Hud Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

123

Mushaf (Kuran) Sırası

11

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

52

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Bu sure adını, 50-60. ayetlerde kıssası zikredilen Hz. Hud’un (a.s) isminden almıştır.

Nüzul Zamanı: Surenin konusu üzerinde derinlemesine düşündüğümüzde, onun Yunus suresiyle aynı dönemde ve büyük bir ihtimalle hemen onun ardından nazil olduğu sonucuna varırız.

Sure, Yunus suresiyle aynı konuyu işler; mesaja davet, tavsiye ve inzar. Bir farkla ki bu suredeki inzar (uyarı) daha şiddetlidir. Bu durum bir hadisle de desteklenmiştir.

Rivayet edilir ki, bu surenin nüzulundan sonra bir gün Hz. Ebu Bekir (r.a) Rasulullah’a (s.a) söyle dedi: Son zamanlarda senin daha hızlı yaşlanıyor olduğunu görmekteyim. Bunun sebebi nedir?” Rasulullah (s.a) cevapladı: “Hud suresi ve benzeri sureler beni ihtiyarlattı. ” Bu gösterir ki, zaman Rasulullah (s.a) için çok çetin zamandı ve İslam’ın davetini baltalamak için elinden geleni yapan Kureyş’in azaba uğratılmasından duyduğu endişelerine, bu sert uyarılar da eklenmiş bulunmaktaydı. Çünkü artık Rasulullah (s.a) için Allah tarafından tanınan mühletin son sınırına giderek yaklaşıldığı ayan beyandı. Mühletin son demlerini yaşadığından ve kavminin azaba uğratılacağından korkmaktaydı.

Konu: Surenin daveti şudur: Allah Rasulüne itaat edin. Şirki terkedin ve yalnızca Allah’a ibadet edin; tüm hayat sisteminizi ahirette hesap vereceğiniz inanç üstüne kurun.

Tavsiyesi şu: Hatırlayın o insanları ki, imanlarını bu dünya hayatının zahiri parlaklığına feda edip, peygamberlerin mesajını inkar ettiler de, korkunç akıbetlerle karşılaştılar. Dolayısıyle sizlerde tarihin mahvolmağa götürdüğünü ispat ettiği yolun aynısını izleyip izlemediğinizi ciddi ciddi araştırın.

Uyarısı da şu: Azabın geciktiriliyor olması sizi aldatmasın. Bu, “Allah’ın yollarınızı düzeltin” diye size lütfuyla tanıdığı mühletten ibarettir. Bu fırsatı değerlendirmezseniz iman edenler dışında helak edecek olan kaçınılmaz cezaya çarptırılacaksınız.

Kur’an insanlara doğrudan hitap etme yerine, yukarıdaki hedefleri gerçekleştirmek için, Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb ve Firavun kavimlerine ait kıssaları kullanmıştır. Bu kıssalarda vurgulanan en önemli şey şudur: Allah’ın hükmü bir kavim üzerinde gerçekleştiği zaman, her ne olursa olsun, isterse devrin peygamberinin en yakın akrabası olsun Allah hiç kimseyi kayırmaz. Bundan azade olanlar yalnızca peygamberlere iman edenlerdir: inanmayanlar, isterse onun karısı ve çocuğu olsunlar bu hükmün içindedirler.

Dahası var: İman her bir müminden, hüküm geldiğinde akrabalarını tümüyle unutmasını ve yalnızca iman kardeşliğini esas almasını gerektirir. Zira kan ve ırk yakınlığını dikkate almak, bu tür durumlarda İslam’ın ruhuna zıttır. Ve müslümanlar bu öğretiyi Hud suresi’nin nüzulünden 4 yıl sonra Bedir Savaşı’da pratik olarak göstermişlerdir.

Sure Bana Ne Diyor?

1.SURE, İNİŞ ZAMANI ÜZERİNDEN NE DİYOR?
Boykot Günlerinde İmtihan Sorusu Neydi? Vahyin Rehberliğinde 8. Yılda Mekke’deyiz. Boykotun etkisi hayatın her yerinde kendini hissettiriyor. Çok ağır bir imtihan… İmtihanın tek sorusu var; Din mi, dünya mı? Hangisinden vazgeçeceksiniz? Müşriklerin mesajı şuydu; “İnandığınız dinden vazgeçin, dünyayı ayağınıza getirelim. Şu boykotla mahrum kaldığınız ne kadar dünya nimeti varsa önünüze serelim.” Müslümanların mesajı netti; “Ölürüz ama bu davadan vazgeçmeyiz.” Müşrikler, Müslümanların boykot karşısındaki duruşlarını anlayamıyorlardı. Böyle bir manzaraya hiç alışık değillerdi. Onlar için din her gelenin bir şeyler eklediği “gelen-ek” idi. Bu “ek”ler nedeniyle parçalı bir din anlayışları vardı. Menfaatleri için yapmayacakları yoktu. Gerekirse her türlü “ek”ten vazgeçebilirlerdi. Boykot yıllarına baktığımızda bir şey daha dikkatimizi çekiyor. Müslümanlara yapılan boykotun başlaması ile sıkıntılar artıyor. Sıkıntılar arttıkça Kur’an’ın verdiği manevî destek de artıyor. İniş sırasında Peygamber ismiyle anılan üç sûrenin (Yûnus, Hûd ve Yûsuf) sekizinci yılda inmesi. Nûh ve İbrâhim sûresinin de bu yılları takip eden yıllarda inmesi en zor zamanlarda en güçlü desteğin verildiğini gösteriyor. İsme özel gelen her bir sûre, aynı zamanda o Peygamberin şahsı manevîsini de temsil ediyor. “Üzülmeyin, yanınızdayız, bu başınıza gelenlerin daha ağırı bizlere de geldi. Bütün bunlar sizin terakkiniz için, sizi bir sonraki aşamaya hazırlamak için geliyor.” mesajını veriyordu.
BANA NE DİYOR? Mü’min, hayata dünya ve ahiret bütünlüğü içinde bakar. Dünyadan baktığında sıkıntı görünen her şey, ahiretten baktığında seni oradaki sıkıntılardan kurtaracak nimet gibi görünür. Allah yolunda sıkıntı istenmez ama gelirse niçin geldiği de bilinir… İyi bilenler için Allah yolunda dünyada başa gelen her sıkıntı; sizi bir sonraki aşamaya hazırlamak, manevî direncinizi artırmak, ahirette sizi daha büyük sıkıntılardan kurtarmak ve orada manevî makamlarınızı yükseltmek için gelir.
2.SURE, İSMİ ÜZERİNDEN NE DİYOR? Hz. Hûd, Hz. Nûh’un ardından gelmiştir. En zor şartlarda irşat ve tebliğ yapmanın sembolü olan peygamberlerden biridir. Şimdi kendimizi Hûd kıssasındaki birkaç âyetin muhatabı yapalım ve “Bana denene” bakalım. Mesela 50. âyet bana diyor ki; “Yaratılan hiçbir şeyin yaratıcıya ortak olamayacağını ilan et ve insanları tevhide çağır.” 51. âyet; “Gelin Rabbimizden bağışlanma dileyelim. Günahlarımıza tevbe edelim.” 54. âyet; “Hakaretlerinize cevap vermeyeceğim, ben size, sizin bana davrandığınız gibi davranmayacağım. Allah şahit siz de şahit olun, ben sizin taptıklarınıza hiçbir zaman tapmayacağım.” 55. âyet; “Ne yaparsanız yapın! Elinizden geleni ardınıza koymayın, istediğiniz tuzağı kurun, isterseniz mühlet de vermeyin.” Bütün bunları özetlersek…
BANA NE DİYOR? “İnandığın davadan dönmeyi hiç düşünme, elindeki en ufak imkânı dahi değerlendir ve tebliğine devam et.”
3.SÛRE, ÖNE ÇIKAN KONU ÜZERİNDEN NE DİYOR Sûrede bütün âyetler adeta “En zor şartlarda irşat ve tebliğ nasıl yapılır?” sorusunun cevabında yoğunlaşıyor. Âyetlerin ruhunu okuduğumuzda, Sahabeleri Kur’an’ın talebesi olarak kabul ettiğimizde, Kur’an onlar üzerinden “BANA NE DİYOR?” diye sorduğumuzda, denen şu: “Siz âna yoğunlaşmayın, her taş atana cevap vermeye kalkmayın, Allah sizi geleceğe hazırlıyor. Siz inen her bir âyeti ev ödevi olarak kabul edin. İsmi geçen her bir peygamberi kendiniz için örnek bilin. Âyetleri önce içinize indirin, içinize sindirin, sonra da her birini bir davranış elbisesi olarak eylemlerinizde görünür hale getirin.”
BANA NE DİYOR?  
4.SÜRECİ İNŞÂ EDEN ÂYETLER 56. âyet: Size boykot uygulanıyor. Paranızla bile yiyecek almanıza izin verilmiyor. Ne yaparlarsa yapsınlar Allah’a tevekkül edin ve rızık konusunda endişe etmeyin.

1

1 Elif. Lam. Ra. Bu kitap her şeyi hakkıyla bilen Allah tarafından, dilinizin sesleri olan harflerin oluşturduğu kelimelerin ahenkli dizilişiyle ayrıntılı bir biçimde açıklanmış hikmetli ve hüküm bildiren âyetlerden meydana gelen ilahi bir kitaptır.

1. Elif. Lam. Ra. Her türlü şüphe ve çelişkiden özenle korunarak indirilen bu Kur’an ayetleri, kuvvetli delillerle ve hikmetlerle ortayakonulan sonra da her şeyi hakkıyla bilen sonsuz ilim ve hikmet sahibi Allah tarafından etraflıca açıklanan ve hüküm bildiren mükemmel bir Kitap’tır.

2-4

2-4 Ey insanlar! Allah bu kitabı size yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uymanız ve kendisinden başkasına kulluk etmemeniz için göndermiştir. Ey Peygamber! De ki: “Ben de sizi buna davet etmek ve davete uyanları da müjdelemek için görevlendirildim. Tevbe ederek kendinizi temizleyin ve Allah’tan bağışlanma dileyip, yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya yönelin ki, Allah da size dünya hayatınızdaki süreniz doluncaya kadar huzurlu, şerefli, erdemli ve bereketli bir ömür bahşetsin. Bu davete sırt döner, nankörlük edip karşı çıkarsanız, Hesap Günü kendinizi dehşetli bir azaba mahkûm etmiş olursunuz. Sonunda her insan hak ettiğinin karşılığını görmek üzere Allah’a döndürülecektir. Allah’ın gücü her şeye yeter.”

2. Ey insanlar! Bu Kuran size Allah’tan başkasının yasalarına uyarak onlara kulluk ve ibadet etmeyin. O’nun buyruklarına ters düşen hiçbir güce kim olursa olsun asla boyun eğmeyin. Böylece de yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uyun, ilişkilerinizde adaletli davranın diye gönderilmiştir. Ey Peygamber o hâlde insanlara de ki: Ben de sizi buna davet ederek Allah’ın hükümlerini reddeden zalimleri cehennemle uyarmak ve davete uyup Allah’ın yasalarına göre yaşayanları da cennetle müjdelemek için görevlendirildim.

3. Uyarıları dikkate alıp, günahlarınız için tevbe ederek kendinizi temizleyin ve Rabbinizden bağışlanma dileyin. Yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya yönelin ki Allah da sizi dünya hayatınızdaki süreniz doluncaya kadar huzurlu ve bereketli bir ömür verip güzel nimetlerden yararlandırsın ve faziletli bir hayat sürenlere, bol bol lütuf ihsanda bulunarak faziletinin karşılığını versin. Fakat bu davetten ve ilahi emirlerinden yüz çevirirseniz ve nankörlük edip karşı çıkarsanız gerçekten ben sizin için başınıza gelecek olan büyük günün dehşetli azabından korkarım.

4. Ne yaparsanız yapın eninde sonunda hak ettiğinizin karşılığını görmek üzere dönüşünüz Allah’adır. Allah, aklınıza gelecek her şeye gücü yeten mutlak kudret sahibidir

5

5 Allah’ın davetine iman etmekten kaçınanlar, mevcut durumlarını korumak için kulaklarını, gözlerini ve kalplerini Allah’ın âyetlerine karşı kat kat kapatıp örterler. Şüphesiz Allah onların niçin böyle yaptıklarını çok iyi bilmektedir. O insanların gizlediklerini, açığa vurduklarını ve neyi niçin yaptıklarını en iyi bilendir.

5. İyi bilin ki Allah’ın âyetlerine iman etmekten kaçınan ve gerçeklerle yüz yüze gelmekten korkan müşrikler deve kuşu misali elbiselerine bürünüp başlarını kuma gömerek, Allah’tan gizlenip saklanmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de Allah’ın davetini duymamak için kulaklarını, gözlerini ve kalplerini kat kat kapatıp örtüyorlar. Güya böylece hakîkati görmemiş, duymamış oluyorlar. Daha da kötüsü, böyle yapmakla ceza ve sorumluluktan kurtulacaklarını umuyorlar. Şüphesiz ki, onlar gecenin zifiri karanlıklarında elbiselerine bürünse bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını niçin böyle yaptıklarını da çok iyi bilmektedir. Şüphesiz O, insanların gönüllerinde olanı, bütün gizli düşüncelerini ve neyi niçin yaptıklarını en iyi bilendir.

6

6 Allah, yarattığı her canlıyı rızkı ile birlikte yaratmaktadır. Onların ne kadar yaşayacağı, tercihlerini nasıl kullandığı ve öldükten sonra yerinin neresi olacağı da Allah tarafından bilinmekte, kayıt altında tutulmaktadır.

6. Yeryüzünde yaşayan her canlının doğumundan ölümüne kadar bütün rızkını veren Allah’tır. Her canlının yaşamının her basamağında emanet olarak kalacağı ve yaşayacağı süreyi de öldükten sonra ahirette yerleşeceği yerin neresi olacağını da Allah bilir. Yani sizin hayat yolculuğunuzu; anne rahminden dünyaya, dünyadan kabre, oradan mahşere, sonra cennet veya cehenneme varıncaya kadar geçirdiğiniz ve geçireceğiniz aşamaları bilir. Bunların hepsi bir adı da Levh-i Mahfuz olan ve tüm varlık yasalarının bulunduğu apaçık bir Kitap’ta kayıt altında tutulmaktadır.

7-8

7-8 Allah gökleri ve yeri altı evrede yarattı, sonra suyu yaratıp, ilmini ve kudretini su üzerinde tecelli ettirerek tüm canlıların özünü de sudan yarattı ve hükümranlığını sudan yarattıkları üzerinde tesis ederek hayatlarını yasalara bağlayıp nizamlarını kurdu. Daha sonra da sizden hanginizin davetine uyacağını sınamak için amellerinizle ilgili sınırlar belirleyip tercihlerinizle baş başa bıraktı. Ey Peygamber! “Şimdi senin, insanlara öldükten sonra tekrar diriltilip, dünya hayatınızı yaşayış biçiminizden hesaba çekileceksiniz.” deyişinle birlikte insanların bir kısmı “Bunlar bizi büyülemek için söylenmiş, aslı olmayan sözler.” diyeceklerdir. Onların hak ettikleri azabı bir süre ertelesek, bu sefer de “Tehdit edildiğimiz azap gelecekse hemen gelsin de görelim” derler. Acaba, onunla karşılaştıkları gün de böyle diyebilecekler mi? O Gün azabı başlarından savabilecek hiçbir güç yoktur ve nihayet alay ettikleri azap, onları çepeçevre kuşatmış, artık iş işten de çoktan geçmiştir.

7. Allah gökleri ve yeri altı evrede ve günde yarattı. Sonra suyu yaratıp, ilmini ve kudretini su üzerinde tecelli ettirerek tüm canlıların özünü de sudan yarattı O’nun Arş’ı yeryüzünde hayatın temel kaynağı olan su üzerindeydi ve hükümranlığını sudan yarattıkları üzerinde tesis ederek hayatlarını yasalara bağlayıp nizamlarını kurdu. Daha sonra da sizden hanginizin davetine uyacağı ve daha güzel davranışlar göstereceği konusunda sizi imtihan etmek için evreni, hayatı ve ölümü yarattı. Sonra amellerinizle ilgili sınırlar belirleyip tercihlerinizle baş başa bıraktı. Ey Peygamber! Yaratılışın kısa hikâyesi böyleyken sen onlara: “ Asıl vatanınız Ahirettir ve siz öldükten sonra tekrar diriltilip dünya hayatınızı yaşayış biçiminizden hesaba çekileceksiniz” desen Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edip inkâr edenler seni ciddiye almadıklarını göstermek için: “Bu bizi büyülemek için söylenmiş, apaçık bir aldatmacadır ” derler.

8. Onlardan hak ettikleri azabı hemen göndermeyip, belirli bir süre için ertelesek mutlaka alaycı bir dille: “ Tehdit edildiğimiz azap gelecekse hemen gelsin de görelim. Onu azaptan engelleyip alıkoyan nedir? Demek tüm uyarılar, tehditler yalanmış” derler. Acaba, onunla karşılaştıkları gün de böyle diyebilecekler mi?  Haberiniz olsun ki, azap geldiği gün artık kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve onu başlarından savabilecek hiçbir güç yoktur. Nihayet alaya aldıkları şey onları çepeçevre kuşatmış ve iş işten çoktan geçmiş olur.

9-10

9-10 Biz insanoğlunu katımızdan nimetlere kavuşturduktan sonra, onları çekip geri alsak, derhal bize karşı nankörleşir ve verdiklerimizi unutup umutsuzluğa düşer. Yahut başına gelen bir sıkıntıdan, musibetten sonra onu esenliğe ve bol nimetlere kavuştursak, dönüp bize şükredip, itaat etmek yerine, “Musibetler yakamı bıraktı, sıkıntılarımdan kurtuldum, beni bu hale düşüren sebepleri ortadan kaldırdım.” diyerek olup bitenleri kendinden bilip kibirlenip, şımarıp, küstahlaşır.

9. Eğer insana katımızdan zenginlik ve bereket gibi nimetler verip bir rahmet tattırsak da sonra onu çekip geri alsak o gafil insan bunun bir imtihan olduğunu unutur ve hemen bize karşı ümitsizliğe düşüp Allah’tan gelen tüm gerçekleri inkâr ederek nankörleşir.

10. Yahut başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırırsak bize şükredip, itaat etmek yerine: “ Nasıl olsa kötülükler artık benden gitti sıkıntılarımdan kurtuldum beni bu hale düşüren sebepleri ortadan kaldırdım ” der. Olup bitenleri kendinden bilip sanki bir daha hiç sıkıntıya düşmeyecekmiş gibi hemen kibirlenip şımarmaya ve boş yere büyüklük taslamaya başlar. Belâlardan ödü kopar, fakat o belâlarla insanları imtihan eden Allah’a karşı gelmekten çekinmez.

11

11 Ancak, Allah’a iman edip, O’nun rızasını kazanmak uğrunda sabırla, sebatla mücadele edenler, karşılaştıkları sıkıntılara, zorluklara karşı direnir, umutsuzluğa düşmez, nankörleşmez, Allah’a sığınırlar. Nimetlere kavuşup sıkıntılardan kurtulduklarında ise kurtaranın ve nimetleri bahşedenin Allah olduğu bilinci ile O’na şükrederler. İşte bu mü’minler için ilahi bir bağışlanma ve muhteşem ödüller vardır.

11. Ancak Allah’a iman edip, O’nun rızasını kazanmak uğrunda sıkıntılı anlarda ümitsizliğe düşmeyen, nimetlerden dolayı da şımarıp kibre kapılmayan, yani her iki durumda da sabredip salih ameller işleyenler elbette böyle değildirler. Onlar sıkıntılara, zorluklara karşı direnir, umutsuzluğa düşmez, nankörleşmez, Allah’a sığınırlar. Nimetlere kavuşup sıkıntılardan kurtulduklarında ise kurtaranın ve nimetleri bahşedenin Allah olduğu bilinci ile O’na şükrederler. İşte onlara Rableri tarafından bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

12

12 Ey Peygamber! Müşriklerin “Ona gökten bir hazine indirilmeli ve yanında da bir melek görmeliydik ki, peygamber olduğuna inanalım” demeleri yüzünden yüreğinin daralması, moralinin bozulması sebebiyle davetten vaz mı geçeceksin? Zaten onlar da bunu istiyorlar. Unutma ki sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeyi gören, gözetendir.

12. Ey Peygamber! müşriklerin: “ Peygamber olduğuna inanmamız için ona gökten bir hazine indirilmesi veya beraberinde bir melek gelmesi gerekmez mi? şeklindekialaycı sözlerinden dolayı moralin bozulup kalbin daralabilir. Resûlüm! İnkâr ediyorlar, âyetlerimizle alay ediyorlar diye sana vahyedilen ayetlerin kâfirlerin çıkarlarına dokunacak bir kısmını onlara duyurup tebliğ etmekten vedavetten vaz mı geçeceksin? Zaten onlar da bunu istiyorlar. Asla böyle yapma. O müşriklerin, sana vahyedilenleri inkâr edip, alay etmelerine aldırış etme, üzülme. Unutma ki sen sadece Allah’ın azabına karşı bir uyarıcısın. Onların iman etmelerini sağlamaya görevli değilsin Allah ise her şeye vekildir ve her şeyi gören, gözetendir. Öyleyse O’na güven, zalimlerin yalan ve iftiralarına aldırmadan görevini yapmaya devam et.  

13-14

13-14 Ayrıca bir de, “Kur’an’ı Muhammed uydurdu.” diyorlar. Onlara de ki: “Şayet bu iddianızda samimi iseniz ve gerçekten buna inanıyor da âyetlerin insan sözü olduğunu sanıyorsanız, Kur’an’ın surelerine benzer onlara denk, on sûre de siz uydurun bakalım, bunu yapabilmek için Allah’tan başka yardım alabileceğiniz kim varsa onları da yardımınıza çağırın. Buna rağmen ortaya bir şey çıkaramazsanız, hiç olmazsa o zaman anlayın ki, bu Kur’an Allah’ın ilminin eseridir ve Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Sizin artık bu hakikate teslim olmanız gerekmez mi?”

13. Yoksa: “ Muhammed Kur’an’ı kendisi mi uydurdu” diyorlar? O zaman onlara de ki: “ Şayet samimi iseniz ve gerçekten buna inanıyor da âyetlerin insan sözü olduğunu düşünüyorsanız? Eğer benim gibi okuma yazması bile olmayan bir kişi; böyle muhteşem süreler ‘uydurabiliyor’ ise, Haydi o zaman siz de Kur’an’la boy ölçüşebilecek bir kitap veya en azından Kur’an’ın surelerine benzer on tane sure uydurup getirin bakalım. Eğer Kur’an’ı Muhammed uydurduysa, onu susturmak için bundan daha iyi bir fırsat olabilir mi? Yok buna tek başımıza güç yetiremeyiz’ diyorsanız, o zaman bunu yapabilmek için Allah’tan başka yardım alıp çağırabileceğiniz şair, edip, filozof, bilim insanı gibi kim varsa onları da yardımınıza çağırın.

14. Eğer bu meydan okumaya karşı yardıma çağırdığınız sözde ilâhlarınız, bilgin ve edipleriniz size on sûre getirerek cevap veremezlerse, ki hiçbir zaman veremeyecekler. O zaman kesin olarak bilin ve anlayın ki, bu Kur’an Muhammed tarafından uydurulmuş bir söz olmayıp Allah’ın ilminin eseridir ve ancak O’nun ilmiyle indirilmiştir. Allah’tan başka hükmüne boyun eğilecek, emrine kayıtsız şartsız itaat edilecek bir otorite, gerçek ilah yoktur. Bu meydan okuma karşısında düştüğünüz acizliğe rağmen artık bu hakikate ve Allah’ın emirlerine teslim olup Müslüman olmanız gerekmez mi?”

15-16

15-16 Her kim sadece kısacık dünya hayatının geçici keyfine, hazzına, çekiciliğine aldanıp, kendini kaptırıp onun peşine düşerse çabasının karşılığı dünyada tam olarak verilir. Fakat böylelerinin âhirette paylarına düşecek olan ateşten başka şey olmayacaktır. Dünyada iken âhireti hesaba katmamanın karşılığı bu olacaktır. Sonunda hayatlarını anlamsız ve değersiz şeyler uğrunda tükettiklerini anlayacaklar.

15. Kim kısacık dünya hayatını tercih edip peşine düşer ve çekiciliğine aldanarak sadece onun göz kamaştırıcı güzelliklerini şatafatını ve ihtişamını arzularsa onlara dünyada yaptıklarının karşılığını tam olarak veririz. Orada kendilerine bir haksızlık da yapılmaz. Basit menfaatlerini kendilerine ilâh edinen bu insanlar, kendi halklarını maddî yönden refaha kavuştursalar bile, Kur’an’ın ortaya koyduğu evrensel bilince sahip olmadıklarından, insanlığa asla huzur ve mutluluk getiremeyecekler.

16. Fakat onlar ahirette kendileri için ateşten başka paylarına düşecek bir şeyi olmayanlardır. Dünyada iken âhireti hesaba katmamanın karşılığı bu olacaktır. Onların dünyada meydana getirdikleri bütün eserler, yıkılmaz zannettikleri sistemler ve âhireti kaybetme pahasına elde ettikleri ne varsa dünyada kalmış ve güya iyilik namına yaptıkları her şey boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da geçersizdir. Sonunda hayatlarını anlamsız ve değersiz şeyler uğrunda tükettiklerini anlayacaklar.

17

17 Âhiret hayatını umursamayan kimse ile Rabbinin âyetlerine iman eden ve kendisini de bir şahidin izlediğine inanan kimse hiç bir olur mu? Allah Kur’an’dan önce de insanları yaratılış sebeplerine davet eden İncil’i ve ondan önce de Musa ile Tevrat’ı rehber olmak üzere göndermiştir. Onlardan geriye kalan gerçeklere iman edenler, Kur’an ile davet edildiklerine yönelip teslim olurlar. Her kim de bu davetten yüz çevirirse varacağı yer cehennem olacaktır. Sakın bundan şüphen olmasın. (Allah’ın âyetlerini tebliğden geri durma!) Fakat ne yazık ki insanların çoğu bu gerçeğe hâlâ inanmıyorlar.

17. O halde sadece dünya hayatını düşünen ve Âhiret hayatını umursamayan kimse ile âyetlerine iman ederek Rabbi’nden gelen Kur’an mucizesi gibi apaçık bir delile dayanan ve onun ile amel eden kimse bir olabilir mi? Kesinlikle bir olmaz. Kaldı ki, bu delil Cebrail ve Rabbinden kendisine İncil adında bir kitap gönderilen İsa gibibir şahit ve bir de Kur’an’dan önce de kavmine bir rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa’nın kitabı Tevrat ile Son Elçinin cihanı aydınlatacağını insanlığa müjdelenip doğruluğu desteklenmiştir. İşte bunlar Kur’an’a ve onu insanlara tebliğ eden Son Peygambere yönelip iman ederler. Ey Resûlüm! Artık hangi topluluk bu davetten yüz çevirir ve onu bile bile inkâr ederse kendisine vaadedilen yer ateştir. O hâlde ey Müslüman sakın bu Kur’an’dan yana hiç şüphen olmasın. Şüphesiz bu Kur’an Rabbinden gelen gerçeğin ta kendisidir. Ancak ne yazık ki insanların çoğu inkârda ısrar ettikleri için bu gerçeğe hâlâ iman etmezler.

18-22

18-22 Kendi uydurdukları yalanları Allah’a mal edenden daha sapık, daha zalim kim olabilir? Bunlar Hesap Günü Rablerinin karşısına çıkarılacaklar ve şahitler huzurunda suçları önlerine konulacak. Böyleleri, insanları hakikate uymaktan alıkoymanın, onu anlaşılmaz göstermenin cezasını elbette görecekler ve kendilerini cehennem azabından kurtaracak bir dost bulamayacak, Allah’ın azabından kaçıp kurtulamayacaklar. Hesap Günü sahte ilahlar ortadan kaybolup giderler, böylece onların peşinden giderek kendilerini ve başkalarını aldatanlar büyük bir hüsrana, yıkıma uğrarlar.

18. Kendi uydurdukları yalanları Allah’a mal eden ve “Allah hiçbir elçi ve kitap göndermedi” veya “Kur’an’ı Allah indirmemiştir!” gibi bir iddiayı ortaya atarak Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim daha sapık kim olabilir? Onlar mahşer alanında hapsedilip bekletilirler ve dünyada iken yaptıkları işler kendilerine gösterilir. Ve yaptıklarının cezasını çekmek üzere Hesap Gününde şahitler huzurunda suçları önlerine konup Rablerinin karşısına çıkarılırlar. Dünyadayken onları hakikate davet eden tüm şahitler de: “Rabblerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” derler. Haberiniz olsun, Allah’ın laneti dünyada da ahirette de zalimlerin üzerinedir. Allah’ın azabından kaçıp kurtulamayacaklardır.

19. İşte o zalimler ki, İslam aleyhinde kara propaganda yaparak hakka yönelmek isteyen insanları baskıyla, tehditle, süslü sözlerle Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Ve insanların kalplerine şüphe tohumları atarak doğru yolu, eğri büğrü ve anlaşılmaz göstermeye çalışırlar. Çünkü onlar aynı zamanda ilâhî adâletin gerçekleşeceği ahireti inkâr edenlerdir.

20. Siyasal İslam, radikal İslam, ılımlı İslam gibi asılsız kavramlar uyduranlar var ya onlar kendilerini yeryüzünde tek egemen güç ilan etseler de tüm insanları saptırıp arkalarına alsalar da Allah’ı aciz bırakacak değillerdir. Yani Allah’ın hüküm ve iradesini icra etmesine asla mâni olamazlar. Allah onların cezasını verecektir. Onların bu cezadan kurtulmak için kendilerini Allah’tan koruyup kurtarabilecek başka dostları da yoktur. Eğer onlar Allah’a tevbe ederek O’ndan yardım istemezlerse, hem kendileri sapıp Allah’a karşı geldikleri, hem de başkalarını saptırdıkları için azap onlara kat kat artırılır. Çünkü onlar hakikatleri duyup dinlemeye dahi tahammül edemiyor ve apaçık gerçekleri görmeye yanaşmıyorlardı.

21. Din adına ortaya çıkarak insanları Allah’ın Hakk yolundan saptırıp alıkoyanlar ve İslam’ı yozlaştırıp çarpıtmaya çalışanlar var ya işte onlar kendilerini kendi elleriyle felakete sürükleyenlerdir. Uydurdukları düzme nizamlar, gösterişli ideolojiler, sahte ilahlar ve bunlardan bekledikleri şefaat umutları onları en muhtaç oldukları anda yüzüstü bırakıp yanlarından kaybolacaktır.

22. Şüphesiz o aldatanlar, ahirette büyük hayal kırıklığı yaşayıp en fazla perişan olan ve zararlı çıkanlardır.

23

23 İman edip salih amelleriyle Rabbine teslim olanlar ise daimî kalacakları nimetler yurdu cennetle ödüllendirilecekler.

23. Allah’ın ayetlerine yürekten iman edip doğru dürüst iyi işler işleyen ve bu imana yaraşırsalih amellerle Rabblerine gönülden boyun eğenlere gelince; işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır.

24

24 Bu iki zümrenin (mü’minler ile kâfirler) durumu kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Hiç ikisi bir olur mu? İşte iman eden ile etmeyen de böyledir. Öğüt almak isteyenler için bu apaçık bir uyarıdır.

24. Bir tarafta iman eden mü’minler öte yanda hakîkati inkâr eden kâfirler. Bu iki topluluğun durumu, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumu gibidir. Ey karanlığı, vahyin aydınlığına tercih edenler! Ne dersiniz, Bunların durumları hiç aynı olur mu? İşte iman eden ile gerçekleri örtbas edip iman etmeyen de böyledir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz? Düşünsenize Rabbinizin hangi yasası insanların aleyhinedir. Yalan söylememek mi? Riyakâr, çıkarcı olmamak mı? Zulüm, haksızlık, hırsızlık, sahtekârlık yapmamak mı?  Öğüt almak isteyenler için bu apaçık bir uyarıdır. Nitekim, insanlık tarihi boyunca her Peygamber bu gerçeği dile getirmiştir.

25-26

25-26 Biz Nûh’u da peygamber olarak kavmine göndermiştik. O da kavmine şöyle seslenmişti: “Ey kavmim! Ben sizi yaratılış sebebiniz olan hakikate apaçık âyetlerle davet etmek üzere Allah’ın görevlendirdiği bir elçiyim. Allah’tan başkasını ilah edinmeyin ve O’ndan başkasına kulluk etmeyin. Aksi takdirde başınıza dehşetli bir azabın gelmesinden korkuyorum.”

25. Andolsun Nuh’u da peygamber olarak kendi kavmine göndermiştik. O da kavmine şöyle seslenmişti: Ey kavmim! Ben hesap ve cezanın varlığını açıklamak ve sizi yaratılış sebebiniz olan hakikate apaçık âyetlerle davet etmek için Allah’ın görevlendirdiği bir elçi ve tehlikelere karşı apaçık bir uyarıcıyım.

26. Sakın Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırıp kulluk etmeyin. O’nun buyruklarına ters düşen hiçbir güce, kim olursa olsun asla boyun eğmeyin! Yalnız Allah’ın yasalarına uyarak Allah’a tapının! Başkalarının yasalarına uyarak onlara tapmayın! İbadet ve hizmetlerinizde sadece O’nun rızasını gözetin Bu uyarıları dikkate almadığınız takdirde ben sizin için acıklı bir günün ve azabın gelmesinden korkuyorum.”

27-28

27-28 Bunun üzerine kavminin ileri gelenleri, Nûh’un Allah’ın vahyi ile yaptığı çağrıya karşı çıkıp, ona dediler ki: “Biz senin peygamber olduğuna da söylediklerine de inanmıyoruz, sen de bizim gibi ölümlü sıradan bir insansın. Üstelik senin davetine toplumun zayıf, güçsüz, aşağı tabakasından olan insanların bir kısmından başka da ilgi gösterip katılan yok. Bu itibarla bizden bir üstünlüğünüz de yok. Bizler sizin birer yalancı olduğunuzu düşünüyoruz.” Nûh bunun üzerine onlara, “Ey kavmim! Ya bana Rabbim tarafından peygamberlik verilmiş, Rabbimin gönderdiği apaçık âyetlerle sizi yaratılış sebebiniz olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyorsam ve siz de buna rağmen inanmamakta direniyorsanız, akıbetinizin hüsran olacağını düşünemiyor musunuz? Ben sizi zorla söylediklerime inandıracak değilim.” dedi.

27. Bunun üzerine Nûh kavminin inkâr eden ileri gelenleri Nûh’un Allah’ın vahyi ile yaptığı çağrıdan rahatsız oldular ve karşı çıkıp, ona dediler ki: “ Ey Nûh! Biz senin peygamber olduğuna da söylediklerine de inanmıyoruz. Seni de bizim gibi sıradan ölümlü bir insan olarak görüyoruz. Hem Allah, neden bir melek göndermedi de seni gönderdi? Ayrıca sana da sadece fakir, zayıf, güçsüz ve aşağı tabakadan kimselerin uyduğunu görüyoruz. Eğer bu din güzel bir şey olsaydı, herkesten önce bizim gibi akıllı, zengin ve yetenekli insanlar ona inanırdı. Bu itibarla sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz ki, gücünüz karşısında boyun eğelim. Aksine sizler iktidarı ele geçirmek için halkı kandırmak isteyen ve gerçek niyetinizi de bizden gizleyen yalancılarsınız ” dediler.

28. Nuh bunun üzerine onlara: “Ey kavmim! Böyle diyorsunuz da. Ya ben davamı ispat için Rabbimden gelen apaçık ve kesin bir delile dayanıyorsam ya da sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyorsam o zaman ne olacak? Ya da O bana bizzat kendi katından peygamberlik gibi insanı dünya ve âhirette kurtuluşa ileten bir rahmet vermiş de siz de inanmamakta diretip ona kör kalmışsanız; akıbetinizin hüsran olacağını düşünemiyor musunuz? Korkmayın siz Allah’ın rahmetini istemediğiniz halde ben sizi söylediklerime zorla inandıracak değilim ya dedi.

29-31

29-31 Arkasından da “Ey kavmim! Ben doğru olanı ulaştırmam karşılığında sizden bir ücret talep etmiyorum. Benim çabamın karşılığını verecek olan Rabbimdir. Şunu da iyi bilin ki zayıf, güçsüz ve aşağı tabakadan dediğiniz, davete iman eden insanları istemiyorsunuz diye yanımdan kovacak değilim. Onlar sonunda Rablerine dönüp dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadılarsa onun karşılığını göreceklerini çok iyi biliyorlar. Fakat siz nankör ve cahil bir topluluksunuz, bu yüzden de doğru olana yönelmiyorsunuz. Şayet ben, size uyup da onları yanımdan kovacak olursam beni Rabbimin azabından kimse kurtaramaz.” “Ey kavmim! Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum ve ben gaybı da bilemem, üstelik ben bir melek de değilim, ayrıca sizin aşağı tabakadan dediğiniz o insanların Allah’ın yanındaki yerlerini ve onların kalplerinde neler olduğunu en iyi Allah bilir, ben bu konuda bilmediğim şeyleri söylemeye kalkarsam zalimlerden, cahillerden olurum.”

29. Arkasından da Ey kavmim! Allah’ın emirlerini ulaştırmam karşılığında sizden herhangi bir mal mülk ve ücret istemiyorum. Benim mükâfatımı ve çabamın karşılığını verecek olan yalnızca Allah’tır. Ey inkârcılar! Şunu iyi bilin ki hoşlanmıyorsunuz ve istemiyorsunuz diye zayıf, güçsüz ve aşağı tabaka olarak küçümsediğiniz müminleri, sizi memnun etmek için yanımdan kovacak değilim. Onlar da ölüp sonunda Rabblerine kavuşacaklar ve dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadılarsa onun karşılığını göreceklerini de çok iyi biliyorlar. Fakat size gelince ben sizi anlamadan, dinlemeden cahilce davranan bir topluluk olarak görüyorum. Bu yüzden de doğru olana yönelmiyorsunuz.

30. Ey kavmim! Şayet Ben size uyup da onları kovacak olursam böyle bir cürüm karşısında beni Allah’tan gelecek cezaya karşı kim koruyabilir? Rabbimin azabından kim kurtarabilir? İşin bu tarafını hiç düşünmüyor musunuz?

31. Bana gelince, ben de sizin gibi bir insanım, benim herhangi bir üstünlük iddiam yok. Ben size: “Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, onları dilediğim şekilde kullanabilirim ” demiyorum. Ben yalnızca, dünya ve âhirette kurtuluşunuzu sağlayacak hayat prensiplerini Allah’ın bana bildirdiğini söylüyorum. Fakat siz, bu iddiamın doğru olup olmadığını anlamak için mesajıma kulak vereceğiniz yerde, bana gayba ait sorular soruyor, mucizeler göstermemi istiyorsunuz. Oysa ben Allah’ın öğrettiği ve haber verdiği dışında, Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği gaybı da bilemem. “ Üstelik ben meleğim” de demiyorum. Ayrıca sizin aşağı tabakadan diye küçümseyip hor gördüğünüz tertemiz insanlar hakkında: “Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir” diye zaten söyleyemem. Sizin de benim de onların da kalplerindeki niyeti, samimiyeti ve Allah’ın yanındaki yerlerini en iyi Allah bilir. Ben bu konuda bilmediğim şeyleri söylemeye kalkarsam o takdirde ben haddini aşan zalimlerden olurum.”

32-34

32-34 Bunun üzerine kavminin ileri gelenleri, “Ey Nûh! Bunca zaman, bizim nizam ve ahlakımız konusunda çok olumsuz sözler söyleyip durdun ve çok da ileri gittin! Artık yeter, bizler senin davetini kesinlikle kabul etmeyeceğiz fakat sen söylediklerinin doğruluğunu ispat etmek istiyorsan, bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir de görelim.” dediler. Nûh da onlara, “Bu azabı başınıza getirecek olan Allah’tır. O, dilediği takdirde sizler asla ondan kurtulamazsınız müşrik ve kâfirlikte inatla direnmeye karar vermişseniz, benim vereceğim öğüdün size faydası olmayacak demektir. Fakat şunu da aklınızdan çıkarmayın ki, Allah benim de sizin de Rabbimizdir ve öldükten sonra herkesi yeniden diriltip, davetine karşı tutumundan dolayı hesaba çekecektir.”

32. Bunun üzerine kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Ey Nuh! Bizim nizam ve ahlakımız konusunda çok olumsuz sözler söyleyip tartıştın ve bizimle mücadelede hayli ileri gittin. Yeter artık senin davetini kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Eğer bütün bu söylediklerinde samimi isen, gerçekten doğruyu söylüyorsan ve söylediklerinin olacağına gerçekten inanıyorsan, ne duruyorsun bize vadettiğin azabı bir an önce başımıza getir de görelim bakalım!”

33. Nuh da onlara şöyle dedi: “ Bu benim elimde değil. Onu ben değil ancak dilediği takdirde Allah başınıza getirir ve siz O’na asla engel olamazsınız ve kurtulamazsınız.

34. Müşrik ve kâfirlikte inatla direnmenize karşılık Allah sizin azgınlık içinde kalmanızı ve helâkinizi dilerse, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda sağlamaz. Zira ilâhî yasalara göre, bir toplum kendisini değiştirmediği sürece Allah onları değiştirmez. O, benim de sizin de Rabbinizdir ve öldükten sonra yeniden diriltip hesaba çekilmek üzere O’na döndürüleceksiniz.”

35

35 Ey Peygamber! Yoksa müşrikler, Nûh’un kıssasını da senin uydurduğunu mu söylüyorlar? Onlara de ki: “Ben uydurmuş isem günahı ve vebali bana aittir. Sizin işlediğiniz suçlardan dolayı da hiçbir sorumluluğum yoktur, onların günahı ve vebali size aittir.”

35. Ey Peygamber! Yoksa müşrikler: “ Muhammed bu Kur’an’ı ve içindeki Nûh’un kıssasını da kendisi mi uydurdu” diyorlar? Onlara de ki: “Onu eğer ben uydurduysam günahı vebali bana aittir. Kaldı ki, hayatım boyunca hiç kimseye, hiçbir sebeple yalan söylemediğimi ve dolayısıyla, Allah’a karşı da asla yalan söylemeyeceğimi gayet iyi bilirsiniz. Ancak ya siz inkârda diretmenize bahane olarak bana iftira atıyorsanız, bu takdirde ne yaparsanız yapın Allah da biliyor ki ben sizin günahlarınızdan uzağım. Sizin işlediğiniz suçlardan dolayı da hiçbir sorumluluğum yoktur, onların günahı ve vebali size aittir. Ben Rabbimden gönderilmeyen bir şeyi Rabbimden gönderilmiş gibi de söyleyemem

36-37

36-37 Nûh’un kavminden pek azı dışında hiç kimsenin, Allah adına yapılan daveti kabul etmeyeceği açıkça belli olunca Allah, Nûh’a “Ey Nûh! Kesin olarak belli olmuştur ki daha önce iman edenlerden başka, kavminden hiç kimse sana inanmıyor. Artık onların yapmakta olduklarından dolayı sen de üzülme ve bizim korumamız altında sana vahyederek öğrettiğimiz gibi gemiyi yapmaya başla. Sakın davetine sırt dönenlerin bağışlanıp azaba uğratılmamaları konusunda Benden istekte bulunma, onları suda boğmaya karar vermiş bulunmaktayım.” diye vahyetti.

36. Nuh’a vahyolundu ki: “ Ey Nûh, sen elinden geleni yaptın. Kavminden şimdiye kadar samimiyetle iman edenler dışında artık kimse Allah adına yapılan daveti kabul edip iman etmeyecek. Artık onların yaptıkları çirkin davranışlardan dolayı üzülme! Ve asla umutsuzluğa, karamsarlığa kapılma

37. Bizim gözetimimiz altında ve vahyederek öğrettiğimiz doğrultuda sizi büyük tufanda boğulmaktan kurtaracak gemiyi sana tarif ettiğimiz şekilde yapmaya başla. Sakın davetine sırt dönüp de zulmedenlerin bağışlanmaları hakkında azabımız gelince benden istekte bulunup bana yalvarma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”

38-39

38-39 Böylece Nûh gemiyi yapmaya başladı. O bu işle uğraşırken kavminin ileri gelenleri, ne zaman O’nun yanından geçseler, Nûh ile alay ediyorlardı. Nûh da onlara “Siz alay edip eğlenin bakalım, hiç şüpheniz olmasın ki yakında alay edilecek duruma düşecek olanlar sizlersiniz ve bu dünyada başınıza gelecek olan alçaltıcı azabın yanında, bir de âhirette kalıcı cehennem azabına mahkûm olacaksınız.” diyordu.

38. Böylece Nûh o gemiyi yapmaya başladı. O bu işle uğraşırken kavminin ileri gelenleri ne zaman Nûh’un yanından geçse: Bizimki, peygamberliği bırakmış, şimdi de marangozluğa başlamış diye kendisiyle alay ediyorlardı. Nuh da onlara dedi ki: ” Siz bizimle alay edip eğlenin bakalım, ama bir gün gelecek biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz. Hiç şüpheniz olmasın ki yakında alay etmenin ne demek olduğunu görüp alay edilecek duruma düşecek olanlar sizlersiniz

39. O zaman bekleyin, dünya hayatında alçaltıcı azabın kime geleceğini, ahirette de sonsuz cehennem azabının kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.”

40

40 Nihayet Azap Günü gelince de hükmümüz gereği yeryüzündeki ve yer altındaki sular taşkınlar halinde kaynayıp, coşmaya başlayınca Nûh’a “Çevredeki canlılardan birer çift ve ailenden de davete iman edenleri gemiye al.” diye vahyettik. Zaten Nûh ile birlikte iman edenlerin sayısı oldukça az idi.

40. Sonuçta tufan emrimiz gelip hükmümüz gereği gökten yağmurlar boşanmaya, yeryüzünden de sular taşkınlar halinde kaynayıp coşmaya ve yükselmeye başlayınca Nûh’a: “ Çevrende erkeği ve dişisi olan canlıların her birinden birer çift yanına al. Hanımın ve oğlun gibi boğulacağına dair haklarında önceden hüküm verdiklerimiz dışındaki aile fertlerini ve davete iman edenleri de gemiye bindir” diye vahyettik. Zaten onunla beraber iman eden ve gemiye binenlerin sayısı çok azdı.

41

41 Nûh onlara dedi ki: “Haydi Allah’ın adını anarak (Bismillah diyerek) gemiye binin, bu geminin yüzmesi de durması da O’nun yasaları ve iradesine bağlıdır. Şüphesiz Rabbim mü’minlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.”

41. Nûh gemiye bineceklere dedi ki: “ Dev dalgalar arasında bu gemi nasıl yüzer” diye endişelenip, korkuya kapılmayın. Haydi Allah’ın adını anıp Bismillah diyerek gemiye binin. Onun denizde yüzmesi de karada uygun bir yerde durması da Allah’ın izni ve iradesine bağlıdır. Yoksa Allah’ın yardımı ve yasaları olmadan, hangi gemi bu azgın dalgalara dayanabilir? Şüphesiz Rabbim mü’minlere karşı çok bağışlayıcı şefkatli ve merhametlidir.

42-44

42-44 Gemi dağlar gibi dalgalar arasında yol almaya başladı, bir ara, müşrik olarak yaşamayı tercih eden oğlu dalgalar arasında Nûh’un gözüne ilişti, Nûh ona seslenerek, “Yavrucuğum, müşrik olmaktan tevbe edip, Allah’a yönelerek gel, sen de bizimle kurtulanlardan ol, kâfirler arasında kalma.” dedi. Fakat oğlu, “Ben bir dağa tırmanır, boğulmaktan kurtulurum.” dedi. Nûh da ona, “Bugün hiçbir müşrik ve kâfir, Allah’ın helak etme hükmünden kurtulamaz ancak mü’minler müstesna! Kurtulacak olanlar işte bunlar olacaktır.” diye oğluna seslendi, derken aralarına büyük bir dalga girdi ve oğlu da boğulmaktan kurtulamadı. Onların tamamı helak edilince de Allah, “Ey yer suyunu yut, ey gök sen de suyunu tut.” diye emretti bunun üzerine sular çekildi. Allah’ın hükmü gereği gemi de Cudi dağına oturtuldu. Gemiden inenler de “Şirkinden dönmeyerek helak edilmeyi hak edenlere yazıklar olsun.” dediler.

42. Gemi dağlar gibi dalgaların arasında Allah’ın izniyle yol almaya başladı. Bir ara, müşrik olarak yaşamayı tercih eden oğlu dalgalar arasında Nûh’un gözüne ilişti, Nuh gemiden biraz uzakta bulunan ve gemiye binmesini çok arzuladığı oğluna son bir ümitle seslenerek: “Ey Yavrucuğum! müşrik olmaktan tevbe edip Allah’a yönelerek gel sen de bizimle birlikte gemiye bin ve kurtulanlardan ol, ne olur kâfirlerle beraber olma” diye seslendi.

43. Fakat oğlu; Allah’a sığınmak yerine: ” Ben kendi başımın çaresine bakabilirim. Beni suda boğulmaktan koruyacak bir dağa tırmanıp sığınırım ve kurtulurum ” dedi. Nuh da ona: “Bugün peygamber ailesinden bile olsa kendilerine Allah’ın rahmet ettiği mü’minler dışında, Allah’ın helak etme emrinden kurtulacak hiçbir müşrik ve kâfir yoktur” dedi. Bu sırada baba ile oğlun aralarına büyük bir dalga girdi ve oğlu da boğulanlardan oldu.

44. Onların tamamı helak edilince de Allah: “Ey yeryüzü, suyunu çek ve yut. Ey gök sen de suyunu tut!” diye emretti. Böylece sular çekildi, iş bitirildi, Allah’ın hükmü gereği gemi, Cizre yakınlarındaki Cudi dağı üzerinde karaya oturtuldu. Gemiden inenler de: “ Şirkinden dönmeyerek helak edilmeyi hak edenlere yazıklar olsun. Helâki hak eden zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dediler.

45-46

45-46 Tufanın ardından Nûh da “Rabbim! Oğlum da ailemden biriydi. Onun da kurtulanlardan olmasını isterdim ama mümkün olmadı. Sen hüküm verenlerin en adili, hâkimler hâkimisin.” dedi. Allah bunun üzerine Nûh’a şöyle vahyetti: “O, kesinlikle senin ailenden sayılmaz. O, müşriklerin ailesinden olmayı seçti, bu sebepten sen de hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın, iç yüzünü, aslını bilmediğin bir şey hakkında Benden istekte bulunma! Böyle yaparsan cahillerden olursun, onlardan bir farkın kalmaz.”

45. Tufanın ardından evlat acısıyla yüreği yanan Nuh Rabbine yalvararak seslendi ve: “Ey Rabbim! Oğlum ne kadar isyankâr da olsa benim ailemdendir. Onun da kurtulanlardan olmasını isterdim ama mümkün olmadı ve senin mü’min olarak aileme dahil olanları kurtaracağına dair vaadin elbette haktır ve mutlaka gerçekleşecektir. Ben zannettim ki, Senin bu vaadin benim oğlumu da içine alıyor ve o da gemiye binip kurtulacak. Demek ki öyle değilmiş. Bana bir umut ışığı, bir teselli yok mu ya Rab. Elbette sen hükmedenlerin en adil hükmedenisin” Dünyada olmadı bari ahirette onu kurtar, iman edenler arasında dirilmeyi nasip eyle dedi.

46. Allah bunun üzerine Nûh’a şöyle vahyetti: “Ey Nuh, her ne kadar öz oğlun da olsa inkârcılarla birlikte olmayı tercih ettiği için kesinlikle ailenden sayılmaz. İman edenlerden, kurtarılacaklardan değildir. O devamlı sâlih olmayan kötü ameller işleyen biri ve müşriklerin ailesinden olmayı seçti. Üzüntü hali ile zahiri bilgine dayanarak söylediklerinde, kötü bir niyetinin olmadığını biliyorum, bütün inkârcılara ne yapılacaksa, senin oğluna da o yapılacak. Çocuğuna duyduğun babalık şefkati, zalimlere verilecek ceza konusunda seni adaletsizliğe sürüklemesin. O halde, hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın iç yüzünü, aslını bilmediğin bir konuda benden bir şey isteme. Zira bu, senin gibi vahyin eğitiminden geçmiş birine hiç yakışmaz. Vahyin terbiyesinden geçmiş bir Peygamber olarak bu konuda ısrar etme. Ben sana, bilgiden uzak, tutarsız davranan cahillerden olmamanı tavsiye edip, evladın diye zalim ve kâfirlere sahip çıkmayasın diye seni uyarıyorum.” dedi.  

47

47 Nûh, derhal hatasını anlayıp, “Rabbim, bilgisine sahip olmadığım, aslını, esasını bilmediğim bir şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Şayet beni bu sebepten bağışlamaz, bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayıp kaybedenlerden olurum.” diye niyazda bulundu.

47. Nûh derhal hatasını anlayıp: “Ey Rabbim! Hakkında kesin bilgi ve yetki sahibi olmadığım bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Bana bildirmen üzere artık hakikati öğrendim. Rabbim biliyorsun ki kötü bir niyetim yoktu, senin affına, senin merhametine sığınırım. Ne olur beni affet. Eğer sen bu sebepten beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen dünyada da âhirette de hüsrana uğrayıp kaybedenlerden olurum.” dedi. Nûh, Allah’ın takdirine razı oldu. Gemideki yolculuk günlerce sürdü.

48

48 Ardından da Nûh’a şöyle vahyettik: “Ey Nûh! Sen ve seninle birlikte gemiden esenlik ve güvenlik içinde inen mü’minlere ve onların neslinden gelecek olan mü’minlere hayırlar, bereketler ihsan edeceğiz. Davetten yüz çevirip nankörlük edenleri ise bir süre nimetlerimizle geçindirir, sonra da can yakıcı azaba mahkûm ederiz.”

48. Ardından da Nûh’a şöyle vahyettik “Ey Nuh! İnsanlığın ikinci atası olarak yeni bir hayata başlamak için gemiden esenlik ve güvenlik içinde in. Sana ve seninle birlikte olanlara ve onların neslinden gelecek olan mü’minlere bizden esenlik, selâmet bolluk ve bereketler ihsan edeceğiz. Ancak sizden sonra davetten yüz çevirip nankörlük eden öyle ümmetler de olacak ki, onları bu dünyada kısa bir süre nimetlerimizden yararlandıracağız. Sonra geçmişte olduğu gibi kendilerine bizden acıklı bir azap dokunacaktır. Böylece, iyilerle kötüler arasındaki mücâdele, kıyâmete kadar sürüp gidecek. ” denildi.

49

49 Ey Muhammed! Ne sen ne de kavmin Nûh’un bu kıssasını daha önce bilmiyordunuz, bunlar Bizim sana vahiy yoluyla ulaştırdığımız bilgilerdir, sen de Nûh gibi sabırla davetine devam et ve unutma ki sonunda kazanacak, mutlu sona ulaşacak olanlar imanında sebat edip bu uğurda gayret edenler olacaktır.

49. Ey Muhammed. Bunlar Bizim sana vahiyle bildirdiğimiz ve başka türlü asla bilemeyeceğin gayb haberlerindendir. Bu Nûh’un kıssaları daha önce ne sen ne de kavmin bu kadar net ve doğru biçimde bilmiyordunuz. O hâldeey Müslüman sen de Nûh gibi sabırla davetine devam et. Unutma ki sonunda kazanıp mutlu sona ulaşacak olanlar imanında sebat edip bu uğurda gayret eden dürüst ve erdemlitakva sahipleridir. Ve aradan yıllar geçti, yeni nesiller geldi. İsimler ve şekiller değişti, fakat değişmeyen tek şey vardı; hak ile bâtılın amansız mücâdelesi.

50-52

50-52 Biz Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. O da kavmine “Ey kavmim! Sizi yaratıp bunca nimetle donatan Allah’ın davetine yönelerek yalnız O’na kulluk edin, sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur. Allah’a nankörlük etmekten bir an önce vazgeçin. Ey kavmim! Şirk ve küfre dayalı hayat tarzınızdan tevbe edip Allah’tan bağışlanma dileyin ki, O da size gökten bol rahmet ve bereket yağdırsın, gücünüze güç katsın. Ben bu öğüt ve uyarılar karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Benim çabamın karşılığını takdir edecek olan, beni de sizi de yaratan Allah’tır. Aklınızı kullanarak O’nun davetinin önemini kavrayıp bir an önce O’na yönelmeniz gerekmez mi?” dedi

50. Ad kavmine de kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Hud’u peygamber olarak gönderdik. O da kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Sizi yaratıp bunca nimetle donatan Allah’ın davetine yönelerek yalnız Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz gerçek ilahınız yoktur. Allah’tan başka üzerinizde hâkimiyet kuracak, size otoriterlik yapacak yoktur. Putlaştırdığınız varlıklar adına yasalar uydurarak, Allah’ın yasa koyma hakkına ortaklar ediniyorsunuz. Siz O’na şirk koşup hayat programınızı O’ndan başkalarının da çizebileceğini söylemekle, Allah’a iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Allah ilahlık konusunda hiçbir varlığı kendine ortak kabul etmez.

51. Ey kavmim! Ben bu öğüt ve uyarılar karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatımın karşılığını takdir edip verecek olan, beni de sizi de yaratan Allah’tır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz? Aklınızı kullanarak O’nun davetinin önemini kavrayıp bir an önce O’na yönelmeniz gerekmez mi?”  

52. Ey kavmim! Şirk ve küfre dayalı hayat tarzınızdan tevbe edip şimdiye kadar işlediğiniz günahlarınız için Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra da bütün kalbinizle O’na yönelin ki, şu yaşadığınız kuraklık bir an önce bitip üzerinize gökten bolca yağmur ve bereket yağdırsın ve bağınızdan bahçenizden elde edeceğiniz gelirle sizin gücünüze güç katsın. Gelin bu fırsatı tepmeyin. Yeter ki, zulüm ve haksızlık edip günah işleyerek Rabb’inizin rahmetinden yüz çevirmeyin.” Allah’a nankörlük etmekten bir an önce vazgeçin.

53-57

53-57 Kavmi de dönüp Hûd’a dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize peygamber olduğunu gösteren bir mucize ile gelmedin ki, biz de sana inanıp mevcut ilahlarımızı terk edip davetine uyalım. Mucize göstermeden davetini kabul edeceğimizi bekleme, anlaşılan o ki, bizim ilahlarımızdan birisi seni çarpmış, o sebeple de ilahlarımızı terk etmemizi istiyorsun, sana başkaca bir şey de söylemek istemiyoruz.” Hûd da onlara dedi ki: “Allah şahit olsun, siz de şahitler olun ki ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz ilahlarınızdan uzağım ve asla onları kabul etmeyeceğim. İsterseniz siz bana karşı tuzağınızı kurup, elinizden geleni ardınıza koymayın. Unutmayın ki ben, benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah’a güveniyorum. Hiçbir canlı yoktur ki onu Allah yaşatıyor ve kurduğu nizamla yönetiyor olmasın. Ey kavmim! Size ne oluyor ki, gerçek bu iken Rabbinizin davetine teslim olmaktan kaçıyorsunuz? Şayet yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamından inatla yüz çevirmeye devam ederseniz, Rabbim sizin yerinize başka bir kavim getirir buna kimse de engel olamaz. Siz, davet edildiğiniz hayat tarzını reddetmekle, Allah’a zarar veremezsiniz. Rabbim her şeyi görüp gözetmektedir, doğrusu ben size ulaştırılmam istenen mesajları ulaştırmış bulunmaktayım.”

53. Bu tebliğin ardından kavminden ileri gelenler dediler ki: “Ey Hud! Sen bize peygamber olduğunu kanıtlayan ve bizi inanmaya ikna edecek türden açık bir mucize getirmedin ki. Bu durumda biz sana inanıp senin sözünle yıllardır taptığımız ilahlarımızı ve onlar sayesinde elde ettiğimiz tahtımızı, nefsimize hoş gelen hayat tarzlarımızı bırakıp davetine uyacak değiliz. Boşuna ümitlenme biz mucize göstermeden sana inanacak da değiliz.

54. Anlaşılan o ki ilahlarımızdan birisi ona dil uzattığın için seni fena çarpmış, o sebeple de ilahlarımızı terk etmemizi istiyorsun demekten başka bir şey söylemiyoruz. Hûd da onlara dedi ki: “Ben size hakkı tebliğ ettiğime dairAllah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki, Ne yaparsanız yapın ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz o sahte ilahlarınızdan sizi kendi yasalarıyla yönetenlerden uzağım. Allah’tan başka yasalarına uyarak taptığınız ilahlarınızla benim aramda hiçbir yakınlık yoktur.

55. O’ndan başka hükmüne boyun eğilen hiçbir güç, hiçbir otorite, hiçbir ilah tanımıyorum ve asla onları kabul etmeyeceğim. Haydi iddialarınızın arkasındaysanız hep birlikte toplanın ve bana karşı istediğiniz gibi tuzak kurun; sonra da elinizden geleni ardınıza koymayın.

56. Hiç kimseden korkum yok. Unutmayın ki Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki onu yaşatması, kurduğu nizamla kontrolü, otoritesi ve yönetimi Allah’ın elinde olmasın. Hepsinin kaderini tayin eden Allah’tır.  Benim Rabbim hüküm ve tasarrufunda kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Hak ve adalet konusunda dosdoğru yol üzeredir. Dolayısıyla, doğrulardan yana olanları ödüllendirecek, zalimlere de hak ettikleri cezayı verecektir.

57. Eğer doğru yoldan yüz çevirirseniz ne diyeyim? sonucuna da katlanırsınız, Artık bana gönderilen ve size bildirmem gereken her şeyi size tebliğ ettim. Ey kavmim! Size ne oluyor ki, gerçek bu iken Rabbinizin davetine teslim olmaktan kaçıyorsunuz? Bundan sonrası size kalmış. Şayet yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamından inatla yüz çevirmeye devam ederseniz, Rabbim dilerse sizi yok eder ve yerinize bu dine sahip çıkacak başka bir topluluk getirir. Buna da kimse engel olamaz. Siz, davet edildiğiniz hayat tarzını reddetmekle, Allah’a asla bir zarar da veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi görüp gözeterek koruyandır ve bütün yapılanları kaydetmektedir.

58

58 Nihayet Hûd’un kavmi helak edilmeyi hak edince Hûd ile birlikte iman edenleri, rahmet, merhamet ve şefkatimiz gereği kurtardık ve âhiretteki cehennem azabından koruduk.

58. Âd kavmi, yanlış yolda diretti. Nihayet uyarılara kulak tıkamalarının ardından zalimlere helâk, mü’minlere ise zafer emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberinde iman etmiş olanları sabırlarına karşılık tarafımızdan bir şefkat ve rahmetle kurtardık. Böylece onları âhiretteki ağır ve zorlu bir azaptan koruduk.

59

59 İşte Rablerinin davetini reddeden, O’na ve elçilerine başkaldıran, inatçı, nankör Âd kavmini de böylece helak edip köklerini kazıdık. Onlar dünyada lanetlendikleri gibi âhirette de lanetlenecek ve cehennem azabına mahkûm edilecekler.

59. İşte Hûd peygamberin uyarılarını dinlemeyen, kendilerine gösterilen mucizeleri bile bile inkâr eden bu nankör Ad halkının sonu böyle oldu, Çünkü onlar Rablerinin ayetlerini ısrarla inkâr etti. Bununla kalmayıp Hûd’a karşı gelmekle, Peygamberlik misyonunu kökten reddettiler. Böylece O’nun bütün peygamberlerine baş kaldırdılar. İlâhî prensiplere göre hükmedenlere itaati terk edip nerede hak hukuk tanımayan inatçı ve Allah’tan yüz çevirmiş zorba bir diktatör varsa onun peşinden gittiler.

60-61

60-61 Semûd kavmine de soydaşları Salih’i peygamber olarak gönderdik, Salih de kavmine, “Ey kavmim! Allah’ı layıkıyla tanıyın ve O’nun davet ettiği yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uyun ki yalnız O’na kulluk etmiş olasınız. En doğru yol budur, sizin Allah’tan başka gerçek ilahınız yoktur. Sizi topraktan yaratıp sayısız nimetler bahşederek yaşatan O’dur, bunları düşünüp şirk ve küfürden tevbe ederek Allah’a yönelin. Rabbimiz olan Allah, tevbe edip bağışlanma dileyerek davetine iman edip, imanlarının gereklerini yerine getirenlere karşı çok merhametli, şefkatli, bağışlayıcıdır ve O bize şah damarımızdan daha yakındır.”

60. Bu dünyada da kıyamet gününde de lanete uğradılar ve cehennem azabına mahkûm edilecekler. İyi bilin ki, Ad halkı Rablerini tanımayıp böyle inkâr etti. Neticede, bu inkârın bir sonucu olarak tarih sahnesinden böyle yıkıldı gitti Hûd’un kavmi Âd. Bu sonuç; inkârlarının ve yasalarımıza uymayarak yaşadıkları hayatın sonucudur. 

61. Semud halkına da kardeşleri Salih’i gönderdik. Salih de kavmine Şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a gönülden boyun eğin ve yalnızca O’na layıkıyla kulluk edin. O’nun davet ettiği yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına uyun ki yalnız O’na kulluk etmiş olasınız. En doğru yol budur Sizin O’ndan başka otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz gerçek ilahınız yoktur. O sizin atanız Âdem’i yerdeki topraktan sizi de bir damla sudan yarattı ve sayısız nimetler bahşederek size yeryüzünde ömür sürdürdü ve orayı imar etmenizi irade buyurdu. Şu hâlde bunları düşünüp şimdiye kadarki günahlarınız için O’ndan bağışlanma dileyin. Sonra da bütün kalbinizle O’na yönelerek şirk ve küfürden tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim bize şah damarımızdan daha yakındır. Tevbe edip bağışlanma dileyerek davetine iman edip, imanlarının gereklerini yerine getirenlere karşı çok merhametli, şefkatli, bağışlayıcıdır ve duaları kabul edendir.

62

62 Bunun üzerine kavmi de Salih’e dedi ki: “Ey Salih! Sen bunları söylemeden önce, kavmimiz içinde kendisine umut bağladığımız, sistemimizin üst düzey yöneticilerinden olmasını düşündüğümüz birisiydin, oysa şimdi kalkmış atalarımızdan beri içinde yaşadığımız ve yaşatmaya çalıştığımız hayat tarzımızı değiştirmemizi istiyorsun fakat biz senin peygamber olduğundan da bizi davet ettiğin nizamın doğruluğundan da emin değiliz.”

62. Bu güzel davete karşılık kavmin ileri gelenleri Salih’e dedi ki: “Ey Salih! Sen bundan önce kendisine ümit bağladığımız, parlak zekân ve dürüstlüğün sayesinde, sistemimizin üst düzey yöneticilerinden olmasını düşündüğümüz ve saygı duyulan birisiydin. Oysa sen, tek Allah’a kulluk iddiasıyla ortaya çıkarak bütün umutlarımızı suya düşürdün. Şimdi bizim atalarımızın geçmişten beri taptıklarına tapmamamızı, içinde yaşadığımız ve alışageldiğimiz hayat tarzımızı değiştirmemizi istiyorsun öyle mi? Doğrusu hem senin peygamber olduğundan hem de bizi kabul etmeye çağırdığın inanç sistemi hakkında şüphe içindeyiz, davet ettiğin nizamın doğruluğundan da emin değiliz, kuşkularımız var dediler.

63-65

63-65 Salih de onlara dedi ki: “Ey kavmim! Peki ya ben Rabbimden bir rahmet peygamberi olarak seçilmiş ve sizlere Allah’ın vahyettiği kesin bilgileri aktarmaktaysam ve siz de inatla buna karşı çıkmaya devam ederseniz, Allah’ın başınıza neler getireceğini hiç düşünmüyor musunuz? Ayrıca bana emredilen tebliğ görevimi yerine getirmez isem Allah’ın azabından beni kim koruyabilir? Elbette ki size uymak bana zarar getirir.” Ey kavmim! “Benden peygamberliğimin delilini istediğiniz mucize işte şu deve! Onu kendi haline bırakın, sakın ona zarar vermeye kalkmayın. Allah’ın arazisinde otlasın, ona zarar vermeye kalkarsanız çetin bir azapla cezalandırılırsınız.” Salih’in bu uyarısına rağmen deveyi hunharca boğazladılar, bunun üzerine Salih de onlara, “Yurdunuzda üç gün daha barındıktan sonra sizi uyardığım azaba çarptırılacaksınız ve asla kurtulamayacaksanız.” dedi.

63. Salih de onlara dedi ki: “Ey kavmim! Peki ya ben Rabbimden apaçık bir delile dayanıyorsam ve O bana kendinden bir rahmet olarak peygamberlik vermişse ve sizlere Allah’ın vahyettiği kesin bilgileri aktarmaktaysam? Siz de inatla buna karşı çıkmaya devam ederseniz, Allah’ın başınıza neler getireceğini hiç düşünmüyor musunuz? Bu durumda bana emredilen tebliğ görevimi yerine getirmeyip O’na isyan edersem, beni Allah’ın azabından kim kurtarabilir? Sizin arzu ve isteklerinize uymak bana sadece zarar ve ziyan getirir.

64. Ey kavmim! Allah’ın şu dişi devesi sizin için benim peygamber olduğumu ispat eden apaçık bir mucizedir. Allah, bu deve üzerinden sizin itaatinizi sınayacak. Onu kendi haline bırakın Allah’ın toprağında otlasın. Sakın ona herhangi bir zarar vermeyin. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar.”

65. Salih’in bu uyarısına rağmen Semûd halkından ileri gelen caniler, Allah’a itaatin sembolü olarak ortalıkta dolaşan o deveyi hunharca boğazladılar. Bunun üzerine Salih de onlara: “Yurdunuzda üç gün yaşayın bakalım, sonra sizi uyardığım azaba çarptırılacaksınız ve asla kurtulamayacaksanız. Bu söylediğim yalan çıkması asla mümkün olmayan bir tehdittir ” dedi.

66-68

66-68 Helak etmek için belirlediğimiz vakit gelince, Salih ve onunla birlikte iman edenleri rahmet, merhamet ve şefkatimiz gereği o azabın zilletinden kurtardık. Gerçek şu ki, Rabbinizin gücü dilediği her şeyi yapmaya yeter. Nankör, azgın ve inkârcı kavmi de, şiddetli bir sarsıntı ile yakalayıp korkunç çığlıklarla yerin dibine geçirdik. Böylece Semûd kavmi sanki o diyarlarda hiç yaşamamış gibi yok olup gitti, tarih sahnesinden silindiler.

66. Nihayet üç günün sonunda helak emrimiz için belirlediğimiz vakit gelince Salih’i ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle, azaptan ve o dehşet verici kıyamet gününün rezilliğinden kurtardık. Ey Resûlüm hiç şüphesiz ki senin Rabbin dilediği her şeyi yapmaya gücü yeten ve yüce olandır.

67. En büyük zulüm olan şirkte direten ve hem başkalarına hem kendilerine zulmedenleri de korkunç bir çığlık yakaladı. Şehrin altını üstüne getiren şiddetli bir sarsıntı ile hiçbir kurtuluş zaman ve imkânı bulamadan oldukları yerde cansız bir halde dizüstü çöküp kaldılar.68. Böylece Semûd kavmi sanki bir zamanlar orada bolluk içinde hiç yaşamadılar yok olup gittiler. İyi bilin ki, Semud halkı vahiy, peygamber gibi nimetlere mazhar olmasına rağmen Rablerini inkâr ettiler. Dikkat edin ve unutmayın ki Semûd kavmi de benzerleri gibi tarih sahnesinden işte böyle silinip gitti.

69-70

69-70 Lût kavminin helaki için görevlendirilen melekler de bir erkek evlat müjdesi vermek için önce İbrahim’in evine gelip “Selam” dediler. İbrahim de onlara “Selam” diyerek misafirlerine kızartılmış bir buzağı ikram etti. Fakat misafirlerin ikram edilene el sürmediklerini görünce, şüphelenip endişeye kapıldı. Durumu gören elçiler İbrahim’e, “Korkma, biz esasen Lût kavmini cezalandırmak, seni de müjdelemek için görevlendirildik.” dediler.

69. Andolsun melekler arasından seçip, birer erkek delikanlı suretinde gönderdiğimiz elçilerimiz İbrahim’e bir erkek evlat müjdesi vermek üzere İbrahim’in evine geldiler ve: “Selam sana ey İbrahim”” dediler. O da onların melek olduğundan habersiz onlara: “Selam sizlere ey Allah’ın kulları ” dedi. Gelenlerin melek olduklarını bilmediği için oyalanmadan misafirlerinin önüne, kızartılmış bir buzağı kebabı getirdi.

70. Fakat misafirlerin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce onların bu tuhaf durumlarından şüphelendi ve azap melekleri olduklarını anlayıp endişeye kapıldı. Durumu fark eden elçiler İbrahim’e: “Korkma. Biz Allah tarafından Lut kavmini cezalandırmak, seni de müjdelemek için gönderildik. Onları helâk etmeden önce de Rabbinden birtakım mesajlar iletmek üzere sana uğradık dediler.

71-73

71-73 O sırada misafirlerine hizmet için odada bulunan İbrahim’in yaşlı karısı İshak adlı bir çocuğunun olacağını ve ardından da torunları Yakub’un olacağı müjdesini duyunca şaşkınlık içinde, “Ne yani, ben yaşlı bir kocakarı, kocam da yaşlı bir piri fani olduğumuz halde çocuk mu doğuracağım, bu olacak şey mi?” dedi. Melekler de ona, “Sen Allah’ın emrine mi şaşırıyorsun?” dedikten sonra da sözlerine devamla, “Ey hane halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun! Şunu iyi bilin ki, şükredip övülmeye layık olan yalnızca Allah’tır, O’nun dilediği her şeyi yaratmaya ve yapmaya gücü yeter.” dediler.

71. O sırada misafirlerine hizmet için odada ayakta bulunan İbrahim’in yaşlı karısı Sâre, birden kendinde hayız alâmeti hissetti ve sevincinden güldü. Biz de ona İshak adlı bir çocuğunun olacağını ve ve İshak’ın ardından da torunları Ya’kūb’un olacağını müjdeledik. Bu müjdeyi Sâre ’ye verdik, zira İbrahim’in, diğer eşi Hacer’den olma İsmail adında bir oğlu zaten vardı.

72. Bu müjde üzerine hem sevinen hem de şaşıran Sâre: Vay başıma gelenlere ne yani ben böyle kocamış bir kadın, kocam da bir ihtiyar iken nasıl çocuğum olabilir? Bu gerçekten şaşırtıcı bir şey!” dedi.

73. Melekler de ona: “Allah’ın takdirine ve emrine mi şaşıyorsun? O’nun dilediği her şeyi yaratmaya ve yapmaya gücü yeter. Ey İbrahim’in kutlu ev halkı. Biz sizin için dua ediyoruz. Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun! Şüphesiz Allah övgüye ve övülmeye layık ve şanı yüce, lütfu da bol olandır” dediler.

74-76

74-76 İbrahim, bu müjdeyi aldıktan ve korkusu geçtikten sonra, Lût kavminin helak edilmemesi konusunda Bize yakarışta bulundu çünkü İbrahim çok duygusal, aşırı derecede merhametli ve ince ruhlu, kendisini Allah’a teslim etmiş birisiydi. Bunun üzerine elçi melekler İbrahim’e, “Ey İbrahim! Bu ısrarından vazgeç. Rabbimizin onlar hakkındaki hükmü kesindir, artık onları hak ettikleri bu cezadan hiç kimse kurtaramaz.” dediler

74. İbrahim’den korku gidince ve kendisine “çocuğun olacak” şeklinde müjde gelince sakinleşti ve Lut kavminin helak edilmemesi hakkında Bize yakarışta bulundu ve elçilerimizle de tartışmaya girişti. Lut kavmi üzerinden azabın kaldırılmasını veya azabın hafifletilmesini istiyordu.

75. Çünkü İbrahim çok duygusal, son derece merhametli ve yumuşak huylu, ince ruhlu ve Allah’a çok yalvaran, bütün kalbiyle de kendini Allah’a teslim etmiş biriydi. O yüzden bir tek insanın bile incinmesini istemiyordu.

76. Bunun üzerine elçi melekler İbrahim’e: Ey İbrahim! Bu ısrarından ve sapkın Lut kavmine acımaktan vazgeç. Çünkü Lût kavminin helâk edileceğine dair Rabbimizin kesin emri gelmiştir. Rabbin onlara düşünüp öğüt almaları için yeterli zamanı verdi. Ancak onlar düşünüp öğüt alacakları yerde inkârlarını, sapıklıklarını, azgınlıklarını artırdılar. Rabbinin uyarılarına aldırış etmediler. Onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan ve hak ettikleri bir azabın gelmesi artık kesindir ve onları bu cezadan hiç kimse kurtaramaz.” dediler

77-80

77-80 Elçi melekler İbrahim’in evinden ayrılıp, Lût’un evine doğru yola koyuldular, Lût’un evine geldiklerinde ise Lût onları, ahlaken çökmüş, sınır tanımayan, hiçbir değer yargısı da olmayan kavminin zararlarından koruyamayacağını düşünerek, derin bir endişeye kapıldı ne yapacağını bilemez halde yüreği daraldı ve kendi kendine, “Bugün çok zor bir gün olacak.” demeye başladı. Lût’un evine gelen insan görünümlü misafirleri görenler, hemen Lût’un evinin önünde toplanıp kapısına dayanarak, Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. Onların, misafirleri iğrenç amaçları için kendisinden istediklerini bilen Lût, kapıya çıkıp onlara dedi ki: “Ey kavmim! Beni misafirlerime karşı mahcup edip, rezil mi edeceksiniz? İçinizde hiç aklı başında kimse yok mu? Allah’tan korkup da bu iğrenç alışkanlığınızdan vazgeçin ve doğru olanı, kızlarla, dul kalmış kadınlarla evlenme yolunu seçin, böyle yaparsanız benim kızlarımla da evlenebilirsiniz.” Fakat yozlaşmış, azgınlığa, ahlaksızlığa kendilerini şartlandırmış olan halk, Lût’a şöyle dediler: “Sen de biliyorsun ki bizim kadınlarda, kızlarda gözümüz yok. Bizim ne istediğimizi biliyorsun, boşuna konuşma.” Lût çaresizlik içinde kendi kendine dedi ki: “Ah keşke sizi engelleyecek bir gücüm olsa, ya da sizden korunabileceğim bir kaleye sığınıp da bu durumla karşılaşmaktan kurtulabilseydim.”

77. Elçi meleklerimiz İbrahim’in evinden ayrılıp Lût’un evine doğru yola koyuldular. Lut peygamberin evine gelince onların melek olduğunu henüz bilmeyen Lût onları, kadınları bırakıp erkeklere yönelen ahlaken çökmüş sapık kavminin bu gençleri taciz edeceğini düşünerek derin bir endişeye kapıldı. Çünkü elçilerimiz Lut’un yanına yakışıklı birer delikanlılar olarak gelmişlerdi. Onları koruyamayacağını düşündükçe ne yapacağını bilemez halde yüreği daraldı ve kendi kendine: “Bu çetin bir gündür” dedi.

78. Lût’un evine yakışıklı delikanlıların geldiğini duyunca, erkeklere düşkün azgın ve sapkın halk da çirkin emellerini gerçekleştirmek için Lût’un evine geldiler. Lût’un kapısına dayanarak Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. Sabıkaları hiç de iyi değildi. Zaten daha önce de bu çirkin işleri yapıyorlardı. Onların, misafirleri iğrenç amaçları için kendisinden istediklerini bilen Lut, kapıya çıkıp manevî evladı olarak gördüğü kavminin evlenme çağına gelmiş genç kızlarını kast ederek onlara: “Ey kavmim! Şunlar benim kızlarım; onlar sizin için daha temizdir ve doğru olanı, kızlarla, dul kalmış kadınlarla evlenme yolunu seçmenizdir, böyle yaparsanız benim kızlarımla da evlenebilirsiniz.”. Azmettiğiniz bu çirkin işin sonuçlarını düşünüp Allah’tan korkun. Bu iğrenç alışkanlığınızdan vazgeçin ve konuklarımın yanında ahlâksızlığınızı, çirkefliğinizi ortaya koyarak beni rezil etmeyin. İçinizde bu yanlışa ‘dur’ diyecek aklı başında bir adam yok mudur?” dedi.

79. Fakat yozlaşmış, azgınlığa, ahlaksızlığa kendilerini şartlandırmış olan halk, bütün ahlaki değerleri ayaklar altına alarak, Lût’a ey Lût sen de gayet: “ İyi biliyorsun ki bizim senin manevî kızlarında gözümüz yok. Aslında sen bizim ne istediğimizi de gayet iyi bilirsin. Biz kadınlarla ilgilenmiyoruz. Boşu boşuna konuşma ” diye bağırdılar

80. Lut bu insanlık dışı manzara karşısında öylesine bunalmıştı ki çaresizlik içinde kendi kendine: “ Ah keşke sizi engelleyecek bir gücüm olsaydı, yahut sizden korunabileceğim sağlam bir kaleye sığınabilseydim de bu durumla karşılaşmasaydım ” dedi. Çünkü şehre sonradan yerleşen bir yabancı olduğu için, kendisini savunacak kabile desteğinden yoksundu. İşte, Lut Peygamber’in üzüntüsü doruk noktasına ulaşmıştı ki;

81

81 Lût’un çaresizlik içinde üzüldüğünü gören elçi melekler Lût’a dediler ki: “Ey Lût, sakın korkma! Biz, Rabbinin elçileriyiz. Bu azgın ve sapıklar seni daha fazla üzemeyecekler, sen ailenle birlikte gecenin bir vaktinde bu şehirden ayrıl, aranızdan hiç kimsenin de gözü arkada kalmasın, karına gelince o da helak olmayı hak edenlerden birisi olarak onlarla kalacak, diğerlerinin başına gelecek olan onun başına da gelecek ve sabaha karşı hak ettikleri azapla cezalandırılacaklar. Zaten vakit sabaha da yaklaşmakta.”

81. Lût’un çaresizlik içinde üzüldüğünü gören elçi melekler kimliklerini açıklayarak dediler ki: “Ey Lut sakin ol sakın korkma! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar senin ve ailenin kılına dahi kesinlikle zarar veremeyecekler ve seni daha fazla üzemeyecekler. Zaten çok yakında hepsi helâk olup gidecek. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte bu şehirden ayrılıp yola çık. Sizden karının dışında hiç kimse, ne geride bıraktığı mal ve dünyalığa ne helak olacak hemşerilerine ne de arkasına dönüp bakmasın. Ah keşke kalsaydım falan diye hiç kimsenin de gözü arkada kalmasın. Ama hanımına gelince hanımın hariç. Çünkü o da kavmin gibi sana iman etmedi ve helak olmayı hak edenlerden birisi olarak onlarla kalacak. O yüzden kavminin başına gelecek olan azap onun başına da gelecektir. Helâkleri için hak ettikleri azabın gelme vakti sabaha karşıdır. Zaten sabah vakti yakın değil mi?”

82-83

82-83 Nihayet vakit dolunca, hedefi belirlenmiş taşları o zalim ve sapık toplumun başlarına yağdırdık, yaşadıkları yerin altını üstüne getirip yok ettik.

82. Nihayet vakit dolup da Sodom şehrini helâk emrimiz gelince, korkunç bir sarsıntıyla ahlâksız sapkın ve kirlenmiş o toplumun üstünü altına çevirdik ve üzerine ateşte pişmiş, balçıktan sertleşmiş taşları o zalim ve sapık toplumun başlarına yağdırdık.

83. O taşların her biri Rabbin katında hedefi belirlenip nereye gideceği işaretlenmiş füzeler gibiydi. Ey insanlar! Kendinizi benzer bir felâketten uzak sanmayın! Bunlar bir devre has musibetler değildir. O yüzden aynısı olmasa bile, benzeri musibetler her devirde zalimlerden hiç de uzak değildir. İlahi ceza dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır!

84-86

84-86 Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. O da, “Ey kavmim! Allah’ı gereği gibi tanıyıp, yalnız O’nu ilah edinerek davetine icabet edin, ancak o zaman O’na kulluk etmiş olursunuz. Sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur, hayatı nasıl yaşamanız gerektiğini belirleme hakkı yalnız Allah’a aittir, buna bağlı olarak ahlakınızı düzeltin, eksik ölçüp tartmaktan vazgeçin. Her ne kadar refah ve bolluk içinde görünüyor olsanız da Allah’ın daveti olan hayatı yaşamaya dönmezseniz, sizi de kuşatıp yok edecek bir azapla karşılaşırsınız.” dedi. Şuayb sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Ey kavmim! Allah adına davet edildiğiniz hayat nizamından yüz çevirerek yeryüzünde fesadın, kötülüklerin yaygınlaşmasına sebep olmayın, ölçüp tartarken adaleti gözetin, insanların haklarını onlardan çalmayın. Şayet Allah’a şirk koşmakta olduğunuz hayat tarzınızdan vazgeçip, O’nun daveti nizam ile yaşamaya döner, işlerinizi O’nun sınırları içinde yaparsanız elde edeceğiniz kazanç sizin için daha hayırlı olur. Ben sizin üzerinizde bir gözetleyici, denetleyici değilim, sizi görüp gözetleyip, denetleyen Allah’tır.” dedi.

84. Adaletsizlik ve zulmün çoğaldığı Medyen’e de kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. O da diğerleri gibi dedi ki: “Ey kavmim! Allah’ı gereği gibi tanıyıp, yalnız Allah’a kulluk edin ve O’nun davetine icabet edip her emrini yerine getirin. Sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur, hayatı nasıl yaşamanız gerektiğini belirleme hakkı yalnız Allah’a aittir. Toplumda adalet ve güven duygusuna zarar vermemek için ahlakınızı düzeltin, eksik ölçüp eksik tartmayın, daima adaletli olun. Ben sizi her ne kadar helâl yoldan kazanmadığınız için refah ve bolluk içinde görüyor olsam da bu sizi aldatmasın. Zira Allah’ın davet ettiği hayatı yaşamaya dönmez ve günahlardan vazgeçmezseniz sizi çepeçevre kuşatacak ve yok edecek bir azap gününden korkuyorum.

85. Şuayb sonra da sözlerine şöyle devam etti: Ey kavmim! Allah adına davet edildiğiniz hayat nizamından yüz çevirerek yeryüzünde fesadın, kötülüklerin yaygınlaşmasına sebep olmayın. Adaleti gözeterek alırken de verirken de ölçüyü tartıyı büyük bir titizlikle ve tam bir doğrulukla yapın, asla haksızlık yapmayın. İnsanların haklarını onlardan çalmayın, eşyalarını ve mallarını eksik vermeyin. Bu haksızlığı bizzat yaparak veya yapanlara seyirci kalarak insanlara zulmetmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.

86. Şayet Allah’a şirk koşmakta olduğunuz hayat tarzınızdan vazgeçip, O’nun davet ettiği nizam ile yaşamaya inanan mü’minler iseniz, haksız kazançtan uzak durun. Bilin ki, dürüst alışveriş sonucunda, Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için çok daha hayırlıdır. Bundan öte daha ileri gidip size zor kullanamam. Çünkü ben sizin iyiliğinizi düşünerek öğüt veriyorum, yoksa başınızda bir koruyucu ve gözetleyici bekçi değilim. Sizi görüp gözetleyip, denetleyen Allah’tır dedi.

87

87 Kavmi de Şuayb’a, “Ey Şuayb! Bizim atalarımızdan miras kalan inancımızı ve hayat tarzımızı değiştirmemizi, mallarımızı istediğimiz gibi alıp satmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Hâlbuki biz seni çok hoş görülü, uyumlu, akıllı uslu biri olarak bilirdik, birden bire bunları nereden çıkardın?” dediler.

87. Onlar Şuayb’a: “Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı ilahları, onlardan miras kalan inancımızı ve hayat tarzımızı değiştirip terk etmemizi yahut mallarımızı alıp satarken istediğimiz gibi alıp satmaktan, servetimizden eksik veya fazla verme hususunda dilediğimiz sahtekarlığı yapıp dilediğimiz şekilde kullanmaktan vazgeçmemizi sana kim emrediyor? Bunlardan sana ne, hayatımıza neden karışıyorsun? Yoksa bütün bunları sana dinin mi, Hak’tan yana bir duruşun mu, yoksa dinimin direği dediğin namazın mı emrediyor? Aslında seni yufka yürekli, çok hoş görülü ve gerçekten akıllı bilirdik, birdenbire bunları nereden çıkardın? Bırak bizi dilediğimiz gibi yaşayalım” Ne var ki, bir tek Allah’a kulluğa başladıktan sonra tamamen değiştin! dediler.

88-90

88-90 Şuayb da onlara dönüp şöyle cevap verdi: “Ey kavmim! Rabbimin bana vahyettiği âyetleri sizlere tebliğ etmekle görevlendirildim. Sizi doğru olana davet ederken, buna karşı çıkmanızın hiçbir faydası olmaz. Benim amacım, görevim doğrultusunda sizleri içinde bulunduğunuz yanlışlardan, Allah’a ortak koşmaktan kurtarıp doğru olana yöneltmektir. Daveti kabul eder de, yaratılış sebebiniz olana dönerseniz kazanan siz olursunuz, ben yalnızca Allah’a güvenip yönelmekte olan bir elçiyim. Ey kavmim! Allah adına yapmakta olduğum bu çağrıya karşı bana duyduğunuz düşmanlık, sakın sizi Nûh kavminin, Hûd kavminin yahut Salih’in kavminin başlarına gelen bir azaba sürüklemesin. Üstelik helak edilen Lût kavminin yurdu, size çok da uzak sayılmaz, onların başlarına geleni de bilmektesiniz. Allah’a yönelip bağışlanma dileyin ve unutmayın ki Allah tevbe edip davetine yönelenlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.”

88. Şuayb da onlara dönüp dedi ki: “Ey kavmim! Ya ben Rabbimden bana gelen açık bir delil üzere bana vahyettiği âyetleri sizlere tebliğ etmekle görevlendirilmiş isem ve O beni kendi katından sizi doğru olana davet ve helâl kazanç gibi güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Sizden vazgeçmenizi istediğim şeylerin aksini kendim yapmak ve böylece deülkede bozgunculuk çıkarmak istemiyorum. Hele size yasak, bana ise serbest hiç demiyorum. Ben gücümün yettiği ölçüde sizleri Allah’a ortak koşmaktan kurtarıp doğru olana yöneltmek ve zulüm ve haksızlıklara bir son vererek toplumda gördüğüm yanlışları düzeltmek istiyorum. Başarılı olup olmamam da ancak Allah’ın elindedir. Daveti kabul eder de yaratılış sebebiniz olana dönerseniz kazanan siz olursunuz, Ben yalnızca O’na güvendim ve sadece O’na gönülden yönelirim.

89. Ey kavmim! Geçmişi bir hatırlayın. Allah adına yapmakta olduğum bu çağrıya karşı bana düşmanlık edip karşı gelmeniz, sakın Nuh kavminin yahut Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen felaketler gibi sizi de bir felakete sürüklemesin. Üstelik helak edilen Lut kavminin yurdu da tuttukları yol da size çok uzak sayılmaz. Onların başlarına geleni de bilmektesiniz.

90. Gelin onların sonlarından ders alın ve pişmanlık gösterip Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra küfür ve kötülükten vazgeçip tüm benliğinizle O’na yönelerek tevbe edin. Unutmayın kibenim Rabbim tevbe edip davetine yönelenlere karşı çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.”

91-93

91-93 Şuayb’ın bu söylediklerini dinleyen kavmi de ona, “Ey Şuayb! Bu söylediklerin bizi ilgilendirmiyor, üstelik sen bizim aramızda gücü, nüfuzu zayıf olan birisin. Şayet arkanda kabilen ve onların hatırı olmasaydı, seni mutlaka taşa tutup linç ederdik, tek başına bizimle de başa çıkamazdın.” dediler. Şuayb da onlara şöyle karşılık verdi. “Ey kavmim! Size göre benim kabilemin hatırı ve gücü, Allah’ın hatırı ve gücünden daha mı fazla ve önemli, bu yüzden mi Allah’ı ve O’nun davetini önemsemiyor, sırt dönüyorsunuz? Şunu iyi bilin ki Rabbim, söyleyip durduklarınızı ve yapıp ettiklerinizi görüp bilmektedir. Ey kavmim! Bana karşı elinizden geleni ardınıza koymayın. Ben de insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet etmekten geri durmayacağım, günü gelince alçaltıcı azabın kime geldiğini, kimin yalancı ve güçsüz olduğunu görecek, anlayacaksınız ben de sizinle birlikte olacakları bekleyeceğim.”

91. Şuayb’ın bu söylediklerini dinleyen kavmi de ona: “Ey Şuayb! Boşuna çeneni yorma. Zaten biz senin söylediklerinin çoğunu da anlamıyoruz, bizi de ilgilendirmiyor. Gel sabrımızı daha fazla zorlama. Bak senin aramızda ne kadar güçsüz ve nüfuzu zayıf birisi olduğunu da biliyoruz. O halde sana niye itaat edelim ki? Sana bu kadar tahammül ettiysek, tehditlerinden korktuk sanma. Şayet sana arka çıkan beş on kişilik kabilen ve onların hatırı olmasaydı, seni mutlaka öldüresiye linç edip taşlardık. Bilmelisin ki, bize karşı hiçbir değerin, hiçbir gücün ve üstünlüğün de yok, tek başına bizimle de başa çıkamazsın.” dediler

92. Şuayb da onlara şöyle karşılık verdi: “Ey kavmim! Size göre beş-on kişilik yakın çevremin hatırı ve gücü sizce Allah’ın hatırı ve gücünden daha mı fazla daha mı önemli ve üstün? Bu yüzden mi Allah’ı ve O’nun davetini önemsemiyor, O’na ve emirlerine sırt çeviriyorsunuz? Ne akılsız kimselersiniz ki; basit güçlerden endişe eder, ama Rabbinizden çekinmezsiniz! Şunu iyi bilin ki Rabbim söyleyip durduğunuz her şeyi tam olarak görüp bilmektedir ve işitmektedir.

93. Ey kavmim! Madem Allah’a isyandan ve küfrünüzden vazgeçmiyorsunuz. Haydi, hakikati susturmak için bana karşı elinizden geleni ardınıza koymayın da ne yapacaksanız var gücünüzle yapın. Ben de insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davetten geri durmayarak, elimden geldiğince Rabbimin bana vermiş olduğu tebliğ görevimi yapacağım. Ama şunu da unutmayın. Aşağılatıcı ve rezil edici azabın kime geleceğini, kimin yalancı ve güçsüz olduğunu günü gelince görüp anlayacak ve bileceksiniz. Şimdilik bekleyin bakalım; ben de sizinle birlikte olacakları bekleyeceğim.”

94-95

94-95 Derken onlara tanınan süre dolunca, Şuayb ve onunla birlikte iman edenleri rahmet ve şefkatimizle kurtardık, şirk ve küfre gömülmüş o zalim toplumu, korkunç sesle sarsıp yurtlarında helak ettik, sanki daha önce oralarda hiç yaşamamış gibi tarih sahnesinden silinip gittiler, Medyen halkı da Semûd kavmi gibi cehennemi hak ettiler

94. Nihayet onlara tanınan süre dolup helâk emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman etmiş olanları salih amel ve sabırlarına karşılık tarafımızdan bir rahmet ve şefkatimizle kurtardık. Şirk ve küfre gömülmüş zalimleri de her şeyi yıkıp yok eden korkunç bir gürültü ve çığlık yakaladı. Yurtlarında oldukları yere cansız bir hâlde diz çöküp kaldılar. Yaşamlarından sadece izleri kaldı.

95. Sanki bir zamanlar bolluk içinde orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki, Medyen halkı da Âd kavminin ve Semud kavminin silinip gittiği gibi cehennemi hak edip tarih sahnesinden yok olup gitti

96-97

96-97 Biz Musa’yı da apaçık âyetlerimiz ve mucizelerle, Firavun’a onun seçkinleri ile halkına elçi olarak gönderdik fakat onlar, peygamberin çağrısına uymak yerine, Firavun’u Rab ve ilah edinip onun şirk ve zulüm nizamına uymayı tercih ettiler.

96. Andolsun, Biz Musa’yı da apaçık ayetlerimizle ve yılana dönüşen âsâ gibi apaçık bir mucizelerle peygamber olarak gönderdik.

97. Firavun’a ve adamlarına elçi olarak gönderdik. Fakat onlar kendilerini kurtuluşa iletecek çağrıyı reddedip peygamberin çağrısına uymak yerine, Firavun’u Rab ve ilah edinip onun şirk ve zulüm yönetimine tâbi olup uydular. Oysa pekâlâ biliyorlardı ki, ilâhî iradeyi hiçe sayan Firavun’un yönetimi onları doğru yola ileten, dolayısıyla itaat edilmesi gereken bir yönetim şekli değildi. Şimdi, ey insanlar! Bu dünyada böyle zâlim yöneticilere itaat eden bir halkı ne korkunç bir akıbetin beklediğini görmek istiyorsanız, mahşer günündeki şu sahneyi ibret ve dikkatle izleyin.

98-99

98-99 Nitekim Firavun, Kıyamet Günü kendisine uyanların önüne düşüp, onları kendisi ile birlikte cehenneme götürecek, cehennem ise gidilecek en kötü yerdir. Bu dünyada lanet onların peşini bırakmadı, âhirette de bırakmayacak. İnsanın payına bundan daha kötüsü düşebilir mi?

98. Nitekim Firavun kıyamet günü kendisine uyan kavmine öncülük ederek onları sürüsünü suya götüren bir çoban misali kendisi ile birlikte cehennem ateşine götürecektir. Hepsinin sonunda varacakları yer ne kadar da fena bir yerdir.

99. Çarpıldıkları azaba ilave olarak bu dünyada helâk edecek lanetle anılmak onların peşini bırakmadı, kıyamet gününde de bırakmayacak. Onların payınadüşen lanet üstüne lanete uğramaktır ve ne kötü ikramdır, bundan daha kötüsü düşebilir mi?

100-101

100-101 Ey Muhammed! Sana bildirdiğimiz bu kıssalardaki kavimlerden geriye kalan bir kısım kalıntılar hâlâ durduğu gibi, bir kısmı da yenilmiş ekin tarlası gibi yok olup gitti. Nankörlük edip başkaldırarak helak olmayı hak edenlere Biz zulmetmedik, onlar öğüt verilip uyarılmalarına rağmen, Allah’tan başka Rabler ve ilahlar edinmeye ve onlara uymaya inatla devam ettiler. Rab ve ilah edindiklerinin onlara hiçbir yararı olmadığı gibi hüsranlarını artırıp, başlarına azap gelmesine de sebep oldular

100. Ey Muhammed! sana bu anlattıklarımız, geçmişte halkı helâk olmuş şehirlerin ibret dolu haberlerindendir. Onlardan bazılarının kalıntıları hâlâ ayakta durmakta, bazılarının ise yenilmiş ekin tarlası gibi tamamen izleri silinmiştir.

101. Biz onlara zulmetmedik ama onlar nankörlük edip başkaldırarak inkâr ve şirkte ısrar ettikleri için kendilerine zulmettiler ve helak olmayı hak ettiler. Rabbinin azap emri gelince onların Allah’tan başka yalvarıp tapmakta oldukları sözde ilahları kendilerine bir yarar sağlayamadı. Aksine uydurdukları ilahlar uğradıkları felaketi ve hüsranlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.

102-107

102-107 Senin Rabbin, müşrik ve kâfir olarak yaşamakta ısrarla direnen toplumu, hak ettiği ile cezalandırır. Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir. Bütün bu anlatılanlarda düşünüp de aklını kullananlar için ibretler vardır. Hesap Günü insanlar Allah’ın huzurunda toplanacak, dünya hayatlarını nasıl yaşadıkları gözler önünce serilecek. Belirlediğimiz O Gün gelince onu ertelemeyiz ve O Gün hiç kimse Allah’ın izni olmadan konuşamaz, sonunda ise kimileri bahtiyar, kimileri de bedbaht olarak layık olduklarına kavuşurlar. Cehennemi hak edenler bedbaht bir vaziyette layık oldukları cehennemde inim inim inleyip feryat edecekler, Rabbinin dilemesi müstesna gökler ve yer durdukça onlar da orada kalacaklar, şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır.

102. Bütün zalimlere ders olsun. Senin Rabbin, müşrikçe yaşayıp zulüm ve haksızlıkta ısrarla direten şehirleri cezalandırırsa işte böyle hak ettiği ile cezalandırır. Şüphesiz O’nun kıskıvrak yakalayıp cezalandırması gerçekten can yakıcı ve çok şiddetlidir.

103. Şüphesiz ahiret azabından korkan ve düşünüp de aklını kullananlar için bu anlatılanlarda kesin bir uyarı ve nice ibret verici dersler vardır. Hesap Günü öyle bir gündür ki bütün insanların Allah’ın huzurunda toplanacağı bir gündür. Zannediyorlar ki dünyada sürekli kalacaklar. Kimse onlara dokunamayacak.

O gün herkesin dünya hayatını nasıl yaşadığına en âdil biçimde tanık olacağı, her şeyin de apaçık ortaya serildiği bir gündür

104. Sanmayın ki, o gün gelip çatmayacak. Biz belirlediğimiz o günü sadece belli bir süreye kadar geciktiririz. Sanmayın ki, dünyanın ömrü sonsuz ve sınırsız olarak devam edip gidecek. Vaktini saatini belirlediğimiz O Gün gelince onu ertelemeyiz. Nasıl ki sizin için takdir edilen ömrün dolmasını bekliyorsak, dünya için takdir edilen ömrün de dolmasını bekliyoruz.

105. O gün gelince, Allah’ın izni olmadan hiç kimse tek bir kelime konuşamaz. Büyük mahkeme kurulur ve herkese yaptığının karşılığı verilir. Sonunda insanlar iki gruba ayrılırlar. O gün onlardan kimi cehennemlik olup bedbaht, kimi de cennetlik olup mutlu olarak layık olduklarına kavuşurlar.

106. Küfür ve zulümleri yüzünden mutsuz ve bedbaht olanlar ateştedirler. O Ateş kabarıp indikçe onların orada korkunç çığlıkları ve yaşadıkları dehşetli korku sebebiyle öyle bir nefes alıp vermeleri ve feci bir şekilde  inlemeleri vardır ki. Feryatlar ve hıçkırıklar içinde âdeta boğulurlar, buna hiçbir can dayanmaz. Keşke dünyadakiler bunu bir duysa.

107. Rabbinin diledikleri dışında âhiret âlemindeki gökler ve yer durdukça onlar, orada sürekli kalacaklar. Rabbin başka türlü dilemiş olsa, elbette böyle olmaz. Muhakkak ki Rabbin dilediğini eksiksiz yapandır. Rabbinin dilediğinin önüne kimse geçemez. Bu nedenle hiç kimse Rabbinin cehennemle cezalandırdığı birini cehennemden şefaat ederek kurtaramaz.

108

108 Cennete layık gördüklerimiz ise, Rabbinin dilemesi müstesna, gökler ve yer durdukça cennette yerleşip bitip tükenmez nimetler içinde yaşayacaklar.

108. Dünyada Allah tarafından hayırlı işlere sevk edilen ve ayetlerinde anlattığı gerçekleri anlayıp mutlu olanlar ise cennettedirler. Rabbinin diledikleri dışında, gökler ve yer durdukça onlar orada sürekli kalıcıdırlar. Rabb’in dilerse, onları daha yüce makamlara ulaştırabilir. Bu bitmez tükenmez nimet ve kesintisiz bir lütuftur.

109

109 Ey Peygamber! Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinenleri, o peşine düştüklerinin çok kötü bir akıbete sürüklediğinden hiç şüphen olmasın. Onların ataları da vaktiyle böylesi şirk ve küfürde direnmişlerdi. Biz onların da paylarına düşen cezalarını elbette eksiksiz olarak vereceğiz

109. Ey Peygamber ve ey hak yolunun yolcusu. O halde Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinen müşriklerin peşine düşüp taptıklarının batıl olduğu ve kendilerini çok kötü bir akıbete sürüklediği konusunda asla hiçbir şüphen olmasın. Onların sağlam ve geçerli delillere dayanarak inkâr yolunu seçtiklerini sanma. Zannetme ki, onların bu konuda güçlü delilleri var. Hayır, onlar daha önce Allah’tan başka güçler önünde boyun eğerek şirk ve küfürde direnen atalarının şuursuzca taptıkları gibi, insanların çıkardığı yasalara uyarak, onların inanç ve ibadetlerini körü körüne taklit ederek tapıyorlar. Şüphesiz biz onların cehennem azabından paylarına düşen cezaları neyse eksiksiz olarak vereceğiz.

110

110 Bugün insanlar nasıl ki, Kur’an ile Allah adına yapılan daveti kabul edenler ve etmeyenler olarak ikiye ayrılmakta iseler, geçmişte de Musa ile gönderdiğimiz kitabın daveti konusunda onun kavmi de ayrılığa düşmüştü. Rabbinin böylelerini cezalandırması ile ilgili önceden belirleyip yasaya da bağladığı sözü olmasaydı, bugün de müşriklerin haklarında hüküm verilmiş, işleri bitirilmiş olurdu. Çünkü bunlar da Allah’ın elçilerine ve kitaplarına karşı şüphe duyup, karşı çıkmaktalar.

110.  Biz bir zamanlar Musa’ya Tevrat’ı vermiştik. Bugün insanlar nasıl ki, Kur’an ile Allah adına yapılan daveti kabul edenler ve etmeyenler olarak ikiye ayrılmışsa, onun kavmi de kitap hakkında ve kitabın daveti konusunda ayrılığa düşmüştü. Bazıları ona inandı, bazıları inanmadı ve daha sonra kitapta değiştirmelere, tahriflere gittiler. Eğer Rabbin tarafından böylelerinin cezalandırılması ile ilgili önceden belirleyip yasaya bağladığı ve günahkârlara mühlet vererek onları yeryüzünde belli bir süre yaşatma gibi bir sözü olmasaydı, bugün de müşriklerin aralarında çoktan hüküm verilmiş işleri bitirilmiş olurdu. Fakat ilâhî hikmet, bu dünyanın bir mücâdele ve imtihân yurdu olmasını uygun gördü. Bu mühlete rağmen Mekkeli müşrikler de Allah’ın elçileri ve kitapları hakkında geçmişte olduğu gibi derin bir şüphe içindedirler ve karşı çıkmaktadırlar. Nitekim Kıyamete kadar nice inkârcılar da Kur’an hakkında benzer şüphe ve çelişkiler içinde olacaklardır.

111

111 Gerçek şu ki, Rabbiniz hakikate davetten yüz çevirenlerin her birine hak ettikleri cezayı verecektir, onların gizli ya da açık yaptıkları her şeyden haberdardır.

111. Şüphesiz Rabbin verilen mühlet bittiğinde onların tümünün yaptıklarını, davetten yüz çevirenlerin ve Kuran hakkında ihtilâfa düşenlerin hak ettikleri cezayı tam olarak verecektir. Rabbin, onların gizli ya da açık yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır.

112-113

112-113 Ey Peygamber! Sen ve seninle birlikte iman edenler, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun, yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda Allah’ın belirlediği sınırlar içinde cehdedin. Sakın Allah’a ortak koşanlara (zalimlere) yakınlık göstermeyin, imanınızdan taviz vermeyin sonra ateş size de dokunur, o zaman sizi Allah’ın azabından kimse kurtaramaz, sizin Allah’tan başka bir veliniz (yardımcınız) yoktur.

112. Ey Peygamber! İslam toplumunun önderi ve örneği olarak her emrolunduğun gibi sana nasıl davranman emredilmişse o şekilde dosdoğru ol, sağa sola sapmadan, yalpalamadan yoluna devam et; seninle birlikte iman edip küfür ve kötülükten tevbe edenler de daha önce takip ettikleri yolları bırakarak dosdoğru olsunlar. Ayrıca düşmanlarınız tahrik etse bile ölçüsüz davranışlarda bulunarak haddinizi aşıp aşırı gitmeyin.  Büyüklenip, Allah tarafından konulmuş sınırları, Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Yaratılış sebebiniz olan Allah merkezli hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda, Allah’ın belirlediği sınırlar içinde mücadele edin. Şunu da hiç unutmayın ki Allah, yaptıklarınızın hepsini hakkıyla görmektedir.

113. Güçlü de olsalar, dünyanın servetini önünüze de koysalar sakın Allah’a ortak koşan böylece de kendilerine yazık eden o zalimlere asla bel bağlayıp yakınlık göstermeyin. İmanınızdan taviz vermeyin, yoksa cehennem ateşi sizi de yakar. Şunu hiç unutmayın Sizin Allah’tan başka hiçbir veliniz, yardımcınız dostlarınız yoktur. Öyleyse kendinize başka bir dost aramayın, aksi hâlde ilâhî yardım da göremezsiniz ve Allah’ın azabından kimse kurtaramaz.

114

114 Ey mü’minler! Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir vaktinde namazı ikame edin ve şüphesiz Allah’ın rızasına uygun yapılan işler insanı kötülüklerden korur. İşte bütün bunlar öğüt ve hatırlatmadır.

114. Gündüzün öğlen ve ikindiye işaret eden iki ucunda ve gecenin gündüze yakın akşam, yatsı ve sabah gibi üç vaktinde bütün şartlarına riayet ederek namaz kıl. Şüphesiz Allah’ın rızasına uygun yapılan işler ve iyilikler hem insanı kötülüklerden korur hem de kötülükleri ve küçük günahları giderir. İşte bu ibret almak isteyenlere bir hatırlatma bir uyarı ve öğüttür.

115

115 İnsanları doğru yola davet ederken, karşılaştığın sıkıntılara karşı sebatla diren, şüphesiz Allah bu uğurda gayret edenlerin mükâfatını fazlasıyla verir

115. İnsanları doğru yola davet ederken, karşılaştığın her türlü zorluk ve sıkıntıya karşı sebatla direnip sabret. Şüphesiz Allah bu uğurda gayret ederek iyilik yapanların hakkettiği mükâfatını fazlasıyla verip asla zayi etmez. Nitekim insanlık tarihini inceleyecek olursanız, zulme karşı seslerini yükseltmedikleri için zalimlerle birlikte helâk olan nice toplumların bulunduğunu göreceksiniz.

116

116 Sizden önceki nesiller içinde kendilerini kurtardığımız çok az mü’min dışında, yaşadıkları toplumların içinde fesadın, yozlaşmanın ortadan kaldırılması için gayret eden kimse çıkmadı. Şirke batmış müşrik ve kâfir çoğunluk ise kendilerini yozlaştıran refah ve hazların peşine düşüp helak olmayı hak ettiler.

116. Sizden önceki helâk edilen nesillerden, akıl ve idrak sahibi kimselerin, kötülüğe seyirci kalmak yerine yeryüzünde ve yaşadıkları toplumların içinde insanları bozgunculuk yapmaktan engellemeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, kendilerini kurtardığımız pek az mü’min kişi böyle yaptı. Çoğunluğu oluşturan şirke batmış nefislerine ve çevrelerine zulmedenler ise kendilerine verilen nimetlerin ve refahın peşine takıldılar ve helak olmayı hak eden suçlu kimseler oldular.

117

117 Gerçek şu ki, sizin Rabbiniz, halkı doğru yola yönelmiş bir toplumu azapla helak etmez.

117. Gerçek şu ki Rabbin, halkı doğru yola yönelmiş ıslah edici hiçbir toplumu, haksızlık yapmadıkları ve insanlık dışı tarzda davranmadıkları sürece yani haksız yere asla azapla helak etmez. O hâlde, sen de ilâhî gazaba uğramak istemiyorsan, hakîkati tüm insanlığa ulaştırmak için elinden geleni yapmalısın.

118

118 Rabbin dileseydi insanların tamamını yaratılış sebepleri olan doğru yola uymaya zorla mecbur bırakır, hepsini tek bir ümmet yapardı. Fakat O her insanı hayat nizamı ve ahlakını seçmekte serbest bıraktı, sonunda varacakları yere kendi iradeleri ve gayretleri ile layık olabilsinler diye.

118. Rabbin dileseydi insanların tamamını yaratılış sebepleri olan doğru yola uymaya zorla mecbur bırakır, aynı din etrafında birleşen, aynı yolda yürüyen tek bir ümmet yapardı. Fakat o zaman da imtihan olmazdı. O her insanı sonunda varacakları yere kendi iradeleri ve gayretleri ile layık olabilsinler diye hayat nizamı ve ahlakını seçmekte serbest bıraktı, Ama onlar imtihan dünyasının bir gereği olarak sürekli uyarılıp doğru olan yol gösterilmesine rağmen haktan ayrılıp ihtilafa düşmeye devam edecekler.

119

119 Rabbiniz olan Allah, tüm insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşasınlar diye yaratıp bunca nimetlerle donattı, peygamberler ve kitaplarla da bu hayatın nasıl yaşanacağını bildirip göstermesine rağmen, insanların çoğu tercihini bu istikâmette kullanmadı. Allah’ın “Cehennemi, davetimi reddeden cinler ve insanlarla dolduracağım” vaadi hiç şüphesiz gerçekleşecektir.

119. Ancak,Rabbinin bahşettiği nîmetleri kullanarak hakîkate ulaşma yolunda çaba harcayan, böylece O’nun lütuf ve merhametini hak edenler hariç. Onlar bu ihtilafa düşmediler. Onlar Kur’an’a sımsıkı sarılır, ellerinden geldiğince yeryüzünde zulüm ve haksızlığa engel olurlar. İhtilafa düşenlerin ve düşmeyenlerin imtihanı kıyâmete kadar devam edecektir. Rabbiniz olan Allah, onları serbest bırakarak doğru veya eğri yolları kendileri özgürce bulabilmeleri ve yaratılış sebeplerine uygun yaşamaları için rahmetine nail olacak kabiliyette yarattı. Peygamberler ve kitaplarla da bu hayatın nasıl yaşanacağını bildirip göstermesine rağmen, insanların çoğu tercihini bu istikâmette kullanmadı. Rabbinin: “Andolsun ben cehennemi, davetimi ve hakîkati bile bile reddeden cinlerle ve insanlarla dolduracağım” sözü hiç şüphesiz tam olarak yerine gelecektir.

120

120 Ey Peygamber! Seni, önceki elçilerimizin kıssaları ile bilgilendirerek güçlendirip, Allah’a güvenip teslim olmanın önemini kavratıp, sonunda mü’min olanların kazanacağı bilgisi ile müjdeliyoruz, bunlar aynı zamanda aklını kullananlar için gerçek bir öğüt ve uyarıdır.

120. Ey Peygamber! Yukarıda anlatılan örneklerde görüldüğü gibi seni, önceki peygamberlerin ibret dolu kıssalarıyla bilgilendirerek kalbini pekiştirecek her haberi sana anlatıyoruz. Böylece Allah’a güvenip teslim olmanın önemini kavratıp, sonunda mü’min olanların kazanacağı bilgisi ile müjdeliyoruz, Böylece sana hakikat bilgisi ulaşırken mü’minlere öğüt ve aklını kullananlar için gerçek bir uyarı gelmiş oluyor.

121-122

121-122 Ey Peygamber! Şirkinde ve küfründe direnip de mü’minlere zulmetmek peşinde olanlara de ki: “Bize karşı elinizden geleni yapmaktan geri durmayın ve şunu da unutmayın ki, Bizler de Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Sonunda kimin kazançlı çıkacağını siz de Biz de göreceğiz.”

121. Ey Peygamber! Şirk ve küfürde direnip de peygamber kıssalarına geçmişin masalları diyerek mü’minlere zulmetmek peşinde koşan iman etmeyenlere de ki: “ Hakikati susturmak için bize karşı elinizden geleni yapın. Şunu da unutmayın ki Biz de Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda bu hakikatleri insanlığa duyurmak için tebliğ vazifesini elimizden geldiğince yapmaya devam edeceğiz

122. Zulüm ve haksızlıkta direttiğiniz takdirde, başınıza gelecek belâları bekleyin bakalım. Siz de biz de sonunda kimin kazançlı çıkacağını ve Rabbimizin hakkımızda vereceği hükmü bekliyoruz.” Çünkü biz, hakîkate yürekten inanmışız.

123

123 Göklerde ve yerde bilinen, görünen, bilinmeyen ve görünmeyen ne varsa hepsinin gerçek sahibi Allah’tır ve her şey sonunda O’na dönecektir. O halde Allah’ın davetine yönelip yalnız O’na kulluk edin, O’na güvenip yaslanın. Rabbiniz olan Allah her şeyden haberdardır.

123. Göklerde ve yerde bilinen bilinmeyen ve görünen görünmeyen ne varsa hepsi ve bütün varlıkları ve yaratılış sırları Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve hepsinin gerçek sahibi ve hâkimi Allah’tır. Yaratılan bütün varlıkların yasası Allah’ın katındadır. Yasa gereği bütün işler eninde sonunda varır O’nda biter. O neye hükmederse o olur. O halde Allah’ın davetine yönelip yalnız O’na kulluk et ve O’na güvenip yaslan.  Sadece Allah’ın yasalarına uy. Şunu hiç aklından çıkarma Rabbin yaptığınız hiçbir şeyden asla habersiz değildir ve onlara karşı kayıtsız değildir. Hiçbir şey Rabbinin bilgisi dışında olmaz. Çünkü Rabbin tüm varlıkları yaratırken bu yasa üzerine yaratmıştır.

Scroll to Top