Sure Hakkında
Ayet Sayısı
111
Mushaf (Kuran) Sırası
17
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
50
Sure Hakkında Bilgi
Adı: Bu sure adını 1. ayetten alır.
Nuzül zamanı: Surenin ilk ayeti, bu surenin Miraç (Göğe yükseliş) olayı sırasında indirildiğini göstermektedir. Hadislere ve Hz. Peygamber’in (s.a) hayatını anlatan eserlere göre bu olay Hicret’ten bir yıl önce meydana gelmiştir. O halde bu sure Mekke döneminde indirilen son surelerden biridir.
Surenin Arka-planı:
Hz. Peygamber (s.a) on iki yıldan beri tevhidi tebliğ ediyor ve düşmanları da bu tebliği başarısızlığa uğratmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Fakat onların tüm çabalarına rağmen, İslâm Arabistan’ın her köşesine yayılmıştı ve onun davetinden etkilenmeyen bir kabile neredeyse yoktu. Mekke’de de gerçek müminler küçük bir toplum oluşturmuşlar ve İslâm’ı zafere ulaştırmak için her türlü tehlikeye karşı durmaya hazır bir hale gelmişlerdi. Onların yanısıra Evs ve Hazreç’in (Medine’de iki büyük ve etkili kabile) büyük bir çoğunluğu da müslüman olmuştu. Bu nedenle Hz. Peygamber’in (s.a) Mekke’den Medine’ye hicret edip orada bütün Müslümanları toplama ve İslâm ilkelerine dayalı bir devlet kurma zamanı gelmişti.
Mirac geldiğinde durum buydu ve dönüşünde Hz. Peygamber (s.a) bu surede yer alan mesajı getirdi.
Ana Fikir Ve Konular:
Bu sure, uyarı, öğüt ve buyruğun mükemmel bir bileşimidir; surede bu üç unsur da dengeli bir şekilde yer almıştır.
Mekkeli müşrikler, İsrailoğulları’nın ve diğer toplulukların kötü sonlarından ders almaları ve Allah tarafından kendilerine verilen ve bitmek üzere olan süre içinde kendilerini düzeltmeleri konusunda uyarılmaktadırlar. O halde onlar Hz. Muhammed (s.a) tarafından iletilen daveti ve Kur’an’ı kabul etmelidirler; aksi takdirde onlar helâk edilecek ve yerlerine başka bir topluluk getirilecektir. Yakın gelecekte Medine’de İslam’ın doğrudan kendilerine tebliğ edileceği İsrailoğulları da, kendilerini felakete sürükleyen deneyimlerden ders almaları konusunda uyarılmaktadırlar. “Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliğinden yararlanın, çünkü bu size verilen son fırsattır. Eğer şimdi de eskiden davrandığınız gibi davranmaya devam ederseniz, acıklı bir azapla karşılaşacaksınız.”
İnsanlığın eğitilmesine gelince, insanın başarı veya başarısızlığının, kazanç veya kaybının, tevhidi, öldükten sonra dirilmeyi ve peygamberliği iyi anlayıp anlamamasına bağlı olduğu belirtilmektedir. Buna uygun olarak Kur’an’ın Allah kitabı olduğunu ispatlayan ikna edici fikirler öne sürülmekte, kafirlerin bu gerçekler hakkındaki şüpheleri ortadan kaldırılmakta ve uygun yerlerde kafirler cahillikleri nedeniyle azarlanmakta ve uyarılmaktadırlar.
Bu bağlamda İslâmî hayat tarzının dayandırılması amaçlanan temel ahlâk ve medeniyet ilkeleri ortaya konulmaktadır. O halde bu, fiili kuruluşunun bir yıl öncesinde haber verilen İslâm Devletinin bir manifestosu niteliğindedir. Burada, bunun Hz. Muhammed’in (s.a) kendi memleketinde ve dışarıda kurmayı amaçladığı hayat tarzı oldukça açık bir biçimde ifade edilmektedir.
Bunların yanısıra Hz. Peygamber’e (s.a), çektiği sıkıntı ve zorluklara aldırmaksızın görevinde sebat etmesi ve hiçbir şekilde kafirlere taviz vermeyi aklından geçirmemesi emredilmektedir. İşkence, alay ve acılarla karşılaştıklarında bazen sabırsızlık ve dayanıksızlık belirtileri gösteren müslümanlara da bu kötü şartlara sabır ve dayanıklılıkla karşı koymaları, duygu ve arzularını kontrol etmeleri emredilmektedir. Bundan başka “Salat” (namaz) nefislerini temizlemeleri ve yüceltmeleri için bir araç olarak sunulmaktadır: “Bu, sizde, Hak yolunda savaşmaya niyet eden herkeste bulunması gereken niteliklerin oluşmasını sağlayacaktır.” Hadislerden, belirli zamanlarda kılınan beş vakit namazın ilk olarak Mi’rac’da farz kılındığını öğreniyoruz.
Açıklamalı Meal ( Tümü )
1. İlmi ve gücü sınırsız olan yüce Allah, gecenin bir vaktinde, bazı büyük mucizelerinden bir kısmını göstermek için, Muhammed kulunu Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan, çevresini bereketlendirip mübarek kıldığı Mescid-i Aksâ’ya ulaştırdı. Böylece, bugüne kadar elden ele taşınan tevhid sancağını devralan son elçi, yeryüzünde kendisini bekleyen çetin mücadeleye hazırlanmak üzere, Rabb’inin huzurunda muhteşem mucizelere şahit oldu. Ve tüm insanlığı aydınlatacak mesajlarla yeniden aranıza döndü. Şüphesiz Allah her türlü acizlikten ve noksan sıfatlardan uzaktır. Allah, kalplerden geçen her şeyi her an hakkıyla işiten ve görendir. Dilediği her şeyi de yapmaya güç yetirendir.
2. Biz, gecenin bir vaktinde Musa’ya vahiyle Tevrat adındaki Kitab’ı verdik ve: «Allah’tan başkasını hayatınıza yön verecek bir rab ve koruyucu olarak vekil edinmeyin. Allah’tan başkasının himayesine girip yasalarına uyarak onları ilah edinmeyin diyerek bu Kitab’ı İsrailoğulları için doğru yolu gösteren bir hidayet rehberi kıldık. Kitabımız onlara bütün gerçekleri anlatıyor, onlara doğru yolu gösteriyordu.
3. Ey Nuh ile birlikte gemiye bindirip taşıdığımız kimselerin soyundan gelenler ve ona ikinci atamız diyenler. Siz de zulüm ve haksızlıklardan kurtulup dünya ve âhiret saadetine ulaşmak istiyorsanız, kendinize atanız Nûh’u örnek almalısınız. Unutmayın Nuh da doğrulara çağıran ve Rabbine çok şükreden bir kul idi. Onun sabrını ve sadakatini örnek almalısınız.
4. Biz, Mûsâ’ya verdiğimiz Kitap’ta İsrailoğullarına uyarı amacıyla, ileride meydana gelecek şu olayları da anlattık: Büyük bir yükselişle ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak; haksızlığa ve ahlâksızlığa başlayacaksınız. Egemenlik kurduklarınıza haksızlık yaparak zulüm edeceksiniz. Fakat yaptığınız her bozgunculuğun ardından sizler, uyarılarımıza aldırış etmeyip davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönerek yeryüzünde iki defa fesat ve bozgunculuk çıkaracaksınız. Ve sahip olduğunuz güç ve servetle kibirlenip büyüklendikçe azgınlık yapacaksınız diye bildirdik.
5. Azgınlaşıp başkaldırmanız sebebiyle bu çıkaracağınız fesat ve bozgunlardan ilkinin cezalandırma zamanı gelince, azap için üzerinize Babil kralı olan Buhtunnasr komutasında, çok güçlü kuvvetli ve savaşçı kullarımızı gönderdik. Onlar da Kudüs’te evlerinizin aralarına kadar girip sizi yok etmek için kapı kapı aradılar, köşe bucak talan edip, yakıp yıktılar. Bu, uyarılara kulak asmayanlar için Allah’ın koyduğu yasa ve iki fesattan ilki olarak yerine getirilmesi gereken bir vaat idi. Elbette biz zalim toplulukları onlardan daha zalimleriyle yok ederiz.
6. Bu musibetten sonra aradan zaman geçti ve aklınız başınıza geldi. Tövbe edip yeniden Allah’ın kitabına sarıldınız. Kendinizi düzeltmeniz için gereken dersleri alınca da düşmanlarınıza üstün gelmenizi sağladık. Onlara karşı size tekrar galibiyet ve zafer verdik. Servet ve oğullar verip ekonomik, toplumsal, siyasi ve askerî bakımından gücünüzü arttırdık. Genç ve dinamik bir nüfusla sayınızı daha da çoğalttık ve eskisinden daha güçlü kıldık.
7. Ayrıca şu temel kuralı bir kez daha hatırlattık. Eğer başınıza gelen bunca musibetten sonra, Allah adına yapılmakta olan davete uyar ve O’nun ahlakı ile ahlaklanıp iyilik ederseniz, aslında kendinize iyilik etmiş olursunuz. Yani Allah’ın emirlerine uygun hareket ederseniz, bunun güzel sonuçlarını görürsünüz. Yok eğer biz bildiğimizi yapıp kendi nizam ve ahlakımızı kendimiz oluşturacağız diyerek, Rabbinize isyan edip başkaldırır ve kötülük ederseniz ikinci uyarının da vaktini çabuk getirip yine kendinize kötülük etmiş olursunuz. Yani O’nun emirlerine karşı gelirseniz, bu isyankarlığın da bedelini ödersiniz. Kötülüğü, iyiliğe tercih etmeniz, Allah’ın ikinci vaadine davetiye çıkarır. Nitekim siz bu uyarıyı da dikkate almadığınız için, ikinci vaadin gerçekleşme zamanı gelince, acınız yüzlerinize yansısın da yüzünüz kararsın diye, şeref ve itibarınız, düşmanlarınız tarafından ayaklar altına alındı. Daha önce Babil kralı Buhtunnasr zamanında Süleyman Mâbedi’ne yani Mescid-i Aksa’ya girdikleri gibi yine girsinler ve tüm kutsal değerlerinizi çiğneyerek ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler diye, başınıza Romalı Titus ve orduları gibi güçlü ve acımasız düşmanları musallat kıldık.
8. Ey Yahudiler! Geçmişte olanlar geçmişte kaldı. Fakat her şeye rağmen, yine de tövbe edip kurtulmak için geç kalmış sayılmazsınız. Tarihte yaşananlardan gereken dersleri çıkarıp, tevbe ederek küfür ve zulmü terk eder ve Rabbinizin davetine yönelirseniz, umulur ki Rabbiniz size merhamet eder ve rahmetiyle muamele eder. Fakat siz yine bildiğinizi yapmaya kalkıp, fesatçılığa zulüm ve bozgunculuğa dönerseniz, biz de merhamet vaadimizden vazgeçip, azap etmeye geri döneriz ve yine cezalandırırız. Şunu unutmayın ki Biz, cehennemi Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler için, olan ebedi bir zindan kılmışızdır. Kaldı ki ilahi emirlere uymayan ve peygamberleri inkâr edenlerin sonunda varacakları yer cehennemdir. Fakat bu zindandan kurtuluş yolunu da size göstermekteyiz.
9. Hiç şüphesiz ki gönderilmekte olan bu Kur’an, dileyeni ve onunla amel edenleri her konuda en güzel ve en isabetli olan dosdoğru yola iletir. Ve Kuranın gösterdiği yolda yürüyerek imanlarına yaraşır güzellikte iyi ve dürüst davranışlarda bulunup, salih ameller işleyen müminlere hem dünyada hem de ahirette büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. Kur’an’a inanır, yasalarımıza uyarak yaşarsanız mükâfatla müjdelenirsiniz.
10. Bu müjdelere kulak tıkayan ve dünya hayatında yaptıklarının karşılığını, ahirette göreceklerine inanmayanlara gelince. Onlar için de çok dehşetli bir azap hazırladığımızı haber verir ve onları uyarırız.
11. Hal böyle iken insan bazen dua ederken hayrı istediği gibi kendisi için iyi mi olur, kötü mü olur bilmeden dünyasına ve ahiretine zarar verecek kötülüğü de ister. Çünkü kafir insan pek acelecidir, çabucak karar verir. Haberi verilen azabı, “Şimdiden getir de görelim.” Diyerek, iyi bir şey ister gibi kötülükleri de ister. Bu yüzden o acıklı azâbı hiç hesaba katmadan, felâketle sonuçlanacak dileklerde bulunur. Kötülükle karşılaşacağını bildiği hâlde, kendisine hâkim olamayıp Rabb’ine isyan eder. İşte bu yüzden dünyayı ahirete tercih eder ve cenneti dünyada yaşamak ister.
12. Allah’a ortak koşan müşrikler, Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri bilmezler mi? Baksanıza, Biz, geceyi ve gündüzü birbirinden farklı yarattık. Onları kudretimizi gözler önüne seren apaçık birer alamet ve ibretli delil kıldık. Ayı, karanlığı ve yıldızları gecenin işareti, Güneş ve aydınlığı ise gündüzün işareti yaptık. Kurduğumuz nizam ve ona uygun yasa gereği her yeni günün başlangıcında, gecenin alâmeti olan karanlığı kaldırıp ayı görünmez kılıyoruz. Yerine ise gündüzün işareti olan güneşi meydana çıkartıp gündüzü aydınlık yapıyoruz. Böylece, Rabbinizin nimetlerinden payınıza düşeni arayıp çalışarak geçiminizi sağlayabilirsiniz. Ayrıca geçip giden yılların sayısını, vakitleri ve takvim hesabını bilebilirsiniz. Nasıl ki gündüzün ardından gece gelmekte ise dünya hayatının ardından âhiret hayatı onu takip etmektedir. İşte biz, bu gerçekleri anlamanız için, insanı hakikate ulaştıracak her şeyi açık açık misallerle anlattık.
13. Her insanın cennet veya cehennemle noktalanan kaderini, kendi çabasına, özgür seçimine ve kararına bıraktık. Dolayısıyla her insanın sorumluluğunu kendi omuzlarına yükledik. İnsanın yaptığı her amel, kendi nefsine aittir ve yaptıklarından dolayı da hesabını bizzat kendisi verir. Kıyamet günü, insanın karşısına dünyadayken yapmış olduğu her şeyin en ince ayrıntılarına kadar bir bir kaydedildiği sicilini, boynuna asarız ve apaçık yazılmış bir kitap olarak önüne koyarız. Herkes ne yapmışsa, hepsini o kitapta yazılmış bulacaktır.
14. O Gün size, İşte amel defteriniz! Artık başka şahide gerek yok. Tercih ve eylemlerinle yazmış olduğun amel kitabını ve sicilini oku, yaşadıklarını da seyret bakalım. Çünkü bugün kendi hesabını kendin görecek durumdasın. O gün kendi hesabı sormaya kendi nefsin yeter diyeceğiz. Huzurumuzda hayat kitabınıza karşı tek şey söyleyemez, şaşkınlıktan donup kalırsınız. Çünkü dünyada yaşadığınız hayatın her anı kitabınıza yazılmıştır.
15. Her kim Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen çabayı gösterip vahyin rehberliğinde hidayet iman ve itaat yolunu seçerse ve yasalarımıza uyarak yaşarsa, bunu ancak kendi iyiliği için yapmış olur. Kim de kötülüğü, inkârı tercih ederek bu tercihi sonucu, Allah’ın davetinden yüz çevirip doğruluktan saparsa, yasalarımıza meydan okuyarak insanların çıkardıkları yasalara göre yaşarsa, kendi zararına sapmış ve kendisine en büyük kötülüğü yapmış olur. Dolayısıyla hiçbir kimse, başkasının suçunu ve günah yükünü üslenmez ve başkasının cezasını da ortadan kaldıramaz. Evlat babanın, torun dedenin günahından sorumlu tutulamaz. Biz uyarıcı olarak insanlara varlık gayelerini hatırlatan bir peygamber veya onun mesajını taşıyan bir davetçi göndermeden, günahları sebebiyle bir topluma ya da bir kimseye azap etmeyiz. Ayetlerimizle nelerin suç olduğunu, nelerin suç olmadığını açıklar ona göre sorumlu tutarız.
16. Allah’ın âyetleri ile uyarılmalarına rağmen, bundan yüz çevirerek yaşamakta ısrar eden ve uyarılardan ders almayan bir ülkeyi, helâk etmek istediğimizde süreç şöyle işler. Helak etmeden önce o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşlarını, elçilerimiz vasıtasıyla uyarırız ve doğru yolda yaşamaya davet edip iyiliği emrederiz. Buna rağmen onlar orada azgınlıklarına devam edip kötülük işlemeye ve günahkarca yaşamaya devam ederlerse ve halk da onları desteklerse, azap o ülkeye müstahak olur. Biz de orayı zayıf bırakılan halklarını bilinçlendirerek, vakti saati geldiğinde darmadağın ederiz. Yoksul bırakılan ve hakları elinden alınan insanlar; suç işleyen zenginlerin düzenlerini başlarına geçirir.
17. Bu konuda açın tarih kitaplarını bakın. Nuh’tan sonraki nesillerden Âd, Semûd ve Lût gibi nicelerini bu sebepten helâk ettik. Tüm kullarının yaşadıklarından ve günahlarından haberdar olan ve her yaptığını gören Rabbin gibisi yoktur ve yeterlidir.
18. Her kim tarihte yaşananlardan ders almayarak âhireti gözden çıkarıp ta dünya hayatının mutluluğunu ve şan şöhret peşinde koşarak, sadece geçici olan nimetleri isterse, bunlardan istediğimiz kimseye gerek gördüğümüz kadarını dünyada hemen veririz. Fakat sonra da onu, dünyalık nimetlerle şımarıp dünyayı ahirete tercih ettiği için, kınanmış ve Allah’ın rahmetinden mahrum bırakılmış biri olarak gireceği cehenneme sokarız. Verdiğimiz zenginlikleri; insanların aleyhine kullanıyor, insanların haklarını çalıyor ve haksızlıkla zulüm yapıyorsanız cehennemle cezalandırırız. Çünkü yasamız gereği verdiğimiz zenginlikte insanların hakları vardır.
19. Kim de ahireti ve cennet hayatının güzelliklerini ister ve bir mümin olarak onu kazanmak için, Allah merkezli bir hayatı yaşamak uğrunda yasalarımıza göre gereği gibi çalışıp çaba gösterirse işte bunların gayretlerinin karşılığı tam olarak verilir. Böylesi seçkin kişiler Allah katında en güzel ödüle kavuşacaktır. Dünya için çalışanlara dünyalıkları verilirken, âhiret için çalışanlar da dünya nimetlerinden mahrum kalacak zannedilmesin.
20. Biz imtihan dünyasının bir gereği olarak bu dünyayı isteyenlere de âhiret hayatına talip olanlara da ayırım yapmayız. Herkese Rabbinin nimetlerinden ve ihsanından veririz. Çünkü Rabbinin lütfu ve nimetleri asla kullarından kısıtlanmış değildir, hepinize yeter. Fakat ahirete gelince kâfirler cennetten mahrum edilir.
21. Ey Peygamber! Bak ve üzerinde düşün. Biz dünyada insanların bir kısmını mal, mülk güç, zekâ ve kabiliyetleri bakımından, diğer bir kısmına göre daha çok verip nasıl da üstün kıldık. Fakat bu gelip geçici nîmetleri elde etme uğruna âhireti terk etmeyin. Unutmayın ki bu bir imtihandır ve üstünlük vesilesi olan şeylerin hiçbiri asıl gaye değildir. Ahiret ise bu imtihanı kazananlar için zenginlik ve sahip olunacak makam bakımından, dünyada ne varsa hepsinden çok daha yüce ve fazilet bakımından da çok daha üstündür. Ve kalıcı olup asıl değerli olan da budur.
22. Ey insanoğlu! Sakın kısacık dünya hayatının geçici metalarına aldanıp da malı, mülkü, şanı, şöhreti için Allah ile birlikte başkalarını da ilâhlar edinme. Sakın bazı varlıkları şefaatçi kabul edip onları Allah’a ortak koşma. İslam’a aykırı olarak; kendisine sığınılan, hükmü uygulanan ve rızası aranan kimselerin ve sistemlerin peşine düşme. Sakın bize karşı gelip insanları yönetmek için yasa yapanların yasalarına uyma! Eğer insanların yasalarına uyarsan onları ilahlaştırırsın. Allah’tan başka hiç kimsenin insanları yönetmek için yasa yapma hakkı yoktur. Böyle yapanlardan uzak dur. Aksi takdirde mahşer gününde kınanmış ve yüzüne bakılmaz bir halde perişan olur ve ilahi cezaya maruz kalırsın. Sonra da kendi başına yapayalnız ve yardımcısız olarak cehennemin köşesine atılıp, terkedilmiş olarak kalırsın. Zira senin Rabbin, sizleri hidayet üzere yaşamanız için yaratmıştır.
23. Çünkü Rabbin, şunları kesin bir şekilde emretti. Sadece Allah’a itaat edip kulluk edin. Ana-babanıza da iyi davranın. Onlardan biri veya her ikisi sana sığınır da senin yanında yaşlanırsa, onlara karşı son derece saygılı davran, hizmet ve hürmette kusur etmeyin. Değil kötü bir söz söylemek onlara «öf!» bile demeyin. Hele onları sakın azarlamayın. Tam tersine ikisine de daima gönül okşayıcı tatlı ve güzel sözler söyleyin.
24. Yine onlara alçak gönüllü olun, ikisine de şefkat ve merhametle kol kanat gerin ve deyin ki: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl sevgiyle besleyip yetiştirmişlerse, sen de onlara öyle merhamet ve şefkatinle muamele et diyerek onlar için dua edin.
25. Ey insanlar, bu öğütlere içtenlikle uyun. Unutmayın ki Rabbiniz sizin anne-babalarınız hakkında olsun, başka meselelerde olsun kalplerinizdekini, içinizden geçenleri, neler düşünüp neler tasarladığınızı ve neler hissettiğinizi sizden çok iyi bilmektedir. Geçmişte, belki anne-babanıza karşı içinizden kötü şeyler geçirmiş olabilirsiniz, hatta onları üzen ve kıran şeyler de yapmış olabilirsiniz. Geçmiş hayatınız günahlarla dolu olsa bile, eğer siz salih ameller işleyerek dürüst ve iyi kişilerden olursanız, şunu iyi bilin ki Allah, kötülükten şirkten ve küfürden yüz çevirerek yaptığı yanlışları bir daha tekrarlamayacağına samimiyetle tövbe edip, yürekten Allah’ın davetine yönelenleri, son derece bağışlayıcıdır.
26. Bir de akrabandan olanların, haklarını gözetin. Yolda kalmışlara, yoksula gerek para gerekse mal olarak haklarını verip yardımınızı esirgemeyin. Ayrıca müşrikler gibi, elindeki imkânları gereksiz ve Allah’ın yasakladığı gayr-i meşru yerlere harcama yapmayın. Kendiniz ve ailenizi başkalarına muhtaç bırakacak şekilde lüks ve gösteriş için malınızı dağıtarak, saçıp savurmayın.
27. Zira Allah israf edenleri sevmez. İşte böylesine malını boş yere saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleri ve dostlarıdırlar. Bilin ki şeytan Rabbine karşı pek nankördür. Allah’ın verdiği serveti ve imkânları haram yollarda harcayanlar da Rablerine karşı nankörlük etmiş olurlar.
28. Eğer senin de elinin darda ve zorda olmasından dolayı, rızasını gözeterek Rabbinden gelecek bir rahmet bir yardım bekliyorsan ve şimdilik muhtaç olanlara el uzatıp yardım edemiyorsan, dolayısıyla da onlarla ilgilenemeyip yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa onlara gönül alıcı güzel sözler söyle,
29. Harcamalarında ve başkalarına yardım hususunda ne eli sıkı bir cimri ol ne de malını saçıp savur. Gereksiz yere har vurup harman savurarak ölçüsüzce harcamaktan da uzak dur. Şayet böyle yapmaz, bu sınırlara uymazsan, sonra savurganlığın ve kaybettiklerin nedeniyle pişman olup üzülürsün. Cimriliğin nedeniyle de kıvranır ve kınanıp durursun.
30. Unutmayın ki herkese en uygun şekilde rızık veren Allah ‘tır. Rabbin imtihan dünyasının bir gereği olarak rızkı tercih ettiği kişi için bol verir, tercih ettiği kişi için de ölçülü vererek kısar. Dolayısıyla, sahip olduğu nimetlerden dolayı hiç kimsenin bir başkasına üstünlük taslamaya hakkı yoktur. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, bunları nasıl kullandıklarını kime ne için ne kadar vereceğini ve bundaki hikmeti çok iyi bilip görendir. O hâlde, rızık kazanma kaygısıyla başkalarının hakkına göz dikmeyin.
31. Yoksulluk ve geçim endişesi ile anne karnından itibaren sakın çocuklarınızı öldürmeyin. Ne kız çocuklarını diri diri toprağa gömen eski Arap putperestleri gibi, ne de başka yollarla çocuklarınıza kıymayın! Bu çocuklar sizin rızkınıza ortak olacaklar diye korkmayın; Çünkü onların da sizin de rızkınızı veren Biziz. Sizler iyi niyetle, doğru yollardan rızk temin etmek için çalıştıkça, Rabbiniz size rızklarınızı verecektir. Bilin ki onları hem dünyaya geldikten sonra hem de ana rahminde öldürmek, gerçekten çok büyük bir suçtur ve cezası cehennemdir.
32. Çocukları ana rahminde öldürmeye götüren sebeplerden biri de zinadır. İster evli ister bekar olun, evlilik dışı gayri meşrû cinsel ilişkilerden uzak durun Sakın zinaya da yaklaşmayın ve zinaya sebep olacak şeylerden de uzak durun. Evliliği kolaylaştırarak gençleri buna özendirin. Böylece, zinaya götüren bütün yoları kapayın. Zira o, aile kurumuna büyük zarar veren çok çirkin ve yüz kızartıcı bir hayasızlıktır ve sizi uçuruma sürükleyen çok kötü bir yoldur. Aynı zamanda büyük bir ahlâksızlıktır.
33. Nefsi müdafaa, kısas ve savaş hali gibi haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın dokunulmaz ve kutsal kıldığı cana kıymayın. Bir kimse haksız yere öldürülürse, onun meşrû mirasçısına veya velisine, hakkını alması için kısas konusunda yetki verdik. Katilin kısas edilerek öldürülmesini isteme veya kendilerine kan diyetinin ödenmesi konusunda hukuki bir yetki tanımışızdır; Ancak bu veli de kısasta hukukun kendisine verdiği haddi aşıp işi kan davasına dökerek ileri gitmesin ve belirtilen cezanın dışına çıkmasın. Hak arıyoruz derken haksızlığa düşmesin. Zaten kendisine bu yasal yetki verilmekle, o gereken yardımı ve alacağını almıştır.
34. Yetimlerinizin mallarını haksızlıkla yemeyin. Himâyeniz altında bulunan yetimin malına, yetişkinlik çağına gelip rüştüne yani akli ve bedeni olgunluğa erinceye kadar, ancak o malı koruyup bereketlendirip arttırma, artan malı gelecekte yetime geri verme gibi onun adına değerlendirmek için en âdil ve en güzel şekilde yaklaşın. Onlara ait malı, yatırıma dönüştürüp, onlar adına değerlendirebilirsiniz. Fakat gerekli yaş ve olgunluğa ulaştıklarında, onlara mallarını geri vermek zorundasınız. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sözün sahibine arkasında durmak gibi bir sorumluluk yükler. Verdiğiniz her sözden, hesap gününde mutlaka sorguya çekileceksiniz.
35. Sosyal hayatta insanları değerlendirirken, ticaret, hukuk ahlâk gibi konularda veya yaptığınız alışverişlerinizde bir şey ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve tarttıklarınızı doğru terazi ile tartın. Alışverişlerinizde dürüstlükten ayrılmayın ve ticaretinize hile karıştırmayın. Yiyecek ve içeceklere haram şeyler katmayın, Hayatınızın her alanında, doğruluk ve adâleti kendinize temel ilke edinin. Bu, hem toplumdaki karşılıklı güven ortamının devamı için daha iyidir hem de ticaretinizin neticesi bakımından daha güzeldir. Böyle yaparak biraz daha az kazanacak olsanız bile, biliniz ki kazançlı olan davranış budur. Çünkü adalet ve dürüstlüğün egemen olduğu bir toplum, dünyada güven ve huzuru, âhirette de cennet nimetlerini elde eder.
36. Hakkında yeterli ve kesin bilgi sahibi olmadığın ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardına düşüp körü körüne karar verme. Ne olursa olsun, sağlam ve inandırıcı delillere dayanmadan, zandan yola çıkarak hiçbir konuda ve hiç kimse hakkında kesin yargıda bulunma, hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü kulak, göz gönül gibi bilgiyi toplayan, işleyen ve karara bağlayan azaların hepsi de verdiğin karardan sorumludur ve kıyamette yaptıklarından hesaba çekilecektir.
37. Allah’ın sana bahşettiği güç, servet, makam zenginlik gibi nimetlere güvenip de kibirle böbürlenerek yeryüzünde dolaşma. Çünkü sen aslında o kadar âciz bir varlıksın ki böyle yaparak ne yeri yarabilirsin ne de dağlarla ululuk yarışına girip de boyun dağlara ulaşabilir. Kendini ne kadar büyük görürsen gör gücün bilgin, kabiliyetlerin sınırlıdır.
38. Ey insan! Yirmi ikinci âyetten itibaren bütün bu yasaklanan davranışların hepsi, Rabbinin nezdinde çirkin ve hoş karşılanmayan şeylerdir.
39. İşte bunlar, vahyin rehberliğinde doğru bir hayat yaşaman için Rabbinin sana vahyettiği hikmetler ve uyulması gereken emirlerdir. Bir defa daha hatırlatmak gerekirse, sakın Allah ile birlikte başka ilâhlar edinme ve bazı varlıkları şefaatçi kabul etme. Şunu da bil ki Rabbinden başka insanları yönetmek için yasa koyanlar; hakları olmadan ilahlık iddia etmişlerdir. Eğer onlara uyarak Allah’a şirk koşarsan aksi takdirde kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak yüzüne bakılmaz bir halde cehenneme atılırsın.
40. Ey müşrikler! Sizler kız çocuklarına sahip olmaktan utanç duyuyorsunuz, ama meleklerin Allah’ın kızları olduğunu iddia ediyorsunuz. Demek Rabbiniz, erkek çocukları size layık gördü ve yüceltti kendisi de meleklerden kız çocuklar edindi öyle mi? Ne söylediğinizin farkında mısınız? Nasıl olur da Allah’ın sizlere erkek çocuklar bahşedip kendisinin, erkek çocuğundan aşağı gördüğünüz kız çocuklar edindiğini düşünürsünüz? Gerçekten, utanmadan ve hiçbir bilgi ya da delile dayanmadan Melekler Allah’ın kızlarıdır diyorsunuz ya. Bunun sonuçları çok ağır olacak. Siz büyük ve dehşet verici bir söz söylüyorsunuz.
41. Biz, onların akıllarını başlarına toplamaları ve düşünüp ders almaları için, tevhide dair bütün delilleri bu Kur’an’da türlü şekillerde tekrar ettik. Fakat bu öğütler, onların nefretini, isyanlarını daha da artırmaktan ve onları doğru yoldan iyice uzaklaştırmaktan başka bir sonuç sağlamadı. Erkeği de kadını da yaratanın Allah olduğunu, O’nun her tür eksiklikten münezzeh olduğunu ve asla çocuk edinmediğini apaçık bildirmişken, erkek çocukları kendilerinin, melekleri de Allah’ın kızları kabul etmeleri, müşriklerin Allah’ı layıkıyla tanımadıklarından ve tanımak istemediklerinden başka bir şey değildir.
42. Ey Peygamber! de ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş’ın sahibi Allah’a ulaşmak, O’na galip gelebilmek ve kâinat üzerinde hakimiyet kurmak için çareler arayacaklardı. Ve her biri kendine göre yasalar koymaya kalkıp kargaşa çıkarırlardı. Nitekim Haman böyle yapmadı mı? Kule yaptırıp Allah ile savaşmak istemedi mi? Allah’ın O’na ne yaptığını görmediniz mi? Allah O’nu şımarıklığından, yaptığı haksızlıklardan dolayı yok etti.
43. Halbuki yönetimin ve egemenliğin tek sahibi olan Allah, onların düşündükleri söyledikleri iddialardan, şirkin her şeklinden ve her türünden uzaktır; çok yücedir ve son derece büyük olandır.
44. Yedi kat gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ın sınırsız ilminin, kudretinin ve yüceliğinin delillerindendir. Hepsi de yaratılış sebeplerine uygun, varlıklarını devam ettirdiklerini apaçık gösterir ve her türlü eksikten tenzih ederek O’nu tesbih eder. Bütün mahlukat O’nun hükümranlığında olup O’na kulluk eder. Evrende O’nu hamd ve övgü ile tesbih etmeyen ve yüceliğine işaret etmeyen hiçbir şey yoktur. O’nun verdiği vazifeyi icra eder. Ne var ki siz, onların Allah’ı anışlarını ve ne yaptıklarını anlayamazsınız. Gel gör ki; ağaçlar, taşlar, kuşlar Rabb’ini tesbih ederken, insanoğlu O’na başkaldırıyor! Eğer bu isyankârlar, hâlâ Allah’ın nimetlerinden yararlanıyor ve derhal cezaya çarptırılmıyorlarsa, bunun bir tek sebebi var. Çünkü O, kullarına karşı onları hemen cezalandırmayıp, mühlet veren, kusurlarına karşı çok müsamahalı olan halimdir. Merhametli ve yanlışından doğruya döneni de bağışlayıcıdır.
45. Ey Resulüm. Biz, Kur’an okuduğun zaman, inatla direnen ve seninle ahirete inanmayan müşrik ve kâfirlerin arasına gizli ve sanki gözle görünmeyen manevi bir perde çekeriz. O perde hakkı anlamaya niyetli olmadıkları ve inkârda ısrar ettikleri için, Kur’an’ı anlamalarına âdeta engel olur.
46. Ayrıca, Kur’an’ı anlamamaları için kalplerine bir perde geçirir ve kulaklarına da işitmelerine engel olacak sanki manevi ağırlıklar koyarız. Sen ne zaman onları Allah’ın yoluna davet etsen, ne zaman Kur’an okuduğunda Rabbinden bir tek ilah olarak söz etsen, çok rahatsız olurlar. Müşriklerin ileri gelenleri, tevhitten bahsettiğinde halkın ilahlarını terk edeceğini ve buna bağlı olarak da şeytani düzenlerinin yıkılacağını bildiklerinden canları sıkılmış bir vaziyette, arkalarını dönüp giderler.
47. Biz, onların seni dinler gibi gözüktüklerini ve dinlerken de ne maksatla dinlediklerini çok iyi biliriz. Güya açığını yakalayıp sana karşı koz olarak kullanmak için, seni Kur’an okurken gizli gizli dinlerler. Aslında sana karşı gizli bir hayranlık besleyen o zalimler, kendi aralarında fısıldaşırlarken Kur’an’dan etkilenen insanlara: «Siz, eğer onun söylediklerine uyarsanız, sözleriyle insanları etkileyen büyülenmiş bir adama uymuş olursunuz» dediklerine de şahidiz. Sana “büyülenmiş” diyorlardı; çünkü okuduğun Kur’an’dan etkileniyor, vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu sözlerin beşer kaynaklı olamayacağını hissediyorlardı.
48. Resulüm şu zalimlerin sana yakıştırdıkları kötü sıfatlara bir baksana. Halkı senden uzaklaştırmak için senin hakkında bazen bir sihirbaz ya da bazen bir şair ve mecnun gibi ne tuhaf ve anlamsız benzetmeler yaptılar. Bu yüzden, öyle bir saptılar ki, artık gerçeklerden kopuk ve bu çirkin yakıştırmalarından dolayı kendilerini hidayete ulaştıracak doğru yolu asla bulamazlar.
49. Ayrıca bu benzetmelerinin yanında bir de onlar ahireti inkârlarına güya gerekçe olarak dediler ki: Sahi biz, bir kemik yığını ve toz toprak hâline geldikten sonra, ete kemiğe bürünüp yeniden mi diriltileceğiz, bu olacak şey mi diye alay ediyorlar.
50. Sen de onlara de ki: “ Değil bir kemik yığını ya da ufalanmış toprak. Öldükten sonra ister çürüyüp gidin ister taş veya demir gibi en sert şey ne ise ona dönüşmüş olun.
51. Ya da diriltilmesi imkânsız gibi görünen aklınıza getirebildiğiniz ne varsa ona dönüşen bir varlık olun. Mutlaka tekrar diriltilecek ve hesaba çekileceksiniz. Bu durumda onlar sana: “Bizi kim yeniden diriltip eski halimize döndürebilir?” diye soracaklardır. Onlara de ki: “ Sizi ilk defa yaratan kimse, O’nun tarafından tekrar diriltileceksiniz ” diye cevap ver.” Bu kez müşrikler yine inanmayacak ve sana alaycı bir tavırla başlarını sallayıp: “Bu diriliş ne zaman gerçekleşecek?” diyecekler. Sen de onların bu alaycı tavırlarına aldırma ve de ki: “ Kim bilir, ilahi azaba uğrayacağınız gün belki de çok yakındır.”
52. Rabbiniz olan Allah sizi yargılanmak üzere huzuruna çağıracağı gün, siz de bu gerçek karşısında dünya hayatınızı boş, anlamsız, şeylerle oyalanarak geçirdiğinizi anlayıp hiç itiraz etmeden, O’na hamd ederek çağrısına uyacaksınız ve kabirlerinizde de pek az bir süre kaldığınızı, dünya hayatının ne kadar kısa ve geçici olduğunu anlayacaksınız.
53. Ey Peygamber! İman etmeyenleri, doğru yola davet eden mü’min kullarıma söyle: “ Doğru olanı yaşamaya çağırmak için inancı ne olursa olsun insanlarla konuşurken gönül incitmeden, kaba ve kırıcı olmadan imana davet etsinler. Daima en güzel en etkileyici bir şekilde konuşup tartışsınlar ve doğruluğu kanıtlanmış bilgiyi söylesinler. Şeytana fırsat vermesinler. Çünkü şeytan müminlerle müşrikleri birbirlerine karşı kışkırtarak en ufak şeylerden bile aralarını bozmak ister. Aralarından adaleti kaldırıp haksızlık yaptırır. Siz bu fırsatı ona vermeyin. Gerçekten şeytan, insan için apaçık ve çok yaman bir düşmandır.
54. O iman etmeyenlere söyleyeceğiniz en güzel söz şudur: Rabbiniz niyetlerinizle, söylediklerinizle, yaptıklarınızla sizin Allah katındaki derecenizi ve kimin neye layık olduğunu elbette en iyi bilendir. Allah ikramına ve rahmetine layık görürse, tövbeniz sebebiyle günahlarınızı bağışlayıp size merhamet eder ki bu, O’nun lütfudur. Ve dilerse ısrarla hakkı inkâr ettiğiniz için günahlarınız sebebiyle ve adaletinin gereği olarak da hak edeni cezalandırır. O hâlde size düşen, kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu belirlemek değil, hakîkati olanca açıklığıyla tebliğ etmektir. Ey Muhammed, Biz seni onların üzerine ‘sığınılacak bir koruyucu, insanların akıbeti konusunda hüküm verici ya da daveti zorla kabul ettirici bir vekil olarak göndermedik. Onun için seni kurtarıcı gibi görenlere; “Benim elimde bir şey yok. Cezalandıracak olan da af edecek olan da sadece Rabbimdir” de.
55. Ey Peygamber! Rabbin göklerde ve yerde kim ve ne varsa, hepsini her yönüyle en iyi tanıyıp bilendir. Yarattıklarından kimin neye layık olduğunu da en doğru olarak O bilir. Andolsun biz peygamberlerden her birine, diğerinden farklı özellikte kabiliyet ve üstünlük verdik. Kimilerini görsel mucizelerle, kimilerini de hikmet dolu kitaplarla destekleyip yücelttik. Tıpkı Davud’a da rahmetimizin bir belirtisi olarak, hükümdarlıkla birlikte hikmet yüklü Zebur’u verdiğimiz gibi. Kimi iktidar sahibi olup hükümdar oldu. Kimi de öldürüldü. Her Nebi’nin hastalık sürgün gibi başına gelenlere karşı sabrı, mücadelesi, azmi başkaydı. Her Nebi’nin samimiyetle yaptıkları katımızda değer kazanmıştır. Nebilerin hangi açıdan üstün olduklarını sadece Rabbin bilir.
56. Ey Resûlüm! Kur’an ile yapılan davetten yüz çevirenlere ve Allah’tan başka bir makama el açıp yücelterek Allah’a ortak koşanlara de ki: “ Allah’ı ilâh edinmekle birlikte Allah’la aranızda şefaatçi olacaklarını zannedip Allah ile aranıza girdiğini iddia ettiklerinizi, sıkıntıya düştüğünüz zaman yakın sayıp da Allah yerine onlardan yardım dilendiklerinizi, yardıma çağırın ve yalvarın yalvarabildiğiniz kadar. Çağırın da duanıza cevap verebilecekler miymiş görün. Göreceksiniz ki onlar sizden ne bir sıkıntıyı ne de sorunlarınızı giderebilirler ne de yararınıza olacak şekilde değiştirebilirler.” Kendilerine ilahlık yakıştırdıklarınızın başınıza gelecek bir zararı önlemeye güçlerinin yetmediğini görmüyor ve düşünemiyor musunuz?
57. Aslında onların yalvarıp yakardıkları ve aşırı yüceltip Allah’a şirk koştukları ilahlar da “Ne yapsam da O’na daha yakın olabilsem!” diye Rablerine yaklaşmak için, sürekli salih ameller üzerinden arayış içindedirler. Ve başları sıkışıp, dara düştüklerinde de Rableri olan Allah’a yalvarıp, dua ederek O’ndan yardım isterler. O’nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Gerçekten Rabbinin azabı, özellikle imanını şirkle kirletenler için çok korkunçtur. Ve bu azap, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de zâlimleri hedef almaya devam edecektir.
58. Kıyâmet gelmeden önce gerçeği inkârda inatla direnen bir toplumu zulüm haksızlık ve ahlâksızlıkları sebebiyle ya helâk ederiz ya da deprem kıtlık, salgın hastalık ve sel gibi afetlerle veya savaşlarla şiddetli bir şekilde cezalandırırız. Şüphesiz Allah’ın bu değişmez hükmü, adı Levh-i Mahfuz olan Kitap’ta böyle yazılıdır.
59. Müşriklerin senden peygamberliğine delil olarak mucize istemelerine karşı, bizim mucize göndermeyişimizin sebebi, öncekilerin mucizelerimizi görmelerine rağmen yalanlamış ve daveti kabul etmemiş olmasıdır. Nitekim Semud’a Salih’in peygamberliğinin delili ve apaçık bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik. Deveye zarar verecek olurlarsa Allah’ın azabına çarptırılmakla uyarıldıkları halde, onu hunharca öldürerek hem iman etmeyip zalim oldular hem de helâk oldular ve kendilerine yazık ettiler. O hâlde, inkârcılar ne kadar isteseler de artık onlar istedi diye böyle mucizeler göndermeyeceğiz. Oysa biz mucizeleri insanları zorla imana getirmek veya toplumları helâk etmek için değil, yanlış yolda giden insanları yalnızca âhiret azabından korkutmak, inkârcıları uyarmak ve onların hidayetlerine vesile olması için göndeririz.
60. Ey Peygamber! Hani sana peygamberliğin ilk yıllarında: “ Müşriklerin gereksiz istekleri sebebiyle üzülme. Muhakkak Rabbin kudreti, adaleti, ve sınırsız ilmiyle tüm insanları çepeçevre kuşatmıştır. Onların ne yaptıklarını hakkıyla bilmektedir ve onlara yetecek güçtedir. Kimsenin sana zarar vermesine müsaade etmeyecektir ” demiştik. Fakat kâfirler, bunu alay konusu yapmışlardı. Sana Miraç gecesi gösterdiğimiz muhteşem manzarayı ve Kur’an’da lanetlenen cehennemdeki zakkum ağacını da insanlar için ders alırlar mı diye bir imtihan ve uyarı vesilesi kıldık. Biz haddini aşıp inkâr ve alay edenleri uyarıyor ve onları yanlış yoldan dönmeleri için o azap ağacı ile korkutuyoruz. Fakat öylesine gaflete dalmışlar ki bu korkutma onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir işe yaramıyor. Kur’an’da anlatılanlara da inanmamakta direnip, azdıkça azıyorlar. Nitekim müşrikler, Miraç olayını duyar duymaz inkâr etmişlerdi. Oysa Biz, gerçeğin bilgisini senin gibi doğru ve güvenilir bir insandan öğrenmeleri ve ondan ders alıp doğru yolu bulmaları için sana miraçta böyle mucizeler göstermiştik. Fakat onlar seninle alay ettiler.
61. Ey müşrikler! Sizin, elçimiz karşısında sergilediğiniz bu inat ve kibir, tıpkı şeytanın Âdem karşısında sergilediği kibir gibidir. Hani Biz vaktiyle meleklere: “Adem’e hizmete hazır olup saygı gösterin ve üstünlüğünü kabul edin ” demiştik. Kibrine yenik düşen İblis dışında, meleklerin hepsi hürmet kastı ile secde etmişti. İblis bunu kabule yanaşmayıp kibirlendi, emre uymadı ve güya mazeret olarak Allah’a: “Ben bir çamur olarak yarattığına mı hizmet edip, saygı göstereceğim demişti ve Rabbine karşı isyan etmişti.
62. İblis devamla demişti ki: “Şu benden üstün tuttuğun insana bir baksana! Andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan gör bak insanların sana karşı nasıl nankörlük yapacağını ispat edeceğim. İhlaslı olan çok azı dışında onların neslini peşime takıp azdırarak kendime bağlayacağım.” Allah dileseydi, İblis’i oracıkta yok ederek işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, insanoğlunun çetin bir sınavdan geçirerek, İblis’e istediği süreyi vermişti.
63. Bunun üzerine Allah da İblis’e dedi ki: “ Defol git huzurumdan. Sana kıyamete kadar süre verdim Onlardan kim peşine takılıp sana uyarsa, şüphesiz hepinizin cezası cehennem olacaktır. Böylece eksiksiz bir ceza olarak Allah’a nankörlük edip başkaldırmanızın ve işlediğiniz günahların karşılığını göreceksiniz.
64. Haydi bakalım. Eğer yapabiliyorsan onlardan gücünün yettiğini ayartabildiğini sesinle, vesvesenle ayart da görelim. Gerek atlı gerek yaya olarak bütün adamlarını seferber et. Yani gerek yazılı gerekse görsel bütün kitle iletişim araçlarını, hile ve tuzaklarını kullanarak bütün gücünle onların üzerine yürü. Mal benim, istediğim gibi harcarım” demelerini sağlayarak onların mallarına ve çocuklarına ortak ol. Sonra da Allah’a şirk koşmaya, günaha çağırıp onlara asılsız aldatıcı ve boş vaatlerde bulun.” Unutmayın şeytan bu! Onların akıllarını çelip aldatmaktan başka bir şey vaad etmez.
65. “ Ey İblis! Fakat şunu unutma ki, ne yaparsan yap benim yürekten iman edip, davetime sarılan, erdemli ve ihlâslı kullarımın üzerinde senin bir gücün ve vesveselerinin, yalan vaatlerinin hiçbir etkisi olamaz.” Gerçek anlamda sığındıklarında, onlara koruyucu ve tüm işlerine vekil olarak Rabbin yeter. Sana Rablerinin davetine icabet etmek istemeyenler uyarlar, sen ancak onları peşine takabilirsin. Öyleyse, ey insan! Ezelî düşmanını tanımalı ve onun sinsi tuzaklarına karşı uyanık olmalısın.
66. Ey insanlar! O halde size düşen, şeytana uymak değil, Rabbinize yönelmektir. Rabbiniz, göklerde ve yerde olduğu gibi, denizlerde de size nimetler lütfeder. Ve lütfundan rızık ve nasip arayasınız diye sizin için koyduğu yasalarla suya kaldırma kuvveti vererek gemileri denizde yüzdürür. Şüphesiz o size karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
67. Bir düşünsenize! Siz denizde veya havada yolculuk esnasında bir tehlikeyle karşılaştığınızda sadece Allah’la baş başa kalırsınız. O’ndan başka medet umup yardıma çağırdıklarınızın hiçbiri yanınızda olmaz. Yalvarıp yakardığınız ne varsa aklınızdan kaybolup gider. Sizi sadece Allah’ın kurtarabileceğine inanırsınız. Allah’tan başka ilah edinip de yardım umduklarınızı hemen bir kenara atıp, unutursunuz ve sizi o tehlikeden kurtarması için sadece Allah’a dua ederek yalvarmaya başlarsınız. Ama Allah sizi sağ salim karaya çıkarıp kurtardığında, yaptığınız duaları ve tevhid üzere iman etmek için verdiğiniz sözleri unutup Allah’a şirk koşarsınız. Tekrar eski halinize dönüp Allah’a göre yaşanması gereken hayat nizamından yüz çevirirsiniz. Kendi ürettiğiniz ilahların yalan yanlış yasalarıyla hayatınıza devam edersiniz. Kendi ürettiğiniz ilahlara sımsıkı sarılır, ilahlarınızın hatırına Rabbinize karşı çıkar, yasalarını çiğnersiniz. Çünkü insanların pek çoğu nankördür ve çabuk küfre sapıcıdır. Gerçeklere karşı kör, sağır, dilsiz kesilirler.
68. Peki karaya çıkınca her şey bitiyor mu? O’nun sizi kendinizi güvende hissettiğiniz karada da bir depremle yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yağdırıp, ortalığı kasıp kavuran bir kasırga göndermeyeceğinden ve nankörlüğünüze karşılık sizi helak etmeyeceğinden emin misiniz? Sakın emîn olmayın. Allah, şirk koşmak suretiyle müstehak olduğunuz bu cezayı verecek olsa sizi O’ndan kim koruyabilir? Bilin ki Allah, böyle bir hüküm veya bir bela verirse, bunun karşısında hiç kimse duramaz ve sonra kendinize felaketten başka bir kurtarıcı ve koruyucu da bulamazsınız.
69. Yoksa O’nun sizi bir şekilde tekrar denize döndürmeyeceğinden ve üzerinize kırıp geçiren bir rüzgâr fırtınası gönderip nankörlüğünüz ve inkâr etmenize karşılık, sizi sulara gömüp boğmayacağından çok mu eminsiniz? Var mı bu konuda bir garantiniz? Sonra Bize karşı size arka çıkacak ve buna engel olabilecek bir kuvvet ve yardımcı da bulamazsınız. Öyleyse başınız rahata erince niçin Rabbinizden yüz çeviriyorsunuz?
70. Andolsun biz, insanoğlunu akıl ve irade vererek, diğer varlıklardan daha şerefli ve saygıya lâyık kılıp değerli ve hünerli bir varlık kıldık. Onlara yaratılış yasalarımızı keşfetme yetisi vererek, karada havada ve denizde ulaşımı kolaylaştıran vasıtalarla yolculuk yapma imkânı sağladık Temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık. Farklı özellikler bahşederek onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık. Buna rağmen inkâr edenler ayetlerimizi okuyup anlayarak öğüt aldılar mı? Elbette hayır! O hâlde, bütün bunlara rağmen, insanın Allah’tan başkalarına kulluk etmesi, nankörlük ve cehaletin doruk noktası değil midir? Ve böyle bir nankörlüğün cezası, Hesap Gününde hüsrana uğramaktan başka ne olabilir?
71. Ama gün gelir bütün insanları, amel defterleri ve örnek alıp arkasından gittiği önderleriyle birlikte, yargılamak için huzurumuza çağırırız. Dünyada yaptıklarına bakılıp bu dünyada hakikate götüren bir önderin arkasından gidip te amel defteri sağ yanından verilen kimseler, kendilerine cenneti müjdeleyen bu defterlerini büyük bir sevinçle okur ve o büyük mahkemede hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz. Çünkü her insan, ancak ne yapmışsa onu görür.
72. Ancak bu dünya hayatında Allah’ın âyetlerinden yüz çevirip tevhid gerçeğini görmezden gelenler, ahirette de oranın güzelliklerini görmede kör olacak ve doğru yolu bulmada dünyadaki körlerden daha şaşkın olarak huzura çıkarılacaklardır.
73. Ey Peygamber! Mekkeli müşriklerin senin tevhit çağrına inatla karşı koyuyor olduklarını ve bu durumun seni ümitsizleştirdiğini, bu sebeple zaman zaman bazı isteklerini kabul ederek onları kendine yakınlaştırmayı düşündüğünü biliyoruz. Doğrusu, biz seni hak üzere sabit kılıp kararlılığını arttırmasaydık, onlar az kalsın, sana vahyettiğimiz âyetler dışında başka birtakım sözleri Kur’an’ın ayetleriymiş gibi uydurup, Allah adına insanlara okuman ve böylece de bize karşı iftira etmen için seni fitneye düşüreceklerdi. Şayet onların tevhid inancıyla bağdaşmayan tekliflerine olumlu cevap verip tuzaklarına düşseydin, o zaman seni kendilerine en yakın dost edineceklerdi.
74. Andolsun, eğer bu konuda seni uyarmamış ve imanını güçlendirip, desteklememiş olsaydık, belki birazcık da olsa onlara meyil gösterebilirdin. Onların süslü ve yumuşak sözlerine kanabilirdin. Bil ki onlar seni kendi düzenlerine çağırır. Sözlerinin Allah katında makbul olduğunu iddia ederler. Lâkin biz seni onların hilesinden koruyarak, onlara meyletmeye yaklaşmaktan bile muhafaza ettik.
75. Böyle bir tuzağa düşüp iyi niyetle olsa bile yanlış yapsaydın, o durumda kimse seni bu ilahi azaptan kurtaramazdı. Mutlaka sana dünya ve âhiret hayatın da çok ağır bir ceza verirdik. İşte o zaman bize karşı sana yardım edecek kimse de bulamazdın. Ama Allah’ın hidayet ve himayesiyle onlara zerre kadar taviz vermedin.
76. Seni tuzaklarına düşüremeyeceklerini anlayan müşrik ve kâfirler, bu defa da seni doğup büyüdüğün yurdundan çıkarmak için, her türlü eziyete başvuracak ve sürekli seni tedirgin edip dünyayı başına dar edeceklerdi. Fakat bilmiyorlar ki, sen Medîne’ye hicret ettikten sonra kendileri de Mekke’de fazla kalamayacaklar. Nitekim Peygamberi yurdundan çıkaranlar, hicretten iki yıl sonra Bedir savaşında yenilgiye uğradılar ve birçokları o savaşta öldürüldü. Sekiz yıl sonra da Mekke tamamen Müslümanların eline geçti.
77. Ey Resûlüm. Bu çile, sıkıntı ve hicret senden önce gönderdiğimiz peygamberler ve onları yurtlarından çıkaranlar için de uyguladığımız bir ilâhî kanundur. Nitekim, onları yurtlarından sürmek isteyenler ya helâk edilerek ya düşman istilasına uğrayarak ya da Peygamberin takipçileri tarafından yenilgiye uğratılarak cezalandırılmışlardı. İşte bu yüzden Bizim kanunumuzda, kıyâmete kadar zaman ve zemine göre bir değişiklik bulamazsın.
78. Güneşin zirveyi aşıp da doğudan batıya doğru yönelmesinden, gecenin kararmasına kadar öğle, ikindi, akşam ve yatsı gibi belli vakitlerde namaz kıl. Bir de doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplandığı tan vaktinde sabah namazını ve şafak vakti Kur’an okumayı da sakın ihmal etme., Geceleyin yaptığın ibadet sabır ve kararlılığını arttıracak, sabah vakitlerinde yapacağın ibadet ise gönlünü ferahlatacak, sana dinginlik verecektir. Şüphesiz sabah namazı okunan Kur’an’a melekler de katılırlar. Fecirdeki yoğunlaşma gözle görülür ve kıyamet günü, o namazı kılan müminlere şahitlik ederler. Çünkü sabah namazı insanın algılamasının yüksek, manevi duygularının yoğun olduğu vaktin namazıdır.
79. Ey Peygamber! Mü’minlerin önderi olarak gecenin bir kısmında da uykundan uyanıp sana mahsus olmak üzere Kur’ân oku ve teheccüd namazı kıl. Sana özgün olarak sırf kendin için Rabbine yaklaş! Rabbinin huzurunda kendinle yüzleşerek, Rabbinden bağışlanma dile. Umulur ki Rabbin seni dünyada ve ahirette övgüye değer çok yüksek bir makama pek yakında eriştirecektir.
80. Ve dualarında Allah’a şöyle yakar: “Rabbim! Mademki beni Mekke’den çıkaracaklar; öyleyse beni Medine gibi erişeceğim her yere ve her işime doğrulukla hayırlısıyla erişmemi sağla. Çıkacağım Mekke’den ve diğer her yerden de senin rızana uygun bir doğrulukla ve hayırlısıyla çıkmamı nasip eyle. Bir ömür dürüst kalmanın, dürüst olmaktan daha zor olduğunu biliyorum. Ne olur, bana kendi katından zulme karşı mücadelede müminleri desteklemek için sağlam bir güç ve kuvvet ver, mücadelemde başarılı kıl.”
81. Ve yine Kur’an’ın meydana getireceği devrimi şimdiden müjdeleyerek de ki: “ Ey müşrikler! Çabalarınız boşunadır, çok yakında tevhit inancı size galip gelecek, şirki silip süpürecektir. Artık Kur’an ve İslam ile mutlak ve değişmez gerçek olan hak geldi. Temelinde hakikat olmayan tüm batıl düşünceler ise yıkılıp gitti. Zaten türlü yalanlar üzere kurulmuş gerçek dışı bâtıl inançlar yok olup gitmeye ve er geç yıkılmaya mahkûmdur.” Hakkın karşısında hiçbir nizam doğruluk iddiasında bulunamaz ve karşısında tutunamaz. Hakk gelince bâtıl batacak, güneş doğunca karanlık kaybolacaktır. Çünkü beşerin icadı olan her sistem de beşer gibi çürüyüp gidecektir.
82. Biz bu Kuran’ı Allah’ın davetine iman edip, O’na karşı sorumluluklarını yerine getiren mü’minler için şifa ve rahmet kaynağı olarak indirdik. Böylece şirk, sapkınlık ve cehalet hastalıklarından şifa bulmanızı sağlarız. Diğer taraftan bu Kur’an, inatları yüzünden Allah’ın davetinden yüz çevirip kulaklarını tıkayan, varoluş gayesi dışında hareket eden nankör ve zalimlerin ise sadece zarar ve ziyanını artırır. Çünkü onlar buna iman etmemek ve içerisindeki emirleri yerine getirmemek suretiyle ilahi cezaya daha fazla müstehak olmaktadırlar.
83. Bilhassa o zalim insana bolca güç servet ve nimet verdiğimizde çoğu şükretmez, bunları kendisine kimin verdiğini unutur ve şımarıp azgınlaşır. Nankörlük ederek ayetlerimizden ve Allah’ı anmaktan yüz çevirip yan çizer. Fakat o müşrik insana bir sıkıntı, bir darlık geldiğinde ise bunun bir imtihân olduğunu düşünmez. Sabır ve tevekkül göstermek yerine tamamen ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılır.
84. Ey Peygamber! İnsanların ısrarlı inkarları karısında üzülme ve farklı farklı tutumları karşısında de ki: Herkes tercih ettiği yol ve içinde yetiştiği yaşantıya ve kendi anlayışına göre hareket etsin bakalım. Kime ve neye göre, nasıl yaşamak istiyorsa bunu seçsin ve buna göre de yaşasın. Fakat herkes kendi mizacına uygun gelen yolu tutmakla, insanlığı kurtuluşa iletecek doğru yolu tutmuş sayılamaz. Hiç şüphe yok ki Rabbiniz, kimin haklı ve en doğru yolda olduğunu, hangi yolun izlenmesi gerektiğini, kimin de yanlışı seçtiğini gayet iyi bilir.” Rabbim doğru, şaşmaz yolun ne olduğunu, ayetleriyle size bildirmiştir.
85. Ey Peygamber! Sana Kur’an’ın kaynağı olan ruhun, yani Cebrail’in vahyi nasıl ulaştırdığı hakkında soru soruyorlar. Sen onlara de ki: “Ruh doğrudan doğruya Rabbimin emrindendir ve ancak O’nun izniyle gelir. Tam olarak mahiyetini de sadece O bilir. Ben sadece bana ulaştırılanları biliyorum ve ancak bu kadar bildirebilirim. Ruhla ilgili bana da size de çok sınırlı bir bilgi verilmiştir.” Rabbim size okumam için hangi emri ilettiyse ben size onları okurum.
86. Ey Muhammed! Andolsun, ilâhî daveti inatla reddetmeleri sebebiyle eğer istesek vahyettiklerimizi unutturup hayatlarından çıkardığımız kimselere yaptığımız gibi sana da vahyettiklerimizi tamamen unuttururduk. Buna hiç kimse mâni olamaz. İşte o zaman tamamen çaresiz bir şekilde kalakalırdın. Sonra onu hatırlamak için ne kadar uğraşsan da bize karşı kendine bir yardımcı bulamazdın.
87. Oysa Kuranı unutturmadan ve karıştırmadan kalbinde koruyabilmen Rabbinin rahmeti sayesindedir. Şüphesiz Allah’ın vahyettiklerini unutturmaması sana olan büyük bir lütfudur.
88. Ey Resûlüm! Ey Müslüman! Kur’an’ın bir insan tarafından uydurulduğunu iddia eden inkârcılara meydan okuyarak de ki: Bu kitap, Allah kelamıdır: “Andolsun, insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini meydana getirmek için bütün imkânlarını ortaya koyup bir araya toplansalar en meşhur edebiyatçılarını, şairlerini, bir araya getirseler ve birbirlerine yardımcı olsalar bile onun gibi bir kitap ortaya koyamazlar.” Kendilerinden medet umduğunuz varlıkların da yardımını isteyerek bu Kur’an’ın benzeri bir vahiy getirmeye çalışsanız, bu uğurda bütün gücünüzü sarfetseniz, yine de başaramazsınız.
89. Yemin olsun ki, Biz bu Kur’an’da insanlar için tek doğru olan hayat nizamı ile ilgili yol gösterecek, ibret verici gerçekleri her türlü örneklerle ve ayrıntılarıyla tekrar tekrar açıkladık. Hal böyleyken insanların çoğu anlamak ve araştırmaktan yüz çevirip, nankörlük ve inkarda ayak diretiyorlar.
90. Bu nankör inkârcılar öyle akıl almaz isteklerde bulunup dediler ki: “ Bir mucize olarak kupkuru, çorak bir yerden Hz. Mûsâ gibi bir kaynak fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız.
91. Yahut yine kurak bir zeminde senin hurmalardan ve üzümlerden mûcizevî bir bahçen olmalı ve aralarından gürül gürül ırmaklar akıtmalısın.
92. Yahut Kıyamet Günü’nden önce olacağını iddia ettiğin gibi, bizim helâkimiz için göğü üzerimize paramparça edip başımıza yıkmalısın veya eşi ve benzeri yok” dediğin Allah’ı ve bana vahiy getiriyor dediğin melekleri de şahit olarak karşımıza getirmelisin.
93. Ayrıca senin ilahın her şeye kâdirse, o zaman senin altından yapılmış bir köşkün olmalı veya bir kuş gibi gökyüzüne yükselmelisin. Ha, bu arada şunu da belirtelim. Diyelim ki gökyüzüne çıktın. Gökyüzünden bize senin dediklerini görüp yazılı olarak okuyacağımız bir kitap getirmediğin sürece, göğe çıktığına da asla inanmayacağız. Bu saydıklarımızı görmedikçe senin Peygamber olduğuna asla inanmayız ve davetini de kabul etmeyiz diyorlar.” Ey Resûlüm! Hadlerini aşarak, isteklerde bulunan o kâfirlere de ki: “ Bu söylediklerinizi yapma gücüne sahip olan sadece Rabbimdir. Rabbimi tenzih ederim! Ben sizin düşündüğünüz gibi olağanüstü güçlere sahip olan bir peygamber değilim. Ben sadece O’nun âyetlerini tebliğ etmekle görevli bir elçi ve gücü sizler gibi sınırlı olan bir insanım. Kendi isteğimle mucize gösteremem, benden insanüstü şeyler beklemeyin.
94. Kendilerine Allah’ın âyetleri ulaştırılıp hidayet geldiğinde, insanları bu apaçık hakîkate iman etmekten alıkoyan bir başka bahane de: “ Ne yani o kadar melek varken Allah peygamber olarak bula bula bizim gibi ölümlü bir insanı mı gönderdi? Bu olacak şey değil” diye itiraz etmeleridir.
95. Ey Peygamber! Sen de onlara Allah’ın şöyle buyurduğunu söyle: “Eğer yeryüzünün sakinleri insanlar değil de melekler olsaydı, hiç şüphesiz Biz onlara peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik.”
96. Bütün bu delillere rağmen yine de inanmamakta ısrar ediyorlarsa, onlara de ki: “ Biliniz ki artık ben görevimi yapmış bulunuyorum. Benimle sizin aranızda olanlara karşı şahit olarak Allah yeter. O benim sizleri tevhide davet ettiğimi de sizin ısrarlı inkarlarınızı da görüyor. Şüphesiz O kullarının her halinden hakkıyla haberdar olan, onların yaptıkları her şeyi hakkıyla bilip görendir.” Hesap günü geldiğinde herkese layık olduğu karşılığı mutlaka verecektir. O hâlde, kimin doğru yolda olduğu konusunda hüküm vermek için Allah’ın şâhitliğini esas almalı, doğrunun-eğrinin ölçüsünü yalnızca Allah’ın kitabından öğrenmelisiniz.
97. Hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf ettiğinden dolayı, Allah lütfuyla kimin doğru yolda olduğunu onaylayıp hidayete kabul etmişse, işte o doğru yolu bulmuştur. Yani, Allah’ın davetine iman edip, imanının gerektirdiği hayatı yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösterenler, doğru yolu bulmuşlardır. Kimini de ısrarla hakkı inkâr ettiği için yoldan çıktığını onaylayıp sapık saymışsa böylelerine Allah’tan başka yardım edecek dost bulamazsın. Bundan sonra başka bir yolu ısrarla ve inatla hayat tarzı olarak seçenleri de Allah tercih ettikleri bataklıklarında kendi hallerine bırakır ve onlara yardım da etmez. Onları kıyamet günü yüzüstü yere kapanmış, körler dilsizler ve sağırlar olarak huzurumuzda toplayıp getiririz. Hesabın ardından onların varacakları son durak cehennemdir. Cehennemin ateşi zayıflamaya başlarsa, ateşin alevini tekrar tutuşturup artırırız. Allah’ın dostluğuna yardımına ancak inananlar kavuşur. Allah zulüm edici değildir. İnanmak istemeyeni inandırmak için zorlamaz. Zorla da inandırmaz. Allah’ın adaleti budur.
98. Bu, ayetlerimizi dillerine dolayıp inkâr etmelerine gerekçe olarak: “ Biz ölüp toprağa karışarak kemik ve toz yığını haline geldikten sonra, yeniden mi diriltilecekmişiz?” demeleri ve âhiretle alay etmeleri sebebiyle onların hak ettikleri cezadır.
99. Peki, onlar gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’ın, kendilerini de öldükten sonra tekrar yaratmaya güç yetirebildiğini hiç düşünmüyorlar mı? Allah onlar için ölüm sonrasında diriltilmeyle ilgili şüphe olmayan ve geleceği kesin olan bir vakit belirlemiştir. Hiç şüpheniz olmasın ki, o süre dolup ta yeniden diriltileceğiniz gün geldiğinde, mutlaka Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. Ancak zalimler bütün uyarılara rağmen, kibir inat nankörlük ve küstahlıklarından dolayı bu gerçekten yüz çevirip küfürde ayak direttiler.
100. De ki: Ey insanlar! “Rabbimin sonsuz rahmet nimet ve rızık hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcarsak azalır ve tükenir korkusuyla sımsıkı sarılıp tutardınız ve kimseye de bir şey vermezdiniz. Doğrusu cahil insan gerçekten açgözlü ve pek cimridir.” Halbuki Allah rızkını insanlara bolca ihsan etmektedir. Buna karşılık onların yapmaları gereken şey, O’nun nimetine şükretmek ve sadece O’na kulluk etmektir.
101. Ey Muhammed’in peygamber olduğuna inanmak için türlü mucizeler isteyen müşrikler! Andolsun biz âyetlerimizle birlikte Musa’ya peygamberliğinin delili olmak üzere apaçık dokuz mucize vermiştik. Firavun ve halkı bu mucizelere inanmadığı gibi senin karşındaki Mekkeli müşrikler de bu âyetlere inanmadı. Senin peygamberliğine inanmayan herhangi bir Mekkeli müşrike de ki: İnanmıyorsan git İsrailoğullarına işte bunu sor, onlar da doğrulayacaktır. Musa bu mucizeler ve âyetlerle birlikte Firavun’a geldiğinde, neler yaşandığını sana anlatacaklardır. Hani Musa onlara geldiğinde, müşriklerin sana dediği gibi Firavun da ona: “Doğrusu ey Musa, bence sen büyülenmiş usta bir sihirbazsın” demişti.
102. Musa da ona dönüp demişti ki: “ Ey Firavun bu mucizeleri apaçık birer delil olarak gönderenin, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının olmadığını sen de pekâlâ biliyorsun. Ama dünya hırsıyla ve makam hatırına inat ve inkâr etmektesin. Ey Firavun! Ben de seni bu anlamsız inadı sürdürüp daveti kabul etmemen sebebiyle, kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum.”
103. Sonunda Mûsâ’nın göstermiş olduğu mucizeler karşısında sihirbazları perişan olan Firavun, onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Bunu haber alan Mûsâ, bir gece vakti İsrailoğulları ile birlikte Mısır’dan ayrıldı. Firavun, Kızıldeniz’e kadar onları peşlerinden takip etti. Son mucize olarak gözünün önünde denizin yarılmasını görmesine rağmen iman etmedi. Biz de Firavun ve adamlarını Kızıldeniz’e batırıp suda boğduk. Firavun tam boğulurken “iman ettim” dedi ama o iman makbul bir iman değildi.
104. Bu olayın ardından İsrailoğullarına dedik ki: “ Artık gidin, güvenlik içinde ve Firavun korkusu olmadan bu topraklara yerleşin. Fakat bir gün kıyâmet kopup da ahiret vaadi geldiğinde grup grup hepinizi bir araya toplayacağız. Davetimize karşı tutumunuzdan sorgulayacağımızı da sakın aklınızdan çıkarmayın.” diye bildirdik.
105. Ey Peygamber! Biz bu Kur’an’ı insanlara yaratılış sebeplerini açıklayıp duyurmak ve ona uygun yaşamaya davet gibi hak bir gaye için indirdik ve o da yüce bir maksada uygun olarak hakkın ve gerçeğin ta kendisi olarak indi. Bütün hakikatleri ihtiva ederek ihtiyaçlara cevap verecek şekilde muhatabına ulaştı. İçinde hiçbir yanlış şey yoktur. Sana gelince, Biz seni ancak davete uyup iman ederek salih işler yapanlara bir müjdeleyici ve davete uymak istemeyenlere de korkutucu ve uyarıcı olarak gönderdik.
106. Ayrıca Biz Kur’an’ı, insanların zihinlerine ve kalplerine sindire sindire ve üzerinde durarak yavaş yavaş okuman, okuduğunu da uygulayıp tebliğ etmen için surelere ve ayetlere ayırdık. Ve onu bir defada toplu olarak değil, yirmi üç yıl boyunca zamana yayarak ihtiyaca göre peyderpey indirdik.
107. Ey Peygamber! Senin peygamberliğine ve Kur’an’ın Rabbiniz tarafından indirilmekte olduğuna inanmak istemeyen müşriklere de ki: “ Siz ona ister inanın ister inanmayın. O Kur’an, daha önce kendilerine Tevrat ve İncil’deki geçmiş vahiylerden az da olsa ilim verilmiş olanlara ve Allah’ın davetine uygun yaşamak isteyenlere okunduğunda yüzüstü kapanarak secde ederler.
108. Ve derler ki: “Rabbimizi her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Rabbimizin ilmi ve kudreti sınırsızdır ve vaadi kesinlikle yerine gelmiştir. Bu duyduklarımız geçmiş kitaplarda müjdelenen, son peygamberin gelmiş olmasının habercisidir ” derler.
109. Böylece kitap ehlinden bir kısım kimseler Allah’ın ayetlerini dinledikçe, duydukları gerçeklere teslim olup bir kere daha yüzüstü kapanıp ağlarlar. Kur’an’ı dinlemek onların gönüllerindeki Allah’a olan derin saygıyı ve huşuyu artırır.
110. Ey Peygamber! Allah’ı farklı isimlerle anmandan dolayı Muhammed iki ayrı ilaha tapıyor diye ileri geri konuşan o müşriklere de ki: “ Allah sonsuz merhamet sahibidir, bütün yüce vasıflar onundur. İster Allah diye çağırın ister Rahman Rahîm, Kerîm, Hakîm diye dua edin fark etmez. Allah’ı isimlerinden hangisiyle çağırsanız, sonuçta bilesiniz ki O tek bir ilâhtır ve en güzel isimler O’nundur.” O halde rahman olan Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. O’ndan başka varlıkları şefaatçi kabul etmeyin ve sadece O’na kulluk edin. Yeter ki dualarınıza birilerini karıştırmayın ve özellikle de namaz kılarken gösteriş veya saygısızlık ifade edebilecek tavır ve davranışlardan uzak durun. Ey Muhammed! Müşriklerin sana ve inananlara her türlü baskıyı yaptıkları Mekke ortamında, dua ederken ve namaz kıldığınız sırada sesinizi çok yükseltip onların tepkisini çekmeyin. Bunu bahane ederek size eziyet etmelerine fırsat vermeyin. Ancak kendiniz duyamayacak kadar da çok da kısmayın. Bu ikisinin arasında orta bir yol izleyin.
111. Ve yine “Çocuk edinmeyen, hâkimiyette mülkte ve otoritede eşi ve ortağı olmayan, acizlikten dolayı bir sebeple sığınılacak bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan, nizamlarını kurup, yasalarını oluşturan ve hükmünde ortağı olmayan Allah’a hamdolsun” diyerek şükredip, övülmeye layık olan Allah’ı yücelttikçe yücelt. Böyle yapman senin için daha doğru daha hayırlıdır.
1
MUSTAFA ÇEVİK
1 İlmi ve gücü sınırsız olan yüce Allah, âyetlerinden bir kısmını göstermek için kulunu gecenin bir vaktinde, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya yürüttü. Şüphesiz Allah her şeyi gören, işiten ve dilediği her şeyi yapmaya güç yetirendir
MEAL AÇIKLAMASI
1. İlmi ve gücü sınırsız olan yüce Allah, gecenin bir vaktinde, bazı büyük delilleri ve mucizelerinden bir kısmını göstermek için Muhammed kulunu Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan, çevresini bereketlendirip mübarek kıldığı Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Böylece, bugüne kadar elden ele taşınan tevhid sancağını devralan son elçi, yeryüzünde kendisini bekleyen çetin mücadeleye hazırlanmak üzere, Rabb’inin huzurunda muhteşem mucizelere şahit oldu ve tüm insanlığı aydınlatacak mesajlarla yeniden aranıza döndü. Şüphesiz Allah her türlü acizlikten ihtiyaçtan ve noksan sıfatlardan uzaktır. Kalpten geçen her şeyi her an hakkıyla işiten ve görendir. Dilediği her şeyi de yapmaya güç yetirendir.
2-3
MEAL
2. Musa’ya da Kitab’ı verdik ve: “Benden başka vekil edinmeyin” diye onu İsrailoğullarına yol gösterici kıldık.
3. Ey Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın soyundan gelenler! Şüphesiz o çok şükreden bir kuldu.
MUSTAFA ÇEVİK
2-3 Biz Musa’yı da (gecenin bir vaktinde yürütüp) vahye muhatap kıldık. Ona Kitab’ı verdik ve Allah’tan başkasının vekil edinilmeyeceğini bildirip İsrailoğulları için bir hidayet rehberi kıldık. Sizler, ey Nuh’la birlikte gemide taşıdıklarımızın soyundan gelenler! Unutmayın ki atanız Nûh da insanları bu doğrulara çağıran ve Rabbine çok şükreden bir kuldu.
MEAL AÇIKLAMASI
2. Biz, gecenin bir vaktinde yürütüp Musa’ya vahiyle Tevrat adındaki Kitab’ı verdik ve: «Allah’tan başkasını hayatınıza yön verecek bir rab ve koruyucu olarak vekil edinmeyin, Allah’tan başkasının himayesine girip yasalarına uyarak onları ilah edinmeyin diyerek bu Kitab’ı İsrailoğulları için doğru yolu gösteren bir hidayet rehberi kıldık. Kitabımız onlara bütün gerçekleri anlatıyor, onlara doğru yolu gösteriyordu.
3. Ey Nuh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin soyundan gelenler ve ona ikinci atamız diyenler. Siz de zulüm ve haksızlıklardan kurtulup dünya ve âhiret saadetine ulaşmak istiyorsanız, kendinize atanız Nûh’u örnek almalısınız. Unutmayın Nuh da doğrulara çağıran ve Rabbine çok şükreden bir kul idi. Onun sabrını ve sadakatini örnek almalısınız.
4
MUSTAFA ÇEVİK
4 Kitapta İsrailoğullarına şunu da bildirdik; siz uyarılarımıza aldırış etmeyip davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönüp kibirlenip azgınlaşarak yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkardınız.
MEAL AÇIKLAMASI
4. Biz, Mûsâ’ya verdiğimiz Kitap’ta İsrailoğullarına uyarı amacıyla, ileride meydana gelecek şu olayları da bildirdik: Sizler, uyarılarımıza aldırış etmeyip davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönerek yeryüzünde iki defa fesat ve bozgunculuk çıkaracaksınız. Ve sahip olduğunuz güç ve servetle kibirlenip gururlanarak büyüklendikçe azgınlık yapacaksınız diye bildirdik. Büyük bir yükselişle ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak; haksızlığa ve ahlâksızlığa başlayacaksınız. Egemenlik kurduklarınıza haksızlık yaparak zulüm edeceksiniz. Fakat yaptığınız her bozgunculuğun ardından, büyük bir felâketle yüz yüze geleceksiniz.
5-7
MEAL
5. Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi.
6. Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.
7. Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid’e (Süleyman Mâbedi’ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).
MUSTAFA ÇEVİK
5-7 Biz de azgınlaşıp başkaldırmanız sebebiyle birinci uyarının vakti geldiğinde, çok güçlü ve saldırgan kullarımızı üzerinize gönderdik, onlar da sizi yok etmek üzere ülkenize girip ev ev dolaşıp, köşe bucak talan edip, yakıp yıktılar. İşte bu yapılan uyarılara kulak asmayanlar için Allah’ın koyduğu yasasıdır. Bundan gereken dersleri çıkarmanız ve kendinizi düzeltmeniz için bir süre sonra da düşmanlarınıza üstün gelmenizi sağladık ve size evlatlar, mallar ihsan ederek sayınızı artırdık, ayrıca şu temel kuralı bir kez daha hatırlattık: “Şayet Allah adına yapılmakta olan davete uyar da, O’nun ahlakı ile ahlaklanırsanız bunun yararını görür, kendinize iyilik etmiş olursunuz, yok eğer biz bildiğimizi yapıp kendi nizam ve ahlakımızı kendimiz oluşturacağız der, Rabbinize isyan eder, başkaldırırsanız kendinize kötülük yapar, ikinci uyarının da vaktini getirirsiniz. Nitekim siz bu uyarıyı da dikkate almayınca ikinci defa şeref ve itibarınız, düşmanlarınız tarafından ayaklar altına alındı, öncekinde olduğu gibi mabedinize girip ele geçirdikleri her şeyi paramparça ettiler.”
MEAL AÇIKLAMASI
5. Azgınlaşıp başkaldırmanız sebebiyle bu çıkaracağınız fesat ve bozgunlardan ilkinin cezalandırma zamanı gelince, azap için üzerinize Babil kralı olan Buhtunnasr komutasında, çok güçlü kuvvetli ve savaşçı kullarımızı gönderdik. Onlar da Kudüs’te evlerinizin aralarına kadar girip sizi yok etmek için kapı kapı aradılar, köşe bucak talan edip, yakıp yıktılar. Bu, uyarılara kulak asmayanlar için Allah’ın koyduğu yasa ve iki fesattan ilki olarak yerine getirilmesi gereken bir vaat idi. Elbette biz zalim toplulukları onlardan daha zalimleriyle yok ederiz.
6. Bu musibetten sonra aradan zaman geçti ve aklınız başınıza geldi. Tövbe edip yeniden Allah’ın kitabına sarıldınız. Kendinizi düzeltmeniz için gereken dersleri alınca da düşmanlarınıza üstün gelmenizi sağladık. Onlara karşı size tekrar galibiyet ve zafer verdik; servet ve oğullarla ekonomik, toplumsal, siyasi ve askerî bakımından gücünüzü arttırdık, genç ve dinamik bir nüfusla sayınızı daha da çoğalttık ve eskisinden daha güçlü kıldık.
7. Ayrıca şu temel kuralı bir kez daha hatırlattık. Eğer başınıza gelen bunca musibetten sonra Allah adına yapılmakta olan davete uyar ve O’nun ahlakı ile ahlaklanıp iyilik ederseniz aslında kendinize iyilik etmiş olursunuz. Yok eğer biz bildiğimizi yapıp kendi nizam ve ahlakımızı kendimiz oluşturacağız diyerek Rabbinize isyan edip, başkaldırarak kötülük ederseniz ikinci uyarının da vaktini çabuk getirip yine kendinize kötülük etmiş olursunuz. Kötülüğü, iyiliğe tercih etmeniz, Allah’ın ikinci vaadine davetiye çıkarır. Nitekim siz bu uyarıyı da dikkate almadığınız için ikinci vaadin gerçekleşme zamanı gelince, yine sizi cezalandırmak için şeref ve itibarınız rezil şekilde düşmanlarınız tarafından ayaklar altına alınıp acınız yüzlerinize yansısın da yüzünüz kararsın, daha önce Babil kralı Buhtunnasr zamanında girdikleri gibi yine Süleyman Mâbedi’ne yani Mescid-i Aksa’ya girsinler ve tüm kutsal değerlerinizi çiğneyerek ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler diye, başınıza Romalı Titus ve orduları gibi güçlü ve acımasız düşmanları musallat kıldık. Fakat her şeye rağmen, yine de tövbe edip kurtulmak için geç kalmış sayılmazsınız.
8
MUSTAFA ÇEVİK
8 Ey İsrailoğulları! Bunlardan gereken dersleri çıkarır, Rabbinizin davetine yönelirseniz, Rabbiniz size merhamet ve rahmetiyle muamele eder. Fakat yine bildiğinizi yapmaya kalkıp zulüm ve bozgunculuğa dönerseniz Biz de azap etmeye geri döneriz. Unutmayın ki böyleleri için cehennemde de çok çetin bir azap vardır.
MEAL AÇIKLAMASI
8. Ey Siyonist Yahudiler! Tarihte yaşananlardan gereken dersleri çıkarıp, tevbe ederek küfür ve zulmü terk edip Rabbinizin davetine yönelirseniz umulur ki Rabbiniz size merhamet eder ve rahmetiyle muamele eder. Fakat siz yine bildiğinizi yapmaya kalkıp fesatçılığa zulüm ve bozgunculuğa dönerseniz, biz de merhamet vaadimizden vazgeçip azap etmeye geri döneriz ve yine cezalandırırız. Şunu da unutmayın Biz cehennemi Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler için son durak olan ebedi bir zindan kılmışızdır. Fakat bu zindandan kurtuluş yolunu da göstermekteyiz.
9-11
MEAL
9. Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.
10. Ahirete inanmayanlara gelince, onlar için de elemli bir azap hazırlamışızdır.
11. İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir!
MUSTAFA ÇEVİK
9-11 Gerçek şu ki, gönderilmekte olan bu Kur’an, dileyeni tek doğru yola iletir ve onu yaşama gayreti içinde olan mü’minlere ödüllerinin çok büyük olacağını müjdeler. Dünya hayatlarında yaptıklarının karşılığını âhirette göreceklerine inanmayanlara ise dehşetli bir azabın onları beklediğini haber verir. İnsan çok acelecidir, haberi verilen azabı, “Şimdiden getir de görelim.” diyerek iyi bir şey ister gibi kötülükleri de ister.
MEAL AÇIKLAMASI
9. Hiç şüphesiz ki gönderilmekte olan bu Kur’an dileyeni ve onunla amel edenleri her meselede tek ve en isabetli en güzel olan dosdoğru yola iletir. Ve onu yaşama gayreti içinde olup gösterdiği yolda yürüyerek imanlarına yaraşır güzellikte iyi ve dürüst davranışlarda bulunan, salih ameller işleyen müminlere, kendileri için hem dünyada hem de ahirette büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. Elbette okunanları dinlemeniz, içtenlikle anlamanız gerekir. Kur’an’a inanır, yasalarımıza uyarak yaşarsanız mükâfatla müjdelenirsiniz.
10. Bu müjdelere kulak tıkayan ve dünya hayatında yaptıklarının karşılığını gerek sözleri gerek davranışlarıyla ahirette göreceklerine inanmayanlara gelince, onlar için de çok dehşetli bir azap hazırladığımızı haber verir ve onları uyarırız.
11. Durum böyle iken insan bazen dua ederken hayrı istediği gibi kendisi için iyi mi olur, kötü mü olur bilmeden dünyasına ve ahiretine zarar verecek şerri de ister. İnsan pek acelecidir. Haberi verilen azabı, “Şimdiden getir de görelim.” diyerek iyi bir şey ister gibi kötülükleri de ister. Bu yüzden o acıklı azâbı hiç hesaba katmadan, felâketle sonuçlanacak dileklerde bulunur. Kötülükle karşılaşacağını bildiği hâlde, kendisine hâkim olamayıp Rabb’ine isyan eder. İşte bu yüzden dünyayı ahirete tercih eder; cenneti dünyada yaşamak ister.
12
MUSTAFA ÇEVİK
12 Biz geceyi ve gündüzü de iki âyet kıldık. Kurduğumuz nizam ve ona uygun yasa gereği, gece ayetinin ardından gündüz ayetini getiriyoruz ki, Rabbinizin lütfettiği nimetlerden payınıza düşeni arayasınız, ayrıca geçip giden yılların sayısını bilip, sonunda Hesap Gününün gelip çatacağını kavrayabilesiniz. Nasıl ki gündüzün ardından gece gelmekte ise dünya hayatının ardından âhiret hayatı onu takip etmektedir. İşte bu gerçekleri kavramanız için her şeyi açık açık ve misallerle anlatmaktayız.
MEAL AÇIKLAMASI
12. Biz, geceyi ve gündüzü kudretimizi gözler önüne seren apaçık birer işaret ve ibretli delil kıldık ve onların her biri için de bir alamet var ettik. Ayı, karanlığı ve yıldızları gecenin alameti, Güneş ve aydınlığı ise gündüzün alameti yaptık. Kurduğumuz nizam ve ona uygun yasa gereği gecenin alâmetini yani karanlığını kaldırıp yerine Güneşin alametini olan gündüzü aydınlık yapıyoruz. Böylece, Rabbinizin nimetlerinden payınıza düşeni araştırın, ayrıca geçip giden yılların sayısını, vakitleri ve takvim hesabını bilebilirsiniz. Nasıl ki gündüzün ardından gece gelmekte ise dünya hayatının ardından âhiret hayatı onu takip etmektedir. İşte biz, bu gerçekleri anlamanız için insanı hakikate ulaştıracak her şeyi açık açık misallerle anlattık.
13-14
MEAL
13. Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
14. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.
MUSTAFA ÇEVİK
13-14 Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağladık. Hesap Günü her davranışının en ince ayrıntılarına kadar kaydedilmiş sicilini boynuna asıp önüne koyacağız ve O Gün ona, “Oku bakalım sicilini, artık bugün kendi hesabını görmek için nefsin sana yeter.” diyeceğiz.
MEAL AÇIKLAMASI
13. Her insanın cennet veya cehennemle noktalanan kaderini çabasına bağladık. Yaptığı her amel kendi nefsine aittir, yaptıklarından dolayı da hesabını bizzat kendisi verir. Kıyamet günü, insanın karşısına dünyadayken yapmış olduğu her şeyin en ince ayrıntılarına kadar bir bir kaydedildiği sicilini de boynuna asarız ve apaçık yazılmış bir kitap olarak önüne koyarız. Herkes ne yapmışsa, hepsini o kitapta yazılmış bulacaktır.
14. O Gün ona tercih ve eylemlerinle yazmış olduğun amel kitabını ve sicilini oku yaşadıklarını da seyret bakalım. Çünkü bugün kendi hesabını kendin görecek durumdasın. Sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter diyeceğiz. Huzurumuzda hayat kitabınıza karşı tek şey söyleyemez, şaşkınlıktan donup kalırsınız. Çünkü dünyada yaşadığınız hayatın her anı kitabınıza yazılmıştır.
15
MUSTAFA ÇEVİK
15 Her kim Allah’ın daveti olan hayat nizamını seçer de, onu yaşamak uğrunda elinden gelen çabayı gösterirse, bunu kendi iyiliği için yapmış olur. Kim de Allah’ın davetinden yüz çevirirse kendisine en büyük kötülüğü yapmış olur. Hiç kimse bir başkasının günah yükünü çekecek, cezasını ortadan kaldıracak değildir. Allah, peygamber göndermedikçe de bir topluma azap etmez.
MEAL AÇIKLAMASI
15. Her kim Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen çabayı gösterip vahyin rehberliğinde hidayet yolunu seçerse, inanarak İslam’ı seçer ve yasalarımıza uyarak yaşarsa, bunu ancak kendi iyiliği için yapmış olur. Kim de kötülüğü, çirkinliği tercih ederek bu tercihi sonucu Allah’ın davetinden yüz çevirip doğruluktan saparsa, yasalarımıza meydan okuyarak insanların çıkardıkları yasalara göre yaşarsa, kendi zararına sapmış ve kendisine en büyük kötülüğü yapmış olur. Dolayısıyla, hiçbir kimse, başkasının suçunu ve günah yükünü üslenmez, başkasının cezasını da ortadan kaldıramaz. Evlat babanın, torun dedenin günahından sorumlu tutulamaz. Biz uyarıcı olarak insanlara varlık gayelerini hatırlatan bir peygamber veya onun mesajını taşıyan bir davetçi göndermeden, günahları sebebiyle bir topluma ya da bir kimseye azap etmeyiz. Ayetlerimizle nelerin suç olduğunu, nelerin suç olmadığını açıklar ona göre sorumlu tutarız. Yasalarımız kendilerine gönderildikten sonra bilmiyorduk demeleri, hafife alıp inkâr etmeleri veya kendi uydurdukları yasaları yasalarımızdan üstün görmeleri, kendi suçlarından ibarettir.
16-17
MEAL
16. Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helâke müstahak olur; biz de orayı darmadağın ederiz.
17. Nuh’tan sonraki nesillerden nicelerini helâk ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeterlidir.
MUSTAFA ÇEVİK
16-17 Bir toplum Allah’ın âyetleri ile uyarılmalarına rağmen, bundan yüz çevirerek yaşamakta ısrar eder de azaba müstahak olursa, Biz de o toplumu helak etmeden önce onların refah içinde şımarmış önderleri durumundaki seçkinlerini son uyarılarımızla doğru yolda yaşamaya davet ederiz. Buna rağmen azgınlıklarına devam ederlerse işte o toplum için azapla helak edilmek kaçınılmaz olur. Nitekim Nuh’tan sonra da nice toplumları bu sebepten helak ettik, çünkü Allah kullarının kime ve neye göre yaşadıklarından haberdardır.
MEAL AÇIKLAMASI
16. Allah’ın âyetleri ile uyarılmalarına rağmen, bundan yüz çevirerek yaşamakta ısrar eden, uyarılardan ders almayan bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde süreç şöyle işler. Helak etmeden önce o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşlarını elçilerimiz vasıtasıyla uyarırız ve doğru yolda yaşamaya davet edip iyilikleri emrederiz. Buna rağmen onlar orada azgınlıklarına devam edip kötülük işlemeye ve günahkarca yaşamaya devam ederlerse ve halk da onları desteklerse azap ve helâk o ülkeye müstahak olur. Biz de orayı zayıf bırakılan halklarını bilinçlendirerek vakti saati geldiğinde darmadağın ederiz. Yoksul bırakılan, hakları elinden alınan insanlar; suç işleyen zenginlerin düzenlerini başlarına geçirir.
17. Bu konuda açın tarih kitaplarını bakın. Nuh’tan sonraki nesillerden Âd, Semûd ve Lût gibi nicelerini bu sebepten helâk ettik. Tüm kullarının yaşadıklarından ve günahlarından haberdar olan ve her yaptığını gören Rabbin gibisi yoktur ve yeterlidir. Helâk emri geldiğinde kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz.
18
MUSTAFA ÇEVİK
18 Kim ki dünya hayatının hazları, zevkleri, serveti, şanı, şöhreti peşinde koşarak sadece geçici olan nimetlere talip olup da âhireti gözden çıkarırsa Biz de bunlardan dilediğimiz kimselere dilediğimiz kadar dünyadan pay veririz, fakat sonunda kovulmuş ve kınanmış olarak cehenneme atarız.
MEAL AÇIKLAMASI
18. Her kim tarihte yaşananlardan ders almayarak âhireti gözden çıkarıp ta dünya hayatının mutluluğunu ve şan şöhret peşinde koşarak sadece geçici olan nimetleri isterse, bunlardan dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz. Fakat sonra da onu, dünyayı ahirete tercih ettiği için ve dünyalık nimetlerle şımararak yaptığı kötülüklere karşılık, kınanmış yüzüne bakılmaz ve Allah’ın rahmetindenmahrum bırakılmış biri olarak gireceği cehenneme sokarız. Verdiğimiz zenginlikleri; insanların aleyhine kullanıyor, insanların haklarını çalıyor, haksızlıkla zulüm yapıyorsanız cehennemle cezalandırırız. Çünkü yasamız gereği verdiğimiz zenginlikte insanların hakları vardır.
19
MUSTAFA ÇEVİK
19 Kim de daimî olarak kalınacak âhiretteki cennet hayatının güzelliklerini isteyerek Allah merkezli bir hayatı yaşamak uğrunda çaba gösterirse, Allah katında en güzel ödüle kavuşacaktır.
MEAL AÇIKLAMASI
19. Kim de ahireti ve cennet hayatının güzelliklerini ister ve bir mümin olarak onu kazanmak için yasalarımıza göre ve Allah merkezli bir hayatı yaşamak uğrunda gereği gibi çalışıp çaba gösterirse işte bunların gayretlerinin karşılığı tam olarak verilir. Böylesi seçkin kişiler Allah katında en güzel ödüle kavuşacaktır. Dünya için çalışanlara dünyalıkları verilirken, âhiret için çalışanlar dünya nimetlerinden mahrum kalacak zannedilmesin.
20
MUSTAFA ÇEVİK
20 Biz hem bu dünya hem de âhiret hayatına talip olanlara ayırım yapmadan dünya nimetlerinden, tattırırız, zira Rabbinizin nimetleri hepiniz için, hepinize yetecek kadardır.
MEAL AÇIKLAMASI
20. Biz imtihan dünyasının bir gereği olarak bu dünyayı isteyenlere de âhiret hayatına talip olanlara da ayırım yapmayıp herkese Rabbinin nimetlerinden ve ihsanından veririz. Çünkü Rabbinin lütfu ve nimetleri asla kullarından kısıtlanmış değildir hepinize yeter. Fakat ahirete gelince kâfirler cennetten mahrum edilir.
21-24
MEAL
21. Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.
22. Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.
23. Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.
24. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!» diyerek dua et.
MUSTAFA ÇEVİK
21-24 İnsanların bir kısmını mal, mülk ve kabiliyetleri bakımından diğer bir kısmına üstün kıldık, ama unutmayın ki bu bir imtihandır asıl üstünlük ve zenginlik âhiretteki kalıcı olandır, asıl değerli olan da budur. Ey insanoğlu! Sakın kısacık dünya hayatının geçici metalarına aldanıp da Allah’tan başkalarını malı, mülkü, şanı, şöhreti için ilahlar edinme, sonra kınanmış, kendi başına bırakılmış olarak cehennemin köşesine atılmaya mahkûm olursun. Zira senin Rabbin sizleri hidayet üzere yaşamanız için yaratmıştır. Bu yüzden de yalnız O’na itaat edin. Ana ve babanıza da iyilikle muamele edin, onlardan biri ya da her ikisi birden senin yanında yaşlanır ise, sakın onlara öf bile deme ve azarlama, gönül okşayıcı sözler söyle ve her ikisine de alçak gönüllü davran, merhametle kol kanat ger ve de ki: “Rabbim! Onlar beni küçüklüğümde nasıl sevgi ve şefkatle besleyip büyüttülerse, sen de onlara merhamet ve şefkatinle muamele et.”
MEAL AÇIKLAMASI
21. Bak ve üzerinde düşün. Biz dünyada insanların bir kısmını mal, mülk güç, zekâ ve kabiliyetleri bakımından diğer bir kısmına göre daha çok verip nasıl üstün kıldık. Fakat bu gelip geçici nîmetleri elde etme uğruna âhireti terk etme. Unutmayın ki bu bir imtihandır ve üstünlük vesilesi olan şeylerin hiçbiri asıl gaye değildir. Ahiret ise bu imtihanı kazananlar için zenginlik ve sahip olunacak makam bakımından dünyada ne varsa hepsinden çok daha yüce ve fazilet bakımından daçok daha üstündür. Ve kalıcı olup asıl değerli olan da budur. Dünyadaki hayatları bitince ahirette yaptıklarınız değerlendirilir. Yasalarımıza uygun davrananların dereceleri yükseltilir. Yasalarımıza karşı çıkıp, uymayanlar alçaltılır. Önemli olan dünyadaki farklılıklar değil ahiret hayatındaki farklılıklardır. Çünkü orada kimi cennete giderken kimi de cehenneme gider.
22. Ey insanoğlu! Sakın kısacık dünya hayatının geçici metalarına aldanıp da Allah ile birlikte Allah’tan başkalarını da malı, mülkü, şanı, şöhreti için ilâhlar edinme. İslam’a aykırı olarak; kendisine sığınılan, hükmü uygulanan ve rızası aranan kimselerin ve sistemlerin peşine düşme. Sakın bize karşı gelip insanları yönetmek için yasa yapanların yasalarına uyma! Eğer insanların yasalarına uyarsan onları ilahlaştırırsın. Allah’tan başka hiç kimsenin insanları yönetmek için yasa yapma hakkı yoktur. Böyle yapanlardan uzak dur. Sonra mahşer gününde kınanmış ve yüzüne bakılmaz bir halde kendi başına yapayalnız ve yardımcısız olarak cehennemin köşesine atılıp terkedilmiş olarak kalırsın. Zira senin Rabbin sizleri hidayet üzere yaşamanız için yaratmıştır.
23. Çünkü Rabbin, sadece kendisine itaat edip kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi sana sığınır da senin yanında yaşlanırsa, onlara karşı son derece saygılı davran, hizmet ve hürmette kusur etme. Değil kötü bir söz söylemek onlara «öf!» bile deme hele onları sakın azarlama. Tam tersine ikisine de daima gönül okşayıcı tatlı ve güzel sözler söyle.
24. Onlara alçak gönüllü ol, ikisine de şefkat ve merhametle kol kanat ger ve de ki: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl sevgi ve şefkatle besleyip yetiştirmişlerse, sen de onlara öyle merhamet ve şefkatinle muamele et diyerek onlar için dua et.
25
MUSTAFA ÇEVİK
25 Ey insanlar! Rabbiniz içinizde olanları en iyi bilendir. Siz şirkinizden ve küfrünüzden tevbe edip de, O’nun davetine yürekten yönelerek salih ameller işlerseniz, O da sizi bağışlayacaktır.
MEAL AÇIKLAMASI
25. Ey insanlar, bu öğütlere içtenlikle uyun. Unutmayın ki Rabbiniz sizin anne-babalarınız hakkında olsun, başka meselelerde olsun kalplerinizdekini, içinizden geçenleri neler düşünüp neler tasarladığınızı ve neler hissettiğinizi sizden çok iyi bilmektedir. Geçmişte, belki anne-babanıza karşı içinizden kötü şeyler geçirmiş olabilirsiniz, hatta onları üzen ve kıran şeyler de yapmış olabilirsiniz. Geçmiş hayatınız günahlarla dolu olsa bile eğer siz salih ameller işleyerek dürüst ve iyi kişilerden olursanız, şunu iyi bilin ki Allah, kötülükten şirkten ve küfürden yüz çevirerek tövbe edip O’nun davetine yürekten yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.
26-27
MEAL
26. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
27. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
MUSTAFA ÇEVİK
26-27 Akrabandan olanlara haklarını ver, düşküne, yolda kalmışa da haklarını verip yardımını esirgeme, ayrıca da saçıp savurma! Allah israf edenleri sevmez, saçıp savurarak israf edenler şeytanın kardeşleri, yoldaşları olup çıkarlar, şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
MEAL AÇIKLAMASI
26. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya gerek para gerek mal gerekse şefkat ve ilgi olarak haklarını verip yardımını esirgeme. Ayrıca elindeki imkânları gereksiz ve Allah’ın yasakladığı gayr-i meşru yerlere harcama yaparak veya kendini ve aileni başkalarına muhtaç bırakacak şekilde malını dağıtarak lüks ve gösteriş için elindekini saçıp savurma.
27. Zira Allah israf edenleri sevmez. İşte böylesine malını boş yere saçıp savuranlar şeytanın kardeşleri ve dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. Allah’ın verdiği serveti ve imkânları haram yollarda harcayanlar Rablerine karşı nankörlük etmektedirler.
28-29
MUSTAFA ÇEVİK
28-29 Şayet sen darda, zorda olduğun için, Rabbinden gelecek yardımı bekler vaziyette isen ve bu sebepten muhtaç olana el uzatamıyorsan, hiç olmazsa onlara gönül alıcı sözler söyle, eli sıkı cimri olmaktan gereksiz yere har vurup harman savurarak ölçüsüzce harcamaktan da uzak dur! Şayet böyle yapmaz, bu sınırlara uymazsan sonunda kınanmış olarak bir köşeye atılır, kıvranır durursun.
MEAL AÇIKLAMASI
28. Eğer senin de elinin darda ve zorda olmasından dolayı, Rabbinden gelecek bir rahmeti ve yardımı beklediğin için, şimdilik muhtaç olanlara el uzatıp bir şey veremeyecek durumda isen ve ilgilenemeyip yüzlerine bakamıyorsan hiç olmazsa onlara gönül alıcı güzel sözler söyle,
29. Harcamalarında ve başkalarına yardım hususunda ne eli sıkı cimri ol ne de büsbütün eli açık ol. Gereksiz yere har vurup harman savurarak ölçüsüzce harcamaktan da uzak dur. Şayet böyle yapmaz, bu sınırlara uymazsan sonra savurganlığın ve kaybettiklerin nedeniyle kıvranıp pişman olup üzülürsün ve cimriliğin nedeniyle kınanır durursun.
30
MUSTAFA ÇEVİK
30 Şüphesiz Senin Rabbin dilediğine rızkı bol, dilediğine de idareli vererek imtihan eder. O, kullarının bunları nasıl kullandıklarını en iyi görüp bilendir.
MEAL AÇIKLAMASI
30. Rabbin imtihan dünyasının bir gereği olarak rızkı dilediğine bol verir, dilediğine de imtihan etmek için idareli ve ölçülü vererek kısar. Dolayısıyla, sahip olduğu nimetlerden dolayı hiç kimsenin bir başkasına üstünlük taslamaya hakkı yoktur. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, bunları nasıl kullandıklarını kime ne için ne kadar vereceğini ve bundaki hikmeti çok iyi bilip görendir. O hâlde, rızık kazanma kaygısıyla başkalarının hakkına göz dikmeyin.
31
MUSTAFA ÇEVİK
31 Rızıklarını temin edemeyeceğinizden endişe edip, korkarak sakın çocuklarınızı da öldürmeyin, çünkü onların da sizin de rızkınızı verecek olan Biziz, onların öldürülmesi çok büyük bir suçtur.
MEAL AÇIKLAMASI
31. Yoksulluk ve geçim endişesi ile anne karnından itibaren sakın çocuklarınızı öldürmeyin. Ne kız çocuklarını diri diri toprağa gömen eski Arap putperestleri gibi, ne de başka yollarla çocuklarınıza kıymayın! Bu çocuklar sizin rızkınıza ortak olacaklar diye korkmayın; Çünkü onların da sizin de rızkınızı veren Biziz. Sizler iyi niyetle, doğru yollardan rızk temin etmek için çalıştıkça, Rabbiniz size rızklarınızı verecektir. Onları hem dünyaya geldikten sonra hem de ana rahminde öldürmek gerçekten çok büyük bir suçtur ve cezası, cehennemdir.
32
MEAL
32. Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.
MUSTAFA ÇEVİK
32 Sakın zinaya da yaklaşmayın çünkü o çok çirkin bir hayasızlık, kötü bir yoldur.
MEAL AÇIKLAMASI
32. Çocukları ana rahminde öldürmeye götüren sebeplerden biri de zinadır. İster evli ister bekar olun, evlilik dışı gayri meşrû cinsel ilişkilerden uzak durun Sakın zinaya da yaklaşmayın, zinaya sebep olacak şeylerden de uzak durun. Evliliği kolaylaştırarak gençleri buna özendirin. Böylece, zinaya götüren bütün yoları kapayın. Zira o, aile kurumuna büyük zarar veren çok çirkin ve yüz kızartıcı bir hayasızlıktır ve onu uçuruma sürükleyen çok kötü bir yoldur. Aynı zamanda büyük bir ahlâksızlıktır.
33
MUSTAFA ÇEVİK
33 Haklı bir sebep olmaksızın, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın, kim haksız yere öldürülürse, öldürülen kimsenin velisine kısas konusunda yetki vermişizdir, fakat o da bu konuda haddi aşmasın, belirtilen cezanın dışına çıkmasın, zaten bu kimseye yetki verilerek kendisine gerekli yardım yapılmıştır.
MEAL AÇIKLAMASI
33. Nefsi müdafaa, kısas ve savaş hali gibi haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz ve kutsal kıldığı cana kıymayın. Bir kimse haksız yere öldürülürse, onun meşrû mirasçısına veya velisine kısas konusunda hakkını alması için yetki verdik. Katilin kısas edilerek öldürülmesini isteme veya kendilerine kan diyetinin ödenmesi konusunda hukuki biryetki tanımışızdır; Ancak bu veli de kısasta hukukun kendisine verdiği haddi aşıp işi kan davasına dökerek ileri gitmesin ve belirtilen cezanın dışına çıkmasın. Hak arıyoruz derken haksızlığa düşmesin. Zaten kendisine bu yasal yetki verilmekle, o gereken yardımı ve alacağını almıştır.
34
MEAL
34. Yetimin malına, rüştüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.
MUSTAFA ÇEVİK
34 Yetimin malına kendisi yetişkinlik çağına gelinceye kadar, onun adına değerlendirmek amacı dışında dokunmayın. Verdiğiniz sözleri yerine getirin, çünkü verilen sözler, sözün sahibine sorumluluk yükler.
MEAL AÇIKLAMASI
34. Yetimlerinizin mallarını haksızlıkla yemeyin. Himâyeniz altında bulunan yetimin malına, yetişkinlik çağına gelip rüştüne yani akli ve bedeni olgunluğa erinceye kadar, ancak o malı koruyup bereketlendirip arttırma, artan malı gelecekte yetime geri verme gibi onun adına değerlendirmek için en âdil ve en güzel şekilde yaklaşın. Onlara ait malı, yatırıma dönüştürüp, onlar adına değerlendirebilirsiniz. Fakat gerekli yaş ve olgunluğa ulaştıklarında, onlara mallarını geri vermek zorundasınız. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sözün sahibine arkasında durmak gibi bir sorumluluk yükler. Verdiğiniz her sözden, hesap gününde mutlaka sorguya çekileceksiniz.
35
MUSTAFA ÇEVİK
35 Yaptığınız alışverişlerinizde ölçüyü ve tartıyı doğru tutun, ticaretinize hile ve şaibe karıştırmayın!
MEAL AÇIKLAMASI
35. Sosyal hayatta insanları değerlendirirken, ticaret, hukuk ahlâk gibi konularda veya yaptığınız alışverişlerinizde bir şey ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve tarttığınız şeyi doğru terazi ile tartın. Dürüstlükten ayrılmayıp ticaretinize hile karıştırmayın. Yiyecek ve içeceklere haram şeyler katmayın, Hayatınızın her alanında, doğruluk ve adâleti kendinize temel ilke edinin. Bu, hem toplumdaki karşılıklı güven ortamının devamı için daha iyidir hem de ticaretinizin neticesi bakımından daha güzeldir. Çünkü adalet ve dürüstlüğün egemen olduğu bir toplum, dünyada güven ve huzuru, âhirette de cennet nimetlerini elde eder.
36
MUSTAFA ÇEVİK
36 Bilgisine sahip olmadığınız şeylerin ardına düşmeyin, çünkü göz, kulak, kalp ve bütün azalar bundan dolayı hesaba çekilecektir.
MEAL AÇIKLAMASI
36. Hakkında yeterli ve kesin bilgi sahibi olmadığın ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardına düşüp körü körüne karar verme. Ne olursa olsun, sağlam ve inandırıcı delillere dayanmadan, zandan yola çıkarak hiçbir konuda ve hiç kimse hakkında kesin yargıda bulunma, hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü kulak, göz gönül gibi bilgiyi toplayan, işleyen ve karara bağlayan azaların hepsi de verdiğin karardan sorumludur ve kıyamette yaptıklarından hesaba çekilecektir.
37-39
MEAL
37. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.
38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.
39. İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.
MUSTAFA ÇEVİK
37-39 Yeryüzünde kibirlenerek, böbürlenerek de yürümeyin, çünkü böyle yaparak ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsiniz. İşte bütün bu olumsuz davranışlar Rabbinin katında hoş karşılanmayan şeylerdir. Bu uyarılar Rabbinin daveti olan hayat nizamına iman eden, onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda gayret eden mü’minler için Rabbimizin uyulması gereken emirlerindendir. Sakın Allah’la birlikte başka ilahlar edinme, sonra kovulmuş olarak cehenneme girenlerden olursun.
MEAL AÇIKLAMASI
37. Allah’ın sana bahşettiği güç, servet, makam zenginlik gibi nimetlere güvenip de kibirlenerek böbürlenerek yeryüzünde dolaşma. Çünkü sen aslında o kadar âciz bir varlıksın ki böyle yaparak ne yeri yarabilirsin ne de dağlarla ululuk yarışına girip de boyun dağlara ulaşabilir. Kendini ne kadar büyük görürsen gör gücün bilgin, kabiliyetlerin sınırlıdır.
38. Ey insan! Yirmi ikinci âyetten itibaren bütün bu sayılanların hepsi kötü olup, bu olumsuz davranışlar Rabbinin nezdinde sevimsiz ve hoş karşılanmayan şeylerdir.
39. İşte bunlar, vahyin rehberliğinde doğru bir hayat yaşaman için Rabbinin sana vahyettiği hikmetler ve uyulması gereken emirlerdir. Bir defa daha hatırlatmak gerekirse, sakın Allah ile birlikte başka ilâhlar edinme. Bil ki Rabbinden başka insanları yönetmek için yasa koyanlar; hakları olmadan ilahlık iddia etmişlerdir. Eğer onlara uyarak Allah’a şirk koşarsan sonunda kınanmış ve Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak yüzüne bakılmaz bir halde cehenneme atılırsın.
40-43
MEAL
40. (Ey müşrikler!) Rabbiniz, erkek çocukları sizin için ayırdı da, kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi! Gerçekten siz, (vebali) çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
41. Biz, onların akıllarını başlarına toplamaları için bu Kur’an’da (çeşitli ikaz ve ihtarları) türlü şekillerde tekrar ettik. Fakat bu, onlara, daha da kaçıp uzaklaşmaktan başka bir şey sağlamıyor.
42. De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş’ın sahibi olan Allah’a ulaşmak için çareler arayacaklardı.
43. Allah, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir; son derece yücedir ve uludur.
MUSTAFA ÇEVİK
40-43 Müşrikler utanmadan ve hiçbir bilgi ya da delile dayanmadan bir de kalkmış, “Melekler Allah’ın kızlarıdır.” diyerek, çok büyük ve dehşet verici bir yakıştırmada bulunuyorlar. Biz Kur’an’da erkeği de kadını da yaratanın Allah olduğunu, O’nun her tür eksiklikten münezzeh olduğunu ve asla çocuk edinmediğini apaçık bildirmişken, erkek çocukları kendilerinin, melekleri de Allah’ın kızları kabul etmeleri, müşriklerin Allah’ı layıkıyla tanımadıklarından ve tanımak istemediklerinden başka bir şey değildir. Ey Peygamber! De ki: “Şayet Allah’la birlikte başka ilahlar da olsaydı, Allah’ın yaratıp nizamını kurduğu Kâinatta, bu mükemmel düzen olmaz, her biri kendine göre yasalar koymaya kalkıp kargaşa çıkarırlardı.” Allah, onların söylediklerinin ötesinde ve üstünde, tek yüce olandır.
MEAL AÇIKLAMASI
40. Ey müşrikler!Sizler kız çocuklarına sahip olmaktan utanç duyuyor ama meleklerin Allah’ın kızları olduğunu iddia ediyorsunuz. Demek Rabbiniz, erkek çocukları size layık gördü ve yüceltti de kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi? Gerçekten siz, Melekler Allah’ın kızlarıdır.” diyerek utanmadan ve hiçbir bilgi ya da delile dayanmadan sonuçları çok ağır olacak büyük ve dehşet verici bir söz söylüyorsunuz. Ne söylediğinizin farkında mısınız?
41. Biz, onların akıllarını başlarına toplamaları ve düşünüp ders almaları için çeşitli uyarıları bu Kur’an’da türlü şekillerde tekrar ettik. Fakat bu öğütler, onların nefretini, isyanlarını daha da artırmaktan ve onları doğru yoldan iyice uzaklaştırmaktan başka bir sonuç sağlamadı. Erkeği de kadını da yaratanın Allah olduğunu, O’nun her tür eksiklikten münezzeh olduğunu ve asla çocuk edinmediğini apaçık bildirmişken, erkek çocukları kendilerinin, melekleri de Allah’ın kızları kabul etmeleri, müşriklerin Allah’ı layıkıyla tanımadıklarından ve tanımak istemediklerinden başka bir şey değildir.
42. Ey Peygamber! de ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş’ın mutlak kudret ve hâkimiyetin sahibi Allah’a ulaşmak, O’na galip gelebilmek ve kâinat üzerinde hakimiyet kurmak için çareler arayacaklardı. Ve her biri kendine göre yasalar koymaya kalkıp kargaşa çıkarırlardı. Nitekim Haman böyle yapmadı mı? Kule yaptırıp Allah ile savaşmak istemedi mi? Allah’ın O’na ne yaptığını görmediniz mi? Allah O’nu şımarıklığından, yaptığı haksızlıklardan dolayı yok etti.
43. Allah, onların düşündükleri söyledikleri şeylerden şirkin her şeklinden ve her türünden münezzehtir; tek yücedir ve tek ve son derece büyük olandır.
44
MEAL
44. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.
MUSTAFA ÇEVİK
44 Yedi gök, yer ve oralarda olan ne varsa hepsi Allah’ın sınırsız ilminin, kudretinin ve yüceliğinin delillerindendir. Hepsi de yaratılış sebeplerine uygun, varlıklarını devam ettirdiklerini apaçık göstermekte ve tesbih etmekteler, Allah’ın yüceliğine işaret etmektedirler, fakat çoğunuz bunu görüp anlamamakta ısrar etmektesiniz. Buna rağmen Allah sizi cezalandırmakta acele etmez ve gerçeği kavramanıza yetecek kadar süre tanır, çünkü O çok merhametli ve yanlışından doğruya döneni de bağışlayıcıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
44. Yedi kat gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ın sınırsız ilminin, kudretinin ve yüceliğinin delillerindendir. Hepsi de yaratılış sebeplerine uygun, varlıklarını devam ettirdiklerini apaçık gösterir ve her türlü eksikten, noksandan tenzih ederek tesbih eder. Evrende O’nu hamd ve övgü ile tesbih etmeyen yüceliğine işaret etmeyen hiçbir şey yoktur. O’nun verdiği vazifeyi icra eder Ne var ki siz, onların tesbihini ibadetini, ne yaptıklarını anlayamazsınız. Gel gör ki; ağaçlar, taşlar, kuşlar Rabb’ini tesbih ederken, insanoğlu O’na başkaldırıyor! Eğer bu isyankârlar, hâlâ Allah’ın nimetlerinden yararlanıyor ve derhal cezaya çarptırılmıyorlarsa, bunun bir tek sebebi var. Çünkü O, kullarına karşı onları hemen cezalandırmayıp, mühlet veren halimdir, merhametli ve yanlışından doğruya döneni de bağışlayıcıdır.
45-46
MEAL
45. Biz, Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz.
46. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin birliğini yâdettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisin geri dönüp giderler.
MUSTAFA ÇEVİK
45-46 Âhirete inanmamakta da inatla direnen müşrik ve kâfirlerin kalplerinde âdeta Kur’an’ı anlamalarına engel olan perdeler, kulaklarında tıkaçlar vardır. Ne zaman onları Allah’ın yoluna davet etsen ve Allah’tan başka gerçek ilah yoktur desen, onlar arkalarını dönüp senden uzaklaşırlar.
MEAL AÇIKLAMASI
45. Ey Resulüm. Biz, adâlet, doğruluk ve erdemlilik gibi ahlâkî değerleri hiçe sayan önyargılı kimselere Kur’an okuduğun zaman, inatla direnip seninle ahirete inanmayan müşrik ve kâfirlerin arasına hakkı anlamaya niyetli olmadıkları ve inkârda ısrar ettikleri için âdeta Kur’an’ı anlamalarına engel olacak gizli ve gözle görünmeyen manevi bir perde çekeriz.
46. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kılıf geçirir ve kulaklarına da işitmelerine engel olacak manevi ağırlıklar koyarız. Sen ne zaman onları Allah’ın yoluna davet etsen, Kur’an okuma sırasında Rabbinden bir tek ilah olarak söz etsen, müşriklerin ileri gelenleri halk ve ilahları terk edeceğini ve buna bağlı olarak da şeytânî düzenlerinin yıkılacağını bildiklerinden çok rahatsız olup canları sıkılmış bir vaziyette, arkalarını dönüp giderler. Sonra da güya açığını yakalayıp sana karşı koz olarak kullanmak için, seni Kur’an okurken gizli gizli dinlerler.
47-49
MEAL
47. Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zalimlerin: «Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!» dediklerini çok iyi biliriz.
48. Baksana; senin için ne türlü benzetmeler yaptılar! Bu yüzden, (öyle bir) saptılar ki, artık (doğru) yolu bulamayacaklardır.
49. Bir de onlar dediler ki: Sahi biz, bir kemik yığını ve kokuşmuş bir toprak olmuş iken, yepyeni bir hilkatte diriltileceğiz, öyle mi!
MUSTAFA ÇEVİK
47-49 Hakikati inkâr edenlerden bir kısmının da seni dinler gibi gözükmekte olduklarını çok iyi bilmekteyiz. Bunların kendi aralarında görüştüklerinde ise “Şayet onun söylediklerine uyarsanız, büyülenmiş bir adama uymuş olursunuz.” dediklerinin de şahidiyiz. Onların sapıklıkları, azgınlıkları, zaten seni bir sihirbaza ya da kâhine benzetmelerinden belli değil mi? Onlar gerçeklerden kopuk ve çirkin yakıştırmalarından dolayı da doğru yolu bulamazlar. Ayrıca bu benzetmelerinin yanında, “Ne yani, biz kemik yığını haline gelip toprağa karıştıktan sonra, ete kemiğe bürünüp yeniden mi diriltileceğiz, bu olacak şey mi?” diyorlar.
MEAL AÇIKLAMASI
47. Biz, onların seni dinler gibi gözüktüklerini ve dinlerken de ne maksatla dinlediklerini çok iyi biliriz. Güya açığını yakalayıp sana karşı koz olarak kullanmak için, seni Kur’an okurken gizli gizli dinlerler. Aslında sana karşı gizli bir hayranlık besleyen o zalimler kendi aralarında fısıldaşırlarken Kur’an’dan etkilenen insanlara: «Siz, eğer onun söylediklerine uyarsanız büyülenmiş bir adama uymuş olursunuz» dediklerine de şahidiz. Sana “büyülenmiş” diyorlardı; çünkü okuduğun Kur’an’dan etkileniyor, vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu sözlerin beşer kaynaklı olamayacağını hissediyorlardı.
48. Resulüm şu zalimlerin sana yakıştırdıkları kötü sıfatlara bir baksana. Halkı senden uzaklaştırmak için senin hakkında bazen bir sihirbaz ya da bazen bir şair ve mecnun gibi ne tuhaf ve anlamsız benzetmeler yaptılar. Bu yüzden, öyle bir saptılar ki, artık gerçeklerden kopuk ve bu çirkin yakıştırmalarından dolayı kendilerini hidayete ulaştıracak doğru yolu bulamayacaklar.
49. Ayrıca bu benzetmelerinin yanında bir de onlar ahireti inkârlarına güya gerekçe olarak dediler ki: Sahi biz, bir kemik yığını ve toz toprak hâline geldikten sonra, ete kemiğe bürünüp yeniden mi diriltileceğiz, bu olacak şey mi diyorlar.
50-52
MEAL
50. De ki: “İster taş ve ister demir olun.
51. Ya da gönüllerinizde büyüyen bir yaratık olun.” “Bizi kim yeniden (hayata) döndürebilir?” diyecekler. De ki: “Sizi ilk defa yaratan!” Bu kez sana alayla başlarını sallayıp: “O ne zaman?” diyecekler. De ki: “Yakında olması umulur.”
52. Sizi çağıracağı gün O’na hamdederek çağrısına uyacak ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.
MUSTAFA ÇEVİK
50-52 Sen de onlara de ki: “İster taşa dönüşün ister demire ya da aklınıza getirebildiğiniz, imkânsız dediğiniz ne varsa ona dönüşün, ama iyi bilin ki mutlaka tekrar diriltileceksiniz.” Bundan sonra yine de “Kimmiş bizi yeniden diriltecek olan” diye sorarlarsa, onlara de ki, “Sizi ilk defa yaratan kim ise tekrar diriltecek olan da O’dur.” Bunun üzerine müşrikler alaycı bir tavırla başlarını sallayarak, “Peki bu diriliş ne zaman gerçekleşecek?” diyecekler. Sen de onlara, “Onun zamanını ben bilemem, kim bilir, belki de çok yakında gerçekleşecektir.” de. O Gün geldiğinde Rabbiniz olan Allah sizi huzuruna çağıracak, siz de bu gerçek karşısında O’nu överek, çağrıya uyacak ve dünya hayatınızı boş, anlamsız, değersiz şeylerle oyalanarak geçirdiğiniz gerçeğini kavrayacaksınız.
MEAL AÇIKLAMASI
50. Sen de de ki: “ Değil bir kemik yığını ya da ufalanmış toprak. Öldükten sonra ister taşa veya ister demire dönüşmüş olun.
51. Ya da diriltilmesi imkânsız gibi görünen aklınıza getirebildiğiniz ne varsa ona dönüşen bir varlık olun mutlaka tekrar diriltileceksiniz.” Ardından onlar: “bizi kim yeniden hayata döndürebilir?” diyecekler. Onlara De ki: “ Sizi ilk defa yaratan kimse, O’nun tarafından tekrar diriltileceksiniz.” Bu kez müşrikler sana alaycı bir tavırla başlarını sallayıp: “O diriliş ne zaman gerçekleşecek?” diyecekler. Sen de onlara de ki: “ kim bilir, belki de çok yakın olsa gerek.”
52. Rabbiniz olan Allah sizi yargılanmak üzere huzuruna çağıracağı gün siz de bu gerçek karşısında dünya hayatınızı boş, anlamsız, şeylerle oyalanarak geçirdiğinizi anlayıp hiç itiraz etmeden, O’na hamd ederek çağrısına uyarsınız ve kabirlerinizde de pek az bir süre kaldığınızı sanırsınız.
53
MUSTAFA ÇEVİK
53 Ey Peygamber! Mü’min kullarıma söyle, insanları sözün en güzeli ile doğru olanı yaşamaya çağırsınlar, çünkü şeytan müminlerle müşrikleri birbirlerine karşı kışkırtarak tahrik eder, siz bu fırsatı ona vermeyin, şüphesiz şeytan insanın apaçık ve çok yaman bir düşmanıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
53. Ey Peygamber! İman etmeyenleri, doğru yola davet eden mü’min kullarıma söyle: “ Doğru olanı yaşamaya çağırmak için inancı ne olursa olsun insanlarla konuşurken gönül incitmeden, kaba ve kırıcı davranmadan daima sözün en güzelini ve doğruluğu kanıtlanmış bilgiyi söylesinler. Şeytana fırsat vermesinler. Çünkü şeytan müminlerle müşrikleri en ufak şeylerden birbirlerine karşı kışkırtarak aralarını bozmak ister. Aralarından adaleti kaldırıp haksızlık yaptırır. Siz bu fırsatı ona vermeyin. Gerçekten şeytan insan için apaçık ve çok yaman bir düşmandır.
54
MUSTAFA ÇEVİK
54 Kimin neye layık olduğunu en iyi bilen Rabbinizdir, O layık olana acıyıp merhamet eder, hak edeni de cezalandırır. Biz, seni insanlara daveti zorla kabul ettirici olarak göndermedik.
MEAL AÇIKLAMASI
54. O iman etmeyenlere söyleyeceğiniz en güzel söz şudur: Rabbiniz niyetlerinizle, söylediklerinizle, yaptıklarınızla sizin Allah katındaki derecenizi ve kimin neye layık olduğunu elbette en iyi bilendir. Allah dilerse tövbeniz sebebiyle günahlarınızı bağışlayıp size merhamet eder ki bu, O’nun lütfudur. Ve dilerse ısrarla hakkı inkâr ettiğiniz için günahlarınız sebebiyle ve adaletinin gereği olarak da hak edeni cezalandırır. O hâlde size düşen, kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu belirlemek değil, hakîkati olanca açıklığıyla tebliğ etmektir. Ey Muhammed, Biz seni onların üzerine ‘sığınılacak bir koruyucu, insanların akıbeti konusunda hüküm verici ya da daveti zorla kabul ettirici bir vekil olarak göndermedik. Onun için seni kurtarıcı gibi görenlere; “Benim elimde bir şey yok. Cezalandıracak olan da af edecek olan da sadece Rabbimdir” de.
55
MUSTAFA ÇEVİK
55 Göklerde ve yerde ne varsa hepsini yaratan Allah, yarattıklarını en iyi tanıyıp bilendir ve kimin neye layık olduğunu ancak ve en doğru O bilir. Rabbin, peygamberlerden her birine farklı özellikler ve nimetler bahşetmişti. Davud’a hükümdarlıkla birlikte, hikmet yüklü Zebur’u vermişti.
MEAL AÇIKLAMASI
55. Rabbin göklerde ve yerde kim ve ne varsa hepsini her yönüyle en iyi tanıyıp bilendir ve yarattıklarından kimin neye layık olduğunu ancak ve en doğru olarak O bilir. Andolsun biz peygamberlerden her birine diğerinden farklı özellikte kabiliyet ve üstünlük verdik. Kimilerini görsel mucizelerle, kimilerini de hikmet dolu kitaplarla destekleyip yücelttik. Tıpkı Mûsâ’dan sonra Davud’a da rahmetimizin bir belirtisi olarak hükümdarlıkla birlikte hikmet yüklü Zebur’u verdiğimiz gibi. Kimi iktidar sahibi olup hükümdar oldu. Kimi de öldürüldü. Her Nebi’nin hastalık sürgün gibi başına gelenlere karşı sabrı, mücadelesi, azmi başkaydı! Her Nebi’nin samimiyetle yaptıkları katımızda değer kazanmıştır. Nebilerin hangi açıdan üstün olduklarını sadece Rabbin bilir. Ve işte sana da ey Muhammed, Kur’an gibi eşsiz bir mûcize gönderdik.
56-57
MEAL
55. Rabbin göklerde ve yerde olanları daha iyi bilir. Andolsun biz peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik.
56. De ki: “O’ndan başka (ilah) olduklarını sandıklarınızı çağırın. Onlar ne sizden bir sıkıntıyı giderebilirler ne de onu değiştirebilirler.”
57. Onların çağırdıkları (taptıkları) da, hangileri daha yakındır diye Rablerine vesile arar, O’nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Gerçekten Rabbinin azabı korkunçtur.
MUSTAFA ÇEVİK
56-57 Kur’an ile yapılan davetten yüz çevirenlere de ki: “Rabbinizin dışında, kendilerine ilahlık yakıştırdıklarınızın sorunlarınızı çözmeye ya da sizi darlıktan kurtarmaya veya başınıza gelecek bir zararı önlemeye güçlerinin yetmediğini görmüyor ve düşünemiyor musunuz?” Aslında onların ilah edindikleri kimseler de başları sıkışıp, dara düştüklerinde Rableri olan Allah’a yalvarıp, dua ederek O’ndan yardım istemekte ve azabından korkmaktadırlar, çünkü Rabbinizin azabı çok şiddetlidir.
MEAL AÇIKLAMASI
56. Ey Resûlüm Kur’an ile yapılan davetten yüz çevirenlere ve Allah’tan başka bir makama el açıp yücelterek Allah’a ortak koşanlara de ki: “ Allah’ı ilâh edinmekle birlikte Allah’tan başka ilah olduğunu iddia ettiklerinizi, Allah’la aranızda şefaatçi olacaklarını zannettiklerinizi, sıkıntıya düştüğünüz zaman Allah yerine onlardan yardım dilendiklerinizi yardıma çağırın ve yalvarın yalvarabildiğiniz kadar. Çağırın da duanıza cevap verebilecekler miymiş görün. Göreceksiniz ki onlar sizden ne bir sıkıntıyı ne de sorunlarınızı giderebilirler ne de yararınıza olacak şekilde değiştirebilirler.” Kendilerine ilahlık yakıştırdıklarınızın başınıza gelecek bir zararı önlemeye güçlerinin yetmediğini görmüyor ve düşünemiyor musunuz?
57. Aslında onların yalvarıp yakardıkları ve aşırı yüceltip Allah’a şirk koştukları ilahlar da “Ne yapsam da O’na daha yakın olabilsem!” diye Rablerine yaklaşmak için sürekli salih ameller üzerinden vesile ararlar. Ve başları sıkışıp, dara düştüklerinde de Rableri olan Allah’a yalvarıp, dua ederek O’ndan yardım isterler. O’nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Gerçekten Rabbinin azabı özellikle imanını şirkle kirletenler için çok korkunçtur. Ve bu azap, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de zalimleri hedef almaya devam edecektir.
58
MEAL
58. Bizim kıyamet gününden önce helak etmeyeceğimiz veya şiddetli bir azabla azaplandırmayacağımız hiç bir ülke (memleket) yoktur. Şüphesiz bu, Kitap’ta yazılıdır.
MUSTAFA ÇEVİK
58 Gerçeği inkârda inatla direnen bir toplumu, Kıyamet Günü’nden önce ya helak ederiz ya da şiddetli bir şekilde cezalandırırız. Bu, Allah’ın değişmez yasasıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
58. Kıyâmet gününden önce gerçeği inkârda inatla direnen bir toplumu zulüm haksızlık ve ahlâksızlıkları sebebiyle ya helâk ederiz ya da deprem kıtlık, salgın hastalık ve sel gibi afetlerle veya savaşlarla şiddetli bir şekilde cezalandırırız. Şüphesiz bu hüküm, adı Levh-i Mahfuz olan Kitap’ta Allah’ın değişmez yasası olarak yazılıdır.
59
MEAL
59. Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semud’a apaçık (bir mucize) olarak dişi deveyi verdik de ona zulmettiler. Oysa biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
MUSTAFA ÇEVİK
59 Müşriklerin senden mucize istemelerine karşı, Bizim mucize göndermeyişimizin sebebi, önceki toplumların mucizeleri görmelerine rağmen daveti kabul etmemeleridir. Nitekim Salih’in peygamberliğinin delili olarak kavmine mucize bir deve bahşetmiştik. Ve deveye zarar verecek olurlarsa Allah’ın azabına çarptırılmakla, uyarıldıkları halde hunharca onu öldürerek kendilerine zulmedip azapla helak oldular. Oysa Biz onları mucizelerle uyarmış ve azabımızdan sakınmalarını bildirmiştik
MEAL AÇIKLAMASI
59. Müşriklerin senden peygamberliğine delil olarak mucize istemelerine karşı, bizim mucize göndermeyişimizin sebebi, öncekilerin mucizeleri görmelerine rağmen onları yalanlamış ve daveti kabul etmemiş olmasıdır. Yani onların da aynı şekilde yalanlayıp helâki hak edecekleri gerçeğidir. Nitekim Semud’a Salih’in peygamberliğinin delili ve apaçık bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik. Deveye zarar verecek olurlarsa Allah’ın azabına çarptırılmakla uyarıldıkları halde, onu hunharca öldürerek hem iman etmeyip zalim oldular hem de helâk oldular ve kendilerine yazık ettiler. O hâlde, inkârcılar ne kadar isteseler de artık onlar istedi diye böyle mucizeler göndermeyeceğiz. Oysa biz mucizeleri insanları zorla imana getirmek veya toplumları helâk etmek için değil ancak yanlış yolda giden insanları, âhiret azabından korkutmak, inkârcıları uyarmak ve onların hidayetlerine vesile olması için göndeririz.
60
MEAL
60. Hani sana: “Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş ağacı ancak insanlar için bir imtihan kıldık. Biz onları korkutuyoruz ama bu onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şeyi artırmıyor.
MUSTAFA ÇEVİK
60 Ey Peygamber! Sen müşriklerin gereksiz istekleri sebebiyle üzülme! Senin Rabbin ilmi ve kudretiyle tüm insanları kuşatmıştır. Gece yürüyüşünün sonunda sana gösterdiğimizi ve Kur’an’da lanetlenen cehennemdeki zakkum ağacını da insanlar için bir imtihan ve uyarı vesilesi kıldık. Fakat çoğu küstahça böbürlenip sana da, Kur’an’da anlatılanlara da inanmamakta direniyor, azdıkça azıyorlar.
MEAL AÇIKLAMASI
60. Ey Peygamber! Hani sana peygamberliğin ilk yıllarında: “ Sen müşriklerin gereksiz istekleri sebebiyle üzülme, muhakkak Rabbin sonsuz ilmi ve kudretiyle tüm insanları adaletiyle çepeçevre kuşatmıştır, onları ve ne yaptıklarını hakkıyla bilmektedir ve onlara yetecek güçtedir. Kimsenin sana zarar vermesine müsaade etmeyecektir ” demiştik. Fakat kâfirler, bunu alay konusu yapmışlardı. Sana mi’raç gecesi gösterdiğimiz muhteşem manzarayı ve Kur’an’da lanetlenen cehennemdeki zakkum ağacını da insanlar için ders alırlar mı diye bir imtihan ve uyarı vesilesi kıldık. Biz haddini aşıp inkâr ve alay edenleri uyarıyor ve onları yanlış yoldan dönmeleri için azap ve o ağaç ile korkutuyoruz. Fakat öylesine gaflete dalmışlar ki bu korkutma onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir işe yaramıyor. Kur’an’da anlatılanlara da inanmamakta direnip, azdıkça azıyorlar. Nitekim müşrikler, Miraç olayını duyar duymaz inkâr etmişlerdi. Oysa Biz, gerçeğin bilgisini senin gibi doğru ve güvenilir bir insandan öğrenmeleri ve ondan ders alıp doğru yolu bulmaları için sana miraçta böyle mucizeler göstermiştik. Fakat onlar seninle alay ettiler.
61-65
MEAL
61. Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. O: “Ben bir çamur olarak yarattığına mı secde edeyim?” demişti.
62. Dedi ki: “Şu bana üstün kıldığına bir baksana! Andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan çok azı dışında onun soyunu kendime bağlayacağım.”
63. (Allah da) dedi ki: “Git. Onlardan kim sana uyarsa şüphesiz sizin cezanız cehennemdir. Eksiksiz bir ceza!
64. Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerlerinden oynat. Atlılarınla ve yayalarınla üzerlerine yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara vaatlerde bulun.” Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.
65. “Şüphesiz benim (gerçek) kullarımın üzerinde senin bir gücün olamaz.” Vekil olarak Rabbin yeter.
MUSTAFA ÇEVİK
61-65 Allah meleklere, “Âdem’e hizmete hazır olun.” deyince İblis dışında tüm melekler Allah’a secde ederek emre uyacaklarını göstermiş, fakat İblis, Allah’ın emrine karşı gelerek secde etmeyip, “Ben, balçıktan yarattığın bu mahlûkuna hizmet edip, ona saygı da göstermem.” diyerek Rabbine karşı isyan etmişti. Ayrıca Allah’a, “Şu benden üstün tuttuğun insan var ya onun ne olduğunu, Sana karşı nasıl nankörlük yapacağını, bana Kıyamet Günü’ne kadar mühlet verirsen ispat edeceğim, onların çoğunu peşime takıp sürükleyeceğim.” dedi. Bunun üzerine Allah İblis’e şöyle seslendi: “Defol git huzurumdan, onlardan her kim sana uyar da peşine takılırsa, onlarla birlikte hepinizi cehenneme sokacağım. Böylece Allah’a nankörlük edip başkaldırmanızın karşılığını göreceksiniz, haydi bakalım ayartabildiğini vesveselerinle ayart da görelim, atlarınla, arabalarınla, bütün gücünle onların üzerine çullan, malları ve evlatları ile Allah’a şirk koşmaya, günaha çağır asılsız aldatıcı vaatlerde bulun, senin vaatlerin aldatma ve akıl çelmeden başka bir şey değildir. Ey İblis! İyi bilesin ki, vesveselerinin, yalan vaatlerinin Bana yürekten iman edip, davetime sarılan kullarım üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Onları alt edemez, peşine takamazsın çünkü onlar Rablerinin koruması altında olacaklar. Sana Rablerinin davetine icabet etmek istemeyenler uyarlar, sen ancak onları peşine takabilirsin.”
MEAL AÇIKLAMASI
61. Hani meleklere: “Adem’e hizmete hazır olup hürmet kastı ile secde edin” demiştik de kibrine yenik düşen İblis dışında hepsi secde etmişti. O güya mazeret olarak: “Ben bir çamur olarak yarattığına mı hizmet edip, ona saygı da gösterip secde edeyim?” demişti ve Rabbine karşı isyan etmişti.
62. İblis devamla dedi ki: “Şu bana üstün tuttuğun insana bir baksana! Andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan gör bak insanların sana karşı nasıl nankörlük yapacağını ispat edeceğim. İhlaslı olan çok azı dışında onların neslini peşime takıp azdırarak kendime bağlayacağım.” Allah dileseydi, İblis’i oracıkta yok ederek işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, insanoğlunun çetin bir sınavdan geçirerek, İblis’e istediği süreyi verdi.
63. Bunun üzerine Allah da İblis’e dedi ki: “ Defol git huzurumdan. Sana kıyamete kadar süre verdim Onlardan kim peşine takılıp sana uyarsa şüphesiz hepinizin cezası cehennem olacaktır. Böylece eksiksiz bir ceza olarak Allah’a nankörlük edip başkaldırmanızın ve işlediğiniz günahların karşılığını göreceksiniz.
64. Haydi bakalım. Eğer yapabiliyorsan onlardan gücünün yettiğini ayartabildiğini sesinle, vesvesenle ayart da görelim. Gerek atlı gerek yaya olarak bütün adamlarını seferber et, gerek yazılı gerekse görsel bütün kitle iletişim araçlarını hile ve tuzaklarını kullanarak bütün gücünle onların üzerine yürü. Mal benim, istediğim gibi harcarım” demelerini sağlayarak onların mallarına ve çocuklarına ortak ol. Sonra da Allah’a şirk koşmaya, günaha çağırıp onlara asılsız aldatıcı ve boş vaatlerde bulun.” Şeytan bu! Onların akıllarını çelip aldatmaktan başka bir şey vaad etmez.
65. “ Ey İblis! İyi bilesin ki, ne yaparsan yap benim yürekten iman edip, davetime sarılan, erdemli ve ihlâslı kullarımın üzerinde senin bir gücün ve vesveselerinin, yalan vaatlerinin hiçbir etkisi olamaz.” Gerçek anlamda sığındıklarında onların koruyucusu ve tüm işlerine vekil olarak Rabbin yeter. Sana Rablerinin davetine icabet etmek istemeyenler uyarlar, sen ancak onları peşine takabilirsin. Öyleyse, ey insan! Ezelî düşmanını tanımalı ve onun sinsi tuzaklarına karşı uyanık olmalısın.
66
MEAL
66. Rabbiniz, lütfundan arayasınız diye sizin için gemileri denizde yürütendir. Şüphesiz o size karşı merhametlidir.
MUSTAFA ÇEVİK
66 Ey insanlar! Rabbiniz göklerde ve yerde olduğu gibi, denizlerde de size nimetler lütfetmekte, O’nun koyduğu yasalarla gemileri denizlerde yüzdürür, başka birçok fayda da elde edersiniz. Rabbiniz çok merhametli, çok lütufkârdır
MEAL AÇIKLAMASI
66. Ey insanlar! O halde size düşen, şeytana uymak değil, Rabbinize yönelmektir. Rabbiniz, göklerde ve yerde olduğu gibi, denizlerde de size nimetler lütfeder. Ve lütfundan rızık ve nasip arayasınız diye sizin için koyduğu yasalarla suya kaldırma kuvveti vererek gemileri denizde yüzdürür. Şüphesiz o size karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
67-69
MEAL
67. Size denizde bir darlık dokunduğunda O’ndan başka çağırdıklarınız (taptıklarınız) kaybolur. Ama sizi karaya (çıkarıp) kurtardığında yüz çevirirsiniz. Doğrusu insan pek nankördür.
68. O’nun sizi kara tarafında yere geçirmeyeceğinden veya üzerinize çakıl savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız.
69. Yoksa O’nun bir başka kez sizi tekrar oraya (denize) döndürmeyeceğinden ve üzerinize kırıp geçiren bir rüzgâr gönderip inkâr etmenize karşılık sizi boğmayacağından emin mi oldunuz? Sonra bizim (yaptığımızın) peşine düşecek bir yardımcı da bulamazsınız
MUSTAFA ÇEVİK
67-69 Denizde bir tehlikeyle karşılaştığınızda, Allah’tan başka ilah edinip de yardım umduklarınızı hemen bir kenara atıp, unutup, sizi o tehlikeden kurtarması için Allah’a dua ederek yalvarmaya başlarsınız fakat Allah sizi kurtarıp karaya çıkardığında tekrar eski halinize döner, Allah’a göre yaşanması gereken hayat nizam ve ahlakından yüz çevirirsiniz, çünkü insanların çoğu nankördür. Peki karada da Allah’ın sizi yerin dibine batırmayacağından ya da üzerinize ortalığı kasıp, kavuran bir fırtına gönderip, nankörlüğünüze karşılık sizi helak etmeyeceğine dair bir güvenceniz var mı? Allah Böyle bir hüküm verirse bunun karşısında hiç kimse duramaz. Yahut sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize bir fırtına koparıp sizi orada boğmayacağından çok mu eminsiniz, buna engel olabilecek kimse olabilir mi?
MEAL AÇIKLAMASI
67. Siz denizde veya havada yolculuk esnasında bir tehlikeyle karşılaştığınızda yardımınıza sadece Allah yetişir de O’ndan başka çağırdıklarınız yalvarıp yakardığınız ne varsa aklınızdan kaybolup gider. Sizi sadece Allah’ın kurtarabileceğine inanırsınız. Allah’tan başka ilah edinip de yardım umduklarınızı hemen bir kenara atıp, unutursunuz ve sizi o tehlikeden kurtarması için sadece Allah’a dua ederek yalvarmaya başlarsınız. Ama Allah sizi sağ salim karaya çıkarıp kurtardığında, Allah’a şirk koşup yaptığınız duaları, tevhid üzere iman etmek için verdiğiniz sözleri unutursunuz. Tekrar eski halinize dönüp Allah’a göre yaşanması gereken hayat nizamı ve ahlakından yüz çevirirsiniz. Kendi ürettiğiniz ilahların yalan yanlış yasalarıyla hayatınıza devam edersiniz. Kendi ürettiğiniz ilahlara sımsıkı sarılır, ilahlarınızın hatırına Rabbinize karşı çıkar, yasalarını çiğnersiniz. Çünkü insanların pek çoğu nankördür. Gerçeklere karşı kör, sağır, dilsiz kesilirler.
68. Peki karaya çıkınca her şey bitiyor mu? O’nun sizi kendinizi güvende hissettiğiniz karada da bir depremle yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yağdırıp ortalığı kasıp, kavuran bir kasırga göndermeyeceğinden ve nankörlüğünüze karşılık sizi helak etmeyeceğinden emin misiniz? Sakın emin olmayın. Çünkü Allah böyle bir hüküm veya bir bela verirse bunun karşısında hiç kimse duramaz ve sonra kendinize felaketten başka bir kurtarıcı ve koruyucu da bulamazsınız.
69. Yoksa O’nun sizi bir şekilde tekrar denize döndürmeyeceğinden ve üzerinize kırıp geçiren bir rüzgâr fırtınası gönderip nankörlüğünüz ve inkâr etmenize karşılık sizi boğmayacağından çok mu eminsiniz? Var mı bu konuda bir garantiniz? Sonra Bize karşı size arka çıkacak ve buna engel olabilecek bir kuvvet ve yardımcı da bulamazsınız. Öyleyse başınız rahata erince niçin Rabbinizden yüz çeviriyorsunuz?
70
MUSTAFA ÇEVİK
70 Biz âdemoğluna birçok nimet ihsan etmekle birlikte, diğer yarattıklarımızdan üstün özellikler bahşederek daha değerli ve üstün kıldık. Karada ve denizde ulaşım imkânları, kolaylıkları sağladık, temiz ve güzel şeylerden rızıklandırdık.
MEAL AÇIKLAMASI
70. Andolsun biz, Âdem oğullarını akıl ve irade vererek diğer varlıklardan daha şerefli ve saygıya lâyık kılıp yücelttik. Onlara yaratılış yasalarımızı keşfetme yetisi vererek karada havada ve denizde ulaşımı kolaylaştıran vasıtalarlayolculuk yapma imkânı verip taşıdık. Temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık. Farklı özellikler bahşederek onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık. Buna rağmen inkâr edenler ayetlerimizi okuyup anlayarak öğüt aldılar mı? Elbette hayır! O hâlde, bütün bunlara rağmen, insanın Allah’tan başkalarına kulluk etmesi, nankörlük ve cehaletin doruk noktası değil midir? Ve böyle bir nankörlüğün cezası, Hesap Gününde hüsrana uğramaktan başka ne olabilir?
71
MUSTAFA ÇEVİK
71 Günü gelince de bütün insanları, ardından gittikleri önderleriyle birlikte, davet ettiğimiz hayat nizamına karşı takındıkları tavırlarına göre yargılamak üzere huzurumuza toplayacağız. Amel defterleri sağ taraflarından verilenler onu sevinç içinde okuyacaklar ve zerre kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
71. Ama gün gelir bütün insanları örnek alıp desteklediği ve arkasından gittiği hocaları, evliyaları ve önderleriyle birlikte, davet ettiğimiz hayat nizamına karşı takındıkları tavırlarına göre yargılamak için huzurumuza çağırırız. Dünyada yaptıklarına bakılıp kimler bu dünyada gerçek ve hakikate götüren bir önderin arkasından gidip te amel defteri sağ yanından verilmişse işte onlar kendilerine cenneti müjdeleyen bu defterlerini büyük bir sevinçle okur ve o büyük mahkemede hiç kimsezerre kadar haksızlığa uğratılmaz. Çünkü her insan, ancak ne yapmışsa onu görecek.
72-73
MEAL
72. Kim burada kör olursa ahirette de kördür ve yolca da daha şaşkındır.
73. Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira etmen için seni fitneye düşürecek ve o zaman seni dost edineceklerdi.
MUSTAFA ÇEVİK
72-73 Dünya hayatlarında Allah’ın âyetlerinden yüz çevirip görmezden gelenler ve nimetlerine karşı nankörlük edenler, âhirette kör ve şaşkın olarak diriltilerek huzura çıkarılacaklar. Ey Peygamber! Bu nankör, müşrik ve kâfirler sana vahyettiğimiz âyetleri, onların istediği gibi değiştiresin, Allah adına yalan uydurup, gerçekleri çarpıtasın diye uğraşıyorlar, seni ancak bu tuzaklarına düşersen dost edinecekler.
MEAL AÇIKLAMASI
72. Kim bu dünya hayatında Allah’ın âyetlerinden yüz çevirip görmezden gelerek manen kör olursa ahirette de oranın güzelliklerini görmede kör olacak ve doğru yolu bulmada dünyadaki körlerden daha şaşkın olarak diriltilip huzura çıkarılacaklardır. İşte bunlar, kendi körlükleri yetmezmiş gibi, sizleri de cehalet karanlıklarına sürüklemek isterler. Örneğin, ilâhlarını öven birkaç ayet “uydurduğun” takdirde Müslüman olacaklarını söyleyerek, güya uzlaşma teklif ederler.
73. Ey Peygamber! Onlar az kalsın, sana vahyettiğimiz âyetler dışında başka birtakım sözleri Kur’an’ın ayetleriymiş gibi uydurup Allah adına insanlara okuman ve böylece de bize karşı iftira etmen için seni fitneye düşüreceklerdi. Ve onların isteğine uyup tuzaklarına düşseydin ancak o zaman seni kendilerine en yakın dost edineceklerdi.
74-77
MEAL
74. Andolsun, eğer seni kararlı kılmasaydık, az da olsa onlara meyledecektin.
75. O durumda mutlaka sana hayatın da ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın.
76. Neredeyse seni bu yerden çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O durumda kendileri de senden sonra ancak az (bir süre) kalabilirler.
77. (Bu) senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizin bir sünnetidir (kanunudur). Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın.
MUSTAFA ÇEVİK
74-77 Ey Peygamber! Şayet Biz bu konuda seni uyarmamış ve imanını güçlendirip, duruşunu sağlamlaştırmasaydık, belki az da olsa onlara meyledebilirdin. Böyle bir tuzağa düşüp yanlış yapsaydın sana dünyada da âhirette de çok çetin bir azap yaşatırdık ve seni elimizden kimse de kurtaramazdı. Seni tuzaklarına düşüremeyeceklerini anlayan müşrik ve kâfirler bu defa da yurdundan, yuvandan kovabilmek için her türlü eziyete başvurmaya başladılar, şurası da bir gerçek ki seni çıkardıktan sonra onlar da orada fazla kalamayacaklar. Senden önce gönderdiğimiz peygamberler için de uyguladığımız kanunumuz budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın.
MEAL AÇIKLAMASI
74. Andolsun, eğer bu konuda seni uyarmamış ve imanını güçlendirip, desteklememiş olsaydık, belki birazcık da olsa onlara meyil gösterebilirdin. Onların güzel, süslü, yumuşak sözlerine kanabilirdin. Bil ki onlar seni kendi düzenlerine çağırır. Sözlerinin Allah katında makbul olduğunu iddia ederler. Lâkin biz seni onların hilesinden koruyarak, onlara meyletmeye yaklaşmaktan bile muhafaza ettik.
75. Böyle bir tuzağa düşüp iyi niyetle olsa bile yanlış yapsaydın o durumda mutlaka sana dünya ve âhiret hayatın da çok çetin bir acı yaşatırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın ve seni elimizden kimse de kurtaramazdı. Ama Allah’ın hidayet ve himayesiyle onlara zerre kadar taviz vermedin.
76. Seni tuzaklarına düşüremeyeceklerini anlayan müşrik ve kâfirler bu defa da seni doğup büyüdüğün, yurdundan çıkarmak için her türlü eziyete başvurup sürekli tedirgin edeceklerdi. Fakat bilmiyorlar ki, sen Medîne’ye hicret ettikten sonra kendileri de Mekke’de fazla kalamayacaklar. Nitekim Peygamberi yurdundan çıkaranlar, hicretten iki yıl sonra Bedir savaşında yenilgiye uğradılar ve birçokları o savaşta öldürüldü. Sekiz yıl sonra da Mekke tamamen Müslümanların eline geçti.
77. Ey Resûlüm. Bu çile, sıkıntı, zahmet ve hicret senden önce gönderdiğimiz peygamberler ve onları yurtlarından çıkaranlar için de uyguladığımız bir ilâhî kanundur. Nitekim, onları yurtlarından sürmek isteyenler ya helâk edilerek ya düşman istilasına uğrayarak ya da Peygamberin takipçileri tarafından yenilgiye uğratılarak cezalandırılmışlardı. İşte bu yüzden Bizim kanunumuzda kıyâmete kadar bir değişiklik bulamazsın.
78
MEAL
78. Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Sabah namazını da (kıl). Şüphesiz sabah namazı şahid olunandır.
MUSTAFA ÇEVİK
78 Güneşin zirveyi aşıp da gecenin çöküşüne kadar olan sürede hakkını vererek bilinçle namazını kıl, sabah namazını da sakın ihmal etme, çünkü sabah namazı insanın algılamasının yüksek, manevi duygularının yoğun olduğu vaktin namazıdır
MEAL AÇIKLAMASI
78. Güneşin doğudan batıya doğru yönelmesinden gecenin kararmasına kadar öğle, ikindi, akşam ve yatsı gibi belli vakitlerdenamaz kıl. Sabah namazını ve şafak vakti Kur’an okumayıda sakın ihmal etme. Şüphesiz sabah namazı ve okunan Kur’an’a melekler de katılırlar ve kıyamet günü, o namazı kılan müminlere şahitlik ederler. Sabah namazı insanın algılamasının yüksek, manevi duygularının yoğun olduğu vaktin namazıdır.
79
MEAL
MUSTAFA ÇEVİK
MEAL AÇIKLAMASI
79. Ey Peygamber! Mü’minlerin önderi olarak gecenin bir kısmında da uykundan uyanıp sana mahsus olmak üzere Kur’ân oku ve teheccüd namazı kıl. Sana özgün olarak sırf kendin için Rabbine yaklaş! Rabbinin huzurunda kendinle yüzleşerek Rabbinden bağışlanma dile. Umulur ki Rabbin seni dünyada ve hem ahirette övgüye değer çok yüksek bir makama eriştirir.
80
MEAL
80. De ki: “Rabbim! Beni (girdireceğin yere) doğruluk girdirişi ile girdir, (çıkaracağın yerden de) doğruluk çıkarışıyla çıkar ve bana katından yardım edici bir kuvvet ver.”
MUSTAFA ÇEVİK
80 De ki: “Rabbim, bana giriştiğim her işime senin rızana uygun olarak dürüstçe girmeyi, çıkacağım her yerden de Senin rızana uygun dürüstçe çıkmayı nasip eyle, bana kendi katından güç ve destek ver, mücadelemde başarılı kıl.”
MEAL AÇIKLAMASI
80. Ve dualarında de ki: “Rabbim! beni gireceğim her yere ve her işime doğrulukla dürüstlükle girmemi sağla, çıkacağım Mekke’den ve diğer her yerden de doğrulukla ve senin rızana uygun bir dürüstlükle çıkmamı nasip eyle. Bir ömür dürüst kalmanın, dürüst olmaktan daha zor olduğunu biliyorum. Ne olur, bana kendi katından zulme karşı mücadelede müminleri desteklemek için sağlam bir güç ve kuvvet ver, mücadelemde başarılı kıl.”
81
MUSTAFA ÇEVİK
81 Ve yine de ki: “Artık Kur’an ile hak geldi, onun karşısında hiçbir nizam doğruluk iddiasında bulunamaz ve karşısında tutunamaz. Zaten bâtıl ve sahte olan yok olup gitmeye mahkûmdur. Çünkü beşerin icadı olan her sistem de beşer gibi çürüyüp gidecektir.
MEAL AÇIKLAMASI
81. Ve yine Kur’an’ın meydana getireceği devrimi şimdiden müjdeleyerek de ki: “ Artık Kur’an ve İslam ile mutlak ve değişmez gerçek olan Hak geldi temelinde hakikat olmayan tüm batıl düşünceler yıkılıp gitti. Onun karşısında hiçbir nizam doğruluk iddiasında bulunamaz ve karşısında tutunamaz. Zaten türlü yalanlar üzere kurulmuş gerçek dışı bâtıl inançlar yok olup gitmeye ve er geç yıkılmaya mahkûmdur.” Hakk gelince bâtıl batacak, Güneş doğunca karanlık kaybolacaktır. Çünkü beşerin icadı olan her sistem de beşer gibi çürüyüp gidecektir.
82
MUSTAFA ÇEVİK
82 Biz bu Kur’an’ı, Allah’ın davetine iman edip O’na karşı sorumluluklarını yerine getirenler için şifa ve rahmet kaynağı olarak indirdik. Kur’an, Allah’ın davetinden yüz çeviren nankör ve zalimlerin de zarar, ziyan, hüsran ve yıkımını artırır.
MEAL AÇIKLAMASI
82. Biz bu Kuran’ı Allah’ın davetine iman edip O’na karşı sorumluluklarını yerine getiren mü’minler için şifa ve rahmet kaynağı olarak gerekli hüküm ve haberleri indirdik. Kur’an, inatları yüzünden Allah’ın davetinden yüz çevirip kulaklarını tıkayan, varoluş gayesi dışında hareket eden nankör ve zalimlerin ise sadece zarar ve ziyanını artırır.
83
MUSTAFA ÇEVİK
83 Bizim bolca nimetler bahşettiğimiz insanlardan çoğu şükretmez, şımarıp azgınlaşır. Nankörlük edip davetimizden yüz çevirip yan çizer, başına bir sıkıntı, bir darlık geldiğinde ise bu defa da hemen umutsuzluğa kapılır.
MEAL AÇIKLAMASI
83. Bilhassa o zalim insana bolca güç servet ve nimet verdiğimizde çoğu şükretmez, bunları kendisine kimin verdiğini unutur ve şımarıp azgınlaşır. Nankörlük ederek ayetlerimizden ve Allah’ı anmaktan yüz çevirip yan çizer. Ona bir sıkıntı, bir darlık geldiğinde ise bunun bir imtihân olduğunu düşünmez, çaresiz biçimde ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılır.
84
MUSTAFA ÇEVİK
84 Ey Peygamber! De ki: “Her insan kime ve neye göre, nasıl yaşamak istiyorsa bunu seçer ve buna göre de yaşar. Rabbin kimin doğru olanı, kimin de yanlışı seçtiğini çok iyi bilmektedir.”
MEAL AÇIKLAMASI
84. Ey Peygamber! İnsanların farklı farklı tutumları karşısında de ki: “Herkes kendi durumuna içinde yetiştiği kültüre karakterine ve anlayışına göre hareket eder. Kime ve neye göre, nasıl yaşamak istiyorsa bunu seçer ve buna göre de yaşar. Fakat herkes kendi mizacına uygun gelen yolu tutmakla, insanlığı kurtuluşa iletecek doğru yolu tutmuş sayılamaz. Şu hâlde Rabbiniz kimin haklı ve en doğru yolda olduğunu, hangi yolun izlenmesi gerektiğini, kimin de yanlışı seçtiğini çok daha iyi bilir.” Rabbim doğru, şaşmaz yolun ne olduğunu, ayetleriyle size bildirmiştir.
85
MEAL
85. Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”
MUSTAFA ÇEVİK
85 Ey Peygamber! Bir de sana bildirmekte olduğumuz ruhun (vahyin) nasıl ulaştırıldığını soruyorlar, sen onlara de ki: “O bana Rabbimin emri ile ulaştırılmaktadır, ben sadece bana ulaştıranı ve ulaştırılanları biliyorum. Bu konuda size ancak bu kadar bildirebilirim.”
MEAL AÇIKLAMASI
85. Ey Peygamber! Sana ruhun yani Cebrail’in vahyi nasıl ulaştırdığı hakkında soru soruyorlar. Sen onlara de ki: “Ruh doğrudan doğruya Rabbimin emrindendir ve ancak O’nun emri ve izniyle gelir. Tam olarak mahiyetini sadece O bilir. Size ancak bu kadar bildirebilirim. Ruhla ilgili bana çok sınırlı bir bilgi verilmiştir.” Ben; Rabbim size okumam için hangi emri ilettiyse size onları okurum. Ben sadece bana ulaştıranı ve ulaştırılanları biliyorum.
86-87
MEAL
86. Andolsun, eğer dilersek sana vahyettiğimizi tamamen gideririz. Sonra onun için bize karşı bir vekil bulamazsın.
87. Ancak (onu bırakması) Rabbinin bir rahmetidir. Şüphesiz O’nun senin üzerindeki lütfu büyüktür.
MUSTAFA ÇEVİK
86-87 İlâhî daveti inatla reddetmeleri sebebiyle vahyettiklerimizi unutturup hayatlarından çıkardığımız kimselere yaptığımız gibi dilersek sana da vahyettiklerimizi unutturup yok ederiz. Buna hiç kimse mâni olamaz. Allah’ın vahyettiklerini unutturmaması sizin için büyük bir lütuftur.
MEAL AÇIKLAMASI
86. Andolsun, eğer dilersek ilâhî daveti inatla reddetmeleri sebebiyle vahyettiklerimizi unutturup hayatlarından çıkardığımız kimselere yaptığımız gibi sana da vahyettiklerimizi tamamen unutturup yok ederiz. Sonra onu hatırlamak için ne kadar uğraşsan da bize karşı kendine bir yardımcı bulamazsın. Buna hiç kimse mâni olamaz.
87. Oysa Kuranı unutturmadan ve karıştırmadan kalbinde koruyabilmen Rabbinin rahmeti sayesindedir. Şüphesiz Allah’ın vahyettiklerini unutturmaması sana olan büyük bir lütfudur.
88
MEAL
88. De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini getirmek için toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar onun bir benzerini getiremezler.”
MUSTAFA ÇEVİK
88 Bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler ve bütün güçlerini, imkânlarını ortaya koysalar bu konuda birbirlerine destek olsalar, yine de Kur’an’ın bir benzerini ortaya koyamazlar.
MEAL AÇIKLAMASI
88. Ey Resûlüm! Ey Müslüman! Kur’an’ın bir insan tarafından uydurulduğunu iddia eden inkârcılara meydan okuyarak de ki : Bu kitap, Allah kelamıdır: “Andolsun, insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini meydana getirmek için bütün güçlerini, imkânlarını ortaya koyup bir araya toplansalar en meşhur edebiyatçılarını, şairlerini, bir araya getirseler ve birbirlerine yardımcı olsalar bile onun gibi bir kitap ortaya koyamazlar.”
89-93
MEAL
89. Andolsun, bu Kur’an’da insanlar için her tür örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Ama insanların çoğu inkarda ayak diretti.
90. Dediler ki: “Yerden bir kaynak fışkırtmadığın sürece sana inanmayacağız.
91. Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden bir bahçen olmalı ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.
92. Yahut ileri sürdüğün gibi göğü üzerimize parça parça düşürmeli veya Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.
93. Yahut altından bir evin olmalı veya göğe yükselmelisin. Üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece yükselmene de inanmayacağız.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim?”
MUSTAFA ÇEVİK
89-93 Biz bu Kur’an’da insanlar için tek doğru olan hayat nizamı ile ahlakını tüm açıklığı, ayrıntıları ve misalleri ile tekrar tekrar anlattık, buna rağmen insanların çoğunun bundan yüz çevirmesi nankörlük ve küstahlıktan başka bir şey değildir. Bu nankör inkârcılar bir de kalkmış sana, “Söylediklerine inanmamız için bize yerden pınarlar fışkırtmalısın, hurma ağaçları ve asmalardan oluşan mucize bir bahçen olmalı, o bahçe içinden ırmaklar akıtmalısın ya da Kıyamet Günü’nden önce olacağını iddia ettiğin gibi, göğü paramparça başımıza indirmelisin ve Allah ile melekleri de karşımıza çıkarmalısın. Ayrıca senin altından bir köşkün de olmalı, göğe yükselmeli, oradan bize bir de kitap getirmelisin, biz de onu okuyup senin dediklerini orada da görmeliyiz. Bu saydıklarımızı görmedikçe senin Peygamber olduğuna asla inanmayız ve davetini de kabul etmeyiz.” diyorlar. Sen de onlara de ki: “Bu söylediklerinizi yapma gücüne sahip olan sadece Rabbimdir, ben ise sizlere O’nun âyetlerini tebliğ etmekle görevlendirilmiş ve gücü sizler gibi sınırlı olan bir insanım.”
MEAL AÇIKLAMASI
89. Yemin olsun ki, Biz bu Kur’an’da insanlar için tek doğru olan hayat nizamı ile ilgili yol gösterecek, ibret verici her tür gerçeği çeşitli örneklerle ve ayrıntılarıyla tekrar tekrar açıkladık. Ama insanların çoğu anlamak ve araştırmaktan yüz çevirip nankörlük ve inkarda ayak diretti.
90. Bu nankör inkârcılar öyle akıl almaz isteklerde bulunup mesela dediler ki: “ Bir mucize olarak kupkuru, çorak bir yerden Hz. Mûsâ gibi bir kaynak fışkırtmadığın sürece sana inanmayacağız.
91. Yahut yine kurak bir zeminde senin hurmalardan ve üzümlerden mûcizevî bir bahçen olmalı ve aralarından gürül gürül ırmaklar akıtmalısın.
92. Yahut Kıyamet Günü’nden önce olacağını iddia ettiğin gibi bizim helâkimiz için göğü üzerimize parça parça yağdırmalısın veya eşi ve benzeri yok” dediğin Allah’ı ve bana vahiy getiriyor dediğin melekleri de şahit olarak karşımıza getirmelisin.
93. Ayrıca senin ilahın her şeye kâdirse, o zaman senin altından yapılmış bir köşkün olmalı veya bir kuş gibi göğe yükselmelisin. Diyelim ki çıktın gökyüzünden bize senin dediklerini görüp yazılı olarak okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece göğe çıktığına da asla inanmayacağız. Bu saydıklarımızı görmedikçe senin Peygamber olduğuna asla inanmayız ve davetini de kabul etmeyiz diyorlar.” Ey Resûlüm! Hadlerini aşarak, isteklerde bulunan o kâfirlere de ki: “ Bu söylediklerinizi yapma gücüne sahip olan sadece Rabbimdir. Rabbimi tenzih ederim! Ben sizin düşündüğünüz gibi ilahî özellikleri olan bir peygamber değilim. Ben sadece O’nun âyetlerini tebliğ etmekle görevli bir elçi ve gücü sizler gibi sınırlı olan bir insanım. Kendi isteğimle mucize gösteremem, benden insanüstü şeyler beklemeyin
94-95
MEAL
94. İnsanları, kendilerine hidayet geldiğinde iman etmekten alıkoyan: “Allah peygamber olarak bir insanı mı gönderdi?” demelerinden başka bir şey değildir.
95. De ki: “Eğer yeryüzünde sakin sakin yürüyen melekler olsaydı elbette onlara peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik.”
MUSTAFA ÇEVİK
94-95 Kendilerine Allah’ın âyetleri ulaştırıldığında, müşrik ve kâfirleri buna uymaktan alıkoyan bir başka bahaneleri de “Ne yani, Allah bizim gibi ölümlü bir insanı mı peygamber olarak gönderdi! Bu olacak şey değil.” demeleridir. Ey Peygamber! Sen de onlara de ki: Allah buyurdu ki: “Şayet yeryüzünde yaşayanlar melekler olsaydı, elbette Biz onlara peygamber olarak gökten bir melek indirip gönderirdik.”
MEAL AÇIKLAMASI
94. Kendilerine Allah’ın âyetleri ulaştırılıp hidayet geldiğinde insanları bu apaçık hakîkate iman etmekten alıkoyan bir başka bahane de: “ Ne yani o kadar melek varken Allah peygamber olarak bula bula bizim gibi ölümlü bir insanı mı gönderdi? Bu olacak şey değil” diye itiraz etmeleridir.
95. Ey Peygamber! Sen de onlara Allah’ın şöyle buyurduğunu söyle: “Eğer yeryüzünde sakin sakin yaşayıp dolaşanlar insanlar değil de melekler olsaydı elbette Biz onlara peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik.”
96
MUSTAFA ÇEVİK
96 De ki: “Benimle sizin aranızda olanlara karşı şahit olarak Allah yeter. O her şeyi görüp bilmekte her şeyden haberdar olmaktadır.”
MEAL AÇIKLAMASI
96. De ki: “Benimle sizin aranızda olanlara karşı şahit olarak Allah yeter. Herkesin niyetini ve gayretini çok iyi bilmektedir. Şüphesiz O kullarının her halinden hakkıyla haberdar olan, onların yaptıkları her şeyi hakkıyla bilip görendir.” O hâlde, kimin doğru yolda olduğu konusunda hüküm vermek için Allah’ın şâhitliğini esas almalı, doğrunun-eğrinin ölçüsünü yalnızca O’ndan, yani O’nun kitabından öğrenmelisiniz.
97-98
MEAL
97. Allah kimi doğru yola iletirse o doğru yoldadır. Kimi de saptırırsa onlar için O’ndan başka dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü yüzleri üstüne, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Ateşi dindikçe onlara ateşin alevini artırırız.
98. Bu, ayetlerimizi inkar etmelerine ve: “Kemikler ve ufalanmış toz haline geldikten sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” demelerine karşılık onların cezalarıdır.
MUSTAFA ÇEVİK
97-98 Ancak, Allah’ın davetine iman edip, imanının gerektirdiği hayatı yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösterenler, doğru yolu bulmuşlardır. Bundan sonra başka bir yolu ısrarla ve inatla hayat tarzı olarak seçenleri de Allah tercih ettikleri bataklıklarında kendi hallerine bırakır ve onlara yardım da etmez. Kıyamet Gününde onları körler, sağırlar ve dilsizler olarak toplayıp yüzükoyun süründürerek cehenneme sürükler, cehennemin ateşi de ne zaman zayıflamaya başlarsa tekrar harlı alevler halinde tutuşturulup güçlendirilir. Bu ceza, onların Kur’an ile bildirilenleri kabul etmemeleri ve “Demek biz ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden mi diriltilecekmişiz.” diyerek âhiretle alay etmeleri sebebi ile hak ettikleri cezalarıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
97. Hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf ettiğinden dolayı Allah lütfuyla kimi doğru yola iletirse işte o doğru yolu bulmuştur. Yani, Allah’ın davetine iman edip, imanının gerektirdiği hayatı yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösterenler, doğru yolu bulmuşlardır. Kimini de ısrarla hakkı inkâr ettiği için sapıklıkta bırakırsa böyleleri için Allah’tan başka yardım edecek dost bulamazsın. Bundan sonra başka bir yolu ısrarla ve inatla hayat tarzı olarak seçenleri de Allah tercih ettikleri bataklıklarında kendi hallerine bırakır ve onlara yardım da etmez. Onları kıyamet günü yüzüstü yere kapanmış, körler dilsizler ve sağırlar olarak huzurumuzda toplayıp getiririz. Hesabın ardından onların varacakları son durak cehennemdir. Cehennemin ateşi zayıflamaya başlarsa ateşin alevini tekrar tutuşturup artırırız. Allah’ın dostluğuna yardımına ancak inananlar kavuşur. Allah zulüm edici değildir. İnanmak istemeyeni inandırmak için zorlamaz. Zorla da inandırmaz. Allah’ın adaleti budur.
98. Bu, ayetlerimizi dillerine dolayıp inkâr etmelerine gerekçe olarak: “Biz ölüp toprağa karışarak kemik ve toz yığını haline geldikten sonra, yeniden mi diriltilecekmişiz?” demeleri ve âhiretle alay etmeleri sebebiyle onların hak ettikleri cezalardır.
99
MUSTAFA ÇEVİK
99 Bu insanlar gökleri, yeri ve aralarında olanları yoktan yaratan Allah’ın, kendilerini öldükten sonra tekrar yaratabileceğini hiç mi düşünmüyorlar? Hiç şüpheniz olmasın ki, yeniden diriltileceğiniz gün geldiğinde, mutlaka Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. Onların bu gerçekten yüz çevirmeleri, nankörlük ve küstahlıktan başka bir şey değildir
MEAL AÇIKLAMASI
99. Görmediler mi ki gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah, kendilerini de öldükten sonra tekrar yaratmaya güç yetirebilir. Bunu hiç düşünmüyorlar mı? Onlar için üzerinde şüphe olmayan ve geleceği kesin olan bir ecel ve süre belirlemiştir. Hiç şüpheniz olmasın ki, o süre dolup ta yeniden diriltileceğiniz gün geldiğinde, mutlaka Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. Ancak zalimler bütün uyarılara rağmen kibir inat nankörlük ve küstahlıklarından dolayı bu gerçekten yüz çevirip küfürde ayak direttiler.
100
MUSTAFA ÇEVİK
100 De ki: “Ey insanlar! Rabbimizin rahmet, nimet ve rızık hazinelerine siz sahip olsaydınız, verirsek tükenir korkusuyla sımsıkı sarılır ve kimseye bir şey vermezdiniz, çünkü cahil insan çok tamahkâr, çok da cimridir.”
MEAL AÇIKLAMASI
100. De ki: Ey insanlar! “Rabbimin sonsuz rahmet nimet ve rızık hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcarsak azalır ve tükenir korkusuyla sımsıkı sarılıp tutardınız ve kimseye de bir şey vermezdiniz. Gerçekten cahil insan açgözlü ve pek cimridir.”
101-103
MEAL
101. Andolsun biz Musa’ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik. İşte İsrailoğullarına sor: Hani o (Musa) onlara gelmişti de, Firavun ona: “Doğrusu ey Musa, ben seni büyülenmiş sanıyorum” demişti.
102. Demişti ki: “Andolsun bunları ancak göklerin ve yerin Rabbinin görülen belgeler olarak indirdiğini bilmişsindir. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş sanıyorum.”
103. Derken (Firavun), onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri toptan suda boğduk.
MUSTAFA ÇEVİK
101-103 Biz Musa’ya âyetlerimizle birlikte, peygamberliğinin delili olmak üzere dokuz da mucize bahşetmiştik, İsrailoğullarına bunu sor. Musa bu mucizeler ve âyetlerle birlikte Firavun’a geldiğinde, neler yaşandığını sana anlatacaklardır. Musa, Firavun’u Allah’ın daveti hayat nizamı ile yaşamaya davet ettiğinde Firavun ona: “Ey Musa! Bence sen sihirbazsın.” demişti. Musa da dönüp ona, “Sen de pekâlâ biliyorsun ki göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tan başka, hiç kimsenin gücü bu mucizeleri göstermeye yetmez. Ey Firavun! Ben de senin apaçık olan bunca gerçeğe rağmen, daveti kabul etmemen sebebiyle azabı hak ettiğini görmekteyim.” Bunun üzerine Firavun, Musa ve beraberindekilerin kökünü kazıyıp yok etmeye karar verdi. Biz de Musa ile birlikte olanları onun zulmünden kurtarıp Firavun ve adamlarını suda boğduk.
MEAL AÇIKLAMASI
101. Andolsun biz âyetlerimizle birlikte Musa’ya peygamberliğinin delili olmak üzere apaçık dokuz mucize vermiştik. Firavun ve halkı bu mucizelere inanmadığı gibi senin karşındaki Mekkeli müşrikler de bu âyetlere inanmadı. Senin peygamberliğine inanmayan herhangi bir Mekkeli müşrike de ki: Buna rağmen ne değişti, inanmıyorsan git İsrailoğullarına işte bunu sor onlar da bunu doğrulayacaktır. Musa bu mucizeler ve âyetlerle birlikte Firavun’a geldiğinde, neler yaşandığını sana anlatacaklardır. Hani Musa onlara geldiğinde, müşriklerin sana dediği gibi Firavun da ona: “Doğrusu ey Musa, bence sen büyülenmiş usta bir sihirbazsın” demişti.
102. Musa da dönüp ona demişti ki: “ Ey Firavun bu mucizeleri apaçık birer delil olarak gönderenin göklerin ve yerin Rabbinden başkasının olmadığını sen de pekâlâ biliyorsun. Ama dünya hırsıyla ve makam hatırına inat ve inkâr etmektesin. Ey Firavun! Ben de seni bu anlamsız inadı sürdürüp daveti kabul etmemen sebebiyle kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum.”
103. Derken Mûsâ’nın göstermiş olduğu mucizeler karşısında sihirbazları perişan olan Firavun, onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Bunu haber alan Mûsâ, bir gece vakti İsrailoğulları ile birlikte Mısır’dan ayrıldı. Firavun, Kızıldeniz’e kadar onları peşlerinden takip etti. Son mucize olarak gözünün önünde denizin yarılmasını görmesine rağmen iman etmedi. Biz de Firavun ve adamlarını Kızıldeniz’e batırıp suda boğduk. Firavun tam boğulurken “iman ettim” dedi ama o iman makbul bir iman değildi ve olmadı. Sadece geç kalanlara ders ve dert oldu.
104
MEAL
104. Onun ardından İsrailoğullarına dedik ki: “Bu yerde siz oturun. Ahiret vaadi geldiğinde hepinizi bir araya getiririz.”
MUSTAFA ÇEVİK
104 Bu olayın ardından da İsrailoğullarına, “Şimdi artık yeryüzüne, güvenlik içinde Firavun korkusu olmadan yerleşin ve Hesap Günü hepinizi bir araya toplayıp, davetimize karşı tutumunuzdan sorgulayacağımızı da sakın aklınızdan çıkarmayın.” diye bildirdik.
MEAL AÇIKLAMASI
104. Bu olayın ardından İsrailoğullarına dedik ki: “ Güvenlik içinde ve Firavun korkusu olmadan bu topraklara yerleşin. Bir gün kıyâmet kopup da ahiret vaadi geldiğinde grup grup hepinizi bir araya getiririz ve davetimize karşı tutumunuzdan sorgulayacağımızı da sakın aklınızdan çıkarmayın.” diye bildirdik.
105-106
MEAL
105. Biz onu (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o, hakla indi. Biz seni ancak bir müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.
106. Onu bir Kur’an olarak, insanlara dura dura okuman için (ayet ayet) ayırdık ve onu (ihtiyaca göre) kademe kademe indirdik.
MUSTAFA ÇEVİK
105-106 Biz bu Kur’an’ı, insanlara yaratılış sebeplerini açıklayıp duyurmak ve ona uygun yaşamaya davet için indirdik. Ey Peygamber! Seni de davete uyanları müjdelemek, uymak istemeyenleri de uyarmakla görevlendirdik. Kur’an’ı, üzerinde dura dura, yavaş yavaş, okuyup uygulayasın diye bölüm bölüm ve zamana yayarak indirdik
MEAL AÇIKLAMASI
105. Biz bu Kur’an’ı insanlara yaratılış sebeplerini açıklayıp duyurmak ve ona uygun yaşamaya davet için hak bir gaye için kendisine en küçük bir şüphe ve bâtıl karışmayacak bir yolla indirdik ve o da maksada uygun olarak hakkın ve gerçeğin ta kendisi olarak indi. Bütün hakikatleri ihtiva ederek ihtiyaçlara cevap verecek şekilde muhatabına ulaştı. İçinde hiçbir yanlış şey yoktur. Biz seni ancak davete uyup iman ederek salih işler yapanlara bir müjdeleyici ve davete uymak istemeyenlere de korkutucu ve uyarıcı olarak gönderdik.
106. Biz Kur’an’ı, insanların zihinlerine ve kalplerine sindire sindire ve üzerinde durarak yavaş yavaş okuman, okuduğunu da uygulayıp tebliğ etmen için surelere ve ayetlere ayırdık. Ve onu bir defada toplu olarak değil, yirmi üç yıl boyunca zamana yayarak ihtiyaca göre peyderpey indirdik.
107-109
MEAL
107. De ki: “Ona ister iman edin ister iman etmeyin. O, daha önce kendilerine ilim verilmiş olanlara okunduğunda çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.
108. Ve: “Rabbimizi tenzih ederiz. Rabbimizin vaadi kesinlikle yerine gelmiştir” derler.
109. Çeneleri üstüne kapanıp ağlarlar ve (Kur’an) onların gönüllerindeki derin saygıyı (huşuyu) artırır.
MUSTAFA ÇEVİK
107-109 Ey Peygamber! Senin peygamberliğine ve Kur’an’ın Rabbiniz tarafından indirilmekte olduğuna inanmak istemeyenlere de ki: “Sizler ister inanın, isterseniz inanmayın. Hiç şüphesiz geçmiş vahiylerden az da olsa bilgisi olan ve Allah’ın davetine uygun yaşamak isteyenlere, Kur’an okununca hemen secdeye kapanır ve derler ki: “Rabbimizin ilmi ve kudreti sınırsızdır. O, tek yüce olandır ve bu duyduklarımız O’nun vaadinin gerçekleşmesi, son peygamberin gelmiş olmasının habercisidir.” Böylece kitap ehlinden bir kısım kimseler duydukları gerçeklere teslim olmanın gayreti içinde, yaşlı gözlerle saygı ve huşu içinde Kur’an’ı dinlerler.
MEAL AÇIKLAMASI
107. Ey Peygamber! Senin peygamberliğine ve Kur’an’ın Rabbiniz tarafından indirilmekte olduğuna inanmak istemeyen müşriklere de ki: “ Siz ona ister inanın ister inanmayın. O Kur’an, daha önce kendilerine Tevrat ve İncil’deki geçmiş vahiylerden az da olsa ilim verilmiş olanlara ve Allah’ın davetine uygun yaşamak isteyenlere okunduğunda çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.
108. Ve derler ki: “Rabbimizi her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Rabbimizin ilmi ve kudreti sınırsızdır. Rabbimizin vaadi kesinlikle yerine gelmiştir. Bu duyduklarımız geçmiş kitaplarda müjdelenen, son peygamberin gelmiş olmasının habercisidir ” derler.
109. Böylece kitap ehlinden bir kısım kimseler Allah’ın ayetlerini dinledikçe, duydukları gerçeklere teslim olup bir kere daha çeneleri üstüne kapanıp ağlarlar ve Kur’anı dinlemek onların gönüllerindeki Allah’a olan derin saygıyı ve huşuyu artırır.
110
MEAL
110. De ki: “İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız sonuçta en güzel isimler O’nundur.”
MUSTAFA ÇEVİK
110 De ki: “İster Allah diyerek ister Rahman diyerek dua edin, Allah’ın isimlerinden hangisi ile dua ederseniz edin, bilesiniz ki en güzel isimler Allah’ındır. O’na dua ederken ve namaz kılarken sesinizi ne çok yükseltin ne de çok kısın, ikisi arasında bir yol tutun.”
MEAL AÇIKLAMASI
110. De ki: “İster Allah diye çağırın ister Rahman Rahîm, Kerîm, Hakîm diye dua edin fark etmez. Allah’ın isimlerinden hangisiyle çağırsanız sonuçta bilesiniz ki O tek bir ilâhtır ve en güzel isimler O’nundur.” Yeter ki dualarınıza birilerini karıştırmayın ve özellikle de namaz kılarken gösteriş veya saygısızlık ifade edebilecek tavır ve davranışlardan uzak durun. O’na Dua ederken ve namazda sesini çok yükseltme çok da kısma. Bu ikisinin arasında orta bir yol tut.
111
MEAL
111. “Çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, düşkünlük sebebiyle dosta (ihtiyacı) bulunmayan Allah’a hamdolsun” de ve O’nu yücelttikçe yücelt.
MUSTAFA ÇEVİK
111 Ve yine de ki: “Şükredip, övülmeye layık olan yalnızca Allah’tır. Kâinatta olan her şeyi yaratan, yarattıklarının sahibi olan, nizamlarını kurup, yasalarını oluşturan ve hükmünde ortağı olmayan, evlat edinmemiş, yardıma ihtiyacı olmayan sadece Allah’tır.”
MEAL AÇIKLAMASI
111. Ve yine “Çocuk edinmeyen, mülkte hâkimiyet ve otoritede eşi ve ortağı olmayan, acizlikten dolayı bir sebeple sığınılacak bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan, nizamlarını kurup, yasalarını oluşturan ve hükmünde ortağı olmayan Allah’a hamdolsun” de. Ve şükredip, övülmeye layık olan Allah’ı yücelttikçe yücelt. Rabbinin yasalarına uyarak saygını göster. Böyle yapman senin için daha doğru daha hayırlıdır.