Hicr Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

99

Mushaf (Kuran) Sırası

15

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

54

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Bu sure adını 80. ayetten alır.

Nüzul Zamanı: Surenin değindiği konulardan ve üslubundan, İbrahim suresi ile aynı dönemde nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü arka planında belirgin iki öğe vardır. Birincisi, surede arka arkaya tekrarlanan uyarılardan, Peygamberin (s.a) yıllardan beri tebliğ etmesine rağmen, kavminin kabule yanaşmadığı açığa çıkmaktadır. Hatta onlar, küfürde, düşmanlıkta ve yeni dinle alay etmede zaman geçtikçe daha da ileri gidip inatlaşmışlardır. İkincisi, o zaman peygamber artık kendisini küfrü ortadan kaldırmak için sarf ettiği çabalardan ve kavminin düşmanlıklarından yorgun ve bezgin hissetmeye başlamıştır. Bu nedenle Allah ona tekrar tekrar cesaret vererek teselli edip, rahatlatmaktadır.

Konular ve Anafikir:

Sure şu ana konulardan oluşmaktadır:

a) Peygamberin davetini reddeden, ona karşı çıkan ve peygamberle (s.a) alay edenlerin uyarılması,

b) Peygamberin (s.a) teselli edilmesi ve ona cesaret verilmesi. Fakat bu surede, başka hiçbir emir ve tavsiyenin bulunmadığı anlamına gelmez. Aslında Kur’an hiçbir zaman sadece uyarı, azarlama ve tenkit ile yetinmez, bilakis her uygun olan yerde gerekli emir ve tavsiyelere yer verir. Buna uygun olarak bu surede de bir tarafta Tevhid’le ilgili apaçık deliller, diğer tarafta Adem ve Şeytanın hikayesiyle ilgili uyarılar yer almaktadır.

1

1 Elif. Lâm. Râ. Size bildirilmekte olanlar apaçık olan Kitabın ve Kur’an’ın âyetleridir. Bu âyetler sizin dilinizin harflerinden oluşan kelimelerden meydana getirilmiştir

1. Elif. Lam. Ra. Dinle bak, ey insan! Rabbi’nden sana bir mesaj geldi. Bu size bildirilmekte olanlar, Levh-i Mahfuz denilen, ana Kitab’ın ve apaçık olup bütün kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni de açıklayan Kur’an’ın okunsun, anlaşılsın ve hayata hükmetsin diye gönderilen ayetleridir. Bu âyetler sizin dilinizin harflerinden oluşan kelimelerden meydana getirilmiştir.

2

2 Bir gün gelecek, şirk ve küfürlerinde inatla direnenler, “Allah’ın indirdiği kitabının apaçık âyetleriyle davet ettiğine keşke teslim olsaydık.” diyecekler.

2 Ey Resûlüm! Öyle bir gün gelecek ki bu âyetleri inkâr ederek şirk ve küfürlerinde inatla direnen kâfirler, ahiret azabını görünce: “ Ah keşke fırsat varken Allah’ın indirdiği kitabının apaçık âyetleriyle davet ettiğine teslim olup biz de Müslüman olsaydık” diye arzulayacaklar, ama o gün geldiğinde iş işten geçmiş olacak.

3

3 Ey Peygamber! Davete sırt dönüp, kabul etmemekte direnenleri kendi hallerine bırak, şimdilik Allah’ın nimetlerini yiyip içip geçici dünya nimetleriyle oyalansınlar, nasıl olsa bize dönüp gerçeğin bu olmadığını anlayacaklar.

3. O hâlde, ey Müslüman! Davete sırt dönüp, kabul etmemekte direnenler var ya. Sen onları kendi hallerine bırak. Allah’ın nimetlerini şimdilik şuursuz varlıklar gibi yesinler içsinler, geçici dünya nimetlerinden zevk almaya baksınlar. Doymak bilmeyen arzuları, gözlerini kör eden ihtirasları ve bomboş hayalleri onları oyalaya dursun. Nasıl olsa çok geçmeden bize dönüp gerçeğin bu olmadığını ve kendilerini nasıl bir felaketin beklediğini pek yakında anlayacaklar. Şimdilik, doğru yola yönelmeleri için onlara azıcık daha mühlet vereceğiz. Ama iş işten geçmiş olacak.

4-5

4-5 Biz bir beldenin halkını kendilerine ilahi davet ulaşmadan, onlara verilen süre dolmadan ve şartları oluşmadan helak etmeyiz. Şartları oluşup, zamanı gelince de hiçbir güç kaçınılmaz sonu ne erteleyebilir ne de öne alabilir.

4. O mühlet bitip başlarına vaad edilen azap geldiğinde de hiçbir şekilde şikâyet etmesinler. Çünkü Biz hiçbir memleketin halkını kendilerine gönderilmiş ilahî bir kitapla ve o kitabı getiren bir peygamberle davet ulaşmadan, onlara verilen süre dolmadan helak etmeyiz. Azap ederek yok ettiğimiz memleketler, mutlaka ayetlerimize ters düşüp  isyan etmişlerdir.

5. Şartları oluşup, zamanı gelince de hiçbir güç ve hiçbir millet takdir edilmiş helâk vaktini ne öne alabilir ne de kaçınılmaz sonu erteleyebilir. Onun için uyarılan ama, yolumuza uymayanların yaptıklarına aldırma.

6-8

6-8 Kendilerine tebliğ edilen âyetleri yalanlayanlar, “Ey kendisine kitap indirilmekte olduğunu söyleyen adam! Sen bize göre delirmiş birisin, şayet söylediklerin doğru ise melekleri getirip de bize göstersene.” diye alay ediyorlar. Şunu iyi bilin ki Biz, melekleri müşrikler istediği için değil, ancak böylelerini cezalandırmak için indiririz ve o zaman da onların cezaları asla ertelenmez.

6. Kendilerine tebliğ edilen âyetleri yalanlayan müşrikler Hz. Muhammed’e: “Ey kendisine vahiy gönderildiğini söyleyen adam! Sen bize göre muhakkak cinlenmiş bir delisin. İnanmayın ona! Kafasından uyduruyor!” derler.

7. Şayet peygamberlik iddianda tutarlı ve doğruysan, haydi bize peygamber olduğuna şahitlik edecek veya bizi yok edecek azap meleklerini bize getirip göstersene!” diye alay ediyorlar.

8. Şunu iyi bilin ki Biz melekleri, müşrikler boş yere istediği için değil ancak vahiy göndermek veya böylelerini cezalandırmak gibi belli gerçeğe dayalı bir hak sebep ile birlikte indiririz. Fakat indirdiğimiz o zaman da azabı hak etmişlerin cezaları ertelenip onlara asla mühlet verilmez. Çünkü melekler, ancak imtihân bittiğinde gönderilir ki, bu da zalimlerin sonu demektir. Eğer kâfirler, alay ve iftiralarla elçimizi susturabileceklerini, baskı ve işkencelerle Allah’ın nurunu söndürebileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar.

9

9 Kimsenin şüphesi olmasın ki, öğüt ve uyarılarla dolu bu Zikr’i (Kur’an’ı) Biz indirdik ve O’nu Biz koruyacağız.

9. Kimsenin şüphesi olmasın ki öğüt ve uyarılarla dolu bu zikri, yani Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik ve onu kıyamete kadar değiştirilmekten ve tahrif edilmekten koruyacak olan da elbette biziz. Ancak orijinal lafzının aynen muhafaza edileceği bildirilen Kur’an ayetlerinin, mana ve mesajlarının din simsarı Belamlar tarafından çarpıtılıp tahrif edilmemesine bir garanti verilmemiştir.

10-13

10-13 Ey Peygamber! Biz senden önce gelip geçen topluluklara da peygamberler gönderdik, onlar da kendilerine gelen peygamberlerle alay ettiler, alaycı ve inkârcı tavırlarını inatla sürdürmekte olanları, Biz de gözden çıkarırız, günaha gömülüp, gitmelerine engel olmayız, önceki toplumların müşrik ve kâfirleri için uygulamamız hep böyle olmuştur. Allah’ın kanununda bir değişiklik olmaz.

10. Ey Peygamber! Andolsun, senden önce gelip geçen farklı düşünce ve inançlar etrafında toplanmış nice toplumlara da kendilerine hakkı tebliğ eden peygamberler gönderdik.

11. Ancak onlarda seninle alay ettikleri gibi kendilerine gelen her peygamberle alay etmişlerdi. Çünkü yeryüzü nimetlerine aşırı bağlılık, kibir, inatçılık ve haksız önyargılar gözlerini kör etmişti. Demek ki, hakîkati inkâr eden bütün zalimlerin değişmez bir ortak özellikleri var: İlâhî dâvet karşısında, küstahça takındıkları o alaycı tavır!

12. Onların alay etmesi içlerindeki inkâr hastalığının dıştaki bir göstergesiydi. İşte Biz onu bir manevî hastalık olarak alaycı ve inkârcı tavırlarını inatla sürdürmekte olan suçluların kalplerine böyle sokarız ki günaha gömülüp, gitmelerine engel olmayız. Nasıl her bir ümmete indirilen Kitabı o ümmetteki günahkâr suçluların kalplerinden geçirip gitmişsek, Kuranı ’da o inkârcıların kalplerinden kalıcı bir tesir bırakmadan öyle geçirip gidiyoruz.

13. Nitekim bu yüzden önceki müşrik ve kâfirlere uygulanan Allah’ın kanunu ve başlarına gelen felaketler, onlar için ibret olarak hep böyle olmasına rağmen o öğüde ve Kur’an’a inanmıyorlar ve inanmayacaklardır. Çünkü öncekilerin nasıl davrandıkları ortada. İnsanlık tarihinden ders alıp, zulüm ve haksızlıktan vazgeçecekleri yerde, gereksiz mucizeler peşinde koşuyorlar. Oysa Allah’ın kanununda bir değişiklik olmaz.

14-15

14-15 Kur’an ile davet edilen yaşayış biçimine şiddetle karşı çıkanlara gökten bir kapı açsak, onlar da o kapıdan geçip yükselseler, “Herhalde hayal görüyoruz yahut sihirbazların oyununa geldik.” deyip yine de inanmazlar.

14. İnkârda o kadar ısrarcılar ki, Biz o Kur’an ile davet edilen yaşayış biçimine şiddetle karşı çıkanlara gökten Arşa uzanan bir kapı açsak da oradan yukarıya çıksalar bile yine imana gelmeyeceklerdir;

15. Bu olağanüstü hadise karşısında iman etmek yerine mutlaka: “Bizim gözlerimiz döndürüldü, hayal görüyoruz. Daha doğrusu biz sihirbazların oyununa gelerek büyülenmiş bir topluluğuz” derler ve inkârlarına devam ederler. Çünkü bundan çok daha büyük mûcizeleri görüyorlar da yine de iman etmiyorlar. Önyargıları gözlerini gerçeklere karşı kör etmiştir. 

16-18

16-18 İnsanın, gökyüzünde kudretimizle yarattığımız yıldız kümelerine, oradaki nizam ve işleyişe bir bakıp da Allah’ın ilminin ve kudretinin sınırsızlığını kavrayıp, davetine yönelmesi gerekmez mi? Müşriklerden bir kısmının inanıp da iddia ettikleri gibi, gökyüzü bazı cin şeytanlarının oralardan yeryüzündeki bazı insanlara haberler taşıdıkları bir yer değildir, oralardan haber taşındığını söyleyenler ve onlara inananlar da cehennemin yakıcı ateşini peşlerine takmış olurlar.

16. Andolsun, biz yıldızları serpiştirerek gökte muazzam burçlar oluşturduk ve onu ibretle seyredenler ve görmesini bilenler için donatıp süsledik. İnsanın, gökyüzünde kudretimizle yarattığımız yıldız kümelerine, oradaki nizam ve işleyişe bir bakıp da Allah’ın ilminin ve kudretinin sınırsızlığını kavrayıp, davetine yönelmesi gerekmez mi?

17. Dahası gökyüzünü, ilahî rahmetten kovulmuş her türlü şeytandan ve şeytanî gücün müdahalesinden de koruduk. Müşriklerden bir kısmının inanıp da iddia ettikleri gibi, gökyüzü bazı cin şeytanlarının oralardan yeryüzündeki bazı insanlara haber taşıdıkları bir yer değildir. Dolayısıyla ister cin ister insan olsun, hiçbir şeytan, evrenin boyutlarını aşıp melekler katına yükselemez, gayble ilgili bilgiler çalmak üzere burçlara yükselip melekler arasındaki konuşmaları dinleyemez.

18. Ancak göğün sırlarını çalmak için gizlice dinleyip kulak hırsızlığı yapmaya kalkışanlar olursa, onları da kovalamak üzere kor halindeki parlak yakıcı bir ateş peşlerine düşüp izler. Oralardan haber taşındığını söyleyenler ve onlara inananlar da cehennemin yakıcı ateşini peşlerine takmış olurlar. Şu hâlde: Geleceği bildiğini iddia eden kahinler, medyumlar, falcılar kesinlikle yalan söylüyorlar. Gaybi bilgilerle dolu olan bu Kur’an, hiçbir cin veya şeytanın müdahalesine maruz kalmadan, asıl şekliyle insanlığa ulaştırılmıştır.

19-21

19. Yeri de yaydık, üzerine sabit dağlar yerleştirdik ve onda her şeyden belli ölçüde bitirdik.

20. Orada sizin için ve sizin kendilerine rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

21. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim katımızda olmasın. Onu ancak belirli bir ölçüye göre indiririz.

19-21 Biz, yeryüzünü yayıp döşeyerek önünüze serdik ve oraya yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirdik, her türlü bitkiden nimetleri ölçülü ve dengeli olarak yetiştirdik. Ayrıca orada hem sizin için hem de rızıklarını sizin vermediğiniz bütün canlılar için yaşama ve geçim imkânları yarattık. Biz, yarattıklarımızın tüm ihtiyaçlarını, eksiksiz olarak bilir ve karşılarız, hayatlarının mükemmel nizamlarını ve yasalarını da ancak Biz kurar ve her şeyi bir ölçüye göre indiririz.

19. Kudretimizle yeryüzünü de yerleşimi sağlamak için ve canlıların gelişmesine uygun olsun diye uzatıp genişliğine yaydık, döşeyerek önünüze serdik. Üzerine dengeyi sağlaması, sarsıntılardan koruması için yerinden oynatılamaz sabit dağlar yerleştirdik ve orada miktarı ve ölçüsü belirli olan her türden bitkiler yetiştirdik.

20. Ayrıca orada sizin için ve rızıklarını sizin vermediğiniz bitki ve hayvan türlerinden diğer bütün canlılar için yaşama ve geçim imkânları yarattık

21. Göklerde ve yerde hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim katımızda olmasın. Yarattığımız her şeyin bilgisi katımızdadır. Biz, yarattıklarımızın tüm ihtiyaçlarını, eksiksiz olarak bilir ve karşılarız. Hayatlarının mükemmel nizamlarını ve yasalarını da ancak Biz kurarız. Biz her şeyi gelişi güzel değil ancak belirli bir ölçüye göre indiririz. Bilin ki yarattığımız varlıklara koyduğumuz yasa olmasaydı her şey birbirine girer ve kaos ortaya çıkardı.

22-24

22-24 Bitkileri döllendirmek, bereketlendirmek için rüzgârı gönderen, susuzluğunuzu gidermek için gökten suyu indiren, onu gökyüzünde depolayan ve ona hükmeden de Biziz, siz değilsiniz. Hiç şüphesiz hayatı yaratan ve ölüme karar veren Biziz. Sahip olduğunuzu söylediklerinizin de gerçek sahibi Biziz. Sizden önce gelip geçmiş olanların nasıl yaşadıklarını, sonra geleceklerin de nasıl yaşayacaklarını biliriz.

23. Gerçekten biz, evet elbette bütün canlıları verdiğimiz nimetlerle biz yaratıp diriltir ve zamanı gelince öldürürüz. Sahip olduğunuzu söylediklerinizin, yaptıklarınızın ve öldükten sonrakilerin varisleri de her şeyin sahibi olarak kalacak olan da yine biziz. Onlar sahip oldukları arazilerine, binalarına, devletlerine, toplumlarına, eşlerine, çocuklarına, analarına, babalarına mı güveniyorlar? Biz istesek onları ellerinden alamaz mıyız, bize kim engel olabilir?

24. Andolsun iyilikleriyle, kötülükleriyle sizden önce yaşayıp vefat edip gidenleri de onların nasıl yaşadıklarını da biliyoruz. Henüz hayatta olanları ve sizden sonra geleceklerin nasıl yaşayacaklarını da her halleriyle biliyoruz. Ayrıca, iyilik yapmakta öne geçenleri de hayır yarışında geride kalanları da biliriz.

25

25 Hiç şüpheniz olmasın ki, Hesap Günü hepiniz bir araya toplanacak, davet olunduğunuz doğrulara karşı tutumunuzdan hesaba çekilecek ve hak ettiğiniz karşılıkları göreceksiniz. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmünde adil olandır.

25. Hiç şüphesiz Rabbin Hesap Günü hepinizi diriltip bir araya toplayacaktır. Böylece davet edildiğiniz doğrulara karşı tutumunuzdan hesaba çekilecek ve hak ettiğiniz karşılıkları göreceksiniz. Allah her hükmünde adil olan her şeyi yerli yerinde yapan hakimdir ve her şeyi hakkıyla bilen alimdir. Sonsuz ilim sahibidir, her şeyi yapmak, O’nun için çok kolaydır.

26-27

26-27 Gerçek şu ki, Biz insanı kurumuş bir balçıktan, cinleri ise yakıp kavuran bir ateşten yarattık.

26. Andolsun biz ilk insanı pişmiş kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara bir balçıktan yarattık.

27. Cinleri de onların atası olan İblis’i de Âdem’i yaratmadan çok daha önce, yakıp kavuran zehirli ve dumansız bir ateşten yarattık

28-31

28-31 Vaktiyle, Rabbin meleklere demişti ki: “Ben, kurumuş balçıktan bir insan yaratacağım ve ona şekil verip, ruh (bilgi) üfleyip, nimetler bahşederek sorumluluk yükleyeceğim, ona saygılı davranıp hizmetine girin.” İblis hariç bütün melekler bu emri karşısında, Allah’a secde ettiler fakat İblis onlarla birlikte secde etmeyerek emre uymayacağını belirtti.

28. Hani Rabbin vaktiyle meleklere ve cin taifesinden olup da o anda melekler arasında bulunan iblise şöyle buyurmuştu: “Ben kuru mayalanıp pişmemiş bir çamurdan, şekil verilmiş bir kara balçıktan ölümlü bir insan yaratacağım. Yarattığım insanı sizlerden daha farklı kabiliyetlerle donatacağım. O’nu sizlerden üstün kılacağım.

29. Ben o insana tam olarak şeklini verdiğim ve nimetler bahşederek sorumluluk yükleyip içine ruhumdan üflediğim, akıl ve irade verip şereflendirdiğim zaman halifelik makamına hürmet için hemen ona saygılı davranıp hizmetine girin ve üstünlüğünün işareti olarak kendisine secdeye varın. O’na saygı duyun! O’nu yüceltin!

30. Bunun üzerine meleklerin tümü Allah’ın emrine uyup saygı ve hürmet kastı ile Âdem’in huzurunda eğilerek topluca Allah’a secde ettiler.

31. Yalnız aslen bir cin olan İblis; kibrinden dolayı Âdem’in önünde boyun eğmeye yanaşmadı. Secde edenlerle beraber olmaktan ve insanın üstünlüğünü kabul etmekten kaçındı ve emre uymayacağını belirtti.

32-38

32-38 Bunun üzerine Allah, “Ey İblis! Sen neden meleklerle birlikte emrim karşısında Bana secde etmedin?” deyince, İblis de “Ben kurumuş bir balçıktan yarattığın insanın hizmetine girmem.” dedi. Allah bunun üzerine İblis’e, “Öyleyse defol git buradan, sen burada bulunmaya layık değilsin, kovuldun ve aşağılanan biri oldun, Kıyamet Günü’ne kadar lanetlenensin.” dedi. Bu defa da İblis, “Rabbim, mademki beni kovdun, bana hiç olmazsa insanların öldükten sonra diriltilecekleri güne kadar yaşamak üzere süre tanı.” dedi. Allah da ona: “Pekâlâ, sen Kıyamet Günü’ne kadar süre verilenlerdensin.” dedi.

32. Bunun üzerine Allah: “Ey İblis! Neyin var ki emrim karşısında Adem’e hürmeten secde eden meleklerle beraber olmadın?” dedi. Kendini üstün zannetti ve kibirlendi.

33. Kibrine yenik düşen, ateşten yaratılmasını üstünlük gerekçesi yapan İblis de dedi ki: “Ben kuru bir çamurdan, şekillenebilir kara bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim.”

34. Allah bunun üzerine İblis’e dedi ki: “Öyleyse çık oradan defol git, sen artık burada bulunmaya layık değilsin ve Allah’ın rahmetinden aşağılanıp kovulmuş birisin.

35. Hesap gününe kadar lanetlisin ve bu lanet senin ve taraftarlarının peşini bırakmayacak.”

36. Bu defa da hatasında ısrar eden İblis: “Ey Rabbim! Mademki beni kovdun, hiç olmazsa tüm insanların ve cinlerin öldükten sonra diriltilecekleri güne kadar yaşamak üzere bana süre tanı” dedi.”

37. Allah da ona dedi ki: “O halde sen süre tanınanlardansın.

38. Zamanı sadece Benim tarafımdan bilinen Kıyamet gününe kadar.” Allah dileseydi, İblis’i oracıkta yok edip işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, İblis’e süre verdi.  O gün geldiğinde, kıyâmet kopacak ve herkes gibi sen ve sana uyanlar da huzurumda toplanacak.

39-40

39-40 Bunun ardından da İblis, “Rabbim, beni bu insan yüzünden azdırıp kovdun, andolsun ki ben de onlara şirki, küfrü, günahı güzel ve cazip göstereceğim, böylece onların hepsini azdırıp Sana isyan ettirmek için bütün gücümle uğraşacağım, sadece senin davetine yürekten sımsıkı sarılıp, teslim oldukları için Senin arkalarında durup desteklediğin kulların hariç, çünkü onlara güç yetiremem.” dedi.

39. Bunun ardından da İblis hatasını anlayıp tövbe edeceği yerde, kendi günahını Allah’a isnat ederek daha büyük günahlara yöneldi: ve: “Rabbim! Andolsun beni bu insan yüzünden azdırıp kovduğun ve saptırdığın için yeryüzünde, Sana başkaldırmayı şirki, küfrü, günahı kötülükleri allayıp pullayıp onların gözünde süslü ve cazip göstereceğim ve böylece onların tümünü muhakkak saptıracağım ve Sana isyan ettirmek için bütün gücümle uğraşacağım

.40. Ancak onlardan senin davetine yürekten sımsıkı sarılıp, teslim oldukları için, Senin arkalarında durup desteklediğin ihlaslı ve samimi kulların hariç. Çünkü onlara güç yetiremem dedi.

41-44

41-44 Allah da buyurdu ki: “Zaten benim davetime iman edip uyan kullarım yalnızca Bana itaat ederler. Gerçek şu ki, Benim bu kullarım üzerinde senin hiçbir yaptırım gücün yoktur, sen ancak sana uymak isteyen nankör ve cahilleri peşine takıp azdırabilirsin. Sana uyanlarla buluşacağınız yer de cehennemdir, o cehennemin yedi kapısı vardır ve o yedi kapının her birinden azabı hak edenler geçecektir.”

41. Allah da şöyle buyurdu: “İşte bu bahsettiğin samimi kullarımın izlediği yol var ya, herkesi cüz’i iradesi ve tercihiyle baş başa bırakıp imtihan edeceğim bana ait dosdoğru yol budur. Zaten benim davetime iman edip uyan kullarım yalnızca Bana itaat ederler. Bana kesin olarak inananları, yolumda sapmadan yürüyenleri, yasalarıma uyarak yaşayanları mutlaka korurum. Senin vesveselerin, senin azdırmaların onlara hiçbir şekilde tesir edemez.

42. Benim bu samimi ve Bana tam teslim olmuş kullarımın üzerinde fitne ve imtihan aracı olman dışında senin hiçbir yaptırım gücün olamaz. Senin gücün, sadece kendi özgür iradeleriyle doğru yoldan saparak senin ardına düşen nankör ve azgınlara yeter. Sen ancak sana uymak isteyen cahilleri peşine takıp azdırabilirsin.

43. Şüphesiz senin peşinden gidecek olurlarsa sana uyanların tümünün buluşma yeri olarak varacağı yer, kesinlikle cehennemdir.

44. Onun yedi katı ve her katın ayrı ayrı birer kapısı vardır. Günahların derecesine göre yedi cehennem kapısının her birinden azabı hak eden hangi azgın ve sapkın grubun gireceği belirlenmiştir.

45-48

45-48 İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar da cennetlerde pınar başlarında mutlu, huzurlu ve güvenli bir hayata kavuşacaklar. Cennette onlara, “Burada esenlik içinde yaşamaya layık görüldünüz, ne mutlu sizlere.” denilecek. Biz, cennete layık gördüklerimizin orada kalplerindeki her türlü kini, öfkeyi, kötü duygularını çekip çıkaracağız. Tahtlar üzerinde kardeşler olarak yaşayacaklar, onlara bir yorgunluk, bir sıkıntı da dokunmayacak ve oradan çıkarılmayacaklar.

45. İman edip kötülüğün her çeşidinden ve şeytana uymaktan sakınarak salih amel işleyenlere gelince, yolunu Allah ve kitabıyla bulan o takva sahipleri, cennetin has bahçelerinde ve yeşillikler içindeki pınar başlarındadırlar ve mutlu, huzurlu bir hayata kavuşacaklardır.

46. Ve melekler Cennette onları şu sözlerle karşılayacaklar: “ Cennete hoş geldiniz. Burada huzur içinde yaşamaya layık görüldünüz ki ne mutlu sizlere güven içinde girin oraya denilecek.

47. Biz, dünyadayken aralarında çıkan tartışmalardan dolayı, cennete layık gördüklerimizin gönüllerinde kalmış olabilecek kin öfke gibi, kötü duygular adına ne varsa çıkarmışızdır. Böylece onlar köşklerde tahtlar üzerinde tatlı sohbetlere dalıp can ciğer kardeşler olarak sevinç ve neşe içerisinde yaşayacaklar.

48. Orada onlara hiçbir yorgunluk hastalık, yaşlılık, zahmet, bıkkınlık sıkıntı da dokunmaz ve onlar oradan hiçbir zaman da çıkarılmayacaklar. Cennettekiler yeme içme ihtiyaçları için çalışmazlar. Dünyada ki gibi çalışarak yorulmazlar.

49-51

49-51 Ey Peygamber! Kullarıma de ki: “Rabbiniz olan Allah iman eden mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir, bununla birlikte müşrik ve kâfirlere karşı ise azabı çok şiddetlidir.” Sen onlara İbrahim’in konukları ile ilgili ibretler dolu kıssayı anlat.

49. Resûlüm! Beni sana soran kullarıma bildir: şüphesiz ki Ben tövbe edip iman eden mü’minlere ve yasalarıma uyarak yaşayanlara karşı çok şefkatli, günahlarını bağışlayıcı ve merhametliyim.

50. Şüphesiz bununla birlikte müşrik ve kâfirlere karşı azabım da pek acıklı ve şiddetli bir azaptır.

51. İşte, rahmetimin ve gazabımın tecelli ettiği iki örnek, İbrahim Peygamber ve Lut kavmi: Sen onlara İbrahim’in insan görünümlü melek olan konuklarından ve konukları ile ilgili ibret dolu kıssalardan da anlatıp haber ver. Belki öğüt alırlar ve düşünüp ders alanlara önemli şeyler hatırlatır.

52-56

52-56 Hani o konuklar İbrahim’e selam verip misafir olduklarında, ikram edilenleri yemediklerini gören İbrahim, “Doğrusu beni korkutuyorsunuz.” demişti. Onlar da İbrahim’e, “Bizden korkup çekinmene gerek yok çünkü Biz sana ileride ilim irfan sahibi olacak bilge bir erkek evladın olacağının müjdesini vermek için gelen melekleriz.” dediler. Bunun üzerine İbrahim büyük bir şaşkınlıkla: “Ben oldukça yaşlanmış biriyim buna rağmen siz bana çocuğum olacağının müjdesini neye dayanarak veriyorsunuz?” dedi. Melekler de İbrahim’e, “Biz sana Allah’ın bildirdiği gerçeğin müjdesini veriyoruz, o yüzden sen de sakın ümitsizliğe kapılma. Allah’tan umudunu kesenlerden olma.” deyince İbrahim de onlara: “Rabbimin rahmetinden, ancak müşrik ve kâfirler umutlarını keserler.” diye cevap verdi

52. Hani o insan suretinde melekler, onun yanına misafir olarak girdiklerinde: “ İbrahim’e bizden sana zarar gelmez anlamında selam vermişlerdi. Bunun üzerine İbrâhim gelen misafirlerin melek olduğunu bilmediği için, hemen onlara yemek hazırlamıştı. İbrâhim, gelen misafirlerin ikram edilenleri yemediklerini görünce: “ doğrusu bizi korkutuyorsunuz sizden çekiniyoruz ” demişti. Çünkü o toplumun geleneğinde yemeği yememeleri iyiye alamet değildi.

53. Bunun üzerine onlar da İbrahim’e Ey İbrâhim, bizden endişelenme ve korkma! Allah’ın görevlendirmesiyle buradayız. Biz sana zevcen Sâre’den ileride ilim irfan sahibi olacak İshâk’ adında bilgin bir erkek evladın olacağını müjdeliyoruz” dediler.

54. Bunun üzerine İbrahim büyük bir şaşkınlıkla: Ben oldukça yaşlanmış biriyim. Bana ihtiyarlık çökmüşken mi beni bununla müjdeliyorsunuz? Karım da kısır bir kadın olduğu halde, nasıl çocuğumuz olabilir ki? Hem beni ne ile ve neye dayanarak müjdeliyorsunuz farkında mısınız?” dedi.

55. Misafir melekler: “Seni Allah’ın bildirdiği gerçeğin ta kendisini müjdeliyoruz. Şu hâlde sakın çocuk sahibi olmaktan ve Allah’ın lütuf ve rahmetinden yana ümitsizliğe kapılma ” dediler.

İbrahim de meleklerin bu müjdesi üzerine sevinçle Sayısız nimetler bahşeden Rabbimin rahmetinden, ancak yolunu şaşırıp dalalete sapan müşrik ve kâfirler ümidini keser dedi.

57-60

57-60 Sonra da İbrahim, meleklere: “Peki bana Rabbimden getirdiğiniz başka bir mesajınız var mı?” diye sordu. Elçi melekler de İbrahim’e, “Biz aynı zamanda müşrik, günaha batmış suçlu Lût kavmini de helak için görevlendirildik. Lût’u ve onun ailesinden mü’minleri helak olacakların içinden çıkarıp kurtaracağız, fakat Lût’un karısı da helak olacaklarla birlikte kalacak, çünkü o da müşrik ve kâfirlerden olmayı tercih etti.” dediler.

57. İbrahim, onların melek olduğunu ve gelme sebeplerinin sadece müjde vermek olmadığını anlayınca: “Peki sizin gönderilişinizin asıl sebebi nedir, bana Rabbimden getirdiğiniz başka bir mesajınız var mı ey elçiler!” dedi.

58. Elçi melekler de İbrahim’e dediler ki: “Biz aynı zamanda Lût peygamberi yalanlayan suçlu müşrik ve günaha batmış Lût kavmini de helak etmek için gönderildik.

59. Fakat Lut ve onun ailesinden kendisine sadık iki kızı ve ona iman eden mü’minler hariç. Çünkü Biz iman ve güzel ahlâk sahibi kimselerin hepsini helak olacakların içinden çıkarıp kurtaracağız.

60. Yalnız Lut’un iman ehli olmayan karısı hariç. Allah’ın bize buyurduğu takdir, onun helak olması ve helak olacak olanlarla birlikte şehirde kalmasıdır. Çünkü o inkârcılarla birlikte hareket edip müşrik ve kâfirlerden olmayı tercih etti.  

61-65

61-65 Elçi melekler oradan ayrılıp Lût’un kavminin yaşadığı yere gelip onun evine yöneldiler. Evine geldiklerinde Lût onlara, “Sizler tanıdık bildik kimseler değilsiniz.” deyince, onlar da “Evet doğru, Biz sana bu müşrik, kâfir ve günaha batmış toplumun geleceğinden şüphe ettikleri, inanmadıkları o azabın haberini vermekle görevli melekleriz ve iyi bilesin ki bizler kesinlikle doğruları söyleriz.” dediler. “Ey Lût! İşte bu yüzden aileni geceleyin buradan çıkar, sen de arkalarından yola çık ve hiçbirinizin gözü arkada kalmasın, gitmenizi bildirdiğimiz yöne doğru gidin.”

61. Bu konuşmanın ardından İbrâhim’in yanından ayrılan elçi melekler yakışıklı birer delikanlı suretinde Lut ailesinin yaşadığı yer olan Sodom şehrine helâk etmek için geldiler.

62. Lut onlara: “Siz tanıdık bildik kimseler değilsiniz. Gelişiniz beni endişelendirdi. Söyleyin niçin geldiniz? Ayrıca şehir halkına karşı da dikkatli olun ” dedi. Bu arada, şehre yabancıların geldiğini duyan kâfirler, Lut’un evini basmaya kalktılar.

63. Melekler, Lût’a gerçek kimliklerini açıkladıktan sonra: “Sakın korkma. Sana ve ailene bir zararımız olmayacak. Biz sana destek için buradayız. Bu müşrik, kâfir ve günahkâr topluluğun, geleceğinden şüphe ettikleri ve inanmadıkları o azabın haberini sana bildirmeye geldik. Onlar senin uyarılarına karşı azap hakkında şüphe ediyorlardı. Allah’ı inkâr edip ayetleri yalanlıyorlardı. Bugün inkâr edenlere cezalarını getirdik. Yani, onların ölüm fermanını infaz etmeye geldik dediler.

64.  Ey Lût! Onlar şüphe etse de Biz sana haklarında kesin verilmiş bir hükümle gerçeği getirdik ve biz kesinlikle doğru söyleyen melekleriz.

65. Ey Lût! İşte bu yüzden geceleyin ailen ile birlikte hemen yola koyul. Ancak karın hariç; çünkü o, kâfirlerle birlikte helâk edilecek. Sen de peşlerinden takip et. İçinizden kimse geriye dönüp bakmasın, hiçbirinizin gözü arkada kalmasın. O hâlde, size emredilen istikamete doğru gidin.

66-70

66. Ona kesin olarak şu emri bildirdik: “Sabaha çıkarlarken bunların kökleri kesilecektir.”

67. Şehir halkı sevinç içinde geldiler.

68. (Lut) dedi ki: “Bunlar benim konuklarımdır. Beni rezil etmeyin.

69. Allah’tan korkun, beni utandırmayın.”

70. Onlar: “Biz seni başkalarına karışmaktan menetmemiş miydik?” dediler.

66-70 Biz bu sapık ve azgın kavmi sabaha karşı hak ettikleri azapla cezalandırıp köklerini kazıyacağımızı Lût’a elçilerimizle bildirdik. Elçilerimiz Lût ile bunları konuşurken, şehrin sapık halkı evinin önünde küstahça bağırıp çağırarak Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istiyorlardı. Lût da kapıya çıkıp onlara, “Bakın, bunlar benim misafirlerim. Beni onlara karşı mahcup etmeyin, Allah’tan korkup beni rezil etmeden çekip gidin.” dedi. Fakat azgınlıktan gözü dönmüş sapıklar Lût’a, “Biz sana insanlarla görüşmeyi, ona buna kol kanat germeyi, onun bunun işine karışmayı yasak etmemiş miydik, unuttun mu?” dediler.

66. Lût’a şu sapık ve azgın kavim hakkında kesin emri elçilerimizle bildirdik: “Sabaha karşı bunların kökleri hak ettikleri azapla cezalandırılıp kazınacaktır.”

67. Elçilerimiz Lût ile bunları konuşurken, genç güzel delikanlı şeklinde gelen meleklerden haberdar olan sapık şehir halkı, bunun eşcinsel zevklerini tatmin için güzel bir fırsat olduğunu düşünerek büyük bir sevinç içinde geldiler. Ve evinin önünde küstahça bağırıp çağırarak Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler.

68. Lut’ da kapıya çıkıp onlara dedi ki: “ Bakın bunlar benim konuklarımdır. Ne olur şu düşündüğünüzü yaparak beni mahcup etmeyin.

69. Allah’tan korkup küfür, zulüm ve kötülükten sakının ve ahlâksız tekliflerle beni ele-güne rezil etmeyin çekip gidin.”

70. Fakat azgınlıktan gözü dönmüş sapıklar Lût’a: “Biz seni elalemin işine karışmaktan, ona buna kol kanat germekten menetmemiş miydik unuttun mu?” Bizim alacağımız keyiften, yapacağımız âlemlerden sana ne? Biz senin işlerine karışıyor muyuz? Sen de bizim işlerimize karışma dediler.

71

71 Lût bu defa da onlara: “Gelin, doğru olanı yapın, şehrin dul ve evlenme çağına gelmiş olan kızlarıyla meşru olarak evlenmek yolunu seçin. Bu yolla benim kızlarımı bile isteyebilirsiniz.” dedi

71. Lut misafirlerinin yanında çok bunalmış ve utanmıştı. Kendilerine Allah’ı anlattığı insanları manevî evladı gibi gören Lût, kavminin evlenme çağına gelmiş genç kızlarını kast ederek: “Eğer cinsel duygularınızı tatmin etmek için bir şey yapacaksanız gelin, doğru olanı yapın şehrin dul ve evlenme çağına gelmiş olan kızlarıyla meşru olarak evlenme yolunu seçin, işte şunlar kızlarım. Bu yolla benim kızlarımı bile isteyebilirsiniz ” dedi.

72

72 Lût’un bu sapık toplum içindeki üzüntüsüne şahit olan, melekler Lût’a, “Ey Lût! Canı sağ olasıca, bunlara laf anlatıp doğruya çağıracağım diye kendini boşa yorma, bunlar şehvet sarhoşluğundan gözü dönmüş, azgınlıktan ne yapacaklarını bilmez haldeler.” dediler.

72. Lût’un bu sapık toplum içindeki üzüntüsüne şahit olan, melekler Lût’a, “Ey Lût: Canı sağ olasıca. Hayatın üzerine yemin olsun ki, bunlara laf anlatıp doğruya çağıracağım diye kendini boşa yorma. Çünkü şehvet sarhoşluğu onların akıllarını başlarından almış, gözlerini de kör etmiş. Baksana onlar azgınlıktan gözleri dönmüş halde bocalayıp ne yaptıklarını bilmiyorlar. Dolayısıyla, kendilerini Allah korkusuna çağıran, inansınlar ve kurtulsunlar diye durmadan çalışıp çabalayan Lut’un gayretleri hiçbir yarar sağlamayacaktı. Bu yüzden, Lut’u ve ailesini o gece o şehirden çıkarıp kurtardık.

73-77

73. Derken güneşin doğma vaktine girmeleriyle birlikte onları o çığlık alıverdi.

74. O an (şehirlerinin) üstünü altına getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

75. Şüphesiz bunda iyi düşünenler için ibretler vardır.

76. Orası kullanılmakta olan bir yol üzerindedir.

77. Elbette bunda iman edenler için ibretler vardır.

73-77 Nihayet sabaha karşı bu azgın ve kudurmuş sapıkları, korkunç bir ses ile yakalayıp üzerlerine taşlar yağdırdık, çığlıklar atarak yok olup gittiler, yaşadıkları yerin de altını üstüne getirdik. Şüphesiz bu anlatılanlarda aklını kullananlar için alınacak dersler vardır. Helak edilen bu şehirlerin harabeleri gelip geçilen yollar üzerinde hâlâ durmaktadır. Ancak Allah’ı layıkıyla kavrayıp, O’na karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar bunlardan alınması gereken dersleri alırlar.

73. Nihayet sabaha karşı güneş doğarken korkunç bir gürültü ve hemen arkasından müthiş bir deprem onları kıskıvrak yakalayıverdi.

74. O an şiddetli bir azapla yaşadıkları kirlenmiş memleketin altını üstüne getirdik ve üzerlerine ateşte pişip sertleşmiş balçıktan kızgın taşlar yağdırdık. Çığlıklar atarak yok olup gittiler.

75. Şüphesiz bu anlatılanlarda aklını kullanıp iyi düşünenler için nice ibretlik dersler ve işaretler vardır.

76. Helak edilen bu şehirlerin harabeleri ölü denizin kıyısından Suriye’ye doğru uzanan ve gelip geçerken kullanılmakta olan işlek bir yol üzerinde hâlâ durmaktadır. O şehrin yanından geçerken hiç düşünmüyorlar mı? Burada kimler yaşadı? Nasıl yok oldular? Başlarına ne, niçin geldi? Onlar gerçeği öğrenmek isteselerdi, mutlaka bu soruları kendilerine sorarlardı.

77. Elbette bütün bunlarda Allah’a iman edenler için, davete uyup uymamanın sonucuna dair çok önemli deliller ve çıkarılacak dersler vardır. Ancak Allah’ı layıkıyla kavrayıp, O’na karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar, bunlardan alınması gereken dersleri alırlar.

78-79

78-79 Medyen ’deki yeşil vadinin halkı, Eykeliler de müşrik ve kâfir yaşamakta inatla direnen zalim bir topluluktu. Onları da Bize karşı nankörlük edip şirk ve küfürlerinde inatla direnmelerinden dolayı azapla cezalandırdık. Her iki toplumdan da böylece intikam aldık, her ikisinin de yıkıntıları ortada, yol üzerinde durmaktadır, hâlâ bunları öğrenip görüp de ders almayacak mısınız?

78. Medyen ’de bol ağaçlı vadilere sahip olan Eyke halkı da gerçekten nankörlük edip müşrik ve kâfir yaşamakta inatla direnen zalim bir topluluktu. Kendilerine gönderilen Şuayb peygamberi yalanladılar.

79. Biz de onlardan nankörlük edip şirk ve küfürlerinde inatla direnmelerinden dolayı hak ettikleri cezayı verip intikam aldık. Eyke ve Medyen; her ikisinin de yıkıntıları Hicaz ve Filistin arasında hâlâ uğrak bir yol üzerinde gözler önünde durmaktadır. Hâlâ bunları öğrenip görüp de ders almayacak mısınız?

80-84

80-84 Hicr halkı da kendilerini yaratılış sebepleri olan hakikate davet eden peygamberlerini yalancılıkla suçlamış, karşı çıkmış, âyetlerimizden yüz çevirmişlerdi, onlar güya dağları oyup, kayaları yontarak kendilerine güvenli evler inşa ediyor, buralarda kendilerinin her türlü tehlikelerden korunacaklarını sanıyorlardı. Fakat bir gece sabaha karşı korkunç bir ses ve sarsıntı ile yakalayıp hak ettikleri azapla cezalandırıp, köklerini kazıdık. Dağları oyup, kayaları yontarak yaptıkları o evleri Allah’ın azabından onları koruyamadı.

80. Andolsun Hicaz’ın kuzeyinde, Medine ile Tebük arasındaki Hicr denilen bölgede yaşamış olan Semûd halkı da kendilerini yaratılış sebepleri olan hakikate davet eden elçileri Sâlih’i yalanlamışlardı.

81. Onlara apaçık delil ve ayetlerimizi gönderdik, ama onlar âyetlerimize mucizelerimize karşı çıkıp onlardan inatla yüz çevirmişlerdi.

82. Onlar güya dağları oyup kayaları yontarak kendilerine güvenli evler yapıyorlardı. Ve buralarda kendilerinin her türlü tehlikelerden korunacaklarını sanıyorlardı. Hiçbir felaket bizi etkilemez zannetmişlerdi.

83. Derken sabaha karşı onları da hak ettikleri azabın gürültüsü ve korkunç bir sarsıntı kıskıvrak yakalayıverdi. Hak ettikleri azapla cezalandırıp, köklerini kazıdık.

84. Dağları oyup, kayaları yontarak yaptıkları o evler ve Ahireti kaybetme uğruna kazandıkları mallar, mülkler, mevkiler, makamlar, ne varsa, hiçbiri fayda sağlamadı. Kendilerini Allah’ın azabından kurtaramadı. Çünkü zâlimler, zaman zaman geçici bir üstünlük elde etmiş görünseler de eninde sonunda yok olmaya mahkûmdurlar. 

85-86

85-86 Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları yüce bir maksat için yarattık. (İnsanı da yeryüzünde sınırlarını Allah’ın belirlediği ilâhî bir nizam kurmak maksadı ile yarattık.) Buna inanmayanlar, yüz çevirip önemsemeyenler, mutlaka gerçekleşecek olan Kıyamet Günü hak ettikleri ile karşılaşacaklar. Ey Peygamber! Sen, onların Allah adına yaptığın davete karşı olumsuz tutumlarına aldırış etme, saldırılarına karşı sabırlı davranıp sebatla diren. Senin Rabbin her şeyi görüp bilmektedir ve O her şeye güç yetirendir.

85. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri ancak yüce bir amaç için yarattık. İnsanı da Allah’ın rızasını kazanma ve yeryüzünde sınırlarını Allah’ın belirlediği ilâhî bir nizam kurmak maksadı ile yarattık. Şüphesiz herkesin bu gayeye ulaşmak için ne yaptığı konusunda hesaba çekileceği o kıyâmet günü bir gün gelecektir. Buna inanmayanlar, yüz çevirip önemsemeyenler, mutlaka gerçekleşecek olan Kıyamet Günü hak ettikleri ile karşılaşacaklar. O halde ey Müslüman! Ey Peygamber! Bu işi yaparken mutlaka seninle alay eden, sana kaba saba davrananlar da olacak. Şimdi sen onların bu görgüsüzce davranışlarına, Allah adına yaptığın davete karşı olumsuz tutumlarına aldırış etme, saldırılarına sabırlı davranıp sebatla diren. Eziyet ve işkencelerine karşı güzellikle muamele edip olgunlukla karşılayarak tebliğde bulun.

86. Şüphesiz her şeyi hakkıyla yaratan ve her şeyi görüp bilen ancak senin Rabbindir ve O her şeye güç yetirendir.

87-89

87-89 Biz sana haftanın yedi günü (her daim) tekrar tekrar okunacak olan Kur’an nimetini verdik. O yüzden sen sakın müşrik ve kâfirlere verdiğimiz geçici dünya nimetlerine imrenme, Allah’ın davetine yönelmiyorlar diye de üzülme. Sen, davetine yönelenlere kol kanat ger, şefkat ve merhametini onlardan esirgeme. De ki: “Ben sizi Allah’ın yaratma sebebi olan hayat nizamına davet eden bir uyarıcıyım.”

87. Ey Resûlüm! Biz sana haftanın yedi günü her daim tekrar tekrar okunacak olan Kur’an’ı vermekle yedi kat yerin ve göğün gizli sırlarını, hazinelerini verdik. İşte bu, bir kula dünyada verilebilecek en büyük nimettir.

88. O yüzden bu nimetin kıymetini iyi bil. Sen sakın Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden müşrik ve kâfirlerden bazılarına verdiğimiz dünya nimetlerine bakıp da Kur’an’ı terk ederek mal ve servet yığma yarışına giren gâfillere imrenme. O nimetler fânidir. Allah’ın davetine yönelmiyorlar ve seni umursamayıp iman etmiyorlar diye tebliğine karşı davranışlarından dolayı onlar için de üzülme. Sen davetine yönelen mü’minlerin üzerlerine kol kanat ger ve himaye et. Şefkat ve merhametini onlardan esirgeme.

89. De ki: “ Ey İnsanlar. Doğrusu ben sizi Allah’ın yaratma sebebi olan hayat nizamına davet eden apaçık bir uyarıcıyım.” Ben sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim. Üstelik sizin üzerinize bekçi de değilim.

90-93

90-93 Biz, sizden önceki kavimlere de peygamberler ve kitaplar göndermiştik. Onlardan bir kısmı kendilerine gönderilen vahyi parçalara ayırıp, bir kısmına uyup bir kısmını reddettiler. Şimdi de Kur’an ile davet edilenlerden bir kısmı da onu bölüp parçalayarak maksadı- ilahinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Rabbinin hakkı için bu yaptıklarından dolayı onları âhirette sorgulayacağız.

90. Biz, sizden önceki kavimlere de peygamberler ve Tevrat, Zebur ve İncil gibi kitaplar göndermiştik. Eğer, bu uyarıları dikkate almazsanız tıpkı kendilerine indirdiğimiz vahyi parçalara ayırıp bir kısmına uyup bir kısmını reddederek düşman gruplara ayrılan Yahudi ve Hristiyan kavimleri gibi size de azap göndermeye gücümüz yeter.

91. Onlar ki, Kur’an’ı parça parça ettiler. Bazılarına inanıp bazılarına inanmadıklarını söyleyerek işlerine gelen kısmı alıp, gelmeyeni bıraktılar. Şimdi de Kur’an ile davet edilenlerden bir kısmı da onu bölüp parçalayarak ilahi maksadın üstünü örtmeye çalışıyorlar.

92. Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka âhirette sorgulayacağız.

Hem de yapıp ettikleri sahtekârlık, riyakârlık ve fesatlık gibi bütün bu işlerden sorumlu tutacağız.

94-99

94-99 Ey Peygamber! Emrolunduğun gibi insanları tevhide açıkça davet ederek itaat ve ibadete devam et! Buna rağmen müşrik ve kâfir kalmakta inatla direnenlere de aldırma ve unutma ki davetimize karşı çıkanlara Biz yeteriz. Allah’ın davetine sırt dönenler O’ndan başka Rab ve ilah edinmenin hesabını verecekler. Onların söylediklerinden ve yaptıklarından dolayı kalbinin daraldığını Biz biliyoruz. Fakat sen ölüm gelinceye kadar usanmadan Rabbinin adına davetine devam et, şükrün, övgünün ve ibadetin bunca nimeti insan için yaratan Allah’a ait olduğunu tekrar et

94. Ey Resûlüm! Sen, insanları tevhide açıkça davet ederek emredilen hüküm ve hakikatleri kafa çatlatırcasına anlatıp açıkça bildir. İtaat ve ibadete devam et! Müşrik ve kâfir kalmakta inatla direnenlere ve onların alaycı tavırlarına da aldırış etme. Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlardan, Rabbinin yasalarına uymayanlardan, Allah’tan başka varlıklara yasa koyma hakkı verenlerden yüz çevir. Onların hayat tarzından uzak dur. Onları kendi haline ve Bize bırak.

95. Unutma ki güçlerine güvenerek davetimize karşı çıkıp seni ve iman edenleri aşağılamak amacıyla alay edenlere karşı sana destek olmamız kâfidir ve biz yeteriz. O’nun için Rabbine güven! O’na tevekkül et!

96. Alay ederek Allah’la birlikte O’ndan başka Rab ve ilah edinenler, yakında Allah’a şirk koşup davetine sırt dönmek, ne demekmiş görecekler ve hesabını verecekler. Allah’ın yasalarına uymak yerine insanların yasalarına uyanlar, yakında yaptıklarının sonucunu mutlaka bileceklerdir. Hesap günü gelince yaptıklarını onlara soracağız. Hangi hakla yasalarımıza karşı çıkıp kendi yasalarıyla yarattıklarımıza egemenlik kurduklarının hesabını soracağız.

97. Andolsun onların çirkin ve incitici sözlerinden ve alay ederek yaptıklarından dolayı canının sıkıldığını göğsünün daraldığını Biz biliyoruz. Ama üzülme, bugünler de geçecek. Seni zafere ulaştıracağız. Ey resulüm! Göğsünü ferah tut. Unutma ki Rabbin hiçbir zaman zalim değildir. O, hiç kimseyi adaletinden uzak tutmaz! Herkese mutlaka hak ettiği cezayı ya da mükâfatı verir.

98. Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve bunca nimeti insan için yaratan Allah’a ait olduğunu tekrar edip kulluğunu ve teslimiyetini ortaya koyup secdeye kapanan Müslümanlardan biri ol. Sadece Rabbini yücelt! Rabbinin hükmünden başka hiçbir hükmün değeri yoktur.

99. Ve ruh bedenden ayrılıp sana ölüm gelinceye kadar Rabbinin adına davetine devam edip ibadete devam et. Rabbinin yasalarına uyarak yaşa. Seni Allah’ın yasalarından ayırmak isteyenlere karşı mücadele et. Biz herkesi sonunda mutlaka hak ettiğine ulaştıracağız.

Scroll to Top