Sure Hakkında
Ayet Sayısı
56
Mushaf (Kuran) Sırası
74
Nuzül (İniş) Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
4
Sure Hakkında Bilgi
MÜDDESSİR SURESİ
GİRİŞ
Adı: Bu surenin adı birinci ayetinden alınmıştır. Fakat bu ad ihtiva edilen şeyin başlığı
değildir.
Nüzul Zamanı: Bu surenin ilk yedi ayeti Mekke döneminin henüz başlarında nazil olmuştur.
Buhari, Tirmizi, Müsned-i Ahmed’te Hz. Cabir bin Abdullah’tan bu ayetlerin Allah
Rasulü’ne nazil olan ilk ayetler olduğu bile rivayet edilmektedir. Öte taraftan Allah
Rasulü’ne ilk nazil olan ayetlerin “İkra”dan “ma’lem ya’lem” e kadar olan bölüm olduğu
hususunda ittifak vardır. Fakat sahih olan rivayetlerden sabittir ki bu vahiyden az bir
müddet sonra nazil olmuştur. İşte bu aradan sonra yeniden vahiy gelmeye başladığında ilk
gelen ayet bu olmuştur. İmam Zühri bu konuda şöyle söylemektedir: “Bir müddet Allah
Rasulü’ne vahiy kesilmişti. Bunun üzerine çok fazla üzülmüş ve kedere boğulmuştu. Bazen
dağın tepesine gidip oradan kendisini aşağıya atmayı bile düşünür olmuştu. O zaman
Cebrail (a.s) O’na gözükür ve “Sen Allah’ın Rasulü’sün” diyerek O’na hatırlatmada
bulununca Peygamber de huzura kavuşur, sonra bu üzüntü ve ıztırabı giderdi.” (İbn Cerir)
Daha sonra İmam Zühri, Abdullah bin Cabir’den şu rivayeti nakletmektedir: “Allah Rasulü,
vahyin gelmediği o dönemden bahsederken şöyle söylerdi: “Bir gün yolda gidiyordum.
Aniden gökten bir ses geldi. Başımı kaldırdığımda daha önce Hira mağarasında gördüğüm o
meleğin bana geldiğini gördüm.
Yer ve gök arasında bir kürsüde oturmuştu. Bunu görünce müthiş dehşete kapıldım. Hemen
eve gelerek “Beni örtün!” diye bağırdım. Evdekiler hemen üzerime bir yorgan örttüler.
İşte sonra Allah tarafından bu “ey örtünen!” vahyi nazil oldu. Ve bundan sonra da devamlı
olarak vahiy gelmeye devam etti.” (Buhari, Müslim, Müsned-i Ahmed, İbn Cerir.)
Surenin geri kalan kısmı, yani 8. ayetten sonuncu ayete kadar olan bölüm İslâm’ın açıktan
açığa tebliğ edilmeye başlanıldıktan sonraki ilk hac mevsiminde Mekke’de nazil olmuştur.
Bunun ayrıntılı açıklaması İbn Hişam’ın Siret’inde verilmekte olup az ileride bunu
nakledeceğiz.
Konusu: Yukarıda açıklandığına göre Rasulüllah’a inen ilk vahiy Alak Suresi’nin ilk beş ayeti
idi. O surede “Oku, yaratan Rabbinin adı ile. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku!
Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin sonsuz kerem sahibidir”
denilmektedir. Bu, vahiy nüzulunun ilk tecrübesidir. Bu vahiyde Allah Rasulü’ne ne kadar
büyük bir iş için tayin edildiği ve ileride yapacağı şeyler için bunun sadece bir başlangıç
olduğu söylenilmektedir. Bundan sonra O, bir müddet yalnız bırakıldı. Bu sayede bu şoku
atlatması ve yeniden sakinleşerek zihinsel olarak gelecek olan vahiyleri almaya ve
peygamberliğin gereklerini yüklenmeye hazır olması istenmiştir. İşte bu fetret
döneminden sonra yeniden vahiy gelmeye başladığında ilk gelen ayetler bu Müddessir
Suresi’nin ilk yedi ayetiydi. Burada ilk defa Allah Rasulü’ne, “Kalk ve halka gitmekte
oldukları yolun sonucundan onları korkut ve dünyada Allah’tan başka yücelttiklerinin
yerine sen yalnızca O’nun yüceliğini haykır!” emri verilmiştir. Bunun yanında, vazifesi
gereği yaşayışının her bakımdan temiz olması ve bütün dünyevî faydaları bir kenara
bırakarak tam bir ihlâs ile insanların ıslahı için görevini yerine getirmesi emrolunmuştur.
Son cümlede ise “Bu görevi yerine getirirken sana gelecek olan zorluk ve musibetlere
karşı da Rabbinin hatırı için sabret” telkininde bulunulmaktadır.
Bu ilahi fermana göre Allah Rasulü tebliğ vazifesine ve Kur’an’ın peş peşe nazil olan
surelerini anlatmaya başladığı zaman öyle bir telaş başladı ki muhalifler bu panikte
şiddetle karşı koymaya başladılar. Bir kaç ay böyle geçtikten sonra hacc mevsimi gelmişti.
Mekke’dekiler bu sefer: “Hacc için bütün Arabistan’dan kafileler gelecek ve eğer
Muhammed (s.a) bunları ziyaret ederek bu hacılara Kur’an okursa, bu emsalsiz ve etkili
kelamı duyan hacılar tarafından Arabistan’ın en ücra köşelerine kadar İslâm’ın çağrısı
yayılır ve sonra da kimbilir neler olur” diyerek telaşa düştüler. Bunun üzerine Kureyşin
ileri gelenleri bir toplantı yaparak gelen hacılara Hz. Muhammed’e (s.a) karşı propaganda
yapılması kararını aldılar.
Görüş birliğinden sonra toplantıda bulunanlara Velid bin Muğire şöyle dedi: “Muhammed
hakkında bir fikir etrafında toplanalım, ihtilafa düşmeyelim. Yoksa birbirimizi yalancı
çıkarmış ve sözlerimizin bir kısmı öbür kısmını yalanlamış olur. O zaman itibarımız
kaybolur. Bir şey üzerinde birleşelim ki herkes Muhammed için hacılara aynı şeyi söylesin.”
Bunun üzerine bazıları: “Onun bir kahin olduğunu söyleyelim” dediler. Velid, “Hayır,
Allah’a andolsun ki o bir kahin değildir. Kahinleri gördük. Muhammed’in okuduğu şeyler
öyle kahin mırıldanışı ve tekerlemeleri cinsinden değil” dedi. Bazıları, “Öyleyse deli
olduğunu söyleriz” dediler. Velid, “Hayır, o bir deli değil ki. Deliliği gördük, biliyoruz.
Halbuki Muhammed’in durumu deliliğin insanda meydana getirdiği baygınlık, titreyiş ve
vesveseye benzemiyor” dedi. Kureyşliler “Peki öyleyse şair olduğunu söyleyelim” dediler.
Velid, “Hayır, o bir şair de olamaz. Biz şiirin her çeşidini biliriz. Bu sözler ise şiir değildir”
dedi. Kureyşliler “Öyleyse büyücü olduğunu söyleyelim” dediler. Velid, “Hayır, o büyücü
değil. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Muhammed’in sözleri büyücülerin
okuyup üfürmelerine ve düğüm düğümlemelerine benzemiyor” dedi. O zaman Kureyşliler
Velid’e, “Ey Abduşşems! Peki ama ne söyleyelim?” deyince Ebu Cehil, Velid’e, “Sen kendi
görüşünü söylemezsen bu insanlar senden razı olmayacaklar” dedi. Velid onlara, “Tanrıya
and olsun ki onun sözlerinde bambaşka bir tatlılık var. Sözlerinin başlangıcı sağlam bir
hurma ağacına, sonları da o ağacın meyvelerine benzer. Muhammed hakkında bu
dediklerinizin herhangi birini söylerseniz bunun doğru olmadığı anlaşılır” dedi. Kureyşliler
Velid’in bu söylediklerini kabul ederek dağıldılar. Sonra bu karar gereğince hacca gelen
halkı bekleyip önlerine çıkarak rast geldikleri herkese Muhammed’den sakınmasını
söylemeye ve onun bir sihirbaz olduğunu ve sihrinin bütün aileleri parçaladığını anlatmaya
başladılar. Ama bütün bunların sonucu sadece onların yapabildikleri şey onun ismini
baştanbaşa bütün Arap yarımadasına duyurmak oldu. (Sireti İbn Hişam, C.L. ss. 288-289,
Ebu Cehil’in Velid’e kendi görüşünü söylemesinde ısrar etmesi olayını İkrime’nin
rivayetinden İbn Cerir kendi tefsirinde nakletmiştir.)
Bu surenin ikinci kısmında yorumu yapılan bu aynı hadisenin konuları şöyle sıralanır:
- ayetten 10. ayete kadar Hakk’ı tahkir edenlere “bugün yaptığınızın kötü sonucunu
kıyamet günü göreceksiniz” denilmektedir. - ayetten 26. ayete kadar olan bölümde Muğire oğlu Velid’in ismi anılmadan Allah’ın
nimetlerle donattığı ama bunlara karşılık onun Hakk’a karşı gelerek düşman olduğu kişinin
zihni yapısı yansıtılmaktadır.
Çünkü o bir yandan Hz. Muhammed’in (s.a) ve Kur’an’ın doğru olduğuna inanıyorken, öte
taraftan kendi kavminin arasındaki makam ve mevkiini tehlikeye sokmak istemiyordu. Bu
yüzden iman etmemişti. Ve bir süre kendi içinde bocalamadan sonra sadece iman
etmemekle yetinmeyerek kavmini de iman etmekten caydırmak için bunun bir büyü
olduğunu ilan etmişti. İşte burada onun bu aşikar çirkin yüzü ortaya serilerek bu şahsın
bütün bunlara rağmen hala daha nimetler beklediği anlatılmaktadır. Oysaki nimetlere değil
cehenneme müstehaktır artık.
Bundan sonra 27. ayetten 48. ayete kadar cehennemin korkunçluğu beyan edilerek hangi
karaktere sahip olanların ona müstehak olacakları açıklanmaktadır.
Sonra 49. ayetler ile 53. ayetler arası kafirlerin gerçek hastalıklarının asıl sebebinin
onların ahiret hakkında korkularının olmaması ve herşeyin bu dünyadan ibaret olduğunu
zannetmeleri olduğu bildirilmektedir. Onun için onlar, Kur’an’dan tıpkı aslanı görmüş yaban
eşeği gibi kaçmaktalar. İman etmek için de acaip acaip gayri mantıki şartlar ileri
sürülüyor. Aslında onların bu şartları yerine getirilse de onlar ahireti inkar edecekler ve
iman etmeyecekler.
En sonunda da açık açık, “Allah bir kimsenin imanına muhtaç değil ki onların şartlarını
kabul etsin. Kur’an herkese takdim edilen genel bir öğüttür. Kim isterse kabul etsin. Allah
insanların O’na itaat etmemekten korkmalarını ister. Ve takvayı ve Allah korkusunu
seçmiş bir kimseyi de daha önce ne kadar günah işlemişse işlesin, affetmek de O’nun
şanındandır.
Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)
1. Ey inzivaya çekilip, toplumdan gizlenen! Yalnızlığın örtüsüne bürünüp sarılan Muhammed Peygamber! Kur’an mesajını yüreğinde hisseden, fakat onu tebliğ etmekte çekimser davranan Müslüman! Artık kendi kabuğuna çekilerek sakin ve kendi hâlinde bir hayat sürme zamanı geçti! Ne zamana kadar gizleneceksin? Daha ne zamana kadar ayetleri kendi kendine düşüneceksin? Ayetleri sadece ailenle ve özel arkadaşlarınla paylaşman yetmedi mi? Artık gizlenmeyi bırak! Sana gönderdiğim gerçekleri insanlara açıkla! Artık insanlardan korkma! Sadece benden kork! Gizliden gizliye yaptığın tebliği açığa çıkar! Gece ibadetlerini yaparken, dışa doğru açılmayı da ihmal etme!
2. Bunun için her türlü endişeden sıyrılarak, azim ve kararlılıkla, sana inen vahyin mesajlarını muhtaç gönüllere götürmek için Kalk. Görevini yerine getirmek için harekete geç, İçine kapanmış halinden silkelenerek kurtul, meydanlara çık ve bundan böyle insanları bilgilendirip, uyarmak üzere aralarına katıl! Yakın çevrenden başlayarak, insanları İslam’a davet et, İnanmayanları başlarına geleceklerle korkut, insanların ihtiyaçlarıyla ve sorumluluklarıyla ilgilen. İnkâr ve cehalet karanlıklarında bocalayan insanlığı yolun sonunda bekleyen tehlikelere karşı, Kur’an ile ve bir anne şefkatiyle uyar. Gerçekler üzerine yaşamayan toplumu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için ayetlerimizi açıkla! Kur ’anın gerçeklerini açıklamak üzere uğraş ve yorul. Belki düşünür öğüt alırlar.
3. Korkma, Allah seninle beraberdir. Bunun için hem yüreğinle hem de söz ve davranışlarınla, Yalnız Rabbinin, büyüklüğünü duyur ve Allah’ı yücelterek tüm kâinata ilan et! Rabbinin yüceliğini, bahşettiği nimetlerini, kâinattaki kurduğu muhteşem nizamının mükemmel işleyişini anlat. Cahil insanların yaptığı gibi uydurdukları ilahları yüceltme! Onların yalancı ilahlarının hiçbir gücü yok! Onların üstünüzde kurduğu otoriteler gelip geçicidir. Bil ki yaratılmışların yaratılmışlar üzerinde hâkimiyet kurma hakları yoktur. Buna rağmen onlar insanlar üzerine hâkimiyet kurmuşlarsa haksızlıkla hâkimiyet kurmuşlardır. Hükümde de en doğru hükümler Rabbine aittir. Onların kendi kuruntularına göre ilah edindikleri kişilerin veya varlıkların hüküm verme yetkileri yoktur. Hükümleriyle varlıklara otorite kurma hakları yoktur. Cahillerin elebaşları atalarından gelen putların adlarını kullanarak kendi çıkarları için toplumlar üzerinde hâkimiyet kurarlar. Putlaştırdıkları varlıkların çoğu insandır. Sen elebaşlarını ve onlara uyanları uyar ki Rabbinin hükmüne boyun eğerek kurtulsunlar. İnsanların yasalarına uyarak insanlara tapmasınlar. Aksi halde kendilerine zulüm yaparlar.
4. Bu tebliğ vazifesini yaparken de nefsini arındır. Tebliğ ve uyarıya, öncelikle kendinden başla; çevreni, dış görünüş daima temiz tut. Maddî elbiseni temiz tuttuğun gibi senin kişilik ve karakterini sembolize eden manevî Elbiseni, kültüründeki kirlilikleri, düşünceni, inancını da temizle. Sana verilen insanlık elbisesini her türlü kötülükten pislikten uzak tut! Kıyafetin temiz ve davetinin yüceliği ile uyumlu olsun. Bedenini ve arzularını, heveslerini pisliklerden arındır, şirke ve inkâra bulaşma. Eğer Rabbine kulak verip yasalarımıza göre hareket etmezsen kendini temizleyemezsin. Bil ki Rabbinin kötü olarak vasıflandırdığı ve yasakladığı her şey pisliktir. Onun için yasakladığım emirlere uy! Sana yap dediklerimi yap!
5. Hesap günü seni zora sokacak olan şeylerden, putlardan, heykellerden, Allah’a eş koşmaktan, azaba sebep olacak günahlardan kaçın. Kur’an’ın onaylamadığı düşünce ve davranışları içeren her türlü şirk ve Pislikten uzaklaş. Şirkin ve küfrün aklını karıştırıp, duygu ve düşüncelerini kirletmesine izin verme. Erdemli ve faziletli kişiliğinle insanların içine çık.
6. Verdiğinden daha fazlasını almak için kimseyi minnet altında bırakma. İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma. İnsanlara hangi iyiliği yaparsan yap, Yaptığın iyilikleri gözünde büyüterek, çok görerek başa kakma. Hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için iyilik yap; en büyük hayır ve hizmetlerde bulunmuş olsan bile, asla kendini büyük görüp gurura kapılma. Allah adına insanları yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya davet eden bir davetçi olduğunu unutma.
7. Rabbin için yapabildiklerini yap! Rabbin gücünün üstünde bir şey beklemez. Ne yapabileceğini Rabbin çok iyi bilir. Rabbinin emirlerini yerine getirirken karşılaşacağın sıkıntılara karşı kararlı ve mücadeleci ol. Rabbin mücadelene karşılık seni mükâfatlandırır. Tebliğ vazifeni yaparken uğradığın eziyetlere, her şeye rağmen Rabbinin rızasını kazanmak için sabret. Ve hak davandaki mücadelene devam et. Ey Resulüm! Sen, inandığın değerleri duyurmak için harekete geçtiğinde, bundan rahatsız olanlar da harekete geçecekler. Seni bu işten vazgeçirmek için önüne çok büyük engeller koyacaklar. Görevini yaparken karşına çıkacak sıkıntıları gözünde büyütüp de yılgınlığa düşme. Bu sınavdan yüz akıyla çıkıncaya kadar dayan.
8. Çünkü, Takdir ettiğimiz zaman gelip de yeniden dirilişi haber vermek için o boruya yani sur'a üflendiği zaman. İnsanlar yaptıklarının hesabını vermek için diriltilecektir. Kıyamet Günü herkes diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadıklarının hesabı sorulacaktır.
9. İşte sura üflenecek olan o gün, zorlu bir gündür. O Gün’ün çok zor bir gün olacağını tebliğ ederek öğüt ver.
10. Allah'tan gelen gerçeklerin üstünü örtüp görmezden gelerek yalan sayan, davetten yüz çevirmiş Kafirler içinse o gün hiç kolay geçecek değildir. Kâfirler hesap sorulmadan önce amel defterlerini gördüklerinde durumun vahametini anlayacaklar ve zorluk ancak bundan sonra başlayacaktır. O Gün çok ağır bedeller ödemek zorunda kalacaklardır. Ey Müslüman! Her çağda ve her toplumda, Allah’ın ayetlerini inkâr eden, servet ve gücüne güvenerek İslâm’a karşı savaş açan zalimler senin de karşına çıkacaktır. O gün inanmayanlar ne yapacağını şaşırırlar. Çünkü inkâr ettikleri şey gerçekleşmiştir. Ummadıkları hesapla karşılaşıp perişan olurlar. Bu inanmayanlar için bir uyarıdır.
11. Her insan gibi Kendisini mal ve evlatsız olarak tek başına yarattığım, kabirde de tek başına bırakacağım fakat sonradan zengin olup şımaran şu azgın kafir adamı ve onun gibilerini Bana bırak. Onu davet edildiği hayat nizamına uysun diye Mal mülk ve evlat verip bunca nimetle donattım. Fakat gözü doymayıp nankörlük ederek davetimden yüz çevirenlerin hesaplarını görmek Bana aittir. Hakikati çok iyi bildiği hâlde; kibir, inat ve bencilliği yüzünden ayetlerime başkaldıran o küstah ve azgın kâfirin hakkından bizzat Ben geleceğim!
12. Ki Ben onu, alabildiğine mal servet gibi nimetlerle donatarak, nice ekonomik imkanlar zenginlik ve oğullar verdim. O verdiklerime karşı nankörlük yaparak şımardı azdı inkâr etti.
13. Ayrıca, her birisi önemli birer mevki sahibi olan ve Göz önünde bulunan güçlü kuvvetli çocuklar verdim. Nice sosyal imkanlar armağan ettim,
14. Ve bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeyi kendisi için fazlasıyla verdim. Başkalarına verilenlerden çok daha fazla güç, yetenek, sayısız nimetler, imkân ve fırsatları, cömertçe önüne serdim. Sadece inananlara veririm demedim. İster inansınlar ister inanmasınlar, herkese bolca verdim.
15. Sonra, küfürde ısrar ederek, bana şükretmeyi aklının ucundan geçirmediği gibi, daha fazlasını vermemi bekleyip hala doyumsuz istekte bulunurdu. Ama nankör insan hiç doymadı ki. İstedikçe istedi. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi büyük bir hırsla daha fazla istiyor.
16. Hayır, bu kimse rahmetime layık değildir, istediğine kavuşamaz. Artık böylelerinin mallarını evlatlarını artırmayacağım, artık ona imkân tanımayacağım. Çünkü o bizim ayetlerimizi inatla yalanlayıp inkâr ediyor. O kâfir azdıkça azıyor, cezayı hak etti. Gönderdiğimiz gerçekleri inkâr etti.
17. Artık ben de ona verdiğim bütün nimetleri geri alarak Onu cehennemde alabildiğine sarp, zorlu bir yokuşa ve azaba süreceğim. Ona içinden çıkamayacağı zorluk yükleyeceğim. Yüklediğim zorlukların altından kalkamayacak. Yüklediğim zorluklar onun için sarp yokuş olacak.
18. Çünkü o kâfir, ayetlerimiz kendisine tebliğ edildiğinde onları reddetmek için ne yapacağını, uzun uzun şımarıkça düşündü. Ve nasıl davranacağını inceden inceye ölçtü biçti. Kur'an-ı Kerîm’i nasıl eleştireceği ve yalanlayacağı hususunda bir plan yaptı. Şirk ve küfürle dolu kafasında kendine göre bir değerlendirme yaptı. Mesajlarımız hakikati inkara şartlanmış olan birine aktarıldığında, onları nasıl çürüteceğini düşündü ve onu hesapladı.
19. Kahrolası, nasıl, muhakeme yürüterek bir plan yaptı?
20. Yine Allah’ın hükmü kendisine hatırlatılmasına rağmen kahrolası nankör insan nasıl böyle İslamiyet’e ve insanlığa aykırı bir ölçü bir düzen koydu ve plan yaptı? İndirdiğimiz gerçekleri kendi zavallı aklınca muhakeme etti. Cahil bilgisiz haliyle gerçeklerimizi küçümsedi.
21. Sonra planının doğuracağı sonuçları düşündü yeni dayanaklar bulmak için, kendisini Hakka ve hayra çağıran peygambere ve davetçiye şöyle yukarıdan kibirle bir baktı.
22. Sonra tedirgin ve endişeli bir şekilde kaşlarını çattı ve yüzünü buruşturup ekşitti.
23. Sonra da küstahça kibirlenerek, ayetlerimize sırtını döndü, Peygambere tâbi olmaktan uzaklaşıp, yüz çevirdi ve kendisini Allah karşısında diğer insanlarla eşitleyecek olan bir dine girmekten kaçınarak büyüklük tasladı.
24. Bu kadar ölçüp, biçmenin ardından da Bu Kur’an, olsa olsa geçmiş nesillerden aktarılarak öğrenilen bir sözdür bir büyüdür diyerek Peygamberin davetini hafife aldı.
25. 'Bu, uydurulmuştur, olsa olsa bir insan sözünden bir sihirden başkası değildir diyerek imandan kaçındı. (Velîd b. Muğîre’nin, Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ı dinleyince çok etkilendiğini öğrenen Kureyş müşrikleri, «Eyvah! dediler, Velîd dininden dönmüş. Artık ona bakarak bütün Kureyş dininden dönecektir!» Bunun üzerine yeğeni Ebu Cehil, Velîd’e gidip kibrine yediremeyeceği sözlerle onu ikna etti. Sonra, birlikte müşriklerin yanına geldiler. Velîd onlara, Hz. Muhammed (sa.) e «mecnun», «kâhin», «şair» ve «yalancı» lakaplarıyla hitap etmenin tutarlı olmayacağını anlattı; nihayet uzun uzadıya düşünüp taşındıktan sonra, «Olsa olsa, o bir sihirbazdır. Görmüyor musunuz: Kişiyi ailesinden, evlâdından, kölesinden ayırıyor» dedi. Müşrikler bu sözleri çok beğendiler ve Hz. Peygamber’e «sihirbaz» diye hitap etmeye başladılar. Bu, Hz Peygambere çok dokundu.)
26. Ey Resûlüm! Bırak onu, yandaşları arasında rahat rahat konuşsun. Ben de bu yaptığına karşılık onu (Velid İbni Muğîre'yi), müstahak olduğu Sekar'a, yani cehenneme sürükleyip atacağım.
27. Cehennem denen sekar nedir, sen bilir misin? Cehennem 'in ne olduğunu sana bildiren belgeler neler? Cehennem ne dehşet saçan bir yer! O Sekar’ın gerçekliğini sana Allah’tan başka kim bildirebilir ki? Anlatayım:
28.O kavurucu ateş, içerisine atılan kimseyi ne ölüme terk eder ne de hayatta bırakır. Cehennem ateşinin şiddetini bunlar hiç düşünüp hayal bile edemezler. Kâfirler ve zalimleri sürekli azapla kıvrandırır. Cehennem, içine attıklarımızdan geriye hiçbir şey bırakmaz. Ne insanın bedeninden bir şey bırakır, ne de sürekli yakıp durmaktan vazgeçer. İnsanların bedeninde et bırakmaz, kemik de koymaz, hiçbir azaptan vazgeçmez. Hem bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey bırakmaz. Hem eski hale getirip tekrar azap etmekten, günahkârı yakmaktan vazgeçmez.
29. O cehennem, inkârcı ve nankör insana delicesine susamıştır. Öyle bir ateştir ki, Hiç durmadan derileri yakıp simsiyah kavurur, dünyada iken Allah’a nankörlük etmesinin, başkaldırmasının bedelini ödetir, bitip tükenmeyen bir azap verir
30. Ve bu cehennemin başında tam on dokuz tane güçlü ve acımasız görevli melek vardır. Bunlar cehennem zebanileridir. Neden zebani ve neden 19 derseniz:
31. Biz cehennem işlerine bakmak için yalnızca zebani denilen melekleri görevlendirdik. Biz o görevli meleklerin sayısını, inkârda ısrar ederek Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin ve kâfirlerin karakterleri ortaya çıkması için bir imtihan vesilesi yaptık. İnkarcıların kafasını karıştırdık ki, daha önce bize de kitap verildi diyenler, yani Yahudi ve Hıristiyanlar, vahyin diline alışık oldukları için bu âyetleri duyduklarında bu Kitabın Allah’tan geldiğine yürekten inansınlar. Ve iman etmiş olanların imanları Rabbimiz hikmetsiz bir iş yapmaz, vardır bir hikmeti diyerek daha da güçlensin. Ve hem kendilerine kitap verilenler hem de iman edenler işin iç yüzünü anlayarak bu meleklerin sayısı hakkında zerre kadar şüpheye düşmesinler. Zira onlar on dokuz meleği küçümseyerek onları helâk edebileceklerini sandılar. Fakat Kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunan, münafıklar, hasta ruhlu kâfirler ve Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler de; bu muhteşem ayetlerdeki hikmeti kavrayamadıklarından, kapıdaki on dokuz melekle meşgul olup “Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” desinler. Bakalım 19 hakkında ne diyecekler? Yalan mı diyecekler? Yoksa 19’dan bir din mi üretecekler? Ayetlerimizi açıklıyoruz ki kendilerine kitap verilenler, kitabın hak olduğunu kavrasınlar da inananların imanı artsın! Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Eğer cehennemde sadece 19 görevli varsa, hepimiz bir olup onların hakkından geliriz!” diyerek sizinle alay edecekler. Ya da 19 rakamına olmadık anlamlar yükleyerek insanları saptırmaya çalışacaklar. Böylece Allah münafıkların, müşriklerin kötü duruma düşmelerine özgürlük tanıdığı gibi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşıp dalâleti tercihine de özgürlük tanır. Ve kimin hangi tepkiyi vereceğini göstermek için, insanları bazen böyle de imtihan eder. Yoldan çıkmak isteyeni ve bile bile kötülüğü tercih ederek sapıklıkta kalmak isteyeni saptırır. Samimi bir şekilde doğruya ulaşmak isteyeni ise doğru yola eriştirir. Sonuçta insanlar muhakeme kurar düşünür. İnanırlar veya inanmazlar. Ayetlerde verilen örnekler gerçekten iman edenlerle iman etmeyenleri birbirinden ayırır. Verilen örnekler kiminin inkârını kiminin imanını artırır. Allah inkâr edenleri zorlayarak gerçeğe ulaştıracak değildir. Onları inkârlarında öylece bırakır. Ancak Allah’a yaklaşıp yardım isteyenlere Allah doğru yolunu gösterir. Sanmasınlar ki Rabbinin orduları on dokuz melekle sınırlıdır. Rabbinin ordularının yani melek, rüzgâr, tabii afetler gibi şeylerin sayısını ve gücünü kendisinden başka kimse bilemez. Onlar sadece kendi kafalarından uydurduğu zan ile tahminlerini söyler. Onların tahminleri kupkuru gerçek olmayan zandan başka bir şey değildir. O hâlde dinleyin, ey insanlar! Bu anlattıklarımız diğer ayetler gibi insanlar için üzerinde düşünülmesi gereken, içinde birçok hikmetler barındıran bir öğüt ve uyarıdır. Verilen misallerle uyarılmaktasınız, o halde öğüt alın! Bu gerçek ortada iken, nasıl buyruklarıma karşı gelebilirsiniz? Rabbinin bildirdiği gerçekler insanların ibret alması için gönderdiği öğütlerdir. (Bu ayette bildirilen melek sayısı tıpkı ayette belirtildiği gibi kafirler için imtihan sebebi olmuştur. Bu gibi insanlar Kitab'ın ayetler arası ilişkisini örtmek için, sözde matematiksel ilişkiler ağı kurarak, Kitab'ın iç bağlantılarını kafalarına göre kurmak ve fitne çıkarma isteğiyle çeşitli yorumlar yapar, kendilerine veya önderlerine kutsallık edinmeye çalışırlar)
32. Hayır kâfirlerin iddiası boşunadır onlar asla öğüt almazlar. Onların sayısı milyonlar da olsa gerçeği değiştiremezler. Peygamberlik nurunun doğuşunu hatırlatan, kâinat kitabının âyetlerinden olan Aya Andolsun ki, Allah dünya hayatında da zifiri karanlıkta yol gösteren Ay gibi vahyi göndermiştir. Her ay, bir insan gibi doğan, büyüyen ve ölen ay ışığı, insana ömrünü hatırlatan bir uyarıcıdır. İlk hilal çocukluğu, dolunay olgunluğu, son hilal yaşlılığı temsil eder.
33. Sürekli dönüp giden, güneşin doğacağına, gündüzün geleceğini haber veren Küfür, şirk ve isyan karanlıklarının yerini iman ve Kur’an aydınlığına bırakacağını anlatan ve sona ermekte olan geceye de andolsun.
34. Gecenin bittiğini haber veren, Aydınlık bir geleceği müjdeleyerek ağaran sabaha da andolsun ki; yakın bir gelecekte bu cahiliye karanlığının yerini Risâletin güneşi ve gündüzü alacak.
35. Bütün bunlar kadar gerçek olan ve “Sekar” denilen o cehennem ateşi, Risalet güneşinin doğuşunu engellemek isteyen zalimleri bekleyen belaların en büyüğüdür.
36. Ve Rabbinin ortaya koyduğu bütün gerçekler İnsanlar için en önemli uyarı ve korku vasıtasıdır. Bu azap, Allah’la birlikte başka ilahlar edinenlerden ölüp gitmiş olanlara da geride kalanlara da ulaşacağı kesin olan bir uyarıdır.
37. Bu Kur’an sizden ibadet ve iyilikler yaparak hayır yollarında önde gitmeyi ya da şirk ve inkârları yüzünden geride kalmayı ve cehennemi seçen her biriniz için bir uyarıcıdır. Hem inanıp iyi yolda gidenler hem de inkâr edenler için uyarıdır.
38. Hesap günü her insanın akıbeti kendi kazandıklarına bağlıdır. Yapmış olduğu bütün kötü fiiller için, hak ettikleri karşılığında, rehin olarak, tutulacaktır. Her insan tercih edip yaşadığı hayat tarzının karşılığını görecektir. Ey insanlar bu uyarıcıya kulak verin. Her insan tercih edip yaşadığı hayat tarzının karşılığını görecektir. Bilin ki her insan dünyada yaptığı kötülüklerden tutuklanacaktır. Tutukladıklarımızı kimse kurtaramaz. Çünkü onlar inkârlarıyla yaptıklarından dolayı tutukludur. Dünyada kendilerini emin, üstün, her şeyi bilir olarak görüyorlardı. Gerçekleri sadece kendilerinin bildiklerine inanıyorlardı. İnanmış insanlara karşı hor gören gözlerle bakıyorlardı. Nimetleri veren Allah’ı dinlemiyorlardı. Allah’tan gelen gerçekleri yalanlıyorlardı.
39. Ancak Allah'ın kitabına iman edip hayata geçirenler, amel defterleri sağdan verilenler dünyadan ahirete salih amel denen fidyeyi götürenler bu rehinlikten hariç tutulur. Onlar sıkıntıya uğramayacaklardır, inanarak iyi işler yaptıkları için defterleri sağ tarafından verilenler tutuklanmazlar. İnanıp iyi işler yapanlar kurtulmuşlardır. Katımızda kimseye torpil yoktur. Onlar inançsız cahiller gibi kendilerini Allah’tan başka kurtaracak makamlar aramadılar. Mallarına, evlatlarına, kendilerini destekleyen taraftarlarına güvenmediler. Birtakım kuruntularla hesap günü kendilerine torpil yapacak şefaatçiler aramamışlardır. Hesap günü şefaatçiler de kendi hesaplarının derdine düşecektir.
40. İman edip sorumluluklarını yerine getirenler inanıp iyi işler yaptıkları için cennet bahçelerindedir, huzur ve esenlik içinde olacaklardır. Onlar suçluların durumunu öğrenmek isterler ve merak ettikleri için hep bir ağızdan konuşup soracaklar.
41. O zaman Allah, müminlere, cehennemde azap çekenlerin hâlini gösterecek. Müminler, Suçlu olan utanmaz günahkârlara hayretle seslenip güç ve iktidar sahibi âsilerin, halini şöyle soracaklar.
42. Sizi bu yakıcı kavurucu cehennem ateşi olan Sekar'a, sokup sürükleyen nedir?
43. Onlar da şöyle cevap verecekler: “Biz namaz kılanlardan değildik, askerde komutan, işyerinde patron çağırınca giderdik ama Allah günde beş defa namaz için bizi çağırdığında gitmezdik. Dünya hayatında batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık. Allah’a ibadet edenlerden, dua ve niyaz ile Allah'a sığınanlardan, peygambere tabi olanlardan olmadık. Ve okuduğumuz Fatiha suresinde, Rabbimize verdiğimiz sözlerde duranlardan değildik.
44. Ne de yoksulları doyururduk. Bunun doğal sonucu olarak tamamen lüks ve sefahate dalar, yoksulu giydirip doyurmazdık, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik. Ülkede bunu temin edecek adil ve asil bir düzen için gayret göstermezdik.
45. Bâtıla günaha boş tutkulara ve anlamsız şeylere dalanlarla, Allah’ın âyetleri ile alay edenlerle birlikte biz de hakkı inkâr edip, dünyanın aldatıcı zevklerine, dalardık.
46. Sonunda, yaşadığımız hayat tarzı inancımızı da şekillendirdi; böylece Dilimizle hesap gününe inandığımızı söylediğimiz halde, inandığımız gibi yaşamak yerine, yaşadığımız gibi inanmayı tercih ettik. Yaşantımızla o güne hazırlık yapmamak suretiyle ahireti önemsemedik. Yaptıklarımızın yanımıza kâr kalacağını zannederek o mükâfat ve ceza gününü, sözlerimizle yalanlamasak bile fiilen yalanlamıştık. Hesap görmeyeceğimize, dünyadaki hayat bitince her şeyin biteceğine inanırdık.
47. İşte böyle, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp gittik, Sonunda bu halimiz, unuttuğumuz ve gelmez sandığımız ölüm denen gerçek, bize gelinceye kadar devam etti. Hiç beklemediğimiz bir anda aniden karşımıza çıkıverdi! Ecel bizi gafil yakaladı.
48. Artık, şefaat edenlerin bâtıl düzenlerin ve zalim merkezlerin destekçisi şeyhlerin ve hoca efendilerin sahte şefaati onlara, bir yarar sağlamaz. Bir aracı bulur işimizi hallederiz” de demesinler. Onları Sekar’ın elinden hiç kimse kurtaramaz. Hiç kimse o zalimlerin kurtuluşu için Allah katında aracılık yapamaz ve kâfirler asla şefaate mazhar olamazlar.
49. O halde bu insanlar bunca uyarıdan sonra neye güveniyorlar. Gerçek bu iken öğüdümüzü dinlemeyerek, Kur'ân'ın uyarılarından ve Allah’ın davetinden yüz çevirmekte ve kaçmaktadırlar.
50. Adeta korkuya kapılmış kaçan yaban eşekleri gibidirler, senin dâvetinden kaçıyor ve seni hiç dinlemeden, telaşla yanından uzaklaşıyorlar!
51. Onlar tıpkı, kendisini avlamak isteyen bir Arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi Allah’ın davetinden sırtlarını dönüp kaçıyorlar. Eşek, eşek olmanın gereğini yapıyor. Peki ya insanlar; onların kendilerine fayda getiren bir peygamberden kaçması nasıl izah edilebilir?
52. Evet o inkârcılar; bir Peygambere itaati gururuna yediremiyor, hepsinin davet olundukları Kur’an yetmezmiş gibi kendilerine atalarından kalan nizamlarını onaylayan özel sahifeler ve kitaplar gönderilmesi isterler. Sadece kendilerine vahiy gönderilmesi gerektiğini iddia ederler. Onlarda eşek inadı var. Onların iman etme gibi bir dertleri yok.
53. Peki, bu istekler yerine gelse de inanırlar mı? Hayır, onların bu istekleri boştur. İstedikleri bu değil ki, aslında onların inkârlarının asıl sebebi şudur: Onlar öldükten sonra dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükafatı kabul etmeyen ve bu yüzden de Kur’an’dan yüz çeviren kimselerdir. Bunlar uyarılmakta oldukları cehennem ateşinden korkmuyor, hesap endişesi de taşımıyorlar. Bilmiyorlar mı? Rabbin dilediğine elçi gönderir, dilediğine sahifeler gönderir. Onlar böyle davranarak ahiretten korkmadıklarını gösteriyorlar.
54. Hayır Onlar ne derse desin Ahiret mutlaka gerçekleşecek ve Hesap Gününde, herkes hak ettiği karşılığı tam olarak görecektir! Nasıl korkmazlar? İşte Kur'an bütün insanlara hatırlatıyor. Doğrusu şu ki inkâr edenler ne düşünürse düşünsün neye inanırlarsa inansınlar, Kur’an onların dediği gibi, geçmişin masalları ve bir beşer sözü değildir. Gerçekten de size bildirilmekte olanlar müjdeleyici uyarıcı ve tesirli bir öğüttür.
55. Artık dileyen herkes kendi iradesini ve tercihini kullanarak düşünüp, O'ndan ders alabilir. Öyleyse, dünya ve âhirette kurtuluş ve esenliğe ulaşmak isteyen, ondan öğüt alarak kötülüklerden uzaklaşsın! Dileyen gönderdiğimiz gerçekleri düşünür öğüt alır, dileyen almaz.
56. Ama öteki dünyaya inanmayanlar, hidayete yönelmedikçe ve Allah’tan dilemedikçe, O Kur’an’dan öğüt ve ders alamazlar. Allah’ın razı olmadığı bütün söz ve davranışlar öğüt almanın önünde engeldir. Eğer insanlar özgür iradelerini kullanarak birtakım tercihlerde bulunabiliyorlarsa, bu Rabb’inin lütuf ve kereminden dolayıdır. O hâlde, her türlü kötülükten, günahtan kurtulup gerçek anlamda dürüst ve erdemli olabilmek için O’na yönelsinler. O Allah, azabından korkulup korunulacak olan ve kendi kitabıyla yol bulunandır. Korunmak ve sakınmak isteyenleri Bağışlamaya yetkili ve layık olan, biricik otorite, biricik yargı makamı yalnızca Allah’tır. Öğüdünün dinlenip davetine uyulması ve kendisine karşı sorumluluk duyulması gereken yalnızca Allah’tır. Rabbiniz onları öğüt almaya zorlamayacaktır. Dileseydik onları zorla hidayete ulaştırırdık. O zaman kendiliğinden öğüt alanlara zulmetmiş olurduk. Biz öğüt almayı özgürlüklerine bıraktık ki kendiliğinden öğüt alanlarla almayanlar belli olsun. İnkâr edenler hidayeti talep etmedikçe Rabbin onları hidayete ulaştırmaz. Rabbinin hidayete ulaştırmadığını kim hidayete ulaştırabilir? Ey insanlar! İyi bilin ki hesabından sakınılacak bir makam varsa o makamın sahibi Allah’tır. Suç işleyenleri dilerse af edecek olan da Allah’tır. Allah’tan başka kimsenin bunlara gücü yetmez.
1-3
MEAL
1. Ey bürünüp örtünen,
2. Kalk (ve) bundan böyle uyar.
3. Rabbini tekbir et (yücelt)
MUSTAFA ÇEVİK
1-3 Ey yalnızlığın örtüsüne bürünüp sarılan Peygamber! Görevini yerine getirmek için harekete geç, insanları bilgilendirip, uyarmak üzere aralarına katıl! Rabbinin yüceliğini, bahşettiği nimetlerini, kâinattaki kurduğu muhteşem nizamının mükemmel işleyişini anlat.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Ey inzivaya çekilip, toplumdan gizlenen! Yalnızlığın örtüsüne bürünüp sarılan Muhammed Peygamber! Kur’an mesajını yüreğinde hisseden, fakat onu tebliğ etmekte çekimser davranan Müslüman! Artık kendi kabuğuna çekilerek sakin ve kendi hâlinde bir hayat sürme zamanı geçti! Ne zamana kadar gizleneceksin? Daha ne zamana kadar ayetleri kendi kendine düşüneceksin? Ayetleri sadece ailenle ve özel arkadaşlarınla paylaşman yetmedi mi? Artık gizlenmeyi bırak! Sana gönderdiğim gerçekleri insanlara açıkla! Artık insanlardan korkma! Sadece benden kork! Gizliden gizliye yaptığın tebliği açığa çıkar! Gece ibadetlerini yaparken, dışa doğru açılmayı da ihmal etme!
2. Bunun için her türlü endişeden sıyrılarak, azim ve kararlılıkla, sana inen vahyin mesajlarını muhtaç gönüllere götürmek için Kalk. Görevini yerine getirmek için harekete geç, İçine kapanmış halinden silkelenerek kurtul, meydanlara çık ve bundan böyle insanları bilgilendirip, uyarmak üzere aralarına katıl! Yakın çevrenden başlayarak, insanları İslam’a davet et, İnanmayanları başlarına geleceklerle korkut, insanların ihtiyaçlarıyla ve sorumluluklarıyla ilgilen. İnkâr ve cehalet karanlıklarında bocalayan insanlığı yolun sonunda bekleyen tehlikelere karşı, Kur’an ile ve bir anne şefkatiyle uyar. Gerçekler üzerine yaşamayan toplumu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için ayetlerimizi açıkla! Kur ’anın gerçeklerini açıklamak üzere uğraş ve yorul. Belki düşünür öğüt alırlar.
3. Korkma, Allah seninle beraberdir. Bunun için hem yüreğinle hem de söz ve davranışlarınla, Yalnız Rabbinin, büyüklüğünü duyur ve Allah’ı yücelterek tüm kâinata ilan et! Rabbinin yüceliğini, bahşettiği nimetlerini, kâinattaki kurduğu muhteşem nizamının mükemmel işleyişini anlat. Cahil insanların yaptığı gibi uydurdukları ilahları yüceltme! Onların yalancı ilahlarının hiçbir gücü yok! Onların üstünüzde kurduğu otoriteler gelip geçicidir. Bil ki yaratılmışların yaratılmışlar üzerinde hâkimiyet kurma hakları yoktur. Buna rağmen onlar insanlar üzerine hâkimiyet kurmuşlarsa haksızlıkla hâkimiyet kurmuşlardır. Hükümde de en doğru hükümler Rabbine aittir. Onların kendi kuruntularına göre ilah edindikleri kişilerin veya varlıkların hüküm verme yetkileri yoktur. Hükümleriyle varlıklara otorite kurma hakları yoktur. Cahillerin elebaşları atalarından gelen putların adlarını kullanarak kendi çıkarları için toplumlar üzerinde hâkimiyet kurarlar. Putlaştırdıkları varlıkların çoğu insandır. Sen elebaşlarını ve onlara uyanları uyar ki Rabbinin hükmüne boyun eğerek kurtulsunlar. İnsanların yasalarına uyarak insanlara tapmasınlar. Aksi halde kendilerine zulüm yaparlar.
4-5
MEAL
4. Elbiseni temizle.
5. Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
MUSTAFA ÇEVİK
4-5 Şirkin ve küfrün aklını karıştırıp, duygu ve düşüncelerini kirletmesine izin verme! Zihnini bu marazlardan tamamen temizle. Kıyafetin temiz ve davetinin yüceliği ile uyumlu olsun, erdemli ve faziletli kişiliğinle insanların içine çık.
MEAL AÇIKLAMASI
4. Bu tebliğ vazifesini yaparken de nefsini arındır. Tebliğ ve uyarıya, öncelikle kendinden başla; çevreni, dış görünüş daima temiz tut. Maddî elbiseni temiz tuttuğun gibi senin kişilik ve karakterini sembolize eden manevî Elbiseni, kültüründeki kirlilikleri, düşünceni, inancını da temizle. Sana verilen insanlık elbisesini her türlü kötülükten pislikten uzak tut! Kıyafetin temiz ve davetinin yüceliği ile uyumlu olsun. Bedenini ve arzularını, heveslerini pisliklerden arındır, şirke ve inkâra bulaşma. Eğer Rabbine kulak verip yasalarımıza göre hareket etmezsen kendini temizleyemezsin. Bil ki Rabbinin kötü olarak vasıflandırdığı ve yasakladığı her şey pisliktir. Onun için yasakladığım emirlere uy! Sana yap dediklerimi yap!
5. Hesap günü seni zora sokacak olan şeylerden, putlardan, heykellerden, Allah’a eş koşmaktan, azaba sebep olacak günahlardan kaçın. Kur’an’ın onaylamadığı düşünce ve davranışları içeren her türlü şirk ve Pislikten uzaklaş. Şirkin ve küfrün aklını karıştırıp, duygu ve düşüncelerini kirletmesine izin verme. Erdemli ve faziletli kişiliğinle insanların içine çık.
6-7
MEAL
6. Yaptığın iyilikleri gözünde büyüterek başa kakma!
7. Rabbin için sabret.
MUSTAFA ÇEVİK
6-7 Allah adına insanları yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya davet eden bir davetçi olduğunu unutma ve görevini yaparken karşına çıkacak sıkıntıları gözünde büyütüp de yılgınlığa düşme! Rabbin için bunlara sabret, yaptığın iyiliğe karşı kimseden bir karşılık bekleme ve çok görerek de başa kakma!
MEAL AÇIKLAMASI
6. Verdiğinden daha fazlasını almak için kimseyi minnet altında bırakma. İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma. İnsanlara hangi iyiliği yaparsan yap, Yaptığın iyilikleri gözünde büyüterek, çok görerek başa kakma. Hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için iyilik yap; en büyük hayır ve hizmetlerde bulunmuş olsan bile, asla kendini büyük görüp gurura kapılma. Allah adına insanları yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya davet eden bir davetçi olduğunu unutma.
7. Rabbin için yapabildiklerini yap! Rabbin gücünün üstünde bir şey beklemez. Ne yapabileceğini Rabbin çok iyi bilir. Rabbinin emirlerini yerine getirirken karşılaşacağın sıkıntılara karşı kararlı ve mücadeleci ol. Rabbin mücadelene karşılık seni mükâfatlandırır. Tebliğ vazifeni yaparken uğradığın eziyetlere, her şeye rağmen Rabbinin rızasını kazanmak için sabret. Ve hak davandaki mücadelene devam et. Ey Resulüm! Sen, inandığın değerleri duyurmak için harekete geçtiğinde, bundan rahatsız olanlar da harekete geçecekler. Seni bu işten vazgeçirmek için önüne çok büyük engeller koyacaklar. Görevini yaparken karşına çıkacak sıkıntıları gözünde büyütüp de yılgınlığa düşme. Bu sınavdan yüz akıyla çıkıncaya kadar dayan.
8-9
MEAL
8. Çünkü o boruya (sur’a) üfürüldüğü zaman,
9. İşte o gün, zorlu bir gündür;
MUSTAFA ÇEVİK
8-9 Dünyanın sonunun geleceğini ve Kıyamet Günü herkesin diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadıklarının hesabının sorulacağını, davetten yüz çevirmiş olanlar için, O Gün’ün çok zor bir gün olacağını tebliğ ederek öğüt ver.
MEAL AÇIKLAMASI
8. Çünkü, Takdir ettiğimiz zaman gelip de yeniden dirilişi haber vermek için o boruya yani sur’a üflendiği zaman. İnsanlar yaptıklarının hesabını vermek için diriltilecektir. Kıyamet Günü herkes diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadıklarının hesabı sorulacaktır.
9. İşte sura üflenecek olan o gün, zorlu bir gündür. O Gün’ün çok zor bir gün olacağını tebliğ ederek öğüt ver.
10
MEAL
10. Kafirler içinse hiç kolay değildir.
MUSTAFA ÇEVİK
10 Gerçeğin üstünü örtüp görmezden gelerek yalan sayanlar, O Gün çok ağır bedeller ödemek zorunda kalacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
10. Allah’tan gelen gerçeklerin üstünü örtüp görmezden gelerek yalan sayan, davetten yüz çevirmiş Kafirler içinse o gün hiç kolay geçecek değildir. Kâfirler hesap sorulmadan önce amel defterlerini gördüklerinde durumun vahametini anlayacaklar ve zorluk ancak bundan sonra başlayacaktır. O Gün çok ağır bedeller ödemek zorunda kalacaklardır. Ey Müslüman! Her çağda ve her toplumda, Allah’ın ayetlerini inkâr eden, servet ve gücüne güvenerek İslâm’a karşı savaş açan zalimler senin de karşına çıkacaktır. O gün inanmayanlar ne yapacağını şaşırırlar. Çünkü inkâr ettikleri şey gerçekleşmiştir. Ummadıkları hesapla karşılaşıp perişan olurlar. Bu inanmayanlar için bir uyarıdır.
11-15
MEAL
11. Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak;
12. Ki Ben ona, ‘alabildiğine çok mal’ (servet) verdim.
13. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim).
14. Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.
15. Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).
MUSTAFA ÇEVİK
11-15 Davet edilmekte oldukları hayat nizamına uysunlar diye yaratıp da mal mülk ve evlat verip bunca nimetle donattığım halde gözü doymayan, nankörlük edip davetimden yüz çevirenlerin hesaplarını görmek Bana aittir. Bunlar için cehennemde ağır boyunduruklar, yakıcı bir azap ve boğazdan geçmeyen yiyecekler vardır.
MEAL AÇIKLAMASI
11. Her insan gibi Kendisini mal ve evlatsız olarak tek başına yarattığım, kabirde de tek başına bırakacağım fakat sonradan zengin olup şımaran şu azgın kafir adamı ve onun gibilerini Bana bırak. Onu davet edildiği hayat nizamına uysun diye Mal mülk ve evlat verip bunca nimetle donattım. Fakat gözü doymayıp nankörlük ederek davetimden yüz çevirenlerin hesaplarını görmek Bana aittir. Hakikati çok iyi bildiği hâlde; kibir, inat ve bencilliği yüzünden ayetlerime başkaldıran o küstah ve azgın kâfirin hakkından bizzat Ben geleceğim!
12. Ki Ben onu,alabildiğine mal servet gibi nimetlerle donatarak, nice ekonomik imkanlar zenginlik ve oğullarverdim. O verdiklerime karşı nankörlük yaparak şımardı azdı inkâr etti.
13. Ayrıca, her birisi önemli birer mevki sahibi olan ve Göz önünde bulunan güçlü kuvvetli çocuklar verdim. Nice sosyal imkanlar armağan ettim,
14. Ve bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeyi kendisi için fazlasıyla verdim. Başkalarına verilenlerden çok daha fazla güç, yetenek, sayısız nimetler, imkân ve fırsatları, cömertçe önüne serdim. Sadece inananlara veririm demedim. İster inansınlar ister inanmasınlar, herkese bolca verdim.
15. Sonra, küfürde ısrar ederek, bana şükretmeyi aklının ucundan geçirmediği gibi, daha fazlasını vermemi bekleyip hala doyumsuz istekte bulunurdu. Ama nankör insan hiç doymadı ki. İstedikçe istedi. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi büyük bir hırsla daha fazla istiyor.
16-29
MEAL
16. Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
17. Onu alabildiğine sarp-çetin bir yokuşa süreceğim.
18. Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti.
19. Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
20. Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
21. Sonra bir baktı.
22. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
23. Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar).
24. Böylece: ‘Bu, yalnızca ‘aktarılarak öğrenilen’ bir büyüdür’ dedi.
25. ‘Bu, bir beşer sözünden başkası değildir.’
26. Ben de onu, cehenneme sürükleyip-atacağım.
27. Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?
28. Ne alıkoyar, ne bırakır.
29. Beşere delicesine susamıştır derileri yakıp kavurur,
MUSTAFA ÇEVİK
16-29 Gerçeğe davetten inatla yüz çevirip muttakilere karşı büyüklük taslayıp düşmanca davranan, Kur’an ayetlerine büyücü bir insanın sözleri diyerek itibar etmeyen, kendine göre ölçüp biçen kahrolası kimseleri çok sarp ve azap veren bir yokuşa süreceğim. Onları âhirette de çetin bir cehennem ateşine sokacağım, cehennem ateşinin şiddetini bunlar hiç düşünüp hayal bile edemezler. O kavurucu ateş, insanı ne öldürür ne de diri bırakır, bitip tükenmeyen bir azap verir, dünyada iken Allah’a nankörlük etmesinin, başkaldırmasının bedelini ödetir.
MEAL AÇIKLAMASI
16. Hayır, bu kimse rahmetime layık değildir, istediğine kavuşamaz. Artık böylelerinin mallarını evlatlarını artırmayacağım, artık ona imkân tanımayacağım. Çünkü o bizim ayetlerimizi inatla yalanlayıp inkâr ediyor. O kâfir azdıkça azıyor, cezayı hak etti. Gönderdiğimiz gerçekleri inkâr etti.
17. Artık ben de ona verdiğim bütün nimetleri geri alarak Onu cehennemde alabildiğine sarp, zorlu bir yokuşa ve azaba süreceğim. Ona içinden çıkamayacağı zorluk yükleyeceğim. Yüklediğim zorlukların altından kalkamayacak. Yüklediğim zorluklar onun için sarp yokuş olacak.
18. Çünkü o kâfir, ayetlerimiz kendisine tebliğ edildiğinde onları reddetmek için ne yapacağını, uzun uzun şımarıkça düşündü. Ve nasıl davranacağını inceden inceye ölçtü biçti. Kur’an-ı Kerîm’i nasıl eleştireceği ve yalanlayacağı hususunda bir plan yaptı. Şirk ve küfürle dolu kafasında kendine göre bir değerlendirme yaptı. Mesajlarımız hakikati inkara şartlanmış olan birine aktarıldığında, onları nasıl çürüteceğini düşündü ve onu hesapladı.
19. Kahrolası, nasıl, muhakeme yürüterek bir plan yaptı?
20. Yine Allah’ın hükmü kendisine hatırlatılmasına rağmen kahrolası nankör insan nasıl böyle İslamiyet’e ve insanlığa aykırı bir ölçü bir düzen koydu ve plan yaptı? İndirdiğimiz gerçekleri kendi zavallı aklınca muhakeme etti. Cahil bilgisiz haliyle gerçeklerimizi küçümsedi.
21. Sonra planının doğuracağı sonuçları düşündü yeni dayanaklar bulmak için, kendisini Hakka ve hayra çağıran peygambere ve davetçiye şöyle yukarıdan kibirle bir baktı.
22. Sonra tedirgin ve endişeli bir şekilde kaşlarını çattı ve yüzünü buruşturup ekşitti.
23. Sonra da küstahça kibirlenerek, ayetlerimize sırtını döndü, Peygambere tâbi olmaktan uzaklaşıp, yüz çevirdi ve kendisini Allah karşısında diğer insanlarla eşitleyecek olan bir dine girmekten kaçınarak büyüklük tasladı.
24. Bu kadar ölçüp, biçmenin ardından da Bu Kur’an, olsa olsa geçmiş nesillerden aktarılarak öğrenilen bir sözdür bir büyüdür diyerek Peygamberin davetini hafife aldı.
25. ‘Bu, uydurulmuştur, olsa olsa bir insan sözünden bir sihirden başkası değildir diyerek imandan kaçındı. (Velîd b. Muğîre’nin, Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ı dinleyince çok etkilendiğini öğrenen Kureyş müşrikleri, «Eyvah! dediler, Velîd dininden dönmüş. Artık ona bakarak bütün Kureyş dininden dönecektir!» Bunun üzerine yeğeni Ebu Cehil, Velîd’e gidip kibrine yediremeyeceği sözlerle onu ikna etti. Sonra, birlikte müşriklerin yanına geldiler. Velîd onlara, Hz. Muhammed (sa.) e «mecnun», «kâhin», «şair» ve «yalancı» lakaplarıyla hitap etmenin tutarlı olmayacağını anlattı; nihayet uzun uzadıya düşünüp taşındıktan sonra, «Olsa olsa, o bir sihirbazdır. Görmüyor musunuz: Kişiyi ailesinden, evlâdından, kölesinden ayırıyor» dedi. Müşrikler bu sözleri çok beğendiler ve Hz. Peygamber’e «sihirbaz» diye hitap etmeye başladılar. Bu, Hz Peygambere çok dokundu.)
26. Ey Resûlüm! Bırak onu, yandaşları arasında rahat rahat konuşsun. Ben de bu yaptığına karşılık onu (Velid İbni Muğîre’yi), müstahak olduğu Sekar’a, yani cehenneme sürükleyip atacağım.
27. Cehennem denen sekar nedir, sen bilir misin? Cehennem ‘in ne olduğunu sana bildiren belgeler neler? Cehennem ne dehşet saçan bir yer! O Sekar’ın gerçekliğini sana Allah’tan başka kim bildirebilir ki? Anlatayım:
28.O kavurucu ateş, içerisine atılan kimseyi ne ölüme terk eder ne de hayatta bırakır. Cehennem ateşinin şiddetini bunlar hiç düşünüp hayal bile edemezler. Kâfirler ve zalimleri sürekli azapla kıvrandırır. Cehennem, içine attıklarımızdan geriye hiçbir şey bırakmaz. Ne insanın bedeninden bir şey bırakır, ne de sürekli yakıp durmaktan vazgeçer. İnsanların bedeninde et bırakmaz, kemik de koymaz, hiçbir azaptan vazgeçmez. Hem bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey bırakmaz. Hem eski hale getirip tekrar azap etmekten, günahkârı yakmaktan vazgeçmez.
29. O cehennem, inkârcı ve nankör insana delicesine susamıştır. Öyle bir ateştir ki, Hiç durmadan derileri yakıp simsiyah kavurur, dünyada iken Allah’a nankörlük etmesinin, başkaldırmasının bedelini ödetir, bitip tükenmeyen bir azap verir.
30-31
MEAL
30. Üzerinde ondokuz vardır.
31. Ve biz cehennem işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirdik. Biz o görevli meleklerin sayısını Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler için bir sınama aracı yaptık ki, daha önce bize de kitap verildi diyenler, sağlam bilgi edinsinler ve iman etmiş olanların imanları daha da güçlensin. Ve hem kendilerine kitap verilenler, hem de iman edenler bu meleklerin sayısı hakkında şüpheye düşmesinler. Kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunanlarla Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler de: “Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” desinler. Böylece Allah yoldan çıkmak isteyeni saptırır, doğruya ulaşmak isteyeni ise doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularının yani melek, rüzgar, tabii afetler vb. şeylerin sayısını kendisinden başka kimse bilemez. Bu ayetler de insanlara diğer ayetler gibi bir öğüt ve uyarıdır.
MUSTAFA ÇEVİK
30-31 Cehennemde kendilerine verilen görevleri eksiksiz yerine getiren on dokuz melek vardır. Biz bu meleklerin sayısını, Allah’ın davetini reddedenlerin ve âhiret hayatına inanmayanların inkârlarına bir sınama vesilesi kıldık. Kendilerine bu sayı daha önce bildirilen Kitap Ehlinin de Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğundan şüpheye düşmemeleri, mü’minlerin ise imanlarının artması için bildirdik. Kâfirler ve müşrikler, Allah bu sayı ile neyi kastediyor, bu azlık mı çokluk mu, neden şu kadar değil de bu kadar gibi kimseyi ilgilendirmeyen sözlerle sapıklıklarının bahanesini oluşturmaya çalışırlar. Allah, gerçeği kabul etmek istemeyip ısrarla sapmayı dileyenin sapmasına izin verir, yaratılış sebebine uygun yaşamayı dileyeni de dilediğine ulaştırır. Rabbinin görevlilerinin güçlerini, gerçek mahiyetlerini ve sayılarını yalnız kendisi bilir. Ey insanlar! Siz Allah’ın sizi sorumlu tutacağı hayat nizamını yaşamakla ilgilenin! Verilen misallerle uyarılmaktasınız, o halde öğüt alın!
MEAL AÇIKLAMASI
30. Ve bu cehennemin başında tam on dokuz tane güçlü ve acımasız görevli melek vardır. Bunlar cehennem zebanileridir. Neden zebani ve neden 19 derseniz:
31. Biz cehennem işlerine bakmak için yalnızca zebani denilen melekleri görevlendirdik. Biz o görevli meleklerin sayısını, inkârda ısrar ederek Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin ve kâfirlerin karakterleri ortaya çıkması için bir imtihan vesilesi yaptık. İnkarcıların kafasını karıştırdık ki, daha önce bize de kitap verildi diyenler, yani Yahudi ve Hıristiyanlar, vahyin diline alışık oldukları için bu âyetleri duyduklarında bu Kitabın Allah’tan geldiğine yürekten inansınlar. Ve iman etmiş olanların imanları Rabbimiz hikmetsiz bir iş yapmaz, vardır bir hikmeti diyerek daha da güçlensin. Ve hem kendilerine kitap verilenler hem de iman edenler işin iç yüzünü anlayarak bu meleklerin sayısı hakkında zerre kadar şüpheye düşmesinler. Zira onlar on dokuz meleği küçümseyerek onları helâk edebileceklerini sandılar. Fakat Kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunan, münafıklar, hasta ruhlu kâfirler ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler de; bu muhteşem ayetlerdeki hikmeti kavrayamadıklarından, kapıdaki on dokuz melekle meşgul olup“ Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” desinler. Bakalım 19 hakkında ne diyecekler? Yalan mı diyecekler? Yoksa 19’dan bir din mi üretecekler? Ayetlerimizi açıklıyoruz ki kendilerine kitap verilenler, kitabın hak olduğunu kavrasınlar da inananların imanı artsın! Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Eğer cehennemde sadece 19 görevli varsa, hepimiz bir olup onların hakkından geliriz!” diyerek sizinle alay edecekler. Ya da 19 rakamına olmadık anlamlar yükleyerek insanları saptırmaya çalışacaklar. Böylece Allah münafıkların, müşriklerin kötü duruma düşmelerine özgürlük tanıdığı gibi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşıp dalâleti tercihine de özgürlük tanır. Ve kimin hangi tepkiyi vereceğini göstermek için, insanları bazen böyle de imtihan eder. Yoldan çıkmak isteyeni ve bile bile kötülüğü tercih ederek sapıklıkta kalmak isteyeni saptırır. Samimi bir şekilde doğruya ulaşmak isteyeni ise doğru yola eriştirir. Sonuçta insanlar muhakeme kurar düşünür. İnanırlar veya inanmazlar. Ayetlerde verilen örnekler gerçekten iman edenlerle iman etmeyenleri birbirinden ayırır. Verilen örnekler kiminin inkârını kiminin imanını artırır. Allah inkâr edenleri zorlayarak gerçeğe ulaştıracak değildir. Onları inkârlarında öylece bırakır. Ancak Allah’a yaklaşıp yardım isteyenlere Allah doğru yolunu gösterir. Sanmasınlar ki Rabbinin orduları on dokuz melekle sınırlıdır. Rabbinin ordularının yani melek, rüzgâr, tabii afetler gibi şeylerin sayısını ve gücünü kendisinden başka kimse bilemez. Onlar sadece kendi kafalarından uydurduğu zan ile tahminlerini söyler. Onların tahminleri kupkuru gerçek olmayan zandan başka bir şey değildir. O hâlde dinleyin, ey insanlar! Bu anlattıklarımız diğer ayetler gibi insanlar için üzerinde düşünülmesi gereken, içinde birçok hikmetler barındıran bir öğüt ve uyarıdır. Verilen misallerle uyarılmaktasınız, o halde öğüt alın! Bu gerçek ortada iken, nasıl buyruklarıma karşı gelebilirsiniz? Rabbinin bildirdiği gerçekler insanların ibret alması için gönderdiği öğütlerdir. (Bu ayette bildirilen melek sayısı tıpkı ayette belirtildiği gibi kafirler için imtihan sebebi olmuştur. Bu gibi insanlar Kitab’ın ayetler arası ilişkisini örtmek için, sözde matematiksel ilişkiler ağı kurarak, Kitab’ın iç bağlantılarını kafalarına göre kurmak ve fitne çıkarma isteğiyle çeşitli yorumlar yapar, kendilerine veya önderlerine kutsallık edinmeye çalışırlar)
32-39
MEAL
32. Hayır, onlar asla öğüt almazlar. Aya andolsun ki,
33. çekilip giden geceye de,
34. ağaran sabaha da andolsun ki;
35. o cehennem belaların en büyüğüdür.
36. İnsanlar için uyarı, korku vasıtasıdır
37. sizden iyilikler yaparak önde gitmeyi veya küfür yüzünden cehennemde kalmayı seçen her biriniz için.
38. Hesap günü her insan yapmış olduğu bütün kötü fiiller için rehin olarak tutulacaktır.
39. Ancak amel defterleri sağdan verilenler böyle değildir.
MUSTAFA ÇEVİK
32-39 Ay’a, dönüp gitmekte olan geceye ve ağarmakta olan sabaha yemin olsun ki, davetimizden yüz çevirenleri cehennemde çok şiddetli, kavurucu bir ateşe sokacağız. Bu azap, Allah’la birlikte başka ilahlar edinenlerden ölüp gitmiş olanlara da geride kalanlara da ulaşacağı kesin olan bir uyarıdır. Her insan tercih edip yaşadığı hayat tarzının karşılığını görecektir.
MEAL AÇIKLAMASI
32. Hayır kâfirlerin iddiası boşunadır onlar asla öğüt almazlar. Onların sayısı milyonlar da olsa gerçeği değiştiremezler. Peygamberlik nurunun doğuşunu hatırlatan, kâinat kitabının âyetlerinden olan Aya Andolsun ki, Allah dünya hayatında da zifiri karanlıkta yol gösteren Ay gibi vahyi göndermiştir. Her ay, bir insan gibi doğan, büyüyen ve ölen ay ışığı, insana ömrünü hatırlatan bir uyarıcıdır. İlk hilal çocukluğu, dolunay olgunluğu, son hilal yaşlılığı temsil eder.
33. Sürekli dönüp giden, güneşin doğacağına, gündüzün geleceğini haber veren Küfür, şirk ve isyan karanlıklarının yerini iman ve Kur’an aydınlığına bırakacağını anlatan ve sona ermekte olan geceye de andolsun.
34. Gecenin bittiğini haber veren, Aydınlık bir geleceği müjdeleyerek ağaran sabaha da andolsun ki; yakın bir gelecekte bu cahiliye karanlığının yerini Risâletin güneşi ve gündüzü alacak.
35. Bütün bunlar kadar gerçek olan ve “Sekar” denilen o cehennem ateşi, Risalet güneşinin doğuşunu engellemek isteyen zalimleri bekleyen belaların en büyüğüdür.
36. Ve Rabbinin ortaya koyduğu bütün gerçekler İnsanlar için en önemli uyarı ve korku vasıtasıdır. Bu azap, Allah’la birlikte başka ilahlar edinenlerden ölüp gitmiş olanlara da geride kalanlara da ulaşacağı kesin olan bir uyarıdır.
37. Bu Kur’an sizden ibadet ve iyilikler yaparak hayır yollarında önde gitmeyi ya da şirk ve inkârları yüzünden geride kalmayı ve cehennemi seçen her biriniz için bir uyarıcıdır. Hem inanıp iyi yolda gidenler hem de inkâr edenler için uyarıdır.
38. Hesap günü her insanın akıbeti kendi kazandıklarına bağlıdır. Yapmış olduğu bütün kötü fiiller için, hak ettikleri karşılığında, rehin olarak, tutulacaktır. Her insan tercih edip yaşadığı hayat tarzının karşılığını görecektir. Ey insanlar bu uyarıcıya kulak verin. Her insan tercih edip yaşadığı hayat tarzının karşılığını görecektir. Bilin ki her insan dünyada yaptığı kötülüklerden tutuklanacaktır. Tutukladıklarımızı kimse kurtaramaz. Çünkü onlar inkârlarıyla yaptıklarından dolayı tutukludur. Dünyada kendilerini emin, üstün, her şeyi bilir olarak görüyorlardı. Gerçekleri sadece kendilerinin bildiklerine inanıyorlardı. İnanmış insanlara karşı hor gören gözlerle bakıyorlardı. Nimetleri veren Allah’ı dinlemiyorlardı. Allah’tan gelen gerçekleri yalanlıyorlardı.
39. Ancak Allah’ın kitabına iman edip hayata geçirenler, amel defterleri sağdan verilenler dünyadan ahirete salih amel denen fidyeyi götürenler bu rehinlikten hariç tutulur. Onlar sıkıntıya uğramayacaklardır, inanarak iyi işler yaptıkları için defterleri sağ tarafından verilenler tutuklanmazlar. İnanıp iyi işler yapanlar kurtulmuşlardır. Katımızda kimseye torpil yoktur. Onlar inançsız cahiller gibi kendilerini Allah’tan başka kurtaracak makamlar aramadılar. Mallarına, evlatlarına, kendilerini destekleyen taraftarlarına güvenmediler. Birtakım kuruntularla hesap günü kendilerine torpil yapacak şefaatçiler aramamışlardır. Hesap günü şefaatçiler de kendi hesaplarının derdine düşecektir.
40-47
MEAL
40. Onlar cennet bahçelerinde oturup, konuşup soracaklar,
41. Suçlu-günahkâr utanmazlara
42. Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir?
43. Berikiler diyecekler ki: “Biz ne namaz kılanlardandık,
44. ne de yoksulları doyururduk.
45. Bâtıla dalanlarla (Allah’ın âyetleri ile alay edenlerle) birlikte biz de (hakkı inkâr edip, alaya) dalardık.
46. Dilimizle hesap gününe inandığımızı söylediğimiz halde yaşantımızla o güne hazırlık yapmamak suretiyle o günü yalanlamıştık.
47. Sonra da bu halimiz ölüm bize gelinceye kadar devam etti.
MUSTAFA ÇEVİK
40-47 İman edip sorumluluklarını yerine getirenler, cennet nimetleri ile yaşarken, cehennem azabı içinde kıvrananlara soracaklar: “Sizi bu kavurucu ateşe sokan nedir?” Onlar da şöyle cevap verecekler: “Dünya hayatında batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık, yoksulu doyurmaz, namaz kılmaz ve Hesap Günü ile karşılaşacağımıza inanmazdık. Sonunda ölüm gelip çattı ve bu gerçekle yüz yüze geldik.”
MEAL AÇIKLAMASI
40. İman edip sorumluluklarını yerine getirenler inanıp iyi işler yaptıkları için cennet bahçelerindedir, huzur ve esenlik içinde olacaklardır. Onlar suçluların durumunu öğrenmek isterler ve merak ettikleri için hep bir ağızdan konuşup soracaklar.
41. O zaman Allah, müminlere, cehennemde azap çekenlerin hâlini gösterecek. Müminler, Suçlu olan utanmaz günahkârlara hayretle seslenip güç ve iktidar sahibi âsilerin, halini şöyle soracaklar.
42. Sizi bu yakıcı kavurucu cehennem ateşi olan Sekar’a, sokup sürükleyen nedir?
43. Onlar da şöyle cevap verecekler: “Biz namaz kılanlardan değildik, askerde komutan, işyerinde patron çağırınca giderdik ama Allah günde beş defa namaz için bizi çağırdığında gitmezdik. Dünya hayatında batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık. Allah’a ibadet edenlerden, dua ve niyaz ile Allah’a sığınanlardan, peygambere tabi olanlardan olmadık. Ve okuduğumuz Fatiha suresinde, Rabbimize verdiğimiz sözlerde duranlardan değildik.
44. Ne de yoksulları doyururduk. Bunun doğal sonucu olarak tamamen lüks ve sefahate dalar, yoksulu giydirip doyurmazdık, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik. Ülkede bunu temin edecek adil ve asil bir düzen için gayret göstermezdik.
45. Bâtıla günaha boş tutkulara ve anlamsız şeylere dalanlarla, Allah’ın âyetleri ile alay edenlerle birlikte biz de hakkı inkâr edip, dünyanın aldatıcı zevklerine, dalardık.
46. Sonunda, yaşadığımız hayat tarzı inancımızı da şekillendirdi; böylece dilimizle hesap gününe inandığımızı söylediğimiz halde, inandığımız gibi yaşamak yerine, yaşadığımız gibi inanmayı tercih ettik. Yaşantımızla o güne hazırlık yapmamak suretiyle ahireti önemsemedik. Yaptıklarımızın yanımıza kâr kalacağını zannederek o mükâfat ve ceza gününü, sözlerimizle yalanlamasak bile fiilen yalanlamıştık. Hesap görmeyeceğimize, dünyadaki hayat bitince her şeyin biteceğine inanırdık.
47. İşte böyle, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp gittik, Sonunda bu halimiz, unuttuğumuz ve gelmez sandığımız ölüm denen gerçek, bize gelinceye kadar devam etti. Hiç beklemediğimiz bir anda aniden karşımıza çıkıverdi. Ecel bizi gafil yakaladı.
48
MEAL
48. Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz
MUSTAFA ÇEVİK
48 Artık bunlara hiç kimsenin şefaat etmesi de mümkün değildir.
MEAL AÇIKLAMASI
48. Artık, şefaat edenlerin bâtıl düzenlerin ve zalim merkezlerin destekçisi şeyhlerin ve hoca efendilerin sahte şefaati onlara, bir yarar sağlamaz. Bir aracı bulur işimizi hallederiz” de demesinler. Onları Sekar’ın elinden hiç kimse kurtaramaz. Hiç kimse o zalimlerin kurtuluşu için Allah katında aracılık yapamaz ve kâfirler asla şefaate mazhar olamazlar.
49-51
MEAL
49. O halde bunca insanlara ne oluyor ki, Kur’ân’ın uyarmalarından yüz çevirmede ve kaçmaktadırlar.
50. Adeta korkuya kapılmış yaban eşekleri gibidirler
51. arslandan ürküp kaçan.
MUSTAFA ÇEVİK
49-51 Sonunda kaçınılmaz olan gerçek bu iken insanların çoğu, nasıl olup da Allah’ın davetinden, yüz çevirip, aslandan kaçan yaban eşekleri gibi sırtlarını dönüp kaçıyorlar.
MEAL AÇIKLAMASI
49. O halde bu insanlar bunca uyarıdan sonra neye güveniyorlar. Gerçek bu iken öğüdümüzü dinlemeyerek, Kur’ân’ın uyarılarından ve Allah’ın davetinden yüz çevirmekte ve kaçmaktadırlar.
50. Adeta korkuya kapılmış kaçan yaban eşekleri gibidirler, senin dâvetinden kaçıyor ve seni hiç dinlemeden, telaşla yanından uzaklaşıyorlar!
51. Onlar tıpkı, kendisini avlamak isteyen bir Arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi Allah’ın davetinden sırtlarını dönüp kaçıyorlar. Eşek, eşek olmanın gereğini yapıyor. Peki ya insanlar; onların kendilerine fayda getiren bir peygamberden kaçması nasıl izah edilebilir?
52-53
MEAL
52. Evet o inkârcılar; hepsinin davet olundukları Kur’ân yetmezmiş gibi kendilerine özel sahifeler ve kitaplar gönderilmesi gerektiğini iddia ederler.
53. Hayır, onların bu istekleri boştur. Gerçekten onlar öldükten sonra dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükafatı kabul etmeyen ve bu yüzden de Kur’ân’dan yüz çeviren kimselerdir.
MUSTAFA ÇEVİK
52-53 Gerçeğe davetten yüz çevirenler kendilerine, şirk ve küfre dayalı atalarından kalan nizamlarını onaylayan birer kitap gönderilmesini istiyorlar. Aslında bunlar uyarılmakta oldukları cehennem ateşinden korkmuyor, hesap endişesi de taşımıyorlar.
MEAL AÇIKLAMASI
52. Evet o inkârcılar; bir Peygambere itaati gururuna yediremiyor, hepsinin davet olundukları Kur’an yetmezmiş gibi kendilerine atalarından kalan nizamlarını onaylayan özel sahifeler ve kitaplar gönderilmesi isterler. Sadece kendilerine vahiy gönderilmesi gerektiğini iddia ederler. Onlarda eşek inadı var.Onların iman etme gibi bir dertleri yok.
53. Peki, bu istekler yerine gelse de inanırlar mı? Hayır, onların bu istekleri boştur. İstedikleri bu değil ki, aslında onların inkârlarının asıl sebebi şudur: Onlar öldükten sonra dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükafatı kabul etmeyen ve bu yüzden de Kur’an’dan yüz çeviren kimselerdir. Bunlar uyarılmakta oldukları cehennem ateşinden korkmuyor, hesap endişesi de taşımıyorlar. Bilmiyorlar mı? Rabbin dilediğine elçi gönderir, dilediğine sahifeler gönderir. Onlar böyle davranarak ahiretten korkmadıklarını gösteriyorlar.
54-56
MEAL
54. Hayır O Kur’ân gerçekten de tesirli bir öğüttür.
55. Artık dileyen herkes O’ndan ders alabilir.
56. Ama öteki dünyaya inanmayanlar, Allah dilemedikçe O Kur’ân’dan ders alamazlar. O Allah, azabından korkulup korunulacak olan, ve kendi kitabıyla yol bulunandır. Bağışlamaya ehil olan da yalnızca O’dur.
MUSTAFA ÇEVİK
54-56 Size bildirilmekte olanlar bir hatırlatma, uyarı ve öğüttür. Dileyen öğüt alır. Öğüdünün dinlenip davetine uyulması ve kendisine karşı sorumluluk duyulması gereken yalnızca Allah’tır
MEAL AÇIKLAMASI
54. Hayır Onlar ne derse desin Ahiret mutlaka gerçekleşecek ve Hesap Gününde, herkes hak ettiği karşılığı tam olarak görecektir! Nasıl korkmazlar? İşte Kur’an bütün insanlara hatırlatıyor. Doğrusu şu ki inkâr edenler ne düşünürse düşünsün neye inanırlarsa inansınlar, Kur’an onların dediği gibi, geçmişin masalları ve bir beşer sözü değildir. Gerçekten de size bildirilmekte olanlar müjdeleyici uyarıcı ve tesirli bir öğüttür.
55. Artık dileyen herkes kendi iradesini ve tercihini kullanarak düşünüp, O’ndan ders alabilir. Öyleyse, dünya ve âhirette kurtuluş ve esenliğe ulaşmak isteyen, ondan öğüt alarak kötülüklerden uzaklaşsın! Dileyen gönderdiğimiz gerçekleri düşünür öğüt alır, dileyen almaz.
56. Ama öteki dünyaya inanmayanlar, hidayete yönelmedikçe ve Allah’tan dilemedikçe, O Kur’an’dan öğüt ve ders alamazlar. Allah’ın razı olmadığı bütün söz ve davranışlar öğüt almanın önünde engeldir. Eğer insanlar özgür iradelerini kullanarak birtakım tercihlerde bulunabiliyorlarsa, bu Rabb’inin lütuf ve kereminden dolayıdır. O hâlde, her türlü kötülükten, günahtan kurtulup gerçek anlamda dürüst ve erdemli olabilmek için O’na yönelsinler. O Allah, azabından korkulup korunulacak olan ve kendi kitabıyla yol bulunandır. Korunmak ve sakınmak isteyenleri Bağışlamaya yetkili ve layık olan, biricik otorite, biricik yargı makamı yalnızca Allah’tır. Öğüdünün dinlenip davetine uyulması ve kendisine karşı sorumluluk duyulması gereken yalnızca Allah’tır. Rabbiniz onları öğüt almaya zorlamayacaktır. Dileseydik onları zorla hidayete ulaştırırdık. O zaman kendiliğinden öğüt alanlara zulmetmiş olurduk. Biz öğüt almayı özgürlüklerine bıraktık ki kendiliğinden öğüt alanlarla almayanlar belli olsun. İnkâr edenler hidayeti talep etmedikçe Rabbin onları hidayete ulaştırmaz. Rabbinin hidayete ulaştırmadığını kim hidayete ulaştırabilir? Ey insanlar! İyi bilin ki hesabından sakınılacak bir makam varsa o makamın sahibi Allah’tır. Suç işleyenleri dilerse af edecek olan da Allah’tır. Allah’tan başka kimsenin bunlara gücü yetmez.