Kıyâme Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

40

Mushaf (Kuran) Sırası

75

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

31

Sure Hakkında Bilgi

75
KIYAMET SURESİ
GİRİŞ
Adı: Bu, hem surenin ismidir, hem de başlığıdır ve birinci ayetten alınmadır. Çünkü bu
surede kıyamet konusu ele alınmaktadır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı hakkında herhangi bir rivayet yoktur. Fakat
muhtevasından, bu surenin Mekke’de nazil olan ilk surelerden olduğu anlaşılmaktadır. 15.
ayetten sonra aniden bir ara cümlesi ile Allah Rasulü’ne “Vahyi ezberlemek için acele edip
tekrarlama. Onu sana ezberletmek ve okutmak bize aittir. Öyleyse vahiy okunduğu zaman
onu dikkatlice dinle. Onun anlamını açıklamak bize düşer.” buyurulmaktadır. Sonra 20.
ayetten itibaren kalınan yerden, yani, baştan on beşinci ayete kadar aynı konuya devam
edilmektedir. Bu arada cümle, gerek yeri itibariyle ve gerekse rivayetlere göre Cebrail’in
Peygambere bu sureyi okumakta iken peygamberin “ya unutursam” diye endişeye kapılarak
cümleleri hemen peşinden tekrarlaması üzerine varid olmuştur. Demek oluyor ki bu olay,
Allah Rasulü’ne vahyin yeni yeni gelmeye başladığı ve henüz daha vahiy almaya alışamamış
olduğu zamanda vuku bulmuştur. Kur’an’da bu olayın iki örneği daha vardır. Birincisi, Taha
Suresi 114. ayetinde Allah Rasulü’ne buyrulan: “Allah’ın vahyi bitmeden önce, unutmamak
için tekrar edip durma…” ikincisi de Ala Suresi 6. ayette Allah Rasulü’ne ‘Emin ol, sana
Kur’an’ı biz okutacağız ve asla unutmayacaksın” denilmesidir. Daha sonra O vahiy almaya
alışkın hale gelmiş ve bir daha böyle bir ikaza ihtiyaç kalmamıştır. Onun için bu üç yerden
başka, Kur’an’da bu gibi bir misale rastlanmaz.
Konu: Bu sureden itibaren Kur’an-ı Kerim’in sonuna kadar bütün sureler aynı zamanda ve
aynı konular üzerine nazil olmuştur. Müddessir Suresi’nin ilk yedi ayetinden sonra sağanak
gibi bunlar peşpeşe inmeye başlamıştır. Bu surelerin hepsinde öz, etkili ve kuşatıcı
ifadelerle İslâm ve onun temel inançları ve ahlâki öğretileri ortaya konulmakta ve
Mekkeliler, sapıklıkları dolayısıyla uyarılmaktadırlar. Bunun üzerine Kureyş’in ileri
gelenleri telaşlanarak ilk hacc mevsiminde Allah Rasulü’ne karşı nasıl bir tedbir
alacaklarını kararlaştırmak için bir toplantı düzenlemişlerdi. Bu gelişmelere Müddessir
Suresi’nin giriş bölümünde değinmiştik.
Bu surede, ahireti inkâr edenlere hitaben bunların şüphe ve itirazlarına tek tek cevaplar
verilmektedir. Sağlam deliller ile kıyamet ve ahiretin meydana gelişinin olabilirliğinin ve
bunun gerekliliğinin ispatı yapılmaktadır. Ahireti inkâr edenlerin asıl dayanakları mantıksal
olarak bunu mümkün görmemeleri değil, asıl neden bunların nefsi ihtirasları ve tutkularının
olduğu açıkça bildirilmektedir. Ayrıca bunlara, inkâr ettikleri o muhakkak gelecek olan gün
geldiğinde, bütün yaptıklarının gözleri önüne serileceği haberi verilmektedir. Aslında amel
defterlerini görmeden de herkes dünyada ne yaptığını bilecektir. Çünkü her ne kadar
başkalarını kandırabilir ve bir takım tevillere giderek kendi vicdanını susturabilirse de, bir
kimse, kendisini ve ne yaptığını çok iyi bilir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1. Hayır.​​ Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak.​​ Ahireti inkâr edenler, büyük bir aldanış içindedirler. Elbette bütün ölenlerin diriltileceğini,​​ fâni hayatın bitişini, bâki hayatın başlangıcını haber veren​​ Kıyamet gününe​​ yemin ederim.

2. Yine hayır.​​ O gün geldiğinde​​ Sürekli​​ ve içtenlikle kendini kınayan, vicdanını uyaran, doğruları idrak eden,​​ derin bir pişmanlık duyan​​ her​​ nefse yemin ederim​​ ki:​​ İnsan, bütün bir hayatın hesabını vermek için dirilecektir.​​ Hataları, günahları ve haksızlıkları nedeniyle; pişmanlık duyarak kendisini suçlayıp sorumlu tutan kimseler, doğru istikamettedir ve bu tavır kişisel olgunlaşmanın ilk basamağı ve işaretidir. Biz ölmüş bedenleri bir gün yeniden diriltip Yargı Gününde hesaba çekeceğiz.

3. ​​ Yoksa​​ yeniden diriltilmeyi inkâr eden​​ eskilerin masalları gibi dinleyen​​ Gafil ve kâfir​​ İnsan, bizim kendisinin​​ toprağa karışıp, çürüyen​​ kemiklerini​​ tekrar diriltip​​ bir​​ araya getiremeyeceğimizi​​ ve​​ davetimize uygun yaşayıp yaşamadığının hesabını sormayacağımızı,​​ kendisini hayata döndüremeyeceğimizi​​ mi sanıyor?​​ Hayır! Andolsun ki İnsanı yoktan yaratan Allah insanı yeniden diriltecektir.

4. Evet.​​ Değil kemiklerini​​ Onun​​ her insanın asla bir başkasına benzemeyen ve taklit edilmeyen, imzası diye bilinen​​ parmak uçlarını​​ ve​​ parmak uçlarındaki çizgilerini​​ bile​​ yeniden ve aynen, düzene koyup​​ eski haline getirmeye​​ güç yetiririz​​ ve bunu gerçekleştireceğiz.​​ Elbette buna gücümüz yeter. Sanki hiç ölmemişler, hiç toprakta çürümemişler gibi onları karşımıza dikeriz.

5. Doğrusu​​ bu âyetlere rağmen, dünyada istediği gibi yaşamak isteyen, hakikati idrak edemeyen çoğu​​ insan​​ sonunun kötü olacağını bile bile​​ önündeki ömrünü de​​ kalan günlerini​​ de​​ kötülükler işleyerek​​ günah ve ahlâksızlıkla​​ geçirmek,​​ tövbeyi ileri bir tarihe ertelemek,​​ aptalca davranışlarıyla geleceğini berbat etmek​​ ister.​​ Fakat nedense insan nasıl yaratıldığını düşünmez. Üstelik suç işleyerek durumunu iyice zora sokmaktadır.

6. Ve​​ Bu gerçeğe rağmen, yine de birçoğu Allah’ın davetinden yüz çevirir ve “Hadi canım! "Kıyamet günü ne zaman?"​​ gelecekmiş​​ diye​​ ilâhî uyarıyı​​ alay konusu ederek​​ sorar​​ ve gafletine devam eder.​​ Onun yalanlaması, kıyâmet gerçeğini değiştirmeyecektir.

7. Ama​​ İnsanın yalanlamak istediği, kıyâmet, korkunç patlamaların ışığı ile​​ korku ve dehşetten​​ gözlerinin kayıp​​ kamaştığı,​​ gözlerinde şimşek çaktığı zamandır Kıyamet.

8. Ay tutulduğu,​​ tutulup kapkara kesildiği zamandır Kıyamet.

9. Güneş ve ay birleştirilip​​ karanlığa gömüldüğü​​ zaman​​ her ikisi birden yokluğa sürüklenir. İşte o gündür kıyamet.

10. İşte o günün​​ dehşetinden gözler korku ile bakakaldığında​​ insan,​​ bugün nereye kaçıp sığınmalı diyerek çırpınmaya başlar.​​ Eyvah bu felâketten​​ kaçacak yer nerede?​​ kaçıp kurtulma imkânı yok mu,​​ kime sığınabilirim?​​ der.​​ O gün insan acizliğini ve çaresizliğini görecektir.​​ 

11. Hayır​​ zâlimler için hiçbir kaçış,​​ sığınacağı​​ herhangi​​ hiçbir kimse ve​​ yer​​ yoktur.​​ Ölüm insanın yakasına yapıştığında, dünyanın bütün dengeleri bozulur. Her şey birbirine girer. Her ölüm insan için bir kıyamettir. İnsanı ölümden kurtaracak, insanı kendi kıyametinden kurtaracak bir şey var mıdır? Tıp, doktorlar çaresiz kalır. İlaçlar yetersiz kalır. Yeryüzünün bütün imkânları biter. Çünkü ölmesine karar verilmiştir. Artık ölüm meleğinin elindedir.​​ 

12. O gün​​ mecburi istikamet bellidir.​​ Varılıp durulacak yer​​ son durak, herkesin dünya hayatında iken yaptıklarından dolayı hesaba çekildiği​​ Rabbinin huzurudur.​​ Artık o gün herkes dünya hayatını kimin davetine icabet ederek yaşadığının hesabını vermek ve karşılığını görmek üzere Rabbinin huzurunda toplanacaktır.​​ 

13. ​​ O gün insana yaptığı ve​​ yapması gerektiği halde​​ yapmadığı,​​ öncelik verdiği veya ertelediği iyi-kötü​​ her şey hakkında​​ kendisine​​ bilgi verilecektir.​​ Yapıp ettikleri apaçık önlerine konulacaktır.​​ Dünyada insana verilen her şey. Mevki, makam, mal, mülk, para, akıl, zekâ, sağlık, eş, çocuk, anne, baba, akrabalar, kardeşler, arkadaşlar ne varsa hepsinden tek tek sorgudan geçirilir. Sorgulanmayan hiçbir şey kalmaz.​​ 

14. Hakikatte İnsan, kendi kendinin şahididir.​​ Allah’ın davetinden yüz çevirip de dünya hayatını böylece tamamlayan kimseler, mazeretler uydurup kendilerini savunmaya kalksalar bile işe yaramayacak, şirk ve küfürlerine kendi azaları dahi şahitlik edecektir.​​ Aslında insan, kendi hâlini görmekte ve nasıl bir akıbete lâyık olduğunu pekâlâ bilmektedir. Üzerine düşen görevleri yapmadığını anlar. Hesap günü bütün gerçekler yüzüne okunacaktır.​​ 

15. Ahirette​​ Mazeretlerini ortaya atsa​​ birtakım yalan bahanelere sığınsa​​ bile,​​ kendi yaptıklarını gizleyerek kendisini kandırmaya çalışsa da nafiledir.​​ İsterse sayabildiği bütün mazeretlerini sayıp döksün yine de el, ayak, göz, kulak gibi uzuvların şahitliğini yalanlayamayacaktır.​​ O gün onlara “Boşuna kendinizi temize çıkarmak için dilinizi acele ile oraya, buraya eğip büküp, lafları dolaştırmayın. Şüphesiz Biz bütün yaptıklarınızı bir araya topladık, şimdi onları bir bir okuyacağız, siz de okunanları dikkatle izleyin, böylece her şeyi açıklamış olacağız.” denilecektir.​​ 

16. Ey peygamber! Sana vahyedilen​​ ayetleri,​​ Kur’an’ın bir kısmını​​ unuturum endişesiyle​​ acele ile kavrayıp ezberlemek için, Cebrail​​ onları sana okurken​​ onunla beraber dilini​​ hızla​​ oynatıp durma.​​ Gönderilen​​ ayetleri okurken hafızanda tutabilmek için tekrar etme. Buna gerek yok. Acele etme, Kur'an kalbine, inerken sadece dinle.​​ 

17. Şüphesiz o​​ Kur’an’ı kalbinde toplamak, hafızana​​ kaydetmek​​ ve onu sana okutmak bize düşer.​​ İşin sana ait kısmı, bu âyetleri içine sindirmek ve bütün bir insanlığa ulaştırılması için gayret etmektir.​​ Söylenenleri hafızanda tutman, anlamlarını anlaman konusunda seni yalnız bırakmadık. Sen katımızdan sana gönderdiğimiz ayetlerimizi unutmaktan muaf tutulacaksın ve asla unutmayacaksın.

18. Şu hâlde biz onu​​ Cebrail vasıtasıyla​​ vahyedip​​ okuduğumuzda sen​​ sadece​​ onun​​ sana vahyolunduğu gibi​​ okunuşuna uy.​​ Yalnızca onun​​ okunuşunu takip et.​​ Ve dikkatle izle.​​ 

19. Bundan​​ Sonra​​ da hiç şüphen olmasın ki inen âyetler hakkında sana bir şeyler sorulduğunda​​ ve hatırlamadıkların olursa kalbini ilim ve hidâyet nurlarıyla aydınlatarak​​ onu​​ öğretmekte anlamını​​ açıklamak da bize düşer.​​ Ey mü’minler! Siz de Kur’an okurken acele etmeyin. Anlamadan okumanın sevabına öncelik vermek yerine; anlama, yaşama ve başkalarına anlatmanın getireceği büyük sevaba öncelik verin ve şu sorunun cevabını bir düşünün; Anlama yoksa okumanın, yaşama yoksa anlamanın bir anlamı olabilir mi?​​ 

20. Hayır​​ Ey insanlar boşuna mazeret ileri sürmeyin!​​ Doğrusu siz peşin olan​​ kısa süreli ve​​ çabucak geçen​​ dünyayı​​ ve geçici dünya zevklerini​​ seviyorsunuz.​​ İnsanlar etrafındaki diğer insanların ölümünden ders almaz. Kendisinin öleceğini düşünmez. Ölümü düşünerek kendine çeki düzen vermez. Dünyaya sarılır. Hâlbuki dünya hayatı, ahiret hayatının yanında bir hiçtir. Gelip geçicidir.

21. Ve bu yüzden Kur’an’dan yüz çeviriyorsunuz.​​ Asıl kalıcı olan​​ sonsuz nimetlerin bulunduğu​​ Ahireti​​ ve ahirette size ebedi saadet kazandıracak işleri​​ ise terk ediyorsunuz​​ ve hesap gününü hiç düşünmüyorsunuz.​​ Sizler çabucak geçecek olan dünya hayatını seviyor ve âhirette kime ve neye göre yaşadığınızın hesabının sorulacağını önemsemiyor, göz ardı ediyorsunuz.​​ 

22.​​ Dünyanın güzellikleri karşısında ahireti unutmayan mü’minlere ait​​ nice​​ Yüzler var ki, o gün​​ sevinç içindedir,​​ mutluluktan ışıl ışıl​​ parıldar.​​ Dünya hayatını Rablerinin davetine iman edip, gereklerini yerine getirerek yaşamak ve yaşatmak için gayret eden kimselerin ise, Kıyamet ve Hesap Günü Allah’ın kendilerine ikram edeceği nimetleri beklerken yüzleri mutluluktan parlar.​​ Yaptıkları her iş onlar için ahiret hayatının aydınlığı olur.

23. Onlar sevinç ve saadetle Rabbine​​ bakarlar​​ ve ondan gelecek ebedi ikramları beklerlerken​​ tarifsiz mutluluğa ulaşacaklardır. Çünkü Allah’ın verdiği söz gerçekleşmiştir.

24. Ama o gün, öyle​​ Yüzler de var ki, o gün​​ dünya-ahiret dengesini kuramadıkları için, yaşadıkları​​ utanç,​​ üzüntü ve pişmanlık nedeniyle​​ suratlarının şekli kaymış ve​​ asıktır.​​ Ummadıkları kabul etmedikleri kıyametle karşı karşıyadırlar. Onlar dünyada Allah’a inanmamış, kıyamet gününü inkâr etmiş, hesap gününü yalanlamışlardır. İnkâr ettikleri hesap günü karşılarındadır. Cehennem ateşi ise onları selamlar.

25. Etrafa baktıklarında​​ bel kemiklerini kıracak​​ dayanılmaz​​ felaketin gelmekte olduğunu​​ anlarlar.​​ O gün Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinerek yaşamış olanların ise yüzleri ümitsizlik ve korkudan kapkara kesilecek, bellerinin kemiklerini çatırdatıp kıracak bir azabın başlarına gelmekte olduğunu anlayacaklar.​​ Verecekleri hesabın ağırlığından belleri bükülür. Kaçacak yerleri ve onları savunacak kimse de yoktur. Yeryüzünde insanları kandıranlar, Allah’la, Resullerle, İslam’la, İslam’ın yasalarıyla, Müslümanlarla alay edenler perişan vaziyettedir.

26. Peki bu geç kalmış anlamanın bir faydası olacak mı? Maalesef​​ hayır​​ hiçbir faydası olmayacak. Kur’an dünyadan ahirete bir pencere açıp, bu gerçekleri gösterdiği halde, içinizden bazıları ölümü, ahireti unutarak yaşar.​​ Gerçek şu​​ ki; ömür biter ve​​ ne zaman, can boğaza dayandığında​​ ölüm bu kişilere kendini hatırlatır,​​ işte o an insan şaşkınlaşıp kalacaktır. Ölüme öyle bir boyun uzatışları vardır ki, şaşarsın! Ölüm onlar için asla bir kurtuluş olmayacaktır.

27. Ve:​​ Ona: Haydi görelim şimdi tedavi için.​​ "Son müdahaleyi​​ Kim​​ yapacak kim tedavi edecek? Kim​​ iyileştirip​​ kurtaracak?" diye sorarlar.​​ En güvendiğiniz hekiminiz, sahte şeyhiniz ve şöhretliniz nerededir? diye hatırlatılacaktır.​​ Fakat onlar yine de bir umut içindedirler. Birbirlerine bakarlar. Acaba kim bizi bu halden kurtarabilir? İsterler ki biri sihir yapsın. Bütün bunların hepsi bir rüya olsun. Neredesiniz ey şefaatçilerimiz derler? Kimse seslerini duymaz! Anlarlar ki kendilerine şefaat edeceklerini sandıkları da o günün dehşetinden kendi dertlerine düşmüştür. Onlar da kendilerini kurtaracak birini aramaktadırlar.

28. O can çekişen kişi de​​ En iyi doktorlara, en iyi hastanelere gider. Ölüm karşısında bütün sebeplerin çaresiz kaldığını gördüğünde​​ bunun​​ mecburen bu dünyadan ve tüm sahip olduklarından son ve kesin​​ ayrılık zamanı olduğunu​​ kendisi ve çevresindekiler de​​ anlar.​​ Ölecek kişi de kendisi bilir ki, bu bir ayrılık vaktidir.

29. Ve​​ Ölüm korkusundan​​ eli​​ ayağı​​ birbirine dolaşır,​​ kımıldayamayacak hale gelir.

30. İşte o gün​​ hesap vermek üzere​​ kaçınılmaz​​ ebedî yolculuk​​ için​​ sevk edileceği yer​​ yalnızca Rabbinedir.​​ Dünya hayatını Allah’ın davetine sırt dönüp O’na başkaldırmış olarak yaşamış insanın canı boğazına gelip dayandığında ve etrafındakilerin bunu kurtaracak biri yok mu diye​​ çırpınıp durduğunda, işte o zaman kendisi de ayrılık vaktinin gelip çattığını iyice kavrar, son çırpınışla ayakları birbirine dolaşır ve ancak o zaman bu gidişin Rabbin huzuruna gidiş olduğuna inanıp iman eder fakat son pişmanlık fayda etmez.

31. O huzurda amel defteri açıldığında görülecektir ki,​​ gafil ve kâfir​​ olan,​​ O​​ kişi ne sadaka verdi​​ ne peygamberi​​ ve Kur’an’ı,​​ kendisine tebliğ edilen dini tasdik edip​​ doğruladı​​ ve ayetlerime iman etti​​ ne de​​ Allah’a yönelip​​ o dine​​ destek verdi.​​ O, yaşadığı sürece Allah’ın peygamber ve kitaplarla davet ettiği yaratılışının sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmedi.​​ Akıllarını, zekâlarını, bilgilerini, mallarını, mülklerini, makamlarını hep çıkarları için kullandılar. Hâlbuki bütün bunları insanlarla paylaşmaları gerekiyordu. İnsanlarla birlikte barış, huzur, esenlik içinde yaşamaları gerekiyordu. Onlar bencil davrandılar. Çıkarlarının peşinden gittiler. Tam tersine varlıklarıyla insanlar arasında sınıflar ürettiler. İhtiyaç sahiplerini görünce inandığınız Allah versin dediler.

32. Fakat​​ peygamberi, Kur’ân​​ hakikatlerini​​ yalanladı,​​ itaat etmekten​​ ve​​ ayetlerimizden​​ yüz çevirdi.​​ 

33.​​ Sonra​​ sanki övünülecek bir şey yapmış gibi​​ çalım satarak​​ bir kahraman edasıyla​​ böbürlenip​​ yakınlarının yanına gitmişti.​​ Kendine göre bir hayat nizamı kurmaya ya da kendi gibilerin kurduğu nizamlara yönelip sarıldı.​​ Fakat şimdi, her şeyini dünyada terk ederek huzurumuza geldi ve sonsuz azaba mahkûm oldu.

34. Huzurda, amel defterleri açıldıktan sonra ona şöyle denir:​​ Ey zalim ve hain kişi, şimdi​​ Azap ve helakölüm ve ayrılık acısı sana layıktır,​​ bugün burada sana verilecek her türlü cezaya müstahaksın.​​ Sana layık olan işte budur.​​ Allah’ın yaratıp da bunca nimetlerle donatmasına rağmen, O’nun davetine sırt dönen böylesi nankörlere yazıklar olsun.​​ Senin için öncelikli olması gereken doğruları kabul etmen ve Allah’a yönelmendi.

35. Ey kahrolasıca kâfir! Yaptıklarından dolayı sana tekrar tekrar yazıklar olsun.​​ Sonra sana layık olan yine azap ve helaktir, yine senin layığın budur,​​ daha fazlasına da müstahaksın.​​ Gerçekten sen burada yaşayacağın her şeyi fazlasıyla hak ettin.​​ Azap onlara her gün biraz daha yaklaşmaktadır.​​ Bu acılar sana yakışır ve layıktır! Kesinlikle onlara verdiğimiz ceza da haksızlık yoktur. Çünkü onları sürekli uyarmıştık. Başlarına gelecekleri açıklamıştık. Şimdi azabı görünce niçin şaşırıyorlar?

36. Kendisine tebliğ edilen dini tasdik etmeyen, hakikati yalanlayan, kibirlenen, bunların yanında inandığını söylerken, inancının gereğini yapmayan​​ İnsan, kendisinin başıboş​​ yaratıldığını mı düşünür?​​ ​​ Allah’ın​​ hayata müdahil olmayacağını,​​ kendi başına ve sorumsuz​​ bırakılacağını,​​ dilediği gibi hareket edebileceğini,​​ hayatı istediği gibi yaşayabileceğini​​ ve verdiği nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekilmeyeceğini​​ mi,​​ sanıyor?​​ Böyle bir şeye nasıl inanır? Bu konularda hiçbir delili yokken nasıl bu kadar kesin konuşur? Kıyametin yokluğundan söz edip nasıl ahireti inkâr eder? Verdiğimiz aklı niçin kullanmaz? Düşünmez mi?​​ 

37. Yani, yaptıklarının hesabını vermek üzere yeniden diriltilmeyeceğini mi düşünüyor? Oysa Küfürde direndiği için çalım satıyor, hiç düşünmez mi ki​​ O​​ adı sanı bilinmezken, rahme​​ akıtılan​​ ve içinde milyonlarca sperm olan​​ meniden bir damla​​ su,​​ değil miydi?​​ İnsan kendine bir baksın? Kibirlenecek, kendini beğenecek neyi var? Niçin akıl edip kendine gelmiyor?

38. Sonra​​ bu sperm ana rahminde döllendi ve rahmin duvarına asılı​​ bir alak​​ yani​​ embriyo oldu. Derken Allah onu​​ bir çiğnemlik ete dönüştürerek, sonra da uzuvlarını oluşturup şeklini vererek​​ değişik aşamalardan geçirdikten sonra​​ yarattı ve​​ biçimlendirerek​​ düzgün bir şekle​​ ve​​ düzene​​ soktu.​​ Allah onu insan biçiminde yarattı. İnsan yaratılışı dikkatle izlesin. Elbette bütün bunlar bizim yaratılış yasamıza göre olmuştur. İnsan kendi yaptıklarına baksın ve sorsun kendine; insan neyi yaratmıştır? Sor onlara! Eğer yaratıcılık yapmak istiyorsa, yarattıklarımızın yasasına baksın. Biz yaratılışı yoktan gerçekleştirdik. Eğer kendini yaratıcı olarak görüyorsa yoktan bir şey yaratsın! Yapamaz değil mi? İnsan sadece yaratılış yasalarımızı, varlıklara koyduğumuz yasalarımızı öğrenir. Öğrendiklerinden giderek yarattığımız varlıkları yararına kullanmayı öğrenir. Bunun ötesine gidemez.​​ 

39. Sonuçta​​ nimetlerinden yararlanabilecek, doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt edebilecek özelliklerle donatarak​​ ondan erkek ve dişi​​ olarak​​ iki tür var etti.

40. Ey başıboş bırakılacağını zanneden insan!​​ Bütün bunları yapan​​ insanı​​ yaratan Allah,​​ ölüleri diriltmeğe​​ onu tekrar yaratıp hayat vererek, hesap sormaya​​ güç yetiremez mi?​​ Elbette gücü yeter.​​ Bu konuda hiç şüphen olmasın.​​ İnsan bütün bunları bildiği gördüğü halde Rabbinin yeniden dirilteceğini nasıl inkâr ediyor? Andolsun ki insanın akılsızlığı başına felaket getirmekten başka bir işe yaramaz. Bilsin ki felaket başına geldiğinde pişmanlığı fayda vermeyecektir.

 

1

MEAL

1. Hayır. Kıyamet gününe yemin ederim.

MUSTAFA ÇEVİK

1 Kıyâmet Günü’ne ve O Günün önemini kavramayıp geleceğine inanmayan insanın pişman olup kınayacağı nefsine andolsun.

MEAL AÇIKLAMASI

1. Hayır. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Gerçek öyle değil! âhireti inkâr edenler, büyük bir aldanış içindedirler Elbette bütün ölenlerin diriltileceği, Fâni hayatın bitişini, bâki hayatın başlangıcını haber veren Kıyamet gününe ve O Günün önemini kavramayıp geleceğine inanmayan insanın pişman olup kınayacağı nefsine yemin ederim.

2-10

MEAL

2. Yine hayır. Sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim.

3. İnsan, bizim kendisinin kemiklerini biraraya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?

4. Evet. Onun parmak uçlarını bile derlemeye güç yetiririz.

5. Doğrusu insan önündeki (ömrü)nü de kötülükler işleyerek geçirmek ister.

6. “Kıyamet günü ne zaman?” diye sorar.

7. Ama göz kamaştığı,

8. Ay tutulduğu,

9. Güneş ve ay birleştirildiği zaman;

10. İşte o gün insan: “Kaçacak yer nerede?” der.

MUSTAFA ÇEVİK

2-10 İnsan, kemiklerini bir araya getirip, diriltip, davetimize uygun yaşayıp yaşamadığının hesabını sormayacağımızı mı sanıyor? Hâlbuki Biz insanın parmak uçlarındaki çizgilerine varıncaya kadar yeniden yaratmaya kâdiriz. Bu gerçeğe rağmen, yine de birçoğu Allah’ın davetinden yüz çevirir ve “Şu Kıyamet Günü ne zaman gelecekmiş!” diye alay ederler. Fakat O Günün dehşetinden gözler korku ile bakakaldığında, ay ile güneş bir araya getirilip karanlığa gömüldüğünde, o insanlar bugün nereye kaçıp sığınmalı diyerek çırpınmaya başlarlar.

MEAL AÇIKLAMASI

2. Yine hayır. Ve yine keyfine ve şeytani dürtülere kapılarak düşünce ve davranışlarını kontrol altına alamayıp kötülüğe kaymaları, böylece ibadet ve hizmetten kaytarmaları nedeniyle O gün geldiğinde Sürekli ve çok içtenlikle kendini kınayan, vicdanını uyaran, doğruları idrak eden, derin bir pişmanlık duyan her nefse yemin ederim ki: İnsan, bütün bir hayatın hesabını vermek için dirilecektir. Hataları, günahları ve haksızlıkları nedeniyle; pişmanlık duyarak ve vicdanına kulak asarak kendisini suçlayıp sorumlu tutan kimseler, doğru istikamettedir ve bu tavır kişisel olgunlaşmanın ilk basamağı ve işaretidir. Kendini özeleştiriye tabi tutup hatalarından dolayı pişmanlık duyanlara andolsun! Biz ölmüş bedenleri bir gün yeniden diriltip Yargı Gününde hesaba çekeceğiz!

3.  Yoksa Yeniden diriltilmeyi inkâr eden eskilerin masalları gibi dinleyen Gafil ve kâfir İnsan, bizim kendisinin toprağa karışıp, çürüyen kemiklerini tekrar diriltip bir araya getiremeyeceğimizi, davetimize uygun yaşayıp yaşamadığının hesabını sormayacağımızı, kendisini hayata döndüremeyeceğimizi mi sanıyor? Hayır! Andolsun ki İnsanı yoktan yaratan Rabbin insanı yeniden diriltecektir.

4. Evet. Değil kemiklerini Onun her insanın asla bir başkasına benzemeyen ve taklit edilmeyen, imzası diye bilinen parmak uçlarını ve parmak uçlarındaki çizgilerini bile yeniden ve aynen, düzene koyup eski haline getirmeye, derlemeye güç yetiririz ve bunu gerçekleştireceğiz. Biz onların dağılmış, toz toprak olmuş, en küçük parçalarını bir araya toplarız. Kemiklerinden insanı yeniden diriltiriz. Parmak uçlarına kadar eski biçimlerini veririz. Elbette buna gücümüz yeter. Sanki hiç ölmemişler, hiç toprakta çürümemişler gibi onları karşımıza dikeriz.

5. Doğrusu bu âyetlere rağmen, dünyada istediği gibi yaşamak isteyen, hakikati idrak edemeyen çoğu insan sonunun kötü olacağını bile bile önündeki ömrünü de kalan günlerini de kötülükler işleyerek günah ve ahlâksızlıkla geçirmek, tövbeyi ileri bir tarihe tehir etmek, kıyameti yalanlamak, günah işlemek, ahmakça tavır ve davranışlarıyla geleceğini berbat etmek ister. Fakat nedense insan kendini bilmez. Nasıl yaratıldığını düşünmez. Bir taraftan Rabbine inandığını söyler. Diğer taraftan insanların yasalarına uyarak insana tapar. Rabbinden gelenleri inkâr eder. Kendi hayatını mahvetmek için elinden geleni yapar. İnsana; Rabbine inan, dünyada güzel işler yap, insanlara haksızlık etme demiştik. Ama o yaratılışını unuttu. Kendini bir şey zannetti. Rabbim beni yoktan var etti derken öldükten sonra diriltilmeye inanmadı. Neden? Düşünmedi mi hiç? Yoktan var eden Allah çürüyüp kemik olduktan sonra diriltemez mi? Elbette topraktan yarattığımız insan öldükten sonra tekrar toprak olacak! Biz onu topraktan tekrar hayata döndüreceğiz. İnsan bu kadar basit bir şeyi anlayamıyor mu? Doğru sözler söylerken birdenbire şımararak yanılgıya düşüyor. Allah’ın yoktan yarattığına inanırken tekrar diriltebileceğine inanmıyor. Bu nasıl bir akıl yürütme, bu nasıl bir mantık? Bu ne biçim bir hüküm? Andolsun ki insan gerçek dışı hükümler vererek ancak kendine yazık etmektedir. Üstelik suç işleyerek durumunu iyice zora sokmaktadır.

6. Ve Bu gerçeğe rağmen, yine de birçoğu Allah’ın davetinden yüz çevirir ve “Hadi canım! “Kıyamet günü ne zaman?” gelecekmiş diye İlâhî uyarıyı alay konusu ederek sorar ve gafletine devam eder. Onun yalanlaması, kıyâmet gerçeğini değiştirmeyecektir.

7. Ama İnsanın yalanlamak istediği, kıyâmet koptuğunda, korkunç patlamaların ışığı ile korku ve dehşetten gözlerinin kayıp kamaştığı, gözlerinde şimşek çaktığı zamandır Kıyamet.

8. Ay tutulduğu, tutulup kapkara kesildiği zamandır Kıyamet.

9. Güneş ve ay ve diğer bütün gökcisimleri fonksiyonlarını tamamlayıp birleştirilerek eski halini, nur ve enerji şeklini aldığı zaman; Güneş ve ay her ikisi birden yokluğa sürüklenir. İkisi birbirine girer. İşte o gün.

10.  İşte o günün dehşetinden gözler korku ile bakakaldığında, ay ile güneş bir araya getirilip karanlığa gömüldüğünde insan, bugün nereye kaçıp sığınmalı diyerek çırpınmaya başlar. Eyvah bu felâketten Kaçacak yer nerede? kaçıp kurtulma imkânı yok mu, kime sığınabilirim? der. İşte o zaman, kıyâmet kopmuş, iş işten geçmiş olacak. O gün insan acizliğini ve çaresizliğini görecektir.

11-13

MEAL

11. Hayır. Hiçbir sığınak yok.

12. O gün varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur.

13. İnsana o gün neyi öne sürdüğü ve neyi geri bıraktığı haber verilir.

MUSTAFA ÇEVİK

11-13 Artık o gün herkes dünya hayatını kimin davetine icabet ederek yaşadığının hesabını vermek ve karşılığını görmek üzere Rabbinin huzurunda toplanacak. Yapıp ettikleri apaçık önlerine konulacak.

MEAL AÇIKLAMASI

11. Hayır zâlimler için hiçbir kaçış, Hiçbir sığınak sığınacak herhangi bir yer ve kimse yoktur. Hayır! Andolsun ki hayır! O gün insanın kaçıp sığınacağı hiçbir yer yoktur. Ölüm insanın yakasına yapışır. Ölüm insanın yakasına yapıştığında, dünyanın bütün dengeleri bozulur. Her şey birbirine girer. İnsan ne olduğu anlayamaz. Seyrettiği yıldızlar, güneş, ay birbirine girer. Yeryüzü gökyüzü birbirine karışır. Ayakta durduğu yer sarsılmaktadır. Gökyüzü üzerine düşmektedir. Ölüm onu Rabbine kavuşturur. Her ölüm insan için bir kıyamettir. İnsanı ölümden kurtaracak, insanı kendi kıyametinden kurtaracak bir şey var mıdır? Tıp, doktorlar çaresiz kalır. İlaçlar yetersiz kalır. Yeryüzünün bütün imkânları biter. Çünkü ölmesine karar verilmiştir. Artık ölüm meleğinin elindedir. Ölüm meleği onu Rabbinin huzuruna hazırlar.

12. O gün mecburi istikamet bellidir varılıp durulacak yer son durak, herkesin dünya hayatında iken yaptıklarından dolayı hesaba çekildiği, Rabbinin huzurudur. Artık o gün herkes dünya hayatını kimin davetine icabet ederek yaşadığının hesabını vermek ve karşılığını görmek üzere Rabbinin huzurunda toplanacaktır. Herkes hesap vermek üzere mecburen O’nun huzuruna toplanacaktır. İşte o gün insanın gidebileceği tek yer Rabbinin huzurudur. İnsan istese de istemese de tek yöne girmiştir. Dünyadaki yaşamının hesabını verirler.

13. İnsana o gün neyi öne sürdüğü ve neyi geri bıraktığı Yaptığı ibadet ve hizmetleri, yerine getirmesi gerektiği halde terk ettikleri, öncelik verdiği veya ertelediği iyi-kötü her ne ameli varsa hepsi bir bir kendisine haber verilir. Yapıp ettikleri apaçık önlerine konulacaktır. İnsanın dünyada yaptığı gizli açık her şey ortaya çıkar. Yapması gerekip de yapmadığı şeyler sıralanır. Yeryüzünde yaşarken Allah’a olan inancından sorulur. Allah’ın yolundan gidip gitmediği sorulur. Allah’ın yasalarına uyup uymadığından sorulur. Her şey bir bir sorgulanır. Dünyada insana verilen her şey. Mevki, makam, mal, mülk, para, akıl, zekâ, sağlık, eş, çocuk, anne, baba, akrabalar, kardeşler, arkadaşlar ne varsa hepsinden tek tek sorgudan geçirilir. Sorgulanmayan hiçbir şey kalmaz. İnsanın yaptıkları yapması gerekip de yapmadıkları her şey tek tek elden geçirilir ve mizana konur. Allah’a inanıyor muydu? Hayır! Atın cehenneme! Allah’ın yasalarına uyuyor muydu? Hayır! Atın cehenneme! Ancak Allah’a inananlar, Allah’ın yasalarına uyanlar, yaptıklarıyla yapamadıklarıyla sorgulanır. Hesapları tartılır. Karşılığı verilir. Eylemlerinde nifak yoksa samimiyetle emirleri yerine getirmişlerse, hataları kusurları af edilir.

14-21

MEAL

14. Hakikatte insan kendi kendine karşı bir şahittir.

15. Mazeretlerini ortaya atsa bile.

16. Onu (sana vahyedileni) acele ile (kavrayıp ezberlemek) için, (Cebrail tamamını sana vahyetmeden) onunla beraber dilini oynatma.

17. Şüphesiz onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize düşer.

18. Şu halde biz onu okuduğumuzda sen onun okunuşuna uy.

19. Sonra onu açıklamak da bizim üzerimizedir.

20. Hayır. Doğrusu siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz.

21. Ahireti ise bırakıyorsunuz.

MUSTAFA ÇEVİK

14-21 O Gün Allah’ın davetinden yüz çevirip de dünya hayatını böylece tamamlayan kimseler, mazeretler uydurup kendilerini savunmaya kalksalar bile işe yaramayacak, şirk ve küfürlerine kendi azaları dahi şahitlik edecek, o gün onlara “Boşuna kendinizi temize çıkarmak için dilinizi acele ile oraya, buraya eğip büküp, lafları dolaştırmayın. Şüphesiz Biz bütün yaptıklarınızı bir araya topladık, şimdi onları bir bir okuyacağız, siz de okunanları dikkatle izleyin, böylece her şeyi açıklamış olacağız.” denilecek. Sizler çabucak geçecek olan dünya hayatını seviyor ve âhirette kime ve neye göre yaşadığınızın hesabının sorulacağını önemsemiyor, göz ardı ediyordunuz.

MEAL AÇIKLAMASI

14. Hakikatte insan kendi kendine vicdanıyla, organlarıyla nefsine ve kendi aleyhine karşı bir şahittir. İnsan, kendi kendinin şahididir. Allah’ın davetinden yüz çevirip de dünya hayatını böylece tamamlayan kimseler, mazeretler uydurup kendilerini savunmaya kalksalar bile işe yaramayacak, şirk ve küfürlerine kendi azaları dahi şahitlik edecek, o gün onlara “Boşuna kendinizi temize çıkarmak için dilinizi acele ile oraya, buraya eğip büküp, lafları dolaştırmayın. Şüphesiz Biz bütün yaptıklarınızı bir araya topladık, şimdi onları bir bir okuyacağız, siz de okunanları dikkatle izleyin, böylece her şeyi açıklamış olacağız.” denilecek. Hesap günü birtakım mazeretler belirtse de nefsinin kötülüklerine bizzat kendisi şahittir, herkes kendi ayarını ve amacını bilmektedir. Aslında insan, kendi hâlini görmekte ve nasıl bir akıbete lâyık olduğunu pekâlâ bilmektedir. Hesap gününde insan kendini görür. Rabbinin huzurunda ne kadar aciz ne kadar çaresizdir. Üzerine düşen görevleri yapmadığını, yeryüzündeki yaşamını bir hiçlik üzerine yaşadığını anlar. Sanki Rabbin onu yeryüzüne anlamsız olarak göndermiş. Sanki yeryüzünde bir hiçlik uğruna yaşamını sürdürecekmiş. Hayır! Andolsun ki hayır! Hesap günü bütün gerçekler yüzüne okunacak! Yeryüzündeki insan yaşamının bir hiçlik üzerine kurulmadığını öğrenecektir. Andolsun ki insanın yeryüzünde aldığı her nefesin, yaşadığı her anın mutlaka anlamı vardır.

15. Ahirette Mazeretlerini ortaya atsa birtakım yalan bahanelere sığınsa bile, mazeretler bulup kendi yaptıklarını gizlemeye, kendisini kandırmaya çalışsa bile nafiledir. İsterse sayabildiği bütün mazeretlerini sayıp döksün yine de el, ayak, göz, kulak gibi uzuvların şahitliğini yalanlayamayacaktır. Gaflet ve cehaletinin ve Allah’ı takdir edememenin bir neticesidir. Öyleyse, ey insanlar; gerçekleri olduğu gibi görmeli, Kur’an mesajını kendinize rehber edinerek dünya ve âhirette huzur ve esenliğe ulaşma yolunda çaba harcamalısınız. Bunun için yapmanız gereken, içtenlikle Kur’an’a yönelmek ve onu dinleyerek, okuyarak, inceleyerek anlamaya ve hükümlerini uygulamaya çalışmaktır. Başlangıçta anlayamadığınız veya yanlış anladığınız yerler olabilir; endişe etmeyin, eğer siz içtenlikle Kur’an’a yönelir ve onu anlama ve hayatınıza yansıtma yolunda çaba harcarsanız, Kur’an’ın tümünü okudukça Allah size bilmediklerinizi öğretecek ve Kur’an’ı doğru anlamanızı sağlayarak sizi büyük hatalara düşmekten koruyacaktır. Biz insana yeryüzündeki yaşamın anlamını, neler yapmasını gerektiğini anlattığımızda, onun neler yapmadığı ortaya çıkar. İnsan yapmadığı şeyler için özür bulmaya çalışır. Çeşitli bahaneler uydurur. Hayır! Andolsun ki onların bahaneleri işe yaramayacaktır. İnsan hiç düşünmüyor mu? Dünyada mal mülk edinmek için, mevki makam sahibi olmak için, aklını, zekâsını, bilgisini, tecrübelerini, nasıl değerlendirdiğini bilmiyoruz mu sanıyor? Dünyada bolluk zenginlik içinde yaşamak için harcadığı zamanları, verdiği emekleri bilmiyoruz mu sanıyor? En küçük çıkarları için nasıl hayatlarını ortaya koyduklarını bilmiyoruz mu sanıyor? Kendi şanları, kendi şöhretleri için ölürken, dünya nimetlerini daha fazla edinmek için ölürken, insanlar arasında haksızlık zulüm yaparak ölürken, kendi zevkleri kendi sefaları için hayatlarını kaybederken, gösterdikleri azmi cesaretleri bilmiyoruz mu sanıyor? Onları yasalarımıza uymaya çağırınca yan çizdi. Bir kerecik olsun Allah ne diyor demedi. Verdiğimiz akıl, göz, muhakeme, kulak, gönül, zekâ, kalp nimetlerini kendi çıkarı için sonuna kadar kullanırken, bizim yolumuz için asla kullanmadı. Bütün bunları bilmiyoruz mu sanıyor? İnsanın emirlerimize uymaması için ne bahanesi olabilir ki? Haksızlık ederken, canlıları katlederken, yeryüzünü talan ederken, çıkarları için tüm güzellikleri yok ederken, hiçbir bahane üretmedi. Tek bir hedefi vardı; eğlenmek, çıkar sağlamak, bencilliklerini tatmin etmek! Hayır! Andolsun ki hayır! Bugün insanın hiçbir bahanesi kabul edilmeyecektir. Nitekim, ayetlerimizle ilk tanıştığı sıralarda Elçimiz Muhammed bile onu öğrenme ve anlama konusunda zorluk çekeceğini sanmış, Biz de onu şöyle teskin etmiştik:

16. Ey peygamber! Sana vahyedilen ayetleri, Kur’an’ın bir kısmını unuturum endişesiyle acele ile kavrayıp ezberlemek için, Cebrail onları sana okurken onunla beraber dilini hızla oynatıp durma. Gönderilen ayetleri okurken hafızanda tutabilmek için tekrar etme! Buna gerek yok. Acele etme, Kur’an kalbine, inerken sadece dinle.

17. Şüphesiz o Kur’an’ı kalbinde toplamak, kalbine hafızana kaydetmek ve onu sana okutmak bize düşer. İşin sana ait kısmı, bu âyetleri içine sindirmek, bir davranış elbisesi olarak üzerine giyip göstermek ve bütün bir insanlığa ulaştırılması için gayret etmektir. Sen insanlara sözlerimizi iletmen için seçilen elçisin. Elçi olarak sana güç verdik. Söylenenleri aklına kalbine yazman, hafızanda tutman, anlamlarını anlaman konusunda seni yalnız bırakmadık. Senin hafıza gücünü anlama gücünü destekledik. Sen diğer insanlar gibi değilsin. Bizim elçimizsin. Sana gönderilen ayetleri, ayetlerin anlamlarını, nasıl uygulayacağını aklına, kalbine biz yazarız. Senin; ayetin anlamı ne demek, nasıl uygulanacak gibi sorular sormana, sorularının peşinden gitmene ihtiyacın yok. Sen katımızdan sana gönderdiğimiz ayetlerimizi unutmaktan muaf tutulacaksın ve asla unutmayacaksın! Onun için acele etme! Anlayıp hafızana kaydetmek için tekrar etme! Kaldı ki sen bunu yapsan da bizim istediğimiz şekilde anlayamaz, hafızana kaydedemezsin. Onun için kendini bırak! Sadece sana okunanı dinle! Andolsun ki hafızana eksiksiz olarak ayetleri anlamlarıyla birlikte yazacağız.

18. Şu hâlde biz onu doğrudan veya Cebrail vasıtasıyla vahyedip okuduğumuzda sen sadece onun sana vahyolunduğu gibi okunuşunu uy. Yalnızca onun okunuşunu takip et. Ve dikkatle izle.

19. Bundan Sonra da hiç şüphen olmasın ki inen âyetler hakkında sana bir şeyler sorulduğunda ve hatırlamadıkların olursa kalbini ilim ve hidayet nurlarıyla aydınlatarak onu belletmek de anlamını açıklamak da bize düşer. Ey mü’minler! Siz de Kur’an okurken acele etmeyin. Anlamadan okumanın sevabına öncelik vermek yerine; anlama, yaşama ve başkalarına taşımanın getireceği büyük sevaba öncelik verin ve şu sorunun cevabını bir düşünün; Anlama yoksa okumanın, yaşama yoksa anlamanın bir anlamı olabilir mi? Tereddüt ettiğin, şüpheye düştüğün her şeyi sana açıklayacağız. Bu sana Risalet’imizin bir hediyesidir. Sen Risalet’in görevlisi olarak Rabbinin açıkladıklarını insanlara açıklayacaksın. Risalet ile görevlendirilmeyen insanlar sadece kendi anladıklarını açıklar. Senin onlardan Risalet farkın var. Bunu iyi anla!

20. Hayır Ey insanlar boşuna mazeret ileri sürmeyin! Doğrusu siz peşin olan kısa süreli ve çabucak geçen dünyayı ve geçici dünya zevklerini seviyorsunuz. Andolsun ki hayır! İnsan yeryüzünde yaşarken dünya hayatını çok sever. Sanki orada sürekli kalacağını sanır. İnsanların öldüğünü gördükleri halde akılları başlarına gelmez. Kendinin öleceğini düşünmez. Ölümü düşünerek kendine çeki düzen vermez. Dünyaya sarılır. Sarıldıkça dünyaya dalar. Hâlbuki dünya hayatı, ahiret hayatının yanında bir hiçtir. Gelip geçicidir. Bir anlıktır.

21. Ve bu yüzden Kur’an’dan yüz çeviriyor, Asıl kalıcı olan sonsuz nimet ve azabın bulunduğu Ahireti ve ahirette size ebedi saadet kazandıracak işleri ise terk ediyorsunuz ve göz ardı ediyorsunuz, hesap gününü hiç düşünmüyorsunuz. Sizler çabucak geçecek olan dünya hayatını seviyor ve âhirette kime ve neye göre yaşadığınızın hesabının sorulacağını önemsemiyor, göz ardı ediyorsunuz. Onu kazanmak için çalışmıyorsunuz. Buna rağmen dünya hayatının sonunda başına gelecekleri hiç düşünmez. Ahiret hayatını bırakıp dünyaya dalar. Hâlbuki hesap günü geldiğinde gerçeklerle karşılaşacaktır. O âhiret ki:

22-25

MEAL

22. Yüzler var ki, o gün parıldar.

23. Rabbine bakar.

24. Yüzler de var ki, o gün asıktır.

25. Kendisine bel kemiğini kıracak bir uygulamada bulunulacağını anlar.

MUSTAFA ÇEVİK

22-25 Dünya hayatını Rablerinin davetine iman edip, gereklerini yerine getirerek yaşamak ve yaşatmak için gayret eden kimselerin ise, Kıyamet ve Hesap Günü Allah’ın kendilerine ikram edeceği nimetleri beklerken yüzleri mutluluktan parlayacak. O Gün Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinerek yaşamış olanların ise yüzleri ümitsizlik ve korkudan kapkara kesilecek, bellerinin kemiklerini çatırdatıp kıracak bir azabın başlarına gelmekte olduğunu anlayacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

22. Nice dünya ahiret dengesini kuran, dünyanın cazibedar güzellikleri karşısında ahireti unutmayan mü’minlere ait Yüzler var ki, o gün sevinç içindedir, güzelliği ile mutluluktan ışıl ışıl parıldar. Hesap günü Rabbine inanan, iyi güzel işler yapanların yüzleri ışıl ışıl parlar. Dünya hayatını Rablerinin davetine iman edip, gereklerini yerine getirerek yaşamak ve yaşatmak için gayret eden kimselerin ise, Kıyamet ve Hesap Günü Allah’ın kendilerine ikram edeceği nimetleri beklerken yüzleri mutluluktan parlar. Yaptıkları her iş onlar için ahiret hayatının aydınlığı olur.

23. Onlar sevinç ve saadetleRabbine bakarlar ve ondan gelecek ebedi ikramları beklerlerken tarifsiz mutluluğa ulaşacaklardır. Çünkü Allah’ın verdiği söz gerçekleşmiştir.

24. Ama o gün, öyle Yüzler de var ki, o gün dünya-ahiret dengesini kuramadıkları için, yaşadıkları utanç, üzüntü ve pişmanlık nedeniyle suratlarının şekli kaymış, kararmış ve asıktır. Ummadıkları kabul etmedikleri kıyametle karşı karşıyadırlar. Onlar dünyada Allah’a inanmamış, kıyamet gününü inkâr etmiş, hesap gününü yalanlamışlardır. İnkâr ettikleri hesap günü karşılarındadır. Hesaba çağırılmaktadırlar. Korkularından yüzleri kapkara kesilmiştir. Cehennem ateşi onları selamlar.

25. Etrafa baktıklarında bel kemiklerini kıracak dayanılmaz felaketin gelmekte olduğunu anlarlar. O Gün Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinerek yaşamış olanların ise yüzleri ümitsizlik ve korkudan kapkara kesilecek, bellerinin kemiklerini çatırdatıp kıracak bir azabın başlarına gelmekte olduğunu anlayacaklar. Anlarlar ki sonları gelmiştir. Verecekleri hesabın ağırlığından belleri bükülür. Kaçacak yerleri yoktur. Onları savunacak kimse de yoktur. Bütün zalimler, zulme destek verenler, inkârcılar hep oradadır. Hepsinin beli bükülmüştür. Hepsinin yüzleri kapkara kesilmiştir. Yeryüzünde insanları kandıranlar, Allah’la, Resullerle, İslam’la, İslam’ın yasalarıyla, Müslümanlarla alay edenler perişan vaziyettedir.

26-33

MEAL

26. Hayır. Ne zaman ki, (can) köprücük kemiklerine dayanır,

27. Ve: “Kim efsun yapacak?”denir,

28. O (can çekişen kişi) de bunun ayrılık zamanı olduğunu anlar,

29. Ve bacak bacağa dolaşır,

30. İşte o gün gidiş ancak Rabbinedir.

31. (O) ne (peygamberi) doğruladı, ne de namaz kıldı.

32. Ancak yalanladı ve yüz çevirdi.

33. Sonra da çalım satarak ailesine gitti.

MUSTAFA ÇEVİK

26-33 Dünya hayatını Allah’ın davetine sırt dönüp O’na başkaldırmış olarak yaşamış insanın canı boğazına gelip dayandığında ve etrafındakilerin bunu kurtaracak biri yok mu diye çırpınıp durduğunda, işte o zaman kendisi de ayrılık vaktinin gelip çattığını iyice kavrar, son çırpınışla ayakları birbirine dolaşır ve ancak o zaman bu gidişin Rabbin huzuruna gidiş olduğuna inanıp iman eder fakat son pişmanlık fayda etmez. O, yaşadığı sürece Allah’ın peygamber ve kitaplarla davet ettiği yaratılışının sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmedi. Ona karşı kibirlenip böbürlendi, çalım satarak kendine göre bir hayat nizamı kurmaya ya da kendi gibilerin kurduğu nizamlara yönelip sarıldı.

MEAL AÇIKLAMASI

26. Peki bu geç kalmış anlamanın bir faydası olacak mı? Maalesef Hayır Hiçbir faydası olmayacak. Kur’an dünyadan ahirete bir pencere açıp, bu gerçekleri gösterdiği halde, içinizden bazıları ölümü, ahireti, hesabı unutarak yaşar gerçek şu ki: Ömür bitip hayat tıkanır ve Ne zaman ki, can köprücük kemiklerine dayanır, can boğaza dayandığında ölüm bu kişilere kendini hatırlatır, işte o an insan şaşkınlaşıp kalacaktır. İşte o gün hepsi ölüp yok olmak ister. Ölüme öyle bir boyun uzatışları vardır ki, şaşarsın! Onlara ölüm yasaklanmıştır. Ölüm onlar için asla bir kurtuluş olmayacaktır.

27. Ve: Ona: Haydi görelim şimdi tedavi için.Son müdahaleyi Kim yapacak kim tedavi edecek? Kim iyileştirip efsun yapacak?” diye sorarlar. En güvendiğin hekiminiz, sahte şeyhiniz ve şöhretliniz nerededir? diye hatırlatılacaktır. Fakat onlar yine de bir umut içindedirler. Birbirlerine bakarlar. Acaba kim bizi bu halden kurtarabilir? İsterler ki biri sihir yapsın! Bütün bunların hepsi bir rüya olsun. İsterler ki her şey bir anda değişsin! Yaşadıkları an hatıralarında kalan karabasan olsun. Neredesiniz ey şefaatçilerimiz derler? Kimse seslerini duymaz! Anlarlar ki kendilerine şefaat edeceklerini sandıkları da o günün dehşetinden kendi dertlerine düşmüştür. Onlar da kendilerini kurtaracak birini aramaktadırlar.

28. O can çekişen kişi de En iyi doktorlara, en iyi hastanelere gider. Ölüm karşısında bütün sebeplerin çaresiz kaldığını gördüğünde bunun mecburen bu dünyadan ve tüm sahip olduklarından son ve kesin ayrılık zamanı olduğunu kendisi ve çevresindekiler de anlar, Ruhu köprücük kemiklerine dayanmış olan bu ölecek kişi de kendisi bilir ki, bu ayrılma vaktidir. Ve insan anlar ki artık dünya yaşamından ayrılmıştır. Bu ayrılışın geri dönüşü yoktur. Yaşadıkları gerçektir. Rüyayla, karabasanla ilgisi yoktur.

29. Ve Ölüm korkusundan eli ayağı birbirine dolaşır, kımıldayamayacak hale gelir.

30. İşte o gün hesap vermek üzere kaçınılmaz gidiş ebedî yolculuk için sevk edileceği yer yalnızca Rabbinedir. Dünya hayatını Allah’ın davetine sırt dönüp O’na başkaldırmış olarak yaşamış insanın canı boğazına gelip dayandığında ve etrafındakilerin bunu kurtaracak biri yok mu diye çırpınıp durduğunda, işte o zaman kendisi de ayrılık vaktinin gelip çattığını iyice kavrar, son çırpınışla ayakları birbirine dolaşır ve ancak o zaman bu gidişin Rabbin huzuruna gidiş olduğuna inanıp iman eder fakat son pişmanlık fayda etmez.

31. O huzurda amel defteri açıldığında görülecektir ki, gafil ve kâfir olan, O kişi ne sadaka verdi ne peygamberi ve Kur’an’ı, kendisine tebliğ edilen dini tasdik edip doğruladı ve ayetlerime iman etti ne de Allah’a yönelip o dine destek verdi ve namaz kıldı. O, yaşadığı sürece Allah’ın peygamber ve kitaplarla davet ettiği yaratılışının sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmedi. İnanmayanlar Rabbini doğrulamamıştı. O kişi, doğruları kabul etmemiş, destek de vermemişti. Kıyameti inkâr etmişti. Sonlarının geleceğini düşünmemişlerdi. İnançla, azimle, Allah’ın yolunu öğrenmemişler, Allah’ın yolunda yürümemişlerdi. Hâlbuki onlara salat-ı ikame ederek Allah’ın yolunda bilgiyle bilinçle yürüyün denilmişti. Hâlbuki onlara dünyada elde ettiklerinden yoksulların fakirlerin, ihtiyaç sahiplerinin haklarını verin denilmişti. Emrimizi yerine getirmediler. Akıllarını, zekâlarını, bilgilerini, bilinçlerini, mallarını, mülklerini, mevkilerini, makamlarını hep çıkarları için kullandılar. Hâlbuki bütün bunları insanlarla paylaşmaları gerekiyordu. İnsanlarla birlikte barış, huzur, esenlik içinde yaşamaları gerekiyordu. Onlar bencil davrandılar. Çıkarlarının peşinden gittiler. Ayetlerimizle bilgilenip bilinçlenmediler. Varlıklarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmadılar. Tam tersine varlıklarıyla insanlar arasında sınıflar ürettiler. Güçlerini kullanarak insanlara, hayvanlara, doğaya zarar verdiler. İhtiyaç sahiplerini görünce inandığınız Allah versin dediler.

33. Sonra da bazı Mekkeli müşriklerin yaptıkları gibi çalım satarak bir kahraman edasıyla yakınlarının yanına gitmişti.

32. Ancak peygamberi, Kur’ân hakikatlerini yalanladı ve ayetlerimizden yüz çevirdi, yapılan işleri köstekledi, ondan uzak durdu. Kendi yorumlarının peşine düştü.

33. Sonra da bazı Mekkeli müşriklerin yaptıkları gibi böbürlenip çalım satarak gururlanıp hava atarak bir kahraman edasıyla yandaşlarının yanına, ailesine gitmişti. Kendine göre bir hayat nizamı kurmaya ya da kendi gibilerin kurduğu nizamlara yönelip sarıldı. Çalım satarak inkâr edenlerle birlikte oldular. Birbirlerini destekleyerek ayetlerimize karşı çıktılar. Yasalarımızla alay ettiler. Fakat şimdi, her şeyini dünyada terk ederek huzurumuza geldi ve sonsuz azaba mahkûm oldu!

34-35

MEAL

34. (Azap ve helak) sana layıktır, sana layık olan işte budur;

35. Sonra sana layık olan (yine azap ve helaktir), yine senin layığın budur.

MUSTAFA ÇEVİK

34-35 Allah’ın yaratıp da bunca nimetlerle donatmasına rağmen, O’nun davetine sırt dönen böylesi nankörlere yazıklar olsun, azap onlara her gün biraz daha yaklaşmaktadır.

MEAL AÇIKLAMASI

34. Huzurda, amel defterleri açıldıktan sonra ona şöyle denir: Ey zalim ve hain kişi, şimdi Azap ve helakölüm ve ayrılık acısı sana layıktır, bugün burada sana verilecek her türlü cezaya Müstahaksın, sana layık olan işte budur. Allah’ın yaratıp da bunca nimetlerle donatmasına rağmen, O’nun davetine sırt dönen böylesi nankörlere yazıklar olsun. Onlara verdiğimiz cezada hiçbir haksızlık yoktur. Be akılsız! Senin için öncelikli olan ve öncelikli olması gereken doğruları kabul etmen ve Allah’a yönelmendir.

35. Ey kahrolasıca kâfir! Yaptıklarından dolayı sana tekrar tekrar yazıklar olsun. Sonra sana layık olan yine azap ve helaktir, yine senin layığın budur, daha fazlasına da müstahaksın. Gerçekten sen burada yaşayacağın her şeyi fazlasıyla hak ettin. Azap onlara her gün biraz daha yaklaşmaktadır. Bu acılar sana yakışır ve layıktır! Evet! Kesinlikle onlara verdiğimiz ceza da haksızlık yoktur. Çünkü onları sürekli uyarmıştık. Başlarına gelecekleri açıklamıştık. Şimdi azabı görünce niçin şaşırıyorlar?

36

MEAL

36. İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

MUSTAFA ÇEVİK

36 İnsan, başıboş bırakılacağını ve hayatı istediği gibi yaşayabileceğini, Allah’ın hayata müdahil olmayacağını ve verdiği nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekmeyeceğini mi sanıyor?

MEAL AÇIKLAMASI

36. Kendisine tebliğ edilen dini tasdik etmeyen, hakikati yalanlayan, kibirlenen, çalım satan; bunların yanında inandığını söylerken, inancının gereğini yapmayan İnsan, kendisinin başıboş yaratıldığını, Allah’ın hayata müdahil olmayacağını, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını, dilediği gibi hareket edebileceğini, hayatı istediği gibi yaşayabileceğini, yaptıklarının hesabını vermeyeceğini ve verdiği nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekmeyeceğini mi, sanıyor? Hiçlik üzerine yeryüzüne gönderildiğini mi sanıyor? Böyle bir şeye nasıl inanır? Bu konularda hiçbir delili yokken nasıl bu kadar kesin konuşur? Kıyametin yokluğundan söz edip nasıl ahireti inkâr eder? Verdiğimiz aklı niçin kullanmaz? Düşünmez mi? Görüp görmediği, bilip bilmediği varlıkları yaratan Allah, bütün bunları boş yere yaratır mı? Elbette Rabbinin bütün bunları yaratmasının bir nedeni vardır. Rabbin ayetleriyle bunlardan bir kısmını insanlara açıklar. Ama insan kibrinden beğenmişliğinden açıklananları dinlemez. Üstelik inkâr eder. İnkârı yetmez şımarıklık yapar. Şımarıklığı yetmez inananlara musallat olur. Musallat oluşu yetmez zulmeder. Gücüne, taraftarlarına güvenerek insanların haklarına saldırır. Haksızlık yapar

37-39

MEAL

37. O akıtılan meniden bir nutfe değil miydi?

38. Sonra bir alaka (embriyo) oldu. Derken (Allah onu) yarattı ve düzgün bir şekle soktu.

39. Sonuçta ondan erkek ve dişi iki tür var etti.

MUSTAFA ÇEVİK

37-39 Oysa Allah, onu bir damla su olan meniden, daha sonra onu bir çiğnemlik ete dönüştürerek, sonra da uzuvlarını oluşturup şeklini vererek yarattı ve nimetlerinden yararlanabilecek, doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt edebilecek özelliklerle donatarak, erkek ve dişi olmak üzere var etti.

MEAL AÇIKLAMASI

37. Yani, yaptıklarının hesabını vermek üzere yeniden diriltilmeyeceğini mi düşünüyor? Oysa Küfürde direndiği için çalım satıyor, hiç düşünmez mi ki O adı sanı bilinmezken, rahme akıtılan ve içinde milyonlarca sperm olan meniden bir damla su, değil miydi? İnsan kendine bir baksın? Kibirlenecek, kendini beğenecek neyi var? İnsan horlayıp hakir gördüğü meni dedikleri bir damla suyla dünyaya getirilmedi mi? Meniyi gördüğünde yüzünü ekşitmiyor mu? Menin kokusundan görünüşünden rahatsız olmuyor mu? Düşünmüyor mu? Biz insanı; beğenmediği, tiksindiği meniden dünyaya getirdik. Niçin kibirleniyor? Niçin akıl edip kendine gelmiyor?

38. Sonra bu sperm ana rahminde döllenmiş ve rahmin duvarına asılı bir alak yani embriyo oldu. Derken Allah onu bir çiğnemlik ete dönüştürerek, sonra da uzuvlarını oluşturup şeklini vererek değişik aşamalardan geçirdikten sonra yarattı ve biçimlendirerek düzgün bir şekle ve düzene soktu. Allah onu insan biçiminde yarattı. Yaratılış amacına uygun olarak şekillendirdi. İnsan yaratılışı dikkatle izlesin! Bir damla meniden kan pıhtısı yaptık. Kadınların rahimlerinde pıhtıya insan şeklini verdik. Annesinin karnında onları nasıl yarattığımızı görmüyor mu? Biz kan pıhtısını şekillendirerek erkek ve dişi olarak insanları yarat-tık. Elbette bütün bunlar bizim yaratılış yasamıza göre olmuştur. İnsan kendi yaptıklarına baksın ve sorsun kendine; insan neyi yaratmıştır? Sor onlara! İnsan yasalarımızdan bazılarını öğrendikleri için kendini yaratıcı mı sayıyor? Bu ne şımarıklık? Bu ne kendini bilmezlik? Eğer yaratıcılık yapmak istiyorsa, yarattıklarımızın yasasına baksın! Biz yaratılışı yoktan gerçekleştirdik. Eğer kendini yaratıcı olarak görüyorsa yoktan bir şey yaratsın! Yapamaz değil mi? İnsan sadece yaratılış yasalarımızı, varlıklara koyduğumuz yasalarımızı öğrenir. Öğrendiklerinden giderek yarattığımız varlıkları yararına kullanmayı öğrenir. Bunun ötesine gidemez. Böyleyken ben yaratıyorum! Hâlbuki hiçbir şeyi yeniden yaratamaz. Yarattıklarına yaratılış yasası koyamaz!

39. Sonuçta nimetlerinden yararlanabilecek, doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt edebilecek özelliklerle donatarak ondan erkek ve dişi iki tür olarak x ve y kromozomlarını var etti.

40

MEAL

40. Bütün bunları yapan, ölüleri diriltmeğe güç yetiremez mi?

MUSTAFA ÇEVİK

40 İnsanı ilkin böylece yaratan Allah’ın onu tekrar yaratıp hayat vererek, hesap sormaya elbette gücü yeter.

MEAL AÇIKLAMASI

40. Ey başıboş bırakılacağını zanneden insan! Bütün bunları yapan İnsanı ilkin böylece yaratan Allah, ölüleri diriltmeğe onu tekrar yaratıp hayat vererek, hesap sormaya güç yetiremez mi? Elbette gücü yeter. Bu konuda hiç şüphen olmasın! O her şeye Kâdir değil midir? “Evet, yüce Rabb’imizi tesbih ve tenzih ederiz; O’nun elbette ölüleri diriltmeye gücü yeter!” İnsan bütün bunları bildiği gördüğü halde Rabbinin yeniden dirilteceğini nasıl inkâr ediyor? Bütün bunları yapmaya kadir olan yeniden diriltemez mi? Bir damla meniden insanları annelerinin karnında büyütüp dünyaya getiren Allah öldükten sonra yeniden diriltemez mi? Andolsun ki insanın akılsızlığı başına felaket getirmekten başka bir işe yaramaz. Bilsin ki felaket başına geldiğinde pişmanlığı fayda vermeyecektir.

Scroll to Top