Fussilet Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

54

Mushaf (Kuran) Sırası

41

Nuzül (İniş)Yeri

61

Nüzül (İniş) Sırası

Mekke

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Bu surenin adı “Hamim” ve “Secde” olmak üzere iki kelimeden mürekkebtir. Sure, “Hamim” ile başladı ve bir yerinde “Secde ” ayeti geçtiği için “Hamimsecde” adını almıştır

Nüzul Zamanı: Bu sure, muteber rivayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Hamza’nın (r.a) müslüman olduktan sonra ve Hz. Ömer (r.a) müslüman olmadan önceki zaman diliminde nazil olmuştur. Nitekim kadim siyer tarihçilerinden İbn İshak, meşhur tâbi Muhammed b. Ka’b Kurzi’den, surenin nüzul zamanı ile ilgili şunları naklediyor: “Kureyş’in ileri gelenleri, bir defasında Mescid-i Haram’da oturmuş sohbet ediyorlardı. Aynı zamanda Hz. Peygamber de (s.a) bir köşede yalnız başına oturuyordu. O dönemde Hz. Hamza müslüman olmuştu ve Kureyş’in ileri gelenleri İslâm’ın yayılışından tedirginlik duyuyorlardı. Utbe b. Rebia (Ebu Süfyan’ın kayınpederi) Rasulüllah’ı (s.a) bir köşede yalnız başına oturuyor görünce, yanındaki Kureyş’in ileri gelenlerine dönerek “Müsade ederseniz şayet, gidip Muhammed’le konuşayım ve ona bazı tekliflerde bulunayım.

Bu şartları kabul ettiği takdirde barış mümkün olur ve belki bize muhalefet etmekten vazgeçer” dedi. Kureyş’in ileri gelenleri onun bu teklifini ittifakla kabul edince, o da gidip Rasulüllah’ın yanına oturdu ve sözüne “Ey yeğenim” diye başladı. “Sen kendinin soy ve sülale bakımından ne kadar asil olduğunu biliyorsun. Fakat buna rağmen kavmine musibet getirdin, topluluk içinde ayrılık çıkardın. Üstelik kendi kavmini aptal kabul edyor, onun dinini ve ilahlarını kötülüyor ve bizim atalarımızın kafir olduğu iddiasında bulunuyorsun. Şimdi beni iyi dinle, çünkü sana bazı tekliflerde bulunacağım.” Rasulüllah (s.a), “Konuş ya Ebu’l-Velid! Seni dinliyorum” dedi. Utbe, “Ey yeğenim, giriştiğin bu işten maksadın zengin olmaksa, hepimizden daha zengin olacağın kadar sana mal verelim. Yok eğer gayen büyüklük ve liderlikse, senin iznini almadan, hiçbir iş yapmaz ve seni kendimize lider seçeriz. Şayet seni bir hastalık ya da cin rahatsız ediyorsa, aramızda para toplayıp çok iyi bir tabib bulalım ve seni tedavi ettirelim” diye konuşurken Hz. Peygamber (s.a) dikkatle ve sessizce onu dinledi, sonra şöyle dedi: “Ey Ebu’l-Velid, söyleyeceklerin bitti mi?” Utbe “Evet” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Rasulüllah, “Şimdi sen beni dinle” dedi ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek Fussilet Suresi’ni okumaya başladı. Utbe arkasına yaslanmış bir halde dinliyordu. Hz. Peygamber (s.a.) 38. ayeti okuduktan sonra secde etti ve “Ey Ebu’l Velid” dedi, “Cevabını aldın, artık gerisini sen bilirsin.” Utbe Rasulüllah’ın (s.a) yanından kalktığında, uzaktan onu görenler “Vallahi Utbe’nin rengi değişti” dediler. Yanlarına gittiğinde ise, “Sana ne söyledi anlat bize” deyince Utbe, “Allah’a yemin ederim ki, daha önce böyle bir söz işitmiş değilim. Vallahi bu şiir değil, sihir değil ve kehanet değildir. Ey Kureyş’in ileri gelenleri! Beni dinleyecek olursanız, onu kendi haline bırakın. İnanıyorum ki bu sözler, bir tesir husule getirecektir. Araplar’ın onu yendiğini farzedelim, o takdirde sizler kendi kardeşinizin kanına girmekten kurtulmuş olursunuz. Yok eğer o galip gelirse, onun iktidarı sizlerin iktidarı, onun şerefi sizlerin şerefi demektir” dedi. Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenleri, “Ey Ebu’l-Velid, o seni de büyülemiş” deyince, Utbe, “Ben kendi kanaatimi söyledim, yine de siz bilirsiniz” diye karşılık verdi. (İbn Hişam, c. I. sh. 313-314)

Bu kıssa, çeşitli muhaddisler tarafından, Hz. Cabir b. Abdullah’tan (r.a) mervi olarak bazı farklılıklarla nakledilmiştir. Nitekim bazı rivayetlerde, Rasulüllah’ın “Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Ad ve Semud (kavimlerinin başına gelen) yıldırıma benzer bir yıldırım ile uyardım.” ayetini okurken Utbe’nin, telaşla Hz. Peygamber’in (s.a) ağzını kapatmaya çalıştığı ve “Allah hakkı için kavmine merhamet et!” dediği zikredilir.

Utbe bu davranışını, Kureyş’in ileri gelenlerine şöyle izah eder: “Muhammed’in her söylediğinin gerçekleştiğini hepiniz biliyorsunuz. İşte ben de bizim üzerimize azabın geleceğinden korktuğum için ağzını kapatmaya çalıştım.” (Tefsir-i İbn Kesir, c. 4, sh: 90-91) El-Bidaye ve’n-Nihaye c.3, sh: 62)

Konu: Allah’ın nazil ettiği ayetlerde Utbe’ye cevap verilirken, onun sözleri naklolunmamıştır. Çünkü Utbe’nin sözleri Hz. Peygamber’i (s.a) küçük ve hakir düşürücü idi. Utbe, özet olarak şunları demek istiyordu: “Muhammed’e bu sözlerin vahyolunması mümkün olmadığına göre, o, ya mal için, ya iktidar sahibi olmak için peygamberliği öne sürmektedir, ya da akıl hastasının birisidir. Gerçekten de Utbe, birinci şıkka dayanarak mal ve iktidar hususunda pazarlık etmiştir. İkinci şıkka dayanarak ise, “Sen bir hastalığa yakalanmışsın, seni tedavi ettirelim’ demekle Hz. Peygamber’i (s.a) hakir görerek onunla alay etmek istemiştir. Karşısındaki kişi terbiyesizce davrandığı takdirde, şerefli bir insan, doğal olarak onun terbiyesizliğine aldırmaz ve sadece inandıklarını söylemekle iktifa eder.

Bu surede de, Utbe’nin söylediklerine hiç aldırış edilmeden, sadece iddialarının cevaplandırılmasıyla yetinilmiştir. Kafirler ise yüce Kur’an’ı etkisiz kılabilmek için, inatla şunları söylemektedirler: “Sen, ne dersen de seni dinlemeyiz. Söylediklerine karşı kalbimizi kapattığımız gibi, sana kulak da vermeyiz. Aramızda beraber olmamızı engelleyen bir duvar bulunmaktadır.”

Kafirler, Hz. Peygamber’e açık açık, ellerinden geldiğince kendisinin davetine karşı muhalefet edeceklerini bildirmişlerdi.

Hz. Peygamber (s.a) ve arkadaşları Kur’an okuduklarında, onları kimse duymasın diye bir plan dahilinde gürültü çıkarıyorlardı. Ayrıca Kur’an’ın ayetlerini siyak ve sibakı içinden sıyırarak başkalarının İslam’ın mesajını anlamalarını engellemeye çalışıyorlardı.

Yine, “Arapça ifade edilen bir söz, niçin mucize olsun? Fakat bir kimse durup dururken, yabancı bir dille fasih ve beliğ sözler söylerse eğer, işte o zaman mucize sözkonusu olur. Arapça, herkesin anadili olduğu için herkes onun söylediği sözler gibi bir söz söyleyebilir?” demek suretiyle acaib itirazlarda bulunuyorlardı.

Böylesine körükörüne yapılan muhalefete karşı verilen cevapların özeti şudur:

1) Allah’ın inzal ettiği ve gerçekleri çok açık bir şekilde beyan eden bu kelam Arapça’dır. Cahiller bu kelamda bir ışık görmüyorlar belki ama, akıl sahipleri ondan istifade etmektedirler. Allah’ın bu kelamı nazil etmesi, O’nun rahmetinin bir delilidir. Halbuki bazı kimseler, bunu eziyet ve zahmet zannediyorlar.

Bu Kur’an, kendisini kabul ve istifade edenler için bir müjde, yüz çevirenler içinse bir uyarıdır.

2) Sizlerin kalbleri kapanmış, kulakları örtülmüş ise eğer, Hz. Peygamber’in (s.a.) inanmanızı sağlamak gibi bir zorunluluğu yoktur. O’nun görevi sadece, inanmak isteyenlere tebliğ etmektir.

3) Ne kadar inkar ederseniz edin, yine de sizleri yaratan Allah’ın bir olduğu gerçeği değişmez. Fakat doğruyu kabul eder ve amellerinizi düzeltirseniz, bu sizlerin yararına olur. Yok eğer inkar etmekte ısrar ederseniz, kendi kendinize felaketi davet etmiş olursunuz.

4) Sizler kime ortak koştuğunuzu ve yine neyi inkar ettiğinizi hiç düşünmüyor musunuz? O Allah ki sonsuz büyüklükteki kainatı, yeri ve göğü yaratmıştır. Yeryüzündeki bereket dolu ürünlerden yararlanmakta ve O’nun verdiği rızıklar sayesinde yaşamaktasınız. Fakat tüm bunlara rağmen, O’nun yarattıklarını, O’na ortak koşuyor ve size tebliğ ettiğinde Hz. Peygamber’den (s.a) yüz çeviriyorsunuz.

5) İnkarınızda ısrar ettiğiniz takdirde, Ad ve Semud kavimlerine gelen azabın bir benzerini bekleyin. Suçlarınıza karşılık verilen en büyük azab bu olacaktır. Ayrıca öbür dünyada da cehennem ateşi sizleri beklemektedir.

6) Cinlerden ve insanlardan olan şeytanların, her kötülüğü güzel gösterdiği ve düşünmelerine fırsat vermediği kimseler, ne kadar da talihsizdirler! Üstelik bu şeytanlar, onların başkalarının sözlerini de dinlemelerini istemezler. Bu akılsızlar, bugün küstahlıkta adeta birbirleriyle yarış etmektedirler. Oysa kıyamet gününde birbirlerine düşman kesilerek, dalâlete düşürdükleri için biri diğerini suçlayacak ve fırsat bulabilseler, neredeyse birbirlerini ayaklar altına almaya çalışacaklardı.

7) Bu Kur’an, ayetleri tahkim edilmiş bir kitabtır. Yalan ve iftira atarak karşı koymakla sizler, onun mesajının yayılmasına mani olamazsınız. Yaptığınız gizli ve açık planlar bir yarar sağlamayacaktır.

8) Bu Kur’an, anlayabilesiniz diye kendi lisanınız olan Arapça ile indirilmiştir. Şayet bu başka bir dilde inzal edilmiş olsaydı, o takdirde sizler Araplara yabancı dilden bir kitabın nazil olmasını acaib karşılayacak ve itiraz edecektiniz. İşte bu, sizin kötü niyetinizin ve bahanelerinizin bir ispatıdır.

9) Sizler, Kur’an’ın gerçekten Allah tarafından nazil olabileceği ve o takdirde aldığınız tavır dolayısıyla halinizin ne olacağı ihtimalini hiç düşündünüz mü?

10) Bu gün sizler belki inkar ediyorsunuz ama kısa bir süre sonra bu Kur’an davetinin yayılacağını ve yenilgiye uğrayacağınızı göreceksiniz. İşte o zaman, size bugün anlatılanların hak olduğunu anlayacaksınız.

Muhaliflere bu cevaplar verilirken, aynı zamanda da mü’minlerin ve peygamberin (s.a) yaşadıkları o zor günlerin sorunları üzerinde durulmuştur. Mü’minler için, tebliğ etmek bir yana dursun, imanları üzerinde direnmek bile çok zordu. Öyle ki müslüman olduğunu ilan eden herkes baskı ve zulüm altındaydı. Kafirlerin saldırılarına karşı çaresiz ve savunmasız bir durumdaydılar. Bu durum hakkında şöyle denilmiştir: “Sizler aslında çaresiz ve yalnız değilsiniz. Allah, iman eden ve imanı üzerinde direten kimseleri ahirete kadar korumaları için melekleri görevlendirir.” Ayrıca müslümanlara, “En hayırlı insan, kendisi salih amellerde bulunduğu halde, başkalarına iyiliği tavsiye eden ve müslüman olduğundan ötürü şeref duyan kimsedir,” diye bildirilmiştir.

Hz. Peygamber’in (s.a) her dönemde en büyük problemi, şiddetli muhalefet yüzünden önü tıkanan İslâm’ın, bu engellerin arasından nasıl kurtulacağı sorusu idi. Sözkonusu problem hakkında şöyle buyurulmuştur: “Bu muhalefet ve engeller, güzel ahlâkınız ve tebliğ çalışmalarınız sonucunda ortadan kalkacaktır. Sizler, şeytanın kışkırtmalarına alet olmadan Allah’a sığının ve güzel ahlâk ile tebliğinize devam edin.”

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-7

1-7 Hâ. Mim. İnsanı konuşmak, okumak ve yazmak kabiliyetleri ile yaratan Allah, ona doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilmesi için kendi dilinin harflerinden oluşan sözlerle açıklanmış olan Kur’an’ı göndermiştir. Bu Kitap insana yaratılış sebebini bildiren, ona davet eden, davete uyulması konusunda insanı uyaran ve uyarıya iman edip sorumluluklarını yerine getirenleri müjdeleyen ilahi bir kitaptır. Fakat insanların çoğu Kur’an’ın âyetleri üzerinde yeterince düşünmeden ondan yüz çevirmekte, davetine karşı çıkmaktalar. Böyleleri bir de derler ki: “Ey Muhammed! Senin Kur’an ile bizi çağırdığın hayat tarzı aklımıza da, gönlümüze de yatmıyor; söylediğin hiçbir şeyi de duymak istemiyoruz. Bizim hayat nizamımızı reddetmen sebebi ile seninle aramızda aşılması imkânsız setler oluşmuş durumda. Davetine engel olmak için de elimizden geleni yapacağız.” Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım ve bugüne kadar da içinizde yaşadım. Fakat artık bana Allah’tan başka gerçek ilahın olmadığı vahyolunuyor. Gelin hep birlikte, yalnız Allah’ı ilah edinerek, O’nun daveti olan hayat nizamını yaşamaya yönelip O’ndan bağışlanma dileyin; aksi takdirde Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek davetinden yüz çevirenlerin vay haline.” Böyleleri, hakikati yaşamanın gerektirdiği maddi-manevi bedeli ödeyip de arınmayı göze alamazlar. Çünkü onlar, âhirete inanmazlar.

8

8 Allah’ın davetine iman edip imanlarının gerektirdiği gibi yaşamak uğrunda malları ve canları ile cihat edenler ise cennette bitmez tükenmez mükâfatlara kavuşacaklardır.

9

9 Ey Peygamber, o müşriklere de ki: “Yeryüzünü iki günde yaratıp, iki günde de bunca nimetlerle donatan, nizamlarını kurup yasalara bağlayıp yaşatan Allah, sizi de hayrınıza olan bir hayatı yaşamaya davet ediyor. Allah âlemlerin tek ve gerçek Rabbi iken aklını kullanıp düşünen kimse Allah’la birlikte başka ilahlar edinip de O’na ortak koşar mı?”

10-14

10-14 Allah, yeryüzünün üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirip dengesini kurdu ve orada yaratıp yaydığı nimetlerini canlılar arasında pay etti. Rabbiniz Allah bütün bunları dört günde tamamladı. Sonra da henüz duman halindeki göğü şekillendirip iki günde yedi kat gökleri yarattı ve nizamlarını kurup yasalara bağladı. Biz yeryüzüne en yakın olan gökyüzünü kandiller gibi yıldızlarla süsledik ve oradan insanlara zarar gelmeyecek bir sistem kurup onları koruduk. Bütün bunlar sınırsız ilim ve kudret sahibi Allah’ın eseridir. Ey Peygamber! Bu gerçeklere rağmen müşrikler, Allah’ın davetinden yüz çevirirlerse onlara de ki: “Sizi Âd ve Semûd kavimlerinin başına gelip onları helak eden bir azapla uyarıyorum.” Vaktiyle peygamberleri onlara “Sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayat yaşayın ve böylece Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.” demişlerdi. Fakat onlar da, “Rabbimiz bizden böyle bir şey isteseydi, bunu bize seninle değil de meleklerden peygamberler göndererek bildirirdi. O yüzden size inanmıyor, davetinizi reddediyoruz.” demişlerdi.

15-16

15-16 Âd kavmi bu davete böbürlenerek karşı çıkıp, “Bizden daha güçlüsü yok, kimse bize bir şey yapamaz.” diyerek meydan okumuş ve Allah’ın gücünü kavramak istememişlerdi. Bunun üzerine Biz de onların üzerine dondurucu bir kasırga gönderip dünya hayatlarında alçaltıcı bir azapla cezalandırıp o çetin günde helak ettik. Âhiretteki azapları ise çok daha şiddetli olacak ve kendilerine bir yardımcı da bulamayacaklar.

17-18

17-18 Semûd kavmi de peygamberin doğru yola davetini reddedip bâtıl nizamları ile yaşamaya devam ettiler. Bunun üzerine Biz de peygamber ve onunla birlikte iman edenleri kurtarıp, gerisini üzerlerine gönderdiğimiz bir yıldırım azabı ile helak ettik.

19-23

19-23 Kıyamet Günü Allah’ın davetine karşı çıkıp O’na başkaldıran Allah düşmanlarının hepsi, bir araya getirilip ateşe sürülecekler. Cehennemin önüne getirildiklerinde onların kulakları, gözleri, derileri yapıp ettikleri ile ilgili haklarında şahitlik edecekler. Onlar da derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ediyorsunuz?” diye soracaklar. Derileri de onlara, “Her şeyi konuşturan Allah bugün bize de konuşma yeteneği vererek konuşturdu. Sizi yoktan var edip yaratan O’dur. O’nun her şeye gücü yeter, şimdi siz de hesap vermek üzere O’na döndürüldünüz. Hâlbuki dünya hayatınızda yaptıklarınıza âhirette kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin şahitlik edeceği bildirilerek uyarılmıştınız fakat inanmayıp Allah’a şirk koşmaktan vazgeçmediniz. Üstelik Allah yapıp ettiklerimizin hepsini nasıl bilecek?” diyordunuz. “Rabbiniz hakkındaki yanlış düşünceleriniz sizleri bu kötü duruma düşürdü ve hüsrana uğrayanlardan oldunuz.”

24-25

24-25 Böylece müşrik ve kâfirler, hak ettikleri dayanılmaz cehennem ateşine mahkûm edilecekler. Onlar, hesap gününde Allah’ın davetine uygun yaşamak üzere dünyaya yeniden gönderilmek için yalvarıp yakaracaklar fakat kendilerine böyle bir izin verilmeyecektir. Allah’a nankörlük edip başkaldırmaları sebebi ile şeytan ve şeytanlaşmış insanlar onlara musallat oldular, yanlışlarını doğru ve güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş, bilinen ve bilinmeyen müşriklerle kâfirler gibi azabı hak etmiş oldular. Şüphesiz hepsi hüsrana uğrayıp yaptıklarına çok pişman olacaklar.

26-29

26-29 Allah’ın daveti olan hayat nizamına düşman olanlar birbirlerine, “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü çıkarıp dinlenmesinin önüne geçin! İnsanları başka şeylerle meşgul edip, ondan uzak tutun ve duyulup anlaşılmasını engellemek için elinizden geleni yapın.” derler. Biz böylelerini şiddetli bir azaba uğratıp, yaptıklarının en kötüsüyle yargılayıp cezalandıracağız. Bunların cezası içinde devamlı kalacakları cehennem ateşi olacaktır ve orada acılar içinde kıvranırken bir yandan da şöyle diyeceklerdir: “Ey Rabbimiz! Dünya hayatımızda bizleri yalnız Seni ilah edinmekten alıkoyan, davetinden yüz çevirmemize sebep olan, görünerek ya da görünmeden bizlere vesvese verip aklımızı karıştıran, peşine düştüklerimizi bize göster, ki onları ayaklarımızın altına alıp çiğneyelim de hepimizin en alçağı ve sefili olsunlar.”

30-32

30-32 Rabbimiz Allah’tır deyip, yalnız O’nu ilah edinip, itaat ederek sorumluluklarını yerine getirmek için gayret edenlere gelince; onlara da Kıyamet Günü melekler şöyle diyecekler: “Korkmayın ve üzülmeyin Allah’ın size vaat ettiği cennetlere girip mutlu olun. Biz dünya hayatınızda olduğu gibi âhiret hayatınızda da sizin dostunuzuz. Cennette canınızın çektiği her şeye kavuşacaksınız, istediğiniz her şey emrinizde ve sizin olacak. Bütün bunlar Allah’ın davetine icabet eden, bu uğurda ellerinden gelen gayreti gösterenler için merhamet sahibi ve bağışlayıcı Allah’ın sizlere ikramıdır.”

33

33 İnsanları yalnız Allah’ın ilahlığına çağıran, salih amel işleyen ve “Ben Allah’a teslim olan (müslüman)lardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?!

34-35

36

36 Şeytan ve şeytana uyanlar, seni öfkeye sürükleyecek, vesvese verip kışkırtacak olurlarsa hemen Allah’a sığın O her şeyi işiten her şeyi bilendir ve Allah kendisine sığınanları her türlü kötülüklerden koruyandır

37-38

37-38 Gece, gündüz, Güneş ve Ay da Allah’ın ilmi ve kudretinin delillerindendir. Sakın Güneş’e, Ay’a yahut onlar gibi yaratılmış olan hiçbir şeye secde edip ibadet etmeye kalkmayın Allah’ı layıkıyla tanıyıp, yalnız O’na secde edip ibadet edin. Büyüklük taslayıp kibirlenerek Allah’a ibadet etmekten yüz çevirenler, iyi bilsinler ki Allah’ı hakkıyla tanıyanlar gece gündüz hem de hiç yorulmadan Allah’ın rızasını kazanmak yolunda gayret ederek O’na ibadet ederler.

39

39 Allah’ın sınırsız ilim ve kudretinin delillerinden birisi de şu kupkuru topraktır; üzerine yağmuru yağdırdığımızda hemen harekete geçer, kabarır, canlanıp uyanıverir. Ona böylece hayat verip canlandıran Allah, şüpheniz olmasın ki ölüleri de diriltecektir, çünkü O’nun gücü her şeye yeter.

40

40 Bütün delillerin ortaya koyduğu gerçekler, Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliğini apaçık gösterirken; davetinden yüz çevirip de cehennemi hak edip ateşe atılanın mı, yoksa Allah’ın davetine yönelen ve gereklerini yerine getirenin durumu mu daha iyi? Artık her insan, buna göre tercihini yapıp dilediği gibi yaşasın. Allah herkesin yapıp ettiklerini bilmektedir.

41-42

41-42 Kur’an ile ulaştırılan mesajları yalan sayıp da, çağrısını inatla reddedenleri Biz bilmekteyiz. Oysa bu Kur’an, insanları doğru yola çağıran ve bildirdiği hükümlerle bozulmayı önleyen ilahi bir kitaptır ve âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir. Bâtıl onun önünde de ardında da barınamaz. Onda bir yanlışlık ve eksiklik de bulunamaz.

43

43 Ey Peygamber! Müşrikler tarafından sana söylenenler, senden önceki elçilere söylenenlerden farklı değildir. O halde sen de, senden öncekiler gibi sabırla diren. Senin Rabbin tevbe edip davetine yönelenleri bağışlayıcıdır ve fakat davetinden yüz çevirip başkaldıran, kendisinden başka ilah edinenleri en şiddetli azapla cezalandırandır.

44

44 Şayet Biz, Kur’an’ı Arapça olmayan bir dilde indirseydik, müşrikler “Bu kitabın âyetlerinin bize Arapça (açık seçik) gelip anlatılması gerekmez miydi? Peygamber ve Kitabın hitap ettiği bizler Arabız ve Arapçadan başka dil de bilmeyiz!” derlerdi. Ey Peygamber! De ki: “Bu kitap yaratılış sebepleri olan hayat nizamına iman edip onu yaşamak ve yaşatmak isteyenler için bir rehber, gönüllerdeki sıkıntılara ve sosyal sorunlara bir şifadır. Allah’ın davetinden yüz çeviren, inatçı, nankörlerin kulaklarında bir ağırlık ve sağırlık vardır. Bundan dolayı da Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki çok uzaktan anlaşılmaz sözlerle kendilerine sesleniliyormuş sanırlar.

45

45 Geçmişte Biz Musa’ya da kitap vermiştik, fakat müşrikler Kur’an hakkında olduğu gibi o kitap hakkında da bilgiden ve delilden yoksun, asılsız ithamlarda bulunmuşlardı. Şayet Rabbinizin önceden belirlenmiş bir sözü ve bir yasası olmasaydı, bunların da cezaları ertelenmez hemen azaba uğratılırlardı. İşin aslını bilmedikleri için, Kur’an hakkında ileri geri konuşup durmaktalar.

46

46 İyi bilin ki her kim Kur’an ile yapılmakta olan davete iman eder de ona göre yaşamayı tercih ederse, bunu kendi iyiliği için yapmış olur. Her kim de bu davete sırt dönüp onu reddederse, o da bunu kendi zararına yapmış olur. Allah kullarına asla haksızlık etmez.

47-48

47-48 Son Saat’in ne zaman gelip de Kıyamet’in ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir. O’nun bilgisi ve kararı olmadan ne meyve çekirdekleri kabuklarını çatlatabilir ne de bir dişi, gebe kalıp doğurabilir. Allah, Hesap Günü müşriklere: “Benim sizin üzerinizdeki haklarıma ortak saydığınız o ilahlarınız hani şimdi neredeler?” diye soracak. Onlar da: “Şimdi itiraf ediyoruz ki onlardan hiçbiri Senin ilahlığına ortak değilmiş.” diyecekler. Böylece dünya hayatlarında Allah’la birlikte ilah edindiklerinin kendilerine hiçbir yararı olmadığını anlayacaklar fakat âhirette bunu anlamış olmaları, onları hak ettikleri azaptan kurtarmayacaktır, O Gün artık azaptan kaçıp kurtulmaları mümkün değildir.

49-50

49-50 İnsan sanki hiç ölmeyecekmiş ve tekrar diriltilip dünya hayatında kendisine verilen nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekilmeyecekmiş gibi, bıkıp usanmadan mal mülk sahibi olmak için koşuşturup durur; başına bir sıkıntı gelince de hemen ümitsizliğe kapılır. Başına gelen sıkıntıdan Biz onu kurtarıp bolluk ve rahata kavuşturduğumuzda, hemen Bizi unutur, “Bu zaten benim hakkımdı ve sıkıntılarımdan kendi çabamla kurtuldum. Hem ben Kıyamet’in kopacağına ve Hesap Günü diye bir günün olduğuna da inanmıyorum. Öyle bir gün gelecek bile olsa, O Gün de Rabbim yine beni en güzel şekilde ödüllendirecektir.” diyerek küstahça nankörlük etmeye devam eder. Hâlbuki biz Hesap Günü bu müşrik ve kâfirlerin söylediklerinin, yapıp ettiklerinin hesabını sorup hak ettikleri şiddetli azaba çarptıracağız.

51-52

51-52 İnkâr ve isyanla yaşamakta inatla direnenler, Allah’ın bahşettiği bunca nimetten yararlanmalarına rağmen Allah’a nankörlük edip O’nun davetine icabet etmek yerine bâtıl nizamlara yönelip kula kulluk ederler. Fakat ne zaman da başları dara düşse hemen Allah’a yalvarıp yakarıp dua ederek yardım istemeye başlarlar. Sen onlara de ki: “Bu Kur’an, Allah tarafından gönderildiği halde onu yalan sayıp gerçeği örtbas etmeye çalışarak doğru yoldan uzaklaşmış olduğunuzu hiç düşünmez misiniz?”

53

53 Biz ilmimiz ve kudretimizin delillerini (âfakta ve enfüste), kâinatla birlikte insanların kendi bünyelerindeki yarattığımız azaları, bunların birbirleri arasındaki uyumlu işleyişleri ile de apaçık göstermekteyiz. Allah Kur’an’la sizleri fıtratınızla uyumlu bir hayatı yaşamaya davet ederken, hâlâ O’ndan şüphe mi edeceksiniz? Allah’ın şahitlik ettiği bu gerçeği zamanı gelince kavrayacaksınız fakat çok geç kalmış olacaksınız.

54

54 Gerçek şu ki, müşrikler Hesap Günü’nde, diriltilip Rablerinin huzuruna çıkarılacakları konusunda şüphe içindeler. Oysa Allah’ın ilmi ve kudreti sonsuzdur ve O’nun her şeye gücü yeter.

Scroll to Top