Sure Hakkında
Ayet Sayısı
88
Mushaf (Kuran) Sırası
28
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
49
Sure Hakkında Bilgi
Adı: Bu sure, adını, 25. ayetinde geçen “el-Kasas” kelimesinden alır. “Kasas”, lugatte, olayları uygunluk sırasına göre zikretmektir. Dolayısıyla bu anlamla oluşan bakış açısına göre de, “Kasas” kelimesi sure’ye uygun düşen bir ad olabilmektedir; zira surenin içinde Hz. Musa’nın (a.s) kıssası ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.
Nüzul Zamanı: Daha önce Neml Suresi’nin girişinde de zikredildiği gibi, İbn Abbas ve Cabir b. Zeyd’in rivayetine göre; Şuara, Neml ve Kasas sureleri birbiri ardınca nazil olmuştur. Dil, uslûb ve konuları da bu üç surenin vahiy dönemlerinin hemen hemen aynı olduğunu göstermektedir. Aralarındaki benzer özelliklerin diğer bir sebebi, Hz. Musa’ya (a.s) ait kıssanın, bu surelerde hikayenin bütününü oluşturan muhtelif yerlerinde zikredilmiş olmasıdır. O, Şuara Suresi’nde risalet görevini kabul etmemesi hakkında şöyle bir mazeret ileri sürüyordu: “Firavun’un kavmi bana bir suç isnadında bulunuyor, bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.” Daha sonra Firavun’un huzuruna çıktığında Firavun şöyle diyecekti: “Biz seni bir çocukken evimizde alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yılını aramızda geçirdin, sonunda yapacağını yaptın.” Bu surede başka hiç bir şey zikredilmemiştir, oysa Kasas Suresi’nde kıssaya ait diğer ayrıntılar da mevcuttur. Aynı şekilde Neml Suresi’nde de kıssa apansız biçimde Hz. Musa’nın (a.s) ailesiyle birlikte seyahate çıktığı ve birden biraz ötede bir ateş gördüğü zamandan başlayıverir.
Bu surede de seyahatin mahiyeti yahut nereden geldikleri veyahut da nereye vardıkları başlarına neler geldiği konusunda hiçbir şey zikredilmez, oysa Kasas Suresi tüm gerekli ayrıntıları ihtiva etmekedir. Şu halde bu üç sure birlikte okunduğunda Hz. Musa’nın (a.s) kıssası tamamlanmış olmaktadır.
Konu: Anafikir, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliği karşısında çoğalan şüphe ve itirazları bertaraf etmek ve kendisine iman etmemek için ileri sürülen mazeretleri geçersiz kılmaktadır.
Bu amaçla ilkin, Musa’nın (a.s) kıssasının vahyediliş dönemi, telmih ve temsilen anlatılmakta, böylece dinleyenlerin zihninde şu noktalar kendiliğinden uyandırılmış olmaktadır.
a) Allah irade buyurduğu her vasıta ve saiki, idrak edilemeyen yollarla devreye sokar. Allah aynı şekilde nesne ve olayları öyle ayarlamıştır ki, Firavun’u iktidarından uzaklaştıran çocuk, bizzat Firavun’un evinde beslenip, büyümüş ve Firavun, kimi beslediğini bilememiştir. Şu halde kim Allah ile savaşabilir ve O’nun planlarıyla başedebilir?
b) Peygamberlik bir kimseye gökler ve yerlerden yayınlanan bir bildiriyle, şenlikler içinde kutlanarak bahşedilmez. Sizler Hz. Muhammed’in (s.a) nasıl olup da beklenmedik bir şekilde peygamberlikle müjdelendiğine akıl erdiremiyorsunuz, oysa bizzat kendinizin bir peygamber olarak kabul ettiğiniz (48. ayet) Hz. Musa (a.s) da umulmadık bir zamanda peygamber olmuştur; bir seyahatte Sina Dağı’nın ıpıssız eteğinde hiç kimsenin ne olacağını bilmediği zamanda… Hatta bizzat Hz. Musa (a.s) bile peygamberlikle müjdelendiği anın bir öncesine kadar durumu bilmiyordu. Aslında bir parça ateş getirmeye gitmiş ve fakat, peygamberlik bağışıyla dönmüştü.
c) Allah’ın, bir görevi yerine getirmesini istediği kimse, ordusuz, zırhsız, görünürde bir destek yahut arkasında bir kuvvet olmadan, çok güçlü ve çok donanımlı muhaliflerini yenilgiye uğratır. Hz. Musa’nın (a.s) kuvvetleri ile Firavun arasındaki güç farkı, Hz. Muhammed (s.a) ile Kureyş arasındakinden çok daha belirgindi ve şimdi ise bütün dünya, sonunda kimin galip geldiğini, kimin yenildiğini bilmektedir.
d) Siz Hz. Musa’dan (a.s) tekrar bahisle, “Niçin Musa’ya verilen asa, parlayan el… vs. gibi mucizelerin aynısı Muhammed’e verilmedi?” diyorsunuz. Hz. Musa’nın Firavun’a gösterdiği türden mucizeler size de gösterildiğinde hemencecik inanıvercekmişsiniz gibi (!)… Peki, kendilerine mucize gösterilenler buna mukabil nasıl karşılık verdiler, biliyor musunuz? Onlar mucizeleri gördükten sonra bile inanmamış ve yalnızca şöyle demişlerdi: “Bu sihirdir”; zira hakikate karşı düşmanlık beslemekte ve ayak diretmekteydiler.
Aynı hastalık bugün sizi de yakalamış. Siz de sadece aynı türden mucizeler gösterildiğinde mi inanacaksınız? Öyleyse mucizeleri gördükten sonra inanmayanların akibetini biliyor musunuz? Onlar Allah tarafından helâk edilmişlerdi. Şimdi inatla mucize isteyerek aynı felaketle karşılaşmayı mı istiyorsunuz?
Bütün bunlar, bu kıssayı dinleyen Mekke’nin putperest çevresine mensup herkesin zihninde kendiliğinden vurgulanmış oluyordu. Zira bir zamanlar Hz. Musa (a.s) ile Firavun arasında vuku bulan çatışmanın benzeri şimdi Mekke müşrikleri ile Rasûlullah (s.a) arasında cereyan ediyordu. Musa’ya (a.s) ait kısssanın anlatılmasının sebeb-i hikmeti buydu ve böylece Mekke’de hüküm süren şartlarla Hz. Musa (a.s) döneminde mevcut olan şartlar arasındaki benzerlik, ayrıntılara varıncaya kadar kendiliğinden belirtilmiş oluyordu. 43. ayetten itibaren ise surenin içeriği asıl anafikre yönelmeye başlamaktadır.
Hemen girişte Rasûlulah’dan (s.a) iki bin sene önceki tarihî olayların, bu denli sarih biçimde anlatılmasının nedeni Rasûlullah’ın (s.a.) risaletine delil teşkil etmesi içindir. Zira o bir ummiydi. Gerek hemşehrileri, gerekse kabilesi bunun pek iyi farkındalardı ki, Hz. Muhammed’in (s.a) böyle ikibin yıllık bilgileri alabileceği bir kaynak, bildikleri kadarıyla bulunmuyordu.
Dahası, onun bir peygamber olarak tayin edilmesi, Allah’ın kendilerine bir lutfu olarak değerlendirilmelidir. Zira onlar gafildiler ve Allah bu icraatı onlar hidayet bulsun diye yapmaktaydı. Böylece onların sık sık tekrarladıkları “Niye bu peygamber Musa’nın getirdiği mucizeleri getirmiyor?” itirazları da cevaplanmış oluyordu. Şöyle ki: “Sanki siz -bizzat tasdik ettiğiniz gibi- Alllah’dan mucizeler getiren Musa’ya (a.s) inanmış mıydınız da, bu Rasûl’den mucize istemekte haklı olasınız? Şehvet ve heveslerinize tapmadığınız sürece hâlâ hakikatı görme şansınız var. Fakat bu hastalıktan kurtulamadığınız takdirde, size ne tür mucize gösterilirse gösterilsin hakikati asla göremezsiniz.
Sonra Mekke müşrikleri uyarılmakta ve o günlerde vuku bulan bir hadisenin hatırlatılmasıya utandırılmaktadırlar. Olay şudur: Bir grub Hıristiyan Mekke’ye gelmiş ve Rasûlullah’dan (s.a.) Kur’an’ı işitince müslüman olmuştu. Mekkeliler bundan bir ders almak yerine öylesine feveran ettiler ki, Ebu Cehil’in öncülüğünde hepsine fena muamelede bulundular.
Surenin son bölümü müşriklerin Rasûlullah’a (s.a.) neden inanmadıkları yolundaki mazeretlerini ele almaktadır. Korktukları şey şuydu: “Eğer biz Arapların çok tanrılı itikadından vazgeçip de, onun yerine tevhid inancını benimsersek, bu bizim dinî, siyasî ve ekonomik alandaki üstülüğümüzün sonu olur; çünkü aksi durumda Arabistan içinde en etkili kabile olma statümüzü kaybederiz; üstelik ülkede gidebileceğimiz hiçbir yer kalmaz.” Kureyş ileri gelenlerini, hakikate düşman olmaya iten temel neden buydu; bunun dışındaki şüphe ve itirazları yalnızca halkı aldattıkları birer bahaneden ibaretti. Allah (c.c) surenin sonunu tamamen bunlara ayırarak her birinin gerçek yüzünü, hikmetli bir şekilde sergilemiş ve Hak ile batıl’ı ayırmada yalnızca dünyevî çıkarları ölçü alanların bu temel hastalığına çözüm teklif etmiştir.
Açıklamalı Meal
1. Ta. Sin. Mim Dinle bak, ey insan! Rabb’ inden sana bir mesaj geldi
2. Bunlar müşriklerin iddia ettikleri gibi senin uydurduğun sözler değildir. Bunlar gerçekleri açıklamak üzere Allah’tan geldiği apaçık ortada olup, dünyada ve ahirette insanlığa huzur ve kurtuluş yollarını gösteren Kitab’ın ayetleridir. Doğru ile yanlışı ayrıntıları ile açıklayan bu kitapta, dinleyen ya da okuyanın anlayacağı harflerden oluşan kelimelerle ilâhi gerçekler size apaçık bildirilmektedir.
3. Ey Peygamber! Şimdi, iman eden ve imanda derinleşerek yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyen bir topluluk için Musa’nın ve Firavun’un haberlerinden bir kısmını öğüt ve ibret olsun diye, dosdoğru olarak sana anlatacağız. Zira bu kıssayı okuduklarında Mekkeli müşriklerin sonunun, tıpkı Müsa’ya ve ona inananlara eziyet eden Firavun gibi olacağını, anlayacaklardır.
4. Vaktiyle Firavun, Mısır’da saltanatı ile böbürlenip, ilâhlık iddiasında bulunarak zorba bir yönetim kurmuştu. Firavun, şımarıp büyüklük ve kibirlilik taslamıştı. Saltanatını sürdürebilmek için, ülke halkını etnik kökenlerine göre çeşitli sınıflara ayırıyordu. Onlardan bir kısmını el üstünde tutarken, adı İsrâiloğulları olan bir topluluğu aşağılayıp köle gibi ezerek zayıf ve güçsüz düşürmüştü, Öyle ki onların nüfuslarındaki artışı önlemek için, erkek çocuklarını hunharca öldürüp, kadınlarını da utanç verici işlerde kullanmak ve yerli halkla evlendirmek için sağ bırakıyordu. Çünkü o yeryüzünü fesada verip iktidarını korumak için çıkarları peşinde koşan ve yaptığı soykırımla bozgunculuk çıkaran zalim birisiydi.
5. Firavun, onların köklerini kurutmak isterken Biz ise istedik ki, yeryüzünde her devirde baskı, zulüm ve soykırımla ezilip zayıf düşürülenlere lütufta bulunalım ve rahmetimizle zulümden kurtaralım. Onları hayır adâlet, dürüstlük konusunda kendilerine uyulan önder bir millet yapalım. Onları bereketlerle donattığımız Firavun’un ülkesinin nimet ve zenginliklerini devralan onurlu mirasçılar kılmak istiyorduk.
6. Ayrıca onları o ülkeye yerleştirip kendilerine geniş imkânlar vererek, yeryüzünde hâkim kıldık. Onlar vasıtasıyla hem Firavun’a ve onun baş danışmanı olan Haman’a, hem de ordularına, iktidarlarını servetlerini kaybetme gibi korktukları şeyleri gösterip, zalim hükümdarların saltanatlarını başlarına geçirelim istedik. Ezdikleri ve hıyanet ettikleri mücahitlerin zafere erdiklerini, kendi devlet ve düzenlerini ele geçirdiklerini görüp kahrolsunlar ki, böylece intikamımızı alalım dedik.
7. İşte bunu gerçekleştirmek için de Musa’nın annesine ilham yoluyla şöyle vahyettik: “ Biz onu koruyacağız. Sen yavrunu doğurunca bir süre emzir. Şayet Firavun ve askerleri tarafından başına bir şey gelmesinden korkacak olursan, onu bir sandığın içine koy ve Allah’a emanet ederek Nil nehrine bırak. Sakın suda boğulur diye korkma ve ondan ayrı kalacağına da üzülme. Çünkü biz yakında onu tekrar sana kavuşturacağız ve peygamberlerden biri yapacağız”
8. Mûsâ’nın içinde bulunduğu sandık, ilâhî kudretin koruması altında akıntıyla birlikte suda süzülmeye başladı. Nihayet sandık nehirde akıp giderken, Firavun’un adamları nehirdeki bebeği sahipsiz bulup aldılar. Sonra Firavunun son derece dürüst ve iyi kalpli olan hanımına verdiler. Bilmiyorlardı ki ilâhî plâna göre, bu çocuk ileride kendileri için iktidarlarını temelden sarsıp başkaldıran bir düşman ve zalimlerin başına da bir dert ve üzüntü sebebi olacaktı. Doğrusu, Firavun Haman ve askerlerinin bunu bilmesi mümkün değildi ve Mûsâ’yı saraya almakla büyük yanılgıya düşmüşlerdi. Böylece hiç farkında olmadan kendi sonlarını getirecek bir süreci başlatıyorlardı. Çünkü Biz böyle olmasını dilemiştik.
9. Firavun’un karısı Asiye, sepetin içinden erkek çocuk çıkınca kocasına dedi ki: “ Bu çocuk bizim için bir mutluluk ve neşe kaynağı olabilir. Sakın onu öldürmeyin. Olur ki ileride bize bir yararı olur veya bakarsın onu evlat ediniriz.” Firavun, hanımının ricasını kıramadı ve Mûsâ’yı saraya aldı. Oysa onlar böyle yapmakla işin sonunun nereye varacağının farkında değildi.
10. Günler geçtikçe Musa’nın annesinin yüreği iyiden iyiye yanmaya başlamış, yavrusundan başka bir şey düşünemez olmuştu. Çocuğunu nehre bıraktığı için, gönlünde bir boşluk hissediyordu ve gittikçe içinde büyüyen acıyla o gece sabahı zor etti. Eğer verdiğimiz söze güvenmesi için, kalbini sabırla pekiştirip dayanma gücü vermeseydik, az kalsın saraya gidip onun kendi çocuğu olduğunu söyleyerek tuzağımızı açıklayacaktı. Neyse ki bizim ilhamımız sayesinde çocuğuna kavuşacağına yönelik ilahi vaade tam olarak güvendi ve içi rahatladı.
11. Annesi, Musa’nın kız kardeşine suya bıraktığı bebeğini takip etmesini için: “ Gizlice bak bakalım, yavrum ne durumda. Git onu nehir boyunca takip et” diye tembihledi. O da kimseye fark ettirmeden suya bırakılan kardeşini uzaktan izledi. Bunun üzerine ablası kimseye sezdirmeden, kardeşinin durumu hakkında bilgi edinip annesine iletmeye başladı.
12. Biz doğumu sırasında Musa’nın yapısına özel bir his yerleştirmiştik. Musa’nın annesi gelmeden daha önce Musa’ya getirilen Mısırlı süt annelerin sütünü emmesine engel olduk. Bebek hiçbir kadından süt emmiyordu. Firavun ailesi günlerce hiçbir şey yemeyen bebek için, saray dışından dahi olsa başka sütanneler aramaya başladılar. Bunun üzerine kardeşine kavuşmak için bunu bir fırsat gören, Mûsâ’nın kız kardeşi, Firavun ailesine gelerek: “Sizin için bu çocuğu emzirecek ve ona şefkat gösterip güzelce bakabilecek bir aileyi size önerebilirim demişti. Önerisi kabul edilince de annesini saraya getirtti.
13. Böylece annesinin gözü gönlü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bizzat yaşayarak görsün diye, Musa’yı yeniden annesine kavuşturduk. Böylece Musa’nın annesine vaat ettiğimiz şey gerçekleşmiş, gözü yaşlı annenin evlat hasreti dinmiş oldu. Artık Allah’ın kendisine vaat ettiği şeyin gerçek olduğundan iyice emin olmuştu. Ancak onların çoğu bu hikmetleri ve Allah’ın sözünün mutlaka yerine geleceğini bilmez ve inanmaz.
14. Musa Firavun ailesinin yanında büyümeye başlamıştı. Yetişirken insanlara karşı saygılı, sevgi dolu, iyilik yapan biriydi. Kimseye kötülüğü dokunmazdı. Bu nedenle etrafında çok sevilirdi. Derken Musa ergenlik çağına erip bedenen ve zihnen olgunlaşınca, biz ona doğru karar verebilme yeteneği olan hikmet ve şirkten uzak kalmasını sağlayacak ilim verdik. İşte biz Allah’ın kendilerini sürekli gördüğü şuuru içinde davranan ve Allah’a itaat etmeye arzulu olup iyilikte bulunan idarecileri ve Müslümanları böyle mükafatlandırırız.
15. Musa, Firavun ve erkanının, şirk inançlarını eleştirdiği için gözden düşmüş ve saray erkanı tarafından çeşitli uyan ve tehditlere maruz kalmıştı. Bu yüzden kaçıp saklanmıştı ve şehre ancak insanların öğle uykusuna daldığı saatlerde girebiliyordu. Yine halkın çoğunun habersiz ve istirahatte, sokakların da tenha olduğu bir vakitte şehre girdi. Orada birbirleriyle kavga eden iki adam gördü. Biri kendi halkından diğeri de Mısırlı düşmanlarındandı. Kendi halkından olan kişi, düşmanına karşı kendisini ondan kurtarması için Musa’dan yardım istedi. Mûsâ, İsrâiloğullarından birisini tartaklamakta olan Kıptî’ye, kavgayı sonlandırmak maksadı ile onu bırakmasını söyledi, ancak Kıptî söz dinlemedi. Bunun üzerine Musa Mısırlı kıptiyi engellemek için iterek bir yumruk attı ve onu istemeden de olsa kazayla öldürdü. Sonra da kendini toparlar toparlamaz, “Eyvah ben ne yaptım? Neden kimin haklı olduğuna bakmadan tarafımı seçtim. Çok geçmeden büyük bir pişmanlıkla “Bu kavga şeytanın tuzağıdır. Şeytana uyup kavgaya karıştım ve istemeden de olsa adamı öldürdüm. Şüphesiz şeytan insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır” diye yakındı.
16. Musa, hemen Allah’a yönelip: Rabbim! Ben hiç şüphesiz yargısız infaz yaparak kazayla bile olmuş olsa, birinin ölümüne sebep olmakla büyük hata yaptım ve kendime zulmedip yazık ettim. Fakat biliyorum ki, senin rahmetinden ümit kesilmez. Ne olur beni bağışla!” diye dua etti. Allah da onun bu günahı kasten işlemediğini bildiği için ve içtenlikle yaptığı bu tövbeden dolayı, onu bağışladı. Şüphesiz Allah samimiyetle tevbe edip, doğruya yönelenlere karşı çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
17. Bu olayın ardından ders alan Musa dedi ki: “ Ey Rabbim! Araştırmayarak, haksızdan yana taraf olarak ve bir adam öldürerek üç yanlış yaptım. Sana şükürler olsun, üç hatayı arka arkaya yapmama rağmen beni bağışladın. Bana verdiğin nimetlerin hakkı için, artık kim olursa olsun bir daha asla suçlulara destek olup arka çıkmayacağım.” diye söz verdi.
18. Musa bunun üzerine, şehirde olayın duyulup duyulmadığını araştırmaya başladı ve korkuyla etrafı gözetleyerek sabahladı. Ne yapacağını düşünürken bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen ve başına o belayı getiren kişi, bugün de başka bir Mısırlı Kipti ile kavgaya tutuşmuş. Feryat ederek yine ondan yardım istiyor. Hatasından ders alan Musa, yardım isteyene dönüp kızdı ve: “Senin işin gücün huzursuzluk çıkarmak. Anlaşılan sen apaçık ona buna sataşan azgın birisin, benden uzak dur” dedi.
19. Sonuçta Mûsâ her şeye rağmen etrafında olup bitenlere seyirci kalmayan bir insandı. Bu sefer de kavgayı bitirmek ve haklı ile haksızın tespitini yapmak amacıyla ikisine de düşman olan Kıptîlerden bir kişiyi ayırmak isterken o adam dünkü olaydan ötürü, Mûsâ’nın kendisine kızgın olduğunu ve bu yüzden kendisini yakalayarak zarar vereceğini zannederek dedi ki: “Ey Musa! Daha dün öldürdüğün adam gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Ey Musa doğrusu sen ülkenin başına zalimce kan döküp zorba olmak istiyorsun. Asla ara bulup kavgayı ayırmak ve ıslah edicilerden olmak istemiyorsun” diye yaygara kopardı. Böylece Musa’nın bir adamı öldürdüğü herkes tarafından duyulmuş oldu.
20. Tam da o sırada şehrin öbür ucundan Mûsâ’nın iyiliğini isteyen ve sarayda mevki sahibi bir adam koşarak geldi ve Musa’ya dedi ki: “Ey Musa! İleri gelenler toplanıp bir mahkeme kurmuş ve dünkü cinayet hadisesinin sorumlusu olarak savunmanı almadan seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Sözümü dinle ve onlar seni yakalamadan bir an önce bu şehri terk et. Gerçekten ben senin iyiliğini isteyen ve sana öğüt verenlerdenim.” Bu adam, Firavun hanedanından olduğu hâlde, onun zulmünü onaylamayan birisi idi.
21. Bunun üzerine Musa korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden ayrıldı. Bir yandan da “Rabbim! Beni baskı, zulüm ve işkenceyle insanları köleleştiren bu zalimler topluluğundan kurtar” diye dua ediyordu. Sonra Mısır’dan çıktı.Nereye gideceğini bilmiyordu.
22. Musa bu duygularla Mısır’dan ayrılıp Mısır’ın sınır komşusu olan ve Firavunun hâkimiyet alanı dışında kalan, Tur Dağı çevresindeki Medyen tarafına yöneldi ve şehre girerken dua edip kendi kendine: “ İnşallah yolu bulup sağ salim Medyen’e ulaşırım ve Rabbim beni iyilerle karşılaştırıp doğru yola iletir” diyordu.
23. Mûsâ nihayet uzun ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Medyen’in meşhur su kuyularına varınca, orada hayvanlarını sulayan kalabalık bir grup çobanla karşılaştı. Onların gerisinde de sulama sırasının kendilerine gelmesi için hayvanlarını kuyulardan uzak tutup bekleten iki kız gördü. Bu kızlar Şuayb Peygamberin kızlarıydı. Musa onların yanına gidip “ Sizi su kuyusuna yanaşmaktan alıkoyan nedir ve niçin geri duruyorsunuz? Size nasıl yardımcı olabilirim? ” dedi. Onlar da: “Çobanlar hayvanlarını sulayıp dağılmadan, biz erkeklerin arasına karışıp hayvanlarımızı sulayamayız. Zaten kadın olduğumuz için onlarla başa çıkacak gücümüz de yok. Ailemizin tek erkeği olan babamız, hayvanları sulamak isterdi ama o da bu işi yapamayacak kadar çok yaşlıdır bizimle gelemiyor“ diye cevap verdiler.
24. Bu davranışları kızların ne kadar iffetli ve edepli olduklarını gösteriyordu. Musa kadınların hâline acıyıp, hemen onların yerine sürülerini suladı. Onlar ayrıldıktan sonra gölgeye çekilip dinlenmeye ve düşünmeye başladı. Barınacak yeri yoktu, yiyecek yemeği yoktu, cebinde parası yoktu. Bu haldeyken ellerini bir kere daha açtı ve: “Rabbim! Doğrusu şu anda bana lütfedeceğin her türlü hayra ve nimete öyle muhtacım ki ” diyerek dua etti. Zira günlerce durup dinlenmeden yol yürümüş, iyice acıkmış ve bitkin düşmüştü. Ayrıca yabancı bir ülkede barınacak bir yere, güvenilir dostlara ihtiyacı vardı.
25. Derken hiç ummadığı bir yerden hayır kapısı açıldı ve hayvanlarının sulanmasına yardım ettiği o iki kadından biri, utana sıkıla çıkıp yanına geldi ve Musa’ya dedi ki: “ Bize yaptığın iyiliği babama anlattım. Babam bizim için sürümüzü sulamanın karşılığı olarak, sana ikramda bulunmak üzere seni çağırıyor” dedi. Musa bunun üzerine onun davetini kabul etti ve yanına giderek olup bitenleri kızların babasına anlattı. Şuayb Peygamber de “Korkma! Artık Firavun· ve o zalim kavimden kurtuldun sayılır ” dedi.
26. Derken o kızlardan biri babasına: “Babacığım! Sen artık yaşlandın. Bizim bir erkek kardeşimiz de yok. Şu kadın hâlimizle, erkeklerin yapması gereken işleri yapmak zorunda kalıyoruz. Mûsâ’nın üstün ahlâkını sen de gördün. Bana sorarsan, işlerimizde bize yardımcı olması için, onu ücretli olarak yanında çalıştırabilirsin. Çünkü gördüğümüz kadarı ile maharetli ve güvenilir birine benziyor. Bu civarda ücretle tutabileceğin en iyisi, bunun gibi güçlü ve güvenilir birisi olmalıdır ” dedi. Kızının bu teklifini kabul eden Şuayb, kısa zaman içinde Mûsâ’nın davranışlarını yakından gözlemleme fırsatı buldu. Ayrıca genç kızların olduğu bir evde yabancı bir erkeğin kalması yanlış anlaşılmalara sebep olabilirdi. Bu yüzden Mûsâ’ya şöyle bir teklifte bulundu.
27. Kızların babası bir süre düşündükten sonra kararını verdi ve Musa’ya dönerek dedi ki: “ Ey Mûsâ bir insan olarak senin ahlakını çok beğendim. Benim işlerimde bana yardım edip yanımda sekiz yıl çalışmayı kabul edersen, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak isterim. Eğer çalışmanı on yıla tamamlarsan senin insafına kalmış. Artık o da senden bize bir ikram olur. Bu teklifime “hayır” dersen sana gönül koymam. Zira ben bu konuda on yıl diye ısrar edip seni zora sokmak istemem. Ama bu teklifi kabul edersen, inşallah sen de benim, sözünü tutan dürüst ve erdemli davranan, iyi bir insan olduğumu göreceksin.” Mûsâ, günler önce yaptığı duasında Rabbine “İndireceğin her hayra muhtacım” demişti. Duanın ardından bu teklif geldi. Dün sarayda prens olan adama şimdi çobanlık teklif ediliyordu.
28. Musa da ona: “Bu teklifini kabul ediyorum. Bu benimle senin aranda bir anlaşmadır. Eğer uygun görürsen, anlaşmaya şunu da ilave edelim. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayım anlaşmayı yerine getirmiş olacağım. Ama sekiz yıl mı, on yıl mı çalışacağıma ben karar vereceğim. Bu durumda benden başka türlü bir istek, bana karşı bir kırgınlık ve düşmanlık da olmasın. O hâlde, yaptığımız bu anlaşmayla Allah söylediklerimize şahittir” diyerek işe başladı.
29. Musa Şuayb’ın kızıyla evlenip orada uzun bir zaman kaldı. Şuayb peygamberin yanında, farkında olmadan “peygamberliğe hazırlık” eğitimi için belirlenen süreyi çölde tamamladıktan sonra soğuk bir kış gecesi Medyen’den ayrılıp ailesiyle beraber Mısır’a doğru yola çıkıtı. Yol üzerinde Sina- Tur Dağı’nın yakınına geldiklerinde dağın yamacında bir ateşin aydınlığını gördü. Tur dağının yanından geçerlerken, dağın yamacında bir ateş gördü ve ailesine dedi ki: “Siz burada bekleyin. Ben uzakta ağaçların arasında bir ateş gördüm. Belki oradan size ya gideceğimiz yönle ilgili bir haber veya ısınmanız için bir ateş koru getiririm diyerek, ateşi gördüğü yere yöneldi.”
30. Mûsâ oraya gelince kutlu bereketli ve mübarek bölgedeki vadinin sağ yanındaki bir ağaç istikametinden Allah ona şöyle seslenildi: “Ey Musa! Bu duyduğun ses alemlerin rabbi olan Allah’ın sesidir. Bil ki Ben alemlerin Rabbi olan Allah’ım.
31. Ben seni Peygamber olarak seçtim. Sana birtakım mucizeler vereceğim. Gelecekteki vazifene hazırlanma adına, onlardan birkaçını sana göstereyim. Bu ilk hitabının ardından, Allah ona asanı yere bırak diye seslendi.” Musa da asasını yere bıraktı. Fakat, asanın çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına bakmadan dönüp korkudan koşarak kaçtı. Bunun üzerine Allah “Ey Musa! Geri dön ve korkma. Yaklaş, şüphesiz sen burada bir peygamber olarak güvendesin diye seslendi.”
32. Bu eğitim amaçlı tatbikatın ikinci bölümünde kendisine şöyle seslenildi. Ey Mûsâ! Şimdi de elini koynuna sok. Dün bir adamın ölümüne sebep olan elin, bugün tevbe ve pişmanlıkla aklanmanın bir sembolü olarak, koynundan kusursuz ve bembeyaz parlayan bir ışık kaynağı olarak çıksın. İlk kez gördüğün bu olağanüstü hadiseler karşısında korktuğunu biliyoruz. Önce, korkudan sağa sola açılan kollarını kendine çek, sakin olmaya çalış. Artık korkularını yenip kendini toparla, kaygılarından uzaklaş ve cesur ol. Gördüğün gibi sana iki mucize verildi. Bu ikisi yani yılana dönüşen asâ ve parlayan el, Rabbinden Firavun’a ve adamlarına karşı peygamber olarak gönderildiğini göstereceğin iki kesin delildir. Sana verdiğim görev gereği onlara gitmen gerekiyor. Şüphesiz onlar müşrik ve kâfir oldukları için birçok zulüm yapan yoldan çıkmış günahkâr ve zalim bir kavim haline geldiler.”
33. Bunun üzerine Musa dedi ki: “ Ey Rabbim! Sen biliyorsun ben yıllar önce onlardan birini istemeden de olsa öldürdüm. Bu yüzden Firavunun sarayına gidersem onların da beni öldürmelerinden ve buna bağlı olarak verdiğin peygamberlik görevini gerçekleştirememekten korkuyorum.
34. Ben Firavun ailesinin içinde büyüdüm. Onların kültürüyle, onların iyilikleriyle yoğunlaşan bir hayatım oldu. Bu nedenle rahat konuşamam. Üstelik, çok güzel ve etkili konuşma yeteneğine sahip değilim. Onların karşısında dilim düğümlenir. Kardeşim Harun’un ise dili ve konuşma üslubu, benimkinden daha akıcı, daha etkili ve düzgündür. Onu benimle beraber yardımcı olarak görevlendir de bana destek olsun. Çünkü ben onların inanmayıp beni yalanlamalarından korkuyorum. Onun yanımda olması bu endişelerimi azaltır diye ümit ediyorum demişti.
35. Allah da dedi ki: Harun’a da peygamberlik vererek, senin gücünü kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir yetki ve üstünlük vereceğiz ki. Göstereceğiniz kanıtlar ve mucizeler sayesinde onlar asla size zarar veremeyecekler ve el uzatamayacaklar. Haydi! Ayetlerimizle Firavun’a gidin. Siz ve size uyanlar eninde sonunda mutlaka zalimlere karşı üstün geleceksiniz.
36. Musa bu manevî hazırlığın ardından korku ve endişelerinden bir nebze kurtuldu. Mısır’a girdi, kardeşi Hârûn’u buldu. Musa Harun’a olanları anlattı ve ardından Firavun ve adamlarının karşısına çıkıp, onlara yaratılışlarının sebebi olan, Allah’ın belirlediği bir hayat nizamına davet eden apaçık ayetlerimizi ve kendisine verilen peygamberliğinin delili olan mucizeleri gösterince Firavun ve yöneticileri ise onları hafife alarak dediler ki: “Bu söylediklerin olsa olsa önceden planlanmış ve düzmece büyücü sözlerinden başka bir şey değildir. Hem konu sihirse biz daha iyisini yaparız. Zaten dediklerin doğru olsaydı bunu bizim de bilmemiz gerekirdi fakat biz önceki atalarımızdan, Musa’nın söylediklerini doğrulayacak böylesi şeyler hiç duymadık”.
37. Bunun üzerine Musa onlara şöyle dedi: “ Doğruyu ve yanlışı belirlemede atalarınızı ölçü yapmayın. Kâinatta olan her şeyin sahibi Allah’tır. Ben Rabbimin katından doğru yolu bildirmek ve o yola rehberlik etmek için gönderilmiş bir elçiyim. Rabbim kimin kendi katından doğru yol olan hidâyet bilgisiyle geldiğini ve hem dünyada hem de ahirette hayırlı akıbetin ve nihaî mutluluğun kime nasip olacağını ve kime neyin kalacağını en iyi bilendir. Sizin atalarınız hakkında şöyle veya böyle demeniz mühim değil. Mühim olan atalarınızın Rabbimin katındaki değeridir. Herkes Rabbimin katında yaptıklarının karşılığını alacaktır. Doğrusu zalimler, asla hedefe ulaşıp kurtuluşa eremezler ve Allah’ın cezasından asla kurtulamazlar.” Firavun, Mûsâ’nın konuşmalarını ciddiye almadı. Ona meydan okudu. Halkın kalabalık olduğu bir bayram sabahı en yetenekli sihirbazlarını topladı. Sihirbazlar bütün sihirlerini ortaya attıklarında, Mûsâ’nın asası sihirbazların bütün sihirlerini yutmuştu. Bunun üzerine sihirbazlar halkın gözü önünde iman etmişti.
38. Firavun Musa’nın söylediklerine karşı yerle bir olan itibarını düzeltmek için kendi adamlarına dönerek: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum. Söyleyin bana, bütün Mısır’ın sahibi ve efendisi ben değil miyim? Ben sizin en yüce rabbinizim. Fakat bu adam, sadece bu ülkenin değil, tüm varlıkların efendisi olan bir ilahtan söz ediyor. O hâlde ey Haman. Haydi benim için şu tuğla yaptığın ocağı tutuştur çamuru pişir ve imal ettiğin tuğlalardan bana öyle yüksek bir kule yap ki. Belki kulenin tepesine çıkarım ve gökleri tarayıp Musa’nın ilahını gözlerimle göreyim diyerek alay etti. Bununla birlikte ben Musa’nın söylediklerine inanmıyorum ve onun şan şöhret peşinde koşup yalan söyleyen biri olduğuna eminim dedi.
39. Böylece Firavun ve askerleri alaycı tavırlarla böbürlenip bildikleri gibi hareket ettiler. Yeryüzünde hak hukuk tanımadan büyüklük tasladılar ve sanki dünya kendilerine kalacakmış gibi zulmetmeye devam ettiler. Bir gün hesap vermek üzere huzurumuza getirileceklerini ve düşünmüyorlardı.
40. İşte bu yüzden Biz de onu ve askerlerini Mûsâ’nın ardından geldikleri Kızıldeniz’de kıskıvrak yakalayıp denize gömüverdik. İşte bu ibretlik hadiseye ve ilahlık taslayan ve yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bak bakalım.
41. Yeryüzü Firavun gibi zalim diktatörleri çok gördü. Onları ve Firavun gibi benzerlerini ateşe çağıran önderler ve kötülüğün bütün zamanlardaki rehberleri kıldık. Dünyada iken halkı hizmetlerinde kullansalar da kıyamet günü mahşer meydanında kendilerine asla yardım edilmeyecektir.
42. Öyle kötü izler bıraktılar ki, bu dünyada onları, arkalarından sürekli lanetle anılan kimseler yaptık. Kıyamet gününde de onun gibiler insanlar suratları simsiyah bir hâle getirilerek çirkinleştirilen ve en çok nefret edilen aşağılık, iğrenç ve küçük düşürülmüş kimselerden olacaklar.
43. Andolsun ki, biz müşrik ve kâfirlikte direnen Nûh, Hûd, Sâlih, Lût kavmi gibi önceki nesilleri bu tutumları sebebi ile helak ettikten hayli zaman sonra, belki düşünürler diye insanları doğru yola yönelten bir kılavuz, bir aydınlanma kaynağı ve ilahi bir rahmet olmak üzere Musa’ya Tevrat isimli kitap verdik. Kitapta insanlara yol gösterecek, onları kötülüklerden uzaklaştıracak yasalarımız vardı. Ki böylece insanlar akıllarını kullanıp sorumluluklarını yerine getirsin ve okuyup düşünerek gerekli dersleri çıkarmak için öğüt alsınlar.
44. Ey Muhammed! Bu âyetleri senin uydurduğunu söyleyen Mekkeli müşrikler iyi bilsin ki, Biz Musa’ya Tevrat’ın âyetlerini vahyettiğimizde, sen Tuva vadisinin yakınında yani Sina Dağı’nın batı tarafında değildin. Dolayısıyla sen o kavmin yaşadıklarına da şahit olanlardan da değildin ve onlardan habersizdin.
45. Ancak biz onlarla senin aranda birçok nesiller yarattık. Onların üzerlerinden uzun zamanlar geçti. Sen eline Tevrat’ı ve İncil’i almadığın halde, o zaman diliminde yaşanan olayları tüm ayrıntıları ile dosdoğru bir şekilde haber veriyorsun. Bu haberleri verirken, Medyen halkı arasında Şuayb’la birlikte yaşamadın ki. Dolayısıyla olup bitenlerin şahidi olarak ayetlerimizi onlardan okumuş duymuş ve bunları görüp öğrenmiş biri de değilsin. Bu yüzden, orada olup bitenleri bilmene imkân yok. Kısacası, tek başına bu tarihi gerçek bile gösteriyor ki, seni peygamber olarak seçip sana bu âyetleri gönderen ancak biziz.
46. Yine Musa’ya seslendiğimiz zaman sen Tur’un yani Sina Dağı’nın yamacında Mûsâ ile beraber değildin. O günü, o günden önce ve sonra olanları bilmen mümkün değildi. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine senden uzun bir süre önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi hakikate davet edip uyarasın diye gönderildin. Umulur ki Allah adına yaptığın daveti ve ayetlerini okuyup düşünürler de doğru olana uyarlar.
47. Ayrıca bu şirk ve küfür bataklığında yaşayanlar, kendi elleriyle yaptıkları çirkin işlerden ve günahlarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “ Ey Rabbimiz! Bize de doğru yolu gösteren bir peygamber gönderseydin, biz de senin ayetlerine uyardık. O zaman başımıza bu musibetler gelmezdi ve müminlerden olurduk” demesinler diye mazeret beyan etmemeleri için seni peygamber olarak gönderdik.
48. Fakat onlara bizim katımızdan kendilerini ilâhî nizam ve ahlaka davet eden hak peygamber gelince: “ Madem Muhammed de Peygamber olduğunu iddia ediyor, o zaman Musa’ya verilen mucizelerin benzerleri niçin ona da verilmedi? dediler. Peki, vaktiyle Musa’ya mucize verildi de ne oldu? Müşrikler elçimiz Muhammed’e verileni inkâr ettikleri gibi daha önce Musa’ya verilen mucizeleri görmelerine rağmen Tevrat’ı da inkâr etmemişler miydi? Geçmiştekilerin inkâr ettiğine, günümüz kâfirlerinin iman edeceğini mi sanıyorsunuz? Onlar, Musa ve Harun için: Bunlar göz boyayıcı sihirbazlardır. Hatta Kur’ân ve Tevrat, birbirine destek olan iki sihirli söz ve insanı uyuşturan masallardır deyip te davete sırtlarını dönmediler mi? Böylece onların peygamberliklerini ve tebliğ ettikleri ayetleri reddetmediler mi? Şimdi de bu kafirler kararlı bir dille: “Biz Musa’ya verilen kitaba da sana verilene de kısaca kitap adına ve din adına ne varsa hiçbirine inanmıyoruz ” diyorlar.
49. Ey Peygamber! Onlara de ki: “Eğer Kur’an ve Tevrat’a sihir demekle doğru söylüyorsanız haydi Allah katından gönderilmiş olan bu ikisinden daha doğru yolu gösteren hayat nizamı ve ahiret mutluluğu sağlayan başka bir kitap varsa getirin, ben de ona uyayım.”
50. Eğer bu meydan okuma karşısında müşrikler senin bu davetini kabul etmeyip sana makul ve mantıklı bir cevap veremezlerse ki asla veremeyecekler, bil ki onlar hiçbir delil olmadan yalnızca boş arzu ve hayallerinin peşinden gitmektedirler. Allah’tan kitap ve peygamberlerle gelen bir belge veya yol gösterici olmaksızın, doğru yolu bırakıp da sadece kendi bencil arzularına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah böylesi müşrik ve yanlışa dalmış, yaratılış gayesi dışına çıkan zalim bir toplumu, zorla doğru yola iletmez ve umduklarına kavuşturmaz.
51. Andolsun biz, olur ki iyice anlayıp düşünürler diye onlara ayetlerimizi birbiri ardınca bölüm, bölüm indirdik. Ama ayaklarına kadar gelen fırsatı değerlendirip iman etmediler.
52. Bundan daha önce kendilerine kitap verdiklerimizden samimi ve iyi niyetli bazı kimseler yine de doğruları tasdik eden bu Kur’an’a inanırlar.
53. Nitekim öyle de oldu. Onlara Kur’an okunduğunda onlar da: “ Evet, bunlar Allah’ın ayetleridir. Muhammed de Allah’ın peygamberidir. Biz ona ve bu kitapla yapılan davete hemen inandık ve uyduk. Şüphesiz daha önceden inandığımız ilahi kitaplar ne ise Kur’an da odur. Hepsi de Rabbimizden gelen bir gerçektir. Biz zaten bundan önce de sizin gibi Allah’ın emirlerine itaat eden Rabbimize boyun eğen Müslümanlar idik” Dolayısıyla, inancımızdan vazgeçip yeni bir dine girmiş değiliz. Aksine, önceki Peygamberlere iman ettiğimiz gibi, onların müjdelemiş olduğu Son Elçiye de iman ediyoruz.” derler.
54. İşte Allah’ın davetine yürekten iman eden bu insanlara, hem Kur’an’a hem de Kur’an’dan önceki kitaplara iman ettikleri için, hem de şirk koşmadan iman ettikten sonra bu tür baskılara sabretmeleri sebebiyle Hesap Gününde mükâfatları artırılıp iki katı verilecektir. Onlar da Mekke’deki Müslümanlar gibi Kur’an ahlakıyla ahlaklanıp mecbur kalmadıkça şiddete başvurmaz, kötülüğü iyilikle cevap verirler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizin bir miktarını ihtiyaç sahipleri için hayır ve Allah yolunda harcarlar.
55. Onlar gereksiz ve boş söz işittiklerinde aynıyla cevap vermekten uzak durup onlardan yüz çevirirler ve o boş sözleri sarf edenlere: “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da sizedir. Allah her birimizi görüyor. Size selam olsun ve bizden uzak durun. Sizin sataşmalarınıza cevap vererek sizin seviyenize inmeyiz. Allah’tan uzak nankörlerle ve doğru ile yanlışı ayırt edemeyen cahillerle bizim işimiz yok. Onlardan hayır beklemeyiz ve onların yanlışına düşmek istemeyiz” diye olgunlukla cevap verirler.
56. Ey elçimiz Muhammed! Mekke müşriklerinden bazılarının, özellikle de senin akraban olan bazı kimselerin sana inanmamalarının seni çok üzdüğünü biliyoruz. Fakat bilesin ki sen ne kadar istesen de sevdiğini ve kendince Müslümanlığa lâyık görüp istediğin kimseleri yaratılış sebepleri olan doğru yola iletemezsin. Sen istiyorsun diye insanlar iman etmezler! Senin elinde böyle bir güç yok. Ancak Allah iyi niyet ve gayretine göre buna talip olup tercih edeni ve samimi bir kalple gerçeğe ulaşmak isteyeni doğru yola iletir. Kimin gönülden bunu istediğini ve hidayete layık olduğunu ve doğru yola ereceğini de en iyi O bilir. Allah kimin samimi iman etmeye yakın olduğunu bilir ve sana ancak böyle kimseler iman eder. Yasamızda kimseye zorla inandırmak yoktur. Kalbi hidayete kapalı olanlara hidayet etmeyiz. Eğer kalbi hidayete kapalı olanlara zorla hidayet nasip edersek; gerçekten inanmak isteyenlere haksızlık etmiş oluruz. Sana düşen görev ayetlerimizi onlara güzelce açıklamandır.
57. Bir kısım müşrikler buna gerekçe olarak Peygamber’e: “ Ey Muhammed! Aslında güzel şeyler söylüyorsun. Fakat biz senin davetini kabul edip seninle birlikte doğru yola girersek, atalarımızın nizamını yıkmaya çalışmakla suçlanıp diğer kabileler tarafından yurdumuzdan atılırız. Şefaatçi diye kabul ettiğimiz ilahlarımızı terk edersek, onları karşımıza almış oluruz. derler. “ Ayrıca putlara tapmalarının çevre kabileleri ticaret için Mekke’ye çektiğini ve putların kendilerini onların saldırılarından koruduğunu sanırlar. Onların bu sözleri bile ayetlerimizle açıkladığımız gerçekleri görmediklerini, ayetlerimizle akıl etmediklerini, hala cehaletin peşinden gittiklerini gösteriyor. Niçin endişe edip peşlerinden gidiyorlar ki? Halbuki Biz onları katımızdan bir rızık olarak, her çeşit ürünün getirilip toplandığı ve Kâbe’den dolayı da dokunulmaz saygın ve güvenlikli bir yer olan Mekke’ye yerleştirmedik mi? Allah kendilerine bu kadar güvenli ve bol kazançlı bir belde nasip ettiği halde, nasıl olur da O’nun elçisine iman etmenin kendilerini sıkıntıya sokacağını ileri sürebilirler? Rızık konusunda çıplak kayalardan oluşan bu kurak yeri, bu hale getiren Rablerine güvenmeleri gerekmez mi? Fakat onların çoğu ufak tefek dünyalık hesaplara takıldıkları için, yaratılış gayelerini, kendilerini koruyan ve rızıklandıranın Biz olduğunu ve daha fazlasını yapabileceğimizi, dolayısıyla da üstünlük ve başarıya ancak O’na kulluk etmekle ulaşılabileceğini bilmiyorlar. Oysa tam aksine, onları sıkıntıya sokacak ve sahip olduğu nimetlerden mahrum bırakacak olan davranış, elçimizi yalanlamak ve Allah ‘a şirk koşmaktır.
58. Biz, geçmişte refahtan, lüksten azgınlaşıp şımarmış nice kavimleri azabımızla helak ettik. Bakın işte onların harap olmuş yurtlarını ve evlerinin durumunu kendi gözlerinizle görün. Bir zamanlar cıvıl cıvıl insanlarla dolup taşan bu şehirler, şimdi nasıl virane ve perişan bir hâle gelmiş! Kendilerinden sonra arkalarından gelen pek az insan oralarda yerleşip oturulabilmiştir. Oralara da bizim içlerinden kurtardığımız mü’minler varis oldu. Çünkü herkes göçüp gittikten sonra, ebediyen kalacak olan yalnızca biziz. Zaten her yerin ve her şeyin gerçek sahibi de Allah’tır. O hâlde, bugünkü zalimlerin başına gelecek olanlar da bundan farklı olmayacaktır.
59. Elçimize iman etmemek için böyle bahaneler ileri sürenler bilsinler ki, helâk yasasında işleyiş şöyledir: Senin Rabbin, bir şehrin merkezî yerlerine, kendilerine ayetlerimizi tebliğ edip okuyup anlatan bir elçi veya davetçi görevlendirmedikçe o toplumu asla helak etmez. Zaten Biz halkı ve yöneticileri şirk küfür, haksızlık peşinde koşan zalimler olmadıkça o memleketleri helak etmeyiz. Biz ancak şirk ve küfür nizamlarını inatla devam ettirmek isteyerek, gönderilen elçimize ve ayetlerimize karşı çıkan toplumları azabımızla helak ederiz. Öyleyse düşünün; Kur’an’a göre bir hayat yaşadığınız zaman mı üstünlük ve başarıyı elde edeceksiniz, yoksa onu rafa kaldırıp arzularınızın peşine düştüğünüz zaman mı? O korkup çekindiğiniz felâketler, iman ettiğiniz takdirde mi başınıza gelecek, yoksa inkâra yöneldiğiniz zaman mı?
60. Ey insanlar! Size bu dünya hayatında verilen mal mülk, zenginlik gibi her şey yaşamınız için gelip geçici bir imkân ve yine bu dünyada kalan bir güzellikten ibarettir. Zamanla hepsi yok olur gider. Oysa Allah katında mükâfata layık olanlara âhirette verilecek nimetler, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ bu gerçeği düşünüp aklınızı ve vicdanınızı hiç kullanmayacak mısınız?
61. Haydi, aklınızı kullanıp bir kıyas yapın. Bu dünyada dürüst ve erdemlice bir hayat yaşayan ve sonunda kendisine tarifsiz güzellikte bir cennet vaat ettiğimiz ve dolayısıyla zamanı gelince de ona kavuşacak kimseyi düşün. Bu kişinin durumu ile kendisini dünya hayatının nimetlerinden kısa bir süre yararlandırdığımız sonra da müşrik ve kâfir olarak yaşadığı için kıyamet günü cezalandırmak üzere huzurumuza getirileceklerin durumu hiç aynı olur mu? Ayetlerimize inanıp yasalarımıza uyanlara vereceğimiz mükâfat ile dünyanın geçici zevklerine dalıp ayetlerimizi inkâr eden, yasalarımıza karşı gelenlere vereceğimiz ceza bir midir? Onlar nasıl hüküm veriyorlar?
62. Her şeyin hesabının görüleceği o Kıyamet günü, Allah şirk koşanları huzurunda toplayacak ve şöyle seslenecek: “Allah’tan başka ilahlar edinerek bana ortak olduğunu sandığınız varlıklar ve her emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek size şefaat edeceğini iddia ettiğiniz sahte önderler, yok olup gitmeyeceğini sandığınız saraylarınız, servetiniz, şöhretiniz, hani şimdi nerede? Yeryüzünde yaşarken yasalarımıza karşı gelen çıkarlarına göre uydurdukları yasalarla toplumları yöneten ilahlarınız ve beşerî otoriteleriniz nerede? ” diyecektir.
63. O Gün sözde ilah oldukları için Allah’a şirk koşma ve isyan etmede başı çekerek haklarında azap hükmü gerçekleşen müşrik önderler, yaptıkları yanlışı itiraf etmek zorunda kalıp derler ki: “Rabbimiz! Tamam, doğru yoldan sapmaya yatkın olanları şirk koşmaya inandırdığımızı itiraf ediyoruz. Onlar bizim yoldan çıkarıp senin davetinden uzaklaşmalarına sebep olduğumuz ve azdırdığımız kimseler. Kendimiz davet edilmemize rağmen nankörlük ederek azdığımız gibi onları da azdırdık. Bunu kabul ediyoruz. Fakat kendilerini hiç zorlamadık. Sonuçta kendi istekleriyle bize uyarak arkamızdan geldiler. Bizi Sana ortak diye tanımış olmalarını ve onların bize tapındıkları iddiasını şimdi burada reddediyoruz. Şimdi biz aradan çekildik, ‘hüküm vermen için’ onları sana bıraktık. Onlardan uzaklaşarak yaptıklarımızın hesabını vermek üzere sana sığınıyoruz. Aslında onlar yasalarımıza uyarak gerçekte bize kulluk etmiyorlardı. Sadece yasalarımız kendi heves ve çıkarlarına uyduğu için bizim peşimize düşmüşlerdi. Aslında onlar kendi arzularına heveslerine tapan insanlardı.
64. Bu defa, onları Allah’a ortaklar olarak tanıyıp onlara uyanlara: “ Allah’tan başka ilah edinip de şefaatçi kabul edip medet umduğunuz ve peşinden gittiğiniz ortaklarınızı çağırın bakalım, şefaat edebilecekler mi? Yalvarın da kurtarsınlar bakalım sizi kurtarabilecekler mi? ” diye soracaktır. Onlar da medet umup ilah edinmiş olduklarını yardıma çağırırlar. Ama yalvarıp çağırdıkları da kendi dertlerine düştüğü için kendilerine cevap veremezler ve cevap olarak inkâr ettikleri ve böylece hak ettikleri azabı görürler. Keşke uyarılara kulak verseydik ve önceden gerçeği görüp Allah’a karşı sorumluluklarımızı yerine getirseydik. Keşke âhirete iman ederek doğru yolu izlemiş olsaydık diye yanıp yakılacaklar. Oysa yaşarken akıl edip yasalarımıza uysalardı, bu azapla karşılaşmazlardı.
65. Allah o gün müşrik ve inkârcılara yine seslenir ve: “ Kendilerine gönderilen Peygamberlere ve tebliğ ettikleri mesajları size ileten davetçilere karşı ne cevap verdiniz? İnkâr edip düşman kesilmiştiniz değil mi? ” diye seslenecektir.
66. İşte o an korku, pişmanlık ve dehşetten dilleri tutulup dünyaları kararıverir. Mazeret olarak öne sürebilecekleri bir kelimelik olsun cevap bulamazlar. O gün onların bütün bahane kapıları da kapanmış olacak ve ileri sürecekleri hiçbir mazeret kalmayacaktır. Üstelik birbirlerine de herhangi bir şey soramazlar. Zaten artık o mesajlara uyma fırsatları da çoktan kaçmış olacaktır.
67. Ancak dünyada iken şirk ve küfürlerinden dönerek samimiyetle tevbe eden ve Allah’ın davetine dönüp, iman eden ve imanlarına yaraşır güzellikte salih amel işleyenlere gelince. İşte, bu hal üzere ölenler, ahirette kurtulanlardan olmayı elbette umabilirler. Yeter ki, Allah’ı iyi tanısınlar. Rabbin tövbe edenlere karşı merhametlidir, bağışlayandır.
68. Gerçek şu ki, senin Rabbin dilediğini istediği şekilde yaratır ve neyin iyi, neyin kötü olduğuna yalnızca O karar verir. Dilediğini de elçisi olarak seçer. Allah’ın seçip hüküm buyurduğu yerde yaratılmışların herhangi bir konuda bir tercih karar verme ve seçme hakkı yoktur. O hâlde, inkârcılar nereden yetki almışlar da yarattığımız varlıklar arasından akıllarına eseni kurtarıcı, belâları defedici ve şifa verici olarak ilan etmişler? Hangi güç ve yetkiye dayanarak haramı helâl, helali haram yapmışlar? “Eğer Allah bir Resul göndermek isteseydi falancayı veya filancayı gönderirdi!” diyorlar. Seni resul seçmemizi beğenmiyorlar. Resul olmayı sana yakıştıramıyorlar. Kim oluyorlar ki işimize karışmaya cüret ediyorlar? Sınırsız kudret ve yüceliğiyle Allah, müşriklerin ilâhlık mertebesine yücelterek O’na ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir, şanı çok yücedir. O sınırsız ilim ve kudret sahibi, tek yüce olandır.
69. Ey Peygamber! Senin Rabbin yaratılanlara benzemez. Onların içlerinde sakladıklarını da açığa vurduklarını da hangi gizli düşünce ve niyetleri taşıdıklarını da çok iyi bilmektedir. Kalplerine rağmen söyledikleri yalanları da bilir.
70. Çünkü O her türlü beşerî zaaftan münezzeh olup onları yaratandır ve kendinden başka ilah olmayan Allah’tır. Dünyada da ahirette de övülmeye ve şükredilmeye layık olan da yalnızca Allah’tır. Bütün övgüler O’na mahsustur. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elinde olduğu gibi, Hesap Gününde son sözü söyleyecek olan da O’dur; Hüküm verme ve hükmedip kanun koyma yetkisi de yalnızca O’nundur. Unutmayın ki eninde sonunda bütün bir hayatın hesabını vermek üzere O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.
71. De ki: “ Hiç düşündünüz mü, eğer Allah geceyi kıyamete kadar üzerinizde sürekli soğuk ve karanlık olarak aralıksız devam ettirse, Allah’tan başka sizi aydınlığa kavuşturacak başka bir ilah ve Allah’tan başka size bu nimetleri sağlayabilecek bir kudret var mı? Elbette yok. Gerçek bu kadar açık ve deliller ortada iken hâlâ gerçekleri görmüyorsunuz? O’nun adına yapılan davete kulak vermeyecek misiniz?
72. Yine de ki: “ Bir de şunu düşünün. Eğer Allah üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli sıcak ve aydınlık kılsa, Allah’tan başka size huzur içinde uyuyarak dinleneceğiniz geceyi geri getirecek başka bir ilah var mı? Elbette yok. Bunca delillere rağmen hâlâ bu mükemmel nizamı sizin için kuran Allah’ın davetine uymayacak mısınız ve gözünüzü açıp gerçekleri görmeyecek misiniz? Allah’ın koyduğu bu yasayı değiştirecek kimdir? Yeryüzünde altı ay gece altı ay gündüz olan yerler var. Haydi! Yapabiliyorsanız değiştirin yasamızı. Yapamazsınız değil mi? Unutmayın! Ancak yasalarımıza uyarak yaşarsanız mükâfatlandırılırsınız. Ama sizi denemek için verdiğimiz gücü kullanarak yasalarımıza karşı çıkar, kendi kafanıza göre uydurduğunuz yasalara göre yaşarsanız, andolsun ki sizi cezalandırırız. Bu sözün daha neyini anlamıyorsunuz? Niçin üzerinde durup düşünmüyorsunuz?
73. Sizin için, geceyi dinlenmeniz ve gündüzü de hayatta kalabilmeniz için O’nun lütfettiği nimetlerden rızık aramanız için şaşmaz kanunlara bağlı mükemmel bir sistem çerçevesinde ve belli bir düzen içinde yaratması Allah’ın size olan şefkati ve rahmetindendir. Belki böylece nimetlerine şükredesiniz. Sizden istenen dünya hayatını Rabbinizin daveti olan nizam ile yaşamanızdır.
74. Aradaki aracılar ile Allah’a ortak koşanlara gelince. Bütün insanların dirilip bir araya geleceği o büyük gün, Allah müşrik olmayı seçenlere seslenerek: “Hani her emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek ortaklarım olduklarını öne sürdüğünüz önderleriniz ve şefaatlerini umduğunuz sahte ilâhlarınız nerede?” diye soracak. Yeryüzünde onlara makamlar, şanlar, şöhretler veriyordunuz. Yeryüzünde onlara hâkimiyet ve otorite veriyordunuz. Dediklerine harfiyen uyuyordunuz. Onlar yasalarımıza karşı çıkarken alkışlarla onları tasdik ederek tapıyordunuz. Onlar sizi her türlü şeyden kurtaracaklarını böbürlenerek söylüyorlardı. Haydi! Çağırın onları gelsinler bakalım. Sizi cehennem ateşinden kurtarabilecekler mi görelim. O gün asıl gerçeği siz göreceksiniz! Sizi ve kurtarıcı sandığınız kişileri sizinle birlikte nasıl cehenneme atacağız
75. Biz o gün her ümmetten kendilerine gönderilen peygamberi, şahit olarak karşılarına çıkaracağız ve onlara: “ Ey kâfirler! Peygamberler, sizi yaratılış sebebiniz olan nizam ile yaşamaya davet etmelerine rağmen bunu kabul etmeme nedenini ve geçmişte öne sürdüğünüz bâtıl iddialarınıza dayanak yaptığınız delillerinizi ortaya koyun bakalım ” diyeceğiz. Fakat o gün müşrikler, utanç içerisinde başlarını öne eğmekten başka bir şey yapamayacaklar. Böylece onlar da gerçek Rab ve ilahın Allah olduğunu, ibadete lâyık ilâhlık hakkının sadece Allah’a ait olduğunu anlayacaklar. Ve onların Allah’a ortak koşup şefaatçi diye bel bağladıkları ve din adına uydurdukları bütün sahte ilahlar da onları yüzüstü bırakıp ortadan kaybolacak. Hal böyleyken, onlar hâlâ Rablerine kulluk etmekten kaçınıyorlar ve makam, şöhret, servet ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek, bunları Allah’a ortak koşuyorlar?
76. Unutmayın ki sizler gibi servetine güvenen Karun’un yaşadıklarında sizler için önemli dersler vardır Firavunun en büyük işbirlikçisi olan Karun da Musa’nın kavmindendi. Fakat çıkarı gereği servetini, Firavunun hizmetinde kullanarak halkına ihanet etti. Onlara karşı saldırganca ve zalimce davrandı. Oysa Biz ona öyle hazineler dolusu bir servet vermiştik ki, halkın sırtından kazandığı hazinesinin anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir grup insana zor gelirdi. O da bu servetinin gücü ile şımarıp böbürleniyordu. Hani Karun’un gittikçe yoldan çıktığını gören kavmi, kendisine Allah’ın bir imtihan aracı olarak nasip ettiği gücü ve serveti, dünyada O’nun bildirdiği gibi kullanması ve âhireti de unutmaması gerektiğini nasihat ederek: “ Ey Karun! Haddini aşarak servetinle gururlanıp sakın şımarma. Çünkü Allah servetine güvenip şımaranları kibirlenenleri sevmez diye uyarmıştı.
77. Allah’ın sana verdiğinden, O’nun rızasına uygun şekilde fakir fukaraya harcayarak ahirette iyi bir yer tutmanın yolunu ara, yani cenneti kazanmaya çalış. Fakat dünyadan nasibine düşeni Allah’ın senden istediği gibi bir hayatı bu dünyada yaşayacağını; bunun için, Allah’ın sana verdiği tüm imkân ve fırsatları, O’na ibadet ve itaat ederek, O’na kul köle olarak sadece O’nun yolunda kullanman gerektiğini; kısaca bu dünyada yaptığın, yapacağın kulluk ile, ahireti, ancak bu dünyada kazanacağını da sakın unutma. Allah sana nasıl böylesine büyük bir ihsanda bulunup iyilik etmişse sen de insanlara fakirlere, muhtaçlara iyilik et. Yeryüzünde nankörlük edip bozgunculuk çıkarma. Çünkü Allah fesat çıkaran bozguncuları sevmez.”
78. Karun uyarılara kulak tıkayıp bunu söyleyenlere: “Herkes iyi bilsin ki, bu sahip olduğum serveti, Allah’ın lütfuyla değil, kendi bilgim ve becerilerim sayesinde elde ettim. O yüzden de mal benim, mülk benim, nasıl harcayacağıma da ben karar veririm diye cevap verdi. Oysa o sahip olduğu bilgiyi, beceriyi kendisine bahşeden Allah’ın, kendinden önceki nesillerden onun gibi düşünüp yaşayan ve ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş nice kimseleri kibir ve Allah’a başkaldırmaları sebebi ile azaba uğratıp helak ettiğini bilmiyor muydu? O yüzden Karun gibi suçu sabitleşmiş günahkârlardan, azap sırasında günahları ve yaptıkları ile ilgili sual bile sorulmaz. Onların suçunu itiraf etmeleri de gerekmez. Onlara ancak hesap sorulur. Çünkü onlar, bu tür davranışların suç olduğunu gayet iyi bildikleri hâlde, hiçbir zaman suçlarını kabullenmez, yaptıkları işin iyi olduğunu iddia ederler.
79. Karun kendisine yöneltilen öğütlere kulak vermedi. Bütün şatafatıyla süslenip görkem ve gösteriş içinde böbürlenerek kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatında zenginlik gösteriş ve gücün peşinde koşarak mala, mülke düşkün olanlar, onu bu şekilde görünce heveslendiler ve: “Keşke Karun’a verilen servet bize de verilseydi, biz de Karun gibi zengin olabilirdik. O gerçekten çok şanslı bir insan ” diye söylendiler.
80. Dünya hayatının geçici olduğunu anlayıp kendilerine derin bir ilim verilenler ve yaratılışlarının sebebini kavrayıp onun için gayret edenler ise, Karun’a imrenenlere şöyle dediler: “ Yazıklar olsun size. Heves ettiğiniz şey sadece zengin olmak mı? Halbuki, Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayıp, O’nun vereceği dünya ve ahiret ödülünü kazanmak daha iyi değil midir? İman edip imanlarına yaraşır şekilde Allah’ın razı olacağı salih amel işleyenler için Allah’ın nasip edeceği mükâfatlara kavuşmak daha hayırlı değil midir?”. Bu mükafata ise, ancak Allah yolunda gayret edip zorluklara karşı sabredenler kavuşturulurlar.”
81. Derken gün geldi, lüks ve refah içinde hayat süren o azgın, kibirli ve zalim Karun’u da herkesin imrendiği görkemli sarayını da hazineleri ile birlikte helâk edip yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ne kendisine yardım edebilecek bir kimse bulabildi ne de kendisine kendisini bu ibretlik sondan kurtarabilecek bir yardımı dokunabildi. Allah’a karşı o güçlü kuvvetli orduları ve adamları dahil hiç kimse ona yardım edemedi ve edemezdi de. İnsanın dünyadaki zenginliği ne olursa olsun, orduları ne kadar güçlü olursa olsun, yok etmek istediğimiz zaman anında yok ederiz. Buna karşı çıkacak hiçbir güç yoktur. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi iyi değerlendirsin. Biz onlar şımarsınlar diye değil, düşünüp öğüt alsınlar diye süre verdik.
82. Daha dün bunu görüp şahit olup da onun haline imrenip yerinde olmayı arzulayanlar, bu defa da: “ Vay canına! insan dünyadaki servetine çok fazla güvenmemeliymiş. Veren de alan da Allah imiş! Demek ki Allah imtihan etmek için inkârcı bile olsa kullarından istediğine rızkı bollaştırırmış ya da sınırlı ve ölçülü tutup daraltırmış. Dünya servetinin gerçek başarı olduğunu sanmakla ne büyük bir aptallık etmişiz. İyi ki, bizi zamanında uyaran ilim sahibi kardeşlerimize kulak vermişiz. Karun’a imrenmekle büyük hata yapmışız. Eğer Allah bize yaptığı uyarılarla ve merhametiyle lütufta bulunmasaydı, muhakkak söylediklerimizden dolayı bizi de onun gibi çoktan yerin dibine geçirmişti. Vay bize! Demek ki inkarcılar nankörler, kibirlenenler ve zalimler ne yaparlarsa yapsınlar ne kadar zengin olurlarsa olsunlar asla iflah olmazlar, kurtuluşa ve muratlarına eremezlermiş!” demeye başladılar.
83. İşte sonsuz ve sınırsız nimetlerle donattığımız ve dünyadan daha değerli ahiret yurdu olan cennet! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyen, bozgunculuk fesatçılık peşinde olmayanlara ve Allah’ın hayat nizamını yaşamak uğrunda, ellerinden gelen çabayı gösterenlere armağan olarak hazırladık. İyi bilin ki, en güzel, en mutlu sonuç, Karun gibi nankörler için değil Allah’ın sevgisini kaybetme korkusu ile Allah’ın azabından sakınan, Allah’a karşı saygılı ve itaatkâr davranan, Allah’ın kitabıyla yolunu bulan ve yasalarımıza uyarak yaşayan takva sahiplerinindir. Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanların varacağı yer, daimî mutluluk yurdu olan cennet olacaktır.
84. Allah, iyiliğe rahmetiyle, kötülüğe adaletiyle muamele edendir. Her kim ahirete iman itaat ve salih bir amelle gelirse ona yaptığından çok daha güzel, çok daha hayırlı bir mükâfat vardır. Her kim de yaratılış sebebi olan hakikate sırt döner ve nankörlük etmiş olarak Allah’ın huzuruna şirk gibi bir kötülükle gelirse, o kötülük işleyenler şunu iyi bilsin ki yalnızca işledikleri günahların karşılığı kadar azapla cezalandırılırlar.
85. Ey Peygamber! Şüphesiz sana Kur’an’ı indirip insanlığa tebliğ etme ve hayatına uygulama görevini veren, onunla amel etmeyi ona uymayı farz kılan Allah, bu hükümlerin yaşanacağı günleri de sana gösterecektir. Allah seni ve Kur’an ile farz kılıp davet ettiği hayat nizamına uyanları da öz yurdundan çıkaran zalimlerin hile ve tuzaklarından koruyarak ulaşman gereken yere ulaştıracak ve şimdi gözyaşlarıyla terk etmek zorunda kaldığın bu şehre, kısa bir zaman sonra muzaffer bir komutan olarak geri dönmeni sağlayacaktır. Ve görevlerini lâyıkıyla yaptıkları takdirde, tüm müminleri hem bu dünyada hem de âhirette onlara vaadedilen şerefli, onurlu ve mutlu bir hayata kavuşturacaktır. Ey Peygamber! de ki: “ Siz ne derseniz deyin kimin bu davete icabet ederek hidayet ve rahmeti tercih ettiğini ve kimin de zulmü ve nankörlüğü hayat tarzı kabul ederek apaçık bir sapıklık içinde olduğunu Rabbim elbette daha iyi bilir ve her birine hak ettiği karşılığı muhakkak verecektir.”
86. Ey Muhammed! Senin Peygamberliğini inkâr edenler, şunu bir düşünsünler. Sen günün birinde bir Peygamber olacağını ve bu ilâhî Kitab’ın sana vahiy yoluyla indirileceğini beklemiyordun. Böyle bir şey aklına bile gelmezdi. Ancak Rabbinin rahmeti sayesinde sana Kitap ve Peygamberlik gönderildi ve Rabbin bu kitapla doğruya ulaştırdı. Ey Müslüman ey şanlı elçi. O hâlde Rabb’inin sana verdiği bu görevi lâyıkıyla yerine getirmeye çalış. Her ne sebepten olursa olsun, sakın inkârcıların propagandalarına aldanıp da İslam davasına zarar vermek isteyen müşrik ve kâfirlere yardım etme ve arka çıkma. Ayetlerime karşı çıkan, yasalarıma uymayanlar katımda suçludur. Sen benim suçlu gördüklerime arka çıkamazsın. Sakın iyi niyetlerle onlardan yana olma.
87. Ayetlerimiz sana indirildikten sonra, gerçeği inkâr eden hiç kimse ve hiçbir güç sakın seni tevhide bağlılıktan ve Allah’ın ayetlerine uymaktan, onları insanlara duyurmaktan ve bu âyetlerin hükümlerini yerine getirmekten alıkoymasın. Tam tersine sen her hâlükârda İslam’ı güzel yaşayarak bıkıp usanmadan, ulaşabildiğin bütün insanları, Rabbinin dinine ve yoluna çağırmaya devam et. Ve sakın Allah’tan başka otoritelerin egemenliğine boyun eğerek ve onların yasalarına uyarak müşriklerden yana olma. Aksi takdirde şirk size de bulaşır.
88. Ey Resûlüm Allah’tan başka hiçbir varlığın şefaat yetkisine sahip olmadığını, kulluk edilmeye layık olamayacağını unutma ve müşriklerin ağır baskılarını omuzlarında hisseden her Müslüman’a şunları tek tek hatırlat. Ne olursa olsun Allah ile birlikte başka hiçbir ilaha iman edilsin diye davet etme, Allah’la beraber başka bir ilaha yalvarıp tapma diye söyle. Çünkü Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ve olamaz. O’nun zatından başka her şey günü gelince yok olacaktır. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi O’nundur ve hepiniz hesap vermek üzere O’nun huzurunda toplanacaksınız.
1-2
MEAL
1. Ta. Sin. Mim
2. Bunlar apaçık Kitab’ın ayetleridir.
MUSTAFA ÇEVİK
1-2 (Tâ. Sin. Mim.) İçinizden dinleyen ya da okuyanın anlayacağı harflerden oluşan kelimelerle ilâhi gerçekler size apaçık bildirilmektedir.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Ta. Sin. Mim Dinle bak, ey insan! Rabb’ inden sana bir mesaj geldi
2. Bunlar gerçekleri açıklamak üzere Allah’tan geldiği apaçık ortada olan ve insanlığa dünyada ve ahirette barış, huzur ve kurtuluş yollarını gösteren Kitab’ın ayetleridir. Dinleyen ya da okuyanın anlayacağı harflerden oluşan kelimelerle ilâhi gerçekler size apaçık bildirilmektedir.
3
MUSTAFA ÇEVİK
3 Ey Peygamber! Yaratılışının sebebini düşünüp de, ona uygun yaşamak isteyen kimselere öğüt ve ibret olsun diye, sana Musa ile Firavun arasında yaşanmış olan bazı kıssaları bildireceğiz.
MEAL AÇIKLAMASI
3. Ey Nebim! Sana iman eden ve imanda derinleşerek yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyen bir topluluk için öğüt ve ibret olsun diye Musa’nın ve Firavun’un haberlerinden bir kısmını dosdoğru olarak sana anlatacağız.
4
MUSTAFA ÇEVİK
4 Vaktiyle Firavun Mısır’da, halkı zorbalıkla sınıflara ayırıp, bunlardan bir kısmını da çok zayıf ve güçsüz hale düşürmek için erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu, çünkü o çok zalim ve bozguncu biriydi.
MEAL AÇIKLAMASI
4. Vaktiyle Firavun Mısır’da, saltanatı ile böbürlenip, ilâhlık iddiasında bulunarak şımarmış, kibir ve büyüklük taslamış ve zorbalığa kalkışmıştı. Saltanatını sürdürebilmek için oranın halkını etnik kökenlerine göre çeşitli sınıflara ayırıyordu. Onlardan kısmını el üstünde tutarken, adı İsrâiloğulları olan bir topluluğu aşağılayıp köle gibi ezerek zayıf ve güçsüz düşürmüştü, Onların nüfuslarındaki artışı önlemek için erkek çocuklarını hunharca öldürüp kadınlarını da utanç verici işlerde kullanmak ve yerli halkla evlendirmek için sağ bırakıyordu. Çünkü o yeryüzünü fesada verip iktidarını korumak için çıkarları peşinde koşan ve yaptığı soykırımla bozgunculuk çıkaran zalim birisiydi.
5-8
MEAL
5. Bizse o yerde zayıf düşürülenlere lütfetmek, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyorduk.
6. Ve onları o yerde hakim kılmak; Firavun’a, Haman’a ve o ikisinin askerlerine onlardan sakınmakta oldukları şeyi kendilerine göstermek (istiyorduk).
7. Musa’nın annesine: “Onu emzir. Başına bir şey gelmesinden korkacak olursan onu denize bırak. Korkma ve üzülme. Çünkü biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız” diye vahyettik (ilham ettik).
8. Nihayet Firavun’un adamları, kendilerine bir düşman ve üzüntü (sebebi) olması için onu bulup aldılar. Doğrusu Firavun, Haman ve askerleri yanılgı içindeydiler.
MUSTAFA ÇEVİK
5-8 Biz ise, yeryüzünde ezilen ve zayıf düşürülen bu insanları lütuf ve rahmetimizle zulümden kurtarıp onurlu bir toplum olarak Firavun’un ülkesine vâris olup iktidar olsunlar ve Firavun’un ordularının ve Haman’ın korktuklarını başlarına getirsinler istedik. İşte bunu gerçekleştirmek için de Musa’nın annesine şöyle vahyettik: “Onu bir süre emzir, şayet başına bir şey geleceğinden korkarsan, o zaman da onu nehrin sularına bırak, sakın korkma ve üzülme, çünkü Biz kesinlikle onu sana geri döndüreceğiz ve elçilerimizden biri yapacağız.” Nihayet Firavun’un ailesinden biri nehirden gelmekte olan bebeği buldu, sonunda kendileri için bir düşman ve hüzün kaynağı olacağını bilmeden, bebeğe sahiplendiler, işin gerçeğini Firavun’un Haman’ın ve askerlerinin de bilmesi mümkün değildi. Biz böyle olmasını dilemiştik
MEAL AÇIKLAMASI
5. Firavun, onların köklerini kurutmak isterken Biz ise diledik ki, yeryüzünde her devirde baskı, zulüm ve soykırımla ezilip zayıf düşürülenlere lütufta bulunalım ve rahmetimizle zulümden kurtaralım. Onları hayır adâlet, dürüstlük konusunda kendilerine uyulan önder bir millet yapalım. Onları bereketlerle donattığımız Firavun’un ülkesinin nimet ve zenginliklerini devralan onurlu mirasçılar kılmak istiyorduk.
6. Ve onları o ülkeye yerleştirip kendilerine geniş imkânlar vererek yeryüzünde hâkim kıldık. Onlar vasıtasıyla Firavun’a onun baş danışmanı olan Haman’a ve ordularına zalim hükümet ve hükümdarlara, iktidarlarını servetlerini kaybetme gibi korktukları şeyleri gösterip saltanatlarını başlarına geçirelim istedik. Ezdikleri ve hıyanet ettikleri mü’min mücahitlerin zafere erdiklerini, kendi devlet ve düzenlerini ele geçirdiklerini görüp kahrolsunlar ki, böylece intikamımızı alalım dedik.
7. İşte bunu gerçekleştirmek için de Musa’nın annesine ilham yoluyla şöyle vahyettik: “ Biz onu koruyacağız. Sen yavrunu bir süre emzir. Şayet Firavun ve askerleri tarafından başına bir şey gelmesinden korkacak olursan onu bir sandığın içine koy ve Allah’a emanet ederek Nil nehrine bırak. Sakın suda boğulur diye korkma ve ondan ayrı kalacağına da üzülme. Çünkü biz yakında onu tekrar sana kavuşturacağız ve peygamberlerden biri yapacağız”
8. Mûsâ’nın içinde bulunduğu sandık, ilâhî kudretin koruması altında, akıntıyla birlikte suda süzülmeye başladı. Nihayet sandık nehirde akıp giderken Firavun’un adamları nehirdeki bebeği sahipsiz bulup aldılar. Ve Firavunun son derece dürüst ve iyi kalpli olan hanımına verdiler. Bilmiyorlardı ki ilâhî plâna göre, bu çocuk ileride kendileri için iktidarlarını temelden sarsıp başkaldıran bir düşman ve zalimlerin başına da bir dert ve üzüntü sebebi olacaktı. Doğrusu Firavun, Haman ve askerlerinin bunu bilmesi mümkün değildi ve Mûsâ’yı saraya almakla büyük yanılgıya düşmüşlerdi. Böylece hiç farkında olmadan kendi sonlarını getirecek bir süreci başlatıyorlardı. Çünkü Biz böyle olmasını dilemiştik.
9-10
MEAL
9. Firavun’un karısı dedi ki: “Benim için de senin için de bir göz nuru! Onu öldürmeyin. Olur ki bize bir yararı olur veya onu evlat ediniriz.” Oysa onlar (işin) farkında değillerdi.
10. Musa’nın annesinin yüreği (çocuğundan başka bütün düşüncülerden) boş oldu. Eğer (vaadimize) inananlardan olması için kalbini pekiştirmiş olmasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı.
MUSTAFA ÇEVİK
9-10 Firavun’un karısı, “Bu çocuk bizim için bir mutluluk, bir neşe kaynağı olabilir, sakın onu öldürmeyin, belki ileride bize bir faydası da dokunabilir, bakarsın onu evlat edinebiliriz.” dedi. Tabi ki işin sonunun nereye varacağını o da bilemezdi. Diğer taraftan Musa’nın annesi, gönlü çocuğunun acısıyla o gece sabahı zor etti, şayet vaadimize güvenmesi için kalbini pekiştirmeseydik az kalsın onlara gidip, “Bu benim çocuğum.” diyecekti.
MEAL AÇIKLAMASI
9. Firavun’un karısı Asiye, sepetin içinden erkek çocuk çıkınca kocasına dedi ki: “ Bu çocuk bizim için bir mutluluk, bir neşe kaynağı olabilir. Benim için de senin için de bir göz nuru! Sakın onu öldürmeyin. Olur ki ileride bize bir yararı olur veya bakarsın onu evlat ediniriz.” Firavun, hanımının ricasını kıramadı ve Mûsâ’yı saraya aldı. Oysa onlar böyle yapmakla işin sonunun nereye varacağının farkında değildi.
10. Musa’nın annesi çocuğunu nehre bıraktığı için gönlünde bir boşluk hissediyordu ve gittikçe içinde büyüyen acıyla o gece sabahı zor etti. Eğer verdiğimiz söze güvenmesi için kalbini sabırla pekiştirip dayanma gücü vermeseydik az kalsın saraya gidip onun kendi çocuğu olduğunu söyleyerek tuzağımızı açıklayacaktı.
11
MUSTAFA ÇEVİK
11 Annesi, Musa’nın kız kardeşine, suya bıraktığı bebeğini takip etmesini söylemişti o da kimseye fark ettirmeden onu izledi.
MEAL AÇIKLAMASI
11. Annesi, Musa’nın kız kardeşine suya bıraktığı bebeğini takip etmesini için: “Onu nehir boyunca takip et” dedi. O da kimseye fark ettirmeden suya bırakılan kardeşini uzaktan izledi.
12
MUSTAFA ÇEVİK
12 Biz de daha ilk günden Musa’ya getirilen süt annelerin sütünü emmemesini sağladık, bu sırada kız kardeşi Firavun ailesine gelerek, “Bu bebeğin bakımını sizin adınıza üstlenecek bir aile gösterebilirim.” dedi.
MEAL AÇIKLAMASI
12. Doğumu sırasında Musa’nın yapısına özel bir his yerleştirdik. Biz Musa’nın annesi gelmeden daha önce Musa’ya getirilen Mısırlı süt annelerin sütünü emmemesini sağlayarak yasak etmiştik. Firavun ailesi günlerce hiçbir şey yemeyen bebek için, saray dışından dahi olsa başka sütanneler aramaya başladılar. Bunun üzerine kardeşine kavuşmak için bunu bir fırsat gören, Mûsâ’nın kız kardeşi Firavun ailesine gelerek: “Sizin için onun bakımını şefkatle üstelenecek ve ona iyi davranacak bir aileyi size göstereyim mi?” dedi.
13
MUSTAFA ÇEVİK
13 Böylece de Musa’yı tekrar annesine kavuşturduk, annesinin gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın verdiği sözün mutlaka yerine geldiğini görsün, bilsin diye fakat insanların çoğu Allah’ın sözünün mutlaka yerine geleceğine inanmazlar.
MEAL AÇIKLAMASI
13. Böylece onu, annesinin gözü ve gönlü aydın olsun, ferahlanıp üzülmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bizzat yaşayarak görsün diye yeniden annesine kavuşturduk. Ancak onların çoğu bu hikmetleri ve Allah’ın sözünün mutlaka yerine geleceğini bilmez ve inanmaz.
14
MUSTAFA ÇEVİK
14 Derken, Musa yetişkinlik çağına gelip olgunlaşınca, kendisine doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt edebilecek güçlü bir muhakeme yeteneği bahşettik. İşte Biz Allah’a itaat etmeye arzulu olan kimseleri böyle ödüllendiririz.
MEAL AÇIKLAMASI
14. Musa Firavun ailesinin yanında büyümeye başlamıştı. Yetişirken insanlara karşı saygılı, sevgi dolu, iyilik yapan biriydi. Kimseye kötülüğü dokunmazdı. Bu nedenle etrafında çok sevilirdi. Derken Musa ergenlik çağına erip bedenen ve zihnen olgunlaşınca biz ona doğru karar verebilme yeteneği olan hikmet ve ilim verdik. İşte biz Allah’ın kendilerini sürekli gördüğü şuuru içinde davranan ve Allah’a itaat etmeye arzulu olup iyilikte bulunan idarecileri ve Müslümanları böyle mükafatlandırırız.
15-16
MEAL
15. Halkının habersiz olduğu bir anda şehire girdi. Orada birbirleriyle kavga eden iki adam gördü. Biri kendi taraftarlarından diğeri de düşmanlarındandı. Kendi taraftarlarından olan düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine Musa ona bir yumruk vurup canını aldı. “Bu şeytanın işindendir. Şüphesiz o apaçık saptırıcı bir düşmandır” dedi.
16. “Rabbim! Ben kendime haksızlık ettim, beni bağışla!” dedi. (Allah) da onu bağışladı. Şüphesiz O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
MUSTAFA ÇEVİK
15-16 Musa, bir gün halkın çoğu evinde istirahatteyken, sokakların tenha olduğu vakitte şehre indi ve biri kendi halkından, diğeri de düşmanları olan yerli halktan iki kişinin kavga ettiğini gördü, kendi halkından olan kişi Musa’dan yardım istedi. Bunun üzerine Musa da karşı tarafa mensup olana bir yumruk atarak ölümüne sebep oldu, sonra da kendini toparlar toparlamaz, “Eyvah ben ne yaptım? Şeytan’ın kışkırtmasına kapıldım, tuzağına düştüm. Şeytan insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır.” dedi. Sonra da “Rabbim ben böyle bir iş yaparak kendime yazık ettim ne olur beni bağışla.” diye dua etti. Allah da onu bağışladı, çünkü Allah tevbe edip, doğruya yönelenlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
15. Mûsâ halkın çoğunun habersiz ve istirahatte, sokakların da tenha olduğu bir vakitte saraydan çıkıp şehire girdi. Orada birbirleriyle kavga eden iki adam gördü. Biri kendi halkından diğeri de düşmanlarındandı. Kendi halkından olan kişi düşmanına karşı kendisini ondan kurtarması için Musa’dan yardım istedi. Mûsâ, İsrâiloğullarından birisini, tartaklamakta olan Kıptî’ye, kavgayı sonlandırmak maksadı ile onu bırakmasını söyledi, ancak Kıptî söz dinlemedi. Bunun üzerine Musa Mısırlı kıptiyi engellemek için iterek bir yumruk attı ve onu istemeden de olsa kazayla öldürdü. Sonra da kendini toparlar toparlamaz, “Eyvah ben ne yaptım? Neden kimin haklı olduğuna bakmadan tarafımı seçtim. Çok geçmeden büyük bir pişmanlıkla “Bu kavga şeytanın tuzağıdır. Şüphesiz şeytan insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır” dedi.
16. “ Hemen Allah’a yönelip Rabbim! Ben hiç şüphesiz yargısız infaz yaparak kazayla bile olmuş olsa, birinin ölümüne sebep olmakla kendime zulmedip yazık ettim. Fakat biliyorum ki, senin rahmetinden ümit kesilmez. Ne olur beni bağışla!” diye dua etti. İçtenlikle yaptığı bu tövbeden dolayı Allah da onu bağışladı. Şüphesiz Allah tevbe edip, doğruya yönelenlere karşı çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
17
MUSTAFA ÇEVİK
17 Ardından da Musa, “Ey Rabbim! Bana bahşettiğin bunca nimetlerin hakkı için bir daha asla suçlulara arka çıkmayacağım.” diye söz verdi
MEAL AÇIKLAMASI
17. Ardından da Musa dedi ki: “ Ey Rabbim! Araştırmayarak, haksızdan yana taraf olarak, adam öldürerek üç yanlış yaptım. Sana şükürler olsun üç hatayı arka arkaya yapmama rağmen beni bağışladın. Bana verdiğin nimetlerin hakkı için artık kim olursa olsun bir daha asla suçlulara destek oluparka çıkmayacağım.” diye söz verdi.
18-19
MEAL
18. Bunun üzerine şehirde korkuyla etrafı gözleyerek sabahladı. Bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen kişi (yine yardım etmesi için) ona bağırıyor. Musa ona: “Doğrusu sen apaçık azgın birisin” dedi.
19. Sonuçta ikisine de düşman olan kişiyi yakalamak isteyince adam: “Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Doğrusu sen yeryüzünde ancak bir zorba olmak istiyorsun; düzeltenlerden olmak istemiyorsun” dedi.
MUSTAFA ÇEVİK
18-19 Ertesi sabah Musa, korku dolu gözlerle şehirde etrafı gözetlerken, bir de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen adam, bugün de onu yardımına çağırıyor Musa ona dönüp, “Sen gerçekten zıvanadan çıkmış, azgın birisin benden uzak dur.” dedi ve bu arada kavgayı ayırmak için araya girip karşı taraftan olan adamı tutmaya çalışınca, o adamda Musa’ya, “Daha dün öldürdüğün adam gibi beni de mi öldürmek istiyorsun ey Musa! Senin amacın kavgayı ayırmak değil ülkenin başına zorba kesilmektir.” dedi.
MEAL AÇIKLAMASI
18. Bunun üzerine Musa şehirde endişe ve korkuyla etrafı gözleyerek sabahladı. Ne yapacağını düşünürken bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen ve başına o belayı getiren kişi bugün başka bir Mısırlı Kipti ile kavgaya tutuşmuş feryat ederek yine ondan yardım istiyor. Hatasından ders alan Musa yardım isteyene dönüp: “Doğrusu sen apaçık ona buna sataşan azgın birisin benden uzak dur ” dedi.
19. Sonuçta Mûsâ her şeye rağmen etrafında olup bitenlere seyirci kalmayan bir insandı. Bu sefer de kavgayı bitirmek ve haklı ile haksızın tespitini yapmak amacıyla ikisine de düşman olan Kıptîlerden bir kişiyi ayırmak isterken o adam dünkü olaydan ötürü, Mûsâ’nın kendisine kızgın olduğunu ve bu yüzden kendisini yakalayarak zarar vereceğini zannederek dedi ki: “Ey Musa! Daha dün öldürdüğün adam gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Ey Musa doğrusu sen ülkenin başına zalimce kan döküp zorba olmak istiyorsun. Asla ara bulup kavgayı ayırmak ve ıslah edicilerden olmak istemiyorsun” dedi.
20-21
MEAL
20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak gelip dedi ki: “Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için senin hakkında aralarında görüşüyorlar. Hemen çık. Gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim.”
21. Bunun üzerine korkuyla etrafı gözetleyerek oradan çıktı. “Rabbim! Beni zalimler topluluğundan kurtar” dedi.
MUSTAFA ÇEVİK
20-21 Tam da o sırada şehrin öteki ucundan bir adam koşarak geldi ve Musa’ya, “Ey Musa! Ülkenin ileri gelenleri toplandı ve seni öldürmek için görüşme halindeler, sen bir an önce bu şehri terk et, gerçek şu ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim.” dedi. Bunun üzerine Musa korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden ayrıldı, bir yandan da, “Rabbim beni bu zalim toplumdan kurtar.” diye dua ediyordu.
MEAL AÇIKLAMASI
20. Tam da o sırada şehrin öbür ucundan Mûsâ’nın iyiliğini isteyen ve sarayda mevki sahibi bir adam koşarak gelip Musa’ya dedi ki: “Ey Musa! İleri gelenler toplanıp bir mahkeme kurmuş ve dünkü cinayet hadisesinin sorumlusu olarak savunmanı almadan seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen bir an önce bu şehri terk et. Gerçekten ben senin iyiliğini isteyen ve sana öğüt verenlerdenim.” Bu adam, Firavun hanedanından olduğu hâlde, onun zulmünü onaylamayan birisi idi. Belki de bu zat, Firavun’un derin devletine sızmış olan Hz. Hızır’dı.
21. Bunun üzerine Musa korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden ayrıldı. Bir yandan da “Rabbim! Beni baskı, zulüm ve işkenceyle insanları köleleştiren bu zalimler topluluğundan kurtar” diye dua ediyordu. Sonra Mısır’dan çıktı. Nereye gideceğini bilmiyordu.
22-23
MEAL
22. Medyen tarafına yönelince: “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi.
23. Medyen suyuna vardığında orada (hayvanlarını) sulayan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (sürülerini suya gitmekten) alıkoyan iki kadın gördü. “Sizin derdiniz nedir?” dedi. Dediler ki: “Çobanlar çekilip gitmeden biz sulamayız. Babamız ise pek yaşlı bir ihtiyardır.”
MUSTAFA ÇEVİK
22-23 Musa bu duygularla Medyen istikametine doğru yöneldi ve kendi kendine de, “Ümit ediyorum ki, Rabbim beni doğru yola yönlendirir.” diyordu. Nihayet Medyen’de su kuyularının bulunduğu bir yere ulaşınca, orada hayvanlarını sulamakta olan bir grup insanla karşılaştı, onların az ötesinde ise iki kadın, hayvanlarının başında sulama sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlardı, Musa onların yanına gidip, “Size nasıl yardımcı olabilirim.” deyince onlar da: “Biz bu çobanların hayvanlarını sulayıp çekilmesini bekliyoruz, kadın olduğumuz için de çok yakın duramıyoruz, babamız da çok yaşlı, o da bizimle gelemiyor.” dediler.
MEAL AÇIKLAMASI
22. Musa bu duygularla Mısır’dan ayrılıp Mısır’ın sınır komşusu olan ve Firavunun hâkimiyet alanı dışında kalan ve Tur Dağı çevresi olan Medyen tarafına yöneldi ve şehre girerken dua edip kendi kendine: “Umarım Rabbim beni iyilerle karşılaştırır ve doğru yola iletir” diyordu.
23. Mûsâ nihayet uzun ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Medyen’in meşhur su kuyularına varınca orada hayvanlarını sulayan kalabalık bir grup insanla karşılaştı. Onların gerisinde de sulama sırasının kendilerine gelmesi için su içmek isteyen hayvanlarını kuyulardan uzak tutup bekleten iki kız gördü. Bu kızlar Şuayb Peygamberin kızlarıydı. Musa onların yanına gidip “ Size nasıl yardımcı olabilirim? Sizin derdiniz ve sizi su kuyusuna yanaşmaktan alıkoyan nedir?” dedi. Onlar da: “Çobanlar hayvanlarını sulayıp çekilmeden biz erkeklerin arasına karışıp hayvanlarımızı sulayamayız. Zaten kadın olduğumuz için onlarla başa çıkacak gücümüz de yok. Ailemizin tek erkeği olan babamız hayvanları sulamak isterdi ama o da bu işi yapamayacak kadar çok yaşlıdır bizimle gelemiyor” diye cevap verdiler.
24-28
MEAL
24. Hemen onların (sürülerini) suladı. Sonra gölgeye çekilip: “Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayıra muhtacım” dedi.
25. Derken o iki (kadın)dan biri utana utana yürüyerek yanına geldi. “Babam bizim için (sürümüzü) sulamanın karşılığını sana ödemek üzere seni çağırıyor” dedi. Bunun üzerine onun yanına giderek olup bitenleri kendisine anlatınca: “Korkma! O zalimler topluluğundan kurtuldun” dedi.
26. (Kızlardan) biri: “Babacığım! Onu ücretle tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı bu güçlü, güvenilir adamdır” dedi.
27. (Babaları) dedi ki: “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer (çalışmanı) on (yıl)a tamamlarsan artık o da senden (bir iyilik) olur. Ben sana zorluk çıkarmak istemem. İnşallah beni salihlerden bulacaksın.”
28. Dedi ki: “Bu benimle senin aranda (bir anlaşma)dır. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam bana karşı düşmanlık yok. Allah da söylediğimize vekildir.”
MUSTAFA ÇEVİK
24-28 Musa o kadınların hayvanlarını suladı ardından da gölge bir yere çekilip, “Rabbim bana bahşedeceğin her hayra öyle muhtacım ki.” diyerek dua etti. Az sonra hayvanlarının sulanmasına yardım ettiği kızlardan birisi utana sıkıla çıka geldi ve Musa’ya, “Babam bize yardımından dolayı ikramda bulunmak üzere seni davet ediyor.” dedi. Musa bunun üzerine evlerine gidince, başından geçenleri de kızların babasına anlattı. O da “Korkma, artık o zalim kavmin elinden kurtulmuş oldun.” dedi. Kızlardan birisi bu arada, “Babacığım, onu ücretli olarak yanında tut, ücret karşılığında tutabileceğin güçlü ve güvenilir biri olacağından eminim.” dedi. Kızların babası Musa’ya dönerek, “Benim yanımda sekiz yıl çalışmayı kabul edersen, ben de bu kızlarımdan birini sana nikâhlamak isterim, şayet bu süreyi on yıla tamamlamak istersen artık onun kararını da o zaman sen ver, zira ben seni bu konuda zorlamak istemem. İnşallah sen de beni dürüst ve erdemli davranan birisi olarak bulursun.” dedi. Musa da ona, “Bunu ben de kabul ediyorum böylece anlaşmış olalım, bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bana karşı bir kırgınlık olmasın bu söylediklerimize Allah da şahit olsun.” diyerek işe başladı.
MEAL AÇIKLAMASI
24. Bu davranışları kızların ne kadar iffetli ve edepli olduklarını gösteriyordu. Musa kadınların hâline acıyıp hemen onların yerine sürülerini suladı. Onlar ayrıldıktan sonra gölgeye çekilip dinlenmeye ve düşünmeye başladı. Barınacak yeri yoktu, yiyecek yemeği yoktu, cebinde parası yoktu. Bu haldeyken ellerini bir kere daha açtı ve: “Rabbim! Doğrusu şu anda bana indireceğin her hayıra öyle muhtacım ki ” diyerek dua etti. Zira günlerce durup dinlenmeden yol yürümüş, iyice acıkmış ve bitkin düşmüştü. Ayrıca yabancı bir ülkede barınacak bir yere, güvenilir dostlara ihtiyacı vardı.
25. Derken hiç ummadığı bir yerden hayır kapısı açıldı ve hayvanlarının sulanmasına yardım ettiği o iki kadından biri utana sıkıla çıkıp yanına geldi ve Musa’ya dedi ki: “ Bize yaptığın iyiliği babama anlattım. Babam bizim için sürümüzü sulamanın karşılığı olarak sana ikramda bulunmak üzere seni çağırıyor” dedi. Musa bunun üzerine onun davetini kabul etti ve yanına giderek olup bitenleri kızların babasına anlattı. Şuayb Peygamber de “Korkma! Artık o zalim kavimden kurtulmuş oldun ” dedi.
26. O kızlardan biri: “Babacığım! Sen artık yaşlandın. Bizim bir erkek kardeşimiz de yok. Şu kadın hâlimizle, erkeklerin yapması gereken işleri yapmak zorunda kalıyoruz. Mûsâ’nın üstün ahlâkını sen de gördün, bana sorarsan, işlerimizde bize yardımcı olması için onu ücretli olarak yanında tut. Çünkü gördüğümüz kadarı ile bu civarda ücretle tutabileceğin en iyisi, bunun gibi güçlü ve güvenilir birisi olmalıdır ” dedi. Kızının bu teklifini kabul eden Şuayb, kısa zaman içinde Mûsâ’nın davranışlarını yakından gözlemleme fırsatı buldu. Ayrıca genç kızların olduğu bir evde yabancı bir erkeğin kalması yanlış anlaşılmalara sebep olabilirdi. Bu yüzden Mûsâ’ya şöyle bir teklifte bulundu.
27. Kızların babası Musa’ya dönerek dedi ki: “ Ey Mûsâ bir insan olarak senin ahlakını çok beğendim. Benim yanımda sekiz yıl işlerimde bana yardım edip çalışmayı kabul edersen şu iki kızımdan birini sana nikahlamak isterim. Eğer çalışmanı on yıla tamamlarsan artık o da senden bir iyilik olur. Şayet bu süreyi on yıla tamamlamak istersen artık onun kararını da o zaman sen ver. Bu teklifime “hayır” dersen sana gönül koymam. Zira ben bu konuda sana zorluk çıkarmak istemem. Ama bu teklifi kabul edersen inşallah sen de benim, sözünü tutan dürüst ve erdemli davranan salihlerden olduğumu yakından göreceksin.” Mûsâ, günler önce yaptığı duasında Rabbine “İndireceğin her hayra muhtacım” demişti. Duanın ardından bu teklif geldi. Dün sarayda prens olan adama şimdi çobanlık teklif ediliyordu.
28. Musa da ona: “Bu teklifini kabul ediyorum. Bu benimle senin aranda bir anlaşmadır. Eğer uygun görürsen anlaşmaya şunu da ilave edelim. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayım anlaşmayı yerine getirmiş olacağım. Bu durumda benden başka türlü bir istek, bana karşı bir kırgınlık ve düşmanlık da olmasın. O hâlde, Allah bu söylediklerimize yaptığımız bu anlaşmaya şahittir veonun üzerinde vekildir. “ diyerek işe başladı.
29-32
MEAL
29. Musa süreyi tamamlayıp ailesiyle beraber yola çıkınca Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: “Siz bekleyin. Ben bir ateş gördüm. Umarım oradan size ya bir haber veya ısınmanız için bir ateş koru getiririm.”
30. Oraya gelince kutlu bölgedeki vadinin sağ yanındaki bir ağaçtan kendisine şöyle seslenildi: “Ey Musa! Şüphesiz alemlerin Rabbi olan Allah benim.
31. Asanı at!” Onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasını dönüp kaçtı ve geriye bakmadı. “Ey Musa! Dön ve korkma. Şüphesiz sen güven içinde olanlardansın.”
32. Elini koynuna sok da bir hastalık olmadan bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kanatlarını (kollarını) kendine çek. Bu ikisi Rabbinden, Firavun’a ve adamlarına karşı iki kesin delildir. Şüphesiz onlar fasık bir kavimdirler.”
MUSTAFA ÇEVİK
29-32 Musa belirlenen süreyi tamamladıktan sonra, ailesini de yanına alarak Mısır’a doğru yola çıktı. Sina Dağı’nın yakınına geldiklerinde ise dağın yamacında bir ateşin aydınlığını gördü ve yanındakilere, “Siz burada bekleyin ben ateşin yanına gidip, belki oradan bir ateş koru ve yol ile ilgili de bir haber getirebilirim.” diyerek ateşi gördüğü yere yöneldi oraya yaklaşınca o bereketli ve mübarek yerde, vadinin sağ yanındaki bir ağaç istikametinden kendisine, “Ey Musa! Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” diye seslenildi. Arkasından da asanı yere bırak denildi. Musa da asasını yere bırakınca asasının bir yılana dönüşüp hızla hareket ettiğini görünce, ardına bakmadan korkuyla koşmaya başladı, bunun üzerine Allah, “Ey Musa! Geri dön ve korkma, yaklaş, burada güvendesin. Şimdi de elini koynuna sok, elin de koynundan kusursuz bir beyazlıkta parlayan bir ışık kaynağı olarak çıkacak artık korkunu yen, kendini toparla, kaygılarından uzaklaş. İşte bu iki mucize senin Firavun ve kavmine peygamber olarak gönderilmenin delili olan alametlerdendir, onlar müşrik ve kâfir oldukları için de zalim bir kavimdir.”
MEAL AÇIKLAMASI
29. Musa Şuayb’ın kızıyla evlenip orada uzun bir zaman kaldı. Şuayb peygamberin yanında, farkında olmadan “peygamberliğe hazırlık” eğitimi için belirlenen süreyi çölde tamamladıktan sonra ailesiyle beraber Mısır’a doğru yola çıkıtı. Yol üzerinde Sina- Tur Dağı’nın yakınına geldiklerinde dağın yamacında bir ateşin aydınlığını gördü. Ailesine dedi ki: “Siz burada bekleyin. Ben uzakta ağaçların arasında bir ateş gördüm. Belki oradan size ya gideceğimiz yönle ilgili bir haber veya ısınmanız için bir ateş koru getiririm diyerek ateşi gördüğü yere yöneldi.”
30. Mûsâ oraya gelince kutlu bereketli ve mübarek bölgedeki vadinin sağ yanındaki bir ağaç istikametinden kendisine şöyle seslenildi: “Ey Musa! Bil kiBen alemlerin Rabbi olan Allah’ım.
31. Ben seni Peygamber olarak seçtim. Sana birtakım mucizeler vereceğim. Gelecekteki vazifene hazırlanma adına onlardan birkaçını sana göstereyim. Arkasından asanı yere bırak denildi.” Musa da asasını yere bıraktı. Asanın çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan dönüp korkuyla kaçtı ve koşmaya başladı. Bunun üzerine Allah “Ey Musa! Geri dön ve korkma. Yaklaş şüphesiz sen burada bir Resûl olarak güvendesin denildi.”
32. Bu eğitim amaçlı tatbikatın ikinci bölümünde kendisine şöyle seslenildi. Ey Mûsâ! Şimdi de elini koynuna sok. Dün bir adamın ölümüne sebep olan el, bugün tevbe ve pişmanlıkla aklanmanın bir sembolü olarak elin koynundan kusursuz ve bembeyaz parlayan bir ışık kaynağı olarak çıksın. İlk kez gördüğün bu olağanüstü hadiseler karşısında korktuğunu biliyoruz. Önce, kendini bir topla. Korkudan sağa sola açılan kollarını kendine çek, sakin olmaya çalış ve korkunu yenip kendini toparla, kaygılarından uzaklaş. Gördüğün gibi sana iki mucize verildi. Bu ikisi yani yılana dönüşen asa ve parlayan el, Rabbinden Firavun’a ve adamlarına karşı peygamber olarak gönderildiğini göstereceğin iki kesin delildir. Sana verdiğim görev gereği onlara gitmen gerekiyor. Şüphesiz onlar müşrik ve kâfir oldukları için yaptıkları birçok zulüm nedeniyle yoldan çıkmış günahkâr ve zalim bir kavim haline geldiler.”
33-35
MEAL
33. Dedi ki: “Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir can öldürdüm. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.
34. Kardeşim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu benimle beraber yardımcı olarak gönder beni doğrulasın. Çünkü ben onların beni yalanlamalarından korkuyorum.
35. (Allah) dedi ki: “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir üstünlük vereceğiz ki onlar size erişemeyecekler. Ayetlerimizle (gidin). Siz ve size uyanlar üstün geleceksiniz.
MUSTAFA ÇEVİK
33-35 Musa, “Ey Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm, bu yüzden onların da beni öldürmelerinden korkarım, Kardeşim Harun’un konuşma üslubu daha düzgün, daha akıcı, onu da bana destek, yardımcı ve beni doğrulayıcı olarak görevlendir, çünkü onların bana inanmayacaklarından da korkarım.” dedi. Allah da şöyle buyurdu: “Senin gücünü kardeşin Harun ile destekleyeceğiz ve ikinizi de öylesine etkili ve güçlü kılacağız ki size asla zarar veremeyecekler, âyetlerimiz sayesinde siz ve sizi izleyenler galip geleceksiniz.”
MEAL AÇIKLAMASI
33. Musa dedi ki: “ Ey Rabbim! Sen biliyorsun ben yıllar önce onlardan birini istemeden de olsa öldürdüm. Bu yüzden Firavunun sarayına gidersem onların da beni öldürmelerinden ve buna bağlı olarak verdiğin peygamberlik görevini gerçekleştirememekten korkuyorum.
34. Ben Firavun ailesinin içinde büyüdüm. Onların kültürüyle, onların iyilikleriyle yoğunlaşan bir hayatım oldu. Bu nedenle rahat konuşamam. Üstelik, çok güzel ve etkili konuşma yeteneğine sahip değilim. Onların karşısında dilim düğümlenir. Kardeşim Harun’un ise dili ve konuşma üslubu, benimkinden daha akıcı ve düzgündür. Onu benimle beraber yardımcı olarak görevlendir de beni doğrulasın. Çünkü ben onların inanmayıp beni yalanlamalarından korkuyorum. Onun yanımda olması bu endişelerimi azaltır diye ümit ediyorum diyerek Allah’tan destek istemişti.
35. Allah da dedi ki: Harun’a da peygamberlik vererek seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir yetki ve üstünlük vereceğiz ki göstereceğiniz mucizelerimiz sayesinde onlar asla size zarar veremeyecekler ve el uzatamayacaklar. Haydi! Ayetlerimizle Firavun’a gidin. Siz ve size uyanlar eninde sonunda mutlaka zalimlere karşı üstün geleceksiniz.
36
MEAL
36. Musa onlara apaçık ayetlerimizi getirince: “Bu uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. Biz bunu önceki atalarımızdan duymadık” dediler.
MUSTAFA ÇEVİK
36 Musa, Firavun ve adamlarının karşısına çıkıp, onları yaratılışlarının sebebi olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayat nizamına apaçık âyetlerle ve kendisine verilen peygamberliğinin delili mucizelerle davet edince, Firavun ve nizamının yöneticileri hemen, “Bu söyledikleri önceden planlanmış, bizim gibi ölümlü bir beşer tarafından uydurulmuş, büyücü sözlerinden ve sihirbazın yaptıklarından başka bir şey değil, biz atalarımızdan da Musa’nın söylediklerini doğrulayacak ona benzer şeyler işitmedik.” dediler.
MEAL AÇIKLAMASI
36. Musa bu manevî hazırlığın ardından korku ve endişelerinden bir nebze kurtuldu. Mısır’a girdi, kardeşi Hârûn’u buldu. Musa Harun’a olanları anlattı ve ardından Firavun ve adamlarının karşısına çıkıp, onlara yaratılışlarının sebebi olan, Allah’ın belirlediği bir hayat nizamına davet eden apaçık ayetlerimizi ve kendisine verilen peygamberliğinin delili olan mucizeleri gösterince Firavun ve yöneticileri hafife alarak dediler ki: “Bu söylediklerin olsa olsa önceden planlanmış ve uydurulmuş bir büyüden ve büyücü sözlerinden başka bir şey değildir. Hem konu sihirse biz daha iyisini yaparız. Zaten dediklerin doğru olsaydı bunu bizim de bilmemiz gerekirdi fakat biz önceki atalarımızdan Musa’nın söylediklerini doğrulayacak böylesi şeyler hiç duymadık”.
37
MUSTAFA ÇEVİK
37 Bunun üzerine Musa da onlara, “Ben Rabbimin katından doğru yolu bildirmek ve o yola rehberlik etmek için gönderilmiş bir elçiyim. Kâinatta olan her şeyin sahibi Allah’tır ve sonunda kime neyin kalacağını da yalnız O bilir. Gerçek Rab ve ilah yalnızca Allah’tır, zalimler Allah’ın azabından asla kurtulamazlar.” dedi.
MEAL AÇIKLAMASI
37. Bunun üzerine Musa onlara dedi ki: “ Doğruyu ve yanlışı belirlemede atalarınızı ölçü yapmayın. Kâinatta olan her şeyin sahibi Allah’tır. Ben Rabbimin katından doğru yolu bildirmek ve o yola rehberlik etmek için gönderilmiş bir elçiyim. Rabbim kimin kendi katından doğru yol olan hidâyet bilgisiyle geldiğini ve hem dünyada hem de ahirette hayırlı akıbetin ve nihaî mutluluğun kime nasip olacağını ve kime neyin kalacağını en iyi bilendir. Sizin atalarınız hakkında şöyle veya böyle demeniz mühim değil. Mühim olan atalarınızın Rabbimin katındaki değeridir. Herkes Rabbimin katında yaptıklarının karşılığını alacaktır. Doğrusu zalimler asla hedefe ulaşamayıp kurtuluşa eremezler ve Allah’ın cezasından asla kurtulamazlar.” Firavun, Mûsâ’nın konuşmalarını ciddiye almadı. Ona meydan okudu. Halkın kalabalık olduğu bir bayram sabahı en yetenekli sihirbazlarını topladı. Sihirbazlar bütün sihirlerini ortaya attıklarında, Mûsâ’nın asası sihirbazların bütün sihirlerini yutmuştu. Bunun üzerine sihirbazlar halkın gözü önünde iman etmişti.
38
MUSTAFA ÇEVİK
38 Firavun, Musa’nın söylediklerine karşı kendi adamlarına dönerek, “Efendiler! Ben sizler için kendimden başka ilah tanımıyorum, o itibarla hayat nizamınızı ancak ben belirlerim, yasalarınızı ben yaparım.” Sonra da “Ey Haman! Sen şu tuğla yaptığın ocağı harekete geçir, çamurunu pişirip bana tuğlalardan öyle yüksek bir kule yap ki Musa’nın ilahına çıkıp, onunla görüşeyim, gerçi ben Musa’nın söylediklerine inanacak biri de değilim.” dedi
MEAL AÇIKLAMASI
38. Firavun Musa’nın söylediklerine karşı yerle bir olan itibarını düzeltmek için kendi adamlarına dönerek dedi ki: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum. Söyleyin bana, bütün Mısır’ın sahibi ve efendisi ben değil miyim? Ben sizin en yüce rabbinizim. Fakat bu adam, sadece bu ülkenin değil, tüm varlıkların Efendisi olan bir tanrıdan söz ediyor. O hâlde ey Haman. Haydi benim için şu tuğla yaptığın ocağı tutuştur çamuru pişir ve bana tuğlalardan öyle yüksek bir kule yap ki. Belki tepesine çıkarım ve gökleri tarayıp Musa’nın ilahını gözlerimle görürüm. Bununla birlikte ben Musa’nın söylediklerine inanmıyorum ve onun şan şöhret peşinde koşup yalan söyleyenlerden olduğuna eminim.
39-40
MEAL
39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40. Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.
MUSTAFA ÇEVİK
39-40 Firavun ve askerleri böyle alaycı tavırlarla böbürlenip, büyüklendiler ve sandılar ki sonunda bizim huzurumuza hiç çıkmayacaklar. İşte bu yüzden Biz de Firavun ve askerlerini kıskıvrak yakalayıp, denizde helak ettik. İlahlık taslayan zalimlerin sonuna bir bakın bakalım.
MEAL AÇIKLAMASI
39. O Firavun ve askerleri alaycı tavırlarla böbürlenip yeryüzünde hiçbir hak-hukuk tanımadan haksız yere büyüklük tasladılar ve zulmettiler. Sonunda da bize döndürülmeyeceklerini, huzurumuza getirilerek hesap vermeyeceklerini sanıyorlardı.40. İşte bu yüzden Biz de onu ve askerlerini Mûsâ’nın ardından geldikleri Kızıldeniz’de kıskıvrak yakalayıp denize gömüverdik. İşte bu ibretlik hadiseye ve ilahlık taslayan ve yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bak bakalım.
41-42
MEAL
41. Onları ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyamet günü de yardım görmezler.
42. Bu dünyada onların arkalarına bir lanet taktık. Kıyamet gününde de onlar çirkinleştirilmiş olanlardandır.
MUSTAFA ÇEVİK
41-42 Firavun ve benzerleri insanları ateşe çağıran rehberler oldular. Kıyamet Günü onlara asla yardım edilmez, dünya hayatında da onları arkalarından lanetle anılan kimseler yaptık, Kıyamet Günü’nde ise aşağılık, iğrenç ve küçük düşürülmüşler olacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
41. Yeryüzü Firavun gibi zalim diktatörleri çok gördü. Onları ve Firavun gibi benzerlerini ateşe çağıran önderler ve kötülüğün bütün zamanlardaki rehberleri kıldık. Dünyada iken halkı hizmetlerinde kullansalar da kıyamet günü mahşer meydanında kendilerine asla yardım edilmeyecektir.
42. Öyle kötü izler bıraktılar ki, bu dünyada onları, arkalarından sürekli lanetle anılan kimseler yaptık. Kıyamet gününde de onlar suratları simsiyah bir hâle getirilerek çirkinleştirilen ve en çok nefret edilenaşağılık, iğrenç ve küçük düşürülmüş kimselerden olacaklar.
43
MUSTAFA ÇEVİK
43 Gerçek şu ki, Biz daha önceki müşrik ve kâfirlikte direnen nesilleri, bu tutumları sebebi ile azaba uğratıp helak ettikten sonra da Musa’ya insanlar için doğru yol rehberi ve hidayet kitabı olmak üzere rahmet kaynağını verdik ki, akıllarını kullanıp sorumluluklarını yerine getirsinler.
MEAL AÇIKLAMASI
43. Andolsun ki, biz müşrik ve kâfirlikte direnen Nûh, Hûd, Sâlih, Lût kavmi gibi önceki nesilleri bu tutumları sebebi ile helak ettikten sonra belki düşünürler diye insanlar için kalplerini açacak bir aydınlanma kaynağı ve bir yol gösterici ve rahmet olması için Musa’ya Tevrat isimli kitap verdik. Kitapta insanlara yol gösterecek, onları kötülüklerden uzaklaştıracak yasalarımız vardı. Ki böylece insanlar akıllarını kullanıp sorumluluklarını yerine getirsin ve okuyup düşünerek gerekli dersleri çıkarmak için öğüt alsınlar.
44-47
MEAL
44. Biz Musa’ya o işi (görevi) verdiğimizde sen (vadinin) batı tarafında değildin. Sen (olaya) şahit olanlardan da değildin.
45. Ancak biz birçok nesiller yarattık da onların üzerlerinden nice zamanlar geçti. Sen Medyen halkının arasında oturup ayetlerimizi onlardan okumuş değilsin. Ancak (bunları sana) gönderen biziz.
46. (Musa’ya) seslendiğimiz zaman sen Tur’un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarasın diye (gönderildin). Umulur ki düşünürler.
47. Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, senin ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık” diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
MUSTAFA ÇEVİK
44-47 Ey Muhammed! Biz bunları Musa’ya bildirirken sen o vadinin yakınında değildin ve o kavmin yaşadıklarından da habersizdin. Biz onlarla senin aranda nice nesiller yarattık ve sen Medyen halkı arasında yaşamış ve bunları onlardan duyup öğrenmiş biri de değilsin. Seni peygamber olarak seçip bunları âyetlerimizle bildiren Biziz. Sen, kendilerine uzunca bir süre peygamber gelmemiş bir kavmi, hakikate davet edip uyarasın diye Rabbinden bir rahmet olarak gönderilen peygambersin. Olur ki, Allah adına yaptığın daveti düşünüp de doğru olana uyarlar. Ayrıca bu şirk ve küfür bataklığında yaşayanlar, elleriyle işledikleri günahlar sebebiyle başlarına bir musibet geldiğinde, “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin, biz de âyetlerinle bildirdiğin mesajlarına uyardık. Başımıza da bu musibetler gelmezdi ve müminlerden olurduk” diyerek mazeret beyan etmesinler diye, seni de kavmine peygamber olarak gönderdik.
MEAL AÇIKLAMASI
44. Ey Muhammed! Bu âyetleri senin uydurduğunu söyleyen Mekkeli müşrikler iyi bilsin ki Biz Musa’ya Tevrat’ın âyetlerini bildirdiğimizde sen vadinin yakınında yani Sina Dağı’nın batı tarafında olup bitenleri izliyor değildin. Dolayısıyla sen o kavmin yaşadıklarına da şahit olanlardan da değildin, onlardan habersizdin.
45. Ancak biz onlarla senin aranda birçok nesiller yarattık. Onların üzerlerinden uzun zamanlar geçti. Sen eline Tevrat’ı ve İncil’i almadığın halde, o zaman diliminde yaşanan olayları tüm ayrıntıları ile dosdoğru bir şekilde haber veriyorsun. Bu haberleri verirken Medyen halkı arasında Şuayb’le birlikte yaşamadın ki. Dolayısıyla olup bitenlerin şahidi olarak ayetlerimizi onlardan okumuş duymuş ve bunları görüp öğrenmiş biri de değilsin. Bu yüzden, orada olup bitenleri bilmene imkân yok. Fakat tek başına bile, bu tarihi gerçek şahittir ki, seni peygamber olarak seçip bunları sanaâyetlerimizle gönderen ancak biziz.
46. Yine Musa’ya seslendiğimiz zaman sen Tur’un yani Sina Dağı’nın yamacında Mûsâ ile beraber değildin. O günü, o günden önce ve sonra olanları bilmen mümkün değildi. Ancak Rabbinden bir rahmet eseri olarak, kendilerine senden uzun bir süre önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi hakikate davet edip uyarasın diye gönderildin. Umulur ki Allah adına yaptığın daveti ve ayetlerini okuyup düşünürler de doğru olana uyarlar.
47. Ayrıca bu şirk ve küfür bataklığında yaşayanlar kendi elleriyle yaptıkları çirkin işlerden işledikleri günahlardan dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “ Ey Rabbimiz! Bize de doğru yolu gösteren bir peygamber gönderseydin, biz de senin ayetlerine uyardık. Başımıza da bu musibetler gelmezdi ve müminlerden olurduk” demesinler ve mazeret beyan etmesinler diye seni de kavmine peygamber olarak gönderdik.
48
MEAL
48. Fakat onlara bizim katımızdan hak gelince: “Musa’ya verilenin benzeri ona da verilmeli değil miydi!” dediler. Daha önce Musa’ya verileni inkâr etmemişler miydi? “İki büyü birbirine destek oldu!” dediler. Yine: “Biz hepsini inkâr edenleriz” dediler.
MUSTAFA ÇEVİK
48 Kendilerini ilâhî nizam ve ahlaka davet eden peygamber geldiğinde bu defa da, “Musa’ya verilen mucizelerin benzeri Muhammed’e de verilseydi ya.” dediler. Peki, ama müşrikler daha önce Musa’ya verilen mucizeleri görmelerine rağmen, inkârlarında direnip Musa ve Harun için “Bunlar göz boyayıcı sihirbazlar” deyip de davete sırtlarını dönmediler mi? Ayrıca bunların birçoğu da “Biz Musa’ya verilen kitabı da sana verileni de reddediyoruz.” diyorlar.
MEAL AÇIKLAMASI
48. Fakat onlara bizim katımızdan kendilerini ilâhî nizam ve ahlaka davet eden hak peygamber gelince: “ Madem Muhammed de Peygamber olduğunu iddia ediyor, o zaman Musa’ya verilen mucizelerin benzerleri niçin ona da verilmedi? dediler. Peki, ama müşrikler elçimiz Muhammed’e verileni inkâr ettikleri gibi daha önce Musa’ya verilen mucizeleri görmelerine rağmen ona vahyedilmiş olan Tevrat’ı inkâr etmemişler miydi? Geçmiştekilerin inkâr ettiğine, günümüz kâfirlerinin iman edeceğini mi sanıyorsunuz? Hayır! Ve Musa ve Harun için: Bunlar göz boyayıcı sihirbazlar. Ayrıca Kur’ân ve Tevrat, birbirine destek olan iki sihirli söz ve insanı uyuşturan masallardır deyip te davete sırtlarını dönmediler mi? Yine ardından daha kararlı bir dille: “Biz Musa’ya verilen kitaba da sana verilene de kısaca kitap adına ve semavî olduğu söylenen din adına ne varsa hiçbirine inanmıyoruz ” demişlerdi.
49
MEAL
49. De ki: “Eğer doğru söyleyenlerdenseniz Allah katından bu ikisinden (Tevrat’tan ve Kur’an’dan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım.”
MUSTAFA ÇEVİK
49 Ey Peygamber! Onlara de ki: “Allah katından gönderilmiş olan bu kitapla davet edildiğiniz hayat nizamından daha doğru yol gösteren bir kitap varsa getirin, ben de ona uyayım.”
MEAL AÇIKLAMASI
49. Ey Peygamber! Onlara de ki: “Eğer Kur’an ve Tevrat’a sihir demekle doğru söylüyorsanız haydi Allah katından gönderilmiş olan bu ikisinden daha doğru yolu gösteren hayat nizamı ve ahiret mutluluğu sağlayan başka bir kitap varsa getirin de ben de ona uyayım.”
50
MEAL
50. Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar kendi arzularına uymaktadırlar. Allah’tan (gelen) bir yol gösterici olmaksızın arzularına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
MUSTAFA ÇEVİK
50 Senin bu çağrına karşılık veremiyorlarsa ki, daha doğrusunu ortaya koyup veremeyeceklerdir. Şunu iyi bil ki, onlar kendi bencil, keyfî ve boş heveslerinin peşindeler. Allah’ın kitap ve peygamberlerle rehberlik ettiği doğru yolu bırakıp da kendi bencil heveslerine uyanlardan daha sapık kim olabilir? Allah böylesi inatçı müşrik, kâfir ve zalim toplumu zorla doğru yoluna iletmez.
MEAL AÇIKLAMASI
50. Eğer bu meydan okuma karşısında müşrikler senin bu davetini kabul etmeyip sana makul ve mantıklı bir cevap veremezlerse ki asla veremeyecekler bil ki onlar hiçbir delil olmadan yalnızca kendi arzularına uymaktadırlar. Allah’tan kitap ve peygamberlerle gelen bir belge veya yol gösterici olmaksızın doğru yolu bırakıp da sadece kendi bencil arzularına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah böylesi inatçı müşrik ve yanlışa dalmış, yaratılış gayesi dışına çıkan zalim bir toplumu zorla doğru yola iletmez.
51-53
MEAL
51. Andolsun biz, olur ki düşünürler diye onlar için sözü (Kur’an’ı) birbiri ardınca indirdik.
52. Bundan önce kendilerine kitap vermiş olduklarımız buna inanırlar.
53. Onlara (Kur’an) okunduğunda: “Biz ona inandık. Şüphesiz o Rabbimizden (gelen) bir gerçektir. Biz zaten bundan önce de Müslümanlar idik” derler.
MUSTAFA ÇEVİK
51-53 Biz, iyice anlaşılsın, düşünülüp öğüt alınsın ve bilinçlenilsin diye, âyetlerimizi bölüm, bölüm birbiri ardınca indiriyoruz. Kendilerine daha önce kitap verdiklerimizden bazıları, ellerindeki kitapların içlerinde kalan, doğruları tasdik eden, bu Kur’an’a da inanırlar ve Kur’an onlara okunduğu zaman onlar da: “Biz bu kitapla yapılan davete hemen uyarız, çünkü bu bize Rabbimizden gelen bir mesajdır. Zaten biz, Kur’an bize ulaşmadan önce de Rabbimize boyun eğmek isteyen kimselerdik.” derler.
MEAL AÇIKLAMASI
51. Andolsun biz, olur ki iyice anlayıp düşünürler diye onlar için sözü Kur’an’ı bölüm, bölüm birbiri ardınca indirdik ama ayaklarına kadar gelen fırsatı değerlendirip iman etmediler.
52. Bundan daha önce kendilerine kitap verdiklerimizden samimi ve iyi niyetli bazı kimseler yine de doğruları tasdik eden bu Kur’an’a inanırlar.
53. Nitekim öyle de oldu. Onlara Kur’an okunduğunda onlar da: “Biz ona ve bu kitapla yapılan davete hemen inandık ve uyduk. Şüphesiz o Rabbimizden gelen bir gerçektir. Biz zaten bundan önce de sizin gibi Allah’ın emirlerine itaat eden Rabbimize boyun eğen Müslümanlar idik” Dolayısıyla, inancımızdan vazgeçip yeni bir dine girmiş değiliz. Aksine, önceki Peygamberlere iman ettiğimiz gibi, onların müjdelemiş olduğu Son Elçiye de iman ediyoruz.” derler.
54-55
MEAL
54. İşte onlara sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki kere verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar.
55. Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve: “Bizim yaptıklarımız bize sizin yaptıklarınız sizedir. Size selam olsun. Biz cahilleri benimsemeyiz” derler.
MUSTAFA ÇEVİK
54-55 İşte böylelerinin Allah’ın davetine yürekten yönelip sabretmeleri, kötülüğü iyilikle defetme çabaları ve kendilerine verdiklerimizden bu yolda harcamaları sebebiyle ödülleri kat kat artırılacak. Bu kimseler gereksiz ve boş sözlerden yüz çevirirler, bunlarla uğraşanlarla karşılaştıkların da onlara: “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da sizedir, bizimle uğraşmayın, bizden uzak durun, biz kendini bilmez, nankör ve cahillerle bir arada bulunmak istemeyiz.” derler.
MEAL AÇIKLAMASI
54. İşte Allah’ın gönderdiği her iki mesaja da yürekten iman eden bu insanlara, Allah’ın davetine yürekten yönelip hem Kur’an’a hem de Kur’an’dan önceki kitaplara iman ettikleri için hem de şirk koşmadan iman ettikten sonra bu tür baskılara sabretmeleri sebebiyle Hesap Gününde mükâfatları artırılıp iki kere verilecektir. Onlar da Mekke’deki Müslümanlar gibi Kur’an ahlakıyla ahlaklanıp mecbur kalmadıkça şiddete başvurmaz, kötülüğü iyilikle cevap verirler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizin bir miktarını ihtiyaç sahipleri için hayır ve Allah yolunda harcarlar.
55. Onlar gereksiz ve boş söz işittiklerinde aynıyla cevap vermekten uzak durup onlardan yüz çevirirler ve o boş sözleri sarf edenlere: “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da sizedir. Size selam olsun ve bizden uzak durun. Sizin sataşmalarınıza cevap vererek sizin seviyenize inmeyiz. Allah’tan uzak nankörlerle ve doğru ile yanlışı ayırt edemeyen cahillerle bizim işimiz yok. Onlardan hayır beklemeyiz ve onların yanlışına düşmek istemeyiz.” derler. Ey Resûlüm! Hiç ummadığın bir zamanda, Habeşistan’dan Hristiyanlar gelip iman ederken, yanı başındaki öz amcaların ve kavmin sana iman etmiyorlar.
56
MEAL
56. Sen sevdiğini doğru yola iletemezsin, ancak Allah dilediğini doğru yola iletir ve O doğru yola erecekleri daha iyi bilir.
MUSTAFA ÇEVİK
56 Şüphesiz sen, sevdiklerini yaratılış sebepleri olan doğru yola yöneltemezsin. Ancak Allah, buna talip olup layık olanı doğru yola yöneltir çünkü yalnızca O bilir kimin gönülden bunu istediğini ve buna layık olduğunu.
MEAL AÇIKLAMASI
56. İnsanlar arasında öyleleri var ki; onları insan olarak çok seversin. İstersin ki onlar da Allah’a inansın. Ayetlerin gerçeğine inansın. Müslüman olarak iyi bir insan olsun! Ancak bil ki sen ne kadar istesen de sevdiğini ve kendince Müslümanlığa lâyık görüp istediğin kimseleriyaratılış sebepleri olan doğru yola iletemezsin. Senin elinde böyle bir güç yok. İnsanlar birbirlerinin kalbini bilemez. Ancak Allah buna talip olup layık olanı ve insanların tercihine göre dilediğini ve samimi bir kalple doğruya, gerçeğe ulaşmak isteyeni iyi niyet ve gayretine göre doğru yola iletir. Kimin gönülden bunu istediğini ve hidayete layık olduğunu ve doğru yola ereceğini de en iyi O bilir. Yasamızda kimseye zorla inandırmak yoktur. Kalbi hidayete kapalı olanlara hidayet etmeyiz. Eğer kalbi hidayete kapalı olanlara zorla hidayet nasip edersek; gerçekten inanmak isteyenlere haksızlık etmiş oluruz. Sana düşen görev ayetlerimizi onlara güzelce açıklamandır.
57
MEAL
57. Dediler ki: “Seninle birlikte doğru yola girersek yurdumuzdan atılırız.” Onları, tarafımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplandığı güvenli bir Harem’e yerleştirmedik mi? Ancak onların çoğu bilmiyorlar.
MUSTAFA ÇEVİK
57 Bir kısım müşrikler, Peygamber’e “Şayet biz senin davetini kabul edersek, atalarımızın nizamını yıkmaya çalışmakla suçlanıp yerimizden yurdumuzdan sökülüp atılır, mevcut nizamlarını korumak adına zulme uğratılırız.” diyorlar. Oysa Biz onların çıplak kayalardan oluşan o şehirlerini her türlü ürünün toplanıp rızık olarak getirildiği ve Kâbe’den dolayı da güvenilir bir yer kılmadık mı, daha fazlasını yapacağımızı hiç düşünmüyorlar mı?
MEAL AÇIKLAMASI
57. Bir kısım müşrikler buna gerekçe olarak Peygamber’e: “ Ey Muhammed! Aslında güzel şeyler söylüyorsun. Fakat biz senin davetini kabul edip seninle birlikte doğru yola girersek atalarımızın nizamını yıkmaya çalışmakla suçlanıp diğer kabileler tarafından yurdumuzdan atılırız dediler.” Onların bu sözleri bile ayetlerimizle açıkladığımız gerçekleri görmediklerini, ayetlerimizle akıl etmediklerini, hala cehaletin peşinden gittiklerini gösteriyor. Niçin endişe edip peşlerinden gidiyorlar ki? Halbuki Biz onları katımızdan bir rızık olarak, her çeşit ürünün getirilip toplandığı ve Kâbe’den dolayı da dokunulmaz saygın ve güvenlikli bir yer olan Mekke’ye yerleştirmedik mi? Rızık konusunda çıplak kayalardan oluşan bu kurak yeri bu hale getiren Rablerine güvenmeleri gerekmez mi? Fakat onların çoğu ufak tefek dünyalık hesaplara takıldıkları için yaratılış gayelerini, kendilerini koruyan ve rızıklandıranın Biz olduğunu ve daha fazlasını yapabileceğimizi dolayısıyla da üstünlük ve başarıya ancak O’na kulluk etmekle ulaşılabileceğini bilmiyorlar. Ayrıca putlara tapmalarının çevre kabileleri ticaret için Mekke’ye çektiğini ve putların kendilerini onların saldırılarından koruduğunu sanıyorlar.
58
MUSTAFA ÇEVİK
58 Biz geçmişte refahtan, lüksten şımarıp azgınlaşan, nice kavimleri azabımızla helak ettik. Bakın, işte onların boş kalan yurtları ve evleri, onlardan sonra da içlerinden kurtardığımız mü’minler dışında, oralarda yerleşen olmadı. Zaten her yerin ve her şeyin gerçek sahibi Allah’tır.
MEAL AÇIKLAMASI
58. Biz, geçmişte refahtan, lüksten azgınlaşıp şımarmış nice kavimleri azabımızla helak ettik. Bakın işte onların harap olmuş yurtlarını ve evlerinin durumunu kendi gözlerinizle görün. Bir zamanlar cıvıl cıvıl insanlarla dolup taşan bu şehirler, şimdi nasıl virane ve perişan bir hâle gelmiş! Kendilerinden sonra arkalarından gelen pek az insan oralarda yerleşip oturulabilmiştir. Oralara da bizim içlerinden kurtardığımız mü’minler varis oldu. Çünkü herkes göçüp gittikten sonra, ebediyen kalacak olan yalnızca biziz. Zaten her yerin ve her şeyin gerçek sahibi de Allah’tır. O hâlde, bugünkü zalimlerin başına gelecek olanlar da bundan farklı olmayacaktır.
59
MEAL
59. Senin Rabbin, ana merkezlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamber göndermedikçe beldeleri helak etmez. Biz, halkı zalim olmadığı sürece beldeleri helak etmeyiz.
MUSTAFA ÇEVİK
59 Senin Rabbin, bir toplumun ana merkezine âyetlerimizi tebliğ eden bir elçi göndermedikçe o toplumu helak etmez. Biz ancak şirk ve küfür nizamlarını inatla devam ettirmek isteyen toplumları azabımızla helak ederiz.
MEAL AÇIKLAMASI
59. Helâk yasasında işleyiş şöyledir: Senin Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine ayetlerimizi tebliğ edip okuyan bir elçi veya davetçi görevlendirmedikçe o toplumu asla helak etmez. Biz halkı ve yöneticileri şirk küfür, haksızlık peşinde koşan zalimler olmadıkça o memleketleri helak etmeyiz. Biz ancak şirk ve küfür nizamlarını inatla devam ettirmek isteyerek, gönderilen elçimize ve ayetlerimize karşı çıkan toplumları azabımızla helak ederiz. Öyleyse, düşünün; Kur’an’a göre bir hayat yaşadığınız zaman mı üstünlük ve başarıyı elde edeceksiniz, yoksa onu rafa kaldırıp arzularınızın peşine düştüğünüz zaman mı? O korkup çekindiğiniz felâketler, iman ettiğiniz takdirde mi başınıza gelecek, yoksa inkâra yöneldiğiniz zaman mı?
60
MUSTAFA ÇEVİK
60 Ey insanlar! Dünya hayatında size verilen her şey kısa vadeli ve geçicidir. Allah’ın layık gördüklerine âhirette verecekleri ise, daha hayırlı, daha güzel ve kalıcıdır. Bu gerçeği hiç düşünmez misiniz?
MEAL AÇIKLAMASI
60. Ey insanlar! Size bu dünya hayatında verilen her şey yaşamınız için gelip geçici bir geçimlik ve süstür. Zamanla hepsi yok olur gider. OysaAllah katında mükâfata layık olanlara âhirette verilecek nimetler ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâbu gerçeği düşünüp aklınızı ve vicdanınızı hiç kullanmayacak mısınız?
61-62
MEAL
61. Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve dolayısıyla ona kavuşan kimse, kendisini dünya hayatının geçimliğinden yararlandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba atılmak üzere) getirileceklerden olanla bir midir?
62. O gün (Allah) onlara seslenerek: “Hani ortaklarım olduklarını sandıklarınız nerede?” der.
MUSTAFA ÇEVİK
61-62 Şimdi kendisine tarifsiz güzellikte cennet vaat ettiğimiz ve zamanı gelince ona kavuşacak olan kimsenin durumu ile kendisine dünya hayatının nimetlerinden kısa bir süre tattırdığımız, sonra da müşrik ve kâfir olarak yaşayıp da cehennem azabını hak edenlerin durumu hiç bir olur mu? Kıyamet Günü onlara “Allah’tan başka da ilahlar edinip O’na ortak koştuklarınız şimdi nerede?” denilecek.
MEAL AÇIKLAMASI
61. Haydi, aklınızı kullanıp bir kıyas yapın. Bu dünyada dürüst ve erdemlice bir hayat yaşayan ve sonunda kendisine tarifsiz güzellikte bir cennet vaat ettiğimiz ve dolayısıyla zamanı gelince de ona kavuşan kimsenin durumu ile kendisini dünya hayatının nimetlerinden kısa bir süre yararlandırdığımız sonra da müşrik ve kâfir olarak yaşadığı için kıyamet günü cezalandırmak üzere huzurumuza getirileceklerin durumu hiç aynı olur mu? Ayetlerimize inanıp yasalarımıza uyanlara vereceğimiz mükâfat ile dünyanın geçici zevklerine dalıp ayetlerimizi inkâr eden, yasalarımıza karşı gelenlere vereceğimiz ceza bir midir? Onlar nasıl hüküm veriyorlar?
62. Her şeyin hesabının görüleceği O Kıyamet günü Allah onlara seslenerek: “Hani Allah’tan başka ilahlar edinerek ve her emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek Benim ortaklarım olduklarını sandıklarınız ve size şefaat edeceğini iddia ettiğiniz sahte önderler ve yok olup gitmeyeceğini sandığınız saraylarınız, servetiniz, şöhretiniz, hani şimdi nerede? Yeryüzünde yaşarken yasalarımıza karşı gelen çıkarlarına göre uydurdukları yasalarla toplumları yöneten ilahlarınız ve beşerî otoriteleriniz nerede? ” diyecektir.
63-67
MEAL
63. Üzerlerine (azap) söz(ü) hak olanlar derler ki: “Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımız. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi (onlardan) uzaklaşarak sana yöneldik. Zaten onlar bize tapmıyorlardı.”
64. “Ortaklarınızı çağırın” denir. Çağırırlar ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler. Ne olurdu doğru yolu kabul etselerdi!65. (Allah) o gün onlara seslenir ve: “Peygamberlere ne cevap verdiniz?” der.
66. O gün artık haberler onlara kör olmuştur. Birbirlerine de bir şey soramazlar.
67. Ancak kim tevbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden olabilir.
MUSTAFA ÇEVİK
63-67 O Gün haklarında azap hükmü gerçekleşmiş olanların önderleri diyecekler ki; “Rabbimiz, bizler uyarılıp davet edilmemize rağmen öğüt almayıp, nankörlük ederek azgınlaştığımız gibi doğru yoldan sapmaya yatkın kimselerin de Senin davetinden uzaklaşmalarına sebep olduk, şimdi onlarla ilişiğimiz kesilmiş olarak Sana sığınıyoruz.” Sonra da onların hepsine birden denilecek ki, “Haydi çağırın bakalım Allah’tan başka ilah edinip de peşinden gittiklerinizi.” Onlar da dünya hayatlarında ilah edinmiş olduklarını yardıma çağıracaklar fakat çağırdıklarından hiç cevap alamayacaklar. Bunun üzerine hak ettikleri azap ile karşılaşacaklar. Vaktiyle âhirete iman edip Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirip de bu azapla karşılaşmasalar olmaz mıydı? O gün onlara, dünya hayatlarında kendilerine elçilerle gönderilen mesajlara karşı tutumları sorulacak. İşte o an ileri sürecekleri hiçbir mazeret bulamayacaklar. Zaten artık o mesajlara uyma fırsatları da çoktan kaçmış olacaktır. Ancak onların içlerinden dünya hayatlarında iken şirk ve küfürlerinden tevbe ederek, Allah’ın davetine dönmüş ve böylece salih ameller işlemiş olanlar kurtuluşa erebilirler.
MEAL AÇIKLAMASI
63. O Gün sözde ilah oldukları için Allah’a şirk koşma ve isyan etmede başı çekerek haklarında azap hükmü gerçekleşenler derler ki: “Rabbimiz! itiraf ediyoruz. İşte şunlar Senin davetinden uzaklaşmalarına sebep olduğumuz ve bizim yoldan çıkarıp azdırdıklarımız. Kendimiz uyarılıp davet edilmemize rağmen nankörlük ederek azdığımız gibi onları da azdırdık. Fakat kendilerini hiç zorlamadık. Onlar da bize uyarak arkamızdan geldiler. Bizi Sana ortak diye tanımış olmalarını şimdi burada reddediyor onlardan uzaklaşarak yaptıklarımızın hesabını vermek üzere sana sığınıyoruz. Aslında onlar yasalarımıza uyarak gerçekte bize tapmıyordu. Sadece yasalarımız kendi heves ve çıkarlarına uyduğu için bizim peşimize düşmüşlerdi. Aslında onlar kendi arzularına heveslerine tapan insanlardı.
64. Bu defa, onları Allah’a ortaklar olarak tanıyıp onlara uyanlara: “ Allah’tan başka ilah edinip de peşinden gittiğiniz ortaklarınızı çağırın ve yalvarın da kurtarsınlar bakalım sizi ” denir. Onlar da ilah edinmiş olduklarını yalvarıp yardıma çağırırlar ama çağırdıkları da kendi dertlerine düştüğü için kendilerine cevap veremezler ve cevap olarak inkâr ettikleri ve hak ettikleri azabı görürler. Keşke uyarılara kulak verseler ve önceden gerçeği görüp Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirseler ve âhirete iman ederek doğru yolu izlemiş olsalardı. Ayrıca yaşarken akıl edip yasalarımıza uysalardı da bu azapla karşılaşmasalardı.
65. Allah o gün müşrik ve inkârcılara yine seslenir ve: “ Kendilerine gönderilen Peygamberlere ve tebliğ ettiklerimesajları size ileten davetçilere karşı ne cevap verdiniz? İnkâr edip düşman kesilmiştiniz değil mi? ” diyecektir.
66. O gün onların dünyaları kararıverir, o anda verecek bir kelimelik olsun cevap bulamazlar. O gün onların bütün bahane kapıları da kapanmış olacak ve ileri sürecekleri hiçbir mazeret kalmayacaktır. Üstelik birbirlerine de herhangi bir şey soramazlar. Korku, pişmanlık ve dehşetten dilleri tutulacak ve günahlarına mazeret olarak öne sürebilecekleri bir tek kelime bile bulamazlar. Zaten artık o mesajlara uyma fırsatları da çoktan kaçmış olacaktır.
67. Ancak dünyada iken şirk ve küfürlerinden dönerek samimiyetle tevbe eden ve Allah’ın davetine dönüp, iman eden ve imanlarına yaraşır güzellikte salih amel işleyenlere gelince. İşte, bu hal üzere ölenler, Âhirette kurtulanlardan olmayı elbette umabilirler. Yeter ki, Allah’ı iyi tanısınlar. Rabbin tövbe edenlere karşı merhametlidir, bağışlayandır.
68
MUSTAFA ÇEVİK
68 Gerçek şu ki, Allah dilediğini yaratır ve dilediğini de elçisi olarak seçer, O’ndan başkasının böyle bir hakkı yoktur. Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez çünkü O sınırsız ilim ve kudret sahibi, tek yüce olandır.
MEAL AÇIKLAMASI
68. Gerçek şu ki, senin Rabbin dilediğini dilediği şekilde yaratır ve neyin iyi, neyin kötü olduğuna yalnızca O karar verir. Dilediğini de elçisi olarak seçer. Allah’ın seçip hüküm buyurduğu yerde yaratılmışların herhangi bir konuda bir tercih karar verme ve seçme hakkı yoktur. O hâlde, inkârcılar nereden yetki almışlar da yarattığımız varlıklar arasından akıllarına eseni kurtarıcı, belâları defedici ve şifa verici olarak ilan etmişler? Hangi güç ve yetkiye dayanarak haramı helâl, helalı haram yapmışlar? İnkâr edenler, Resul konusunda kendi fantezilerini ileri sürüp duruyorlar. “Eğer Allah bir Resul göndermek isteseydi falancayı veya filancayı gönderirdi!” diyorlar. Seni resul seçmemizi beğenmiyorlar. Resul olmayı sana yakıştıramıyorlar. Kim oluyorlar ki işimize karışmaya cüret ediyorlar? Sınırsız kudret ve yüceliğiyle Allah müşrikleri ilâhlık mertebesine yücelterek O’na ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir, şanıçok yücedir O sınırsız ilim ve kudret sahibi, tek yüce olandır.
69-70
MEAL
69. Rabbin onların göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilmektedir.
70. O kendinden başka ilah olmayan Allah’tır. Dünyada da ahirette de hamd O’nadır. Hüküm de O’nundur ve O’na döndürülürsünüz.
MUSTAFA ÇEVİK
69-70 Senin Rabbin olan Allah, herkesin içlerinde sakladıklarını da açığa vurduklarını da bilir, çünkü onları yaratan O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur, kulları üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi yalnızca O’na aittir, övülmeye ve şükredilmeye layık olan da yalnızca Allah’tır. Sonunda hepiniz O’na döndürüleceksiniz.
MEAL AÇIKLAMASI
69. Rabbin yaratılanlara benzemez. Onların içlerinde sakladıklarını da açığa vurduklarını da hangi gizli düşünce ve niyetleri taşıdıklarını da çok iyi bilmektedir. Kalplerine rağmen söyledikleri yalanları da bilir.
70. Çünkü O her türlü beşerî zaaftan münezzeh olup onları yaratandır ve kendinden başka ilah olmayan Allah’tır. Dünyada da ahirette de övülmeye ve şükredilmeye layık olan da yalnızca Allah’tır, hamd O’nadır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elinde olduğu gibi, Hesap Gününde son sözü söyleyecek olan da O’dur; Hüküm verme ve hükmedip kanun koyma yetkisi de yalnızca O’nundur ve hepiniz eninde sonunda bütün bir hayatın hesabını vermek üzere O’na döndürüleceksiniz.
71
MUSTAFA ÇEVİK
71 De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah geceyi Kıyamet Günü’ne kadar üzerinizde uzatacak olsa, O’ndan başka size ışığı getirebilecek olan başka bir ilah var mı? Gerçek bu kadar açık ve ortada iken O’nun adına yapılan davete hâlâ kulak vermeyecek misiniz?”
MEAL AÇIKLAMASI
71. De ki: “ Hiç düşündünüz mü, eğer Allah geceyi kıyamete kadar üzerinizde sürekli soğuk ve karanlık olarak aralıksız devam ettirse, Allah’tan başka dünyayı tekrar döndürüp size ışığı getirecek başka bir ilah var mı? Elbette yok. Gerçek bu kadar açık ve deliller ortada iken hâlâ O’nun adına yapılan davete ve gerçeğin sesine kulak vermeyecek misiniz?
72
MUSTAFA ÇEVİK
72 Yine onlara de ki: “Bir de şunu düşünün, Allah gündüzü Kıyamet Günü’ne kadar üzerinize uzatsa, Allah’tan başka size içinde dinlenebileceğiniz geceyi geri getirecek başka bir ilah var mı, hâlâ bu mükemmel nizamı sizin için kuran Allah’ın davetine uymayacak mısınız?”
MEAL AÇIKLAMASI
72. Yine de ki: “ Bir de şunu düşünün. Eğer Allah üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli sıcak ve aydınlık kılsa Allah’tan başka size huzur içinde uyuyarak dinleneceğiniz geceyi geri getirecek başka bir ilah var mı? Elbette yok. Bunca delillere rağmen hâlâ bu mükemmel nizamı sizin için kuran Allah’ın davetine uymayacak mısınız ve gözünüzü açıp gerçekleri görmeyecek misiniz? Allah’ın koyduğu bu yasayı değiştirecek kimdir? Yeryüzünde altı ay gece altı ay gündüz olan yerler var. Haydi! Yapabiliyorsanız değiştirin yasamızı. Yapamazsınız değil mi? Unutmayın! Ancak yasalarımıza uyarak yaşarsanız mükâfatlandırılırsınız. Ama sizi denemek için verdiğimiz gücü kullanarak yasalarımıza karşı çıkar, kendi kafanıza göre uydurduğunuz yasalara göre yaşarsanız, andolsun ki sizi cezalandırırız. Bu sözün daha neyini anlamıyorsunuz? Niçin üzerinde durup düşünmüyorsunuz?
73
MEAL
73. Sizin için, içinde dinlenmeniz ve O’nun lütfundan (rızık) aramanız üzere gece ile gündüzü var etmesi O’nun rahmetindendir.
MUSTAFA ÇEVİK
73 Allah, size olan merhamet ve şefkatinden geceyi ve gündüzü var etti ki, geceleri dinlenesiniz, gündüz de O’nun lütfettiği nimetlerden yararlanasınız. Sizden istenen ise dünya hayatını Rabbinizin daveti olan nizam ile yaşamanızdır.
MEAL AÇIKLAMASI
73. Sizin için, geceyi dinlenmeniz ve gündüzü de hayatta kalabilmeniz için O’nun lütfettiği nimetlerden rızık aramanız için şaşmaz kanunlara bağlı mükemmel bir sistem çerçevesinde ve belli bir düzen içinde yaratması Allah’ın size olan şefkati ve rahmetindendir. Belki böylece nimetlerine şükredesiniz. Sizden istenen dünya hayatını Rabbinizin daveti olan nizam ile yaşamanızdır.
74-75
MEAL
74. O gün (Allah) onlara seslenerek: “Hani ortaklarım olduklarını sandıklarınız nerede?” der.
75. O gün her ümmetten bir şahit çıkarır ve: “Delilinizi getirin” deriz. Böylece hakkın Allah’a ait olduğunu bilirler. Uydurageldikleri de onlardan kaybolur.
MUSTAFA ÇEVİK
74-75 Kıyamet Günü, Allah bunca nimetlerle donattığı insanlar içinden müşrik olmayı seçenlere soracak, “Söyleyin bakalım sizin için bunca nimeti yaratan Allah iken, O’nun davetini reddedip peşine düştüğünüz ilahlarınız şimdi nerede?” Biz o gün her ümmetin gönderdiğimiz peygamberlerini şahit olarak karşılarına çıkaracağız ve onlara, “Peygamberlerin, sizi yaratılış sebebiniz olan nizam ile yaşamaya davet etmelerine rağmen kabul etmeyişinizin delillerini getirin bakalım.” diyeceğiz. O Gün onlar da gerçek Rab ve ilahın Allah olduğunu ve O’ndan başkasının yok olup gitmeye mahkûm olduğunu anlayacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
74. Aradaki aracılar ile Allah’a ortak koşanlara gelince, Allah bütün insanların dirilip bir araya geleceği O büyük gün müşrik olmayı seçenlere seslenerek: “Hani her emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek ortaklarım olduklarını öne sürdüğünüz önderleriniz ve sahte ilâhlarınız, yasalarıma karşı çıkıp yasalarına uyarak ilahlaştırdığınız insanlar şimdi nerede?” diye soracak. Yeryüzünde onlara makamlar, şanlar, şöhretler veriyordunuz. Yeryüzünde onlara hâkimiyet ve otorite veriyordunuz. Dediklerine harfiyen uyuyordunuz. Onlar yasalarımıza karşı çıkarken alkışlarla onları tasdik ederek tapıyordunuz. Onlar sizi her türlü şeyden kurtaracaklarını böbürlenerek söylüyorlardı. Haydi! Çağırın onları gelsinler bakalım. Sizi cehennem ateşinden kurtarabilecekler mi görelim. O gün asıl gerçeği siz göreceksiniz! Sizi ve kurtarıcı sandığınız kişileri sizinle birlikte nasıl cehenneme atacağız
75. Biz O gün her ümmetten kendilerine gönderilen peygamberi şahit olarak karşılarına çıkaracağız ve onlara: “ Ey kâfirler! Peygamberler, sizi yaratılış sebebiniz olan nizam ile yaşamaya davet etmelerine rağmen bunu kabul etmeme nedenini ve geçmişte öne sürdüğünüz bâtıl iddialarınıza dayanak yaptığınız delillerinizi ortaya koyun bakalım ” diyeceğiz. Elbette getiremeyecekler. O gün müşrikler, utanç içerisinde başlarını öne eğmekten başka bir şey yapamayacaklar. Böylece onlar da gerçek Rab ve ilahın Allah olduğunu, ibadete lâyık ilâhlık hakkının sadece Allah’a ait olduğunu anlayacaklar. Ve onların Allah’a ortak koşup şefaatçi diye bel bağladıkları ve din adına uydurdukları bütün sahte ilahlar da onları yüzüstü bırakıp ortadan kaybolacak. Böylece O’ndan başkasının yok olup gitmeye mahkûm olduğunu anlayacaklar. Hal böyleyken, onlar hâlâ Rablerine kulluk etmekten kaçınacak; makam, şöhret, servet ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek, bunları Allah’a ortak mı koşacaklar?
76-78
MEAL
76. Şüphesiz Karun, Musa’nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti. Biz ona anahtarlarını (bile) güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Hani kavmi ona şöyle demişti: “Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.
77. Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu da ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.”
78. Dedi ki: “Bu bana ancak bendeki bir ilim dolayısıyla verildi.” Allah’ın, kendinden önceki nesillerden ondan daha güçlü ve daha çok şey biriktirmiş kimseleri helak ettiğini bilmedi mi? Suçlular günahlarından sorulmazlar.
MUSTAFA ÇEVİK
76-78 Unutmayın ki Karun da Musa’nın kavminden birisiydi ve onun halkın sırtından kazandığı hazinesinin anahtarlarını ancak güçlü kuvvetli bir grup insan taşıyabiliyordu. O da bu servetinin gücü ile şımarıp böbürleniyordu. Soydaşları da Karun’a Allah’ın bir imtihan aracı olarak nasip ettiği gücü ve serveti, dünyada O’nun bildirdiği gibi kullanması, âhireti de unutmaması gerektiğini, Allah’ın şımarık, nankör ve bozguncuları sevmediğini bildirince Karun bunu söyleyenlere dönüp, “Herkes iyi bilsin ki, ben bu servete kendi bilgim ve becerilerim sayesinde ulaştım.” dedi. Oysa Allah ondan önce de onun gibi düşünüp yaşayan ve ondan çok daha güçlü nice kimseleri bu azgınlık, kibir ve Allah’a başkaldırmaları sebebi ile azaba uğratıp helak etmiştir. Suçu sabitleşmiş, şirki ve küfrü de tabiatı haline getirmiş kimselere azap sırasında yaptıkları ile ilgili sual bile sorulmaz.
MEAL AÇIKLAMASI
76. Unutmayın ki Firavunun en büyük işbirlikçisi olan Karun da Musa’nın kavmindendi. Fakat çıkarı gereği servetini Firavunun hizmetinde kullanarak halkına ihanet etti ve onlara karşı saldırganca ve zalimce davrandı. Oysa Biz ona öyle hazineler dolusu bir servet vermiştik ki halkın sırtından kazandığı hazinesinin anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir grup insana zor gelirdi. O da bu servetinin gücü ile şımarıp böbürleniyordu. Hani Karun’un gittikçe yoldan çıktığını gören kavmi kendisine Allah’ın bir imtihan aracı olarak nasip ettiği gücü ve serveti, dünyada O’nun bildirdiği gibi kullanması ve âhireti de unutmaması gerektiğini nasihat ederek: “ Ey Karun! Haddini aşarak servetinle gururlanıp sakın şımarma. Çünkü Allah servetine güvenip şımaranları kibirlenenleri sevmez diye uyarmıştı.
77. Allah’ın sana verdiğinden O’nun yolunda fakir fukaraya harcayarak ahirette iyi bir yer tutmanın yolunu ara yani cenneti kazanmaya çalış. Fakat dünyadan nasibine düşeni Allah’ın senden istediği gibi bir hayatı bu dünyada yaşayacağını; bunun için, Allah’ın sana verdiği tüm imkân ve fırsatları, O’na ibadet ve itaat ederek, O’na kul köle olarak sadece O’nun yolunda kullanman gerektiğini; kısaca bu dünyada yaptığın, yapacağın kulluk ile, ahireti, ancak bu dünyada kazanacağını da sakın unutma. Allah sana nasıl böylesine büyük bir ihsanda bulunup iyilik etmişse sen de insanlara fakirlere, muhtaçlara iyilik et. Yeryüzünde nankörlük edip bozgunculuk çıkarma. Çünkü Allah fesat çıkaran bozguncuları sevmez.”
78. Karun uyarılara kulak tıkayıp bunu söyleyenlere: “Herkes iyi bilsin ki, bu sahip olduğum serveti kendi bilgim ve becerilerim sayesinde elde ettim. O yüzden de mal benim, mülk benim, nasıl harcayacağıma da ben karar veririm diye cevap verdi. Oysa o sahip olduğu bilgiyi, beceriyi kendisine bahşeden Allah’ın, kendinden önceki nesillerden onun gibi düşünüp yaşayan ve ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş nice kimseleri kibir ve Allah’a başkaldırmaları sebebi ile azaba uğratıp helak ettiğini bilmiyor muydu? O yüzden Karun gibi suçu sabitleşmiş günahkârlardan azap sırasında günahları ve yaptıkları ile ilgili sual bile sorulmaz. Onların suçunu itiraf etmeleri de gerekmez. Onlara ancak hesap sorulur. Çünkü onlar, bu tür davranışların suç olduğunu gayet iyi bildikleri hâlde, hiçbir zaman suçlarını kabullenmez, yaptıkları işin iyi olduğunu iddia ederler.
79-80
MEAL
79. Süsünün içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: “Keşke Karun’a verilen şeylerin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibidir” dediler.
80. Kendilerine ilim verilenler ise şöyle dediler: “Yazık size! Allah’ın sevabı iman edip salih amel işleyen için daha hayırlıdır. Ona ise ancak sabredenler kavuşturulurlar.”
MUSTAFA ÇEVİK
79-80 Karun, kavminin karşısına gösterişli, süslü ve böbürlenerek çıktığında, dünya hayatından başka bir hayatı hesaba katmayan ve zengin olmanın gösteriş ve gücün peşinde olanlar derlerdi ki, “Ne olurdu sanki biz de Karun gibi zengin olabilseydik, o gerçekten çok şanslı bir insan.” Yaratılışlarının sebebini kavramış ve ona uygun yaşamaları gerektiğine iman edip, onun için gayret edenler ise Karun’a imrenenlere şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun sizlere, Allah’ın razı olacağı amellerde bulunup da, O’nun nasip edeceği mükâfatlarına kavuşmak daha hayırlı değil midir?” Buna ancak sabırla, zorluklara göğüs gererek Allah yolunda gayret edenler kavuşabilirler.
MEAL AÇIKLAMASI
79. Karun yine bir gün, bütün ihtişam ve şatafatıyla süslenip görkem ve gösteriş içinde böbürlenerek kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatında zenginlik gösteriş ve gücün peşinde koşarak mala, mülke düşkün olanlar: “Keşke Karun’a verilen servet bize de verilseydi biz de Karun gibi zengin olabilirdik. O gerçekten çok şanslı bir insan ” diye imrenmişlerdi.
80. Kendilerine derin bir ilim verilenler ve yaratılışlarının sebebini kavramış ve ona uygun yaşamaları gerektiğine iman edip, onun için gayret edenler ise Karun’a imrenenlere şöyle dediler: “Yazıklar olsun size. İman edip imanlarına yaraşır şekilde Allah’ın razı olacağı salih amel işleyenler için Allah’ın nasip edeceği mükâfatlara kavuşmak daha hayırlı değil midir?”. Bunaise ancak Allah yolunda gayret edip zorluklara karşı sabredenler kavuşturulurlar.”
81
MUSTAFA ÇEVİK
81 Sonunda Biz de o azgın, kibirli ve zalim Karun’u, hazineleri ile birlikte yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı hiç kimse de ona yardım edemedi ve edemezdi de.
MEAL AÇIKLAMASI
81. Sonunda lüks ve refah içinde hayat süren o azgın, kibirli ve zalim Karun’u da herkesin imrendiği görkemli sarayını da hazineleri ile birlikte helâk edip yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ne kendisine yardım edebilecek bir kimse bulabildi ne de kendisine kendisini bu ibretlik sondan kurtarabilecek bir yardımı dokunabildi. Allah’a karşı o güçlü kuvvetli orduları ve adamları dahil hiç kimse ona yardım edemedi ve edemezdi de. İnsanın dünyadaki zenginliği ne olursa olsun, orduları ne kadar güçlü olursa olsun, yok etmek istediğimiz zaman anında yok ederiz. Buna karşı çıkacak hiçbir güç yoktur. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi iyi değerlendirsin. Biz onlar şımarsınlar diye değil, düşünüp öğüt alsınlar diye süre verdik.
82
MUSTAFA ÇEVİK
82 Bunu görüp şahit olan ve daha dün ona imrenip, onun yerinde olmak için can atanlar bu defa şöyle demeye başladılar: “Demek ki Allah imtihan etmek için dilediğine rızkı bol verirken, dilediğine de sınırlı tutuyormuş. Şayet Allah bize merhamet etmeseydi, söylediklerimizden dolayı bizi de yerin dibine geçirirdi, anlaşılan o ki nankörler, kibirlenenler ve zalimler asla iflah olmazlar.
MEAL AÇIKLAMASI
82. Dün bunu görüp şahit olup da onun haline imrenenler, onun yerinde olmayı arzulayanlar bu defa da: “ Aman Allah’ım Vay canına! Demek ki Allah imtihan için inkârcı bile olsa kullarından dilediğine rızkı bollaştırır dilediğine de sınırlı ve ölçülü tutup daraltırmış. Dünya servetinin gerçek başarı olduğunu sanmakla ne büyük bir aptallık etmişiz. İyi ki, bizi zamanında uyaran ilim sahibi kardeşlerimize kulak vermişiz. Karun’a imrenmekle büyük hata yapmışız. Eğer Allah bize yaptığı uyarılarla ve merhametiyle lütufta bulunmasaydı muhakkak söylediklerimizden dolayı bizi de onun gibi çoktan yerin dibine geçirmişti. Vay bize! Demek ki inkarcılar nankörler, kibirlenenler ve zalimler ne yaparlarsa yapsınlar ne kadar zengin olurlarsa olsunlar asla iflah olmazlar, kurtuluşa ve muratlarına eremezlermiş!” demeye başladılar.
83-84
MEAL
83. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuğu istemeyenlere veririz. Sonuç (Allah’ın azabından) sakınanlarındır.
84. Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse (bilsin ki) kötülükleri işleyenler yaptıklarından başkasıyla cezalandırılmazlar.
MUSTAFA ÇEVİK
83-84 Biz sonsuz ve sınırsız nimetlerle donattığımız Âhiret yurdu olan cenneti, yeryüzünde büyüklük taslamayan, fesat çıkarmayan, Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak uğrunda, ellerinden gelen çabayı gösterenler için hazırladık. Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanların varacağı yer, daimî mutluluk yurdu olan cennet olacaktır. Her kim de yaratılış sebebi olan hakikate sırt döner ve nankörlük etmiş olarak Allah’ın huzuruna çıkarsa, yaptıklarının karşılığı azapla cezalandırılacaktır.
MEAL AÇIKLAMASI
83. İşte sonsuz ve sınırsız nimetlerle donattığımız ve dünyadan daha değerli ahiret yurdu olan cennet! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyen, bozgunculuk fesatçılık peşinde olmayanlara ve Allah’ın hayat nizamını yaşamak uğrunda, ellerinden gelen çabayı gösterenlere armağan olarak veririz. İyi bilin ki, en güzel, en mutlu sonuç Allah’ın sevgisini kaybetme korkusu ile Allah’ın azabından sakınan, Allah’a karşı saygılı ve itaatkâr davranan, Allah’ın kitabıyla yolunu bulan ve yasalarımıza uyarak yaşayan takva sahiplerinindir. Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanların varacağı yer, daimî mutluluk yurdu olan cennet olacaktır.
84. Allah, iyiliğe rahmetiyle, kötülüğe adaletiyle muamele edendir. Her kim ahirete bir iyilik getirirse ona yaptığından çok daha güzel çok daha hayırlı bir mükâfat vardır. Her kim de yaratılış sebebi olan hakikate sırt döner ve nankörlük etmiş olarak Allah’ın huzuruna bir kötülük getirirse kötülük işleyenler şunu iyi bilsin ki yalnızca işledikleri günahların karşılığı kadar azapla cezalandırılırlar. Kötü şeyler yapanlar, yaptıklarından başka hiçbir şey ile cezalandırılmazlar.
85
MEAL
85. Şüphesiz sana Kur’an’ı farz kılan seni dönülecek yere (Mekke’ye) yeniden döndürecektir. De ki: “Kimin hidayet getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu Rabbim daha iyi bilir.”
MUSTAFA ÇEVİK
85 Allah, Kur’an ile farz kılıp davet ettiği hayat nizamına uyanları hak ettikleri yere döndürecek; şerefli, onurlu ve mutlu bir hayata kavuşturacaktır. De ki! “Kimin bu davete icabet ederek hidayet ve rahmeti tercih ettiğini, kimin de sapıklığı, zulmü ve nankörlüğü hayat tarzı olarak seçtiğini Rabbim elbette ki bilmektedir.”
MEAL AÇIKLAMASI
85. Şüphesiz sana Kur’an’ı insanlığa tebliğ etme ve hayatına uygulama görevini veren, onunla amel etmeyi ona uymayı farz kılan Allah bu hükümlerin yaşanacağı günleri de sana gösterecektir. Allah seni ve Kur’an ile farz kılıp davet ettiği hayat nizamına uyanları da öz yurdundan çıkaran zalimlerin hile ve tuzaklarından koruyarak ulaşman gereken yere ulaştıracak ve şimdi gözyaşlarıyla terk etmek zorunda kaldığın bu şehre, kısa bir zaman sonra muzaffer bir komutan olarak geri dönmeni sağlayacaktır. Ve görevlerini lâyıkıyla yaptıkları takdirde, tüm müminleri hem bu dünyada hem de âhirette onlara vaadedilen şerefli, onurlu ve mutlu bir hayata kavuşturacaktır. De ki: “ Siz ne derseniz deyin kimin bu davete icabet ederek hidayet ve rahmeti tercih ettiğini ve kimin de zulmü ve nankörlüğü hayat tarzı kabul ederek apaçık bir sapıklık içinde olduğunu Rabbim elbette daha iyi bilir ve her birine hak ettiği karşılığı muhakkak verecektir.“
86
MUSTAFA ÇEVİK
86 Sen bu kitabın sana indirildiğini ummuyordun. Rabbiniz rahmet, merhamet ve şefkati ile sizi bununla doğruya ulaştırdı. O halde sakın müşrik ve kâfirlere her ne sebepten olursa olsun arka çıkmayın.
MEAL AÇIKLAMASI
86. Ey Muhammed! Senin Peygamberliğini inkâr edenler, şunu bir düşünsünler. Sen günün birinde bir Peygamber olacağını ve bu ilâhî Kitab’ın sana vahiy yoluyla indirileceğini beklemiyordun. Böyle bir şey aklına bile gelmezdi. Ancak Rabbinin rahmeti sayesinde sana Kitap ve Peygamberlik gönderildi ve Rabbin bu kitapla doğruya ulaştırdı. Ey Müslüman ey şanlı elçi. O hâlde Rabb’inin sana verdiği bu görevi lâyıkıyla yerine getirmeye çalış. Her ne sebepten olursa olsun sakın inkârcıların propagandalarına aldanıp da İslam davasına zarar vermek isteyen müşrik ve kâfirlere yardım etme ve arka çıkma. Ayetlerime karşı çıkan, yasalarıma uymayanlar katımda suçludur. Sen benim suçlu gördüklerime arka çıkamazsın. Sakın iyi niyetlerle onlardan yana olma.
87-88
MEAL
87. Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah’ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma.
88. Allah’la beraber başka bir ilaha tapma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve O’na döndürülürsünüz.
MUSTAFA ÇEVİK
87-88 Allah’ın âyetleri size indirilmişken, sakın gerçeği inkâr edenler, sizi bunlara uymaktan alıkoymasın. Aksi takdirde şirk size de bulaşır. Her şey günü gelince yok olacak ve hepiniz hesap vermek üzere Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ve yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi Allah’a aittir.
MEAL AÇIKLAMASI
87. Ayetlerimiz sana indirildikten sonra, gerçeği inkâr eden hiç kimse ve hiçbir güç sakın seni Allah’ın ayetlerine uymaktan, onları insanlara duyurmaktan ve bu âyetlerin hükümlerini yerine getirmekten alıkoymasın. Tam tersine sen her hâlükârda İslam’ı güzel yaşayarak bıkıp usanmadan, ulaşabildiğin bütün insanları Rabbinin dinine ve yoluna çağırmaya devam et. Ve sakın Allah’tan başka otoritelerin egemenliğine boyun eğerek ve onların yasalarına uyarak müşriklerden yana olma. Aksi takdirde şirk size de bulaşır.
88. Ey Resûlüm müşriklerin ağır baskılarını omuzlarında hisseden her Müslüman’a şunları tek tek hatırlat. Ne olursa olsun Allah’la beraber başka bir ilaha yalvarıp tapma. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ve olamaz. O’nun zatından başka her şey günü gelince yok olacaktır. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi O’nundur ve hepiniz hesap vermek üzere O’nun huzurunda toplanacaksınız.