Sure Hakkında
Ayet Sayısı
45
Mushaf (Kuran) Sırası
50
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
34
Sure Hakkında Bilgi
50
KÂF SURESİ
GİRİŞ
Adı: Başlangıç harfi olan “Kâf”dan alınmıştır. Anlamı, Kâf harfi ile başlayan sure, demektir.
Nüzul Zamanı: Kesin ne zaman nazil olduğu hakkında sağlam rivayetlerle bilgi
edinilememiştir. Fakat konular ilerledikçe bu surenin nüzul zamanı, Mekke-i Muazzama’nın
ikinci dönemi olan peygamberliğin üçüncü senesinden başlayarak beşinci seneye kadar
devam eden zaman içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu dönemin özelliklerini En’am Suresi’nin giriş kısmında açkıladık. Bu özellikleri göz önüne
alarak bu surenin, kafirlerin muhalefetinin bayağı şiddet kazandığı, ama henüz eziyet ve
işkencenin başlamadığı beşinci senede nazil olduğu kıyaslamalarla tahmin edilmektedir.
Konu: (Bu sûre de öldükten sonraki dirilme ve haşre önem verir. Bu gerçekleri kesin ve parlak delillerle ele alır. İçerisindeki teşvik ve korkutma unsurlarıyla ruhları hayrete düşürür. Allah’ın yüce kudretine kevnî ayetlerle dikkat çeken sûre geçmiş toplumlardan Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud’un da yalanlayıp ne hale geldiklerinden bahsederek sûra üfürülecek günün dehşetini haber vererek sona erer.) Muteber rivayetlerde, Peygamberimiz’in (s.a) çok kere bayram namazlarında bu
sureyi okuduğunu öğrenmekteyiz. Peygamberimiz’in komşusu olan Ümmü Hişam bin Harise
adındaki bir kadın, “Bu sureyi ben cuma hutbelerinde çok kere Peygamberimiz’in mübarek
ağzından işittim de ezberledim” diyor. Diğer bazı rivayetlerde: Sabah namazında da
Peygamberimiz’in çok kere bu sureyi okuduğu rivayet ediliyor. Bundan Hz. Peygamber’in
(s.a.) nazarında çok önemli bir sure olduğu açığa çıkmaktadır. Bu sebeple, çok çok okumak
suretiyle, inananların bu surenin konusunu daha iyi anlamalarına dikkat buyurdukları
görülmektedir. Bu ihtimam içerisinde sure dikkatli okunursa kolaylıkla anlaşılabilir. Baştan
sona bütün surenin konusu ahiret ile ilgilidir.
Hz. Peygamber’in (s.a), Mekke’de risaletini açıklayıp insanları İslam’a davet ettiği
sıralarda bu insanlar en çok; öldükten sonra tekrar dirilip, yaptıkları işlerin ve her çeşit
amellerinin hesabını vereceklerine bir türlü akıl erdiremiyor, hayret ediyorlardı. “Bu
olmayacak bir iş, olabileceğini de akıl kabul etmez, her zerremiz toprakta darmadağın
olduktan ve bu dağınık parçaların binlerce yıl geçtikten sonra, tekrar bir araya getirilerek
vücudumuzun yeni baştan düzenlenip-diriltilip ayağa kaldırılması olabilecek şey midir?”
diyorlardı. Buna cevap olarak Allah Teala tarafından işte bu ifadeler nazil buyuruldu.
Bu sure içinde çok kısa yoldan, küçük küçük ifadeler içinde, bir taraftan ahiretin mümkün
olduğu ve onun meydana geleceğine dair deliller, ispatlar verilmiş, diğer taraftan;
“İsterseniz hayret ediniz, yahut akıldan uzak kabul ediniz veya yalanlayınız, her halükarda
bunlarla hakikat değişmez” diye bilgi verilmektedir. Hakikat şudur ki: Toprakta
darmadağın olan vücudumuzun her parçasının nereye gidip, nerede kaldığını, ne durumda
olup hangi yerde bulunduğunu Allah bilmektedir. Bütün bu dağınık parçaların yeniden bir
araya gelmesi ve sizi eskiden olduğunuz gibi tekrar yaratıp ayağa kaldırması için Allah
Teala’nın bir işareti kafidir, yularsız develer gibi salıverilip yaptığınız işlerin hiç kimseye
hesabını vermeyeceğiniz konusundaki bu tip ham hayalleriniz, çürük bir anlayıştan başka
bir şey değildir.
Gerçek olan O; bizatihi Allah Teala, doğrudan doğruya her söz ve hareketinizi hatta
kalbinizden geçen düşünce ve tasavvurlarınıza kadar her şeyi bilmektedir. Her şahsın
yanına tayin edilmiş melekleri de bütün hareketleri ve davranışları kayda almaktadır. Vakti
gelince bir nida üzerine hepiniz, yağmur zerreleri yeryüzüne iner inmez otların fışkırıp
çıktığı gibi ayağa kalkacaksınız. İşte o zaman, bugün aklınızın önüne gerilmiş olan perde
açılacak ve bugün inkar ettiğiniz o şeylerin hepsini gözlerinizle göreceksiniz. O zaman siz,
dünyada sorumsuz ve başıbozuk bırakılmadığınızı, aksine sorumlu olup hesaba
çekileceğinizi öğreneceksiniz. Bugün tuhaf efsaneler zannettiğiniz azap ve mükafat, günah
ve sevap, cennet ve cehennem, o zaman bunların hepsi gözlerinizle gördüğünüz, karşınıza
dikilip kendilerini müşahede ettiğiniz birer hakikat olacaklardır. Hak ve Hakikate
direnmenizin karşılığında, akıldan uzak kabul ettiğiniz cehenneme atılacaksınız ve
Allah’tan korkup doğru yola gelenlerin, gözlerinizin önünde bugün adını duyduğunuz zaman
hayret edip dudak büktüğünüz o cennete girdiklerini göreceksiniz.
Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)
1. Yaratılan âyet olan atomu, maddenin en küçük parçası yapan Allah, harfleri de Kur’an’ın en ufak parçası yapmıştır. Nasıl yaratılan âyetleri yaratmada tüm insanlık âciz kalmışsa, indirilen âyetleri içinde toplayan Kur’an’ın benzerini ortaya koymada da tüm insanlık âciz kalmıştır. İşte Kaf. Dinle, ey insanoğlu! İşte böyle harflerden meydana gelen fakat bütün insanların bir benzerini yapmakta aciz düştükleri eşsiz bir mucize olan, gerçeklerden söz eden, Dilinizin sözlerini oluşturan harflerle gönderilen bu Şerefli Kur'an'a yemin olsun. Ki bütün insanların öldükten sonra dirileceğine ve bu gerçeği insanlara duyuran elçinin Allah’ın Resûlü olduğuna Kur’an şahittir.
2. Hayır, Kâfirler Kur’an’ın bu tanıklığına rağmen aralarından kendilerine, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, kendileri gibi beşerî özelliklere sahip bir yetimin uyarıcı bir Peygamber olarak gelmesine hayret ettiler. Kur’an’ı, içlerinden seçtiği birisi ile Allah’ın kendilerine göndermekte olduğuna inanmak istemeyen o inkâr edenler karşı çıkıp itiraz ederek: "Bu acayip şaşılacak bir şeydir" dediler. Ve eklediler
3. Peygamber’in Kur’an ile bildirdiği, ölümden sonra diriltilip dünya hayatını kime ve neye göre yaşandığının hesabının sorulacağı uyarısına da tepki gösterdiler. Ve biz Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı yeniden diriltilip hesaba çağırılacağız yeniden hayata döneceğiz? Hayret doğrusu, ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltilmek olacak şey değil bu akla uzak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şey dediler. Onlar sanıyorlardı ki ölüp kurtulacaklar. Hâlbuki gerçek onların sandığı gibi değil.
4. Toprağın onların bedenlerini çürütüp yok etmesinin yasasını koyan Allah, elbette tekrar yaratmaya da gücü yeter. Ölümün de yeniden diriltilmenin de yasasını yapan Allah’tır. Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini, yeryüzünün onlardan her geçen gün neleri koparıp götürdüğünü ezelî ve ebedî ilmimiz ile bilmişizdir. Dolayısıyla, onların çürüyüp toprağa karışan bedenlerini, Mahşer Günü nasıl dirilteceğimizi de iyi biliriz. Buna rağmen onların akıllarına hitap ederek buyuruyoruz ki: Katımızda da insanların hayat kayıtları olan o bilgilerin saklandığı ana bellek mahiyetinde bir kitap vardır. Kitapta ne yaptılarsa birebir yazılıdır. Kendilerinin bile unuttuğu şeyleri hesap günü karşılarına çıkarırız. Onların kitabını yazan görevliler hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır.
5. Aslında her insan gibi, inkârcılar da bunun mümkün olduğunu pekâlâ yüreklerinde hissederler. Hayır, gerçekler böyleyken Allah’ı layıkıyla tanımak istemeyenler o Kur'ân kendilerine gelince onu hiç düşünmeden bile bile yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık ve çalkantılı bir durum ve çelişkili karmakarışık bir düşünce içindedirler. Onlar vicdanlarını rahatsız eden karmakarışık duygular içinde kıvranıp duruyor, her biri ötekini yalanlayan tutarsız iddialarla kendilerini ve halkı kandırmaya çalışıyorlar. Ya anlatılanlar doğruysa? Bu düşünce onları derinden sarsar. Bu şüpheden kurtulmanın yolu tevhid şuuruna ermektir. Bunun için de kâinat kitabının âyetlerinin okunması gerekir.
6. Yeniden dirilişi inkâr edenler, âlemin yaratılışındaki kudret eserlerimizden biri olan üstlerindeki göğü nasıl yaptığımıza ve parlak birer inci demeti gibi sayısız ışıldayan yıldızlarla süslediğimize bakmadılar mı? Onu nasıl direksiz bina ettik. Nasıl donattık, onu nasıl inşa edip, kusursuz bir biçimde yıldızlarla bezeyip, nizamını kurduğumuzu hiç düşünmüyorlar mı? Ayrıca uzaydan gelecek göktaşlarına ve güneşten gelecek zararlı ışınlara karşı atmosferi sağlam bir tavan yaptığımız için Onun hiçbir çatlağı eksikliği bozuk yanı da yoktur. [Kâinatta şimdiye kadar 2 trilyon galaksi, her galakside 300 milyar kadar güneş (yıldız) tespit edilmiştir ve bizim Güneş sistemimiz içindeki Dünya’mız bir stadyum içinde sadece bir top kadar yer teşkil etmektedir. Bu muazzam ve mükemmel kâinat içinde, müthiş bir süratle dönen yıldız ve gezegenlerin milyonlarca yıldır hiç çarpışmaması ve bu harika denge ve düzenin bozulmaması, elbette İlahi kudret ve sanat eseridir ve açık bir mucizedir Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?]
7. Ayaklarını bastıkları yeryüzüne de baksınlar, insanı oranın şeref misafiri yaparken Yeryüzünü de büyük bir sofra yaparak o misafirin önüne yaşamaya elverişli biçimde yaydık. Üzerine hızla dönerken dengesi bozulmasın ve içindekiler dağılmasın diye sarsılmaz derin temellere dayalı sabit dağlar yerleştirdik. Bilseler her şeyi onlar için dengeli yaptık. Anlayamayacakları yasalarla yeryüzünü koruduk. Ve orada toprağı dev bir saksı yaparak göz alıcı ve iç açıcı her çiftten nice bitkiler yetiştirdik. Allah’ın nelere kâdir olduğunu da mı akletmiyorlar. Nasıl ki engebeli yapısı yeryüzünün alanını büyütüyorsa, insan hayatının iniş-çıkışları da hayata zenginlik katıyor, tekdüze olsa hayat çekilmez olurdu.
8. Bunlar, Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliğini anlamak için, İçtenlikle Allah'a yönelen' yalnız Allah’ı ilâh tanıyan, yoluna baş koyup gönülden bağlanan, hakikate yönelen her kul için, gönül gözünü açmak, bir bakış açısı kazandırmak ve öğüt vermek için bir zikirdir, bir ibretlik derstir. O’na yönelmek isteyen insan için apaçık delillerdir. Bütün bunlar gerçeklerimizi kavramak için yeterli delillerdir. Gerçekleri öğrenmeye yönelen dürüst, emin, yalansız, riyasız olanlar için yol göstericidir. Ve yaratılış mucizesi, her an gerçekleşmeye devam ediyor:
9. Görmüyorlar mı? Yeryüzündeki suları gökyüzüne nasıl taşırız? Gökyüzüne taşıdığımız suları bulutlar halinde gökyüzünde tutuyoruz. Bulut halindeki suları rüzgârlarla istediğimiz yöne sevk ederiz. Bu öğütlerin devamı olarak Gökten yeryüzüne bulutlar vasıtasıyla dengeli bir şekilde bereketli yağmurlar indirdik; Düşünmüyor musunuz? Gökyüzünde taşıdığımız suları birdenbire üzerinize boşaltsak haliniz nice olur? Biz her şeyi dengede tutarak insana iyilik yaparız. Yeryüzüne suları ahenkli bir şekilde kar ve yağmurlar olarak indiririz. Yağan yağmur ve karların onlara nimet olarak döneceğini bilirler. Böyleyken niçin inkâr ediyorlar? Üzerlerine tufanlar göndermemizi mi istiyorlar? Böylece onunla meyve, sebze dolu bağlar ağaçlı bahçeler sebzeler ve ekin gibi tırpanla biçilecek taneler, tahıllar başaklı ekinler bitirdik.
10. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcukları olan uzun uzun hurma ağaçları, salkım salkım meyveli ağaçlar verdik ki severek yiyip içsinler. Nimetlerimize şükretsinler.
11. Kullar için rızık olarak bu nimetleri verdik. O yağmur suyuyla, ölü bir beldeyi hayat verip yeniden dirilttik. İşte sizin akıldan uzak görüp inkâr ettiğiniz ölümden sonraki kabirden çıkış da böyledir. Allah, ölü toprağı indirdiği su ile nasıl diriltip canlandırmakta ise sizi de ölümünüzden sonra öyle diriltecektir. Andolsun ki hesap vermek için diriltilmenizi engelleyecek hiçbir güç yoktur.
12. Dirilişi ve onu haber veren elçiyi yalanlayanlar sadece Mekke’nin müşrikleri değildi. Onlardan önce inanmamakta direnen Nuh kavmi, Ress halkı diye bilinen kuyuların bulunduğu Şuayb'ın kavmi ve Semud diye bilinen Salih'in kavmi de bu gerçekleri elçilerimizi ve ayetlerimizi yalanlamıştı.
13. Ad, Firavun ve Lut'un aralarında kan bağı olmadığı halde, kendisine kardeşleri gibi yakın gördüğü kavmi de İlahi davete karşı çıkmışlardı.
14. Eyke halkı ve Tubba kavmi de yalanlamıştı. Hepsi peygamberlerinin getirdiği bu gerçeklere inanmayıp diriliş gerçeğini haber veren elçileri yalanladılar. Böylece kendilerini uyardığım azap gerçekleşti. Sonunda hak ettikleri cezaya çarptırıldılar. Ayetlerimizle açıkladığımız gerçekleri inkâr edip karşı durdular. Elçilerimize, inananlara zulüm yaptılar. Onları uyarmıştık. Uyarılarımızı dinlemediler. Biz de onları yok ettik. Bu örneklerden sonra hem geçmiştekiler hem de gelecektekiler ahirete iman konusunda neden zorlanıyorlar?
15. Biz daha zor görünen kâinatı, tabiatı ve insanı ilk yaratışta yani şu içinde yaşadığınız evrenin yaratılışında yorulup güçsüz ve aciz mi düştük ki, ikinci yaratılış olan ahireti gerçekleştiremeyelim? İlkini yaratanın, ikinci kez yaratması daha kolay değil mi? Doğrusu onlar Hesaba çekilmek üzere Allah’ın sınırsız kudretini gözler önüne seren yaratılış mucizelerini gördükleri hâlde, anlamak istemeyenler arzu ve heveslerinin adâlet, erdemlilik gibi ahlâkî değerlerle sınırlanmasını istemediklerinden dolayı, yeni bir yaradılış konusunda şüphe içindedirler. Biz insanı ilkin yaratmada zorluk çekip, yorulduk mu ki, ölümden sonra yaratmakta güçlük çekelim? Fakat Allah’ın ilminin ve kudretinin üstünlüğünü, yüceliğini, sınırsızlığını görüp anlamak istemeyenler, yeniden diriltilip hesap vermeyi içlerine sindiremedikleri ve ondan şüphe ettikleri için âhiret hayatını kabul etmemekte direniyorlar.
16. Gerçek şu ki bu ve benzeri şüphelere açık olan insanı biz yarattık ve her an nefsinin ona ne şüpheler ve vesveseler verdiğini, içinden neler geçirip durduğunu dahi biliriz. Onun aklından geçenleri ve niyetini de çok iyi biliriz. Biz ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarımızla ona en yakın damarı olan şahdamarından daha yakınız.
17. Siz görmüyorsunuz ama onun yani insanın her yaptığını bilip, görüp, duyan sağında ve solunda oturan denetleyip tespit eden ve yazan iki yazıcı melek iyilik ve kötülük adına onun her yaptığını, işlediği bütün amelleri amel defterlerine eksiksiz kaydeder. Görevli melekler onun her söz ve davranışını manevi kamerayla kayıt yapmaktadırlar. Ölünce yazılan kitabınız kapanır. Dirildiğiniz gün kitabınızla katımıza gelirsiniz. Görevlilerin yazdıkları yüzünüze okunur. Şaşırıp kalırsınız. Anlarsınız ki hiçbir şey gizli kalmamıştır. Her şey unutulmadan eksiksiz yazılmıştır.
18. İnsanın ağzından veya kaleminden her ne söz söylerse ne yaparsa ne düşünürse hatta neyi hayal ederse etsin mutlaka yanında onu kayıt altına alan bir gözetleyici melek vardır. Bunların yanında insanın kendi hafızası, bütün organları, onu gören ve temasta bulunduğu canlı cansız her şey, onun için tanıklık edecektir. Bu kadar çok kayıt ve tanık varsa, mutlaka bu kayıtların izleneceği, bu tanıkların dinleneceği bir Mahkeme de olacaktır.
19. İşte böyle, her an her şey kaydedilirken, bir gün sekerat denen ölüm sarhoşluğu ve sersemliği kaçınılmaz bir gerçek olarak insanın önüne gelir. Hayatının tüm ayrıntıları bilinen ve kayıt altına alınan insan, nihayet kaçınılmaz olan ölümle yüz yüze gelir. Şaşkınlık içindedir. Sanki sarhoş gibi yalpalamaya başlar. Aklı muhakemesi yerinden oynar. Korkusundan bütün dengelerini yitirir ve o esnada ona şöyle denir: İşte öteden beri kendisinden yan çizip kaçtığın, aklına getirmek istemediğin, kabul etmekten kaçındığın gerçek budur denilir.
20. Ve bir gün gelir büyük kıyamet kopmuş ve yeniden diriliş için Sur'a da ikinci kez üflenmiştir. Diriltildiğinde dehşetten ne yapacağını bilmeyen insan; işte bu geleceği vaktiyle size vadedilmiş ilahi tehdidin gerçekleşmesi olan yeryüzünde yaşarken sürekli kendisi ile uyarıldığınız Hesap günüdür. Düşünün, hazırlığınız var mıdır?
21. O Gün her insan, aklını ve iradesini Allah’ın davetine yönelik mi, yoksa kendileri gibi yaratılmış kimselere yönelerek mi kullandığının hesabını vermek üzere huzura getirilir. Nihayet mahşerde hesap yerine her can, Her bir nefis istisnasız herkes beraberinde gideceği yere onu yönlendirip götüren bir sevk edici görevli melek ve ömür boyu hayatının filmini çeken bütün yapıp ettiklerini amellerini kaydeden şahitlik edici bir melekle o mahkemeye gelir.
22. Allah, yeniden diriltilmeyi inkâr eden kâfire şöyle buyurur: “Ey insanoğlu! Dünyada iken, sen bugünü yalanlıyordun. Hesap gününün gelmeyeceğinden söz ediyordun. " Gerçek şu ki; sen dünyadayken hesap günü hakkında sürekli uyarılıyordun fakat bunlardan gaflet içindeydin. Karşılaşacağın bugün ile uyarılmana rağmen, önemsemeyip buna hazırlanmaktan uzak durmuştun. Bugünün geleceğini ummazdın. Hayatın boyunca, seni bekleyen bu akıbete karşı hep ilgisiz, umursamaz davrandın ve uyarılardan yüz çevirdin. Fakat şimdi gerçekleri görmene engel olan gözündeki gaflet perdesini kaldırdık. Umursamadığın o gerçekle yüzleşeceksin. Bugün artık gözündeki perde kalktı ve bakışların daha keskindir." Artık hesap ve azap gerçeğini bütün çıplaklığı ile göreceksin. Dünyadayken aklınla, imanınla görmen gereken cennet, cehennem, mahşer gibi hakikatleri, şimdi bizzat gözlerinle göreceksin. Böylece hem inkâr ettiğiniz ahireti bilin hem de kendi hayat filminizi seyredin, denilecektir.
23. Mahkemede amel defteri açılır. Kayıtlara tek tek bakılır. Hüküm karara bağlanınca, hükümlünün hayat boyu Yakınında olan, hep yanında yaptıklarının şahidi olan ve yanından ayrılmayan görevli melek Rabbine der ki: "İşte şu, yanımdaki, şahsın yapıp ettiklerinin hepsi amel defterinde yazılıdır. Sorgulanmaya hesabını vermeye hazırdır." diyecek.
24. Nihayet mahkemeyi kaybedince, Allah görevli cehennem meleğine emrederek: Yaratıp bunca nimetlerle donatıp, sonra da yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet etmemize rağmen, nankörlük edip davetimizden yüz çevirenleri atın cehenneme. İnkârında inatçılık yapan, yeryüzünde verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük yapan bunları ve bunlar gibi hakkında nihaî hüküm verilmiş olan her inatçı kâfiri atın cehenneme diyecek.
25. Onlarla beraber, iyilik yapmadığı gibi, yapılan her türlü iyiliğe hayra engel olan hak hukuk tanımayan, ilâhî adaletten şüphe duyan ve kalplere şüphe tohumları eken o zalimleri atın cehenneme. Onlar hem inkârlarında inatçılık etmiş hem ayetlerimize karşı çıkmış hem şüpheci fikirleriyle insanları saptırmış hem müminlere engel olmuş hem de insanların iyilik yapmalarını engellemiştir.
26. Ki o, Allah'la beraber asla dengi ve ortağı olmayan güya kurtarıcı ve şefaatçiler başka Rab ve ilahlar edindi ve insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdü. Bunlar, her türlü iyiliğe engel olmakla birlikte, insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdüler. O halde atın onu şiddetli cehennem azabının içine emri verilecektir.
27. Ateşe atılması kesinleşenler, o manzara karşısında, ateşten kurtulmak için son bir gayretle suçu birbirlerine atıyorlardı. Her inkârcı ateşe atılırken, kendisini sapıklığa sürükleyen arkadaşını suçlayacak. Hak ettiği azapla karşılaşan bu kimse, hemen şeytanın kendisini bu yola ittiğinin bahanesini öne sürecek. Yakını olan Şeytan ise der ki: "Rabbimiz! şimdi burada o beni suçluyor ama dünyada onu ben saptırıp yoldan çıkartıp azdırmadım. Fakat O kendi iradesi ile seçimini yaptı, onu ne ben ne de başkası bu seçimi yapmaya zorlamadı. Beni tanımadan önce de o derin bir sapıklığın içindeydi." Benim haksız ve yanlış yolda olduğumu bile bile peşimden geldi.
28. Bu manzara karşısında Allah der ki: " Benim huzurumda çekişmeyin. Yeryüzünde yeteri kadar uyarıldınız. Bugün birbirinizle kavga ederek haklı çıkamazsınız. Ben vaktiyle kitap ve elçiler yoluyla size daha önce uyarıcı göndermiştim. Sizi bu günlerin geleceği ile uyarmıştım.
29. Boşuna feryat etmeyin, çünkü Benim katımda karar yani müşrik ve kâfirlerle ilgili azap hükmüm değiştirilmez ve ben kulları sebepsiz yere cezalandırmam, zulmedici değilim asla haksızlık yapmam. Sizler yeteri kadar uyarılan, türlü örneklerle yol gösterilen, buna rağmen inkâr edip sapan, her türlü kötülüğü işleyenlersiniz. Bugün hangi bahane ile kendinizi savunacaksınız?
30. O gün Biz, cehennemin inkârcılara olan öfkesini yansıtmak için cehenneme: Kâfirlerle ve zalimlerle Doldun mu ve doydun mu? deriz. O da: kâfirlere ve günahkârlara olan öfkesinden dolayı " Hayır! Daha fazlası var mı, yok mu başka girecek olan?" der. İşte, inkâr edenlerin sonu budur!
31. Ve İman edenlere gelince: O Gün Zaten mü’minlere uzak olmayan cennet elinden geldiği kadar günahlardan ve şüpheli şeylerden bile sakınan, Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getiren takva sahiplerine itaatsizlikten sakınan mü’minlere daha da yaklaştırılır.
32. Müminlere cennet gösterilerek ve onlara da şöyle denilecek: "Bu size vaktiyle vaat olunan gerçektir, cennettir. Gönülden tövbe edip Allah'a dönen, Allah'ın hükümlerini koruyan, her kul için hazırlanmış bir cennet vardır. Yasalarımıza uyarak kötülüklerden uzak durdunuz. Bugün de sizler ateşten korunacaksınız. Size asla ateş dokunmayacak. Bilin ki cennet sizin için her türlü kötülüğe karşı en iyi korunaktır.
33. Görmediği halde Rahman'dan korkan yürekten saygı duyan ve içtenlikle Allah'a yönelmiş itaat edip teslim olmuş bir kalple gelen herkes için, hazırlanmış muhteşem bir cennet vardır. Bazılarınız görmediğimize inanmayız derken sizler Rahman’a görmeden inandınız. Bütün kalbinizle Allah’a yöneldiniz. Yasalarımıza uymak için elinizden geleni yaptınız. Size saldıranlara karşı azimle kararlılıkla karşı durdunuz. Şeytanın vesveselerine aldanmadınız. İnsanların yasalarına uymadınız.
34. Ey mü’minler, Oraya, huzur ve güven yurdu olan cennete esenlikle girin. Allah’a yönelen, O’na itaat edip teslim olan, samimiyet ve derin bir saygı ile bağlanmış olanlara vaat edilen mutluluk, huzur ve güven yurdu olan cennete girin. Orada sürekli barış, huzur içinde yaşayacaksınız. Hiçbir güç size zarar veremeyecek. Hiçbir güç sizi oradan çıkaramayacak. İşte bu sonsuzluk ve ebedî hayat günüdür."
35. Cennet yurdunda Orada istedikleri her şey onlarındır emrinde ve hizmetindedir ve katımızda arzu ettiklerinden, tahmin edeceklerinden daha fazlası da vardır.
36. Bu cehennem ve cennet tasvirlerinden sonra, gelelim tercihlerini cehennemden yana yapan müşriklere; güçlerine güvenmesinler. Siz neyinize güveniyorsunuz? Yeryüzünü gezin dolaşın. Onlardan önce baskı ve şiddetle yönetme bakımından kendilerinden çok daha güçlü nice kendilerini üstün gören, ordularıyla övünen toplumları yok etmiştik. Öyle ki memleketlerini ziraat ve madencilik amaçlı çalışmalarla yerin altını üstüne getirmiş, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı delik deşik etmişlerdi. Başlarına musibetler gelip de azabımız çöküverince şehirlerde çil yavrusu gibi sağa sola kaçışmışlardı. Diyar diyar, ülke ülke dolaşarak kaçacak, sığınacak yer aradılar. Ama azabımızdan kaçacak bir yer var mı? Hiçbiri kaçıp kurtulamadı. Helâk olup gittiler. Şimdi sizleri de yok etmeye karar verirsek; bizi hangi güç engelleyebilir?
37. Şüphesiz bunda duyarlılığını yitirmemiş ve anlayışlı bir kalbi olan yahut kâinat ve tabiattaki İlahi sanata ve yaratılış harikalarına bir şahit olarak Kur’an’a ve Resulüllah’a kulak veren kimse için önemli bir öğüt ve dersler vardır.
38. Gerçek şu ki; ahireti inkâr edenler bu öğütlere pek kulak vermiyorlar. Oysaki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yani bütün âlemleri altı günde altı evrede yarattık ve Yahudilerin iddia ettiği gibi hiçbir yorgunluk ve zorluk çekmedik. Evreni yarattıktan sonra bir kenara çekilip mahlukatı kendi kaderiyle baş başa bırakmadık. Aksine, kâinatın mutlak hâkimi olarak her an Egemenlik Tahtında oturmaktayız. Gücümüzü anlamanız için daha nasıl örnekler bekliyorsunuz? Bir kendi acizliğinize bakın, bir de yarattığımız varlıkların azametine bakın! Halinize bakmadan gerçeklerimizi inkâr mı ediyorsunuz?
39. Ey Peygamber! Sen onların söylediklerine, Allah’ın gücünü, kudretini layıkıyla tanımayanların alay ve hakaret dolu sözlerine, Allah’ın ilmini, gücünü, kudretini layıkıyla tanımayanlara şimdilik sabret. Sakın onların dediklerine aldırma ve mücadelende sana azık olmak üzere güneşin doğuşundan önce sabah namazında ve batışından önce öğle ve ikindi namazlarında Rabbine namazla ile hamd ve tesbih et, övgüyle an ve doğru yolu gösterdiği için şükret. (Bu âyette sabah, öğle ve ikindi namazlarının vakitlerine; bir sonraki 40. âyette ise, akşam ve yatsı namazlarının vakitlerine işaret edilmektedir.)
40. Gecenin bir kısmında akşam yatsı ve gecenin ilerleyen saatlerinde teheccüt namazında O’na hamd et ve yüceliği karşısında secdelerin arkasından O’nu dua ve zikirlerle tesbih et. Gündüzün meşgalelerinden uzaklaş. Daima Rabbini her şeyden üstün tut. Emirlerimize uyarak itaatini göster! Kimsenin önünde eğilme. Kimsenin emirlerine uyarak onlara secde etme!
41. Ey Müslüman! Kıyamet sonrası İsrafil adındaki o Çağırıcının yakın bir yerden ölüme ve öldükten sonra da diriltilip hesap vermeye ve sizi mahşere çağıracağı güne kulak ver.
42. Herkes O diriliş günü o müthiş çığlığı yani ikinci Sur’a üfürülüşü gerçek olarak duyar. İşte bu dirilip kabirlerden çıkış günüdür. Ve herkes hesaba çekilecektir.
43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Kaçınılmaz Dönüş de sadece bizedir. İnkâr edenlerin bütün orduları toplansa bu gerçeği değiştiremez. Dünya hayatı, ahiret dediğimiz gerçek hayatın başında bir olgunlaşma yeri, bir imtihan ve bekleme salonudur.
44. O yeryüzü onların üstünden yarılıp parçalandığında, onlar da mezarlarından fırlayıp süratle çıkarlar. Hesaba çekilmek üzere huzurumuzda toplanırlar. Bu dünyada vaad edilen, ahirette ise gerçekleşen bir toplanmadır. İşte bu bize göre kolay olan bir toplanmadır. Onlar Rabbinin gücünü bilmiyorlar.
45. Ey Peygamber! Biz onların, Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanların bu uyarılar karşısında ne düşündüklerini de senin ve Dinim hakkında ne söylediklerini de çok iyi biliyoruz. Sen onların üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin. Onlara hiçbir şeyi zorla kabul ettiremezsin Üzülme, Sen ancak Allah’ın Kur’an ile uyarılarına kulak veren, yürekten Allah’a yönelmek isteyenleri uyarabilirsin. Senin görevin güzel bir üslupla insanlara açıklamaktır. Senin görevin, onları zorla imana getirmek değildir. O halde sen doğrudan doğruya Allah’ın kitabıyla uyarılarımdan ders alanlara ve yanlış tercihlerinin sonuçlarından korkanlara Kur’an’la öğüt ver. Gerisi insanlara kalmıştır.
1
MEAL
1. Kaf. Şerefli Kur’an’a yemin olsun,
MUSTAFA ÇEVİK
1 Kaf… Dilinizin sözlerini oluşturan harflerle (kaf) gönderilen bu şerefli Yüce Kur’an’a andolsun ki o Peygamber, sizi en doğru olana davet etmektedir
MEAL AÇIKLAMASI
1. Yaratılan âyet olan atomu, maddenin en küçük parçası yapan Allah, harfleri de Kur’an’ın en ufak parçası yapmıştır. Nasıl yaratılan âyetleri yaratmada tüm insanlık âciz kalmışsa, indirilen âyetleri içinde toplayan Kur’an’ın benzerini ortaya koymada da tüm insanlık âciz kalmıştır. İşte Kaf. Dinle, ey insanoğlu! İşte böyle harflerden meydana gelen fakat bütün insanların bir benzerini yapmakta acze düştükleri eşsiz bir mucize olan, Gerçeklerden söz eden, Dilinizin sözlerini oluşturan harflerle gönderilen bu Şerefli Kur’an’a yemin olsun, ki bütün insanların öldükten sonra dirileceğine ve bu gerçeği insanlara duyuran elçinin Allah’ın Resûlü olduğuna Kur’an şahittir.
2-3
MEAL
2. Hayır, kendilerine içlerinden bir uyarıcı gelmesine hayret ettiler de o inkar edenler: “Bu şaşılacak bir şeydir” dediler.
3. Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden hayata döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür.
MUSTAFA ÇEVİK
2-3 Kur’an’ı, içlerinden seçtiği birisi ile Allah’ın kendilerine göndermekte olduğuna inanmak istemeyenler, şaşkınlıkla karşı çıkıp itiraz ettiler. Peygamber’in Kur’an ile bildirdiği, ölümden sonra diriltilip dünya hayatını kime ve neye göre yaşandığının hesabının sorulacağı uyarısına da tepki gösterip, “Hayret doğrusu, ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltilmek olacak şey değil.” demeye başladılar.
MEAL AÇIKLAMASI
2. Hayır, Kâfirler Kur’an’ın bu tanıklığına rağmen aralarından kendilerine, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, kendileri gibi beşerî özelliklere sahip bir yetimin uyarıcı bir Peygamber olarak gelmesine hayret ettiler, Kur’an’ı, içlerinden seçtiği birisi ile Allah’ın kendilerine göndermekte olduğuna inanmak istemeyenler de o inkâr edenler karşı çıkıp itiraz ederek: “Bu garip ve acayip şaşılacak bir şeydir” dediler. Ve eklediler
3. Peygamber’in Kur’an ile bildirdiği, ölümden sonra diriltilip dünya hayatını kime ve neye göre yaşandığının hesabının sorulacağı uyarısına da tepki gösterip Biz Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı yeniden diriltilip hesaba çağırılacağız yeniden hayata döneceğiz? Hayret doğrusu, ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltilmek olacak şey değil bu akla uzak imkânsız gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şey dediler. Onlar sanıyorlardı ki ölüp kurtulacaklar. Hâlbuki gerçek onların sandığı gibi değil.
4-5
MEAL
4. Biz yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda da (her şeyi) saklayan bir kitap vardır.
5. Hayır, onlar hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durum içindedirler.
MUSTAFA ÇEVİK
4-5 Oysa, toprağın onların bedenlerini çürütüp yok etmesinin yasasını koyan Allah, elbette tekrar yaratmaya da kadirdir. Ölümün de, yeniden diriltilmenin de yasasını yapan Allah’tır. Fakat Allah’ı layıkıyla tanımak istemeyenler bunu şaşkınlıkla karşılayıp yalanlarlar.
MEAL AÇIKLAMASI
4. Toprağın onların bedenlerini çürütüp yok etmesinin yasasını koyan Allah, elbette tekrar yaratmaya da kadirdir. Ölümün de yeniden diriltilmenin de yasasını yapan Allah’tır Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini, yeryüzünün onlardan her geçen gün neleri koparıp götürdüğünü ve bedenlerinden çürütüp toz haline getirdiğini de bedenin tohumu gibi kuyruk kemiğinde bulunan ve çürümeyecek olan yerini de ezelî ve ebedî ilmimiz ile bilmişizdir. Dolayısıyla, onların çürüyüp toprağa karışan bedenlerini, Mahşer Günü nasıl dirilteceğimizi de nasıl yeniden hayata kavuşturacağımızı da iyi biliriz. Buna rağmen onların akıllarına hitap ederek buyuruyoruz ki: Katımızda da o bilgileri, her şeyi, insanların hayat kayıtlarını saklayan ana bellek mahiyetinde bir kitap yani levh-i mahfûz vardır. Şüphesiz gömüldükleri mezarlarda ne olduğunu çok iyi biliriz. Onların toprakta gömülüyken hallerini de biliriz. Gömüldükleri mezarlarda onlardan neyin eksildiğini neyin korunduğunu da biliriz. Unutmasınlar ki sizi diriltmek için bize lazım olan yok olmayacaktır. Kaldı ki onlar yok olup gitse bile onları yine diriltiriz. Nasıl yoktan yarattıysak aynı şekilde diriltiriz. Sanmasınlar ki ölüp gittikleri zaman her şeyi unutacağız. Hayır! Onların durumuyla ilgili her şey katımızda korunan bir kitapta yazılıdır. O kitapta hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. Kitapta ne yaptılarsa birebir yazılıdır. Kendilerinin bile unuttuğu şeyleri hesap günü karşılarına çıkarırız. Onların katımızdaki kitabı değiştirmeye güçleri yoktur. Onların kitabını yazan görevliler hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Âyet, insanın yeniden yaratılışı için gerekli olan “kayıtlı bilgiden” söz ediyor ki, genetik kodlar bu tanıma uymaktadır. İnsan dahil olmak üzere, canlıların genetik kodları ise, bütün hücrelerinin çekirdekçiklerine tek tek kopyalanmış ve orada sağlam bir koruma altında saklanmıştır. Bunlar, bir bakıma, Allah katındaki ana kitaba (Levh-i Mahfuz) işaret etmektedir.
5. Aslında her insan gibi, inkârcılar da bunun mümkün olduğunu pekâlâ yüreklerinde hissederler. Hayır, Gerçekler böyleyken onlar Kur’ân hak kendilerine gelince onu hiç düşünmeden bile bile yalanladılar. Fakat Allah’ı layıkıyla tanımak istemeyenler bunu şaşkınlıkla karşılayıp yalanlarlar. Şimdi onlar şaşkınlık ve çalkantılı bir durum çelişkili karmakarışık bir düşünce içindedirler. Vicdanlarını rahatsız eden karmakarışık duygular içinde kıvranıp duruyor, her biri ötekini yalanlayan tutarsız iddialarla kendilerini ve halkı kandırmaya çalışıyorlar. Yalanlamalarına rağmen şaşırmış kararsız kalmış değişik düşünceler taşıyorlar. Ya anlatılanlar doğruysa? Bu düşünce onları derinden sarsar. İnkâr ederek hesap gününe geldiklerinde, kitapları da yüzlerine okununca sarsılacaklar. Ne yapacaklarını bilemeyecekler. Kim bunların hepsini saymış, dökmüş, yazmış diye şaşkınlıkla etrafa bakınacaklar. Onları gerçeklerimizle böyle sarsarız. Kur’an veya Peygamber gelince, müşrikler bunlar hakkında çelişkili görüşler belirterek «büyü, büyücü, şiir, şair, kehanet, kâhin» gibi ifadeler kullanmışlardı. Kendilerini yaratmış olan Allah’ın ilmini, gönderdiği kitabını ve Peygamberini yalanladılar, kıyametten bahsedilince de ahiret hayatından ümitsiz bir halde kıvranıyorlar. Yoksa Rablerinin yaratma gücünden kuşku mu duyuyorlar. Bu şüpheden kurtulmanın yolu tevhid şuuruna ermektir. Bunun için de kâinat kitabının âyetlerini okunması gerekir.
6
MEAL
6. Üstlerindeki göğü nasıl yaptığımıza ve süslediğimize bakmadılar mı? Onun hiçbir çatlağı yoktur.
MUSTAFA ÇEVİK
6 Onlar, gökyüzüne bakıp da onu nasıl inşa edip, kusursuz bir biçimde yıldızlarla bezeyip, nizamını kurduğumuzu hiç düşünmüyorlar mı?
MEAL AÇIKLAMASI
6. Yeniden dirilişi inkâr edenler, âlemin yaratılışındaki kudret eserlerimizden biri olan Üstlerindeki göğü nasıl yaptığımıza ve parlak birer inci demeti gibi sayısız ışıldayan yıldızlarla süslediğimize bakmadılar mı? Onu nasıl direksiz bina ettik! Nasıl donattık, onu nasıl inşa edip, kusursuz bir biçimde yıldızlarla bezeyip, nizamını kurduğumuzu hiç düşünmüyorlar mı? Ayrıca uzaydan gelecek göktaşlarına ve güneşten gelecek zararlı ışınlara karşı atmosferi sağlam bir tavan yaptığımız için Onun hiçbir çatlağı düzensizlik ve eksikliği, noksanı ve bozuk yanı da yoktur. Yasamız gereği her şey yerli yerinde durur. Düşünmüyorlar mı? Yasamızda bir değişiklik olsa veya yasamızda bir çarpıklık, bir bozukluk olsa, bütün gökyüzü üzerlerine düşmez miydi?[Kâinatta şimdiye kadar 2 trilyon galaksi, her galakside 300 milyar kadar güneş (yıldız) tespit edilmiştir ve bizim Güneş sistemimiz içindeki Dünya’mız bir stadyum içinde sadece bir top kadar yer teşkil etmektedir. Bu muazzam ve mükemmel kâinat içinde, müthiş bir süratle dönen yıldız ve gezegenlerin milyonlarca yıldır hiç çarpışmaması ve bu harika denge ve düzenin bozulmaması, elbette İlahi kudret ve sanat eseridir ve açık bir mucizedir Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?]
7
MEAL
7. Yeri de yaydık, üzerine sabit dağlar yerleştirdik ve onda gönül açan her çiftten bitirdik.
MUSTAFA ÇEVİK
7 Öte yandan yeryüzünü nasıl sabitleyip her türlü bitkiden yetiştirdiğimizi görüp, Allah’ın nelere kâdir olduğunu da mı akletmiyorlar!
MEAL AÇIKLAMASI
7. Ayaklarını bastıkları yeryüzüne de baksınlar, insanı oranın şeref misafiri yaparken Yeryüzünü de büyük bir sofra yaparak o misafirin önüne yaşamaya elverişli biçimde yaydık, üzerine hızla dönerken dengesi bozulmasın ve içindekiler dağılmasın diye sarsılmaz derin temellere dayalı sabit dağlar yerleştirdik. Dağlar etrafındaki denizlerin baskınlarından, yerin altındaki ateşten onları korur. Dağlar olmasaydı ne yaparlardı? Bilseler her şeyi onlar için dengeli yaptık. Anlayamayacakları yasayla yeryüzünü koruduk. Ve orada toprağı dev bir saksı yaparak göz alıcı ve iç açıcı her çiftten nice bitkiler bitirdik. Allah’ın nelere kâdir olduğunu da mı akletmiyorlar! Nasıl ki engebeli yapısı yeryüzünün alanını büyütüyorsa, insan hayatının iniş-çıkışları da hayata zenginlik katıyor, tekdüze olsa hayat çekilmez olurdu.
8
MEAL
8. (Bunlar,) ‘İçten Allah’a yönelen’ her kul için ‘hikmetle bakan bir iç göz’ ve bir zikirdir.
MUSTAFA ÇEVİK
8 Bütün bunlar Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliğini anlamak, O’na yönelmek isteyen insan için apaçık delillerdir
MEAL AÇIKLAMASI
8. Bunlar, Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliğini anlamak için, İçtenlikle Allah’a yönelen’ yalnız Allah’ı ilâh tanıyan, yoluna baş koyup gönülden bağlanan, hakikate yönelen her kul için, maddenin arkasındaki manayı gören bir bilinç, hikmetle bakan bir iç göz, bir bakış açısı kazandırmak ve öğüt vermek için bir zikirdir, bir ibretlik derstir. O’na yönelmek isteyen insan için apaçık delillerdir. Bütün bunlar gerçeklerimizi kavramak için yeterli delillerdir. Gerçekleri öğrenmeye yönelen dürüst, emin, yalansız, riyasız olanlar için yol göstericidir. Gerçekleri görmek isteyenlerin akıl, gönül, kalp gözleri açıktır. Onlar yarattığımız varlıkları düşünerek gerekli dersleri çıkarırlar. Ve yaratılış mucizesi, her an gerçekleşmeye devam ediyor:
9-11
MEAL
9. Gökten bereketli bir su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
10. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcukları olan uzun uzun hurma ağaçları.
11. Kullar için rızık olarak. Onunla (o suyla) ölü bir beldeyi dirilttik. İşte (kabirden) çıkış da böyledir.
MUSTAFA ÇEVİK
9-11 Gökten su indirip, onunla bahçeler yeşertip salkım salkım meyveli ağaçları, tahılları insanlara rızık olarak bahşeden Allah, ölü toprağı indirdiği su ile nasıl diriltip canlandırmakta ise, işte sizi de ölümünüzden sonra öyle diriltecektir.
MEAL AÇIKLAMASI
9. Görmüyorlar mı? Yeryüzündeki suları gökyüzüne nasıl taşırız? Gökyüzüne taşıdığımız suları bulutlar halinde gökyüzünde tutuyoruz. Bulut halindeki suları rüzgârlarla istediğimiz yöne sevk ederiz. Bu öğütlerin devamı olarak Gökten yeryüzüne bulutlar vasıtasıyla dengeli bir şekilde peyderpey bereketli yağmurlar indirdik; Düşünmüyor musunuz? Gökyüzünde taşıdığımız suları birdenbire üzerinize boşaltsak haliniz nice olur? Gökyüzündeki suyu kimi zaman yağmur, kimi zaman kar olarak yeryüzüne indirerek bereketler yaratırız. Düşünmüyorlar mı? Gökyüzünden yeryüzüne suları iri dolular halinde yağdırsaydık haliniz nice olurdu? Görmediler mi? Gökyüzündeki suları dolular halinde yağdırdığımız zaman neler oluyor? Ya da tufan şeklinde bardaktan boşanırcasına suları yeryüzüne gönderseydik neler olurdu? Biz her şeyi dengede tutarak insana iyilik yaparız. Yeryüzüne suları ahenkli bir şekilde kar ve yağmurlar olarak indiririz. İnsanların duyguları kabarır, sevinirler. Yağan yağmurların, yağan karların onlara nimet olarak döneceğini bilirler. Böyleyken niçin inkâr ediyorlar? Niçin gerçeklerimize karşı çıkıyorlar? Hiddetimizi göstermek için üzerlerine dolular, boran halinde yağmurlar yağdırmak mı gerekiyor? Üzerlerine tufanlar göndermemizi mi istiyorlar? Hâlbuki insanlar gerçeklerimizi inkâr ettikleri halde yeryüzünü sularız. Böylece onunla meyve, sebze dolu bağlar ağaçlı bahçeler sebzeler ve ekin gibi tırpanla biçilecek taneler, tahıllar başaklı ekinler bitirdik.
10. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcukları olan uzun uzun hurma ağaçları, salkım salkım meyveli ağaçlar verdik ki severek yiyip içsinler. Nimetlerimize şükretsinler.
11. Kullar için rızık olarak bu nimetleri verdik. Onunla o yağmur suyuyla, ölü bir beldeyi hayat verip yeniden dirilttik. İşte sizin akıldan uzak görüp inkâr ettiğiniz ölümden sonraki kabirden çıkış da böyledir. Allah, ölü toprağı indirdiği su ile nasıl diriltip canlandırmakta ise, işte sizi de ölümünüzden sonra öyle diriltecektir. İşte böyledir. Biz kupkuru yeryüzüne yağmurlarımızı göndeririz. Yeryüzünü sularız. Onların bağlarını, bahçelerini, tarlalarını sularız. Yerin altındaki bütün tohumlar canlanır. Türlü türlü yeryüzüne çıkarlar. Bol sebzeleriyle meyveleriyle nimet olurlar. Düşünmezler mi? Onlar ölüp toprak altında çürüdükten sonra aynı şekilde rahmetimizle onları yeniden canlandırırız. Sura üfürüldüğünde yerin altında hiç kimse kalmaz. Hepsi hesabını vermek için diriltilir. Karşımıza getirilir. Yoksa siz; öldük, toprak içinde çürüdük, yok olduk mu diyorsunuz? Hayır! Andolsun ki hayır! Sizin dirilmenize neden olacak özünüz mutlaka yaşamaktadır. Tıpkı tohumlar gibi. Sizleri öldürerek yeniden diriltmek için toprağa ekeriz. Bazıları dirilmeyelim diye ölülerini yakarlar. Ne fark eder? Ölülerinizi gömseniz de yaksanız da yok etmek için türlü hileler yapsanız da biz istediğimiz zaman anında diriltiriz! Hiçbir güç bizim yarattığımızı yok edemez. Ancak yarattığımızı biz yok ederiz. Andolsun ki hesap vermek için diriltilmenizi engelleyecek hiçbir güç yoktur.
12-14
MEAL
12. Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı.
13. Ad, Firavun ve Lut’un kardeşleri de.
14. Eyke halkı ve Tubba kavmi de. Hepsi elçileri yalanladılar. Böylece tehdidim (onlara) hak oldu.
MUSTAFA ÇEVİK
12-14 Buna inanmamakta direnenlerden çok önce de Nûh kavmi, Ress Halkı, Semûd kavmi, Âd kavmi, Firavun’un kavmi, Lût’un kavmi ve Tübba kavmi de peygamberlerinin getirdiği bu gerçeklere inanmayıp yalanladılar ve sonunda hak ettikleri cezaya çarptırıldılar.
MEAL AÇIKLAMASI
12. Dirilişi ve onu haber veren elçiyi yalanlayanlar sadece Mekke’nin müşrikleri değildi. Onlardan önce inanmamakta direnen Nuh kavmi, Ress halkı diye bilinen kuyuların bulunduğu Şuayb’ın kavmi ve Semud diye bilinen Salih’in kavmi de bu gerçekleri elçilerini ve ayetlerimi yalanlamıştı.
13. Ad, Firavun ve Lut’un aralarında kan bağı olmadığı halde, kendisine kardeşleri gibi yakın gördüğü kavmi de İlahi davete karşı çıkmışlardı.
14. Eyke halkı ve Tubba kavmi de. Hepsi peygamberlerinin getirdiği bu gerçeklere inanmayıp diriliş gerçeğini haber veren elçileri yalanladılar. Böylece kendilerini uyardığım azap gerçekleşti. Sonunda hak ettikleri cezaya çarptırıldılar. Ayetlerimizle açıkladığımız gerçekleri inkâr edip karşı durdular. Elçilerimize, inananlara zulüm yaptılar. Onları uyarmıştık. Uyarılarımızı dinlemediler. Biz de onları yok ettik. Bu örneklerden sonra, hem geçmiştekiler hem de gelecektekiler ahirete iman konusunda neden zorlanıyorlar? Onların yaşadığı yerlerden geçip gitmektesiniz. Başlarına ne geldi hiç merak etmiyor musunuz? Bilin ki onlar da sizin gibi inkârcılardı. Sizin gibi şımarıktılar. Kendilerini beğenerek ayetlerimize karşı çıkıyorlardı. Gerçeklerimizi inkâr ediyorlardı. Resullerimizle alay ediyorlardı. İnanan müminlerle alay ediyorlardı. Ne oldu? Bakın işte! Şimdi bile yerlerinde yeller esiyor. Kalıntılarında kimse yaşamıyor. Onların esamisi okunmuyor. Başınıza böyle bir felaketin gelmesini mi istiyorsunuz? Rabbinizden size sunulan bu kadar örnek, bu kadar bilgi size yetmiyor mu? Aklınızı kullanıp düşünmeyecek misiniz? Öğüt almayacak mısınız? Rabbiniz sizi zora koşmuyor. Sizden istediği tek şey hayatınızın hesabını verecek şekilde yaşayın! Biz yaptık oldu kimse bize hesap soramaz demeyin! Andolsun ki Rabbiniz hesap görücü olarak sizden çok güçlüdür. Hiç kimse Rabbinizin hesabını durduramaz. Yeryüzünde size verilen süreye güvenmeyin! O süre çok kısadır. Bittiğinde ne olduğunu anlayamazsınız. Rabbiniz sizi sevdiği için bu kadar açıklama yapıyor. Değilse inkârınızdan dolayı anında yok etmesini bilirdi. Anlamıyor musunuz? ([Ress] halkının Hz. Şuayb, Hanzala adlı peygamber ya da Calut’un kavmi oldukları iddia edilmektedir. [Eyke], Hz. Şuayb’ın görevlendirildiği yerdir; [Tübba ‘] ise Yemen’deki yöneticiler için kullanılmaktadır. Tübba, Yemen hükümdarlarına verilen addır.)
15
MEAL
15. Biz ilk yaratışta aciz mi düştük? Hayır, onlar yeni bir yaratmadan şüphe içindedirler.
MUSTAFA ÇEVİK
15 Biz insanı ilkin yaratmada zorluk çekip, yorulduk mu ki, ölümden sonra yaratmakta güçlük çekelim? Fakat Allah’ın ilminin ve kudretinin üstünlüğünü, yüceliğini, sınırsızlığını görüp anlamak istemeyenler, yeniden diriltilip hesap vermeyi içlerine sindiremedikleri ve ondan şüphe ettikleri için âhiret hayatını kabul etmemekte direniyorlar.
MEAL AÇIKLAMASI
15. Biz daha zor görünen kâinatı, tabiatı ve insanı ilk yaratışta yani şu içinde yaşadığınız evrenin yaratılışında yorulup güçsüz ve aciz mi düştük ki, ikinci yaratılış olan ahireti gerçekleştiremeyelim? İlkini yaratanın, ikinci kez yaratması daha kolay değil mi? Hayır, Allah’ın ilminin ve kudretinin üstünlüğünü, yüceliğini, sınırsızlığını görüp anlamak istemeyen onlar hesaba çekilmek üzere Allah’ın sınırsız kudretini gözler önüne seren yaratılış mucizelerini gördükleri hâlde, arzu ve heveslerinin adâlet, erdemlilik gibi ahlâkî değerlerle sınırlanmasını istemediklerinden dolayı, yeni bir yaratmadan şüphe içindedirler. Biz insanı ilkin yaratmada zorluk çekip, yorulduk mu ki, ölümden sonra yaratmakta güçlük çekelim? Fakat Allah’ın ilminin ve kudretinin üstünlüğünü, yüceliğini, sınırsızlığını görüp anlamak istemeyenler, yeniden diriltilip hesap vermeyi içlerine sindiremedikleri ve ondan şüphe ettikleri için âhiret hayatını kabul etmemekte direniyorlar. Ne biçim düşünüyorsunuz? Sizi ilk defa yaratırken gücümüz vardı da yeniden diriltmeye mi gücümüz olmayacak? Yaratılışınıza inanıyor da diriltileceğinize şüpheyle mi bakıyorsunuz? Yaratmaya gücü olanın diriltmeye gücü olmaz mı?
16
MEAL
16. Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
MUSTAFA ÇEVİK
16 Gerçek şu ki, insanı yaratan Biziz. Biz onun aklından geçenleri ve niyetini de çok iyi biliriz, çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.
MEAL AÇIKLAMASI
16. Gerçek şu ki bu ve benzeri şüphelere açık olan insanı biz yarattık ve her an nefsinin ona ne şüpheler ve vesveseler verdiğini ve içinden neler geçirip durduğunu dahi biliriz. Onun aklından geçenleri ve niyetini de çok iyi biliriz. Biz ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarımızla ona kalbine en yakın damarı olan şahdamarından yahut canından daha yakınız. Bütün organlarını, organizmalarını, hücre yapılarını ve hayat sırrını her an, Biz yaratıp yararlandırmaktayız. Her halinden haberdarız ve her an kudretimiz altındadır. Sizi yaratan Allah sizi sizden iyi bilir. İçinizdeki vesveseleri, şüpheleri, inkârınıza neden olanları çok iyi bilir. Onun için bahaneler üretmeyin! Şeytana kapılarak inkâr etmeyin! Arzularınızı, hevanızı, putlaştırarak sapmayın! Unutmayın ki Allah size şah damarınızdan yakın! Allah ile sizin aranıza kimse giremez. Ta ki sizler şeytanı aranıza sokmayın! Arzularınızı, heveslerinizi, bencilliğinizi, kibrinizi araya sokmayın!
17-18
MEAL
17. Hatırla ki, (onun) sağında ve solunda oturan iki kaydedici (melek) kaydeder.
18. Hiçbir söz çıkmasın ki yanında yanında gözetleyen ve söylediklerini zapta geçiren (bir melek mutlaka) hazır bulunmasın.
MUSTAFA ÇEVİK
17-18 Ayrıca insanın sağında ve solunda iki melek vardır. Onlar, kişinin söylediklerini ve yaptıklarını kayıt altına alırlar.
MEAL AÇIKLAMASI
17. Siz görmüyorsunuz ama Hatırla ki, onun yani insanın her yaptığını bilip, görüp, duyan sağında ve solunda oturan denetleyip tespit eden ve yazan iki yazıcı melek anında ve sürekli olarak iyilik ve kötülük adına onun her yaptığını, işlediği bütün amelleri amel defterlerine eksiksiz kaydeder. Memur melekler onun her söz ve davranışını manevi kamerayla kayıt yapmaktadırlar. Ölünce yazılan kitabınız kapanır. Dirildiğiniz gün kitabınızla katımıza gelirsiniz. Görevlilerin yazdıkları yüzünüze okunur. Şaşırır kalırsınız. Anlarsınız ki hiçbir şey gizli kalmamıştır. Her şey unutulmadan eksiksiz yazılmıştır. (İnsanlar yirminci asırda sesleri ve görüntüleri kaydeden nice aletler geliştirdiler. Bu aletler Allah’ın kâinatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tesbit etmeye çalışmaktadırlar. Allah’ın melekleri bu aletlere muhtaç değildirler. İnsanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler, onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntıları ile kaydeden bir kamera veya teyp gibidir. Kıyamet günü, kendi kulağı ile dünyada söylediklerini işitecek ve yaptıklarını gözleriyle görecektir. Demek Allah kullarına sırf kendi ilmine göre muamele etmeyecek, bilakis adâletin: iddia, delil, inkâr, şahit, savunma gibi bütün şartlarını yerine getirecektir. MOBESE kameralarını gördükten sonra -ki, bu teknolojinin en basit örneğidir- insanların yaşadıklarını kaydeden ve bu kayıtları takdir edilen bir yerde arşivleyen melekleri anlamak çok daha kolay olmaktadır. Birer veri toplama aracı olan “flash bellekleri/Hard Disk’leri” bir düşünün. Bütün çalışmalarınızı görüntülü ve yazılı olarak bu aygıtlarda çok rahat toplayabiliyorsunuz. Allah’ın gücü karşısında bunların bir hükmü var mıdır? )
18. İnsanın ağzından veya kalemindenHer ne söz söylerse ne yaparsa ne düşünürse hatta neyi hayal ederse etsin mutlaka yanında onu kayıt altına alan bir gözetleyici melek vardır. Bunların yanında insanın kendi hafızası, bütün aza ve organları, onu gören ve temasta bulunduğu canlı cansız her şey, onun için tanıklık edecektir. Bu kadar çok kayıt ve tanık varsa, mutlaka bu kayıtların izleneceği, bu tanıkların dinleneceği bir Mahkeme-i Kübra da olacaktır. Melekler kişinin söylediklerini ve yaptıklarını kayıt altına alırlar. İnsan etrafına bakar; “Kimse yok. Birileri olsa da bunlarla aynı taraftayım, onlar benim suç ortaklarım, onun için istediğim gibi hareket edebilirim. İstediğimi söylerim. Sonra işimize gelmeyince inkâr ederiz!” der. Hayır! Andolsun ki hayır! Biz her insana görevliler atadık. Onlar insanı her an her yerde gözetler. Onun için söylediklerini, yaptıklarını işlerine gelmeyince inkâr edemezler. Biz hemen görevlilerimizi şahit tutarız.
19
MEAL
19. Bir de ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir. “İşte bu kendisinden kaçtığın şeydir.”
MUSTAFA ÇEVİK
19 Hayatının tüm ayrıntıları bilinen ve kayıt altına alınan insan, nihayet kaçınılmaz olan ölümle yüz yüze gelir. İşte o zaman kendisine, “Aklına getirmek istemediğin, kabul etmekten kaçındığın gerçek budur.” denilir.
MEAL AÇIKLAMASI
19. İşte böyle, her an her şey kaydedilirken, bir gün sekerat denen ölüm sarhoşluğu ve sersemliği kaçınılmaz bir gerçek olarak insanın önüne gelir. Hayatının tüm ayrıntıları bilinen ve kayıt altına alınan insan, nihayet kaçınılmaz olan ölümle yüz yüze gelir. Şaşkınlık içindedir. Sanki sarhoş gibi yalpalamaya başlar. Aklı muhakemesi yerinden oynar. Korkusundan bütün dengelerini yitirir ve o esnada ona şöyle denir: İşte öteden beri kendisinden yan çizip kaçtığın, Aklına getirmek istemediğin, kabul etmekten kaçındığın kıyamet denilen gerçek budur denilir. (Ölüm sarhoşluğu” ifadesi, ölümün bir nevi genel anestezi gibi bir anlık bir geçiş olduğunu ortaya koymaktadır. Yani ölüm dünya hayatından ahiret âlemine geçiş esnasında dünyaya ait olan bedenin bütün uzuvlarıyla işlevsiz kalması ve görevinin sona ermesidir. Ama insanı insan yapan ruhu girdiği yolda hayatına başka bir âlemde devam etmektedir. Daha özet bir ifadeyle; ölüm, dünya hayatındaki enerjinin kesilmesidir. Elektrik (ruh) var olduğu müddetçe başka bir âlemde hayat yeni bir bedenle vücut bulmaya devam edecektir.)
20
MEAL
20. Sur’a da üflenmiştir. İşte bu tehdid(in gerçekleşmesi) günüdür.
MUSTAFA ÇEVİK
20 Günü gelince de yeniden diriliş için Sûr’a üflenecek ve geleceği vadedilmiş olan Hesap Günü ortaya çıkacak.
MEAL AÇIKLAMASI
20. Ve bir gün gelir büyük kıyamet kopmuş ve yeniden diriliş için Sur’a da ikinci kez üflenmiştir. Diriltildiğinde dehşetten ne yapacağını bilmeyen insan; işte bu geleceği vaktiyle size vadedilmiş İlahi tehdidin gerçekleşmesi olan yeryüzünde yaşarken sürekli kendisi ile uyarıldığınız Hesap günüdür. Düşünün, hazırlığınız var mıdır?
21-23
MEAL
21. Her can beraberinde bir sürücü ve bir şahitle gelir.
22. “Andolsun sen bundan habersizdin. Şimdi (gözündeki) perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün pek keskindir.”
23. Yakını der ki: “İşte şu yanımdaki hazırdır.”
MUSTAFA ÇEVİK
21-23 O Gün her insan, aklını ve iradesini Allah’ın davetine yönelik mi, yoksa kendileri gibi yaratılmış kimselere yönelerek mi kullandığının hesabını vermek üzere huzura getirilir ve kendisine, “Karşılaşacağın bugün ile uyarılmana rağmen, önemsemeyip buna hazırlanmaktan uzak durmuştun. Fakat bugün gözündeki perde kalktı, umursamadığın o gerçekle yüzleşeceksin.” denilir. Bu sırada onun hep yanında yaptıklarının şahidi olan melek, “İşte onun yapıp ettiklerinin kayıtlı olduğu amel defteri, hepsi burada yazılı.” diyecek.
MEAL AÇIKLAMASI
21. O Gün her insan, aklını ve iradesini Allah’ın davetine yönelik mi, yoksa kendileri gibi yaratılmış kimselere yönelerek mi kullandığının hesabını vermek üzere huzura getirilir. Nihayet mahşerde hesap yerine Her can, Her bir nefis istisnasız herkes beraberinde gideceği yere onu götüren onu yönlendiren bir sevk edici görevli melek ve ömür boyu hayatının filmini çeken bütün yapıp ettiklerini amellerini kaydeden şahitlik edici bir melekle o mahkemeye gelir. Artık kaçamak yoktur. Dünyada insanın söz ve hareketlerini tespit edip yazmakla görevli iki melektir. Kıyamet günü surun sesi yükselir yükselmez her insan mezarından kalkınca derhal o iki melek gelerek o kişiyi kendi hükmü altına alacak, biri onu Allah’ın mahkemesine doğru çekerek götürecek, diğeri de onun amel defterini taşıyacaktır.
22. Allah, yeniden diriltilmeyi inkâr eden kâfire şöyle buyurur: “Ey insanoğlu! Dünyada iken, sen bugünü yalanlıyordun! Hesap gününün gelmeyeceğinden söz ediyordun! “ Gerçek şu ki; sen dünyadayken hesap günü hakkında sürekli uyarılıyordun fakat bundan hesaptan ve mizandan habersizdin ve gaflet içindeydin. Karşılaşacağın bugün ile uyarılmana rağmen, önemsemeyip buna hazırlanmaktan uzak durmuştun. Bugünün geleceğini ummazdın. Hayatın boyunca, seni bekleyen bu akıbete karşı hep ilgisiz, umursamaz davrandın ve uyarılardan yüz çevirdin. Fakat Şimdi gerçekleri görmene engel olan gözündeki gaflet perdesini kaldırdık. Umursamadığın o gerçekle yüzleşeceksin. Yeryüzünde yaşarken bugünü elbette göremezdin! Çünkü geleceği göremeyecek şekilde yaratıldın! Sana yeryüzünde verdiğimiz gözler geleceği göremezdi. Üstelik sen geleceği bilemezdin. Ama insana gelecekte olacakların hepsini açıkladık. Gördüğün bildiğin şeylerden örnekler verdik. Sen kibrinden şımarıklığından dolayı hepsini inkâr ettin! Artık bugün senin için gelecek değil gerçeğindir. Gözlerinle görüyor, inkâr edemiyorsun! Sen gözlerini kapatsan da görmek istemesen de gerçeğinin dışına çıkamazsın! Bugün bütün olacakları sadece gözlerinle değil bütün benliğinle yaşayacaksın! Bugün artık gözün bakışların daha keskindir.” Artık hesap ve azap gerçeğini bütün çıplaklığı ile göreceksin. Dünyadayken aklınla, imanınla görmen gereken cennet, cehennem, mahşer gibi hakikatleri, şimdi bizzat gözlerinle göreceksin. Böylece hem inkâr ettiğiniz ahireti bilin hem de kendi hayat filminizi seyredin, denilecektir.
23. Mahkemede amel defteri açılır. Kayıtlara tek tek bakılır. Hüküm karara bağlanınca, hükümlünün hayat boyu Yakınında olan, hep yanında yaptıklarının şahidi olan ve yanından ayrılmayan görevli melek Rabbine der ki: “İşte şu, yanımdaki, şahıs sorgulanmaya hesabını vermeye, cehenneme atılmaya hazırdır.” Yapıp ettiklerinin hepsi amel defterinde yazılıdır diyecek.
24-26
MEAL
24. “Atın cehenneme her inatçı kâfiri.
25. Hayra engel olan saldırgan şüpheciyi.
26. Ki o Allah’la beraber başka ilah edindi. O halde atın onu şiddetli azabın içine.”
MUSTAFA ÇEVİK
24-26 Bunun üzerine Allah görevli cehennem meleğine emrederek: “Yaratıp bunca nimetlerle donatıp, sonra da yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet etmemize rağmen, nankörlük edip davetimizden yüz çevirenleri atın cehenneme. Çünkü bunlar, her türlü iyiliğe engel olmakla birlikte, insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdüler ve Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edindiler. Bundan dolayı cehennem azabının en şiddetli yerine atın bunları.” diyecek.
MEAL AÇIKLAMASI
24. Bunun üzerine Nihayet mahkemeyi kaybedince, Allah görevli cehennem meleğine emrederek: Yaratıp bunca nimetlerle donatıp, sonra da yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet etmemize rağmen, nankörlük edip davetimizden yüz çevirenleri Atın cehenneme İnkârında inatçılık yapan, yeryüzünde verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük yapan bunları ve bunlar gibi hakkında nihaî hüküm verilmiş olan her inatçı kâfiri.
25. Onlarla beraber, iyilik yapmadığı gibi, yapılan Her türlü iyiliğe Hayra engel olan hak hukuk tanımayan saldırgan şüpheciyi ve kalplere şüphe tohumları eken o zalimleri! Onlar hem inkârlarında inatçılık etmiş hem ayetlerimize karşı çıkmış hem şüpheci fikirleriyle insanları saptırmış hem müminlere engel olmuş hem de insanların iyilik yapmalarını engellemiştir.
26. Ki o zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve hükümlerinde asla dengi ve ortağı olmayan, Allah’la beraber güya kurtarıcı ve şefaatçi başka ilah edindi ve insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdü. Bunlar, her türlü iyiliğe engel olmakla birlikte, insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdüler ve Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edindiler. O halde atın onu şiddetli cehennem azabının içine emri verilecektir. Onlar riyakâr, ikiyüzlü davranarak Allah’a inanırım demesine rağmen ayetlerimize karşı çıkmış, ilkelerimize yasalarımıza uymamışlardır. Uymadıkları yetmiyormuş gibi insanların ilkelerine, insanların yasalarına uymuşlardır. Onları yaptıklarından dolayı azabın en şiddetlisine atın deriz.
27
MEAL
27. Yakını der ki: “Rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Fakat o uzak bir sapıklığın içindeydi.”
MUSTAFA ÇEVİK
27 Hak ettiği azapla karşılaşan bu kimse, hemen şeytanın kendisini bu yola ittiğinin bahanesini öne sürecek. Şeytan ise, “Rabbim onu ben azdırıp saptırmadım. O kendi iradesi ile seçimini yaptı, onu ne ben ne de başkası bu seçimi yapmaya zorlamadı.” diyecek.
MEAL AÇIKLAMASI
27. Ateşe atılması kesinleşenler, o manzara karşısında, ateşten kurtulmak için son bir gayretle suçu birbirlerine atıyorlardı. Her inkârcı ateşe atılırken, kendisini sapıklığa sürükleyen arkadaşını suçlayacak. Hak ettiği azapla karşılaşan bu kimse, hemen şeytanın kendisini bu yola ittiğinin bahanesini öne sürecek. Yakını olan Şeytan ise der ki: “Rabbimiz! şimdi burada o beni suçluyor ama dünyada Onu ben saptırıp yoldan çıkartıp azdırmadım. Fakat O kendi iradesi ile seçimini yaptı, onu ne ben ne de başkası bu seçimi yapmaya zorlamadı, beni tanımadan önce de o derin bir sapıklığın içindeydi.” Benim haksız ve yanlış yolda olduğumu bile bile peşimden geldi.
28-29
MEAL
28. (Allah) der ki: “Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce tehdit göndermiştim.
29. Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.”
MUSTAFA ÇEVİK
28-29 Allah onlara, “Benim huzurumda birbirinizle çekişip durmayın! Ben vaktiyle sizi bu günlerin geleceği ile uyarmıştım, müşrik ve kâfirlerle ilgili azap hükmüm asla değişmez. Ben kullarımı sebepsiz yere cezalandırmam.” diyecek.
MEAL AÇIKLAMASI
28. Bu manzara karşısında Allah der ki: “ Benim Huzurumda çekişmeyin. Yeryüzünde yeteri kadar uyarıldınız. Bugün birbirinizle kavga ederek haklı çıkamazsınız. Ben vaktiyle kitap ve elçiler yoluyla size daha önce uyarıcı göndermiştim. Sizi bu günlerin geleceği ile uyarmıştım.
29. Boşuna feryat etmeyin, çünkü Benim katımda karar yani müşrik ve kâfirlerle ilgili azap hükmüm değiştirilmez ve ben kullara sebepsiz yere cezalandırmam, zulmedici değilim asla haksızlık yapmam. Sizler yeteri kadar uyarılan, türlü örneklerle yol gösterilen, buna rağmen inkâr edip sapan, her türlü kötülüğü işleyenlersiniz. Bugün hangi bahane ile kendinizi savunacaksınız? Sizler yeryüzünde yaşarken inkâr ederseniz, ayetlerimizi yalanlarsanız, yasalarımıza uymazsanız ceza veririz demiştik. Bugün sözümüzden dönmeyiz. Sözümüzü tutar, cehenneme atarız.
30
MEAL
30. O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O da: “Daha fazlası var mı?” der.
MUSTAFA ÇEVİK
30 O gün Biz cehenneme “Doldun mu?” diye sordukça, o da “Hayır! Yok mu başka girecek olan.” diye cevap verecek
MEAL AÇIKLAMASI
30. O gün Biz, cehennemin inkârcılara olan öfkesini yansıtmak için cehenneme: Kâfirlerle ve zalimlerle Doldun mu? ve doydun mu? deriz. O da: kâfirlere ve günahkârlara olan öfkesinden dolayı ” Hayır! Daha fazlası var mı, yok mu başka girecek olan?” der. İşte, inkâr edenlerin sonu budur! İman edenlere gelince:
31-34
MEAL
31. Cennet takva sahiplerine uzak olmayacak şekilde yaklaştırılmıştır.
32. “Bu sizie va’ad olunan gerçektir. Gönülden Allah’a dönen, (Allah’ın hükümlerini) koruyan,
33. Görmediği halde Rahman’dan korkan ve içtenlikle (Allah’a) yönelmiş kalple gelen herkes için.
34. Oraya esenlikle girin. İşte bu sonsuzluk günüdür.”
MUSTAFA ÇEVİK
31-34 Ve O Gün, Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getiren mü’minler ise cennete yaklaştırılacak ve onlara da şöyle denilecek: “İşte size vaat edilen cennet budur, Allah’a yönelen, O’na itaat edip teslim olan, samimiyet ve derin bir saygı ile bağlanmış olanlara vaat edilen mutluluk, huzur ve güven yurdu olan cennete girin.”
MEAL AÇIKLAMASI
31. Ve O Gün, Cennet takva sahiplerine, Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getiren, itaatsizlikten sakınan mü’minlere uzak olmayacak şekilde yaklaştırılmıştır.
32. Müminlere cennet gösterilerek; ve onlara da şöyle denilecek: “Bu size vaktiyle va’ad olunan gerçektir, cennettir. Gönülden tevbe edip Allah’a dönen, Allah’ın hükümlerini koruyan, her kul için hazırlanmış bir cennet. Yasalarımıza uyarak kötülüklerden uzak durdunuz. Bugün de sizler ateşten korunacaksınız. Size asla ateş dokunmayacak! Bilin ki cennet sizin için her türlü kötülüğe karşı en iyi korunaktır.
33. Görmediği halde Rahman’dan korkan yürekten saygı duyan ve içtenlikle Allah’a yönelmiş itaat edip teslim olmuş kalple gelen herkes için, hazırlanmış muhteşem bir cennet. Bazılarınız görmediğimize inanmayız derken sizler Rahman’a görmeden inandınız. Bütün kalbinizle Allah’a yöneldiniz. Yasalarımıza uymak için elinizden geleni yaptınız. Size saldıranlara karşı azimle kararlılıkla karşı durdunuz. Şeytanın vesveselerine aldanmadınız. İnsanların yasalarına uymadınız.
34. Ey mücahit ve müttaki mü’minler, Oraya, huzur ve güven yurdu olan cennete esenlikle girin. Orada sürekli barış, huzur içinde yaşayacaksınız. Hiçbir güç size zarar veremeyecek. Hiçbir güç sizi oradan çıkaramayacak. İşte bu sonsuzluk ebedî hayat günüdür.”
35
MEAL
35. Orada istedikleri her şey onlarındır ve katımızda daha fazlası da var.
MUSTAFA ÇEVİK
35 Cennette onlar arzu ettikleri her şeye hatta daha da fazlasına kavuşacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
Cennet yurdunda Orada istedikleri her şey onlarındır emrinde ve hizmetindedir ve katımızda arzu ettiklerinden, tahmin edeceklerinden daha fazlası da var.
36-37
MEAL
36. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Öyle ki memleketleri delik deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı?
37. Şüphesiz bunda kalbi olan yahut bir şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır.
MUSTAFA ÇEVİK
36-37 Ey Peygamber! Allah adına yapmakta olduğun daveti kabul etmeyenlerden daha güçlü olan geçmişteki müşrik ve kâfir kavimleri de helak edip, âhiretteki azaba mahkûm ettik. Şüphesiz bunlardan düşünenler için alınacak dersler vardır.
MEAL AÇIKLAMASI
36. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar bunlardan yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmeye kalkmak ve sindirip pusturmak bakımından daha güçlüydüler. Bunlardan daha çok karşı koyacak güce sahip zorba idiler. Öyle ki memleketleri ve bölgeleri, ziraat ve madencilik amaçlı çalışmalarla yerin altını üstüne getirmiş, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı delik deşik etmişlerdi. Azabımız başlarına çöküverince şehirlerde çil yavrusu gibi sağa sola kaçışmışlardı. Diyar diyar, ülke ülke dolaşarak kaçacak, sığınacak yer aradılar. Ama kaçacak bir yer var mı? Allah’ın elinden nasıl kurtulacaklar? Ey insanlar! Başınıza geleceklerden bazı şeyler anlatıldı. Şimdi siz bütün bunları inkâr mı edeceksiniz? Andolsun ki sizden önce nice topluluklar da inkâr etmişlerdi. İnkâr eden topluluklar her açıdan sizden daha üstündüler. Siz neyinize güveniyorsunuz? Yeryüzünü gezin dolaşın! Biz nice şaşalı, kendilerini üstün gören, ordularıyla övünen toplulukları yok ettik. Onların yaşam kalıntılarını görmüyor musunuz? Onların saray yıkıntılarını, yaşadıkları yerlerin harabelerini, ordularının mezarlarını görmüyor musunuz? Onlar kendilerini çok iyi bilen, inandıkları zaman iyi inanan, sağlam kalelerde oturan, varlıklarıyla kimsenin onlara dokunamayacağını zannedenler olarak isyan ediyorlardı. Tıpkı sizler gibi inkâr ediyorlardı. Biz onları yok ettik. Şimdi sizleri de yok etmeye karar verirsek; bizi hangi güç engelleyebilir?
37. Şüphesiz bunda duyarlı ve anlayışlı kalbi olan yahut kâinat ve tabiattaki İlahi sanata ve yaratılış harikalarına bir şahit olarak Kur’an’a ve Resulüllah’a bu mesaja kulak veren kimse için önemli bir öğüt ve dersler vardır. (Kur’an anlama ve idrak merkezi olarak genelde “kalp” kelimesini kullanır. Kur’an, hayat fonksiyonlarını nefs kelimesiyle ifade ederken düşünce fonksiyonlarını da akılla ifade ediyor. Metafizik fonksiyonlar da ruh kavramıyla açıklanmaktadır. Kalp; akıl, nefs ve ruhun ortak “idrak merkezidir. Kalp kelimesi metafizik ve psikolojk bir kavram olarak ele alınmalıdır. Fizyolojik olarak ele alındığında ise yürek dediğimiz organ anlaşılır.)
38
MEAL
38. Andolsun biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
MUSTAFA ÇEVİK
38 Biz gökleri, yeri ve arasında olanları altı günde (evrede) yarattık ve bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.
MEAL AÇIKLAMASI
38. Andolsun biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yani bütün âlemleri altı günde altı evrede yarattık ve bize Yahudilerin iddia ettiği gibi hiçbir yorgunluk ve zorluk dokunmadı. Evreni yarattıktan sonra bir kenara çekilip mahlukâtı kendi kaderiyle baş başa bırakmadık. Aksine, kâinâtın mutlak hâkimi olarak her an Egemenlik Tahtında oturmaktayız! Gücümüzü anlamanız için daha nasıl örnekler bekliyorsunuz? Bir kendi acizliğinize bakın, bir de yarattığımız varlıkların azametine bakın! Halinize bakmadan gerçeklerimizi inkâr mı ediyorsunuz?
39
MEAL
39. Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et.
MUSTAFA ÇEVİK
39 Ey Peygamber! İnatçı ve nankörlükte direnen, Allah’ın ilmini, gücünü, kudretini layıkıyla tanımayanlara şimdilik sabret. Güneşin doğuşundan ve batışından önce namazla Rabbine hamd et, doğru yolu gösterip, ilettiği için şükret.
MEAL AÇIKLAMASI
39. Ey Peygamber! inkârcıların söylediklerine aldırma Sen onların dediklerine, İnatçı ve nankörlükte direnen, Allah’ın ilmini, gücünü, kudretini layıkıyla tanımayanlara, alay ve hakaret dolu sözlerine, şimdilik sabret, Onlara karşı kararlı ol! Hemen çözülme! Onlar gibi zaafa düşerek Rabbinden başkasını yüceltme! Rabbinden başkasına değer verme! Her zaman, her yerde, hükümran olarak Rabbini bil! Rabbinin bildirdiği yasalara uy! Sakın onların dediklerine aldırma ve mücâdelende sana azık olmak üzere, güneşin doğmasından önce -sabah namazında- ve batmasından önce -öğle ve ikindi namazlarında- Rabbini hamd ile namazla ile tesbih et. Doğru yolu gösterip, ilettiği için şükret. Sabahtan akşama kadar bütün gün içinde Rabbinin emirlerine uy! İnkâr edenler önüne türlü tuzaklar çıkaracak! Seni yolundan şaşırtmak isteyecek! Rabbine karşı ürettikleri tanrılarını üstün gösterecekler! Bil ki; kim insanların yaşam için koyduğu ilkeleri, benim ilkelerimden üstün görürse! Kim insanların yasalarını benim yasalarımdan üstün görürse! Kim insanların arzularına göre çizilmiş yolları benim yolumdan üstün görürse! Onlara sakın uyma! Onlar sapkın insanlardır. Onlar Rabbine isyan etmiş günahkârlardır. Onlardan uzak dur. Onların söylemleri seni şaşırtmasın! Onlar dünyalık mevkilerle, makamlarla, şanla, şöhretle, parayla pulla, malla, mülkle gözünü boyamak isterler. Bil ki onların sunacağı her şey gelip geçicidir. Ölünce hepsi yeryüzünde kalacak! İnsan yaptıklarıyla katımıza hesap vermek için gelecektir. (Bu âyette sabah, öğle ve ikindi namazlarının vakitlerine; bir sonraki 40. âyette ise, akşam ve yatsı namazlarının vakitlerine işaret edilmektedir.)
40-44
MEAL
40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasından O’nu tesbih et.
41. Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
42. O gün o çığlığı gerçek olarak duyarlar. İşte bu (kabirlerden) çıkış günüdür.
43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de bizedir.
44. O gün yer onlara yarılır, (onlar da) hızla çıkarlar. İşte bu bize göre kolay olan bir toplamadır.
MUSTAFA ÇEVİK
40-44 Gecenin bir bölümünde de O’na hamd etmeye, yüceliği karşısında secde etmeye devam et. Ey insanlar! Yakında ölüme ve öldükten sonra da diriltilip hesap vermeye çağrılacağınızı size haber vermekte olan uyarıcıya kulak verin. O diriliş günü müthiş bir sesle, herkes irkilerek kabirlerinden fırlayacak ve hiç şüphesiz canı verip alan da huzurunda toplanılacak olan da Biziz. Kıyamet Günü insanları yeniden diriltmek ve Hesap Günü huzura toplamak, elbette Bizim için çok kolaydır.
MEAL AÇIKLAMASI
40. Gecenin bir kısmında -akşam ve yatsı namazlarında- ve secdelerin arkasından O’nu duâ ve zikirlerle tesbih et. O’na hamd etmeye, yüceliği karşısında secde etmeye devam et. Gecenin bir kısmında kalkarak huzuruma dur. Gündüzün meşgalelerinden uzaklaş! Sana gönderdiğimiz ayetlerle hayatını kontrol et! Daima Rabbini her şeyden üstün tut! Emirlerimize uyarak itaatini göster! Kimsenin önünde eğilme! Kimsenin emirlerine uyarak onlara secde etme! Her zaman, her yerde, her şekilde yasalarımıza uyarak yaşa! Bunun için gece boyunca bilgini, bilincini artır. Önceki davranışlarında yanlışların olma ihtimaline karşı tövbe et! Andolsun ki bana yönelmiş kullarım için af kapılarım sonuna kadar açıktır. Yeter ki insanlar beni ansın, bana uysun, bana uyacaklarına dair kesin söz versinler. Yaptıkları hatalardan kesin pişmanlık duysunlar.
41. Ey Müslüman! Kıyamet sonrası yeniden dirilip mahşere çağrılmak üzere İsrafil adındaki o Çağırıcının yakın bir yerden herkesin duyacağı şekilde, ölüme ve öldükten sonra da diriltilip hesap vermeye ve tâ yüreğinizin derinliklerinden sizi Rabb’inizin huzuruna çağıracağı güne kulak ver, size haber vermekte olan uyarıcıya kulak verin. İnkâr edenler gibi olma! Her an, her şekilde, her yerde, hesaba çağıran ses, kulaklarında olsun! Asla kulaklarını çağrıya kapama! O gün hesap günüdür. Hesap gününü unutan yanlış yola düşer. Bil ki hesap gününün çağrısını sürekli duyanlar, yanlıştan korunur. Her ne yaparsan yap; Rabbine hesabını veriyormuş gibi yap! İşte bu kulaklarında işittiğin çağrının hikmetidir.
42. Herkes O gün o diriliş günü o müthiş çığlığı yani ikinci Sur’a üfürülüşü gerçek olarak duyarlar. İşte bu dirilip kabirlerden çıkış günüdür. Ve herkes hesaba çekilecektir. O çağrı günü insanlar gerçeğe çağrılır. Çağrının arkasından korkunç bir ses işitecekler. Sesin arkasından diriliş başlar. İnsanlar kabirlerinden şaşkınlıkla kalkar.
43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Kaçınılmaz Dönüş de bizedir. Şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir. Diriltmemizin, öldürmemizin önüne kimse geçemez. Hesap günü katımıza çağırmamızın önüne kimse geçemez. İnkâr edenlerin bütün adamları, bütün varlıkları, bütün orduları toplansa bu gerçeği değiştiremez. Onlar gördükleri gerçek karşısında hemen kolayca ölmeyi isteyecekler; ama onlar asla ölemeyecekleri bir güne çağrılmıştır. İnsanı kemale ersin diye imtihan dünyasına getiren de orada onu belli badirelerden geçirerek imtihana tabi tuttuktan sonra ölümle gerçek hayata götüren de Allah’tır. İnsanın varlığı Allah içindir ve dönüşü de O’na olacaktır. Dünya hayatı, insanın gerçek hayatının çok az bir cüz’ünü oluşturmaktadır ki o da sadece mücadeleden ve imtihandan ibarettir. Bir başka ifade ile dünya, ahiret hayatı dediğimiz gerçek hayatın başında geçici bir olgunlaşma yeri, küçük bir imtihan ve bekleme salonundan ibarettir.
45
MEAL
45. Biz onların ne söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin. O halde sen tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.
MUSTAFA ÇEVİK
45 Ey Peygamber! Biz o Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanların bu konuda ne düşündüklerini de, ne söylediklerini de çok iyi biliyoruz. Sen onların bu gerçeklere zorla inanmalarını sağlamakla görevli değilsin. Sen ancak Allah’ın Kur’an ile uyarılarına kulak veren, yürekten Allah’a yönelen, yönelmek isteyenleri uyarabilirsin, o yüzden onlara Kur’an ile öğüt vermeye devam et.
MEAL AÇIKLAMASI
45. Ey Peygamber! Biz onların, Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanların bu konuda ne düşündüklerini de, Senin ve Dinim hakkında ve bu uyarılar karşısında ne söylediklerini de çok iyi biliyoruz. Sen onların üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin. Onlara hiçbir şeyi zorla kabul ettiremezsin Üzülme, Sen ancak Allah’ın Kur’an ile uyarılarına kulak veren, yürekten Allah’a yönelen, yönelmek isteyenleri uyarabilirsin. Senin görevin, onları zorla imana getirmek değildir. Sen ancak uyarabilirsin, fakat doğrudan doğruya Allah’ın kitabıyla: O halde sen tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver. Gerisini Bize bırak ve seyret ki sonları nasıl olacaktır? O halde sen sana bildirdiğimiz gerçekleri, insanların iyiliği için yaptığımız uyarıları onlara anlat. İnanıp inanmamaları seni ilgilendirmez. Senin görevin sadece bildirmek, sadece uyarmaktır. Öğüt almak için sana gelenlere Kur’an ile öğüt ver. Onları Kur’an’la eğit. Kendi arzularından, kendi heveslerinden, kendi hayallerinden söz etme! Sana neyi tebliğ etmeni istediysek, sana ayetlerimizi nasıl açıkladıysak, onlara öyle tebliğ et, öyle açıkla! Böylece görevini yapmış olursun! Ne inkâr edenlerin inanmamasından ne de inananların istenildiği şekilde yetiştirilememesinden sorumlu değilsin! Her insan kendi çabasından sorumludur. İnkâr edenler inkârından sorumludur. Sen tebliğ edince insanlar duydukları vahiyden sorumludur. Duydukları vahiyle kendi kendilerini eğitmekten sorumludur. Unutma! Sen onların üzerinde bekçi değilsin! Senin görevin güzel bir üslupla insanlara açıklamaktır. Gerisi insanlara kalmıştır. Sakın bunu unutma! İyilik için bile olsa kimseye baskı yapma! İnsanlara baskı kurarak zorbalık yapma!