediklerine aldırış etme! O Davet edildikleri gerçeği, inatla reddetmeye devam ederek Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinmenin cezasına çarptırılmak üzere yüzleri üstü sürüler halinde toplanıp cehenneme tıkılacaklar yok mu? Onların inanç ve ahlâk bakımından ahirette yeri çok kötü, dünyada iken d yolları da çok sapıktır. Oysa insanlık tarihini ibret nazarıyla inceleseler, vahiyden uzaklaşan toplumların akıbetinin ne olduğunu göreceklerdi.

35-36

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

35-36 Biz geçmişte Musa’ya da kitap verdik. Kardeşi Harun’u da ona yardımcı kıldık ve sonra da, “Siz ikiniz Allah’ın Rabliği ve ilahlığının üstünü örtmüş toplumu uyarmaya gidin.” dedik. Fakat o toplum uyarılara kulak tıkamakla birlikte uyaranlara saldırdılar. Bunun üzerine Biz de onları azabımızla cezalandırdık.

MEAL AÇIKLAMASI

35. Andolsun biz geçmişte Musa’ya Tevrat adındaki kutsal Kitabı verdik ve kendisi gibi Peygamber yaptığımız kardeşi Harun’u kendisinin yanında yardımcı olarak vezir yaptık.

36. Siz ikiniz Ayetlerimizi yalanlayan, Allah’ın Rabliği ve ilahlığının üstünü örtmüş kavme Hak Dini tebliğ etmeye, uyarmaya gidin, dedik. Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi inkâr ve isyanlarında ısrar ederek kabul etmeyince biz de onları azabımızla cezalandırarak yıkıp yok ettik.

37

MEAL

37. Nuh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azap hazırladık.

MUSTAFA ÇEVİK

37 Peygamberleri Nûh’u yalancılıkla suçlamaktan vazgeçmeyen kavmi de sulara gömerek insanlığa ibret kıldık. Âhirete de inanmayan bu nankör, küstah ve zalimler için çetin bir azap hazırladık.

MEAL AÇIKLAMASI

37. Nuh kavmi de peygamberlerini yalanladıkları vakit onları da suda batırıp boğduk Kalıntılarını ve onları insanlara bir ibret alınacak bir örnek yaptık. Dünyada başlarına gelenlerin dışında, Âhirette de yaratılış gayesi dışında hareket eden bu nankör, küstah ve Zalimlere acı bir azap hazırladık.

38-39

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

38-39 Âd kavmi, Semûd kavmi, Ress Halkı ve bunlar arasında ne kadar gelmiş geçmiş müşrik ve kâfirler varsa, hepsini hak ettikleri azapla cezalandırdık. Onlara da kendilerini yaratılış sebepleri olan hayatı yaşamaya davet eden peygamberler göndermiştik, ama karşı çıkıp azgınlıklarında direndiler ve böylece Biz de onları helak ettik.

MEAL AÇIKLAMASI

38. Ad’ı, Semud’u, Res halkını ve bu arada daha gelmiş geçmiş birçok müşrik ve kâfir nesilleri ibret olarak inkarları yüzünden helak ettik.

39. Her birine yaratılış sebepleri olan hayatı yaşamaya davet eden peygamberler göndermiştik ve kendilerinden önceki kavimlerin helâkine dair uyarıcı misallerle öğütler vermiştik, ama azgınlıklarında direnip söz dinlemedikleri ve  küfürde ısrar ettikleri için, hepsini yerle bir ettik.

40

MEAL

40.Andolsun müşrikler, felâket yağmurunun helâk ettiği o ülkeden geçtiler. Onun durumunu görmüyorlar mıydı ki ibret alsınlar? Doğrusu onlar, öldükten sonra diriltilip hesaba çekilmeyi yalanlıyorlar.

MUSTAFA ÇEVİK

40 Kur’an’ın ilk muhatapları da cezaya çarptırdığımız kavimlerin toprakları üzerinden gelip geçmekte, onların hak ettikleri azabın izlerini de görmekteler. Buna rağmen akıllarını kullanıp gerçeği kabullenmiyor, öldükten sonra diriltilip hesaba çekilmeyi içlerine sindiremiyor, yalan sayıyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

40. Andolsun Kur’an’ın ilk muhatabı olan müşrikler, ticaret için Şam’a giderken cezaya çarptırdığımız felâket yağmurunun helâk ettiği Lût toplumunun yaşadığı o harabe ülkeden kervanlarla defalarca geçtiler. Onun durumunu, hak ettikleri azabın izlerini görmüyorlar mıydı ki ibret alsınlar? İnkâr edenler görmüyorlar mı? Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Bize karşı geldikleri, ayetlerimize inanmadıkları, yasalarımıza göre yaşamadıkları için yok ettiğimiz toplulukların kalıntıları var. Doğrusu onlar, gerçeği kabullenmiyor öldükten sonra diriltilip hesaba çekilmeyi yalanlıyorlar. İnkârlarından dolayı tüm gerçeklere karşı gözlerini kapatıyor kulaklarını tıkıyorlar.

41-42

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

41-42 Ey Peygamber! Müşrik olmayı kişilik haline getirmiş olanlar, ne zaman seni görseler ya da senden bahsetseler, seninle ve tebliğ ettiğin âyetlerle alay ederek, “Peygamber olarak Allah’ın gönderdiği kişi bu mu?” diyorlar. Arkasından da “Bizler, hayat tarzımıza sımsıkı sarılıp sahiplenmeseydik, bizi ilahlarımızdan koparacaktı.” demekteler. Fakat hak ettikleri azapla karşılaştıklarında kimin doğru yolda kimin de doğrudan yüz çevirenler olduğunu görüp anlayacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

41. Ey Peygamber müşrikler Seni gördükleri ya da senden bahsettikleri zaman; “Allah bunu mu elçi Diyorlar ki: göndermiş diyerek kendi akıllarınca seni ve ayetlerimizi alaya alıyorlar. Senden önceki elçiler de alaya alınmışlardı. Onun için alaylarına aldırış etme!

42. İnkârcılar ve münafıklar utanmadan senin için: Eğer biz, ilahlarımızı ve hayat tarzımızı savunup direnmiş olmasaydık, Muhammed az kalsın bizi dinimizden saptıracaktı” diyorlar. Böylece kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler. Ama sen üzülme, yakında Onlar yakında azabı gördükleri zaman, asıl kimin doğru yolda kimin sapık yolda olduğunu anlayacaklardır. Onların herhangi bir insanı ilahlaştırarak koruyucu, kurtarıcı, yasa koyucu, düzen kurucu kabul etmelerini başlarına bela ederiz. Onları da ilahlaştırdıklarını da cehenneme atarız

43-44

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

43-44 Heva ve heveslerini ilah edinenlerden sen sorumlu değilsin. Yoksa sen onlardan bir kısmının akıllarını kullanan, düşünen ve dinlediklerini anlamaya çalı[1]şan kimseler olduklarını mı sanıyorsun? Hayır, onlar doğru yola yönelmeyen koyun sürüsü gibidirler, hatta onlardan daha da duyarsızlardır

MEAL AÇIKLAMASI

43. Ey Peygamber Nefsini istek ve Arzularını ilah edinen kimseyi gördün mü? Zevklerini, çıkarlarını, ihtiraslarını hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek bunları kendisine ilah edinen kimsenin ne kadar zavallı ne kadar aşağılık hale geldiğini görüyorsun, değil mi? Onlar ayetlerimize inanmazlar. Yasalarımıza uymazlar. Kendi yasalarına insanları uymaya çağırırlar. Böylece kendilerine insanları taptırırlar.  Allah’ın azabından korumak için Ona sen mi vekil olacaksın? Allah’a karşı onun savunmasını sen mi yapacaksın. Sen onları cezamızdan koruyabilir misin? Sen böylelerinin yaptıklarından sorumlu değilsin. Sen o kalbi mühürlenmiş kişinin, doğru yola gelmesi için boşuna uğraşıyorsun. İman etmiyorlar, diye üzülme. Senin vazifen, sadece hakkı tebliğ etmektir.

44. Yoksa, onların çoğunun yapmış olduğun tebliği anlama niyetiyle söz dinleyeceğini hakikatleri anlayacaklarını veya akıllarını başlarına alacaklarını mı sanıyorsun? Onlar tuttukları yol bakımından ancak hayvanlar gibidirler, hatta daha da aşağı duyarsız ve şaşkındırlar. Hayvanlardan daha başı boş, daha kötü bir hayat tarzı yaşamaktadırlar. Onların insanlıkla ilgisi yoktur. İnsani değerlerle ilgisi yoktur. Onların tek düşündükleri kendileridir. Kendi dünyalarıdır. Onlar kendi çıkarlarına uyan her şeyi normal sayarlar. Usulüne uydurup çalar çırparlar. Sürekli kendilerini haklı çıkarırlar. Onların hesabımızdan kurtulmak için çırpınışları boşunadır. Onlar sadece kendilerini, kendilerine inananları kandırmışlardır.

45-46

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

45-46 Ey insanoğlu! Senin gölgene varıncaya kadar her şey Allah’ın kâinatta kurduğu nizamın sınırları içinde hareket etmekte, gölgeyi uzatıp kısaltmasına, sonra da yavaş yavaş çekip almasına kadar her şeyi Allah o nizamın yasalarına bağlamış ve bir sebebe dayalı yaratmıştır, dileseydi hiçbirini yaratmazdı. Tıpkı gölgenin uzayıp kısalmasına güneşi rehber kıldığımız gibi Kur’an’ı da sizlere rehber kıldık.

MEAL AÇIKLAMASI

45. Görmez misin ey insanoğlu! her şey Allah’ın kâinatta kurduğu nizamın sınırları içinde hareket etmektedir ve her şeyi Allah o nizamın yasalarına bağlamış ve bir sebebe dayalı yaratmıştır. Rabbin yaratmış olduğu kusursuz bir düzen ve ölçü sayesinde gölgeyi nasıl belli saatlerde kısaltıyor, belli saatlerde uzatıyor; eğer dileseydi, hiç şüphesiz kâinatı durağan bir hâlde yaratarak onu olduğu gibi yerinde sabit bırakırdı; Böylece yeryüzünün bir tarafı sürekli gece ve soğuk, diğer tarafı ise sürekli gündüz ve sıcak olurdu ki, bu da orada hayatı imkânsız hale getirirdi. sonra gölgeye güneşi de bir deli ve yol gösterici kıldığımız gibi Kur’an’ı da sizlere rehber kılmışızdır. Dileseydi ona hiç hareket etmeden, değişmeden olduğu yerde duracağı bir kural, bir yasa koyardı. O zaman gölgenin nimetinden yararlanamazdınız. Güneşin gölgeyle irtibatını nasıl planladığımıza bakmıyor musun?

46. Sonra da o gölgeyi, dünyanın dönmesine bağlı olarak yavaş yavaş kendimize çekip güneşin doğuşuyla ve batışıyla, kısaltıp uzatmaktayız. Güneşi yaratılış yasası gereği yükselttikçe gölgeler azalıyor. Dileseydik güneşi tepede tutardık da gölge bulamazlardı.

47-49

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

47-49 Geceyi uyuyup dinlenmeniz için bir örtü, gündüzü ise rızkınızı ve Allah’ın rızasını kazanacak işler yapmanız için aydınlık yapan Allah’tır. Rahmetinin önünden müjdeci olarak rüzgârları gönderen de O’dur. Böylece gökten tertemiz suyu indirip onunla da ölü toprağı canlandırıp ve her canlıyı suya kavuşturuyor.

MEAL AÇIKLAMASI

47. Gece sizin için bir elbisedir. O, sizin için geceyi uyuyup dinlenmeniz için bir örtü, gündüzü de Allah’ın rızasını kazanacak işler yapmanız için çalışma ve rızık arama vakti yapan Allah’tır.

48. Yağmurları düşün. Rahmetinden önce müjdeleyici olarak rüzgarları gönderen ve böylece gökten bulutlar vasıtasıyla tertemiz bir su olarak indiren de O dur.

49. Yağmuru yağdırmaktaki amacımız onunla ölü toprağı beldeyi yeşertip canlandıralım ve yine onunla hayvan olsun, insan olsun yaşattığımız nice canlıyı suya kavuşturalım.

50

MEAL

50. Andolsun bunları, aralarında öğüt alıp düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük edip yüz çevirdiler.

MUSTAFA ÇEVİK

50 Doğrusu Biz bütün bunları düşünüp de dersler çıkararak Allah’a yönelesiniz diye tekrar tekrar misallerle açıklıyoruz. Buna rağmen insanların çoğu nankörlük edip yüz çeviriyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

50. Andolsun bunları, yani bütün bu tabiat olaylarını aralarında ders çıkarsınlar, öğüt alıp düşünsünler ve Allah’a yönelesinler diye çeşitli biçimlerde tekrar tekrar örneklerle açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük edip yüz çevirdiler. Yarattığımız varlıklara doğal yasalar koymasaydık. İnsanı destekleyecek, insana yardım edecek varlıkları hazırlamasaydık, güneşsiz, gölgesiz, gecesiz, gündüzsüz, uykusuz, yağmursuz, bitkisiz, hayvansız bir dünyada insanlar nasıl yaşardı? Bütün bu nimetler insanlar takdir etmese de onlara nimet olarak verildi. İnsanların çoğu bu örneklerden ibret alacağına, düşünerek doğruyu bulacağına, nankörlükte ısrar ediyor. Bütün bunların kendiliğinden olduğunu zannediyor. Günlük hayatında hiç bir şeyin kendiliğinden olmadığını, her şeye çaba sarf ettiğini gördüğü halde, Rabbinin verdiği bütün nimetlerin kendiliğinden olduğunu nasıl düşünebiliyor? Böyle bir zanna nasıl kapılabiliyor? Hiç düşünmüyor mu? Yaptığı duyarsızlık sadece nankörlüğünü katlayarak artırıyor.

51-52

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

51-52 Biz dileseydik, seninle birlikte sana yardımcı ve destek olmaları için çevrendeki her topluluğa bir peygamber de gönderebilirdik. Fakat böyle yapmadık, o halde sen bütün gücünle senin şahsında davetine saldıranlarla Kur’an ile cihad et ve sakın onlara boyun eğme.

MEAL AÇIKLAMASI

51. Eğer dileseydik her topluma ayrı bir uyarıcı Peygamber gönderirdik, ama yine de dinleyip uymazlardı. Böyle yapsaydık hükmümüze karşı çıkabilirler miydi? Onlar kendilerine uyarıcı gelmesine mi şaşıyorlar? Uyarıcı geldi diye rahatları huzurları mı kaçtı? Onun için mi sürekli inkâr ederek karşı çıkıyor, seni yalanlıyorlar? Bizim ne yapacağımıza onlar karar vermiyor. Rabbin kimi hangi ülkeye, hangi şehre uyarıcı göndereceğini onlara soracak değildir.

52. Fakat böyle yapmadık Öyleyse inkarcılara boyun eğme, Rabb’inin emirlerine sımsıkı sarıl onların eziyetlerine sabrederek, tebliğine devam et ve onlara karşı Kur’an’la büyük bir cihad ver. Onlara karşı Kur’an ile mücadele et! Bu mücadelen Kur’an’daki öğütlerimle, Kur’an’daki terbiye kurallarımla olsun! Onlara güzel davran! İtici tepkisel olma! Amacın ayetlerimdeki gerçekleri açıklamak olsun! Başka bir şeye odaklanma! Onların inanıp inanmamaları seni ilgilendirmez. Onun için onların dediklerine karşı azimli kararlı ol! Asla tavizkar olma! Sözleri seni yıldırmasın! Onların ayetlere mutlaka inanacaklarını da sanma! Onlar ayetlerimle gördüğün gerçekleri senin gibi görmüyorlar! Onun için bırak! Ayetlerimi diledikleri gibi yorumlasınlar.

53

MEAL

53. Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi buluşturan, aralarında da karışmalarını önleyip perde koyan, Allah’tır.

MUSTAFA ÇEVİK

53 Birinin suyu içilecek kadar tatlı, diğerinin suyu ise tuzlu ve acı olan iki denizi birbirleriyle buluşturup, aralarına koyduğu perde ile sularını birbirine karıştırmayan Allah, doğru ile yanlışın da arasına birbirine karışmalarını engelleyen perdeler koy[1]muştur. Onlar da asla birbirinin içine giremez, karışamazlar.

MEAL AÇIKLAMASI

53. Hatırla! Onlara da hatırlat! İki denizi birbirine salmıştık. Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi buluşturan, aralarında da karışmalarını ve doğru ile yanlışın da arasına birbirine karışmalarını önleyip gözle görülmeyen bir perde koyan, Allah’tır, ki ilim adamları asırlar sonra yoğunluk farkından dolayı suların birbirine karışmadığını anlamışlardır. Bütün bunlar bizim koyduğumuz yasaya göredir. Hiç düşünmezler mi? Hiç ders almazlar mı? Biz aynı toplum içindeki inananları da inanmayanları da birbirine karıştırmayız. İki toplumu aynı kefeye koymayız. İnkâr edenlerin hesabını ayrı, inananların hesabını ayrı tutarız. Her grup kendi yaşam defterleriyle katımıza gelir. Her insan kendi yaptıklarıyla hesaba çekilir. Biz asla onları birbirine karıştırmayız. Hâlâ bizim yasamızı anlamıyorlar mı? Onlar şöyle mi diyor? Biz çoğunluğuz. Aramızdaki inananlar bize katılsın! Hayır! Asla! İnkâr edenler çoğunlukta olsa bile inananlar onlara katılamazlar. İnananlar çoğunlukta olsa bile inkâr edenler inananlarla bir tutulmaz. İnananlardan her kim inkâr edenlerin çoğunluğuna bakarak onlara katılırsa yasamıza aykırı hareket etmiş olur. Onu yakalar cezalandırırız. Eğer inananlardan bazıları inkâr eden, yasalarımıza aykırı yaşayan topluma katılırsa, O’nu inkâr edenlerle birlikte hesaba çekeriz. Artık onlar inananlardan sayılmaz.

54-55

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

54-55 İnsanı bir damla sudan yaratıp, bunca nimetlerle donatan ve onlar arasında soy sop ve evlilik yoluyla akrabalık bağları oluşturan da Allah’tır. Bunlar apaçık gerçekler iken, müşrikler hâlâ yaratıcıları ve Rableri olan Allah’la birlikte başka ilahlar edinmekten geri durmuyorlar, hâlbuki Allah’tan başka edindikleri ilahların kendilerine hiçbir faydası da yoktur.

MEAL AÇIKLAMASI

54. Bir damla Sudan dişi ve erkek olarak iki cinste insanı yaratan ve evlilik yoluyla onu bir soy ve hısımlık sahibi kılan, akrabalık bağları oluşturan Allah’tır. Senin Rabbin sonsuz güç sahibi olarak her şeye güç yetirendir.

55. Bunca hakikate rağmen, müşrik insanlar, Allah’ı bırakıp Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek, kendilerine ne yarar ne de zarar ulaştırmaya gücü yetmeyen kendi uydurdukları şeylere tapınıp duruyorlar. Bazıları da Rabbine karşı gelerek arzularını heveslerini ilah edinenlere tapıyorlar. Onların bir dediklerini iki ettirmiyorlar. Ne diyorlarsa anında yapıyorlar. Kötü dediklerine kötü iyi dediklerine iyi diyorlar. Her şeyin hükmünü onlara sorup, yaşamlarını onların dediklerine göre kuruyorlar. Onların ilkelerine yasalarına uyuyorlar. Ayetlerimizin ne dediğine bakmıyorlar. Böylece peşinden gittikleri insanları Allah’a ortak ediyor, onları ilah edinerek, onlara tapıyor ve kulluk ediyorlar. Böylece, o varlıklar aracılığıyla Allah’a yaklaştıklarını sanıyorlar. Hâlbuki Allah’tan başka edindikleri ilahların kendilerine hiçbir faydası da yoktur. Bu onların nefislerinin istediği şeydir.  Zaten Allah’tan başkasına taparak yahut birtakım varlıkları mutlak itaat makamına yücelterek kâfir olan kimse, Rabbine sırtını dönüp şeytana arka çıkan bir yardımcıdır. Onlar sadece şeytanın dostu ve yardımcılarıdır.

56-57

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

56-57 Ey Peygamber! Biz seni insanları bu gerçeklerle uyarıp iman edenleri müjdeleyesin diye gönderdik. Müşriklere de ki: “Ben bu davet karşılığında, sizlerden hiçbir ücret ya da makam talep etmiyorum. Ben yalnızca dileyen kimseyi Rabbinin yoluna davet eden bir elçiyim.”

MEAL AÇIKLAMASI

56. Ey Peygamber! Biz seni ancak iman edenler için müjdeleyici ve gerçeklere karşı uyarıcı olarak gönderdik. Sen onlara zorlayıcı değilsin! İnanıp iyi işler yapanları mükâfatla müjdele! İnkâr edip sapanları cehennemle uyar.

57. Resulüm De ki: “ Ben bu yaptığım davete ve yapmış olduğum tebliğe karşı sizden hiçbir makam ya da ücret istemiyorum. Ben ancak dileyen kişinin, davet yoluyla sâlih ameller işleyerek Rabbine uyarak doğru yol tutmasını istiyorum. Bu nedenle bütün bahaneniz geçersizdir.

58

MEAL

58. Öyleyse, hep diri olup, hiç ölmeyecek Rabbine güvenip dayan. O’nun sınırsız yüceliğini övgülerle an. Kullarının gizli açık günahlarından haberdar olup, cezalandırmaya tek başına O yeter.

MUSTAFA ÇEVİK

58 Ey insanlar! Ölümsüz ve mutlak diri olan Allah’a yönelip, O’na yaslanın, O’na güvenin, verdiği sayısız nimetler için şükredip, yüceliğini aklınızdan çıkarmayın. Böyle olması gerekirken Allah kullarının çoğunun nankörlük etmekte inatla direndiklerini bilmektedir.

MEAL AÇIKLAMASI

58. Ey insanlar! Öyleyse, mutlak bir şekilde hep diri olup, hiç ölmeyecek Rabbine güvenip O’na dayan. Verdiği sayısız nimetler için O’nun sınırsız yüceliğini şükrederek övgülerle an. Başkalarına güvenme! Başkalarına bel bağlama! Rabbinin adını yücelt! Düşünce ve davranışlarına ayetleri hâkim kıl! Rabbini hayatının otoritesi yap! Unutma! Her şeyi yöneten Allah senin de yöneticindir. Her zaman her konuda Allah’ı üstün tut! Allah’ın sözünün üstüne söz, hükmünün üstüne hüküm, yasasının üstüne yasa koyma O’nun istediği gibi yaşa. Kullarının gizli açık günahlarından haberdar olup, cezalandırmaya tek başına O yeter. Allah kullarından çoğunun nankörlük ederek inatla direndiklerini bilmektedir. Onun için sakın inkârcılara kulak asma! Onlar cahilliklerinden ne yaptıklarını bilmiyorlar.

59

MEAL

59. Gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra Arş’a hükümran olan O’dur. O Rahman’dır. O halde her ne isteyeceksen her şeyden haberdar olan Allah’tan iste!

MUSTAFA ÇEVİK

59 Allah gökleri, yeri ve arasında olanları altı evrede yaratıp, nizamlarını kurup, yasalarına bağlayarak üzerlerinde hükümran olmuştur. Allah yarattıklarına karşı çok merhametli ve cömerttir, o yüzden ne isteyeceksen Rabbinden iste.

MEAL AÇIKLAMASI

59. Gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri altı (evrede) günde yaratan, nizamlarını kurup, yasalarına bağlayan, sonra bir kenara çekilip mahlukatı kendi kaderiyle baş başa bırakmayan, aksine gerek tabiatta geçerli kanunları gerekse kitaplar ve Peygamberlerle gönderdiği dini ile ilgili bütün işleri yönetip yönlendiren ve kâinatın mutlak hâkimi olarak Arş’a hükümran olan O’dur. O Her şeyin varlığını ve rızkını veren, yarattığı bütün varlıkları rahmetiyle kuşatan Rahman’dır. O halde her ne isteyeceksen her şeyden haberdar olan Allah’tan iste ve hakikati en doğru kaynaktan, en doğru şekilde öğrenmek istiyorsan O’na sor. Her şeyin doğrusunu sadece Rabbin bilir. Hâlâ akıl edip düşünmüyorlar mı? Hâlâ kendi bildiklerini mi okuyorlar?

60

MEAL

60. İnkâr edenlere: “Rahman’a secde edin” dendiğinde: “Rahman da nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz?” derler. (Bu) onların nefretlerini artırır.

MUSTAFA ÇEVİK

60 Rabbinin davetini inkâra şartlanmış olanlara, “Gelin Rahman olan Allah’ın davetine uyun.” denildiğinde, “Rahman da neymiş! Ne yani, şimdi sen bize neyi emredersen bizim de onu yapacağımızı mı zannediyorsun?” derler ve daha çok küstahlaşıp azgınlaşırlar.

MEAL AÇIKLAMASI

60. Rabbinin davetini İnkâr edenlere: “ Gelin Rahman’a secde edin, Rahman’ı her zaman, her konuda, her hükümde, her yasada yüceltin! Rahman’a saygınızı sevginizi gösterin! Sadece Rahman olan Allah’ın ilkelerine, Allah’ın davetine ve yasalarına uyun ” dendiğinde: “Rahman da nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz bize neyi emredersen bizim de onu yapacağımızı mı zannediyorsun?” Bizim Allah’tan üstün gördüklerimiz ve Allah’ın yasalarından üstün gördüğümüz yasalarımız var derler. Bu Allah’ın ilkesine, Allah’ın yasasına uymaya yaptığın davet, onların küstahlaşarak azgınlıklarını ve nefretlerini artırır. Kendi yasalarına uyarlar. Rabbinin yasalarını dikkate almazlar. Rabbinin yasaları aleyhinde kötüleyerek konuşurlar.Ve bu davranışları, hak dinden iyice uzaklaşmalarına sebep olur.

61-64

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

61-64 Gökyüzüne yıldız kümelerini serpiştirip yerleştiren, Güneş’i bir ışık ve ısı kaynağı olarak yaratan, Ay’a da ışığı yansıttıran Allah çok yüce, çok cömerttir. Geceyi ve gündüzü birbirinin ardından getiren de O’dur, aklını kullananlar için bunlardan alınacak dersler vardır. Bu gerçekler üzerinde düşünüp de Rahman olan Allah’ı layıkıyla tanıyıp, davetine icabet eden mü’minler, yeryüzünde alçak gönüllü ve vakarlı yürür, vakarlı davranır, kendini bilmez nankör ve cahillerin sataşmalarına aldırmaz, imanlarından taviz vermezler. Onlara “Selam” der, yollarına devam ederler ve gecelerini de Rablerinin rızasını kazanacak amellerle değerlendirir, secde eder, emirlerine teslim olurlar.

MEAL AÇIKLAMASI

61. Gökte takım yıldızları yerleştirip var eden, orada ışık ve ısı kaynağı olarak bir kandil gibi güneşve aydınlatıcı parlayan bir ay yaratan Allah ne cömerttir ne yücedir!  Onlar Allah’ı yüceltseler ne olur yüceltmeseler ne olur?

62. O, gece ile gündüzü mükemmel bir sistem hâlinde birbiri ardınca getirendir; aklını kullanarak öğüt alıp düşünmek isteyenler ya da ibret alıp şükretmek isteyenler için, bunlardan alınacak dersler vardır.

63. Rahman’ın davetine icabet eden mü’min kulları yeryüzünde vakarlı ve alçak gönüllülükle yürürler ve nankör ve cahil bilgisiz kimseler kendilerine incitici sözler ile laf attıklarında onların sataşmalarına aldırmaz, imanlarından taviz vermezler ve sadece “selam” bizden uzak durun biz sizlerle bir olmayız derler ve yollarına devam ederler. Yersiz tartışma ve kapışmalara girişmezler.

64. Onlar gecelerinin bir kısmını Rablerine secde ederek ve kıyama durarak geçirirler. Herkesin gaflet uykusunda olduğu yarı gecelerde onlar ihlasla ibadet halindedirler. Ve bütün ibadet ve iyiliklerine rağmen, “Allah’ın özel ve ayrıcalıklı kulları” oldukları ve cehennem azabının kendilerine dokunmayacağı şeklinde boş bir inanca, aptalca bir gurura kapılmazlar.

65-66

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

65-66 İşte bu mü’minler bir yandan da Rablerine şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut, çünkü onun azabı çok çetin, çok korkunçtur ve orası kötü bir ikametgâhtır.”

MEAL AÇIKLAMASI

65. Onlar Rablerine şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Şüphesiz onun azabı gelip geçici değil devamlıdır” derler.

66. Gerçekten de o cehennem ne kötü bir yer ve ne kötü, korkunç bir kalış yeridir diye yalvarıp dua ederler.

67-69

MEAL

67. Onlar mallarını harcadıklarında israfa gitmezler, cimrilik de yapmazlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

MUSTAFA ÇEVİK

67-69 Mü’minler mallarını Allah’ın daveti yolunda harcarlarken, dikkatli ve bilinçle harcar, başkalarına gösteriş yapmaz ve asla cimrice davranmaz. Allah’la beraber başka Rab ve ilah edinmezler, Allah’tan başkasından yardım istemezler, haklı bir sebep olmadan da Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymaz, zina da etmezler. Bu suçları işleyip günaha girenler elbette cezasını çekecekler, üstelik Kıyamet Günü terk edilmişlik acısı ile birlikte azapları da kat kat artırılacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

67. Onlar mallarını Allah yolunda karşılık beklemeden, harcadıklarında kendilerini ve ailelerini muhtaç duruma düşürecek şekilde her şeylerini harcayıp israfa gitmezler, başkalarına gösteriş yapmaz ve asla mala mülke aşırı bir tutkuyla bağlanıp cimrilik de yapmazlar. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar. Dikkatli ve bilinçle harcarlar. Onlar Allah’ın kendilerine helal yoldan verdiği nimetleri haram yollarda harcayarak israf etmezler. Helal yoldan gelen nimetleri Allah’ın koyduğu yasalar çerçevesinde hakkı olanlarla paylaşarak cimrilik etmezler. Şunu bilin ki helal yoldan kazanılanları haram yollarda harcamak, helal olan şeylerden yasamıza göre insanların hakkını vermemek kötülüktür. İnananlar kötülükten kaçarak yasamıza uygun davranırlar.

68. Ve onlar ki, Allah’la beraber asla birtakım düzmece ilahlara hiçbir makama ve güç odağına asla yalvarıp yakarmazlar, Bütün beklentileri sadece Allah’tandır. Cahil insanların yaptıkları gibi kendilerine Allah dışında bir takım dostlar, bir takım yardımcılar edinmezler. Allah’a ait sıfatları başkalarında görmezler. ve kısas savaş meşru müdafaa gibi haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın dokunulmaz kıldığı hiçbir cana kıymazlar ve zina etmezler. Zira çok iyi bilirler ki, her Kim bunları yaparsa, elbette cezasını bulur.

69. Kıyamet günü terk edilmişlik acısı ile birlikte ona azap kat kat artırılır ve cehennemde aşağılanmış olarak sonsuza kadar kalır.

70-71

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

70-71 Kim de şirkinden, küfründen ve tüm günahlarından tevbe ederek Allah’ın âyetleri ile hayatı yaşamaya yönelir ve bu konuda sorumluluklarını yerine getirirse, Allah da tevbe ederek yaratılış sebeplerine gönülden yönelen bu kimseleri hayırlı ameller işlemeye muvaffak kılar. Allah çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.

MEAL AÇIKLAMASI

70. Ancak pişman olup doğru yola dönerek kötülüklerden vazgeçen ve tövbe eden, iman edip salih amel işleyenler müstesna. Tövbelerinde sebat edenler. Bir daha kötülük yapmayanlar. Arkasından iyi işler yapanlar. İmanlarında sebat edenler.  İşte Allah böyle kimselere tertemiz bir hayat nasip ederek, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok rahmet edendir.

71. Kim Pişman olup, içtenlikle tövbe eder ve ardından yararlı işler yaparsa bilsin ki onun tövbesi kesinlikle Allah’a ulaşacaktır. O insan Allah katında makbul bir kimsedir.

72-73

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

72-73 Rahmanın hayırlı kulları olan mü’minler yalan ve asılsız yere şahitlik etmezler, boş ve anlamsız şeylerle uğraşmaz, böyle şeylerle uğraşanları görünce de selam verip yanlarından vakarla geçip giderler. Fakat o mü’minler Rablerinin âyetleri okunduğu ya da kendilerine hatırlatıldığı zaman bu âyetlere karşı kör ve sağır kesilmezler, can kulağıyla dinleyip uyarlar.

MEAL AÇIKLAMASI

72. Onlar yani Rahmanın hayırlı kulları olan mü’minler, yakın dost ve akrabalarının cezalandırılması söz konusu olsa bile asılsız yere asla yalancı şahitlik etmezler, bildiklerini gizlemezler ve boş ve anlamsız şeylerle uğraşan kimselere rastladıkları zaman onları yararlı işlere yönlendirmeye çalışırlar; bunu yapamadıkları takdirde selam verip edepli ve onurlu bir tavırla oradan uzaklaşırlar.

73. Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında onlara karşı kör ve sağır kesilmezler, can kulağıyla dinleyip uyarlar. Ayetlerimizi anlayarak hayatlarına ölçü yaparlar. Yasalarımızı öğrenir yasalarımıza göre yaşarlar. Bâtıl önyargıları, anlamsız gurur ve kibri bir tarafa bırakır ve Kur’an’ı doğru değerlendirmeye çalışırlar. Allah’ın ayetlerini okurken veya bir başkasından dinlerken onu anlamaya çalışır, üzerinde düşünüp öğüt ve ibret alırlar. Kör veya sağırmış gibi, ayetlerin anlamı üzerinde hiç durmadan, öylesine okuyup geçmezler.

74-76

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

74-76 Onlar bir de Rablerine şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Bize göz aydınlığı olacak sevinç ve mutluluk kaynağı eşler, evlatlar, nesiller nasip eyle! Bizi muttakilere önderler kıl.” İşte bunlar yürekten Rablerine yönelip teslim olmaları, şirke ve küfre karşı verdikleri mücadeleleri, zorluklar karşısındaki direnmeleri sebebi ile cennet köşkleri ile ödüllendirilecek ve oraya esenlik, mutluluk tebrikleriyle daima kalmak üzere buyur edilecekler. Orası ne güzel bir varış yeri ve ne üstün bir makamdır.

MEAL AÇIKLAMASI

74. Onlar Rablerine şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Bize yüzümüzü güldürecek mutluluk getirecek gözümüzü aydınlatacak nesiller eşler ve çocuklar nasip et ve bizi takva sahiplerine, dürüst ve erdemlice yaşayan, çirkin davranışlardan sakınan kimselere, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak isteyenlere örnek ve önder kıl!” ki; şuurlu, onurlu ve huzurlu yaşanacak bir düzene ve döneme rehberlik yapalım derler.

75. İşte onlar yürekten Rablerine yönelip teslim olmaları, şirke ve küfre karşı verdikleri mücadeleleri, zorluklar karşısındaki direnmeleri ve sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek derecesindeki odalarla mükafatlandırılacak ve orada esenlik dileği, melekler tarafından buyur edilerek hoş geldin töreni ve selamla karşılanacaklardır.

76. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Orası ne güzel makam ve ne güzel kalış yeridir. Onların mükâfatı ne güzel mükâfat, makamları ne güzel makamdır.

77

MEAL

77. İnananlara de ki: dualarınız, yalvarma ve ibadetiniz olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi? Ve inkârcılara da de ki: Gerçek şu ki siz, Allah’ın mesajını yalan saydınız, artık bu yüzden azap size sarılacak, yakanızı bırakmayacaktır.

MUSTAFA ÇEVİK

Ey Peygamber! Mü’minlere de ki: “Eğer şirke ve küfre karşı duruşunuz, mücadeleniz ve dualarınız olmasaydı Rabbiniz size değer vermez, sizleri ödüllendirmezdi. Sizler bu uğurda gösterdiğiniz gayret sayesinde mükâfata layık görüldünüz.” Müşrik ve kâfirlere de de ki: “Allah’ın daveti olan hayat nizamına karşı takındığınız umursamaz tutumunuz, nankörlüğünüz ve azgınlığınız sebebiyle yaptıklarınız cezasız bırakılmayacak, bedeli size kat kat ödettirilecektir.

MEAL AÇIKLAMASI

77. Ey Peygamber İnananlara de ki: şirke ve küfre karşı duruşunuz, mücadeleniz, dualarınız, yalvarma ve ibadetiniz olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi, ödüllendirir miydi? Sizler bu uğurda gösterdiğiniz gayret sayesinde mükâfata layık görüldünüz. İnancınız, gönülden Allah’a yönelmeniz, Allah’ın yasalarına uygun hayatınız yoksa Allah sizi ne yapsın? Ve inkârcılara da de ki: Gerçek şu ki siz, Allah’ın mesajını yalan saydınız, Allah’ın daveti olan hayat nizamına karşı umursamaz davrandınız, artık bu yüzden âhirette azap size sarılacak, yakanızı bırakmayacaktır, bedeli size kat kat ödettirilecektir. Eğer sizler Allah’ı, Allah’ın ayetlerini inkâr ederseniz, Allah’ın yasalarını bırakıp insanların çıkarları için uydurdukları, sonra yine çıkarlarına göre sürekli değiştirdikleri yasalara uyarsanız. Dünyada yapmış olduklarınız, kendinizce ne kadar güzel ne kadar iyi olursa olsun, Allah katın da hiç bir değer bulmayacaktır. İnkârınızdan dolayı mutlaka cezalandırılacaksınız.

Scroll to Top