Sure Hakkında
Ayet Sayısı
9
Mushaf (Kuran) Sırası
104
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
32
Sure Hakkında Bilgi
104
HÛMEZE SURESİ
GİRİŞ
Adı: Birinci ayetteki “hûmeze” kelimesi sureye isim olmuştur.
Nüzul zamanı: Müfessirler bu surenin Mekkî olduğunda müttefiktirler. Muhteva ve
üsluptan da, Mekke döneminin başlarında nazil olan surelerden olduğu anlaşılmaktadır.
Konu: Bu surede, cahiliye döneminde toplumun zenginlerinde bulunan bazı ahlâki
düşüklükler kötülenmiştir. Her Arab bu kötülüklerin cemiyette gerçekten varolduğunu,
herkesin bunları çirkin karşıladığını ve iyi bir gözle bakmadığını biliyordu. Bu çirkin
davranışlar zikredilerek böyle ahlâk sahiplerinin sonunun ne olacağı bildirilmiştir. Bu iki
şey, yani bir tarafta bu tip karakter, diğer tarafta onların ahiretteki akıbetleri öyle bir
üslupla ortaya konulmuştur ki, dinleyenlerin zihinlerinde bu tür karakter sahiplerinin
sonlarının bu olması gerektiği belirir. Çünkü böyle karaktere sahip olanlar dünyada ceza
çekmemekte, tersine daha da zenginleşmektedirler. Onun için bu kişilere ahiret olmalıdır
ki, bir yerde hesap versinler.
Bu sure, Zilzal suresinden buraya kadar nazil olan sureler içinde değerlendirilirse, Mekke
döneminin başlangıcında İslamî akidelerin ve ahlâkî talimatların hangi üslub ile insanların
zihinlerine yerleştirildiği kendiliğinden anlaşılabilir. Zilzal suresinde, ahirette insanın amel
defterinin önüne serileceği, dünyada yaptığı zerre kadar iyilik ve kötülüğü göreceği
bildirilmiştir.
Adiyat suresinde, o dönemde Arabistan’ın her tarafında yaygın olan kan dökmek,
haydutluk, yol kesmek ve anarşiye işaret edilerek insanların, Allah’ın verdiği güçlere ve
nimetlere karşı nankörlük yapmakta oldukları belirtilmiştir. Ayrıca herşeyin burada
bitmeyeceğine, Allah’ın sadece amelleri değil niyetleri de bildiği ve bütün hayatta ona
göre muamele edeceğine de değinilmiştir. Karia suresinde, Kıyamet manzarası ortaya
konduktan sonra insanlar, ahiretteki iyi ya da kötü sonlarının, iyilik veya kötülük yanlarının
ağır basmasına dayanacağı ile uyarılmışlardır. Tekâsur suresinde, maddeye tapan zihniyet
eleştirilmiş, insanın ölümün son nefesine kadar dünyevî fayda, lezzet, iktidar elde etmek
için uğraşıp durduğu, birbirleriyle yarıştığı ve gaflet içinde olduğu belirtilerek buna karşı
uyarılmış ve bu dünyanın, ne isterse yapacağı anlamsız bir yer olmadığı, kendisine soru
sorulmayacağını düşünmesinin yanlış olduğu açıklanmıştır. Yararlandığı nimetleri nasıl elde
ettiği, hangi yolla kazandığı ve nasıl sarfettiğinin hesabını Rabbi’ne vereceği uyarısı
tekrarlanmıştır. Asr suresinde açıkça, insanoğlunun fert, millet veya dünyadaki insanlık
olarak hüsranda bulunduğu belirtilmiş, eğer fert olarak iman ve salih amel yoksa, toplum
olarak da hakkı ve sabrı tavsiye yaygın değilse hepsinin hüsrana uğrayacağı bildirilmiştir.
Bundan hemen sonra Hümeze suresi gelmektedir. Burada cahiliyedeki reislik bir örnek
olarak insanlara sergilenmiş ve şöyle sorulmuştur: Bunların hüsranda olmaması için bir
sebeb var mı?
Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)
1. İnsanları arkadan çekiştiren, ayıp kusur arayan kaş göz hareketleri yaparak insanları küçük görüp alay eden aşağılayan her kişinin vay haline! Allah’ın kendisine bahşettiği zamanı, iftira atıp karalamak, gıybet ve dedikodu yapmakla geçirenlerin, onların şeref ve haysiyetleriyle oynayarak itibar katilliği yapanların vay haline. Yazıklar olsun her dedikoducuya ve iftiracıya. Onlar şımarıklıklarıyla, terbiyesizlikleriyle, insanların kişilikleriyle oynar. Kendileri gibi düşünenlerle birlikte olduklarında insanlarla dalga geçer. Kendilerinden başkasını beğenmezler. Kendilerini sürekli üstün görürler. Onlara göre ne yaparlarsa yapsınlar kendileri sürekli haklıdır. Ama aynı şeyler kendilerine yapılsa asla razı olmazlar. Hemen yaygara koparır, ortalığı ayağa kaldırıp kavgaya tutuşurlar.
2. Vay haline Allah’ın kendisine emanet ettiği malını ve serveti kendi malı-mülkü gibi kullanmaya kalkarak biriktiren ve onu helâl haram demeden, zekât ve infakını vermeden tekrar tekrar sayanlara. Saydıkları malda Allah hakkını unutan kendisinden bunun hesabının sorulmayacağını zanneden gafillere. Onlar mallarını yığdıkça yığar, hayır yolunda harcamazlar. Onlar için dünya yaşamı sadece mal biriktirmektir. Allah’ın onlara verdiği mallardan yoksulların, fakirlerin, ihtiyaç sahiplerinin paylarını ayırmazlar.
3. Bu tipler Malının kendisini dünyada ölümsüz kılacağını, hesabının sorulmayacağını sanır. O kimse Allah’ın lütfu ile eline geçeni, durmadan sayıp biriktirerek üzerine oturup, öleceğini hiç aklına bile getirmiyor, gerçeği düşünmek ve görmek de istemiyor. Sanırlar ki paralarıyla her değeri satın alabilecekler. Tapularının sayılarıyla, bankalardaki paralarının çokluğuyla övünürler. Ellerinde mal olduğu müddetçe hiçbir şeye ihtiyaç duymayacaklarını, uzun bir hayat yaşayacaklarını, hiç ölmeyeceklerini zannederler.
4. Hayır. Allah, insanlara dünya hayatında bahşettiklerini, kendisinin belirlediği sınırlar içinde kullanılmak üzere emaneten vermiştir. Andolsun ki gerçeğe sırtını dönüp, zamanı ve malı keyfî arzularına göre kullanan, Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp hayatı kendisi ya da kendi gibilerinin koyduğu sınırlar içinde yaşamakta direnenler, çok fena aldanıyorlar. Böylesi bir mal sevgisi kalpten sökülüp atılmazsa o ateşe, kırıp döken, silip süpüren cehenneme yani Hutame’ye atılacaktır.
5. Sen Hutame'nin ne müthiş bir ateş azabı olduğunu bilir misin? O Cehennem ne dehşetli bir yerdir. Anlatayım mı?
6. Hutame Allah'ın kâfirler ve zalimler için tutuşturulmuş ateşidir. Cehennemin zorlu bir tabakasıdır. Onun dehşetli azabı, insan aklının çok ötesinde ve üstündedir.
7. Onun acısı insanların gönüllerine yüreklere kadar işleyen korkunç bir ateştir. İnkârcıların ve münafıkların iç organlarına kadar yakıp kavuracaktır. Daha dünyada iken haklı haksız çeşitli yollarla elde ettikleri mallarını kaybetme korkusu, onları çepeçevre kuşatmıştır. Mallarını kaybetme korkusu onları yer bitirir. Onlar hutamenin yakıcılığıyla tutuşturulmuşlardır.
8. Şüphesiz O ateşin bulunduğu cehennemin kapıları onların üzerlerine bir daha açılmamak üzere kilitlenecektir.
9. Kendileri de bu karanlık ateş zindanlarında uzatılmış etrafı yüksek sütunlarda her biri o direklere çelik prangalarla bağlanmış olarak sonsuza dek azap içinde bağlı kalacaklardır. Onlar hiçbir zaman özledikleri hayata kavuşamayacaklar. Yürekleri çökerten o ateşin etrafı yüksek sütunlarla çevrilmiştir ve kapıları bunu hak edenlerin üstüne kapatılacaktır. Onların tüm özlemleri, dünyaya olan sevgileri, kaybetme korkularının çaresizlikleri, sağlam direkler, büyük sütunlar gibidir. Dünyada sevgi duydukları her şey, ateş olarak gönüllerine oturacaktır. Yeryüzünde yaşadıkları bu yangın onlara yetmeyecektir. Hesap günü, onlar en ağır cezaya çarptırılarak hutameye atılacaklardır.
1
MEAL
1. Arkadan çekiştiren, kaş göz hareketleri yaparak alay eden her kişinin vay haline!
MUSTAFA ÇEVİK
1 Allah’ın kendisine bahşettiği zamanı, başkalarını çekiştirmek, iftira atıp karalamak, küçük görüp alay etmekle geçirenlerin vay haline.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Allah’ın kendisine bahşettiği zamanı, iftira atıp karalamak, gıybet ve dedikodu yapmakla geçirenlerin, İnsanları Arkadan çekiştiren, Ayıp kusur arayan kaş göz hareketleri yaparak insanları küçük görüp alay eden aşağılayan, gizli açık dillerine dolayan, onların şeref ve haysiyetleriyle oynayarak itibar katilliği yapan her kişinin vay haline! Ki bu açık bir gururlanma, aldanış ve fesatlıktır. Yazıklar olsun her dedikoducuya ve iftiracıya. Onlar şımarıklıklarıyla, terbiyesizlikleriyle, insanların kişilikleriyle oynar. Kendileri gibi düşünenlerle birlikte olduklarında insanlarla dalga geçer. Onlar için; insanların onurları, kişilikleri önemli değildir. Rabbinin yarattığı insanı hakir görürler. Onlar fesat içindedir. Kendilerinden başkasını beğenmezler. Kendilerini sürekli üstün görürler. Onlara göre ne yaparlarsa yapsınlar kendileri sürekli haklıdır. Ama aynı şey kendilerine yapılsa asla razı olmazlar. Hemen yaygara koparır, ortalığı ayağa kaldırıp kavgaya tutuşurlar.
2-3
MEAL
2. O mal biriktirdi ve onu sayıp durdu.
3. Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır.
MUSTAFA ÇEVİK
2-3 Vay haline Allah’ın kendisine emanet ettiği malı ve serveti, kendi malı-mülkü gibi kullanmaya kalkarak, kendisinden bunun hesabının sorulmayacağını zannedene. O kimse Allah’ın lütfu ile eline geçeni, durmadan sayıp biriktirerek üzerine oturup, öleceğini hiç aklına bile getirmiyor, gerçeği düşünmek ve görmek de istemiyor.
MEAL AÇIKLAMASI
2. Vay haline O Allah’ın kendisine emanet ettiği malını ve serveti kendi malı-mülkü gibi kullanmaya kalkarak biriktiren ve onu helâl haram demeden, zekât ve infakını vermeden tekrar tekrar sayan saydıkları malda, Allah hakkını unutan, kendisinden bunun hesabının sorulmayacağını zanneden gafillere. Servet çokluğu ile avundu. Onlar mallarını yığdıkça yığar, hayır yolunda harcamazlar. Büyük bir hırsla mallarını saydıkça sayarlar. Onlar için dünya yaşamı sadece mal biriktirmektir. Mal biriktirmenin önünde hiçbir engel tanımazlar. İnsanlık değerleri onlar için hiçbir anlam ifade etmez. Onların tüm hayat kavgası ne olursa olsun mal mülk kazanmaktır. İnsanları köle gibi çalıştırırlar. Haklarını vermezler. Allah’ın onlara verdiği mallardan yoksulların, fakirlerin, ihtiyaç sahiplerinin paylarını ayırmazlar. Onların yanında biz de fakiriz, biz de yoksuluz hiçbir şeyimiz yok derler. Veya onlarla aralarına kesin bir sınır çizerler. Yoksulları ihtiyaç sahiplerini aralarında istemezler. Kendilerine de harcamazlar. Hatta öyle ki bazıları fakir fukaradan yoksullardan daha beterdir. Pintilikleri hayat felsefesi olmuştur. “Dişten tırnaktan artar!” yemez içmez paylaşmazlar.
3. Bu tipler Malının kendisini dünyada ölümsüz kılacağını, hesabının sorulmayacağını, kendini ebedileştirdiğini sanır. O kimse Allah’ın lütfu ile eline geçeni, durmadan sayıp biriktirerek üzerine oturup, öleceğini hiç aklına bile getirmiyor, gerçeği düşünmek ve görmek de istemiyor. Kendisini sonsuza kadar yaşatacağını sanıyor. İnsanlar arasındaki sevginin dostlukların anlamı olduğuna inanmazlar. Ailenin, çocukların, akrabalarının, onların yanında hiçbir değeri yoktur. Sanırlar ki paralarıyla her değeri satın alabilecekler. İnsanlığı, dostluğu, arkadaşlığı, aileyi, çocukları, akrabalıkları, hayatı parayla satın alabileceklerine inanırlar. Tapularının sayılarıyla, bankalardaki paralarının çokluğuyla övünürler. Ellerinde mal olduğu müddetçe hiçbir şeye ihtiyaç duymayacaklarını, uzun bir hayat yaşayacaklarını, hiç ölmeyeceklerini zannederler.
4
MEAL
4. Hayır. Andolsun ki o Hutame’ye atılacaktır.
MUSTAFA ÇEVİK
4 Oysa Allah, insanlara dünya hayatında bahşettiklerini, kendisinin belirlediği sınırlar içinde kullanılmak üzere emaneten vermiştir. Bu gerçeğe sırt dönüp, zamanı ve malı keyfî arzularına göre kullanan, Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp hayatı kendisi ya da kendi gibilerinin koyduğu sınırlar içinde yaşamakta direnenler, Hutame’ye atılacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
4. Hayır. Allah, insanlara dünya hayatında bahşettiklerini, kendisinin belirlediği sınırlar içinde kullanılmak üzere emaneten vermiştir. Andolsun ki gerçeğe sırtını dönüp, zamanı ve malı keyfî arzularına göre kullanan, Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp hayatı kendisi ya da kendi gibilerinin koyduğu sınırlar içinde yaşamakta direnenler, çok fena aldanıyorlar. Dünyada verilen her şeyin veriliş gayesi; Vereni, verilen her şey- den daha fazla sevdirmektir. Mal, onu veren Allah’tan daha fazla seviliyorsa, sahibi de “mal” olmuş demektir. Böylesi bir mal sevgisi kalpten sökülüp atılmazsa o ateşe, kırıp döken, silip süpüren cehenneme yani Hutame’ye, atılacaktır.
5-9
MEAL
5. Sen Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?
6. Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.
7. O yüreklere kadar işler.
8. O (ateşin kapıları) onların üzerlerine kilitlenecektir.
9. (Kendileri de) uzatılmış sütunlarda (bağlı kalacaklardır).
MUSTAFA ÇEVİK
5-9 Hutame’nin ne müthiş bir ateş azabı olduğunu bilir misin? Onun dehşetli azabı, insan aklının çok ötesinde ve üstündedir. Yürekleri çökerten o ateşin etrafı yüksek sütunlarla çevrilmiştir ve kapıları bunu hak edenlerin üstüne kapatılacaktır.
MEAL AÇIKLAMASI
5. Sen Hutame’nin ne müthiş bir ateş azabı olduğunu bilir misin? O Cehennem ne dehşetli bir yerdir. Anlatayım mı?
6. Hutame Allah’ın kâfirler ve zalimler için tutuşturulmuş ateşidir. Cehennemin zorlu bir tabakasıdır. Onun dehşetli azabı, insan aklının çok ötesinde ve üstündedir.
7. O yüreklere kadar işler. İnkârcıların ve münafıkların iç organlarına kadar yakıp kavuracaktır. O ateş insanların gönüllerine işler. Daha dünyada iken ateşin içinde yanarlar. Haklı haksız çeşitli yollarla elde ettikleri mallarını kaybetme korkusu, onları çepeçevre kuşatmıştır. Öyle ki; bütün hücrelerine bu korku işlemiştir. Onun için sürekli sayarlar. Kandırılacağı, aldatılacağı korkusu, yaşamlarının karabasanı olur. Sürekli diken üzerinde dururlar. Dünyaya karşı önü alınmaz sevgi, ölüm korkusu, mallarını kaybetme korkusu onları yer bitirir. Yaşamlarında rahat huzur kalmaz. Her an beğenmedikleri fakirler yoksullar gibi olacakları endişesiyle ne yapacaklarını bilemezler. Her an, her yerde, yaşadıkları tedirginlikle yanıp tutuşurlar. Gözlerinde sakinlik, kalplerinde sevgi, sözlerinde yumuşaklık, hareketlerinde güven yoktur. Onlar hutemenin yakıcılığıyla tutuşturulmuşlardır. Daha ölüp yanımıza gelmeden onların dünyası zindan olur. Rüyaları karabasanlarla doludur. Yataklarında huzurla uyuyamazlar. Çoğu kez karabasanlarla kan ter içinde kalırlar. Onlara uyku hapları bile yetmez!
8. Şüphesiz O ateşin bulunduğu cehennemin kapıları onların üzerlerine bir daha açılmamak üzere, kilitlenecektir. Ve mücrimler azap hapishanesine kapatılacaktır. Onları dünyada karabasanlarına kapatırız. Üzerlerine kilitler vururuz. Hiçbir doktor, hiçbir psikolog, hiçbir akıl hocası onlara çare bulamaz. Mallarını kaybetme korkusu onları tutuklar. Karanlık zindanlarına hapseder.9. Kendileri de bu karanlık ateş zindanlarında uzatılmış çözülüp kurtulması imkânsız etrafı yüksek sütunlarda her biri o direklere çelik prangalarla bağlanmış olarak sonsuza dek azap içinde bağlı kalacaklardır. Onlar hiçbir zaman özledikleri hayata kavuşamayacaklar. Yürekleri çökerten o ateşin etrafı yüksek sütunlarla çevrilmiştir ve kapıları bunu hak edenlerin üstüne kapatılacaktır. Çaresizliklerine köle olacaklar. Onların tüm özlemleri, dünyaya olan sevgileri, kaybetme korkularının çaresizlikleri, sağlam direkler, büyük sütunlar gibidir. Onlar sütunlara bağlanmışlardır. Bağlandıkları sütunlardan kurtulamazlar. Onlar susuzluktan ölmeyen ama susuzluğun acısını sürekli yaşayanlar gibidir. Onların mala düşkünlükleri, gururlarına düşkünlükleri, insanlarla alay ede geldikleri şımarıklıkları, her şeye sahip olabileceklerini sanmaları yönündeki duyguları, düşünceleri bağlandığı sütunlardır. Tutkuları acımasız kazıklar olarak hayatlarının ortasına oturur. Dünyada sevgi duydukları her şey, ateş olarak gönüllerine oturacaktır. Yeryüzünde yaşadıkları bu yangın onlara yetmeyecektir. Hesap günü, onlar en ağır cezaya çarptırılarak hutameye atılacaklardır.