Sure Hakkında
Ayet Sayısı
4
Mushaf (Kuran) Sırası
112
Nuzül (İniş) Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
22
Sure Hakkında Bilgi
112
İHLAS SURESİ
GİRİŞ
Adı: “İhlâs” bu surenin sadece ismi değil, konusudur da. Bu surede hâlis Tevhid beyan
edilmiştir. Kur’an’ın diğer surelerinde de kullanılan “ihlas” kelimesi bu sureye isim
olmuştur. Ancak bu surede “ihlâs” kelimesi kullanılmamıştır. Bu isim, surenin manası
itibariyle bu sureye verilmiştir. Bir kimse anlayarak bu sureye iman ederse, şirkten
kurtulur.
Nüzul zamanı: Bu surenin Mekkî mi, Medenî mi olduğunda ihtilâf vardır. Bu ihtilaf,
nakledilen çeşitli rivayetlerden kaynaklanır. Aşağıda bu rivayetleri zikredeceğiz:
1) İbn Mesud’dan şöyle rivayet edilmiştir. Kureyşliler Rasulullah’a şöyle sorarlardı:
“Rabbinin nesebi nedir?” Bunun üzerine bu sure nazil oldu. (Taberanî). Araplarda bir
yabancıyı tanımak istediğinde “Onun nesebi nedir?” diye sormak adetti. Çünkü onlarda bir
kimseyi tanımanın ilk şartı, nesebinin ne olduğu ve hangi kabileden geldiğinin
açıklanmasıydı. Aynı şekilde Rabbinin kim olduğunu öğrenmek için Resulullah’a da Rabbinin
nesebini sormuşlardı.
2) Ebu Ya’la, Ubey b. Ka’b’tan rivayet eder: Müşrikler, “Rabbinin nesebini söyle”
dediklerinde Allah (c.c.) bu sureyi nazil etti. (Müsned-i Ahmed, İbn Ebi Hatim, İbn Cerir,
Tirmizî, Buharî, İbnü’l Münzir, Beyhaki). Tirmizi’de Ebu Ya’la’dan bir rivayet nakledilmiş,
ancak Ubey zikredilmemiştir. Tirmizi buna karşın hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
3) Cabir b. Abdullah’tan şöyle rivayet edilmiştir. Bir Arabî (bazı rivayetlere göre halk)
Rasulullah’a şöyle sordu: “Rabbinin nesebi nedir?” Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi
inzal buyurdu. (Ebu Ya’la, İbn Cerir, İbn Münzir, Teberanî, Beyhakî, Ebu Nuaym, fi’l
Hilye)
4) İkrime, İbn Abbas’tan şöyle nakletmiştir. İçlerinde Ka’b b. Eşref ve Huyey b.
Ahtab’ın da bulunduğu Yahudilerden bir grup, Rasulullah’a gelerek şöyle sordular. “Ey
Muhammed! Seni gönderen Rab nasıldır?” Bunun üzerine bu sure nazil olmuştur. (İbn Ebi
Hatim, İbn Adiyy, Beyhakî, fi’l Esma ve’s sıfat)
Ayrıca bazı rivayetler de İbn Teymiye’nin İhlas suresi tefsirinde nakledilmiştir.
5) Enes b. Malik’den şöyle rivayet edilmiştir. Hayber’deki bazı Yahudiler Rasulullah’a
gelerek şöyle dediler: “Ey Ebu’l Kasım! Allah (c.c.) melekleri nurdan, Adem’i kokmuş
çamurdan, İblis’i ateşten, göğü dumandan ve yeryüzünü su köpüğünden yaratmıştır. Peki
Rabbinin kendi mahiyeti nedir?” Rasulullah onların bu sorusuna cevap vermedi. Bu sırada
Cebrail gelerek, “Ey Muhammed (s.a)! Onlara de ki, (kul hüvellahu ehad)…” dedi.
6) Amir b. Tufeyl Rasulullah’a şöyle sordu: “Ey Muhammed! Sen bizi neye davet
ediyorsun?” Rasulullah: “Ben sizi Allah’a davet ediyorum” buyurdu. Amir şöyle dedi: “O
zaman, O’nun keyfiyetini anlat. Altından mı, gümüşten mi. yoksa demirden mi?” Bunun
üzerine bu sure nazil olmuştur.
7) Dahhak, Katade ve Mukatil’in açıklaması şöyledir. “Ey Muhammed, Rabbinin keyfiyetini
anlat, belki iman ederiz. Allah (c.c.) kendi sıfatlarını Tevrat’ta bildirmiştir. Ama sen
neyden yapıldığını, hangi cinsten olduğunu söyle. Altından mı, bakırdan mı, yoksa pirinçten
mi? Veya demir ve gümüşten mi? O, ne yiyor, ne içiyor? Kimden veraset almış ve varisi
kim olacak.” Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi inzal buyurdu.
8) İbn Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir: Necran Hristiyanlarından bir heyet bir Papazla
birlikte Rasulullah’ın huzuruna geldi. Rasulullah’a şöyle sordular: “Rabbinin nasıl olduğunu
söyle. Hangi maddedendir?” Rasulullah şöyle buyurdu: “Benim Rabbim hiçbir şeyden
meydana gelmedi. O, herşeyden farklıdır.” Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi indirdi. Bu
rivayetlerden anlaşılıyor ki, Rasulullah’a çeşitli zamanlarda, insanları davet ettiği mabudun
mahiyet ve keyfiyeti sorulmuştur. Rasulullah her defasında Allah’ın emriyle bu cevabı
vermiştir. İlk önce Mekke’deki müşrik Kureyşliler sormuşlar ve bu sorunun cevabı olarak
ihlas suresi nazil olmuştur.
Daha sonra Medine’de Yahudiler ve Hristiyanlar, bazen de diğer Araplar sözkonusu
soruyu Rasulullah’a yöneltmişler, her defasında da onlara cevap olarak Allah (c.c.) bu
sureye işaret etmiştir. Bu rivayetlerden anlaşılan şudur ki, Rasulullah’a sözkonusu soru
yöneltildiğinde cevap olarak her defasında bu sureyi okuduğu için, bu sureye hep yeni nazil
olduğu zannıyla bakılmıştır. Onun için, bu rivayetlerin birbirine tezat olduğu gözüyle bakıp
yanılgıya düşülmemelidir. Aslında bir mesele hakkında daha önce nazil olmuş bir ayet veya
sure varsa, aynı mesele hakkında tekrar soru sorulduğunda Allah (c.c) bu sorunun cevabı
olarak ilgili sureye işaret ediyor ve Rasulullah da onu okuyordu. Muhaddisler bunu şöyle
açıklamışlardır: “Filan mesele hakkında veya filan soru üzerine bu ayet nazil olmuştur.
Buna “nüzul tekrarı” denilmiştir. Yani bir ayet veya bir sure bir defadan fazla nazil
olmuştur.
Aslında doğru görüş, bu surenin Mekkî olduğudur. Hatta surenin muhtevasından, Mekke
döneminin başlangıcında nazil olduğu anlaşılmaktadır. O zamana kadar, Allah’ın zâtı ve
sıfatları hakkında Kur’an’da herhangi bir ayet nazil olmamıştı. Resulullah’ın Allah’a
davetini dinleyenler, Rasulullah’ın ibadet ettiği Rabbin nasıl bir şey olduğunu merak
ediyorlardı. Bu surenin Mekke döneminin başında nazil olmasının delili, Mekke’de Hz.
Bilâl’in sahibi Umeyye b. Halef’in, Bilâl’i kızgın kuma yatırarak göğsüne taş koyduğunda
Bilâl’in, “ehad, ehad” diyerek Allah’ı zikretmesidir. Bu kelime ihlas suresinden alınmadır.
Konusu: Surenin nüzulü hakkında yukarıda zikredilen rivayetler gözönüne alınırsa,
Resulullah’ın Tevhide davet etmeye başladığı dönemde insanların kafasındaki ilahi
düşüncenin nasıl olduğu anlışılır. Putperest müşriklerin taptığı ağaçtan, taştan, altından,
gümüşten vb. çeşitli ilahlar şekil, suret ve cisim sahibi idiler. Tanrı ve tanrıçalarında
üreme vardı. Hiç bir tanrıça kocasız değildi. Hiçbir tanrı da karısız değildi. Onların sözde
yemeye, içmeye de ihtiyaçları vardı. Onlara tapanlar bu nedenle tanrılarına yeme, içme
imkânı sağlıyorlardı. Müşriklerin büyük bir bölümü, Allah’ın insan şeklinde insanların
arasına geleceğine de kail idiler. Bazıları O’nun temsilcisi durumundaydılar. Hristiyanlar,
bir Allah’a inandıklarını iddia etseler de inandıkları tanrının en azından bir oğlu vardı. Oğlu
ile baba arasında Ruhu’l Kudüs’ün de önemli bir yeri vardı; hatta tanrının anası ve
kaynanası da vardı. Yahudilerin de bir Allah’a inandıklarını iddia etmeleri boşunadır. Çünkü
inandıkları ilah, maddi cismanilikten ve insani sıfatlardan uzak değildi. Mesela yürürdü.
İnsani şekilde gelirdi. Kendi kulları ile güreş de yapardı. En az bir adet oğul’un (Uzeyr)
babasıydı. Bu dini grubun dışında mecusiler ateşe taparlardı.
Sabiiler de yıldızlara taparlardı. Bu şartlarda, Rasulullah insanları “vahdehu la şerikeleh”e
inanmaya çağırınca, doğal olarak zihinlerine, bütün mabudların terkedilerek bir olduğuna
inanılacak Rabbin nasıl bir şey olduğu sorusu gelmişti. Kur’an-ı Mecid’in icazıdır ki, onların
bu sorularına karşı birkaç kelime ile Allah’ın zatı hakkında öyle bir tasavvur verilmiştir ki,
bütün müşrik düşüncelerin kökü kazınmıştır. Mahlukatın sıfatlarından hiçbir sıfatın O’nun
zâtına karışmasına bir mahal bırakılmamıştır.
Surenin Fazileti ve önemi: Bu sure, Rasulullah’ın indinde çok yüce bir yere sahipti.
Rasulullah, çeşitli yollarla bu surenin önemini müslümanlara idrak ettirmek için uğraşmıştır
ki müslümanlar bu sureyi okusunlar ve halka yaysınlar. Bu sure, insanın zihnine hemen
yerleşen İslam’ın birinci temel akidesini (Tevhid akidesi) beyan etmiştir. Hadislerde de
pek çok rivayette Rasulullah’tan, bu surenin Kur’an’ın üçte birine eşit olduğu mervidir.
Buharî, Müslim, Ebu Davud, Neseî, Tirmizî, İbn Mace, Müsned-i Ahmed, Taberanî vs. de bu
konu hakkında müteaddit hadis, Ebu Said Hudrî, Ebu Hureyre, Ebu Eyyub el-Ensarî, Ebu
Derda, Muaz b. Cebel, Cabir b. Abdullah, Ubey b. Ka’b, Ümmü Gülsüm b. Numan, Enes b.
Malik ve Ebu Mesud’dan (r.a) menkuldür. Müfessirler, Rasulullah’ın bu buyruğu hakkında
pek çok açıklama yapmışlardır. Buna göre en doğru izah, Kur’an-ı Kerim’ın açıkladığı dinin
üç temel esasa dayandığıdır. Birincisi tevhid, ikincisi risalet ve üçüncüsü ahirettir. Bu
surede halis tevhid beyan edildiği için, Rasulullah bu surenin Kur’an’ın üçte birine eşit
olduğunu beyan etmiştir.
Buharî, Müslim ve başka Hadis kitaplarında Hz. Aişe’den nakledilen bir rivayete göre,
Rasulullah bir grubu sefer için göndermişti. İçlerinden bir şahıs kıldırdığı bütün namazları
İhlas suresi ile bitiriyordu. Geri döndüklerinde gruptakiler bunu Resulullah’a anlattılar.
Rasulullah, niçin böyle yaptığını ona sormalarını istedi. Ona sorulduğunda şöyle cevap verdi:
“Ben surede Rahman’ın sıfatları zikredildiğinden bu sureyi çok seviyorum” deyince Allah’ın
Rasulü (s.a): “O’na deyin ki, Allah da O’nu seviyor” diye buyurdu.
Buna benzer bir olay, Buharî’de Enes’ten mervidir. O şöyle demiştir: Ensardan bir sahabe
Kuba mescidinde namaz kıldırdı. Her rekatta önce İhlas suresini okur, daha sonra başka
bir sureyi ilave ederdi. Sahabe ona itiraz ederek: “Niçin böyle yapıyorsun? Sadece İhlas
suresi yetmiyor mu ki yanında başka sure de okuyorsun? Bu doğru değil. Ya bu sureyi oku,
ya da başka bir şey” dediler. O, şöyle cevap verdi: “O sureyi okumayı bırakamam.
İsterseniz benim yerime bir başkası namaz kıldırsın.” Cemaat, O’nun yerine başkasını
imam yapmak istemiyordu. Böylece mesele Rasulullah’a getirildi. Rasulullah ona şöyle
sordu: “Arkadaşlarının söylediğini kabul etmene engel olan nedir? Her rekatta bu sureyi
okumanın sebebi nedir?”. O şöyle cevap verdi: “Bu sureyi çok seviyorum.” Rasulullah: “Bu
sureye olan muhabbetin seni cennete dahil etti” dedi.
1
1. Ey Resulüm, Ey Müslüman! “Sana Rabbin hakkında soru soranlara ve Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu bize açıkla” diyenlere, Hak dinin temeli olan tevhid inancını tüm insanlığa bildirmek üzere De ki: “O Allah’tır ve ikincisi düşünülemeyen tektir. Eşi, dengi, benzeri, ortağı, yardım edicisi, ihtiyaç hissettiği, öncesi, ölmesi, acizliği, eksikliği, bilgi yetersizliği ve beceriksizliği asla bulunmayan, bütün kâinatı yaratan tek ve gerçek İlahtır. Kâinatın her zerresinde sonsuz ilim, kudret ve merhametini görüp durduğunuz, bu yüzden varlığını öteden beri zaten bildiğiniz, fakat sıfatları konusunda her zaman yanılgıya düştüğünüz O Yüce Yaratıcı; eşi-benzeri ve ortağı olmayan, olması da düşünülemeyen Allah tek rab ve ilâhtır. Muhakkak ki yeryüzünün gökyüzünün sahibi bütün varlıkları yaratanın adı Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Bunlar size gönderilen vahiyle bildirilmiştir.
2. Allah kendisi hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, var olan her şeyin kendisine muhtaç olduğu Samed’dir. Yarattıklarının ihtiyaçlarını karşılayan, onları koruması altına alan Allah, hiç kimseye muhtaç değildir. Fakat yarattıklarının hepsi O’na muhtaçtır. Tüm canlıları besleyen, terbiye eden, yöneten ve yönlendiren, Kendisine “Kul olmaya” lâyık tek varlık O’dur. Bazı kendini beğenmiş bilgisizler; bak Allah yok diyorum başıma bir şey geliyor mu diye ukalaca kibirlice konuşurlar. Bilmezler ki Allah katında her hesabın bir zamanı vardır. Akıl edip şu soruyu kendilerine sormazlar. Allah yalan söylemeyin, iftira atmayın, dedikodu, gıybet yapmayın, insanların haklarına dokunmayın, insanlara zulmetmeyin, haram işlemeyin, elinizdeki imkânları insanlarla sevgiyle saygıyla paylaşın derken kendisi için mi istiyor, yoksa insana insanlığı mı öğretiyor, insanlığı mı yaşatıyor?” İnsan insanlığa muhtaçtır. Ama insan şeytana uyup ilahlık taslar. Ey insan! Bil ki muhtaç olan sensin.
3. O, asla ve hâşâ çocuk Doğurmamıştır, hiçbir çocuğu yoktur ve bir anadan doğmamıştır doğurulmamıştır. Ne oğlu vardır ne de kızı. Allah böyle eksiklik ve acizliklerden uzaktır. O’nun başlangıcı ve sonu yoktur. Aklını kullanmaktan yoksun cahil insanlar, kendileri gibi yaratılmış olan içlerinden bazılarını Allah’ın oğlu diye kutsamaya çalışır. Geçmişte kendilerini tanrının oğlu gören, tanrıyla akrabalık iddia edenler olmuştur. Hatta bazıları kendilerinin Allah ile bütünlük içinde olduğunu iddia ederek tanrılık iddia etmiştir. Benim vücudum Allah’ın vücuduyla bir demiştir. Allah onların dediklerinden uzaktır. O, bu ve benzeri bütün beşerî özelliklerden münezzehtir. Siz Allah’ın hangi bilgisine sahip oldunuz ki ileri geri konuşuyorsunuz? Andolsun ki sizlerin Allah hakkında ileri geri konuşmanız sadece yalandan ibarettir.
4. İşte bu yüzden Hiçbir şey hiçbir kimse ve hiçbir şekilde O’nun dengi değildir, eşi olmadığı gibi, bir benzeri ve dengi de yoktur ve zaten olması da imkânsızdır. O hiçbir şeye benzetilemez. Emrine itaat edilecek, hükmüne boyun eğilecek tek otorite O’dur. Allah size vahiyleriyle gerçekleri bildirir. İnsanların vahiylere göre düşünmeleri inanmaları yeterlidir. Ey insanlar! Gerçek bir inanca ulaşmak istiyorsanız Kur’an’la bildirilen gerçekler üzerine iman edin ki kurtuluşa ulaşabilesiniz.
1
MEAL
1. De ki: “O Allah tektir.
MUSTAFA ÇEVİK
1 De ki: O, Allah’tır, tektir.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Ey Resulüm, Ey Müslüman! “Sana Rabbin hakkında soru soranlara ve Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu bize açıkla” diyenlere, Hak dinin temeli olan tevhid inancını tüm insanlığa bildirmek üzere De ki: “O Allah’tır ve ikincisi düşünülemeyen tektir. Eşi, dengi, benzeri, ortağı, yardım edicisi, ihtiyaç hissettiği, öncesi, ölmesi, acizliği, eksikliği, bilgi yetersizliği ve beceriksizliği asla bulunmayan, bütün kâinatı yaratan tek ve gerçek İlahtır. Kâinatın her zerresinde sonsuz ilim, kudret ve merhametini görüp durduğunuz, bu yüzden varlığını öteden beri zaten bildiğiniz, fakat sıfatları konusunda her zaman yanılgıya düştüğünüz O Yüce Yaratıcı; eşi-benzeri ve ortağı olmayan, olması da düşünülemeyen Allah tek rab ve ilâhtır. Muhakkak ki yeryüzünün gökyüzünün sahibi bütün varlıkları yaratanın adı Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Bunlar size gönderilen vahiyle bildirilmiştir.
2
MEAL
2. Allah Samed’dir.
MUSTAFA ÇEVİK
2 Yarattıklarının ihtiyaçlarını karşılayan, onları koruması altına alan Allah, hiç kimseye muhtaç değildir. Fakat yarattıklarının hepsi O’na muhtaçtır.
MEAL AÇIKLAMASI
2. Allah kendisi hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, var olan her şeyin kendisine muhtaç olan Samed’dir. Yarattıklarının ihtiyaçlarını karşılayan, onları koruması altına alan Allah, hiç kimseye muhtaç değildir. Fakat yarattıklarının hepsi O’na muhtaçtır. Tüm canlıları besleyen, terbiye eden, yöneten ve yönlendiren, Kendisine “Kul olmaya” lâyık tek varlık O’dur. Bazı kendini beğenmiş bilgisizler; bak Allah yok diyorum başıma bir şey geliyor mu diye ukalaca kibirlice konuşurlar. Bilmezler ki Allah katında her hesabın bir zamanı vardır. Akıl edip şu soruyu kendilerine sormazlar. Allah yalan söylemeyin, iftira atmayın, dedikodu, gıybet yapmayın, insanların haklarına dokunmayın, insanlara zulmetmeyin, haram işlemeyin, elinizdeki imkânları insanlarla sevgiyle saygıyla paylaşın derken kendisi için mi istiyor, yoksa insana insanlığı mı öğretiyor, insanlığı mı yaşatıyor?” İnsan insanlığa muhtaçtır. Ama insan şeytana uyup ilahlık taslar. Ey insan! Bil ki muhtaç olan sensin. İyi anla! Allah sen var dediğin için var değildir.
3-4
MEAL
3. Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
4. Hiç bir şey O’nun dengi değildir.
MUSTAFA ÇEVİK
3-4 Allah doğmamıştır ve doğurmamıştır. O’nun eşi olmadığı gibi, bir benzeri ve dengi de yoktur.
MEAL AÇIKLAMASI
3. O, asla ve hâşâ çocuk Doğurmamıştır, hiçbir çocuğu yoktur ve bir anadan doğmamıştır doğurulmamıştır. Ne oğlu vardır ne de kızı. Allah böyle eksiklik ve acizliklerden uzaktır. O’nun başlangıcı ve sonu yoktur. Aklını kullanmaktan yoksun cahil insanlar, kendileri gibi yaratılmış olan içlerinden bazılarını Allah’ın oğlu diye kutsamaya çalışır. Geçmişte kendilerini tanrının oğlu gören, tanrıyla akrabalık iddia edenler olmuştur. Hatta bazıları kendilerinin Allah ile bütünlük içinde olduğunu iddia ederek tanrılık iddia etmiştir. Benim vücudum Allah’ın vücuduyla bir demiştir. Allah onların dediklerinden uzaktır. O, bu ve benzeri bütün beşerî özelliklerden münezzehtir. Siz Allah’ın hangi bilgisine sahip oldunuz ki ileri geri konuşuyorsunuz? Andolsun ki sizlerin Allah hakkında ileri geri konuşmanız sadece yalandan ibarettir.
4. İşte bu yüzden Hiçbir şey hiçbir kimse ve hiçbir şekilde O’nun dengi değildir, eşi olmadığı gibi, bir benzeri ve dengi de yoktur ve zaten olması da imkânsızdır. O hiçbir şeye benzetilemez. Emrine itaat edilecek, hükmüne boyun eğilecek tek otorite O’dur. Allah size vahiyleriyle gerçekleri bildirir. İnsanların vahiylere göre düşünmeleri inanmaları yeterlidir. Allah insanlardan fazlasını istemez. Fazlası onların kendi yalanlarını inanca eklemektir. Ey insanlar! Gerçek bir inanca ulaşmak istiyorsanız Kur’an’la bildirilen gerçekler üzerine iman edin ki kurtuluşa ulaşabilesiniz.