Meryem Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

98

Mushaf (Kuran) Sırası

19

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

44

Sure Hakkında Bilgi

19

MERYEM SURESİ

GİRİŞ

Adı: Sure adını 16. ayetten alır.

Nüzul Zamanı: Bu sure Habeşistan’a hicretten önce nazil olmuştur. Sahih hadislere göre, Hz. Cafer (r.a), Necaşi, muhacirleri sarayında topladığı zaman onun huzurunda bu sûrenin 1-40. ayetlerini okumuştur.

Tarihsel Arka-Planı: O dönemin şartlarına Kehf Suresi’nin giriş bölümünde de kısaca değinmiştik. Burada daha çok bu ve benzeri surelerin anlamını kavramamıza yardımcı olacak ayrıntılara yer vermek istiyoruz. Kureyş’in ileri gelenleri İslâmî hareketi alay ve küçümseme ile, tehditler yaparak, iftiralar atarak bastıramayacaklarını anlayınca işkence, maddi baskı ve ekonomik kısıtlamalara baş vurdular. Yeni müslümanları kabilelerinden ayırıyor, onlara işkence yapıyor, onları açlığa mahkum ediyor, hatta İslâm’dan vazgeçmeleri için onlara fiziksel baskı ve acı uyguluyorlardı. Bu işkencenin en zavallı kurbanları ise fakirler, köleler ve Kureyş’e sığınan yabancılardı. Örneğin, Bilal, Amir bin Füheyra, Ummi Ubeys, Zinnire, Ammar bin Yasir ve onun anne-babası. Bu zavallı insanlar dövülüyor, hapsediliyor aç ve susuz bırakılıyor ve Mekke’nin kaynar kumları üzerinde sürükleniyorlardı. Çoğu kimse vasıflı işçileri çalıştırıyor ve yaptıkları işin karşılığını vermiyordu. Buna örnek olarak Buhari ve Müslim’de yer alan Habbab b. Eret olayını gösterebiliriz.

“Mekke’de demircilik (nalbantlık) yapıyordum; bir keresinde As ibn Vail’in bir işini yaptım. Paramı almaya gittiğimde “Muhammed’den vazgeçmedikçe sana ücretini ödemeyeceğim” dedi.

Aynı bağlamda Habbab derki: “Bir gün Nebi (s.a) Kabe’nin gölgesinde oturuyordu. Ona gittim ve “Ey Allah’ın Rasûlu! İşkence son sınırına ulaştı. Niçin Allah’a dua etmiyorsun?” Nebi (s.a) buna çok kızdı. Dedi ki: “Sizden önce geçen müminler sizden daha çok acı çektiler. Onların kemikleri demir taraklarla tarandı, başları testere ile kesildi, fakat yine de imanlarından dönmediler. Seni temin ederim ki, Allah dinini tamamlayacaktır ve öyle bir zaman gelecek ki bir kimse Sana’dan Hadramut’a kadar yolculuk yapacak ve Allah’dan başka korkulacak hiçbir kimse ile karşılaşmayacaktır. Fakat siz sabırsızlığa düşüyorsunuz.” (Buhari)

Şartlar artık dayanılmaz hale geldiğinde, Peygamber (s.a) Peygamberliğinin 5. yılının Recep ayında ashabına şöyle bir tavsiyede bulundu: “Habeşistan’a hicret edebilirsiniz, çünkü orada hiç kimsye haksızlık yapılmasına izin vermiyen bir kral vardır. Onun ülkesinde hayır vardır. Allah size bu beladan bir kurtuluş verinceye kadar orada kalabilirsiniz.”

Bundan sonra ilk planda 11 erkek ve 4 kadın Habeşistan’a doğru yola çıktılar. Kureyşliler onları sahile kadar takip etti, fakat müslümanlar şans eseri olarak Şuaybiye limanında hemen Habeşistan’a gidecek olan bir gemiye rastladılar ve kurtuldular. Birkaç ay sonra bir grup mümin daha Habeşistan’a hicret etmiş ve sayıları, Kureyş’ten 83 erkek ve 11 kadın, Kureyşli olmayanlardan da 7 kişiye ulaşmıştı. Bundan sonra Mekke’de Peygamber’le (s.a) birlikte sadece 40 kişi kalmıştı.

Bu hicretten sonra Mekke’de “onları yakalayın” diye büyük bir feryat başladı. Çünkü Kureyşli her aile bu olaydan olumsuz bir şekilde etkilenmişti. Bir oğul, bir damat, bir kız, bir kızkardeş veya bir erkek kardeş kaybetmeyen hemen hemen hiç bir aile yoktu. Mesela, muhacirler arasında Ebu Cehil’in, Ebu Süfyan’ın ve müslümanlara yaptıkları işkencelerle meşhur Kureyş’in diğer ileri gelenlerinin yakın akrabaları da vardı. Örneğin Ebu Cehil’in kardeşi, Selma bin Hişam ve yeğeni Hişam bin Ebi Huzeyfe, Ayyaş bin Ebi Rabeyye, Ümmü Seleme, Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe, Utbe’nin oğlu ve Hind’in kardeşi Ebu Huzeyfe, Suheyl bin Amr’ın kızı Sehile vs. Bu nedenle bazılarının İslâm’a düşmanlığı daha da artarken, bazıları bundan etkilenerek İslâmı kabul ediyordu. Mesela bu hicret Hz. Ömer üzerinde çok derin etkiler yaratmıştı. Onun akrabalarından biri olan Hasme’nin kızı Leyla şöyle anlatıyor: “Kocam Ambr b. Rebia gitmişti, ben de hicret için eşyalarımı hazırlıyordum. O sırada Ömer geldi ve ben yolculuk için hazırlanmakla meşgulken beni seyretmeye başladı.

Sonra “Sen de mi hicret edeceksin?” dedi. Ben de: “Evet, Allah’a andolsun siz bize çok işkence ettiniz. Fakat Allah’ın geniş arzı bizim için açıktır. Şimdi Allah’ın bize barış ve huzur ihsan edeceği bir yere gidiyoruz.” diye cevap verdim. O zaman Ömer’in yüzünde o güne dek görmediğim bir duygu ifadesi gördüm. Sadece “Allah sizinle beraber olsun” dedi ve gitti.”

Hicretten sonra Kureyşliler toplantılar yaptılar ve Ebu Cehil’in üvey kardeşi Abdullah ibni Ebi Rebia’yı ve Amr b. As’ı Necaşi’yi muhacirleri Mekke’ye geri iade etmeye ikna etmek üzere değerli hediyelerle Habeşistan’a göndermeye karar verdiler. Hz. Ümmü Seleme (Nebi’nin hanımlarından biri) muhacirler arasındaydı ve olayın bu kısmını şöyle anlatmıştır: “Kureyş’in bu iki akıllı sözcüsü Habeşistan’a ulaştıklarında değerli hediyeleri Necaşi’nin sarayındaki adamları arasında dağıttılar ve onları Necaşi’yi muhacirleri geri vermeye teşvik etmeleri için ikna ettiler. Daha sonra Necaşi’nin huzuruna çıktılar, ona da değerli hediyeler verip: “Şehrimizden bazı akılsız insanlar ülkenize sığınmış, liderlerimiz bizi, bu insanları geri iade etmenizi rica etmek üzere size gönderdiler. Bu sapıklar bizim inancımızdan döndüler, sizin dininize de girmediler, fakat yeni bir din icad ettiler,” dediler. Onlar konuşmalarını bitirir bitirmez, saray adamları onları destekledi ve: “Biz onları memleketlerine geri göndereceğiz, çünkü kendi kavimleri onları daha iyi bilir. Onları burada barındırmamız doğru değil. “Kral buna sinirlendi ve yeterli bir araştırma yapmadan onları geri vermeyeceğim. Bu insanlar başka bir ülkeye değil de benim ülkeme sığındıkları ve buraya barınmaya geldikleri için onlara ihanet etmeyeceğim. İlk önce onlara haber gönderip daha sonra bu insanların onlar hakkında öne sürdükleri suçlamaları araştıracağım. Sonra son kararımı vereceğim” dedi. Bundan sonra Kral Peygamber’in (s.a) ashabına haber gönderdi ve onları sarayına çağırdı.

Muhacirler Kral’ın gönderdiği haberi duyunca toplandı ve Kral’a ne söyleyeceklerini tartıştılar. Sonunda şu karara vardılar: “Kral’a Peygamberimizin (s.a) öğrettiklerini, ona hiçbir şey ekleyip eksiltmeden, bildirelim ve bizi ülkesinde barındırma veya dışarı atma kararını ona bırakalım.” Saraya geldiklerinde Kral hemen onlara şu soruyu yöneltti: “Kavminizin dininden çıkıp, ne benim inandığım dine, ne de varolan dinlerden hiçbirine girmediğinizi biliyorum. İnandığınız bu yeni dinin ne olduğunu bilmek istiyorum.” Bunun üzerine Cafer ibn Ebi Talib Muhacirler adına önceden hazırlanmadığı bir konuşma yaptı.

“Ey Kral! Biz cehalete batmış ve sapıtmıştık. İşte o zaman Muhammed (s.a) bize Allah’ın Rasûlü olarak geldi ve bizi islah etmek için elinden geleni yaptı. Fakat Kureyşliler ona uyanlara işkence etmeye başladılar. Bizde bu işkence ve acılardan kurtulmak amacıyla sizin ülkenize geldik.” Bu konuşmadan sonra Kral: “Allah tarafından sizin peygamberinize gönderilen vahiyden bir bölümünü oku!” dedi. Bunun üzerine Cafer, Meryem suresinin Yahya ve İsa (a.s) ile ilgili kıssayı anlatan bölümünü okudu. Kral bunu dinledi ve ağlamaya başladı, o denli ağladı ki sakalları gözyaşından ıslandı. Cafer (r.a) okumasını bitirdiğinde: “Muhakkak bu söz İsa’ya indirilen aynı kaynaktan geliyor. Allah’a andolsun sizi bunların eline teslim etmeyeceğim” dedi.

Ertesi gün Amr b. As, Necaşi’ye gitti ve şöyle dedi: “Onlara bir haber daha gönder ve onların Meryem oğlu İsa ile ilgili inançlarını sor, çünkü onlar onun hakkında kötü şeyler söylüyorlar.” Kral tekrar muhacirlere haber gönderdi. Muhacirler o zamana kadar Amr’ın düzenini öğrenmişlerdi. Tekrar bir araya geldiler ve Kral, Hz. İsa ile ilgili soruyu sorduğunda ne cevap vereceklerini tartıştılar. İçinde bulundukları durumun çok kritik olmasına ve hepsinin de bundan korkmalarına rağmen, bu konuda Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine öğrettiği gerçekleri söylemeye karar verdiler. Saraya gittiklerinde, Kral onlara Amr İbn As’ın teklif ettiği soruyu sordu. Bunun üzerine Cafer b. Ebi Talib ayağa kalktı ve hiç tereddüt göstermeden cevap verdi: “O Allah’ın bir kulu ve elçisiydi. O bir Ruh ve Allah’ın Meryem’e ilka ettiği bir kelimesi idi” Kral yerden bir çöp aldı ve “Allah’a andolsun! İsa, sizin söylediğinizden ancak şu çöp kadar farklıdır” dedi. Bundan sonra Kral, Kureyş’in gönderdiği elçilere döndü ve: “Ben rüşvet kabul etmem”, dedi. Daha sonra muhacirlere dönerek: “Burada huzur ve güvenlik içinde kalabilirsiniz.” dedi.

Anafikir ve Konular: Bu tarihsel arka-planı göz önünde bulundurursak, bu surenin muhacirlere Habeşistan’a yapacakları yolculuk için bir “erzak” olarak indirildiği anlaşılmaktadır. Surede sanki onlara şöyle denilmektedir: “Siz işkence çeken muhacirler olarak kendi ülkenizi bırakıp bir Hıristiyan memleketine sığınıyorsunuz. Fakat buna rağmen sahip olduğunuz bilgilerden hiçbirini gizlememelisiniz. Bu nedenle Hz. İsa’nın, Allah’ın oğlu olmadığını, Hıristiyanlara apaçık ilan etmelisiniz.”

(1-40) ayetler, İsa (a.s) ve Yahya (a.s) kıssaları anlatıldıktan sonra (41-50) ayetlerde İbrahim’in (a.s) kıssasına değinilmektedir. Bu da muhacirlere bir teselli sunmaktadır, çünkü İbrahim de (a.s) onlar gibi babası, ailesi ve kavmi tarafından yapılan işkencelerle memleketinden ayrılmaya zorlanmıştır.

Bu bir taraftan muhacirlerin Hz. İbrahim’in izinden yürüdükleri ve aynı o Peygamber gibi iyi bir akibete kavuşacakları anlamına gelmektedir. Diğer taraftan bu Mekke’li müşriklere, kendilerinin müslümanların ataları ve liderleri olan İbrahim’e (a.s) işkence yapan insanların konumunda oldukları, oysa müminlerin Hz. İbrahim’in konumunda oldukları söylenmek istenmektedir.

Daha sonra (51-65) ayetlerde Hz. Muhammed’in (s.a) daha önce peygamberlerin getirdiği aynı hayat tarzını tebliğ ettiğini fakat onlara uyanların sonradan sapıttıklarını vurgularcasına diğer bazı peygamberlere de değinilmektedir.

Son bölümde (66-98) Mekkeli müşriklerin kötü tavırları sert bir şekilde eleştirilirken, müminlere hak düşmanlarının tüm çabalarına rağmen kendilerinin başarılı olacakları ve insanların en çok sevileni olacakları konusunda müjde verilmektedir.

Açıklamalı Meal

1. Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad Dinle, ey insanoğlu! Bu Kur’an, dilinizin harflerinden oluşan âyetlerle Allah’ın mesajlarını iletmektedir. Hem lafzı hem de manasıyla vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu eşsiz mesaja kulak ver.

2Ey işleriyle meşgul olan insanlar! Dikkat edin! Bütün dikkatlerinizi Rabbinizden gelen sözlere verin! işte şimdi Allah’ın senden önce gönderdiği peygamberlere verdiği nimetleri anlatacak, o peygamberlerin zor şartlar altında sabırlı davrandıklarını ve bunun karşılığında ilahi yardımı hak ettiklerini ortaya koyacağız. Öncelikle bu okuyacağın âyetlerde Rabbinin kulu Zekeriyya’ya bahşettiği rahmetini ihsanı ve ikramını bütün insanlara anlatılmak için dile getiren ibretlik bir hatırlatmadan bahsedeceğiz.

3. Hani Zekeriyya Rabbinden isteyeceğini hiç kimseye açıklamamıştı da Rabbine gizlice ve gönülden şöyle yalvarmıştı:

4. Demişti ki: “Rabbim halimi sana arz ediyorum artık çok yaşlandım Doğrusu yaşlılıktan benim bedenim ve kemiklerim zayıfladı, gücüm-kuvvetim de kalmadı. Saçım sakalım da iyice ağarmaya başladı. Rabbim! şimdiye kadar Sana karşı asla isyankâr olmadım. Ne zaman dua ettimse hiçbir duamın, geri çevrilip cevapsız bırakıldığını ve eli boş döndüğümü de asla görmedim.

5. Bu yaşıma kadar halkıma senin emirlerini ve yasaklarını anlattım ve onları senin yolunda tutmaya gayret ettim. Ancak ben bu dünyadan göçüp gittikten sonra arkamdan yerime geçecek yakınlarımın yoldan çıkıp isyankâr olmalarından ve bu davayı omuzlayıp mücadelemi bıraktığım yerden sürdüremeyecekleri ve şirke sapacakları endişesiyle korkuyorum. Bu yüzden isterdim ki hayırlı bir evladım olsun da benden sonra onlara rehberlik etsin. Ama gel gör ki ben çok yaşlıyım. Ardımdan misyonumu sürdürecek bir evladım da yok. Üstelik karım da baştan beri kısırdır. İsrailoğullarının perişan hâli de ortada. Bundan dolayı bu ümmetin, kendilerine yeni bir ruh kazandıracak, tertemiz bir nesle ihtiyacı var. Sana yalvarıyorum ya Rab; sonsuz lütuf ve rahmetinle bana katından tevhid sancağını omuzlayacak hayırlı bir nesil ve gözümü arkada bırakmayacak güvenilir birisini bağışla ki gözüm arkada kalmasın.

6. Bu öyle bir halef olsun ki hem peygamberlik yolunda bana hem de Yakub oğulları yani İsrailoğullarına sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlaka sahip çıkan manevi bir mirasçı olsun. Rabbim! Onu razı olup hoşnutluğunu kazanan kullarından dürüst ve erdemli biri eyle!”

7. Bunun üzerine Allah gönderdiği melek ile Zekeriyya’nın duasına şöyle karşılık verdi:Ya Zekeriyya! Sana müjdeler olsun! Seni adı Yahya olan ve dürüstlüğüyle hep canlı kalıp, sürekli “gönüllerde yaşayacak’ anlamına gelen” bir erkek çocukla müjdeliyoruz. Daha önce bu ismi hiçbir kimseye vermedik ve O’na bahşedeceğimiz üstün niteliklerle daha önce kimseyi övmedik.”

8. Zekeriya hayretle dedi ki: “Ey Rabbim! Karım kısır, ben de ihtiyarlığın son evresine vardım ve yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düştüm. Hal böyleyken evlat bahşetmen büyük lütuftur. Benim nasıl çocuğum olabilir ki?

9. Ona gelen melek dedi ki: “Elbette orası öyle ama. Rabbin diyor ki: ‘Senin yaşlanmış olman, karının da kısır olması bir şey değiştirmez. Bu benim için çok kolaydır, Kaldı ki sen daha önce hiçbir şey değilken seni de yoktan var etmiştim dedi.” Rabbinin istediği her şey olur. Düşünmez misin? Yoktan var etmeye gücü yeten Rabbinin yaşlı birine oğul vermeye gücü yetmez mi?

10. Zekeriya bu defa: “Rabbim! Ben onlara bu durumu nasıl izah ederim? Öyleyse bana çocuğum olacağına dair Sana şükranlarımı arz edebilmem için bana bir yol ve bir işaret göster ki kalbim mutmain olsun ve toplumum karşısında mahcup olmayayımdedi. Allah iseEy Zekeriya! Sana verdiğimiz bu müjdenin şükrü olarak, senin işaretin konuşma yeteneğin ve gücün sapasağlam olduğun halde aralıksız üç gün üç gece insanlarla meşgul olmaman ve işaretleşme dışında konuşamamandır diye buyurdu” İşte bu, sana delildir. Üç gün boyunca sana verilen oğul müjdesini önce kendin kabul et! Rabbin anne baba yokken sizi var ediyor da kısır bir kadına ve yaşlı bir adama oğul veremez mi?

11. Bunun üzerine Zekeriyya mabetten ayrılıp kavminin karşısına çıktıDili dönmüyor, bir tek kelime bile konuşamıyordu. Fakat bu, Rabbinin ayetlerini gündeme getirmeye, insanları iyiliğe çağırmaya engel değildi. Onlara “Rabbinizin, sınırsız kudret ve yüceliğini aklınızdan çıkarmayın” anlamında: “Allah’a kulluk gereği ibadetleriniz yerine getirip sabah akşam her daim O’nu tesbih edin” diye işaret diliyle konuştu”

12. Zekeriyya’nın çocuğu Yahya doğup ilahi bir şefkatle büyüdüğünde, Zekeriyya ona: Ey Yahyâ, adı Tevrat olan Peygamberlik mirası kitaba tüm gücünle sıkı sıkı sarıl ve dikkatle oku. Tevrat’ta olan hükümlerle amel et, onları tam bir ciddiyetle uygulaPeygamberlik mirasına sahip çık. Çünkü kitabın hükmü ancak, sağlam manevi bir teslimiyet ve devlet otoritesi gücüyle yürütülebilir diye öğüt verdi.Biz ona daha çocukken ilahi hükümlerin önemini dosdoğru kavrama yeteneği olan hikmeti ve yerli yerinde karar verebilme imkânı verdik. Çünkü Yahya, Allah’ın rızasına uygun yaşayıp, sorumluluklarını yerine getirme konusunda çok gayretli bir kuldu. Böylece o ne yapacağını bilen, olayların gerçeğini gören bir ilim sahibi oldu.

13. Yahya bu mirasa layık biriydi Bu samimiyetinden dolayı tarafımızdan ona armağan olarakince bir ruh güzelliği şefkatli bir yürek ve tertemiz bir ahlak da verdik.  Emrimize uyarak kalbini kinden, nefretten, insanları kötülüğe sürükleyen duygulardan arındırdı. Helali haramı tanıdı. İnsanları kötülüklere karşı uyardı. O alçak gönüllü, anlayışlı, güzel davranan, emirlerimize sımsıkı tutunarak günah ve yanlışların tümünden de sakınan hiç şirke bulaşmamış ve takva sahibi biriydi. İnsanlara adil davranmayı onların haklarına saygı göstermeyi hayatının temeli yapmıştı.

14. Bunun yanında hayırlı ve itaatkâr bir evlattı. Anne babasına çok iyi ve saygılı davranırdı. Asla Allah’a isyankâr ve zorba biri değildi.

15. Tam bir esenlik ve güvenlik içinde, doğduğu gün de öleceği gün de Allah’ın selâmı o’nun üzerindeydi. Ve kabrinden diri olarak kaldırılacağı gün de selâm onun üzerine olacaktır. Allah’ın rahmeti ve şefkati ona ulaşacaktır. Yahya Rabbinin verdiklerinden razı olmuş, Rabbi de O’ndan razı olmuştur.

16. Ey Muhammed Kitap’ta sana bildirmekte olduğumuz iffet ve ahlâk örneği Meryem’in kıssasını da insanlara anlat. Hani o kendisini Allah’a adayıp ilim, ibadet ve tefekkürle meşgul olmak için, evinden ve ailesinden ayrılıp Beytü’l-Makdis’in doğu tarafında tenha bir yere ibadete çekilmişti.

17.  İffet ve mahremiyetin bir gereği olarak Meryem’in yakınlarından kendisini gizleyip uzak durması sağlanmıştı. Ve gelebilecek her türlü kötülüğe karşı insanlardan uzaklaşıp ibadetle meşgul olabilmek için kendini gizlemişti. Toplumun ön yargılarından, dedikodularından, dünyadaki meşgalelerden uzakta, bütün düşünceleriyle, tamamen Rabbine yönelerek kimsenin görmediği alanda kendini ibadete ve tefekküre vermişti. Meryem yapayalnız kalmışken, biz de ona vahyimizi iletmek üzere meleğimiz yani Cebrail’i göndermiştik. Vahyi getiren melek Meryem’e eli yüzü düzgün ve her şeyi yerli yerinde tam bir insan kılığında göründü. Meryem onun melek olduğunu anlamadı Böyle yaptık ki yalnız başına iken korkmasın. Emrimizi doğru bir şekilde idrak edip anlasın.

18. Odasında bir erkek olduğunu zanneden Meryem vahiy meleğini görünce bir zarar vermesinden korktu ve telaşlı bir halde dedi ki: “Ben senden sınırsız merhamet sahibi Rahman’a ve O’nun koruyuculuğuna sığınırım. Eğer sen Allah’tan korkup fenalıktan sakınıyorsan bana yaklaşıp, dokunma ve kötülük etme.

19. Vahiy meleği olan Cebrail ise Meryem’e dedi ki: Benden korkma Haberin olsun ben bir insan değilim. Rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Sana babasız olarak dünyaya gelecek tertemiz bir erkek evlat bağışlandığı müjdesini vermek üzere geldim.”

20. Meryem bunu duyunca şaşkınlıkla dedi ki: “Ben evli değilim. Bana henüz bir erkek eli bile değmedi. Ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir, nasıl gebe kalabilirimdiyerek, korku ve heyecanla şaşkınlığını belirtti. 

21. Allah adına konuşan melek dedi ki: “Orası öyle bu dediğin doğru. “Elbette iffetsiz biri değilsin ve sana hiçbir erkek dokunmadı. Ama Rabbin buyurdu ki: Oğlunun babası olmayacak ama annesi olacak. Bu babasız çocuk yaratma meselesi, benim için çok kolaydır. Sadece “Ol!” emrimizle, senin karnında babasız olarak bir çocuk yaratacağım. Hem o olacak çocuk, ona tabi olacak insanlara sınırsız kudretimizi gösteren bir mucizedir. İlahi rahmetin tecellisi olan peygamberlik görevini üstlenecek. Öldükten sonra da diriliş gerçeğini ispatlayan bir delil ve tarafımızdan bir rahmet ve bereket vesilesi kılmak için, bunu yapacağız. Bunun böyle olacağı Allah tarafından, önceden verilmiş ve ezelde olup bitmiş bir hükümdür dedi.” Unutma ki Rabbin insanların ilkini hem anasız hem de babasız yarattı. Bu nedenle sana anası olup da babası olmayan bir çocuk vermesine şaşma. Rabbinin gücü her şeye yeter. Rabbinin hükmü kesindir. Artık bunu kimse değiştiremez.

22. Böylece Allah’ın emri gerçekleşti. Meryem, ilahi takdir gereği İsa’ya mucizevi şekilde gebe kaldı ve yine Allah’ın emri uyarınca, karnındaki bebeğiyle insanlardan ayrılıp Beytül-makdıs’te gözden uzak bir yere çekildi.

23. Derken saklanıp dayanmak için doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine yaslanmaya sevk etti. Duyduğu acıdan dolayı, sırtını ağaca yasladı ve ağacın dallarını kendine gölgelik yaptı. Anlatacağı şeylere hiç kimsenin inanmayacağını düşünerek üzüntü ve yalnızlık duygusuyla kendi kendine şöyle dedi: Yazıklar olsun bana. İnsanların bana inanmayıp, zina suçlamasıyla karşılaşacağıma, keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim. Öldükten bir müddet sonra büsbütün unutulup gitseydim diye yakındı. Doğumdan sonra kucağında çocukla insanlar arasına nasıl çıkacaktı? İnsanlar ne diyecekti? Bin türlü düşünce kafasında dolaşıyor, endişeler kalbini sıkıştırıyordu. Üstelik ilk defa doğumla karşı karşıyaydı ve tek başınaydı.

24. Geçmişten kadınların doğumuyla ilgili bir şeyler biliyordu. Onları hatırladı. Hatırladığı bilgiler sanki ona sesleniyordu. Bir ses ya da melek, hurma ağacının altından Meryem’e şöyle seslendi. “Sakın bir çocuk doğuracağım diye üzülme. Rabbin dünyaya getirmekte olduğun çocuğu şerefli, değerli kıldı ve en itibarlı bir şahsiyet olarak görevlendirecektir. Rabbin seni unutmuş veya başkalarının insafına bırakmış değildir. Bak senin için ayaklarının alt tarafından ondan iç diye tatlı ve serin suyu olan bir ırmak meydana getirip akıttı.

25. Haydi şu hurma ağacının bir dalını, kendine doğru silkele ki, sana doğru olgun ve taze hurmalar dökülsün diye seslendi.

26. O hurmadan ye, sudan ki, doğumun gerçekleşip oğlun ile de gözün gönlün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen ve “sen nasıl gebe kaldın, bu çocuk nedir?” diye sorarlarsa işaret yoluyla onlara: Ben bir süre sessizlik orucu tutarak sınırsız merhamet ve şefkat sahibi Rahman’a susup konuşmama sözü verdim. Onun için bugün beden dili olan işaretleşme dışında hiçbir insanla konuşmayacağım de.” Böylece içinde bulunduğun sıkıntılı durumu insanlara açıklamak zorunda kalmazsın. Durumunu insanlara açıklayacak bilgiye, bilince ulaşıncaya kadar susma orucuna devam et ki insanlar konuşmalarıyla seni üzmesin. 

27. Meryem bir süre sonra kalbi huzur ve güvenle dopdolu bir hâlde bebeğini kucağında taşıyarak yakınlarının yanına döndü. Onu bu hâlde gören önyargılı insanlar, olup bitenleri sormaya bile gerek görmeden dediler ki: “Ey Meryem, senden böyle bir şey beklemezdik büyük bir günah işledin. Hakikaten sen çocuk peydahlamakla çok şaşırtıcı ve utandırıcı bir iş yaptın. Zina etmeyi asla sana yakıştıramadık.

28. Ey Harun’un kız kardeşi Meryem! Sen bir peygamberin soyundan geliyorsun. Bu çocuk da neyin nesi? Üstelik senin baban, asla kötü bir kimse değildi. Annen de namuslu, iffetli ve terbiyeli bir kadındı.” Sen böyle çirkin bir işi nasıl yapabildin? diyerek onu kınadılar.

29. Bunun üzerine sükût orucunda olan Meryem de kendisine yapılan sataşmalardan bunalıp onlara: “Benimle değil, onunla konuşun.” diye tanıklık için eliyle çocuğunu işaret etti. Orada bulunanlar da şaşkınlık içinde: “Beşikte bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz yahut o bizimle nasıl konuşur ki?” dediler.

30. Bu sözün ardından büyük bir mucize gerçekleşti Hz. İsa olan beşikteki bebek konuşmaya başlayıp onlara dedi ki: “Önce şunu belirteyim ki ben Allah’ın bir mucize olarak yarattığı kuluyum. O beni ilahi vahye mazhar kılarak, bana kitabı verip beni peygamber kılacak.” Yüce Allah, Hristiyanların gelecekte Hz. İsa’ya ilâhlık yakıştıracaklarını bildiği için, burada ona her şeyden önce Allah’ın kulu olduğunu söyletti.

31. Her nerede olursam olayım Rabbim beni küfrün ve şirkin karanlığından aydınlığa çıkarmakla görevlendirerek verdiği bereketiyle şereflendirdi. Bana yaşadığım sürece namaz kılmamı ve imkânım olursa arınmak için zekât vermemi ve Allah yolunda cömertçe harcamayı emretti. Ve yaşadığım sürece tevhide uygun bir şekilde ibadet edip şirkten uzak durmamı söyledi. Rabbim bilgisiz davranmamayı, huzuruna varıp sürekli kendimi ölçüp biçmemi öğretti. Ben her zaman onun huzuruna durur kendimi hesaba çekerim.

32. Özellikle anneme saygılı olmayı ve merhametli ve hayırlı biri olup iyilik yapmamı da emretti. Beni özel rahmetiyle eğitip olgunlaştırarak azgın, hayırsız ve zorba biri yapmadı. Bütün bunlar Rabbimin bana bir hediyesidir. Bana değer vermesidir. Sizler niçin değersizmişim gibi hareket ediyorsunuz? Size karşı bir saygısızlığım, bir nefretim, bir kötülüğüm oldu mu?”

33. Böyle olduğum takdirde doğduğum günden, öleceğim güne kadar selâm benim üzerimdedir. Ve Rabbimin huzuruna çıkarılmak için öldükten sonra diriltildiğim günden den itibaren, Bana güven içinde olacağıma dair söz verildi. Selâmet, esenlik Allah’ın rahmeti ve şefkati benim üzerimde olacak denildi

34. İşte Yahudilerin hakkında anlaşmazlığa ve şüpheye düşerek tartışıp durdukları, Hristiyanların da kendisini ilahlaştırdığı Meryem oğlu İsa’nın doğumu, peygamberliği, beşeriyeti ve akıbeti] hakkında söylenecek gerçek söz ve meselenin içyüzü budur. Onlar İsa ve Meryem hakkında ileri geri konuştular. Bilmedikleri şeyleri iftira ettiler.

35İyi bilsinler ki İsa Allah’ın oğludur diyen Hristiyanların, iddiaları tamamen uydurmadır iftiradır. Çünkü böyle bir iddia, Allah’ın âciz ve muhtaç olduğunu ileri sürmek demektir. Hâşâ Allah’ın çocuk edinmesi asla söz konusu olamaz. Bu Allah’ın şanına da yakışmazRabbinin çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. Rabbinin makamı onların düşünüp tasavvur ettikleri babalık makamından yücedir. O bütün noksan sıfatlardan uzaktır ve Isa Allah’ın oğlu değil, yarattığı kuludurHer şeyin ötesinde, her şeyden yüce ve her şeye gücü yetendir. O, Bir işin olmasına hükmedince mesela bir çocuğun babasız doğmasını isteyince, ona “ol” der o da hemen oluverir. Hâlâ bu gerçeği anlamıyorlar mı? Hâlâ Rabbinin gücü hakkında şüpheleri mi var? Nitekim İsa da hayatı boyunca hep bu gerçeği dile getirmiştir.

36. İsa’nın Meryem hakkında kötü düşünenlere söylediği gerçek hep şu olmuştur: “Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O yüzden O’nun ayetleriyle yaşamaya yönelip, yalnız O’nu ilah edinerek O’na ibadet edin ve yasalarına uyarak kulluk edin. O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. İşte Rabbimin emrettiği dosdoğru yol yalnızca budur.” Rabbimin bildirdiği gerçekten başka doğru yol yoktur.

37. İsa ile ilgili gerçek bu olmasına rağmen, Hristiyanlar içindeki birtakım gruplar asılsız uydurmalarla, bilgisizce tartışıp kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Kimileri “İsa Allah’ın oğlu ve Allah’ın kendisidir” derken kimileri de “Allah” üç ilâhın üçüncüsü” ve ortağıdır dediler. Böyle diyenler kâfir oldular. Kimileri ise İsa “Allah’ın kulu ve resuldür” dedi. Artık bütün gerçeklerin apaçık tekrar ortaya konulacağı Kıyamet ve Hesap denilen büyük güne şahit olduklarında İsa hakkındaki gerçekleri inkâr edenlerin yaşayacaklarından dolayı vay haline.

38. Bizim karşımıza çıkacakları gün, nasıl olsa inkâr ettikleri bütün gerçekleri kabullenecekler. Bir bilsen başlarına gelecek olanları öyle güzel duyacaklar ve öyle güzel görecekler ve öyle bir yola gelecekler ki. İsa’nın Allah olmadığına, O’nun çocuğu ve ortağı olmadığını işitecekler göreceklerdir ve yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Fakat Allah hakkında şirk ve benzeri yanlış inançlar besleyen o zalimler kulaklarını ve gözlerini hakikate kapayarak bugün de dünyada apaçık bir sapıklık içinde diretiyorlar. Yaratılışa aykırı hareket ederek yaşayanlar Bizim huzurumuza geldiklerinde sapıklıklarını anlayacaklar fakat iş işten geçmiş olacak.

39. O hâlde, Ey Peygamber ve Ey Müslüman! Bildirdiğin gerçeklere rağmen umursamazlık içinde olanlar var. Onları çok büyük pişmanlıkların yaşanıp eyvah diyecekleri ve en adil hükmün verileceği hesap ve kıyamet gününe karşı şimdiden uyar. Azap hükmünün yürek acısıyla gerçekleşeceği gün pişmanlıklarının fayda etmeyeceğini şimdiden bilsinler. Onlar hâlâ dünyanın geçici zevklerine kapılarak gaflet içindedirler. Onlar hâlâ dirileceklerine inanmıyorlar iman etmemekte direniyorlar. Çünkü bu gerçek insanların başına ansızın gelecektir. Dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlarken, gerçeklerimize karşı kör sağır dilsiz davranırlarken ölüm insanları aniden yakalar. Ölüm insanları yakalayınca yapacak hiçbir şey yoktur. Onun için insanları yaşarken uyar ki; belki düşünüp öğüt alırlar.

40. Ey Muhammed! Müşriklerin senin peygamber olduğunu yalanlamaları seni üzmesin! Onlar yeryüzünde sonsuza kadar yaşayacak değillerdir. Zira bütün kâinatın yegâne maliki Allah’tır. Kıyâmet günü geldiğinde, şüphesiz yeryüzü ve onun üstünde bulunan canlı-cansız ne varsa hepsi yok olacak. Yaşayanlar geçip gittikten sonra her şey yok olup gider, her şeyin sahibi olarak geride yalnız biz kalırız ve onlara varis oluruz. Ve onların hepsi huzurumuzda hesap vermek üzere diriltilip bize getirileceklerdir. 

41. Ey Muhammed! Kitap’ta Allah’ın gönderdiği bütün elçilere ve kitaplara iman eden dosdoğru bir peygamber olan İbrahim’in öyküsünü de anlat gündeme getir. Tevhidin ve teslimiyetin sembolü olarak İbrahim’i de hatırlatacağız. Şüphesiz o özü sözü bir olup dosdoğru ve insanları da yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye davet eden sadık bir peygamberdi.

42. Hani o Allah’a şirk koşmasından duyduğu üzüntüyle putlara tapmakta olan babasını imana davet etmek için, şöyle demişti: “Ey babacığım! Kendileri de yaratılmış olup duymayan, görmeyen ve senden bir sıkıntıyı gidermeyip, ihtiyaç duyduğun herhangi bir şeyi temin edemeyen ve sana hiçbir faydası dokunmayanlara niçin ilahlık yakıştırıp da hayat tarzını onlara göre belirliyorsun ve böylece Allah’tan başkalarına kulluk ediyorsun?

43. Ey babacığım! İnan ki sana ve senin peşinden gittiğin insanlara gelmeyen ve bilmediğin ilahi gerçeklerin bilgisi peygamber olmam sebebi ile bana ulaştı. Allah beni peygamber olarak seçip doğru olanla buluşturdu. Artık ne olur sen de bana uy ve yanlışlardan uzaklaş da Allah’ın izniyle seni doğru yola ileteyim.

44. Ey babacığım! Gel, şeytan ve şeytanlaşmış kimselerin takipçisi olup da onların vesvese ve dürtülerini yerine getirme. Gösterdikleri yolda yürüyerek de onlara kulluk ve itaat etme. Çünkü şeytan ve şeytanlaşmış kimseler sınırsız merhamet sahibi olan Allah’a ortaklar koşup, nankörlükle isyan ederek baş kaldırır.

45. Ey Babacığım! Bu gidişle Allah adına yapmakta olduğum bu Hak daveti reddettiğin takdirde, şeytanın velisi ve yakın arkadaşı olursun. Bunun sonucu olarak hem dünyada hem de ahirette Rahman’ın lanetine ve azabına uğramandan korkuyorum.

46. İbrahim’den bunları dinleyen babası öfkeyle dedi ki: “Demek sen benim ilâhlarıma değer vermeyip onlardan yüz çeviriyor ve beni de onlara ibadet etmekten vazgeçirmeye çalışıyorsun öyle mi, ey İbrahim?  Eğer ilahlarıma dil uzatıp, onları aşağılamaktan vazgeçmezsen senin canına okurum. Yeminle söylüyorum seni öldüresiye taşlayıp cezalandırırım. Şimdi seni rezil etmeden derhal yıkıl karşımdan. Haydi, uzun bir süre benden uzak dur ve seni gözüm görmesin.

47Bir şefkat pınarı olan İbrahim, gördüğü bu sert muameleye rağmen üslubunu değiştirmedi ve babasına dedi ki: ““Madem öyle, sana selam olsun, sağlıcakla kal. Bundan sonrası sana kalmış, ben gidiyorum. Sen her ne kadar bana sert konuşsan da, ben yine de senin hidayete ermen ve affedilmen için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şirkten vazgeçmen ve iman etmen için rabbime dua edeceğim. Şüphesiz Rabbim, bana karşı çok merhametli ve lütufkardır.

48. Ey halkım! Sizden ve sizin dua ederek Allah ile aranıza koyup yalvardıklarınızdan da Allah’ın yanına koyup çağırdığınız ve arkasından gittiğiniz bütün ilahlardan da uzaklaşıyorum. Ve sizleri de medet umduğunuz varlıkları da terk edip gidiyorum. Zira ben hayatımın her döneminde yaptığım gibi sadece Rabbime kulluk edip, sadece O’na yalvarırım. Ben yalnızca kâinatı ve içinde olanların hepsini yaratan Allah’ı Rab ve ilah edinip O’na teslim olurum. Dünya hayatımı da böyle yaşayıp tamamlatması için Rabbime dua edeceğim. Umudum odur ki senin hidâyete ermen için Rabbime yalvarmakla, sizin gibi ümitleri boşa giden bedbahtlardan olmam.

49. Böylece İbrâhim, onlardan ve Allah ile aralarına koyup da Allah’tan başka, ilah diye kulluk ettiklerini de terk edip başka diyarlara gitti. Biz de ona önce oğlu İshak’ı ve daha sonra da İshak’ın oğlu olan torunu Yakub’u bahşettik ve ikisini de tıpkı İbrahim’e verdiğimiz gibi peygamberlik görevini bahşettik.

50. Onlara rahmetimizden ilim, mal, mülk ve evlatlar vererek lütufta bulunduk. Doğru olanı başkalarına ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik. Kıyâmete kadar onların her toplumda saygıyla övgüyle anılmalarını sağladık ve dillere destan olacak şekilde Allah merkezli bir hayatın gayretli temsilcileri yaptık. Onlar yasalarımıza uyarak tertemiz yaşayanlardı. Biz de yüksek bir şöhret nasip edip onların dünyadaki sayfalarını tertemiz bir sayfa yaptık ve arkalarında güzel bir nam bırakarak gelecek kuşaklar içerisinde hayırla yad edilmeyi nasip ettik.

51. Ey Peygamber! Mü’minlere yol göstermesi için Kitap’ta bildirmekte olduğumuz Musa’nın kıssalarından da harla bahset. Şüphesiz o inandığı davada iradesinin hakkını veren ve yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden seçkin ve samimi bir kuldur. Hem Kitap verilmiş ve tebliğle görevlendirilmiş bir Resul hem de vahiy yoluyla haber vererek nebi olan bir peygamberdir.

52. Vaktiyle Musa eşiyle birlikte Medyen’den Mısır’a dönerken Biz ona ilk kez vahye mazhar olduğu yer olan Sina dağının sağ yamacından kendisiyle fısıltıyla konuşacak kadar yakınlaşıp seslendik ve onu doğrudan vahyimizi alma mertebesine yükseltip başa konuşacak kadar huzurumuza yaklaştırdık.

53. Ona ikramımız ve rahmetimizden dolayı duasını kabul edip kendisine destek olması için kardeşi Harun’u insanları doğruya davet eden bir nebi peygamber olarak bahşettik. İstedik ki birlikte yasalarımızı insanlara ulaştırsınlar.

54. Ey Peygamber! Sana Kitap’ta fedakârlık ve teslimiyetin sembolü olarak bildirilen ve ilahi emirlere sadakatle bağlı İsmail’den de bahset. Gündeminde örnek şahsiyet olarak bulunsun ve başkalarına da hatırlat.  Şüphesiz o son derece sözünde duran çok doğru biriydi ve tarafımızdan seçilerek vahiy gönderilmiş Resul bir peygamberdi ve nebiydi.

55. Hz. İsmail ailesine ve ümmetine sadece Allah’a kulluk ederek ibadetlerini bu ilkeye göre yapmayı, namazı ve zekâtı emrederdi. Ulaşabildiği insanları, kendisi gibi malları ve canları ile Allah’ın daveti uğrunda gayret göstermeye çağırırdı. O da Allah katında değerli bir konuma sahipti ve kendisinden razı olunmuş bir kuldu.

56. Kitap’ta sana bildirilenler arasında olan İdris’i de anlat. Şüphesiz o özü sözü bir ve dosdoğru bir peygamberdi.

57. Biz onu da peygamber olarak seçip kimsenin tahmin edemeyeceği yüce bir makama yükselttik.

58. Sûrenin başından beri isimleri sayılan ve sana kıssalarını anlattığımız Zekeriyyâ, Yahyâ, İsa, İbrâhim, Mûsâ, İsmâil ve İdrîs. İşte bunlar, onurlandırıp kendilerine peygamberlik ve kitap nimeti verdiğimiz nebilerdendir. Yani bütün bu peygamberler insanlığın ilk atası olan Âdem’in ve ikinci atası olan Nuh ile beraber gemiyle taşıdıklarımızın soyundan gelen İbrahim’in ve asıl adı Yakup olan İsrail’in soyundandır. Bunlar insanlara kılavuzluk yapsınlar diye seçip doğru yolu gösterdiğimiz ve bütün insanların da kendilerini örnek olarak gösterdiği seçkin kimselerdir. Bu Peygamberler sorumluluklarını yerine getirebilmeleri ve mesajları insanlara gerektiği gibi ulaştırabilmeleri konusunda Rablerinden yardım isterlerdi. Kendilerine sınırsız merhamet sahibi Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman derin bir saygı ve alçak gönüllülükle ağlayarak secdeye kapanırlardı.

59. Ne var ki, onların peşinden yerlerine öyle kötü bir nesil geldi ki gelen kuşaklardan çoğu mal, makam, gibi dünyalıklara yöneldiler. Bırakın ağlayarak secdeye kapanmayı, Allah’a tevhide göre ibadet etmeyi bırakıp Allah ile aralarındaki en sağlam bağ olan namazı ve onu kılma duyarlılığını bile boşladılar. Bunun doğal sonucu olarak sınır tanımadan arzu ve heveslerine kapılıp şeytana uydular. Haramların peşine düştüler. Rabbinin huzurunda durarak hesaplaşmayı, kendilerini özeleştiriye tabi tutup yanlışlarından tövbe etmeyi terk ettiler. Kısacık dünya hayatının geçici zevkleri peşinde koşarak, yaratılış sebeplerini umursamayıp Kitabı ve Peygamber’i hayatlarından dışladılar. Gönderdiğimiz ayetleri ya görmezlikten geldiler ya da işlerine geldiği gibi yorumlarına kullandılar. İşte bunlar doğru olandan yüz çevirmenin Allah’a başkaldırmanın ve yaptıkları bu azgınlığın cezasını cehennemi boylayarak göreceklerdir.

60. Ancak yol yakınken hatasından dönüp gittikleri yanlış yollardan vazgeçmek suretiyle geçmişin kirlerinden arınarak şirk ve küfründen tevbe edenler, Allah’ın davetine hakkıyla iman ederek gereklerini yerine getirenler ve salih amel işleyenlerde olmuştur. İşte onlar bağışlanıp ödüllendirilerek cennete girerler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmazlar. Yaptıkları bu doğru işler asla boşa gitmeyecektir.

61. O cennet sonsuz merhameti ile Rahmân olan Allah’ın kullarına vadettiği ve görmedikleri halde gıyaben iman ettikleri Adn cennetleridir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir. O cennet, insanın kavrayıp algılama kapasitesinin çok üstünde mutluluk ve güzellik yurdudur. Muhakkak ki Allah’ın iyi kulları, O’nun vaad ettiği cennete kavuşacaklardır.

62. Cennete girenler orada asla müşriklerden duydukları tarzda boş çirkin ve yararsız söz işitmezler. Ancak meleklerin ve cennet arkadaşlarının sağlık mutluluk ve esenlik temennisi olan selâm sözüyle karşılanırlar. Selam onlar için esenliktir, kurtuluştur Orada Allah’ın ikramı olan ziyafetler ve her an her arzu ettikleri cennet sofraları en güzel şekliyle sabah akşam hazırdır.

63. İşte, kullarımızdan yolunu Allah’ın kitabıyla bularak Rablerinin davetine uyanlara ve takva sahibi kimselere verdiğimiz daimî cennet işte budur. O hâlde, ey hak yolunun yolcusu. Bu hedefe ulaşmak için tüm engel ve zorluklara sabırla göğüs germelisin. Allah’tan beklediğin bir yardım “sana göre” geciktiğinde aceleci davranmamalı, yılgınlığa düşüp meleklerin yolunu gözlememelisin.

64. Muhammed, bir süre vahiy gelmemesi üzerine üzülmüş ve inanmayanların eleştirileriyle zor durumda kalmıştı. İşte, Allah’ın kime ne zaman yardım edeceği ve ne zaman melek göndereceği konusunda, bak bizzat melekler sana neler söylüyor? Cebrail Allah’ın mesajlarının insanlara ulaştırılması için, peygamberlere iner ve der ki: “Ey Allah’ın Resûlü. Toplumun yaptıkları seni sıkıntıya sokuyor. İstiyorsun ki her sıkıldığında Rabbinden bir haber gelsin. Hayır! İşler her zaman senin istediğin gibi olmaz. Sıkıntıya düştüğünde Rabbimden haber gelmedi diye daralıyorsun. Biz melekler ancak, Rabbimizin buyruğuyla ineriz. Önümüzde gördüklerimiz, arkamızda görmediklerimiz, yer, gök ve aralarındaki her şeyimiz O’nundur. Ey Muhammed! Elçimiz Cebrail sana vahyi getirirken sadece ve sadece Allah’ın emri ile hareket eder. Geçmişe, geleceğe ve şimdiye dair bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm bilgiler Allah’a aittir. Bize bildirilen ve bildirilmediği içinde bilemediğimiz ne varsa, hepsini bilen Allah’tır. Dolayısıyla hangi ayeti ne zaman indireceğine karar veren de O’dur. Yoksa senin Rabbin asla hiçbir şeyi unutmaz.” Rabbin sana ne zaman elçi göndereceğini bilir. Seni her zaman gözetir, kollar. Her haber beklediğinde sana elçilerimizi göndermediysek bunda büyük hikmetler vardır. Sen onları düşün! O hâlde sakın üzülüp endişe etme.

65. Ey Peygamber! Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbi sahibi Allah’tır. Kulları üzerinde nizam kurma yetkisi de yalnızca O’na aittir. O halde Allah’ın davetine yönelerek yalnızca O’na kulluk et ve O’na ibadette ısrarlı, emir ve yasaklarına uyma konusunda ise kararlı ol. Yoluna çıkan engellere karşı azimli güçlü ol. Şimdi O’nun her şeyi yaratan olduğuna inanmayan insanı düşündürmek için sor: O’nun hiç adaşı hâşâ yoldaşı ve iş ortağı olan, ismi O’nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını biliyor musun? Asla! Allah’ın bir benzeri ve yanında anılmaya değer bir ilah yoktur.

66. Bu gerçeğe rağmen yaratıcı hakkında şüpheleri olan bir kısım akılsız ve inançsız insan bunca uyarıları görmezlikten gelir ve der ki: “ Ne yani öldükten ve kabirde toprak olduktan sonra yeniden mi diriltileceğiz? Bu olacak iş değil diye alay eder.

67. Bu soruyu soran nankör insan, daha önce ortada yokken, bizim onu yoktan yarattığımızı düşünmüyor mu? Bunlar ne zaman akıllanacaklar?

68. Bütün müşrikler bir araya gelip ahiret yok dese de Rabbine yemin olsun ki, Kıyamet Günü’nü yalanlayanları ve onları saptıran şeytanları hesap gününde mutlaka diriltip bir araya toplayacağız Sonra onları korkudan dizlerinin bağı çözülmüş vaziyette cehennemin yanı başına getireceğiz.

69. Sonra her bir milletten, Rahman’a karşı azgınlık ve düşmanlıkta başı çekip en çok ileri giden nankörleri aralarından çekip ayıracak ve önce onları cehenneme sokacağız.

70. Onlar arasında da bir sıralama yaptıktan elbette hangilerinin, öncelikle cehenneme atılmaya müstahak olduğunu en iyi Biz biliriz.

71. Siz ey müşrik ve kâfir olarak dünya hayatını tamamlayanlar. Hepiniz hak ettiğiniz o cehennem azabını ebedî olarak çekeceksiniz. Şu bir gerçek ki içinizden Rahman’a baş kaldıran her kes İstisnasız o cehenneme mutlaka varacaktır. Bu Cehennem, Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.

72. Ancak bir kere daha hatırlatmış olalım ki. İçinizden iman edip, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getiren ve dünyadayken ateşten sakınır gibi günahtan sakınan takva sahiplerini, cehennem azabından koruyup kurtarırız. Ama, yaratılış gayesi dışında hareket etmiş zalimleri ise perişan ve pişmanlıklarıyla dizüstü çökmüş ve kıvranır halde o azapla baş başa bırakırız.

73. ahiretin bu gerçeklerini apaçık hatırlatan ayetlerimiz kendilerine okunduğunda inkâr edenler, zenginliğin verdiği şımarıklıkla iman edenlere hiç düşünmeden derler ki: “ Biz iman ettik, Allah bizimle beraber diyorsunuz ama, bir kendi halinize bakın, bir de bizim. Siz fakir, biz zengin; siz zayıf biz güçlü. Sizce iki topluluktan hangisi makam ve sayı bakımından daha üstün, saygınlık bakımından ise daha seçkin ve itibarlıdır?” Toplumda mevki ve makamı yüksek olan, hatırı sayılan, itibar görenler siz misiniz, yoksa Biz miyiz?” Bize bunca nimetlerin verilmiş olması, doğru yolda olduğumuzun ispatı değil midir? Bizim gibi üstün niteliklere sahip güçlü bir toplumun helâk olacağını mı iddia ediyorsunuz? şeklinde kibirlenip böbürlenmeye kalkışmışlardı.

74. Oysa güçlerine de fazla güvenmesinler. Onların bu sözleri ne kadar düşüncesizce ve ne kadar da aldatıcıdır. Biz onlardan önce de onlar gibi kibirlenip, böbürlenen nice azgın ve nankör nesilleri helâk ettik ki, onlar mal mülk, mevki bakımından daha varlıklı daha fazla sayıda ve güç bakımından daha gösterişliydi.

75. Ey Resûlüm! Sen varlıklı ve müreffeh oldukları için şımaran ve bu konumlarına bakarak doğru bir yol üzere olduklarını iddia eden müşriklere de ki: “ Allah’ın sizin için takdir ettiği ömür ne kadar uzun olursa olsun ve Rahman sapıklıkta olana ne kadar mühlet verirse versin ne çıkar. Sonuçta kendilerine vadedilen dünyadaki azabı veya uyarılmanıza rağmen kabul etmediğiniz kıyameti gördüklerinde bu iki gruptan hangisinin yeri ve mevkisi daha kötüymüş, kimin taraftarları ve yardımcıları daha zayıfmış, makam bakımından kim daha yüksekmiş ve kim daha itibarlıymış mutlaka göreceklerdir.” O gün övündükleri mallar, mülkler, mevkiler, makamlar yüzlerine çarpılacaktır.

76. Allah davet edildikleri hayat nizamını yaşamak uğrunda Hakka ve hayra yönelip gayret edenlerin samimiyetine göre hidayetlerini ve inançlarını artırır. İmanlarını pekiştirip yardımı ile onları destekler. O hâlde, vahyin sesine kulak vermeli, şu gelip geçici nimetleri elde etme uğruna dürüstlük ve erdemlilikten asla taviz vermemelisiniz. Unutmayın ki müşriklerin övündükleri mal ve konum fanidir. Kalıcı olan iyi ve güzel davranışlar ise Rabbinin katında sevap ve mükâfat bakımından dünyevî kazançlardan daha değerlidir. Allah’ın emirlerine uyarak yapılan iyi işler de varılacak yer ve sonuç bakımından daha hayırlıdır.

77. Şirk ve küfürde direnip ayetlerimizi inkâr eden ve kendisine borçlu olduğu bir mümine borcunu ödememek için ona, senin peygamberliğini inkâr etmesini şart koşan ve mümin kişi bu şartı kabul etmeyince de: “ Nasıl olsa beni yaratan Allah bana dünyada verdiği gibi ahirette de güçlü kuvvetli çocuklar ve zenginlik verecektir, o zaman senin borcunu öderim” diye alay eden şu müşriği gördün mü? Şu küstahın düştüğü durumu bir düşünsene. Ne zannediyor kendini? Neye dayanarak böyle konuşuyor?

78. Her istediği makam ve mala erişeceğini iddia eden o müşrik, kimsenin bilmediklerini mi biliyor? Sanki ahirette olup bitecekler için gaybden böyle bir haber mi alıyor. Yahut Allah’tan her arzusunun yerine getirileceği ve kendisine ahirette mal mülk ve evlat verileceğine dair bir söz mü aldı ki, ona göre konuşup duruyor? Yeryüzünde inkâr edip dururken, yasalarımıza aykırı yaşarken, onlara ahirette mükâfatlandıracağız diye bir söz mü verdik?

79. Asla böyle bir söz vermedik. Elbette ki hayır, bunların hiçbiri doğru değil. Biz onun dediğini kayda geçirip yazacağız ve onun hak ettiği cehennem azabını katbekat daha da arttıracağız.

80. Onun İkide bir sözünü ettiği mal mülk evlat gibi şeyler öldüğünde yine bize kalacak. İmtihan amacı ile kendisine emanet ettiklerimizi de elinden alacağız. Ve o Hesap Günü huzurumuza bu zenginlik ve güçten yoksun bir şekilde her şeyini kaybetmiş olarak, tek başına ve yapayalnız gelecek. Onlar dünyadan ahiret hayatına günahlarına karşılık azaptan başka hiçbir şey götüremeyecekler. Katımıza hesap için geldiklerinde yanlarında ne malları ne makamları ne mevkileri ne evlatları ne de onları çılgınca alkışlayan arkalarından giden kalabalıklar olacak. 

81. Onlar kendilerine destek olup şefaat ederler ve güç kuvvet ve itibar sağlarlar diye gözlerinde büyüttükleri kimseleri, Allah ile aralarına aracılar koydular. Böylece kendileri gibi yaratılmış varlıklardan medet umarak Allah’la birlikte onları yedek ilâhlar edindiler. Bunun sonucunda “Allah tek ve gerçek ilahtır” düşüncesinden uzaklaştılar.

82. Bu yedek ilahların güya kendilerini Allah’a yaklaştıracağını zannedip, onlar sayesinde cehennemden kurtulacaklarını düşündüler. Hayır asla boşuna ümitlenmesinler! Allah’tan başka medet umdukları ve böylece de şirk koşup ilah edindikleri o yedek kimseler, Kıyamet Günü ilah olduklarını ve onların kendilerine dua amacıyla yaptıkları tüm ibadetleri de inkâr edecekler. Hatta şefaat veya benzeri bir yardım şöyle dursun, tam aksine onların aleyhine şahitlik edip onlara düşman kesilecekler. Hesap günü kabahati birbirlerine atarak tartışacak ve birbirlerini düşman ilan edecekler. 

83. Görmedin mi? “Şeytandan Allah’a sığının” dememize rağmen, yaratılış sebeplerini inkâr eden ve uyarılarımızı dinlemeyen kâfirlerin üzerine kendilerini günaha kışkırtan şeytanları bir ceza olarak Biz saldık. İstesek onları, bu şeytanca işleri yaptıranları engelleyebilirdik. Biz onları hür yarattık. Fakat kendi iradeleriyle o şeytanların peşine düşüyorlar. Şeytan da onları aldatıcı vaatlerle günaha kışkırtıp duruyor ve azdıkça azıp yoldan çıkıyorlar. Şeytanların tek amacı var. Yeryüzünde yasalarımızı uygulatmamak! Bunun için her türlü engeli koyuyorlar. Her türlü bahaneyi üretiyorlar

84. Ey Peygamber! Sakın onların hakkında bir an önce azaba çarptırılmalarını istemekle acele etme ve sabret. Onlara imtihân hikmeti gereği mühlet verdik. Fakat bu süre elbette sonsuz değildir. Biz yaptıkları her şey için onların azaba uğratılacağı günlerin hesabını mükemmel bir şekilde kaydediyoruz. Aldıkları nefesleri de aksatmadan teker teker sayıyoruz ve onlar her gün azaba biraz daha yaklaşıyor.

85. O gün yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya yönelen ve O’nun azabından korkup şirkten sakınan takva sahiplerini, seçkin konuklara yaraşır kafileler hâlinde merhameti sonsuz Rahman’ın huzuruna toplayacağız ve en güzel şekilde ağırlayacağız.

86. Bu güzel sonuç herkese nasip olmayacak. İşleri güçleri inkâr olan günahkârları da yakıcı güneşin altında susamış hayvan sürüsünün suya götürüldüğü gibi perişan bir halde cehenneme doğru süreceğiz.

87. Kendilerine şefaatçi ve işlerinin görülmesi için aracı olsunlar diye Allah’tan başka ilâhlar edinenler şunu iyi bilmelidirler. Hesap günü, Rahman’ın katında imanı ve salih amelleri bulunduğu için bir ahit almış olanlar Allah’ın şefaatine ve yardımına kavuşurlar ve bir başkasının kurtuluşu için de aracılık edemez. Dünyada şefaatçi olarak belledikleri o varlıklardan umduklarını bulamayacaklardır. Çünkü şefaat ve kayırma ancak Rahmanın nezdinde imanı ve salih amelleri bulunan kimseler için söz konusudur. Şefaat eden de ancak O’nun izin verdiği ve gerçekten bağışlanmayı hak eden kimselere şefaat edebilecektir. O gün ancak Allah’a ve elçisine inananlar Allah’ın af ve mağfireti sayesinde bağışlanmayı hak edeceklerdir.

88. Hal böyleyken, sapıklıkta o kadar ileri gittiler ki, Bir kısım Yahudiler, “Üzeyir Allah’ın oğludur”, Hristiyanlar “İsa Mesih Allah’ın oğludur” ve Mekkeli müşrikler de “Melekler Allah’ın kızılandır” diyerek, “Rahman olan Allah hâşâ çocuk edindi” dediler.

89. Doğrusu siz, Allah’a ortak koşmak ve O’nun hakkında bu kadar cüret göstererek Allah’a karşı çok çirkin ve korkunç bir iddia ortaya attınız.

90. Öyle ki, bu çirkin iddianın dehşetinden dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar korkunç bir gürültü ile yıkılıp yerle bir olacaktı.

91. Rahman’a çocuk isnat etmeleri yüzünden bunlar başlarına gelecekti.

92. Oysa çocuk edinmek yaratılmışlara ait bir özelliktir. Rahman olan Allah’ın şanına asla yakıştırılamaz ve akıl dışı bir iftiradır. Çünkü O, her bakımdan eşsiz ve benzersizdir.

93. Göklerde yerde ve aralarında bulunanların hepsini yaratan Allah’tır. Sizin O’na çocuk diye isnat ettiğiniz İsa, Üzeyir ve melekler de Allah’ın kullandır. Ve İsrafil sura üflediğinde kim varsa herkes boyun eğmiş birer kul olarak sınırsız rahmet sahibi Rahmanın huzuruna gelecektir.

94. Andolsun Allah, onların yaptıklarını sınırsız ilmiyle çepeçevre kuşatmış ve onların kimler olduğunu, ömürlerini, nefeslerini dahi kısaca her amellerin tümünü bir bir tespit etmiştir. O’nun için gizli saklı hiçbir şey yoktur. Herkesin söyleyip durduklarının, yapıp ettiklerinin tek tek kaydını tutturmaktadır.

95. Ve onların hepsi kıyamet günü Allah’ın huzuruna mallarından, mülklerinden, evlatlarından yoksun olarak gelecek ve tek başına çıkıp hesap verecektir.

96. Hesap günü geldiğinde, Allah’a şirk koşup O’nun hakkında böyle çirkin iddialarda bulunanlar cezasız kalmayacaklardır. Fakat Allah’ın daveti olan hayat nizamına samimi olarak iman edip de bu uğurda malları ve canları ile cihat edip salih ameller işleyenlere gelince. Rahman olan Allah onları sevecek sevdirecek ve ödüllendirmek için aralarında sevgi bağı oluşturacaktır. Allah onların içlerine sevgi ve muhabbet yerleştirecek, helal ve temiz kazanç elde etme imkânı sağlayacak ve gelecek nesiller tarafından hayırla yad edilmeyi nasip edecektir. İnsanlar onlara kötülük yapsa da onlar af yolunu tutup haksızlık etmezler.

97. Ey Muhammed! Biz kolayca anlaşılsın diye Kur’an’ı senin ve kavminin konuşup anlaştığınız ve yazıştığınız anadiliniz ile indirdik. Ki böylece Allah’a kullukta samimi olup günah olan her şeyden sakınan takva sahiplerine ne ödüller verileceğini onunla müjdeleyesin. Ve şirk koşup, inkârda inatla direnen müşrikleri de verilecek azaplar konusunda yine onunla uyarasın.

98. Bu uyarılara kulaklarını tıkayanlar şunu da unutmasın. Onlardan önce onlar gibi gaflet uykusundan uyanmayan, inkâr ve isyan eden nice kavimleri helâk ettik. Şimdi onlardan geriye kalan birini görebiliyor varlığını hissedebiliyor veya en ufak fısıltılarını duyuyor musun? Onlar arkalarında viran harabeler bırakarak geçmişin karanlıklarında kaybolup gittiler. Şimdi sanki yaşamamış gibiler. Onları yok ederken ne malları ne mevkileri ne makamları ne de evlatları elimizden kurtarabildi. Biz bu Kur’an’ıAllah’a şirk koşmaktan ve seni yalanlamaktan vazgeçmezlerse aynı şeyin başlarına geleceği konusunda kendilerini uyarasın diye vahyetmekteyiz.

 

1

MEAL

1. Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad

MUSTAFA ÇEVİK

1 Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sad. Bu Kur’an, dilinizin harflerinden oluşan âyetlerle Allah’ın mesajlarını iletmektedir.

MEAL AÇIKLAMASI

1. Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad Dinle, ey insanoğlu! Bu Kur’an, dilinizin harflerinden oluşan âyetlerle Allah’ın mesajlarını iletmektedir. Hem lafzı, hem de manasıyla vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu eşsiz mesaja kulak ver.

2

MEAL

2. Bu, Rabbinin Zekeriyya kuluna olan rahmetinin anılmasıdır.

MUSTAFA ÇEVİK

2 Rabbiniz, bu sûrenin âyetleriyle Zekeriyya kuluna bahşettiği ihsanı, ikramı bildirmektedir.

MEAL AÇIKLAMASI

2. Ey işleriyle meşgul olan insanlar! Dikkat edin! Bütün dikkatlerinizi Rabbinizden gelen sözlere verin! Bu okuyacağın âyetlerde anlatılacak olaylar, kulu Zekeriyya’ya Rabbinin bahşettiği rahmeti, dile getiren bir hatırlatmadır.

3-6

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

3-6 Vaktiyle Zekeriyya Peygamber, Rabbine yürekten, içten içe şöyle yakarmıştı: “Rabbim artık çok yaşlandım, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı ve bugüne kadar sana yönelttiğim hiçbir duamda ellerimi boş çevirmedin. Doğrusu ben, benden sonra gelecek olan yakınlarımın yerimi doldurabileceklerinden endişe ediyorum, üstelik karım da baştan beri kısır, o itibarla bir evladım da yok. Rabbim Senden bana halef olabilecek birini lütfetmeni diliyorum, öyle birini lütfeyle ki hem benim hem de Yakub ailesinin mirası olan sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlaka sahip çıksın. Rabbim onu kendinden razı olduğun kullarından eyle.”

MEAL AÇIKLAMASI

3. Vaktiyle O, Zekeriyya Peygamber, Rabbine gizli bir seslenişle yürekten yalvarmıştı. O Rabbinden dileyeceğini hiç kimseye açıklamamıştı.

4. Demişti ki: “Rabbim! artık çok yaşlandım Doğrusu benim kemiklerim zayıfladı, saçlarım iyice ağardı. Rabbim! şimdiye kadar sana yönelttiğim hiçbir duamın, cevapsız bırakıldığını da asla görmedim. Dualarımı hiç geri çevirmedin

5. Ve gerçekten ben arkamdan yerime geçecek ikinci, üçüncü derecedeki yakınlarımdan isyankâr olmaları ve emanetimi koruyacakları ve bu devayı omuzlayıp mücadelemi bıraktığım yerden sürdürecekleri hususunda korktum. Karım da baştan beri kısırdır bundan dolayı bir evladım da yok. İsrail Oğullarının perişan hâli de ortada. Bu ümmetin, kendilerine yeni bir ruh kazandıracak, taze kan verecek tertemiz bir nesle ihtiyacı var. Sana yalvarıyorum ya Rab; sonsuz lütuf ve rahmetinle Bana tarafından  tevhid sancağını omuzlayacak hayırlı bir nesil, gözümü arkada bırakmayacak güvenilir bir yardımcı, halef olabilecek bir veliaht bağışla ki gözüm arkada kalmasın.

6. Vereceğin çocuk Bana da Yakuboğullarına yani İsrailoğullarına da İman ve İslam yolumuzu takip ve tatbik eden, sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlaka sahip çıkan bir mirasçı olsun. Rabbim! Onu razı olup hoşnutluğunu kazanan kullarından dürüst ve erdemli biri eyle!”

7-10

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

7-10 Bunun üzerine Allah gönderdiği melek ile şöyle buyurdu: “Ey Zekeriyya! Biz sana Yahya adında bir oğlun olacağını müjdeliyoruz. Bu adı daha önce hiç kim seye vermedik.” Zekeriyya “Rabbim! Karım kısır ve ben de çok yaşlıyım. Nasıl olur da çocuğum olabilir?” (Melek) “Orası öyle ama Rabbin diyor ki: Bu Benim için çok kolaydır, tıpkı seni daha önce yoktan var ettiğimiz gibi.” Zekeriyya bu defa: “Rabbim öyleyse bana bu konuda bir işaret, bir delil göster de kalbim mutmain olsun.” dedi. Allah da “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır.” buyurdu.

MEAL AÇIKLAMASI

7. Allah gönderdiği melek ile şöyle buyurdu “Ey Zekeriyya! sana müjdeler olsun! Seni adı Yahya olan ve Dürüstlük ve erdemliliğiyle hep canlı kalacak, sürekli gönüllerde yaşayacak’ anlamına gelen bir oğlan çocukla müjdeliyoruz ki Daha önce bu ismi hiçbir kimseye vermemiştik.”

8. Zekeriya hayretle Dedi ki: “Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olur ki? Karım kısırdır, bense yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düştüm.”

9. Ona gelen Melek dedi ki: “ Orası öyle ama. Rabbin: ‘Bu bana çok kolaydır, tıpkı daha önce sen hiçbir şey değilken seni yoktan var ettiğim gibi ‘ dedi.” enin yaşlanmış olman, karının da kısır olması bir şey değiştirmez. Rabbinin istediği her şey olur. Düşünmez misin? Yoktan var etmeye gücü yeten Rabbinin yaşlı birine oğul vermeye gücü yetmez mi?

10. Zekeriya bu defa: Ben onlara bu durumu nasıl izah ederim? Bana bir yol göster. “Rabbim! öyleyse Bana Çocuğum olacağına dair bir işaret, bir delil göster de kalbim mutmain olsun ve toplumum karşısında mahcup olmayayım ” dedi. Allah Dedi ki: Ey Zekeriya! Sen dilsiz değilsin! Üstelik sapa sağlamsın “Senin işaretin sapasağlam olduğun halde aralıksız üç gün üç gece insanlarla işaretleşme dışında konuşamamandır.” Toplumunun huzuruna çık! Onlarla üç gün boyunca hiçbir şey konuşma! Üç gün boyunca sana verilen oğul müjdesini önce kendin kabul et! Kendi içinde yaşlılık, kısırlık bahanelerini bırak, Rabbinin gücünü içselleştir. Sonra topluma ne söyleyeceğin hakkında iyice düşün! Rabbinin nimetlerini hatırla! Rabbin anne baba yokken sizi var ediyor da kısır bir kadına ve yaşlı bir adama oğul veremez mi? Önce bu gerçeği aklını kullanarak iyice hazmet, kalbinle tasdik et! Üç gün boyunca kendini akılla, mantıkla, bilgiyle kuvvetlendir. Sonra toplumunun karşısına çık. Onlara gücümüzü hatırlat! Gerçeği açıkla

11

MEAL

11. Bunun üzerine mescidden kavminin karşısına çıktı. Onlara: “Sabah ve akşam tesbih edin” diye işaret diliyle konuştu.

MUSTAFA ÇEVİK

11 Böylece Zekeriyya hiç konuşamadan mabette halkının karşısına çıkıp, işaret diliyle onlara Rabbinizin, sınırsız kudret ve yüceliğini görüp, anlayıp, aklınızdan çıkarmayın demeye çalıştı.

MEAL AÇIKLAMASI

11. Bunun üzerine Zekeriyya hiç konuşamadan mescitten kavminin karşısına çıktı. Dili dönmüyor, bir tek kelime bile konuşamıyordu. Fakat bu, Rabbinin ayetlerini gündeme getirmeye, insanları iyiliğe çağırmaya engel değildi. Onlara: “Sabah ve akşam Rabbinizin, sınırsız kudret ve yüceliğini tesbih edin, Emirlerini dinleyin! Yasalarına uyarak yaşayın! Değilse kaybedenlerden olursunuz Emirlerini dinleyin! Yasalarına uyarak yaşayın! Değilse kaybedenlerden olursunuz ” diye işaret diliyle konuştu.

12-15

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

12-15 Çocuk doğup büyüdüğünde, Zekeriyya ona, “Ey Yahya! Peygamberlik mirasına sımsıkı sarıl.” diye öğüt verdi. Biz onu henüz çocuk yaşta iken, ilahi hü kümlerin hikmetlerini ve önemini kavrama yeteneği ile donatmıştık. Çünkü Yahya, Allah’ın rızasına uygun yaşayıp, sorumluluklarını yerine getirme konusunda çok gayretli bir kuldu. Katımızdan ona bu samimiyetinden dolayı şefkatli bir yürek, ter temiz bir ahlak, ince bir ruh güzelliği bahşettik. O, ana-babasına çok saygılı ve hayırlı bir evlattı, asla bir zorba olmadı. Bunun için de Yahya, doğduğu günden öleceği güne kadar ve tekrar diriltildiğinde de Allah’ın rahmeti ve şefkatine mazhar olacaktır.

MEAL AÇIKLAMASI

12. “ Çocuk doğup büyüdüğünde, Zekeriyya ona Ey Yahyâ, kitaba sıkı sıkı sarıl Tevrat’da olan hükümlerle amel et, onları tam bir ciddiyetle uygula. Sorumluluğuna Peygamberlik mirasına pürdikkat sahip çık. Çünkü kitabın hükmü ancak, Sağlam manevi teslimiyet ve ciddiyetle ve devlet otoritesi ve gücüyle yürütülebilir. ” Biz ona daha çocukken hikmeti ve ilahi hükümlerin önemini kavrama yeteneği, dosdoğru ve yerli yerinde karar verebilme imkânı verdik. Çünkü Yahya, Allah’ın rızasına uygun yaşayıp, sorumluluklarını yerine getirme konusunda çok gayretli bir kuldu. Böylece o ne yapacağını bilen, olayların gerçeğini gören bir ilim sahibi oldu.

13. Bu samimiyetinden dolayı Tarafımızdan ona armağan olarak şefkatli bir yürek, bir gönül yumuşaklığı, ince bir ruh güzelliği ve tertemiz bir ahlak da verdik. Emrimize uyarak kalbini kinden, nefretten, insanları kötülüğe sürükleyen duygulardan arındırdı. Helali haramı tanıdı. İnsanları kötülüklere karşı uyardı.  O alçak gönüllü, anlayışlı, güzel davranan, günah ve fenalıkların tümünden sakınan biriydi. İnsanlara adil davranmayı onların haklarına saygı göstermeyi hayatının temeli yapmıştı.

14. Anne babasına çok iyi ve saygılıdavranırdı, hayırlı ve itaatkâr bir evlattı. Asla İsyankâr bir zorba değildi.

15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun! Rabbinin katında değerli bir yerdedir. Yahya Rabbinin verdiklerinden razı olmuş, Rabbi de O’ndan razı olmuştur. Allah’ın rahmeti ve şefkati ona mazhar olacaktır.

16-21

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

16-21 Ey Muhammed! Sana bildirmekte olduğumuz Meryem’in kıssasını da insanlara anlat. Vaktiyle o, ailesinden ayrılıp mabedin doğusunda bir yere çekilmişti. Biz de ona rûhu (vahiy meleği Cebrâil’i); düzgün, güvenilir bir insan görünümünde gönderdik. Meryem onu görünce şöyle dedi: “Senden o sınırsız merhamet sahibi Allah’ın koruyuculuğuna sığınırım, tabi ki sen O’na saygı duyup sakınan biriysen.” Melek de ona: “Ben yalnızca Rabbimin bir elçisiyim, sana tertemiz bir erkek evlat bağışlamış olduğunu haber vermek üzere görevlendirildim.” dedi. Meryem bunu duyunca, “Benim nasıl olur da bir oğlum olabilir, bana bir erkek eli bile değmemişken, üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim.” diyerek, korku ve heyecanla şaşkınlığını belirtti. Melek de ona şöyle karşılık verdi: “Evet orası öyle fakat Rabbim şöyle buyuruyor: Bu Benim için çok kolaydır, üstelik Biz onu insanlara sınırsız kudretimizi gösteren rahmetimizin tecellisi, bir davetçi kılacağız ve artık bunun kararı verilmiştir.”

MEAL AÇIKLAMASI

16. Ey Muhammed Kitap’ta Sana bildirmekte olduğumuz iffet ve ahlâk örneği Meryem’i de an ve insanlara anlat. Hani o kendisini Allah’a adamış ve ilim, ibâdet ve tefekkürle meşgul olmak üzere, ailesinden ayrılıp ibadet için evinin yani Beytu’l-Makdis’in doğu tarafında bir yere çekilmişti.

17. Kendisini gizlemek ve Rahatsız edilmeden kendisini bütünüyle duâ ve tefekküre vermek, için ve gelebilecek her türlü kötülüğe karşı insanlarla arasına bir de perde çekmişti. Toplumun ön yargılarından, dedikodularından, dünyadaki meşgalelerden uzakta, bütün düşünceleriyle, bütün davranışlarıyla tamamen Rabbine yönelmişti. Bu sırada biz ona Ruh’umuzu yani vahiy meleği olan Cebrail’i gönderdik. O melek Meryem’e eli yüzü düzgün güvenilir bir insan şeklinde göründü. Böyle yaptık ki yalnız başına iken korkmasın! Emrimizi doğru bir şekilde idrak edip anlasın!

18. Odasında bir erkek olduğunu zanneden Meryem onu görünce bir zarar vermesinden korktu ve Dedi ki: “Ben senden sınırsız merhamet sahibi Rahman’a ve O’nun koruyuculuğuna sığınırım. Eğer sen O’na saygı duyup fenalıktan sakınan biriysen bana yaklaşma, dokunma ve bana kötülük etme, hemen çık git buradan.”

19. Ruh yani Hz. Cebrail Meryem’e dedi ki: Benden korkma “Ben bir insan değilim, ancak senin Rabbinin bir elçisiyim. Sana Adem’in yaratılışına benzer biçimde, babasız olarak dünyaya gelecek tertemiz bir erkek evlat bağışlamış olduğunu haber vermek üzere geldim.”

20. Meryem bunu duyunca şaşkınlıkla Dedi ki: “Bana bir erkek eli bile dokunmadığı ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olabilir, nasıl gebe kalabilirim? diyerek, korku ve heyecanla şaşkınlığını belirtti.

21. Melek dedi ki: “Orası öyle Gerçek, senin dediğin gibidir. Gerçekten sana hiçbir erkek dokunmadı. Sen iffetsiz değil tertemiz birisin! Ama Rabbin buyurdu ki: Oğlunun babası olmayacak ama annesi olacak! O çocuk olma meselesi, bana göre çok kolaydır. Sadece “Ol!” emrimizle, senin karnında babasız olarak bir çocuk yaratacağım Hem o olacak çocuğu, insanlara kudretimizi gösteren ve öldükten sonra diriliş gerçeğini ispatlayan bir alamet ve tarafımızdan bir rahmet ve bereket vesilesi kılmak için, bunu yapacağız. Ve bu Allah tarafından, önceden karara bağlanmış bir hükümdür.” Unutma ki Rabbin insanların ilkini hem anasız, hem de babasız yarattı. Bu nedenle sana anası olup da babası olmayan bir çocuk vermesine şaşma! Rabbinin gücü her şeye yeter. Rabbinin hükmü kesindir. Artık bunu kimse değiştiremez!”

22-26

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

22-26 İşte böylece ilahi takdir gereği hamile kalmış olan Meryem, insanlardan uzak bir yere çekildi. Nihayet doğum sancıları onu bir hurma ağacının dibine sürükledi, bir yandan da şöyle söyleniyordu: “Keşke bundan önce ölseydim de büsbütün unutulmuş biri olsaydım.” Bu arada o hurma ağacının alt tarafından bir ses Meryem’e, “Sakın üzülme! Rabbin dünyaya getirmekte olduğun çocuğu şerefli, değerli kıldı. Sen şimdi hurma dalına tutunup, onu kendine doğru çekerek silkele, taze ve olgun hurmalar dökülsün, onlardan ye. Rabbin, alt tarafından bir su akıttı, ondan da iç, artık gözün aydın olsun, şayet herhangi birine de rastlarsan o zaman da işaret yoluyla onlara, ben sınırsız merhamet ve şefkat sahibi Rabbime susma orucu adadım, onun için konuşmayacağım de.”

MEAL AÇIKLAMASI

22. Böylece Allah’ın emri gerçekleşti; Meryem, ilahi takdir gereği O çocuğa yani Hz. İsa’ya mucizevi şekilde gebe kaldı ve yine Allah’ın emri uyarınca, insanlardan uzak bir yere çekildi.

23. Derken doğum sancısı onu hurma dalının altına getirdi. Duyduğu acıdan dolayı, sırtını ağaca yasladı ve ağacın dallarını kendine gölgelik yaptı. Anlatacağı şeylere hiç kimsenin inanmayacağını düşünerek kendi kendine, Dedi ki: İnsanların bana inanmayıp, zina isnatlarıyla karşılaşacağıma Keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim de büsbütün unutulup gitseydim. Doğumdan sonra kucağında çocukla insanlar arasına nasıl çıkacaktı? İnsanlar ne diyecekti? Bin türlü düşünce kafasında dolaşıyor, endişeler kalbini sıkıştırıyordu. Üstelik ilk defa doğumla karşı karşıyaydı ve tek başınaydı.

24.  Geçmişten kadınların doğumuyla ilgili bir şeyler biliyordu. Onları hatırladı. Hatırladığı bilgiler sanki ona sesleniyordu. Bir ses ya da Melek, Meryem’e, hurma ağacının aşağı tarafından şöyle seslendi. “Sakın bir çocuk doğuracağım diye üzülme, Rabbin dünyaya getirmekte olduğun çocuğu şerefli, değerli kıldı. Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı ondan iç.

25. Hurma ağacını, kendine doğru silkele ki, üzerine olgun, taze ve olgun hurmalar dökülsün.

26. Onlardan Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen ve senin nasıl gebe kaldığını sorarlarsa işaret yoluyla onlara ben sınırsız merhamet ve şefkat sahibi Rahman için susma orucu adadım! Bugün işaretleşme olan beden dili hariç hiçbir insanla konuşmayacağım de!” Böylece içinde bulunduğun sıkıntılı durumu insanlara açıklamak zorunda kalmazsın! Susma orucuna durumunu insanlara açıklayacak bilgiye, bilince ulaşıncaya kadar devam et ki insanlar konuşmalarıyla seni üzmesin Korkma, sorulara cevabı ben vereceğim.

27-28

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

27-28 Bir süre sonra Meryem, çocuğu ile birlikte kavmine döndü. Kavminin insanları ona, “Ey Meryem! Doğrusu senden böyle bir şey beklemezdik, şaşırdık bu ne haldir! Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi.” diyerek onu kınadılar.

MEAL AÇIKLAMASI

27. Meryem Bir süre sonra kalbi huzur ve güvenle dopdolu bir hâlde bebeğini kucağına alıp yakınlarının yanına döndü. Onu bu hâlde gören önyargılı insanlar, olup bitenleri sormaya bile gerek görmeden dediler ki: “Ey Meryem, senden böyle bir şey beklemezdik, şaşırdık bu ne haldir sen çok tuhaf utandırıcı bir iş yaptın.”

28. Ey Harun’un kız kardeşi Meryem! Senin baban, kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz, hayasız bir kadın değildi.” Sen böyle çirkin bir işi nasıl yapabildin?

29-33

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

29-33 Bunun üzerine Meryem de onlara, “Benimle değil, onunla konuşun.” diye çocuğunu işaret etti. Onlar da, “Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz, yahut o bizimle nasıl konuşur ki?” dediler. Derken beşikteki çocuk konuşmaya başlayıp onlara, “Ben Allah’ın kuluyum. Allah beni ilahi vahye mazhar kılıp, kitap verip peygamber kılacak. Nerede olursam olayım, orayı küfrün ve şirkin karanlığından aydınlığa çıkarmakla görevlendirdi. Yaşadığım sürece namaz kılmayı, zekât vermeyi, Allah yolunda cömertçe harcamayı, anneme saygılı olmayı, merhametli ve hayırlı biri olmamı emretti. Böyle olduğum takdirde, doğup yaşadığım günden, öleceğim güne kadar ve öldükten sonra diriltildiğim günden itibaren Allah’ın rahmeti, merhameti ve şefkati üzerimde olacak.”

MEAL AÇIKLAMASI

29. Bunun üzerine Meryem de onlara, Benimle değil, onunla konuşun.” diye Tanıklık için çocuğunu işaret etti. Onlar da “Beşikte bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz yahut o bizimle nasıl konuşur ki?” dediler. Ve büyük mucize gerçekleşti:

30. Derken Hz. İsa olan beşikteki Bebek konuşmaya başlayıp onlara dedi ki: “Ben Allah’ın bir mucize olarak yarattığı kuluyum. O ilahi vahye mazhar kılarak, bana kitabı verip beni peygamber kıldı yahut kılacak.” (Mehmet Çoban Yorumu: Meryem’in kucağındaki çocuk büyüdü. Genç bir delikanlı oldu. Toplum çocuğa karşı mesafeli duruyordu. Bir gün çocuk karşılarına çıkarak; “Bende sizler gibi Allah’ın kuluyum! Bana karşı mesafeli duruşunuz nedendir? Niçin beni ve annemi dışlıyorsunuz? Rabbim bana doğru yolunu gösterdi. O beni Nebi seçip kitap vererek şereflendirdi. Sizse beni ve annemi aşağılamaya devam ediyorsunuz! Niçin? Benim sizden bir farkım var mı? Size karşı ne kötülüğümü gördünüz?”)

31. Her nerede olursam olayım Rabbim beni küfrün ve şirkin karanlığından aydınlığa çıkarmakla görevlendirerek mübarek kıldı. Bana yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi ve Allah yolunda cömertçe harcamayı emretti. Rabbim bilgisiz, bilinçsiz davranmamayı, her zaman bilgiyle, bilinçle hareket etmemi, huzuruna varıp sürekli kendimi ölçüp biçmemi öğretti. Ben her zaman onun huzuruna durur kendimi hesaba çekerim. Her türlü kötülükten kendimi arındırır, bütün varlığımı insanlarla paylaşırım. Kendim için hiçbir şey istemem. Her şeyimi Rabbim için veririm. Rabbimin bana öğrettiği yol budur. Ben çıkarcı, bencil, sürekli dünyalık biriktiren, kötülük yapan biri değilim.

32. Anneme saygılı olmayı ve iyilik yapmamı, merhametli ve hayırlı biri olmamı da emretti. Beni özel rahmetiyle eğitip olgunlaştırarak azgın bir zorba yapmadı. ütün bunlar Rabbimin bana bir hediyesidir. Bana değer vermesidir. Sizler niçin değersizmişim gibi hareket ediyorsunuz? Size karşı bir saygısızlığım, bir nefretim, bir kötülüğüm oldu mu?”

33. Doğduğum gün, öleceğim gün ve öldükten sonra Rabbimin huzuruna diri olarak kaldırılacağım gün, selâm, esenlik Allah’ın rahmeti, merhameti ve şefkati benim üzerimedir.”

34

MEAL

34. İşte hakkında tartıştıkları Meryem oğlu Îsâ için söylenecek gerçek söz budur.

MUSTAFA ÇEVİK

34 İşte Yahudiler ve Hıristiyanların hakkında durmadan tartışıp durdukları İsa’nın gerçeği budur.

MEAL AÇIKLAMASI

34. İşte Yahudiler ve Hıristiyanların ilâhlaştırarak hakkında anlaşmazlığa düşüp durmadan tartıştıkları Meryem oğlu Îsâ için söylenecek gerçek söz ve meselenin içyüzü budur. Onlar İsa ve Meryem hakkında ileri geri konuştular. Bilmedikleri şeyleri iftira ettiler. Hâlbuki onların şanı Rabbinin katında yücedir. Onlar tertemiz insanlardı. Onların dediklerinden uzaktılar.

35

MEAL

35. Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmedince ona “ol” der o da hemen oluverir.

MUSTAFA ÇEVİK

35 İsa Allah’ın oğludur diyenler, iyi bilsinler ki Allah’a asla evlat isnat edilemez. Allah bundan münezzehtir, her şeyin ötesinde, her şeyden yüce ve her şeye gücü yetendir. O, bir şeyin olmasını diler de olmasına hükmederse, ona yalnızca “Ol” der ve o da hemen oluş sürecine girer.

MEAL AÇIKLAMASI

35. İsa Allah’ın oğludur diyen Hristiyanlar, iyi bilsinler ki iddiaları, tamamen uydurmadır, iftiradır, kâfirliktir. Çünkü böyle bir iddia, Allah’ın âciz ve muhtaç olduğunu ileri sürmek demektir. Hâşâ Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir asla Allah’ın şanına yakışmaz. Rabbinin çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. Rabbinin makamı onların düşünüp tasavvur ettikleri babalık makamından yücedir. O bütün noksan sıfatlardan münezzehtir ve şanı çok yücedir. Her şeyin ötesinde, her şeyden yüce ve her şeye gücü yetendir. O, Bir işin olmasına hükmedince mesela bir çocuğun babasız doğmasını isteyince, ona “ol” der o da hemen oluverir. Hâlâ bu gerçeği anlamıyorlar mı? Hâlâ Rabbinin gücü hakkında şüpheleri mi var? Nitekim İsa da hayatı boyunca hep bu gerçeği dile getirmiştir.

36

MEAL

36. “Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.”

MUSTAFA ÇEVİK

36 İsa’nın hep söylediği şu olmuştur: “Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, o yüzden O’nun âyetleriyle yaşamaya yönelip, yalnız O’nu ilah edinerek ibadet ve itaat ederek O’na kulluk edin.”

MEAL AÇIKLAMASI

36. İsa’nın hep söylediği şu olmuştur: “Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; o yüzden O’nun ayetleriyle yaşamaya yönelip, yalnız O’nu ilah edinerek O’na ibadet itaat ve Yasalarına uyarak kulluk edin. O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. İşte Rabbimin emrettiği dosdoğru yol budur.” Rabbimin bildirdiği gerçekten başka doğru yol yoktur.

37-38

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

37-38 İsa ile ilgili gerçek bu olmasına rağmen, bir kısım insanlar O’nun hakkında hâlâ asılsız uydurmalarla, bilgisizce tartışıp duruyorlar. Bütün gerçeklerin apaçık tekrar ortaya konulacağı Kıyamet ve Hesap Günü, İsa hakkındaki gerçekleri inkâr edenlerin vay haline. Onlar Bizim huzurumuza geldiklerinde nasıl olsa gerçekleri kabullenecek, sapıklıklarını anlayacaklar fakat iş işten geçmiş olacak.

MEAL AÇIKLAMASI

37. İsa ile ilgili gerçek bu olmasına rağmen, Aralarından birtakım gruplar asılsız uydurmalarla, bilgisizce tartışıp ayrılığa düştüler. Artık bütün gerçeklerin apaçık tekrar ortaya konulacağı Kıyamet ve Hesap denilen büyük güne şahit olacaklarından dolayı, İsa hakkındaki gerçekleri inkâr edenlerin vay haline.

38. Bizim karşımıza çıkacakları gün, nasıl olsa gerçekleri kabullenecekler, başlarına gelecek olanları ne iyi duyacaklar ve ne iyi görecekler bir bilsen. Ancak zalimler kulaklarını ve gözlerini hakikate kapayarak bugün yani bu dünyada açık bir sapıklık içindedirler. Yaratılışa aykırı hareket ederek yaşayanlar Sapıklıklarını anlayacaklar fakat iş işten geçmiş olacak.

39

MEAL

39. Onları işin hükme bağlanacağı hasret günüyle uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler ve onlar hâlâ inanmıyorlar.

MUSTAFA ÇEVİK

39 Ey Peygamber! O çok büyük pişmanlıkların yaşanacağı gün gelmeden onları uyar, azap hükmünün gerçekleşeceği gün pişmanlıklarının fayda etmeyeceğini şimdiden bilsinler, zira hâlâ umursamazlık içindeler

MEAL AÇIKLAMASI

39. O hâlde, Ey Müslüman Ey Peygamber! Onları işin hükme bağlanacağı çok büyük pişmanlıkların yaşanacağı ve eyvah diyeceği Pişmanlık ve hasret günüyle uyar. Azap hükmünün gerçekleşeceği gün pişmanlıklarının fayda etmeyeceğini şimdiden bilsinler. Onlar hâlâ umursamazlık ve gaflet içindedirler ve onlar hâlâ inanmıyorlar. Çünkü bu gerçek insanların başına ansızın gelecektir. Dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlarken, gerçeklerimize karşı kör sağır dilsiz davranırlarken ölüm insanları yakalar. Ölüm insanları yakalayınca yapacak hiçbir şey yoktur. Onun için insanları yaşarken uyar ki; belki düşünüp öğüt alırlar.

40

MEAL

40. Şüphesiz biz yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.

MUSTAFA ÇEVİK

40 O Gün, yeryüzü ve onun üstünde ne varsa hepsi yok olacak ve geride yalnız Allah kalacak, sonra herkes diriltilip Allah’ın huzurunda hesap vermek üzere toplanacak.

MEAL AÇIKLAMASI

40. O Gün, Şüphesiz yeryüzü ve onun üstünde ne varsa hepsi yok olacak biz yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara varis olacağız, geride yalnız Allah kalacak ve onlar diriltilip Allah’ın huzurunda hesap vermek üzere bize döndürülecekler. İnsanların yaşadıkları dünya kendilerinin değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır. Her insan dünyadaki yaşamlarından sonra bize gelecek! Dünyada kazandıkları dünyada kalacaktır. Dünya ve üzerindekiler Rabbinindir. İnsanlara belirli bir süre kullanma izni verilmiştir. Bakalım nasıl değerlendirecekler? İyilik yolunda mı kötülük yolunda mı kullanacaklar? Sonra insanları öldürür, kazandıkları her şeyi ellerinden alır, sınamak için başkasına veririz. Görmüyorlar mı? Bizim düzenimiz nasıl işliyor? Sahip olmadıkları dünyaya doğarlar. Haksız bir şekilde sahip çıkarlar. Sahip olduklarını hak hukuk içinde doğru bir şekilde değerlendirmezler. Sonra ölerek sahip çıktıklarını bize bırakırlar. Biz de onları bir başkasına veririz. Bu düzen yeryüzünde insanlık silininceye kadar devam edecektir. Dünyada yaşama hakkı verdiğimiz her insan mutlaka sınanacaktır. Hâlâ anlamıyorlar mı?

41-45

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

41-45 Ey Peygamber! Sana Kur’an’la bildirdiğimiz İbrahim’in kıssalarını da an lat. O da özü, sözü dosdoğru olan ve insanları, yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye davet eden bir peygamberdi. Hani İbrahim, babasına demişti ki: “Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası dokunmayan, kendileri de yaratılmış olanlara niçin ilahlık yakıştırıp da, hayat tarzını onlara göre belirliyorsun? Babacığım bana sizlerde olmayan gerçeğin bilgisi ulaştı, Allah beni peygamber olarak seçip doğru olanla buluşturdu. Artık sen de bana uy, doğruya yönelip yanlışlardan uzaklaş! Şeytanın, şeytanlaşmış kimselerin takipçisi olmaktan kurtul, çünkü onlar Allah’a ortaklar koşup, nankörlükle isyan etmişlerdir. Babacığım, Allah adına yapmakta olduğum davetimi reddedersen, Allah’ın azabından kurtulamaz ve şeytanın dostlarından biri olursun.”

MEAL AÇIKLAMASI

41. Kitap’ta İbrahim’i de kıssalarını da zikret ve başkalarına anlat. Şüphesiz o özü, sözü çok doğru olan ve insanları, yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye davet eden bir peygamberdi.

42. Hani o İslâm dinine, imana davet etmek için, putlara tapmakta olan babasına şöyle demişti: “Ey babacığım! Duymayan, görmeyen ve senden bir şeyi gidermeyen, ihtiyaç duyduğun herhangi bir şeyi temin edemeyen, sana hiçbir faydası dokunmayan, kendileri de yaratılmış olan şeylere ilahlık yakıştırıp da, hayat tarzını onlara göre belirliyorsun ve niçin onlara tapıyorsun?

43. Ey babacığım! Muhakkak ki bana, sana gelmeyen ve bilemeyeceğin İlahi ilim geldi. Allah beni peygamber olarak seçip doğru olanla buluşturdu. Artık sen de Bana uy da seni doğru bir yola ileteyim.

44. Ey babacığım! Gösterdiği yolda yürüyüp de, Şeytana tapma onun vesvese ve dürtülerini yerine getirme ve şeytanlaşmış kimselerin takipçisi olmaktan kurtul. Şüphesiz şeytan ve şeytanlaşmış kimseler Rahman’a baş kaldırmıştır ve onlar Allah’a ortaklar koşup, nankörlükle isyan etmişlerdir.

45. Ey Babacığım! Allah adına yapmakta olduğum bu Hak daveti reddettiğin takdirde Rahman’ın azabına uğramandan ve dünya ve âhirette şeytanın yandaşı ve dostu olmandan korkuyorum.

46

MEAL

46. Babası dedi ki: “Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun, ey İbrahim? Eğer vazgeçmezsen andolsun seni taşlarım. Uzun bir süre benden uzak dur, “

MUSTAFA ÇEVİK

46 İbrahim’den bunları dinleyen babası ona şöyle dedi: “Demek sen benim ilahlarımdan yüz çeviriyorsun öyle mi? Ben de yemin ediyorum ki, eğer sen ilahlarıma söz söyleyip, onları aşağılamaktan vazgeçmezsen seni öldüresiye taşa tutarım. Şimdi karşımdan defolup git, seni gözüm görmesin.”

MEAL AÇIKLAMASI

46. İbrahim’den bunları dinleyen Babası dedi ki: “Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun, ey İbrahim? Yemin ederim ki, Eğer sen ilahlarıma söz söyleyip, onları aşağılamaktan, kötülemekten vazgeçmezsen andolsun seni öldüresiye taşlarım. Uzun bir süre benden uzak dur, seni gözüm görmesin.”

47-48

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

47-48 Bunun üzerine de İbrahim babasına: “Bundan sonrası sana kalmış, ben gidiyorum ve seni bağışlaması için Rabbime dua edeceğim, Rabbim bana karşı çok lütufkârdır. Artık sizden de, sizin ilah edinip ardından gittiklerinizden de uzaklaşıyorum. Ben yalnızca kâinatı ve içinde olanların hepsini yaratan Allah’ı Rab ve ilah edinip O’na teslim olurum. Dünya hayatımı da böyle yaşayıp tamamlatması için Rabbime dua edeceğim.”

MEAL AÇIKLAMASI

47. İbrahim babasına dedi ki: “Sana selam olsun, Bundan sonrası sana kalmış, ben gidiyorum. Ama ben yine de Senin hidayete ermen için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O, bana karşı lütuf sahibidir.

48. Sizden ve sizin ilah edinip ardından gittiklerinizden, Allah’tan başka yalvarıp, yakardığınız şeylerden uzak duracak ve yalnızca kâinatı ve içinde olanların hepsini yaratan Allah’ı Rab ve ilah edinip Rabbime yalvaracağım. Böylece dünya hayatımı da böyle yaşayıp tamamlatması için Rabbime yalvarmakla, sizin gibi bedbaht olmam. Çünkü ben Rabbime asi olan O’nun yasalarını çiğneyen biri değilim.

49-50

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

49-50 İbrahim, kavmini terk edip gittikten sonra, Biz İbrahim’e İshak’ı, ardından da torunu Yakub’u ihsan ettik ve her ikisine de peygamberlik nasip edip, rahmet hazinelerimizden bolca lütufta bulunduk. Onları Allah merkezli bir hayatın saygı ve sevgi ile anılan gayretli temsilcileri yaptık.

MEAL AÇIKLAMASI

51

MEAL

51. Kitap’ta Musa’yı da an. Şüphesiz o ihlasa erdirilmiş biriydi ve gönderilmiş bir peygamberdi.

MUSTAFA ÇEVİK

51 Ey Peygamber! Sana Kur’an’la bildirmekte olduğumuz Musa’nın kıssalarından da bahset. O da kavmi içinden seçilmiş birisi olarak insanları yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden bir resûl ve nebî idi.

MEAL AÇIKLAMASI

52-53

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

52-53 Vaktiyle Biz, Musa’yı kendisiyle konuşacak kadar yakınlaştırıp, Sina Dağı’nın sağ yanından ona seslenmiş ve kardeşi Harun’u da peygamber olarak yardımcı tayin edip, her ikisini de insanları doğruya davet eden elçiler kılmıştık.

MEAL AÇIKLAMASI

54-55

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

54-55 Ey Peygamber! Sana kitapta bildirilmekte olan İsmail’den de bahset. İs mail de Allah’a ve insanlara verdiği sözlere çok sadık bir peygamberdi, ailesine na mazı ve zekâtı emrederdi. Ulaşabildiği insanları, kendisi gibi malları ve canları ile Allah’ın daveti uğrunda gayret göstermeye çağırırdı. O da Allah katında kendisin den razı olunmuş bir kuldu.

MEAL AÇIKLAMASI

56-57

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

56-57 Yine Kur’an’da sana bildirilenler arasında olan İdris’i de anlat. İdris de özü sözü bir dürüstlük abidesi, dosdoğru bir insandı. Biz onu da peygamber olarak seçip o yüce makamla ödüllendirdik.

MEAL AÇIKLAMASI

58

MEAL

58. İşte bunlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden, Adem’in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ile İsrail’in soyundan, doğru yola erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı. 

MUSTAFA ÇEVİK

58 İşte bunlar Allah’ın seçip peygamberlik ve kitap nimetleri ile lütufta bulunup, onurlandırdığı elçilerden bazılarıdır. Âdem’in ve Nûh ile taşıdıklarımızın soyundan gelen İbrahim ve İsrail’in de (Yakub’un) neslinden olan, doğru yolu gösterdiğimiz elçilerdi. Ne zaman kendilerine Rahmanın ayetleri okunsa hemen gözyaşları ile secdeye kapanır ve sorumluluklarını yerine getirebilmeleri, mesajları insanlara gerektiği gibi ulaştırabilmeleri konusunda Rablerinden yardım isterlerdi.

MEAL AÇIKLAMASI

59

MEAL

59. Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. İşte bunlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir.

MUSTAFA ÇEVİK

59 Sonra onların ardından gelen kuşaklardan çoğu, hiç kimseyi dinlemeyen, yalnızca kısacık dünya hayatının geçici zevkleri peşinde koşan, yaratılış sebeplerini umursamayan, namazı terk eden, Kitabı ve Peygamber’i hayatlarından dışlayan kimseler olup çıktılar. Bunlar doğru olandan yüz çevirmenin, azgınlaşıp Allah’a başkaldırmanın cezasını elbette çekecekle

MEAL AÇIKLAMASI

60-61

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

60-61 Ancak, şirk ve küfründen tevbe ederek vazgeçip, Allah’ın davetine iman ederek gereklerini yürekten, severek yerine getirenleri Allah, bağışlayıp, ödüllendirip cennetine koyacaktır. O cennet, insanın kavrayıp algılama kapasitesinin çok ötesinde, üstünde mutluluk ve güzellik yurdudur, Allah’ın vaadi mutlaka yerini bulacaktır.

MEAL AÇIKLAMASI

62-63

MEAL

62. Orada boş söz işitmezler. Ancak selâm (işitirler). Orada sabah ve akşam rızıkları hazırdır.

63. İşte, kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet budur.

MUSTAFA ÇEVİK

62-63 Cennete girenler orada asla boş ve yararsız sözler işitmeyecekler, güzel, iç açıcı mutluluk sözleriyle karşılanacak ve Allah’ın ikramı nimetlerle rızıklanacaklar, böylece Rablerinin davetine icabet edenlerin daimi yurtları cennet olacak.

MEAL AÇIKLAMASI

64

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

64 Melekler, Allah’ın mesajlarının insanlara ulaştırılması için, peygamberlere inerler ve derler ki, “Bize bildirilen ve bildirilmediği içinde bilemediğimiz ne varsa, hepsini bilen Allah’tır. Kimin neye ve nereye layık olduğunu da yalnızca O bilir ve bildirir, Allah asla unutmaz.”

MEAL AÇIKLAMASI

65-70

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

65-70 Ey insanlar! Göklerin, yerin ve arasında bulunan her şeyin Rabbi (sahibi) Allah’tır. Kulları üzerinde nizam kurma yetkisi de O’na aittir. O halde Allah’ın daveti nizam ile ahlaka yönelerek, yalnızca O’na ibadet, itaat ve kulluk edin. Sizin Allah’tan başka gerçek ilahınız yoktur. İnsanların bir kısmı da diyorlar ki: “Ne yani, öldükten sonra yeniden mi diriltileceğiz?” Bunu diyenler, kendilerini yoktan yaratıp var ettiğimizi düşünmüyorlar mı? Andolsun ki, Kıyamet Günü’nü yalan sayanları, şeytanlarla birlikte bir araya toplayacağız ve önce içlerindeki elebaşlarını, ardından da onlara uyanları cehenneme dolduracağız. Cehennem ateşini, kimlerin daha çok hak ettiğini en iyi bilen Allah’tır.

MEAL AÇIKLAMASI

71

MEAL

71. Sizden oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.

MUSTAFA ÇEVİK

71 Siz ey müşrik ve kâfir olarak dünya hayatını tamamlayanlar! Hepiniz hak ettiğiniz o cehennem azabını ebedî olarak çekeceksiniz. Bu, Rabbinizin kesinleşmiş hükümlerindendir.

MEAL AÇIKLAMASI

72

MEAL

72. Sonra takva sahiplerini kurtarır; zalimleri ise orada dizüstü çökmüş halde bırakırız.

MUSTAFA ÇEVİK

72 İman edip, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirenleri cehennem azabından, esirgeyip, koruyacağız, kendilerine zulmetmiş olan müşrik ve kâfirleri ise orada dizüstü çökmüş, perişan ve pişmanlıklarıyla kıvranır vaziyette, azapla baş başa bırakacağız.

MEAL AÇIKLAMASI

73-74

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

73-74 Kendilerine Allah’ın âyetleri ulaştırıldığında hiç düşünmeden reddedenler mü’minlere şöyle derler: “Toplumda mevki ve makamı yüksek olan, hatırı sayılan, itibar görenler siz misiniz, yoksa Biz miyiz?” Oysa Biz onlardan önce de onlar gibi kibirlenip, böbürlenen nice azgın ve nankör kuşakları yıkıma uğratıp, helak ettik, onlar mal mülk, mevki bakımından daha da güçlü ve fazla sayıda id

MEAL AÇIKLAMASI

75

MEAL

75. De ki: “Sapıklıkta olana Rahman ne kadar mühlet verirse versin; sonuçta kendilerine vaadedileni, ya azabı veya kıyameti gördüklerinde kimin yerinin daha kötü ve askerinin daha zayıf olduğunu bileceklerdir.”

MUSTAFA ÇEVİK

75 Sen onlara de ki: “Rahman olan Allah’ın sizin için takdir ettiği ömür uzun da olsa, sonunda uyarılmanıza rağmen kabul etmediğiniz Kıyamet’i de cehennem azabını da mutlaka göreceksiniz ve O Gün makam bakımından kimin daha yüksek ve daha itibarlı olduğunu anlayacaksınız.”

MEAL AÇIKLAMASI

76

MEAL

76. Allah hidayete erenlerin hidayetlerini artırır. Kalıcı olan iyi davranışlar ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.

MUSTAFA ÇEVİK

76 Allah, davet edildikleri hayat nizamını yaşamak uğrunda gayret edenlerin, anlayış ve kavrayışlarını daha da güçlendirir, yardımları ile onları destekler. Mü’minlerin imanları uğrunda yaptıkları Allah katında çok değerli ve mükâfatları da fazladır.

MEAL AÇIKLAMASI

77-82

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

77-82 İman etmeyi reddedip şirk ve küfürde direnen nankör, bir de kalkmış, “Beni yaratan Allah elbette bana mal, mülk ve evlat da verecek.” diyor. Şu küstahın düştüğü durumu bir düşünsene. Yoksa o gaybdan böyle bir haber mi alıyor, yahut Rahman olan Allah’tan böyle bir söz mü almış da, ona göre konuşup duruyor? Asla gerçek onun söylediği gibi değil. Biz onun bu küstahlığını kayda geçirip, hak ettiği azabını daha da artıracağız, ayrıca ikide bir sözünü ettiği, Bizim bahşettiğimiz malı, mülkü, evladı da elinden alacağız ve Hesap Günü huzurumuza yapayalnız gelecek. Onlar, kendilerine güç ve statü sağlayacaklarına inandıkları, kendileri gibi yaratılmış, gözlerinde büyüttükleri kimseleri Allah’la birlikte ilah edindiler. Hâlbuki o ilah edindikleri kimseler Kıyamet Günü ilah olduklarını reddedecek ve onlara düşman kesilecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

83-84

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

83-84 Yaratılış sebeplerini inkâr edenlere, kendilerini kışkırtıp azdıran şeytanlar musallat olur. Ey Peygamber! Sen de onların azaba çarptırılmalarını istemekte acele etme. Biz onların azaba uğratılacakları günleri saymaktayız ve onlar her gün ona yaklaşmaktalar.

MEAL AÇIKLAMASI

85-86

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

85-86 Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya yönelip bu uğurda ellerinden geleni yapanlar ise, Kıyamet Günü Rahmân olan Allah tarafından bir araya toplanıp, en güzel şekilde ağırlanacaklar. İnkârcılar da O Gün hayvanlar gibi sürülerek cehenneme götürülecekle

MEAL AÇIKLAMASI

87

MEAL

87. Rahman’ın katında bir ahid almış olanların dışındakiler şefaat hakkına sahip olamazlar.

MUSTAFA ÇEVİK

87 Hesap günü, dünya hayatlarında iman edip, sorumluluklarını yerine getirerek yaşamış olanlar dışında, hiç kimseye Allah şefaat etmeyecektir.

MEAL AÇIKLAMASI

88-92

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

88-92 İnsanların bir kısmı bir de kalkmış Rahman olan Allah’ın evlat edinmiş olduğunu söyleme densizliğinde bulunuyorlar ve böyle söylemekle Allah’a karşı dehşet verici ve çok çirkin bir iftirada bulunuyorlar. Bu iftiralarının sebebi ile neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılıp, dağlar yıkılacaktı. Allah’ın evlat edinmesi akıl dışı ve Allah’a asla yakıştırılmaz bir iftiradır.

MEAL AÇIKLAMASI

93

MEAL

93. Göklerde ve yerde bulunanların hiçbiri müstesna olmaksızın hepsi Rahman’a kul olarak gelir.

MUSTAFA ÇEVİK

93 Göklerde, yerde ve aralarında olanların hepsini yaratan Allah’tır. Hesap Günü hepiniz O’nun huzurunda birer kul olarak toplanacaksınız.

MEAL AÇIKLAMASI

94-95

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

94-95 Allah, herkesin söyleyip durduklarının, yapıp ettiklerinin tek tek kaydını tutturmaktadır ve O’nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Onların hepsi Hesap Günü Allah’ın huzuruna mallarından, mülklerinden, evlatlarından yoksun olarak getirilecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

96

MEAL

96. İman edip de salih ameller işleyenlere Rahman bir sevgi verecektir.

MUSTAFA ÇEVİK

96 Allah’ın daveti olan hayat nizamına iman edip de bu uğurda malları ve can ları ile cihat edenler, Allah’ın rahmetine nail olup aralarında sevgi bağı oluşur

MEAL AÇIKLAMASI

97

MEAL

97. Onunla (Kur’an’la) takva sahiplerini müjdeleyesin ve direnen bir kavmi uyarasın diye onu senin dilinle kolaylaştırdık.

MUSTAFA ÇEVİK

97 Bütün bu gerçekler kolayca anlaşılsın diye Biz Kur’an’ı senin ve kavminin konuşup anlaştığınız, yazıştığınız dil ile vahyetmekteyiz ki, Allah’ın davetine iman edenleri müjdeleyip, inkâr edenleri de onunla uyarabilesin.

MEAL AÇIKLAMASI

98

MEAL

98. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan birini hissediyor veya bir fısıltılarını duyuyor musun?

MUSTAFA ÇEVİK

98 Biz bu inkârcılardan önce de onlar gibi nice kavimleri helak ettik. Şimdi onların varlığından hiç söz ediliyor ya da onlardan hiç ses seda çıkıyor mu?

MEAL AÇIKLAMASI

Scroll to Top