Kamer Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

55

Mushaf (Kuran) Sırası

54

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

37

Sure Hakkında Bilgi

54
KAMER SURESİ
GİRİŞ
Adı: Sure, adını birinci ayette geçen “el-Kamer” kelimesinden almıştır.
Nüzul Zamanı: Surede geçen “Şakku’l-Kamer” (ayın yarılması) olayından dolayı, surenin
nüzul zamanı tespit edilebilmektedir. Muhaddisler ve müfessirler, bu hadisenin (ayın
yarılması) hicretten 5 yıl önce Mina’da vuku bulduğu konusunda müttefiktirler.
Konu: Bu surede, Rasûlullah’ın (s.a) davetine karşı inatçı bir tavır takınmalarından dolayı
kafirler ikaz edilmektedirler. Ayın yarılması mucizesi, Hz. Peygamber’in (s.a) haber
verdiği kıyametin gerçekliğine ve yakın oluşuna apaçık bir işarettir. Ay gibi büyük bir küre
onların gözü önünde yarılmış ve iki parçaya ayrılmıştır. Öyle ki bir parça dağın bir
tarafında diğer bir parça dağın öbür tarafında görülmüş ve sonra tekrar bir araya gelerek
birleşmiştir. Bu olay kainatın ezeli ve ebedi olmadığının açık bir delilidir. Kainatın bir sonu
vardır ve bu nizam her an alt-üst olabilir, olacaktır da. Büyük yıldız ve gezegenler
birbirleriyle çarpışabilirler ve infilak edebilirler. Dolayısıyla bu olayların manzarasının
tıpkı Kur’an’da çizildiği gibi vuku bulması mümkündür. Hatta bu anlatılanlar, kıyametin
başlangıcıdır ve onun gelişi uzak değildir. Zaten o sürekli yaklaşmaktadır. İşte Hz.
Peygamber (s.a), ayın yarılması olayını bu nedenden dolayı, halka göstermiş ve “şahit
olunuz” demiştir. Ancak kafirler ona inanmadıkları gibi, ayrıca inkarları üzerinde
direnmişlerdir. Üstelik bu mucizeyi bir sihir olarak nitelemişlerdir. Surede, aynı şekilde
inaçtı bir tavır sergileyen kafirler uyarılmaktadır.
Girişte, kafirlerin nasihat ve tebliği anlamadıkları, tarihten ders almadıkları ve apaçık
ayetleri gördükten sonra bile, inanmadıkları beyan edilmektedir. Onlar kıyamet günü,
kabirlerinden çıkıp mahşer meydanında, Allah’ın huzurunda koşarak gidecekleri zaman
inanırlar.
Daha sonra, kafirlere, Nuh kavmi, Ad kavmi, Semud, Lut ve Firavun’un kavminin tarihçesi
beyan edilmekte ve bu kavimlerin peygamberlerini yalanladıkları için azaba çarptırılarak ne
feci bir sonla karşılaştıkları açıklanmaktadır. Bu kavimlerin isimleri tek tek belirtilerek
“Kur’an’ın bir öğüt ve azabdan kurtuluşun bir yolu olduğu ve geçmiş kavimlerin akibetinden
ders alarak doğru yola giren bir kavmin, önceki kavimlere gelen azabtan kurtulacağı”
bildirilmektedir. Şimdi bu kadar kolay bir yoldan ve öğütten yüz çevirmek, dolayısıyla
azabın gelmesi için ısrar etmek, akılsızlığın ta kendisi değil midir?
Geçmiş toplumların ibret verici tarihlerine değinildikten sonra kafirlere hitap edilerek
şöyle denilmiştir. “Önceki toplumlar da sizler gibi inatçılık yapmışlar ve azaba
uğramışlardı. Şimdi sizler de aynı yolu takip ederseniz aynı sonuçla karşılaşırsınız. Çünkü
sizler, herhalde bu kuraldan istisna edilerek, azaptan kurtulacak değilsiniz. Şayet
kabilenizin gücüne güveniyorsanız, güvendiğiniz bu gücü zelil edecek ve sizlere diz
çöktürecek o vakit pek uzak değildir. Bilin ki kıyamet günü ahiretteki durumunuz çok daha
kötü olacaktır.”
Surenin sonunda, Allah’ın kıyamet için büyük bir hazırlık dönemine ihtiyaç duymadığı ve
O’nun bir emrinin kafi geleceği bildirilmektedir. Fakat bu kainatın nizamı ve insanoğlunun
kaderi tayin edilmiştir. Dolayısıyla herşey bir takdire bağlanmış, Kıyametin vakti tayin
edilmiştir ve tayin olunan vakit vuku bulacaktır. Buna göre kıyamet, herkesin istediği
zamanda gelecek değildir. Şayet sizler onun meydana geleceğine inanmıyorsanız dilediğiniz
gibi davranın ve fakat bilin ki, her hareketiniz kaydedilmektedir ve sonunda bu
davranışlarınızdan hesap vereceksiniz.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1.​​ Kâinatın ölümünü haber veren,​​ tüm evrenin korkunç bir sarsıntıyla yok edileceği​​ kıyamet saati geldiğinde, ay yarılıp parçalanacak.

2. Ey Peygamber! Allah’ın izni ile​​ ne zaman​​ bir mucize​​ göstersen de​​ bir ayet​​ görseler de​​ inatla inkârcılar iman etmekten​​ yüz çevirir.​​ Fakat gözleri ile şahit oldukları mucizeyi inkâr edemedikleri için de buna başka bir isim verip bu​​ devam eden​​ etkileyici​​ bir büyüdür,​​ göz boyamadır​​ derler.

3.​​ İşte Mekkeli kâfirler de senin peygamberliğini, Allah adına yaptığın daveti ve Kıyamet Günü’nün geleceğini​​ bile bile yalanladılar.​​ Ama bu işi yaparken sağlam bir bilgiye dayanmak yerine​​ kendi arzularına uydular,​​ heva ve heveslerine göre yaşamak istediler.​​ Çünkü ilâhî adâleti kabul etmek onlara ahlâkî yükümlülükler getiriyor, bu da hiç hoşlarına gitmiyordu.​​ Bu yüzden de Kur’an’ın davetini kabule yanaşmıyor, yalan sayıyorlar.​​ Oysa​​ bu halleri, sonsuza dek böyle sürüp gitmeyecek,​​ yakında gerçeği görecekler.​​ Ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın vaat ettiği​​ her işin, gerçekleşeceği​​ belirli​​ bir zaman vardır​​ Allah'ın kararına kimse engel olamaz.​​ Sonunda gerçeği görüp anlayacaklar.

4. Andolsun ki,​​ Allah’ın takdir ettiği süreç devam ederken, ahirette mazeretleri olmasın diye​​ kendilerini sapıklıktan,​​ şirkten,​​ aklını kullanan her insanı inkâr bataklığına saplanmaktan​​ alıkoyacak nice haberler​​ nice ayetler​​ onlara​​ geldi.​​ Kendilerinden önce peygamber ve kitaplarla yapılan uyarılardan yüz çevirenlerin başlarına gelenleri de duymuş, ibretlik kıssalarını da dinlemişlerdi.​​ 

5. Bu haberler üstün bir​​ öğüttür​​ hikmettir.​​ Şimdi ise onları kula kulluktan kurtaracak, şerefli, onurlu, erdemli bir hayata kavuşturacak ilahi bir kitap geldi.​​ Okunan ayetler insanlığın yaşamına dair açıklamalar yapar. İnsanlara gerçeklerden haber verir.​​ Ancak​​ buna rağmen​​ uyarılar​​ öğütler​​ zalimlere hainlere ve iman etmemeye karar vermiş olanlara yarar sağlamıyor.​​ 

6.​​ Ey Resûlüm! Gördün, uyarılar fayda vermiyor.​​ Ayetlerimizden yüz çeviriyorlar. Madem bütün delillere rağmen inkârda diretiyorlar.​​ O halde​​ şimdilik​​ onlardan​​ sen de uzak durup​​ yüz çevir.​​ İnkâr ve cehalet karanlıklarında bocalayıp dursunlar ve​​ ilgilenmeyip​​ onları​​ kendi hallerine bırak.​​ Zamanı gelince inanmadıkları ve hiç hoşlanmadıkları Kıyamet Günü hesap vermeye çağırılacaklar.​​ İnsanlara​​ İsrafil denilen​​ o çağırıcı​​ meleğin​​ mahşer günü​​ herkesi şaşkınlıkta bırakan​​ görülmemiş bir şeye çağıracağı​​ hesap​​ günü​​ hakkında bilgi ver.​​ 

7. İşte O gün​​ yaşadıkları şaşkınlık​​ korku ve dehşet​​ nedeniyle,​​ gözleri​​ yuvalarından fırlamışçasına​​ donuk​​ ve​​ düşkün​​ bakışları baygın perişan ve​​ zillet içinde, sanki​​ fırtınanın etkisiyle sağa sola​​ yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

8. Kâfirler​​ Çağırıcıya​​ yani​​ kendilerini mahşere çağıran meleğe doğru​​ geç kalmış bir teslimiyetin belirtisi olarak​​ boyunlarını uzatıp​​ sürüler hâlinde​​ koşarak​​ giderken, bir yandan da​​ inkâr edenler: "Bu​​ çok​​ zor bir gündür" derler​​ ve​​ pişmanlık​​ içinde​​ sızlanıp dövünürler.

9. Vaktiyle​​ Onlardan önce​​ Muhammed’e söylediklerinin benzerlerini söyleyerek​​ Nuh kavmi de​​ peygamberlerini​​ inkâr etti​​ ve​​ davetini engellemeye çalıştı.​​ Onlar da kulumuz​​ Nûh’u​​ yalanladılar ve: "​​ O bir​​ delidir" dediler.​​ O​​ Nuh Peygamberde​​ büyük baskı ve eziyetlerle karşılaşıp​​ zorla tebliğden alıkonuldu.​​ Onu tehdit ederek "Ey Nuh eğer halkı kışkırtmaya bir son vermezsen bil ki sen muhakkak taşlananlardan olursun" dediler.

10. Bunun üzerine​​ çaresiz kalan​​ Nûh​​ da:​​ "​​ Ya Rabbi! Gücüm tükendi, çaresiz kaldım,​​ ben​​ yoruldum​​ elimden gelen her şeyi yaptım ama maalesef​​ yenik düştüm.​​ Bu​​ müşrik ve kâfirlere karşı​​ bana yardım et!" diye Rabbine dua etti.​​ 

11. Bunun üzerine​​ Biz de​​ Nuh’un duasını kabul ettik ve​​ kâfirlerin üzerine​​ bardaktan boşanırcasına dökülen bir suyla​​ yağmur yağdırdık,​​ göğün kapılarını​​ sonuna kadar​​ açtık.

12. Yerden de kaynaklar halinde​​ sular​​ fışkırttık. Böylece​​ bir tufan oluşturduk ve​​ sular​​ kendileri için​​ belirlenen bir görevi yerine getirmek üzere​​ Nuh kavminin helaki​​ için​​ birleşti.​​ Allah’ın ilahlığından yüz çevirenleri hak ettikleri azaba uğratıp, suda boğarak helak ettik.​​ Onlar bunu beklemiyordu. Kaçacak yerleri yoktu. Gökyüzünden yeryüzüne sular boşalıyordu. Artık onlar için yeryüzü diye bir şey yoktu. Evleri, sarayları, bağları, bahçeleri, tarlaları, işleri, yaşadıkları yerler sular altında kalmıştı.

13. Bizde​​ Nuh'u​​ ve onunla birlikte iman edenleri, tahtadan yapılmış ve çivilerle çakılmış bir gemi ile taşıdık​​ ve kurtardık.

14.​​ Kendisine karşı nankörlük edilen,​​ kavmi tarafından yalanlanıp inkâr edilen hakaretlere maruz kalan​​ kulumuz Nuh'a, bizden bir mükafat,​​ müşrik kavmi için ise dünyada hak ettikleri ceza​​ olmak üzere​​ dev dalgalar arasında çalkalanan​​ gemi,​​ bilgimiz dahilinde​​ gözetimimiz ve denetimimiz altında yüzüp yol alıyordu.​​ 

15. Andolsun ki, o gemiyi ve​​ Nûh kavminin başına gelen​​ Nuh tufanını, kıyâmete kadar​​ gelecek bütün insanlar için, gemiye binen müminlerin kurtuluşunu ve kâfirlerin helâk edilişini, o geminin yapılışını ve geminin kalıntılarını açık bir belge, tarihi​​ bir ibret olarak bıraktık. Fakat​​ buna rağmen hâlâ​​ öğüt alacak yok mu?​​ İnkâr edip isyan ettiğinizde, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmeyeceğinden emin misiniz?

16. Bakın benim azabım ve uyarılarım,​​ Allah’ın davetine karşı nankörlük edip, başkaldıranların ve peygamberine zulmedenleri,​​ uyarıları hiçe​​ sayan zalimleri​​ cezalandırmam ve onların sonları​​ nasılmış?​​ Yaşayarak gördüler​​ bir düşünün.​​ 

17. Andolsun ki, Kur'an'ı​​ düşünüp iyice anlayıp​​ öğüt alınması,​​ ve​​ insanı yaratmaktaki amacımız ve bu amaca uygun hayat tarzı apaçık anlaşılıp​​ ders çıkarılması​​ için​​ ibretli kıssalar eşliğindeve halkın anlayacağı bir dili kullanarak​​ kolaylaştırdık.​​ Fakat var mı öğüt alan?​​ Hikmetli öğütlerle, ibret verici kıssalarla cennetin yolunu gösteren bu kitabı okumak, anlamak, pratik hayata uygulamak ve böylece dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaşmak isteyen yok mu?

18.​​ Bakın güç ve zenginliğiyle dillere destan olan Ad kavmi de​​ kendilerine gelen Hûd peygamberi ve​​ onun Allah adına yaptığı davete uyarılara kulak tıkayıp​​ yalanladı. İşte bakın benim azabım ve uyarılarım​​ karşısında ders almayanların sonu​​ nasılmış​​ görmek isteyenler bir de Âd kavminin sonuna baksınlar?​​ Azabı hak ettiler ve​​ Allah’ın azabının nasıl olduğunu onlar da gördüler.

19. Biz​​ Hûd peygamberin gönderildiği​​ Âd kavminin üzerine,​​ ummadıkları bir zamanda​​ felaketi sürekli olan uğursuz​​ ve​​ kapkara bir​​ günde çok gürültülü bir fırtına,​​ dondurucu​​ bir kasırga​​ gönderdik.​​ Öyle ki rüzgârlar onların tamamı yok oluncaya kadar sürdü. Bu onlar için büyük bir uğursuzluktu. Kurtulmak için hiçbir yol bulamadılar.

20. Öyle dehşetli bir kasırga kiinsanları​​ yerlerinden​​ söküp savuruyordu. Sanki onlar köklerinden sökülmüş​​ sağa-sola​​ savrulmuş​​ hurma kütükleri gibi görünüyorlardı.​​ İnsanları havaya savuruyor, başlarını bedenlerinden ayırıyordu. Bedenleri, yere yıkılmış hurma kökleri gibi başsız kalıyordu. Bu sebeple de onlar, köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi görünüyorlardı.

21. Bakın benim azabım uyarılarım​​ ve​​ uyarılarımı hiçe sayan zalimleri cezalandırmam​​ nasılmış?​​ Bir düşünün,​​ bir görün bakalım.​​ İşte Allah’ın uyarılarını dikkate almayıp, peygamberlerini yalanlayanların akıbetleri böyle hüsran oldu.

22. Doğrusu Biz​​ bu​​ Kur'an'ı öğüt almanız​​ ayetlerimizle sorunlarınızı çözmeniz ve​​ dersler çıkarmanız​​ için​​ ibretli kıssalar eşliğinde,​​ anlaşılır kılıp​​ kolaylaştırdık.​​ Yok mu​​ aranızda​​ düşünüp doğru yola yönelerek,​​ öğüt alan?

23. Semud kavmi de​​ peygamberleri Salih’in Allah merkezli nizam ve ahlaka davetini reddetti.​​ Hesap ve cezayı hatırlatan ayetleri ve​​ yapılan​​ uyarıları​​ dikkate almadı ve kendilerine gönderilen Sâlih peygamberi​​ yalanladı.

24. Dediler ki:​​ "​​ Ne yani​​ bizden hiçbir farkı olmayan birinin söylediklerine ve​​ bizden olan bir insana mı uyacağız?​​ Bunca yıllık nizam ve ahlakımızdan vaz mı geçeceğiz?​​ Şayet​​ ona uyarsak​​ biz kesin​​ bir​​ sapıklık​​ ve​​ büyük bir​​ çılgınlık​​ içinde​​ kalmış​​ ve​​ yanlış yapmış​​ oluruz​​ diyerek Hz. Salih peygambere karşı çıkmışlardı.

25.​​ İlâhî mesaj​​ bunca zengin ve asil insan dururkenaramızdan ona mı geldi?​​ Aramızda ondan başka peygamberlik verilecek kimse yok mu da ona verildi?​​ Hayır, o​​ Sâlih “Bana vahiy geldi” derken doğru söylemiyor. Çünkü o​​ kendini beğenmiş​​ peygamberlik iddiasında olan​​ şımarığın​​ yalancının biridir.​​ Bu iddiası doğru ise bize bir mucize gösterip ispat etsin”​​ diyecek kadar küstahlaşmışlardı.

26.​​ Bu ağır hakaretler üzerine​​ Allah da peygamberi Salih’e: Seni küçümseyerek inkâr edenlere aldırma. Yarın onlara azap geldiğinde, kıyamet günü o yalancının, şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.

27.​​ Ey Sâlih!​​ Şüphesiz onları​​ Allah’ın emirlerine itaat ve haklara riayet konusunda​​ imtihan etmek​​ ve gerçek niyetlerini ortaya çıkarmak​​ için o mucizevi​​ özelliği olan ve​​ sahibinin Allah olduğu​​ dişi deveyi gönderen Biziz.​​ Bu sahipsiz deveye karşı tavırları, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediklerini ortaya koyan bir ölçü olacaktır.​​ Salih'e demiştik ki: "Artık sen, onların​​ akıbetlerinin nereye varacağını​​ gözetle ve​​ eziyetlerine biraz daha​​ sabret!"

28. "Ve sen onlara bildir ki,​​ ancak yeten​​ o su, bir gün deve için, bir gün de kendileri için olmak üzere aralarında​​ Allah’ın emri​​ olarak kesin​​ bir şekilde​​ paylaştırılmıştır. İçme sırası gelen o suyun başında hazır bulunsun."​​ Herkes kendi zamanında suyu kullansın​​ denilmişti.

29. Derken,​​ bu haber başlarındaki yöneticilerine ulaşınca​​ servet ve iktidar sahibi olan ve su kaynaklarının kullanımı noktasında kendilerini tek yetkili gören dokuz kişilik çetenin liderlerini rahatsız etti.​​ Dönek hainler bir müddet nöbetleşe bu emre uyduktan sonra,​​ dişi​​ deveyi kesmesi için​​ içlerindeki en azgın​​ arkadaşlarını çağırdılar.​​ O da hiç aldırmadan​​ kılıcına sarıldı​​ sınanmak üzere gönderilmiş olan​​ ve Allah’a itaatin simgesi olan​​ o deveyi​​ suyu sadece biz kullanalım diye​​ acımasızca​​ kesti.​​ Böylece develeri yok edip su haklarını çoğalttılar. Su kullanma çizelgesini yırtıp attılar,​​ böylece hepsi felaketi hak etmişlerdi.

30. Bakın​​ azgınlık yapıp haddi aşanlara karşı​​ benim azabım uyarılarım ve​​ uyarıları hiçe sayan zalimleri cezalandırmam​​ nasılmış​​ görsünler?​​ Gördüler ve inkârdan döndüler mi?

31. Şüphesiz Biz, onların üzerine​​ kahredici​​ korkunç​​ bir patlamayla​​ şehrin altını üstüne getiren​​ bir ses,​​ bir tek çığlık​​ göndermiştik de onlar ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöplere döndüler​​ 

32. Doğrusu​​ Biz​​ bu misallerle​​ Kur'an'ı​​ anlayıp​​ öğüt almanız​​ ve her türlü sorunlarınıza çare üretmek​​ için​​ ibretli kıssalar eşliğinde​​ kolaylaştırdık.​​ Ve​​ anlayacağınız dili kullanarak​​ kolayca akılda tutulur kıldık.​​ Fakat öğüt alan var mı?​​ Kur’an’dan size okunan ayetlerimiz size sizi anlatır. Size hayatınızın gerçeklerini anlatır. Öğüt alıp yasalarımıza uymazsanız yok olursunuz.

33. Lut kavmi de​​ yapılan bütün​​ uyarıları​​ ve​​ kendilerine gönderilen Lût peygamberin​​ davetini​​ yalanladı​​ ve​​ kulak asmayıp göz ardı etti.​​ Lût kavmi de sapkınlıkta zirve yapmıştı. Evleri basıp, erkek misafirlere tecavüz edecek kadar haddi aşanlar ve bunlara da seyirci kalanlar vardı.

34. Biz de bir seher vakti üzerlerine​​ taşlar yağan​​ belalı​​ bir fırtına​​ bir kasırga​​ göndererek onları​​ yerle bir ettik.​​ Hepsi helâk olurken, hanımı hariç olmak üzere​​ Sadece Lut ailesini​​ ve​​ daveti kabul eden​​ az sayıda mü’mini​​ kurtardık.​​ Yalanlayanları bir bela fırtınası ile seher vaktinde yerle bir ettik.​​ [Bugünkü terörist İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşayan, gemicilik ve inşaatlarda kullanılan asfalt, (kara sakız ve katran) madeni ile zengin olup şımaran ve Böylece eşcinsellik sapkınlığına bulaşan Lut kavmi, volkan patlamasıyla oluşan lav parçalarının başlarına yağdırılması, korkunç bir depremle yurtlarının alt üst olması ve şiddetli kasırgalarla savrulmaları sonucu yerin dibine batırılmışlardı.]

35. Tarafımızdan bir nimet olarak​​ Lut ailesini ve daveti kabul edenleri şehirden çıkararak kurtarmıştık.​​ İşte şükredeni böyle mükafatlandırırız.​​ 

36.​​ O kavmi helâk etmeden önce, yaşanan olaylara bir bakın: Andolsun ki​​ azabımız gelmeden önce​​ Lut,​​ elinden geleni sonuna kadar yaptı.​​ Onları defalarca, bizim şiddetli azabımıza​​ ve kahrımıza​​ karşı​​ yaratılış sebepleri olan ilâhî nizam ve ahlak ile yaşamaya davet edip​​ uyarmıştı.​​ Allah’ın azabından ancak bu şekilde korunabileceklerini bildirmişti.​​ Ama onlar uyarıları​​ ve​​ Peygamberin sözlerini​​ ciddiye almayarak​​ kuşkuyla karşılayıp yalanladılar​​ ve direttiler.

37. Bir gün yakışıklı birer delikanlı suretinde görünen azap meleklerini Lût’a misafir olarak gönderdik.​​ Andolsun ki​​ Peygamberleri olan​​ Lût’un​​ uyarı ve davetini dikkate almayan bu azgınlar​​ onun konuklarına​​ musallat olup​​ tecavüze kalkıştılar.​​ Fuhuş yapmak ve​​ sapık cinsel arzularını tatmin etmek için​​ Lût’tan​​ misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler.​​ Biz de​​ bu gözü dönmüş, sınır tanımazların​​ gözlerini silme kör ettik. "Şimdi​​ uyarılardan ders almadınız. Artık​​ tadın azabımı ve uyarılarımı dedik."

38. Andolsun ki, bir sabah erkenden bu​​ aklını kullanmaz kavmi,​​ Lût Gölü civarında etkileri​​ kalıcı bir azapla yakaladık​​ ve​​ helak ettik. Böylece uyarı ve davetin öneminin ne olduğunu gördüler.

39. İşte​​ öncekine göre çok ağır olan ve başlarına taşlar yağdıran kasırga musibetiyle bir kere daha onlara​​ tadın azabımı ve uyarılarımı​​ dinlememenin cezasını şimdi görün bakalım.​​ [Lut kavminden eşcinselliğe bulaşan 38 kişiydi. Ama 80 bin kişi, neme lazım deyip bu rezalete ve buna izin veren sisteme karşı çıkmadıklarından hepsi helâk edildi.]

40. Andolsun ki,​​ Biz bu​​ ibretlik​​ kıssalarla​​ Kur'an'ı​​ anlayıp​​ öğüt alınması​​ ve​​ akılda tutulup iyice anlaşılması​​ için​​ halkın anlayacağı dili kullanarak​​ kolaylaştırdık.​​ Öyleyse ibret almak isteyenler bunları düşünsün.​​ Fakat öğüt alan var mı?

41. Andolsun ki, Firavun​​ ve​​ halkına da​​ Peygamberleri tarafından merkezinde Allah olan bir hayatı yaşamaya davet eden​​ uyarılar gelmişti.

42. Onlar​​ da iktidarlarına güçlü ordularına güvenerek,​​ peygamberlerinin Allah adına yaptığı çağrıyı ve​​ Mûsâ Peygamber eliyle gösterilen​​ ayetlerimizi​​ ve mucizelerimizi​​ kabul etmeyip​​ yalanladılar.​​ Biz de onları​​ her şeye gücü yeten mutlak otorite sahibi Allah’ın yüceliğine​​ güç ve kudretine lâyık bir şekilde yakaladık​​ ve​​ hak ettikleri cezaya çarptırdık.​​ İnsanı bir amaç için yaratan ve bunca nimetle donatan Allah’ın, yaratma amacına başkaldırıp karşı çıkmanın ne demek olduğunu onlar da gördüler.​​ Andolsun ki karşımızda hiçbir iktidar, hiçbir güç duramaz. Kim ayetlerimizi iktidarlarına ve güçlerine güvenerek inkâr ederse, onları şiddetli bir şekilde cezalandırırız. İnkârcıların iktidarı ve gücü bize ulaşamaz.

43. Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler! Şimdi bir düşünüp​​ bu âyetlere muhatap olan müşriklere sorun​​ bakalım.​​ Sizin​​ devrinizdeki​​ kâfirleriniz​​ yöneticileriniz ve süper güçleriniz​​ o​​ geçmişte helâk edilen inkârcılardan, daha mı​​ güçlü ve​​ daha mı hayırlıdırlar?​​ Onlar cezalarını çekerken, siz kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz?​​ Siz Allah’ın yanında bu kıssaları anlatılanlardan daha mı değerlisiniz.​​ Yine sorun bakalım; “Neden bu kadar rahat davranıyorsunuz?​​ Yoksa​​ geçmiş​​ kitaplarda sizin için​​ kurtulacağınıza ve başıboş bırakılacağınıza dair​​ bir teminat mı var?​​ Sizin dokunulmazlığınızı bildiren bir belgeniz mi var?​​ 

44. Yoksa "Biz​​ Firavun gibi değiliz. Biz çağının süper gücü olan, diğer kavimlerle güçlerini birleştirip her konuda​​ yardımlaşan​​ ve​​ yenilmez​​ bir topluluğuz" mu diyorlar?​​ Allah’a karşı tek vücut olmuş çok güçlü kimseleriz, bize hiçbir şey olmaz, kimsenin gücü yetmez diye mi düşünüyorsunuz?

45. Ne derlerse desinler​​ yakında​​ haddini aşan​​ o​​ kibirli​​ topluluk​​ Bedir Savaşı’nda​​ Allah yolunda çarpışan mücahitlerin karşısında​​ bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.​​ Siz de önceki bütün müşrik ve kâfirler gibi Allah’ın azabından kaçacak yer bulamayacaksınız.

46. Gerçek şu ki, onlara vaat edilen​​ asıl​​ azap kıyamet vaktidir. Kıyamet​​ azabı​​ ise​​ dünyadaki​​ bütün azapların toplamından​​ daha korkunç​​ bir felakettir ve daha acıdır.​​ O Gün onlar için korkunç ve dehşetli bir gün olacak.​​ O gün gökyüzünde seyrettikleri ayı paramparça yaracağız. Onlar yarılmanın şiddetinden neye uğrayacaklarını bilemeyecekler.

47. Şüphesiz​​ her asırdaki​​ günahkâr olan​​ suçlular​​ tam​​ bir sapıklık​​ şaşkınlık​​ ve çılgınlık içindedirler.​​ Çünkü kendi elleriyle kendilerini ateşe atıyorlar:

48. Allah’ın koyduğu​​ kanunları​​ tanımayıp, kendileri​​ kanunlar​​ koyanlar​​ O gün​​ Allah’a başkaldırmış olmanın karşılığını​​ ateşe yüz üstü sürüklenerek görecekler. "​​ Haydi​​ dünyada taptıklarınızın ve yaptıklarınızın bir sonucu olarak​​ alevli​​ Cehennemin​​ dokunuşunu tadın​​ denilecektir." ​​​​ 

49. Doğrusu biz​​ bu evrende​​ her şeyi​​ hassas​​ bir ölçüyle,​​ bir amaç için ve o amacın gerçekleşebileceği şartları ile birlikte kurallarını belirleyip, nizamlarını kurarak,​​ bir düzene, bir yasaya göre​​ yarattık.​​ İndirdiğimiz ayetlerle, gönderdiğimiz peygamberlerle insan hayatı için razı olduğumuz ölçüleri ortaya koyduk.​​ Kim yasamıza karşı çıkarsa karşılığını bulur. Onlar yasalarımızı çiğnediler. Böyle yaparak kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun ki yasalarımızı çiğneyen her insanı, her toplumu mutlaka cezalandıracağız. Kim kendi yasalarını bizim yasalarımızdan üstün görüyorsa onu cehenneme atarız.​​ 

50. Bütün bunlar; sonsuz kudret ve hikmetlerimizi göstermek ve nimetlerimizi tattırmak içindir.​​ Bizim​​ bu ölçülere uymayanlara verilecek ceza için​​ buyruğumuz sadece bir tek sözden​​ bir emirden​​ ibarettir. Bir göz kırpmak gibidir.​​ Olmasını istediğimizde ona sadece ol deriz ve o da göz açıp kapayıncaya kadar oluverir.​​ Dediklerimizi yapmak çok basittir. Vereceğimiz tek bir emre bakar. Cezalandırmak için emrimiz gelince onlar anında yok olur. Makamları, mevkileri, şanları, şöhretleri, orduları, malları, mülkleri, adamları hiçbir şekilde yardım edemez. Akıl edip gerçeklerimizi anlasınlar diye insanlara süre veriyoruz. Yoksa onlar verdiğimiz süreye güvenerek cezadan kurtulduklarını mı sanıyorlar? Ne kadar az düşünüyorlar ve az akıl ediyorlar?​​ 

51. Ey hayatı Allah merkezli yaşamaya davet ettiğimiz halde bundan yüz çevirenler ve​​ bu ölçüleri yok sayarak yaşayanlar.​​ Andolsun sizden önce,​​ Nûh, Âd, Semûd, Lût kavimleri ve Firavun ailesi gibi​​ sizin benzerlerinizi,​​ nice güçlü ve zalim kavimleri,​​ bu tutumları yüzünden​​ bir tek emirle​​ helak ettik. Fakat​​ size bildirilmişken bu uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız?​​ Onların hepsi de güçlerine güvenerek yasalarımıza karşı çıkıyorlardı.​​ Düşünüp de​​ insanlık tarihinden​​ ibret alan​​ ve​​ yol yakınken dönmeyi düşünen​​ yok mu?​​ Bu​​ size bildirilmişken hâlâ uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız?​​ 

52Onların da sizin de dünya hayatınızda bütün fiilleriniz,​​ işlediğiniz her şey​​ küçük, büyük ne varsa hepsi​​ amel defterlerinizde yazılıdır.​​ Görevli meleklerin ilahi kameralarla çektikleri özel videolarda hepsi vardır. Hiçbir şey geçmişte kaybolup gitmez. Gün gelir hesabı sorulur.

53. ​​ Öyle ki​​ küçük, büyük​​ ne varsa​​ hepsi satır satır​​ o deftere​​ yazılmıştır​​ ve​​ âhirette karşınıza çıkarılacaktır.​​ Yoksa şöyle mi zannediyorlar? Hesap günü aleyhimizdeki delilleri saklar yok ederiz. Araya şefaatçiler sokar lehimize karar aldırırız! Hayır! Asla! Huzurumuzdaki mahkemede böyle şeyler olmayacaktır. O gün neyi hak ediyorsanız onunla cezalandırılacaksınız. O gün yasalarımızla dalga geçenler, bu çağda Allah’ın yasaları geçmez, bizim çağdaş modern yasalarımız var diyerek meydan okuyanlar en şiddetli şekilde cezalandırılacaklardır. Yoksa siz Allah’ın yasalarını kendi yasalarınız gibi yazboz yasası mı zannettiniz?​​ 

54. Şüphesiz​​ Allah’ın razı olmadığı her şeyden sakınıp​​ imtihanı kazanan takva sahipleri​​ ve​​ Allah’ın davetine iman ederek sorumluluklarını yerine getirmek için gayret​​ edenlerin​​ yeri,​​ cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.​​ Onlar sonsuz mutluluğa ulaşmışlardır.

55. Çok güçlü, geniş mülk sahibi Allah'ın huzurunda​​ en yüce makam olan​​ doğruluk makamındadırlar.​​ Allah’ın rızasını kazanma gibi en büyük ödülü almanın mutluluğunu yaşayacaklar.​​ İnananlar her şeye hâkim, her şeye muktedir, güçlü bir hükümdar olan Rabbinizin katında doğruluk meclisindedirler. Onur ve mutluluk koltuklarında oturacaklardır.

 

1-5

MEAL

1.  Kıyamet saati geldiğinde, ay yarılıp parçalanacak.

2. Bir ayet (mucize) görseler yüz çevirir ve: “Devam edegelen bir büyüdür” derler.

3. Yalanladı ve kendi arzularına uydular. Oysa her iş yerini bulacaktır.

4. Andolsun ki, onlara içinde (kendilerini sapıklıktan) alıkoyacak şeyler bulunan nice haberler geldi.

5. (Bunlar) üstün bir hikmettir. Ancak uyarılar yarar sağlamıyor.

MUSTAFA ÇEVİK

1-5 Son Saatin gelişiyle birlikte Ay yarılacak. Ey Peygamber! Sen müşriklere Allah’ın izni ile bir mucize göstersen de “Bu, sihirden, göz boyamadan başka bir şey değil.” der ve senin peygamberliğine, Allah adına yaptığın davete ve Kıyamet Günü’nün geleceğine inanmazlar. Çünkü onlar hayatı kendi heva ve heveslerine göre yaşamak istiyorlar. Bu yüzden de Kur’an’ın davetini kabule yanaşmıyor, yalan sayıyorlar. Fakat sonunda gerçeği görüp anlayacaklar. Aslında onlar, kendilerinden önce peygamber ve kitaplarla yapılan uyarılardan yüz çevirenlerin başlarına gelenleri de duymuş, ibretlik kıssalarını da dinlemişlerdi. Şimdi ise onları kula kulluktan kurtaracak, şerefli, onurlu, erdemli bir hayata kavuşturacak ilahi bir kitap geldi, fakat buna rağmen öğütler fayda vermiyor.

MEAL AÇIKLAMASI

1. Kâinatın ölümünü haber veren, tüm evrenin korkunç bir sarsıntıyla yok edileceği Kıyamet saati geldiğinde, ay yarılıp parçalanacak.

2. Ey Peygamber! İnkârcılar ve kalbi marazlılara Allah’ın izni ile ne zaman bir mucize göstersen de bir ayet görseler de inatla, bir bahaneyle mutlaka haktan iman etmekten yüz çevirir ve. Fakat gözleri ile şahit oldukları mucizeyi inkâr edemedikleri için de olana başka bir isim verip Bu Devam edegelen etkileyici bir büyüdür, göz boyamadır derler.

3. İşte Mekkeli kâfirler de senin peygamberliğini, Allah adına yaptığın daveti ve Kıyamet Günü’nün geleceğini bile bile Yalanladılar ve bizzat şâhit oldukları bu mucizenin bir göz boyama, bir büyü olduğunu ileri sürerek onu inkâr ettiler, ama bu işi yaparken sağlam bir bilgiye dayanmak yerine kendi arzularına uydular, heva ve heveslerine göre yaşamak istediler. Çünkü ilâhî adâleti kabul etmek onlara ahlâkî yükümlülükler getiriyor, bu da hiç hoşlarına gitmiyordu. Bu yüzden de Kur’an’ın davetini kabule yanaşmıyor, yalan sayıyorlar. Oysa bu halleri, sonsuza dek böyle sürüp gitmeyecek, yakında gerçeği görecekler. Ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın vaat ettiği her işin gerçekleşeceği belirli bir zaman vardır Allah’ın kararına kimse engel olamaz. Sonunda gerçeği görüp anlayacaklar. Allah’ın haber verdiği her şey, yeri ve zamanı gelince mutlaka gerçekleşecektir! Çünkü bu muazzam varlık âleminde, yaratılan her şeyin belli bir hikmeti vardır ve bu ya bu dünyada ya da âhirette mutlaka gerçekleşecektir. Hâlbuki ayetlerimiz sihir değil tamamen gerçekleri anlatmaktadır.

4. Andolsun ki, onlara içinde kendilerini sapıklıktan, şirkten, aklını kullanan her insanı inkâr bataklığına saplanmaktan alıkoyacak şeyler bulunan nice haberler nice ayetler, Allah’ın takdir ettiği süreç devam ederken, ahirette mazeretleri olmasın diye geldi, Kendilerinden önce peygamber ve kitaplarla yapılan uyarılardan yüz çevirenlerin başlarına gelenleri de duymuş, ibretlik kıssalarını da dinlemişlerdi.

5. Bu haberler üstün bir öğüttür hikmettir. Şimdi ise onları kula kulluktan kurtaracak, şerefli, onurlu, erdemli bir hayata kavuşturacak ilahi bir kitap geldi. Okunan ayetler insanlığın yaşamına dair açıklamalar yapar. İnsanlara gerçeklerden haber verir. Ancak buna rağmen uyarılar öğütler zalimlere ve hainlere, iman etmemeye karar vermiş olanlara yarar sağlamıyor.

6

MEAL

6. O halde onlardan yüz çevir. O çağırıcının tanınmamış bir şeye çağıracağı gün:

MUSTAFA ÇEVİK

6 Artık sen de onlardan yüz çevirip uzak dur, zamanı gelince inanmadıkları ve hiç hoşlanmadıkları Kıyamet Günü hesap vermeye çağırılacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

6. Ey Resûlüm! Gördün, uyarılar fayda vermiyor. Ayetlerimizden yüz çeviriyorlar. Madem bütün delillere rağmen inkârda diretiyorlar. O halde şimdilik onlardan sen de uzak durup yüz çevir ve yakından ilgilenmeyi bırak. İnkâr ve cehalet karanlıklarında bocalayıp dursunlar ve onları kendi hallerine bırak ki: O davetçi melek yani İsrafil denilen çağırıcının mahşer günü herkesi şaşkınlıkta bırakan tanınmamış bir şeye çağıracağı gün hakkında insanlara bilgi ver. Zamanı gelince inanmadıkları ve hiç hoşlanmadıkları Kıyamet Günü hesap vermeye çağırılacaklar.

7-8

MEAL

7. Gözleri düşkün (zillet içinde), sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

8. Çağırıcıya boyunlarını uzatıp koşarak. İnkar edenler: “Bu zor bir gündür” derler.

MUSTAFA ÇEVİK

7-8 İşte O Gün korku ve dehşet içinde, âdeta gözleri yuvalarından fırlamışçasına kabirlerinden çıkıp çekirge sürüleri gibi etrafa dağılacaklar ve hemen ardından, kendilerini çağıran meleğe doğru koşarken, bir yandan da “Bu, çok zor bir gündür.” diyerek, sızlanıp dövünecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

7. İşte O gün yaşadıkları şaşkınlık korku ve dehşet nedeniyle, Gözleri düşkün bakışları baygın ve perişan, gözleri yuvalarından fırlamışçasına donuk ve zillet içinde, sanki fırtınanın etkisiyle sağa sola yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

8. Kâfirler Çağırıcıya yani kendilerini mahşere çağıran meleğe doğru geç kalmış bir teslimiyetin nişanesi olarak boyunlarını uzatıp sürüler hâlinde koşarak giderken, bir yandan da İnkâr edenler: “Bu çok zor bir gündür” derler ve şaşkınlık, pişmanlık içinde sızlanıp dövünürler.

9-10

MEAL

9. Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Böylece kulumuzu yalanladılar ve: “Delidir” dediler. O zorla (tebliğden) alıkonuldu.

10. Bunun üzerine o da: “Ben yenik düştüm, yardım et!” diye Rabbine dua etti.

MUSTAFA ÇEVİK

9-10 Vaktiyle Nûh kavmi de peygamberlerini yalanlamış, üstelik delilikle suçlamış, davetini engellemeye çalışmışlardı. Çaresiz kalan Nûh ise, “Rabbim, artık ben yenik düştüm, yoruldum! Bu müşrik ve kâfirlere karşı bana yardım et.” diye dua etmişti.

MEAL AÇIKLAMASI

9. Vaktiyle Onlardan önce Muhammed’e denenlerin benzerlerini söyleyerek Nuh kavmi de peygamberlerini yalanladı ve davetini engellemeye çalıştılar. Böylece kulumuzu yalanladılar ve hakaret yağdırmışlardı: “ O bir Delidir” dediler. O Nuh Peygamber zorla tebliğden alıkonuldu, büyük baskı ve eziyetlerle karşılaşmış ve görevini yapmasına engel olunmuştu. Onu tehdit ettiler. “Ey Nuh eğer, halkı kışkırtmaya bir son vermezsen bil ki sen muhakkak taşlananlardan olursun” dediler.

10. Bunun üzerine o çaresiz kalan Nûh da: “ Ya Rabbi! Gücüm tükendi, çaresiz kaldım, ben yoruldum elimden gelen her şeyi yaptım ama maalesef yenik düştüm, bu kâfir toplumdan intikam al, bu müşrik ve kâfirlere karşı bana yardım et!” diye Rabbine dua etti.

11-12

MEAL

11. Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir suyla göğün kapılarını açtık.

12. Yerden de kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece su(lar) takdir edilmiş bir iş için birleşti.

MUSTAFA ÇEVİK

11-12 Bunun üzerine Biz de göğün kapılarını açarak bardaktan boşalırcasına suyu boşalttık, yerden de sular fışkırttık. Böylece bir tufan oluşturup, Allah’ın ilahlığından yüz çevirenleri hak ettikleri azaba uğratıp, suda boğarak helak ettik.

MEAL AÇIKLAMASI

11. Bunun üzerine Biz de Nuh’un duasını kabul ettik ve kâfirlerin üzerine bardaktan boşanırcasına dökülen bir suyla yağmur yağdırdık, göğün kapılarını sonuna kadar açtık.

12. Yerden de kaynaklar halinde sular fışkırttık. Böylece bir tufan oluşturduk ve sular kendileri için belirlenen bir görevi yerine getirmek üzere Nuh kavminin helaki için birleşti. Allah’ın ilahlığından yüz çevirenleri hak ettikleri azaba uğratıp, suda boğarak helak ettik. Onlar bunu beklemiyordu. Kaçacak yerleri yoktu. Yeryüzünden gökyüzüne sular boşalıyor. Gökyüzünden yeryüzüne sular boşalıyordu. Artık onlar için yeryüzü diye bir şey yoktu. Evleri, sarayları, bağları, bahçeleri, tarlaları, işleri, yaşadıkları yerler sular altında kaldı

13-14

MEAL

13. Onu (Nuh’u) da, (tahta) levhalardan ve çivilerden yapılmış olan (gemi) ile taşıdık.

14. Kendisine karşı nankörlük edilen kulumuz Nuh’a, bizden bir mükafat olmak üzere gemi, gözetimimiz ve denetimimiz altında yüzüp yol alıyordu.

MUSTAFA ÇEVİK

13-14 Nûh’u ise tahtalar ve çivilerden yapılmış gemi ile gözetimimiz altında taşıyıp kurtardık. Bu, Nûh için bir ödül, müşrik kavmi için de dünyada hak ettikleri ceza oldu.

MEAL AÇIKLAMASI

13. Bizde Nuh’u ve onunla birlikte iman edenleri, tahta levhalardan yapılmış ve çivilerle çakılmış bir gemi ile gözetimimiz altında taşıdık ve kurtardık.

14. Kendisine karşı nankörlük edilen, Kavmi tarafından yalanlanıp inkâr edilen hakaretlere maruz kalan kulumuz Nuh’a, bizden bir mükafat, müşrik kavmi için de dünyada hak ettikleri ceza olmak üzere dev dalgalar arasında çalkalanan gemi, bilgimiz dahilinde gözetimimiz ve denetimimiz altında yüzüp yol alıyordu. Nûh ve diğer müminleri kurtarıp selâmete erdirdik. Onlar gerçeklerimizi inkâr etmişler. Ayetlerimizin okunmasını yasaklamışlardı. İnkârcıların korkulu bakışları önünde elçimizle birlikte inananları kurtardık. Nuh’un ve inananların kurtuluşuna şahit oluyorlardı. Böyle bir şey ummamışlar, başlarına geleceği düşünmemişlerdi. Korku içinde ne yapacaklarını bilemiyorlar, kaskatı kesilmiş öylesine seyrediyorlardı. Kurtulmak için ellerini bile kıpırdatamadılar. Ayakları hareket edemedi. Donup kaldılar. İnkârları yüzünden onlara böyle bir güçsüzlük, böyle bir şaşkınlık verdik. Çünkü yeryüzündeki cezalarının vakti gelmişti. Artık onların yapacağı bir şey yoktu. Andolsun ki ceza vaktimiz gelince inkârcıların yapacakları hiçbir şey yoktur. Onlara yeryüzünde yeteri kadar süre verildi. Yaptıklarıyla kalacaklarını zannediyorlar. Görmüyorlar mı? Hiçbir şey cezasız kalmıyor. Bu bizim temel yasamızdır. Ey Resulüm! Sana karşı inkârcılar da yaptıklarıyla kalacaklarını zannetmesinler. Elbet yaptıklarının karşılığını bulacaklardır.

15

MEAL

15. Andolsun ki, bunu bir ibret olarak bıraktık. Fakat öğüt alan var mı?

MUSTAFA ÇEVİK

15 Biz Nûh kavminin başına gelen bu olayı ibret alınsın diye bildirmekteyiz, öyleyse yok mu ders alacak olan?

MEAL AÇIKLAMASI

15. Andolsun ki, o gemiyi ve Nûh kavminin başına gelen Nuh tufanını, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlar için, gemiye binen müminlerin kurtuluşunu ve kâfirlerin helâk edilişini, o geminin yapılışını veya tufan hadisesini veya geminin kalıntılarını açık bir belge, tarihi bir ibret olarak bıraktık. Fakat Buna rağmen hâlâ öğüt alan var mı? İnkâr edip isyan ettiğinizde, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmeyeceğinden emin misiniz? İstersek inkâr edenlerin başına çölü dar ederiz. Nuh kavmine yaptığımız gibi gökyüzünden ve yeryüzünden üzerlerine suları boşaltırız! Ne yapacaklarını bilemezler.

16

MEAL

16. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

MUSTAFA ÇEVİK

16 Allah’ın davetine karşı nankörlük edip, başkaldıranların ve peygamberine zulmedenlerin sonlarının nasıl olduğunu bir düşünün.

MEAL AÇIKLAMASI

16. Bakın benim azabım ve sorumluluk, hesap ve ceza konusundaki uyarılarım, Allah’ın davetine karşı nankörlük edip, başkaldıranların ve peygamberine zulmeden uyarıları hiçe sayan zalimleri cezalandırmam ve sonları nasılmış yaşayarak gördüler bir düşünün?

17

MEAL

17. Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

MUSTAFA ÇEVİK

17 Biz bu Kur’an’da, insanı yaratmaktaki amacımız ve bu amaca uygun hayat tarzı apaçık bilinip anlaşılsın, öğüt alınıp ders çıkarılsın diye kolaylaştırdık. O halde bunlardan ibret alın.

MEAL AÇIKLAMASI

17. Andolsun ki, Kur’an’ı düşünüp iyice anlayıp öğüt alınması ve ders çıkarılması için, insanı yaratmaktaki amacımız ve bu amaca uygun hayat tarzı apaçık bilinip anlaşılması için öğüt alınıp ders çıkarılsın diye ibretli kıssalar eşliğinde, halkın anlayacağı bir dili kullanarak kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? Yok mu, her akıllı insanın kolayca anlayabileceği hikmetli öğütlerle, ibret verici kıssalarla cennetin yolunu gösteren bu kitabı okumak, anlamak, pratik hayata uygulamak ve böylece dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaşmak isteyen?

18-21

MEAL

18. Ad (kavmi) de yalanladı. İşte (bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

19. Biz onların üzerlerine, (uğursuzluğu) süregiden bir uğursuz günde çok gürültülü bir fırtına gönderdik.

20. İnsanları söküp savuruyordu. Sanki onlar köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi (görünüyorlardı).

21. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

MUSTAFA ÇEVİK

18-21 Âd kavmi de peygamberlerinin Allah adına yaptığı daveti yalan sayıp, uyarılarına kulak tıkayıp azabı hak ettiler ve Allah’ın azabının nasıl olduğunu onlar da gördüler. Üzerlerine kapkara bir günde şiddetli bir kasırga gönderip, onları kökünden sökülmüş ağaçlar gibi yere serdik. İşte Allah’ın uyarılarını dikkate almayıp, peygamberlerini yalanlayanların akıbetleri böyle hüsran oldu.

MEAL AÇIKLAMASI

18. Bakın, güç ve zenginliğiyle dillere destan olan Ad kavmi de kendilerine gelen Hûd peygamberi ve Allah adına yaptığı daveti, uyarıları kulak tıkayıp yalanladı. İşte bakın benim azabım ve uyarılarım karşısında ders almayanların sonu nasılmış görmek isteyenler bir de Âd’ın sonuna baksınlar? Azabı hak ettiler ve Allah’ın azabının nasıl olduğunu onlar da gördüler.

19. Biz onların yani Hûd peygamberin gönderildiği Âd kavminin üzerine, ummadıkları bir zamanda felaketi sürekli olan uğursuz ve kapkara bir günde çok gürültülü bir fırtına, dondurucu kasırga gönderdik. Öyle ki rüzgârlar onların tamamı yok oluncaya kadar sürdü. Bu onlar için büyük bir uğursuzluktu. Kurtulmak için hiçbir yol bulamadılar.

20. Öyle dehşetli bir kasırga ki, İnsanları yerlerinden söküp savuruyordu. Sanki onlar köklerinden sökülmüş sağa-sola savrulmuş hurma kütükleri gibi görünüyorlardı. İnsanları havaya savuruyor, başlarını bedenlerinden ayırıyordu. Bedenleri, yere yıkılmış hurma kökleri gibi başsız kalıyordu. Bu sebeple de onlar, köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi görünüyorlardı.

21. Bakın benim azabım ve uyarılarım ve uyarıları hiçe sayan zalimleri cezalandırmam nasılmış? Bir düşünün, bir görün bakalım. İşte Allah’ın uyarılarını dikkate almayıp, peygamberlerini yalanlayanların akıbetleri böyle hüsran oldu

22

MEAL

22. Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

MUSTAFA ÇEVİK

22 Biz bu Kur’an’ı anlatılanlardan öğüt alınıp dersler çıkarılsın diye kolay anlaşılır kıldık ki düşünüp de doğruya yönelesiniz.

MEAL AÇIKLAMASI

22. Doğrusu Biz bu Kur’an’ı öğüt almanız ayetlerimizle sorunlarınızı çözmeniz ve dersler çıkarmanız için ibretli kıssalar eşliğinde, anlaşılır kılıp kolaylaştırdık. Yok mu aranızda düşünüp doğru yola yönelerek, öğüt alan?

23-25

MEAL

23. Semud kavmi de uyarıları yalanladı.

24. Dediler ki: “Bizden olan bir insana mı uyacağız? O takdirde biz kesin sapıklık ve çılgınlık içinde (kalmış) oluruz.

25. Zikir (kitap, vahiy) aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır, o kendini beğenmiş yalancının biridir.”

MUSTAFA ÇEVİK

23-25 Semûd kavmi de, peygamberleri Salih’in Allah merkezli nizam ve ahlaka davetini reddetti ve “Ne yani bizden hiçbir farkı olmayan birinin söylediklerine uyup da bunca yıllık nizam ve ahlakımızdan vaz mı geçeceğiz? Şayet ona uyacak olursak yanlış yapmış oluruz, durumumuz bozulur. Her şeyimiz alt üst olur, hem aramızda ondan başka peygamberlik verilecek kimse yok mu da ona verildi? O, peygamberlik iddiasında olan bir yalancıdır, bu iddiası doğru ise bize bir mucize gösterip ispat etsin.” dediler

MEAL AÇIKLAMASI

23. Semud kavmi de peygamberleri Salih’in Allah merkezli nizam ve ahlaka davetini reddetti, hesap ve cezayı hatırlatan ayetleri ve yapılan uyarıları dikkate almadı ve kendilerine gönderilen Sâlih peygamberi yalanladı.

24. Dediler ki: Ne yani bizden olan bir insana mı, bizden hiçbir farkı olmayan birinin söylediklerine mi uyacağız? Bunca yıllık nizam ve ahlakımızdan vaz mı geçeceğiz? Şayet ona uyarsak biz kesin bir akıl bunaması sapıklık ve büyük bir çılgınlık içinde kalmış ve yanlış yapmış oluruz diyerek Hz. Salih peygambere karşı çıkmışlardı.

25. Zikir kitap vahiy, bunca zengin ve asil insan dururken, aramızdan ona mı bırakıldı? Aramızda ondan başka peygamberlik verilecek kimse yok mu da ona verildi? Hayır, o Sâlih Bana vahiy geldi” derken doğru söylemiyor. Çünkü o kendini beğenmiş peygamberlik iddiasında olan, kendini beğenmiş şımarığın yalancının biridir. Bu iddiası doğru ise bize bir mucize gösterip ispat etsin” diyecek kadar küstahlaşmışlardı.

26-28

MEAL

26. Yarın (onlara azap geldiğinde, kıyamet günü) o yalancının, şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.

27. Şüphesiz onları imtihan etmek için o (mucize) dişi deveyi gönderen Biz idik. (Biz, Saalih’e demiştik ki:) “Artık sen, onları gözetle ve sabreyle!”

28. Onlara, suyun aralarında pay edildiğini haber ver. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun.

MUSTAFA ÇEVİK

26-28 Allah da peygamberi Salih’e, “Onlar yarın kimin yalancı olduğunu görecekler. Sen onlara sahibinin Allah olduğu bir dişi deve ile sınanacaklarını, bundan böyle hayvanların sulandığı yerden bir gün bu devenin bir gün de diğer hayvanların sıra ile su içmesi gerektiğinin, Allah’ın emri olduğunu söyleyerek uyar.” diye buyurdu.

MEAL AÇIKLAMASI

26. Bu ağır hakaretler üzerine Allah da peygamberi Salih’e: Seni küçümseyerek inkâr edenlere aldırma Üzülme Yarın onlara azap geldiğinde, kıyamet günü o yalancının, şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.

27. Ey Sâlih! Şüphesiz onları Allah’ın emirlerine itaat ve haklara riayet konusunda imtihan etmek ve gerçek niyetlerini ortaya çıkarmak için o mucizevi özelliği olan, sahibinin Allah olduğu dişi deveyi gönderen Biziz. Kendilerine sadece hayır sağlayan bu sahipsiz deveye karşı tavırları, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediklerini ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Salih’e demiştik ki: “Artık sen, onların akıbetlerinin nereye varacağını gözetle ve eziyetlerine biraz daha sabret!”

28. “Ve sen Salih Peygamber, onlara bildir ki, ancak yeten içilecek o su, bir gün deve için, bir gün de kendileri için olmak üzere aralarında kesin Allah’ın emri olarak düzenli bir şekilde paylaştırılmıştır; içme sırası gelen, o suyun başında hazır bulunsun.” Herkes kendi zamanında suyu kullansın, denilmişti.

29

MEAL

29. Derken arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıca) sarılarak (deveyi) kesti.

MUSTAFA ÇEVİK

29 Bu haber başlarındaki yöneticilerine ulaşınca, onlardan biri suyun başına gelip sınanmak üzere gönderilmiş olan deveyi vahşice katletti.

MEAL AÇIKLAMASI

29. Derken, Bu haber başlarındaki yöneticilerine ulaşınca servet ve iktidar sahibi olan ve su kaynaklarının kullanımı noktasında kendilerini tek yetkili gören dokuz kişilik çetenin liderlerini rahatsız etti. Dönek hainler bir müddet nöbetleşe bu emre uyduktan sonra, dişi deveyi kesmesi için içlerindeki en azgın arkadaşlarını çağırdılar. O da hiç aldırmadan kılıcına sarıldı o sınanmak üzere gönderilmiş olan ve Allah’a itaatin simgesi olan deveyi suyu sadece biz kullanalım diye hunharca kesti. Böylece develeri yok edip su haklarını çoğalttılar. Su kullanma çizelgesini yırtıp attılar, böylece hepsi felaketi hak etmişlerdi.

30-31

MEAL

30. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

31. Şüphesiz Biz, onların üzerine korkunç bir ses göndermiştik de, onlar, ağıldaki hayvanlara verilen kuru ot (Yahut çitlerde kullanılan kuru ağaç ve dikenden ayakaltında kalan kırıntıları gibi) oluvermişlerdi.

MUSTAFA ÇEVİK

30-31 Bunun üzerine Allah, uyarının ve davetin umursanmayıp yalan sayıldığı o kavmi, şiddetli bir azap darbesi ile çürümüş, un ufak olmuş odun talaşına döndürdü.

MEAL AÇIKLAMASI

30. Bakın Azgınlık yapıp haddi aşanlara karşı benim azabım uyarılarım ve uyarıları hiçe sayan zalimleri cezalandırmam nasılmış görsünler? Gördüler ve inkârdan döndüler mi?

31. Şüphesiz Biz, onların üzerine kahredici korkunç bir patlamayla şehrin altını üstüne getiren bir ses, bir tek çığlık göndermiştik de onlar, ağıldaki hayvanlara verilen kuru ot yahut çitlerde kullanılan kuru ağaç ve dikenden ayakaltında kalan kırıntıları, un ufak olmuş odun talaşı gibi oluvermişlerdi. Gönderdiğimiz ses içlerinden yükselen eyvah sesleriydi. Yaptıkları hatayı sonradan fark ettiler. Onlar suyu hedefleyerek develeri kesmişlerdi. Hâlbuki yaşamları sadece suya dayanmıyordu. İnsanların yaşaması için bitkiler, sebzeler, hayvanlar gerekiyordu. Develerinden süt sağıyor, etlerinden besleniyor, uzak yerlere yüklerini taşıyorlardı. Develerini kesince sütsüz, etsiz kaldılar. Uzak yerlere gidemediler. Tek başına su onların yaşamına yetmedi. Onlar yarattığımız doğanın dengesini unuttular. Suya hedeflenerek yaşamın yasasını unuttular. Devlerini keserek yaşamlarının temelinden birini kesip attılar. Onlara delil olarak deveyi niçin işaret ettiğimizi anlamadılar. Zannettiler ki sadece su ile yaşayacaklar. Hayır! Andolsun ki onların yaşamaları için türlü nimetler verdik. Her nimeti birbirine bağladık. Kim nimetler arasındaki dengeyi bozarsa doğayı yok eder. Doğayı yok eden toplumlar yok olur. Onlar da doğal yasamız gereği yok oldular. Hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler haline geldiler. Şimdi üzerlerine basıyorsunuz.

32

MEAL

32. Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

MUSTAFA ÇEVİK

32 Bu misallerle Biz Kur’an’ı kolayca akılda tutulur kıldık, hâlâ bunlardan dersler çıkarmaz mısınız?

MEAL AÇIKLAMASI

32. Doğrusu Biz bu misallerle Kur’an’ı anlayıp öğüt almanız ve her türlü sorunlarınıza çare üretmek için ibretli kıssalar eşliğinde, kolaylaştırdık ve anlayacağınız dili kullanarak kolayca akılda tutulur kıldık. Fakat öğüt alan var mı? Kur’an’dan size okunan ayetlerimiz size sizi anlatır. Size hayatınızın gerçeklerini anlatır. Öğüt alıp yasalarımıza uymazsanız yok olursunuz!

33-35

MEAL

33. Lut kavmi de uyarıları yalanladı.

34. Biz onların üzerlerine taş yağdıran bir fırtına gönderdik. Sadece Lut ailesi hariç. Onları bir seher vakti kurtardık.

35. Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte şükredeni böyle mükafatlandırırız.

MUSTAFA ÇEVİK

33-35 Lût’un içinde yaşadığı kavim öğüt ve uyarılara rağmen daveti yalan saydı, kulak asmayıp göz ardı etti. Biz de onları bir bela fırtınası ile seher vaktinde yerle bir ettik, daveti kabul edenleri ise Lût ile birlikte kurtardık.

MEAL AÇIKLAMASI

33. Lut kavmi de yapılan bütün uyarıları ve kendilerine gönderilen Lût peygamberi, daveti yalanladı ve kulak asmayıp göz ardı etti. Lût kavminde sapkınlık zirve yapmıştı. Evleri basıp, erkek misafirlere tecavüz edecek kadar haddi aşanlar ve bunlara seyirci kalanlar vardı.

34. Biz de bir seher vakti üzerlerine taşlar yağan belalı bir fırtına bir kasırga göndererek onları yerle bir ettik. Hepsi helâk olurken, hanımı hariç olmak üzere Sadece Lut ailesini ve daveti kabul eden az sayıda mü’mini kurtardık. Yalanlayanları bir bela fırtınası ile seher vaktinde yerle bir ettik. [Bugünkü terörist İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşayan, gemicilik ve inşaatlarda kullanılan asfalt, (kara sakız ve katran) madeni ile zengin olup şımaran… Böylece eşcinsellik sapkınlığına bulaşan Lut kavmi, volkan patlamasıyla oluşan lav parçalarının başlarına yağdırılması, korkunç bir depremle yurtlarının alt üst olması ve şiddetli kasırgalarla savrulmaları sonucu yerin dibine batırılmışlardı.]

35. Tarafımızdan bir nimet olarak Lut ailesini ve daveti kabul edenleri şehirden çıkararak kurtarmıştık. İşte şükredeni böyle mükafatlandırırız. O kavmi helâk etmeden önce, yaşanan olaylara bir bakın:

36

MEAL

36. Andolsun ki (Lut) onları, bizim zorlu yakalamamıza karşı uyarmıştı. Ama onlar uyarıları kuşkuyla karşılayıp yalanladılar.

MUSTAFA ÇEVİK

36 Hâlbuki Lût onları defalarca yaratılış sebepleri olan ilâhî nizam ve ahlak ile yaşamaya davet edip uyarmış, Allah’ın azabından ancak bu şekilde korunabileceklerini bildirmişti. Fakat onlar bu uyarıları şüphe ile karşılayıp inanmadılar.

MEAL AÇIKLAMASI

36. Andolsun ki Azabımız gelmeden önce Lut, elinden geleni sonuna kadar yaptı, onları  defalarca, bizim şiddetli azabımıza ve kahrımıza karşı yaratılış sebepleri olan ilâhî nizam ve ahlak ile yaşamaya davet edip uyarmıştı. Allah’ın azabından ancak bu şekilde korunabileceklerini bildirmişti. Ama onlar uyarıları ve Peygamberin sözlerini ciddiye almayarak kuşkuyla karşılayıp yalanladılar ve direttiler.

37-39

MEAL

37. Andolsun ki onlar onun konuklarına tecavüze kalkıştılar. Biz de gözlerini silme kör ettik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı.”

38. Andolsun ki, bir sabah erkenden kalıcı bir azap üzerlerine çöküverdi.

39. İşte tadın azabımı ve uyarılarımı.

MUSTAFA ÇEVİK

37-39 Peygamberleri Lût’un uyarı ve davetini dikkate almayan bu müşrik azgın kavim, bir de üstelik Lût’un evine gelen misafirlerine musallat olup, Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. İşte bu gözü dönmüş, sınır tanımaz, aklını kullanmaz kavmi, sabahın erken vaktinde korkunç bir azapla yakalayıp helak ettik. Böylece uyarı ve davetin öneminin ne olduğunu gördüler.

MEAL AÇIKLAMASI

37. Bir gün yakışıklı birer delikanlı suretinde görünen azap meleklerini Lût’a misafir olarak gönderdik. Andolsun ki Peygamberleri olan Lût’un uyarı ve davetini dikkate almayan bu müşrik azgınlar onun konuklarına musallat olup tecavüze kalkıştılar, fuhuş yapmak ve sapık cinsel arzularını tatmin etmek için Lût’tan misafirleri kendilerine teslim etmesini istediler. Biz de bu gözü dönmüş, sınır tanımaz, aklını kullanmayanların gözlerini silme kör ettik. “Şimdi o kadar uyarıdan ders almadınız, artık tadın azabımı ve uyarılarımı dedik.”

38. Andolsun ki, bir sabah erkenden bu gözü dönmüş, sınır tanımaz, aklını kullanmaz kavmi, Lût Gölü civarında etkileri kalıcı bir azapla yakaladık ve helak ettik. Böylece uyarı ve davetin öneminin ne olduğunu gördüler.

39. İşte öncekine göre çok çok ağır olan ve başlarına taşlar yağdıran kasırga musibetiyle bir kere daha onlara tadın azabımı ve uyarılarımı dinlememenin cezasını şimdi görün bakalım.[Lut kavminden eşcinselliğe bulaşan 38 kişiydi. Ama 80 bin kişi, neme lazım deyip bu rezalete ve buna izin veren sisteme karşı çıkmadıklarından hepsi helâk edildi.]

40

MEAL

40. Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

MUSTAFA ÇEVİK

40 Biz bu kıssalarla Kur’an’ı akılda tutulup, iyice anlaşılması ve ibret alınması için kolaylaştırdık. Öyleyse ibret almak isteyenler bunları düşünsün.

MEAL AÇIKLAMASI

40. Andolsun ki, Biz bu ibretlik kıssalarla Kur’an’ı anlayıp öğüt alınması akılda tutulup iyice anlaşılması için halkın anlayacağı dili kullanarak kolaylaştırdık. Öyleyse ibret almak isteyenler bunları düşünsün. Fakat öğüt alan var mı?

41-42

MEAL

41. Andolsun ki, Firavun halkına da uyarılar gelmişti.

42. Onlar ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları güçlü, kuvvetli olanın yakalayışıyla yakaladık.

MUSTAFA ÇEVİK

41-42 Firavun ve halkını da Peygamberleri, merkezinde Allah olan bir hayatı yaşamaya davet edip uyarmıştı. Onlar da peygamberlerinin Allah adına yaptığı çağrıyı yalan sayıp kabul etmediler. Bu yüzden Biz onları da kudretimizle hak ettikleri cezaya çarptırdık. İnsanı bir amaç için yaratan ve bunca nimetle donatan Allah’ın, yaratma amacına başkaldırıp, nankörlük edip, karşı çıkmanın ne demek olduğunu onlar da gördüler.

MEAL AÇIKLAMASI

41. Andolsun ki, Firavun ve halkına da Peygamberleri tarafından merkezinde Allah olan bir hayatı yaşamaya davet eden uyarılar gelmişti.

42. Onlar da iktidarlarına güçlü ordularına güvenerek, peygamberlerinin Allah adına yaptığı çağrıyı ve Mûsâ Peygamber eliyle gösterilen ayetlerimizi ve mucizelerimizi kabul etmeyip yalanladılar. Biz de onları her şeye gücü yeten mutlak otorite sahibi Allah’ın yüceliğine yaraşır bir şekilde, güç ve kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık ve hak ettikleri cezaya çarptırdık. İnsanı bir amaç için yaratan ve bunca nimetle donatan Allah’ın, yaratma amacına başkaldırıp, nankörlük edip, karşı çıkmanın ne demek olduğunu onlar da gördüler. Andolsun ki karşımızda hiçbir iktidar, hiçbir güç duramaz. Kim ayetlerimizi iktidarlarına güçlerine güvenerek inkâr ederse, onları şiddetli bir şekilde cezalandırırız. İnkârcıların iktidarı, inkârcıların gücü bize ulaşamaz

43-45

MEAL

43. Sizin kâfirleriniz onlardan daha hayırlı mıdırlar yoksa kitaplarda sizin için bir beraat mı var?

44. Yoksa: “Biz yardımlaşma içindeki bir topluluğuz” mu diyorlar?

45. Yakında o topluluk bozulacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.

MUSTAFA ÇEVİK

43-45 Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler! Şimdi bir düşünün bakalım. Siz bu kıssaları anlatılanlardan daha güçlü ya da Allah’ın yanında daha mı değerlisiniz yahut elinizde sizin dokunulmazlığınızı bildiren bir belgeniz mi var? Veya biz Allah’a karşı tek vücut olmuş çok güçlü kimseleriz, bize hiçbir şey olmaz, kimsenin gücü yetmez diye mi düşünüyorsunuz? Oysa siz de, önceki bütün müşrik ve kâfirler gibi Allah’ın azabından kaçacak yer arayacak, fakat bulamayacaksınız.

MEAL AÇIKLAMASI

43. Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler! Şimdi bir düşünüp bu âyetlere muhatap olan müşriklere sor bakalım. Sizin devrinizdekikâfirleriniz yöneticileriniz ve süper güçleriniz o geçmişte helâk edilen inkârcılardan, daha mı güçlü ve üstün daha mı hayırlıdırlar? Onlar cezalarını çekerken, siz kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz?Siz bu kıssaları anlatılanlardan daha güçlü ya da Allah’ın yanında daha mı değerlisiniz. Yine sor bakalım; “Neden bu kadar rahat davranıyorsunuz? Yoksa geçmiş kitaplarda sizin için kurtulacağınıza ve başıboş bırakılacağınıza dairbir teminat mı var? Sizin dokunulmazlığınızı bildiren bir belgeniz mi var? Dokunulmazlık sözü mü verildi?ki? Aynen Firavunlar gibi, bugünkü sömürücü ve saldırgan zalimleri de devirmeyelim ve yerin dibine geçirmeyelim mi?

44. Yoksa “Biz Firavun gibi değiliz. Biz çağının süper gücü olan, diğer kavimlerle güçlerini birleştirip her konuda yardımlaşan yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? Allah’a karşı tek vücut olmuş çok güçlü kimseleriz, bize hiçbir şey olmaz, kimsenin gücü yetmez diye mi düşünüyorsunuz?

45. Ne derlerse desinler! Yakında haddini aşan o kibirli topluluk Bedir Savaşı’nda Allah yolunda çarpışan mücahitlerin karşısında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar ve hezimete uğrayacaklardır. Siz de önceki bütün müşrik ve kâfirler gibi Allah’ın azabından kaçacak yer arayacak, fakat bulamayacaksınız.

46-48

MEAL

46. Daha doğrusu, asıl onlara vaadedilen (azab)ın geleceği vakit kıyamet saatidir. Kıyamet saati ise daha korkulu bir felakettir ve daha acıdır.

47. Şüphesiz suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

48. O gün yüzleri üstüne ateşe sürüklenecekler. “Cehennemin dokunuşunu tadın.”

MUSTAFA ÇEVİK

46-48 Onların asıl cezası ise Kıyamet Günü ile başlayacak. O Gün onlar için korkunç dehşetli bir gün olacak. (Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp, kendileri sınırlar koyanlar) Allah’a başkaldırmış olmanın karşılığını cehennem ateşine yüz üstü sürüklenerek görecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

46. Gerçek şu ki, onlara vaat edilen asıl azap kıyamet vaktidir. Kıyamet azabı ise dünyadaki bütün azapların toplamından daha korkulu müthiş bir felakettir ve daha acıdır. O Gün onlar için korkunç dehşetli bir gün olacak. O gün gökyüzünde seyrettikleri ayı paramparça yaracağız. Onlar yarılmanın şiddetinden neye uğrayacaklarını bilemeyecekler.

47. Şüphesiz her asırdaki günahkâr suçlular tam bir sapıklık şaşkınlık ve çılgınlık içindedirler. Çünkü kendi elleriyle kendilerini ateşe atıyorlar:

48. Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp, kendileri sınırlar koyanlar O gün Allah’a başkaldırmış olmanın karşılığını yüz üstü ateşe sürüklenerek görecekler. “ Haydi dünyada taptıklarınızın ve yaptıklarınızın bir sonucu olarak alevli Cehennemin dokunuşunu tadın denilecektir.” Allah’ın koyduğu sınırları tanımayıp, kendileri sınırlar koyanlar Allah’a başkaldırmış olmanın karşılığını cehennem ateşine yüz üstü sürüklenerek görecekler.

49-50

MEAL

49. Doğrusu biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.

50. Bizim buyruğumuz sadece bir tektir. Bir göz kırpmak gibidir.

MUSTAFA ÇEVİK

49-50 Biz her şeyi bir maksat için ve o maksadın gerçekleşebileceği şartları ile birlikte kurallarını belirleyip, nizamlarını kurarak hazırlarız ve olmasını istediğimizde ona sadece ol deriz ve o da göz açıp kapayıncaya kadar oluverir.

MEAL AÇIKLAMASI

49. Doğrusu biz bu evrende her şeyi hassas bir ölçüyle, bir amaç için ve o amacın gerçekleşebileceği şartları ile birlikte kurallarını belirleyip, nizamlarını kurarak, bir düzene, bir yasaya göre yarattık. İndirdiğimiz ayetlerle, gönderdiğimiz peygamberlerle insan hayatı için razı olduğumuz ölçüleri ortaya koyduk. Kim yasamıza karşı çıkarsa karşılığını bulur. Onlar yasalarımızı çiğnediler. Uydurdukları yasalarla doğaya, hayvanlara, insanlara zarar verdiler. Böyle yaparak kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun ki yasalarımızı çiğneyen her insanı, her toplumu mutlaka cezalandıracağız. İnsanlar yasalarımızın üzerine yasa koyamazlar. Kim kendi yasalarını bizim yasalarımızdan üstün görüyorsa onu cehenneme atarız. İnkâr edenler yeryüzünde yasalarımı çiğneyerek bozgunculuk yaparlar. Koyduğumuz yasaların dengesini bozmaya çalışırlar. Yarattığımız varlıklara verdiğimiz hakları çalarlar. Biz de onları yakalayıp ateşe atarız.

50. Bütün bunlar; sonsuz kudret ve hikmetlerimizi göstermek ve nimetlerimizi tattırıvermek içindir. Bizim bu ölçülere uymayanlara verilecek ceza için buyruğumuz sadece bir tektir. Bir göz kırpmak gibidir. Olmasını istediğimizde ona sadece ol deriz ve o da göz açıp kapayıncaya kadar oluverir. Dediklerimizi yapmak çok basittir. Vereceğimiz tek bir emre bakar. Cezalandırmak için emrimiz gelince onlar anında yok olur. Makamları, mevkileri, şanları, şöhretleri, orduları, malları, mülkleri, adamları hiçbir şekilde yardım edemez, yardım edecek bir yol bulamaz. Kararımız göz kırpması kadar kısa bir zamanda gerçekleşir. Sakın bizi karar vermeye zorlamasınlar. Akıl edip gerçeklerimizi anlasınlar diye insanlara süre veriyoruz. Yoksa onlar verdiğimiz süreye güvenerek cezadan kurtulduklarını mı sanıyorlar? Ne az düşünüyorlar? Ne az akıl ediyorlar?

51

MEAL

51. Andolsun sizin benzerlerinizi helak ettik. Fakat öğüt alan var mı?

MUSTAFA ÇEVİK

51 Ey hayatı Allah merkezli yaşamaya davet ettiğimiz halde bundan yüz çevirenler! Sizden öncekilerin bu tutumları yüzünden nasıl helak edildikleri size bildirilmişken, hâlâ uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız?

MEAL AÇIKLAMASI

51. Ey hayatı Allah merkezli yaşamaya davet ettiğimiz halde bundan yüz çevirenler bu ölçüleri yok sayarak yaşayanlar! Andolsun sizden önce, Nûh, Âd, Semûd, Lût kavimleri ve Firavun ailesi gibi sizin benzerlerinizi, nice güçlü ve zalim kavimleri, medeniyetleri bu tutumları yüzünden bir tek emirle helak ettik. Fakat size bildirilmişken bu uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız? Düşünüp İnsanlık tarihinden ibret alan yol yakınken dönmeyi düşünen yok mu? Bu size bildirilmişken Hâlâ uyarılara kulak tıkayıp, onların başlarına gelenlerden dersler çıkarmayacak mısınız? Geçmişte sizin gibi yasalarımıza uymayanları yok ettik. Hala düşünüp öğüt almıyor musunuz? Cezalandırarak yok ettiğimiz toplumların kalıntılarını yıkıntılarını geziyorsunuz! Onların hepsi güçlerine güvenerek yasalarımıza karşı çıkıyorlardı. Onları yeryüzünden siliverdik.

52-53

MEAL

52. İşledikleri her şey kitaplarda (yazılı)dır.

53. Küçük, büyük her şey satır satır (yazılmış)tır.

MUSTAFA ÇEVİK

52-53 Onların da sizin de, dünya hayatınızda bütün fiilleriniz küçük, büyük ne varsa hepsi amel defterlerinize kayıtlı olarak âhirette karşınıza çıkarılacaktır.

MEAL AÇIKLAMASI

52Onların da sizin de dünya hayatınızda bütün fiilleriniz, İşlediğiniz her şey küçük, büyük ne varsa hepsi amel defterlerinizde yazılıdır. Görevli meleklerin İlahi kameralarla çektikleri özel videolarda hepsi vardır. Hiçbir şey geçmişte kaybolup gitmez. Gün gelir hesabı sorulur.

53.  Öyle ki Küçük, büyük ne varsa hepsi satır satır o deftere yazılmıştır ve âhirette karşınıza çıkarılacaktır. Yoksa şöyle mi zannediyorlar? Hesap günü aleyhimizdeki delilleri saklar yok ederiz. Yalancı şahitler bulur Allah’ın kandırırız. Araya şefaatçiler sokar lehimize karar aldırırız! Hayır! Asla! Huzurumuzdaki mahkemede böyle şeyler olmayacaktır. O gün neyi hak ediyorsanız onunla cezalandırılacaksınız. Ne bir eksik ne bir fazla! O gün yasalarımızla dalga geçenler, yasalarımıza meydan okuyanlar, bu çağda Allah’ın yasaları geçmez, bizim çağdaş modern yasalarımız var diyerek meydan okuyanlar en şiddetli şekilde cezalandırılacaklardır. Yoksa siz Allah’ın yasalarını kendi yasalarınız gibi yazboz yasası mı zannettiniz? Hayır! Andolsun ki hayır! Rabbinizin yasasında hiçbir değişiklik olmaz. Tüm suçlular mutlaka cezalandırılır.

54-55

MEAL

54. Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve ırmak (kenarların)dadırlar.

55. Çok güçlü, geniş mülk sahibi (Allah)’ın huzurunda doğruluk makamındadırlar.

MUSTAFA ÇEVİK

54-55 Allah’ın davetine iman ederek sorumluluklarını yerine getirmek için gayret edenlerse cennet bahçelerinde, ırmak başlarında Rablerinin huzurunda olacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

54. Şüphesiz Allah’ın razı olmadığı her şeyden sakınıp imtihanı kazanan takva sahipleri ve Allah’ın davetine iman ederek sorumluluklarını yerine getirmek için gayret edenlerin yeri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. Onlar sonsuz mutluluğa ulaşmışlardır.

55. Çok güçlü, geniş mülk sahibi Allah’ın huzurunda en yüce makam olan doğruluk makamındadırlar. Allah’ın rızasını kazanma gibi en büyük ödülü almanın mutluluğunu yaşayacaklar. Onur ve mutluluk koltuklarında ve sadıklar meclisinde oturacaklardır. İnananlar her şeye hâkim, her şeye muktedir, güçlü bir hükümdar olan Rabbinizin katında doğruluk meclisindedirler. İnananların yalanla, dolanla, riyakârlıkla, ikiyüzlülükle, çıkarcılıkla işi olmaz. İnananlar hiç kimsenin hakkını rüşvetle, irtikâpla, iltimasla yemezler. Daima haramlardan uzak dururlar. Çünkü onlar bilirler ki; Allah’ın hesabından kurtuluş yoktur.

Scroll to Top