Mü’min Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

85

Mushaf (Kuran) Sırası

40

Nuzül (İniş)Yeri

60

Nüzül (İniş) Sırası

Mekke

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Surenin adı, içinde mü’min bir kimseden bahsedilen 28. ayetten alınmıştır.

Nüzul zamanı: İbn Abbas ve Cabir b. Ziyad’a göre, bu sure Zümer Suresi’nden hemen sonra nazil olmuştur. Bu surenin Kur’an’daki tertibi, nüzul sırasıyla mutabakat halindedir.

Tarihsel arkaplan: Bu surenin ihtiva ettiği konulardan, surenin nazil olduğu zamanda, müslümanların ne gibi zorluklarla karşı karşıya bulundukları ve o dönemin şartları oldukça açık bir şekilde anlaşılıyor. Müşrikler Mekke’de, Rasûlullah’ın (s.a) davetine iki tür yöntemle karşı koyuyorlardı. Birincisi, çeşitli tartışma ortamları açmak ve yalan, iftira yoluyla Rasûlullah’ı (s.a) ve müslümanları yıpratmak. Böylece hâlâ İslâm’ı kabul etmemiş olan kimselerin kafalarında istifhamlar oluşturarak, onları tereddüde düşürmek istiyorlardı. İkincisi Hz. Peygamber’in (s.a) öldürülmesini sağlamak için şiddetli bir muhalefet havası estirerek planlar yapıyorlardı. Böylece o öldürülse bile, hiç kimse aldırmayacaktı. Hatta bir defasında Hz. peygamber’i (s.a) öldürme denemesine dahi kalkıştılar. Buhari, Abdullah bin Ömer bin As’tan şöyle bir rivayet nakleder: “Bir gün Rasûlullah (s.a) Harem-i Şerif’te namaz kılmakta idi. Aniden Ukbe bin Ebi Muayt, Rasûlullah’ın (s.a) boynuna bir bez parçası sardı ve sıkmak sureti ile onu öldürmeye kalkıştı. Tam o sırada Hz. Ebubekir (r.a) yetişerek, Ukbe’yi itti ve Rasûlullah’ı (s.a) onun elinden kurtardı.”

Hz. Abdullah, Hz. Ebubekir’in (r.a) Ukbe ile mücadele ederken “Siz sadece “Benim Rabbim Allah’tır.” dediği için mi bir kimseyi öldürüyorsunuz?” dediğini söyler. Aynı hadisi farklı bir şekilde İbn Hişam ve ayrıca Neseî ve İbn Ebi Hatim de nakletmişlerdir.

Konu: Surenin başında bu iki husus açıkça anlatıldıktan sonra, aynı konular çerçevesi içinde, gayet etkili ve ders verici yorumlar yapılmıştır. Kafirlerin, Hz. Peygamber’i (s.a.) öldürme planları hakkında Al-i Firavun’un kıssası (23. ayetten 55. ayete kadar) zikredilerek şu üç gruba da ayrı ayrı dersler verilmiştir.

1) Kafirlere, “Sizler Firavun’un Hz. Musa’ya (a.s) yapmak istediği aynı şeyleri Hz. Muhammed’e de yapmak istiyorsunuz” denmektedir. Sizler kendi akibetinizin, Firavun’un akibeti gibi olmasını mı istiyorsunuz?”

2) Hz. Peygamber (s.a) ve ashabına Allah, “Bu zalim ve kafirler ne kadar kuvvetli ve size karşı ne kadar üstün görünüyorlarsa da, yaymaya çalıştığınız dinin sahibi olan Allah’ın herkesten kuvvetli ve herşeye kadir olduğuna yürekten inanmalısınız.” diye buyurmaktadır. Binaenaleyh, bunların tehdit ve zulümlerine karşı Allah’a sığının ve hiç korkmadan İslâm dinini yaymak için çalışmaya devam edin. Allah’a iman edenlerin her türlü tehdide karşı verdikleri cevap, Hz. Musa’nın (a.s) Firavun’a verdiği cevap gibidir: “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum.” Şayet sizler önünüzdeki tehlikelerden hiç korkmadan, İslâm’ı tebliğ etmeye devam ederseniz, şüphesiz o takdirde zafer sizlerin olacaktır. Günümüzün Firavun’ları da, Mısır Firavunu’nun gördüğü gibi zaferin iman edenlerin olduğunu göreceklerdir. Zafer gelinceye değin, üzerinize adeta bir tufan gibi arka arkaya gelen her türlü zulüm ve eleştiriye, sabırla karşı koymalısınız.

3) Bu iki grubun dışında, Rasûlullah’ın (s.a) davetinin hak olduğunu anlayan ve Kureyş kafirlerinin Hz. Peygamber’e (s.a.) haksız yere ve açıkça zulmettiğini gören üçüncü bir grup daha vardır. Fakat bu kimseler buna rağmen Hak-Batıl arasında devam eden savaşa seyirci kalıyorlar. Bu yüzden Allah, “Yazıklar olsun! Hakka tecavüz edilirken sizler hâlâ seyretmektesiniz” diye buyurdu. Böyle bir durumda vicdanı tamamen kararmamış olan kimseler her türlü bahaneyi bir kenara iterek, Hakkı savunmalıdırlar. Tıpkı Firavun’un Hz. Musa’yı (a.s) öldürmek istediğinde, o ana kadar imanını gizleyen bir mü’minin “Ben işimi Allah’a bırakıyorum” diyerek, Hakkı müdafaa için ortaya çıkışı gibi. Hepinizin bildiği gibi, Firavun o mü’mine dokunmaya cesaret edememiş ve ona bir zarar da verememiştir.

Kafirlerin, Mekke’de süren, Hakkı yenilgiye uğratma mücadelesine karşılık, Allah Teâlâ, tevhid ve ahiret düşüncesi ile ilgili delilleri serdetmiştir. Zaten kafirler ile Hz. Peygamber (s.a) arasındaki ihtilafın merkez noktası burasıydı. Bu delillerle, kafirlerin Hz. Peygamber’e (s.a) karşı ortaya koydukları tavrın ilmî ve mantıkî hiçbir delile dayanmadığı isbat edilmiştir. Ayrıca Allah, Kureyş’in ileri gelenlerinin asıl itirazlarının Hz. Peygamber’in (s.a) mesajına olmayıp, bunun bir bahane olarak öne sürüldüğünü belirtmiştir. Onların asıl korkusu, iktidarın ellerinden çıkma ihtimaliydi. Bu yüzden, o kadar şiddetle Rasûlullah’a (s.a) karşı çıkıyorlardı. Dolayısıyla 58. ayette açıkça şöyle denilmiştir: “Sizlerin Peygambere karşı çıkmanızın nedeni tekebbürden başka bir şey değildir. Hz. Peygamber’in (s.a.) davetini kabul ettiğiniz takdirde büyüklüğünüzün ortadan kalkacağını bildiğinizden dolayı, Rasûlullah’ın (a.s) davetini engellemek için elinizden gelen her hileye başvuruyorsunuz.”

Bu surede aynı konular işlenerek, kafirlere tekrar tekrar “Şayet bu mücadeleden vazgeçmezseniz, akibetiniz sizden önceki toplumlar gibi olacak ve ahirette de onlardan daha beter cezalara uğrayacaksınız. İşte o vakit pişman olursunuz ama pişmanlığınızın sizlere bir yararı dokunmaz” denilmiştir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1

2 Bu ilahi kitap, düşündüklerinizi ve bildiklerinizi anlatmak için kullandığınız harflerden oluşan âyetler olarak ilmi ve kudretiyle her şeyi yaratan Allah tarafından indirilmiştir

Hâ. Mîm Dinle, ey insanoğlu! Ha, Mîm gibi senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver

2

2 Bu ilahi kitap, düşündüklerinizi ve bildiklerinizi anlatmak için kullandığınız harflerden oluşan âyetler olarak ilmi ve kudretiyle her şeyi yaratan Allah tarafından indirilmiştir

2. Kuşkusuz bu ilahi Kitap mutlak güç sahibi ve alim olup ilmi ve kudretiyle her şeyi yaratan, her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan ve olmuş olacak her şeyi en mükemmel şekilde bilen ve lütfu bol olan Allah tarafından bölüm bölüm indirilmiştir.

3

3 Allah, yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyenleri doğru yola yönlendirir ve böylelerinin tövbelerini kabul eder. Allah, mü’minlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcı, müşriklere karşı da cezası çok çetin olandır. O’ndan başka gerçek ilah yoktur ve sonunda dönüş O’nadır.

3. Allah, yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyen mü’minleri doğru yola yönlendirip günahları bağışlayan, tevbeleri kabul edendir. Bununla birlikte küfür ve isyanda ısrar edip, insanlara kendi yasalarıyla hükmeden müşriklere karşı da cezası şiddetli olandır. Aynı zamanda lütuf ve ihsanı da pek sınırsız olandır. O’ndan başka ibadeti hak eden hiçbir gerçek ilâh yoktur. Yeryüzünde ve gökyüzünde Allah’tan başka hükümran yoktur. Sadece Allah’ın yasaları geçerlidir. Çünkü insanlar da yasalar yaparak ilahlık iddiasında bulunurlar; Rabbin bunu asla kabul etmez. Ve sonunda dönüş Onun manevi huzurunadır.

4-6

4-6 Allah’ın âyetlerini yalan sayıp yüz çevirenler müşrik ve kâfirlerdir. Onların varlık içinde böbürlenerek keyif sürüp gezip dolaşmaları sakın seni aldatmasın. Zamanı gelince bunun hesabını verecek, cezasını çekecekler. Bunlardan çok önce Nûh kavmi ve onlardan sonra gelen kavimlerin çoğu da kendilerini hidayete davet eden peygamberlerini yalancılıkla suçlayıp reddetmişler daha da ileri giderek tuzaklar kurup onları öldürüp ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Sonunda Ben de onları kıskıvrak yakalayıp, hak ettikleri azap ile cezalandırdım. Böylece Rabbinin şirk ve küfürde direnenler hakkındaki azap sözü gerçekleşti. Onlar âhirette de kendilerini cehennem ateşi içinde bulacaklar.

4. Allah’ın ayetleri hakkında hakkı bilenler mücadele etmez. Ancak inkâr edip yüz çeviren müşrik ve kâfirler ileri-geri konuşup tartışmaya girer. Sakın şimdilik onların böbürlenerek keyif sürüp şehirlerde rahat rahat dolaşmaları ve ticaret yolculuklarında gidiş gelişleri ilâhî adâlet konusunda seni aldatmasın. Sanma ki Allah onlardan razıdır ve yaptıkları kötülükleri cezasız bırakacaktır. İmtihan hikmeti gereğince Allah, kâfirleri ve zalimleri hemen helak etmez, tövbe edip hakka dönmeleri için onlara mühlet verir. Zamanı gelince bunun hesabını verecek, cezasını çekeceklerdir.

5. Onlardan çok önce gelen Nuh kavmi ve onlardan sonra gelen Âd, Semûd gibi kavimler de kendilerini hidayete davet eden peygamberlerini yalanlamışlardı. Hatta Hakkı inkâr eden her azgın ve sapkın kavim, daha da ileri giderek peygamberlerini veya dâvetçileri yakalayıp cezalandırmak ve öldürmek için ellerinden geleni yapmışlar ve tuzaklar kurmuşlardı. Hakikati ortadan kaldırmak için batıla sarılarak elçilerin getirdikleri mesaja geçersiz ve yanıltıcı delillerle karşı koyup mücadele ettiler. Sonunda ben de onları kıskıvrak yakalayıp hak ettikleri korkunç bir azap ile cezalandırdım. Bak yalanlamaları esnasında Benim onları cezalandırmam nasıl olurmuş gördüler?

6. Böylece Rabbinin şirk ve küfürde direnip hakikati bile bile inkâr edenler için: “Onlar elbette cehennemliktir ” şeklindeki azap sözü böylece gerçekleşmiş oldu. O hâlde, ey müminler! İnkârcıların baskı ve eziyetleri karşısındaki çaresizliğinizden dolayı üzülmeyin. Onların sizi alaya alıp aşağılamasına aldırmayın.

7-9

7-9 Allah’ın kâinatta kurduğu nizamını, yine O’nun koyduğu yasalara bağlı olarak yürüten melekler ile hükümranlığın yalnız Allah’a ait olduğunun bilincinde olan mü’minler, Rablerinin ilmini, kudretini yüceliğini övgüyle anıp O’na şükreder ve şöyle dua ederler: “Rabbimiz sen her şeyi ilminle kudretinle, merhamet ve şefkatinle kuşatansın. Tevbe ederek sana yönelenleri rahmetinle bağışla ve cehennem azabından koru. Rabbimiz, onları atalarından, eşlerinden, çocuklarından iman edenlerle vadettiğin cennetlerde buluştur! Şüphesiz Senin her şeye gücün yeter. Rabbimiz, mü’minleri razı olmadığın fiilleri işlemekten koru! Sen kimi korumaya layık görürsen, onu şefkat ve merhametine nail etmiş olursun. Gerçek kurtuluş, kazanç ve mutluluk da budur.”

7. Allah’ın kâinatta kurduğu nizamını, yine O’nun koyduğu yasalara bağlı olarak yürütüp Arş’ı taşıyan ve onun çevresinde bulunan melekler Rablerini hamd ile tesbih ederler. Hükümranlığın yalnız Allah’a ait olduğunun bilincinde olan mü’minler Rablerinin ilmini, kudretini yüceliğini övgüyle anıp O’na iman ederler ve yeryüzündeki mü’minlerin bağışlanması için şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Sen Rahmet şefkat ve ilim yönünden her şeyi kuşatansın. Bu nedenle, günahlarından samimiyetle tevbe edip senin yoluna uyan mücahit insanları rahmetinle bağışla ve onları yakıcı cehennem azabından koru.

8. Rabbimiz! Onları ve babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları kendilerine vaadettiğin Adn cennetlerinde buluştur. Şüphesiz sen güçlüsün, her şeye gücün yeter ve her hükmünde hikmetleri olan hakimsin.9. Ey Rabbimiz! O gün onları karşılaşabilecekleri her türlü kötülüklerden ve razı olmadığın fiilleri işlemekten koru. O gün, kimi layık görüp kötülüklerden korursan elbette kendisine şefkatinle rahmet etmişsindir. İşte en büyük kazanç ve gerçek kurtuluş da budur.”

10-12

10-12 Allah’ın daveti hayat tarzından yüz çevirenlere âhirette şöyle seslenilecek: “Dünyada iken Allah’a nankörlük ederek davetini reddettiğinizde Allah’ın size olan öfkesi, sizin cehennem karşısında kendinize duyduğunuz öfkenizden daha büyüktür.” O Gün cehennemi hak edenler de şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bu dehşetli ateş azabı karşısında zaten ölüp ölüp diriliyoruz ve suçumuzu kabulleniyoruz. Bizler için bir af, bu azaptan bir kurtuluş yolu yok mu?” Onlara şöyle karşılık verilecek: “Bu duruma düşmenizin sebebi dünya hayatınızda Allah’ın davetini kabul etmemek için direnmenizdir. Fakat ne zaman Allah’la birlikte başka ilahlar edinmeye çağrılsanız, hemen çağıranlara kulak verip peşlerine düştünüz. Şimdi ise dünyada da âhirette de hükmün ve hükümranlığın Allah’a ait olduğunu kabul edip itiraf ediyorsunuz fakat artık çok geç kaldınız.”

10. Allah’ın daveti olan hayat tarzından yüz çevirip cehenneme girip pişmanlıkla feryat eden ve öfkeyle birbirlerine lânetler yağdırıp kafir olarak ölenlere melekler tarafından şöyle seslenilir: “Ey zâlimler! Şüphesiz Allah’a nankörlük ederek davetini reddettiğinizde, Allah’ın size olan gazabı cehenneme girmeye bizzat kendiniz olduğunuz için, sizin cehennem karşısında kendinize ve birbirinize duyduğunuz öfkeden çok daha şiddetlidir. Çünkü bu gazaptan kurtulmanız için siz vaktiyle imana çağrıldığınızda ısrarla hakîkati inkâr ediyordunuz.”
11. O Gün cehennemi hak edenler de şöyle diyecekler: ” Ey Rabbimiz! Bizler başlangıçta ölü bir toprak idik, Sen bize hayat verdin; bir ömür sonunda bizi tekrar öldürüp toprağa gönderdin ve şimdi bize yeniden can verdin! Böylece bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin. Bu ateş azap karşısında zaten ölüp ölüp diriliyoruz. Artık bunları görüp kudretini anladıktan sonra günahlarımızı itiraf ediyor ve Sana yalvarıyoruz. Şimdi bizler için bu korkunç azaptan kurtaracak bir af ve bir çıkış yolu var mı ya Rab diyecekler?”
12. Onlara şöyle karşılık verilecek: “Bu başınıza gelen cezanızın sebebi şudur. Kur’an ahkâmına ve “Lâ ilâhe illallah” deyip tek olan Allah’a inanmaya çağrıldığınızda davetini görmezlikten gelerek kabul etmediniz ve inkâr ederdiniz. Ve O’na ortak koşulduğunda da hemen inanıyordunuz. Allah’ın yasalarına uymaya çağrıldığınızda öfkeden deliye dönmeniz, Allah’ın yasalarından başka yasalara çağrıldığınızda ise sevinerek uymanız nedeniyledir bu ceza. Üstelik sizler Allah’ın sözünün üstüne söz, hükmünün üstüne hüküm koydunuz. Oysa her konuda hüküm verme yetkisi, her şeyden daha yüce ve her şeyden daha büyük olan Allah’ındır.”

13

13 Allah’ın sizleri yaratması, gökten indirdiği yağmur ile rızıklandırıp sayamayacağınız kadar nimetlerle donatması, Rabbinizin ve ilahınızın yalnızca Allah olduğunun delili olarak yetmez mi? Bunu ancak gerçeği arayan, temiz akıl sahipleri anlayıp kavrarlar.

13. O Allah ki, kâinatın her zerresinde size kudret, adalet ve merhametinin apaçık delil ve işaretlerini göstermektedir. Sizin için gökten bulutlar vasıtasıyla rızık sebebi olan yağmur indiriyor ve sayamayacağınız birçok nimetlerle donatıyor. Tüm bunlar Rabbinizin ve ilahınızın yalnızca Allah olduğunun delili olarak yetmez mi?  Ama gel gör ki ancak gerçeği arayıp içtenlikle Allah’a yönelen temiz akıl sahipleri düşünür ve bundan ibretlik dersler alır.

14-15

14-15 Ey mü’minler! Sizler, inkârcılar hoşlanmasa da şirkten ve küfürden arınmış olarak Allah’a yönelin. Kâinatı yaratan, nizamını kuran, koyduğu yasalarla da yöneten arşın sahibi, layık olanın derecesini yükselten yüce Allah, gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insanlara öğüt verip Hesap Günü ile uyarmaktadır.

14. Ey mü’minler! Doğruları inkâr eden Kâfirler hoşlanmasalar da siz şirkten ve küfürden arınmış bir inançladini yalnız O’na halis kılarak ve tevhid üzere yalnız O’nun rızasını düşünerek Allah’a yönelip dua ve edin. Sadece yasalarımıza uyarak Allah’a ibadet edin. İnkârcıların incitici sözleri, baskı ve eziyetleri sizi bir tek Allah’a kulluk etmekten, O’nun emir ve yasaklarına uymaktan alıkoymasın.

15. O tercihlerine göre layık olan dürüst ve erdemli kullarının mertebeleri yükseltendir. Çünkü O, egemenlik tahtı ve hâkimiyetinin sembolü olan Arş’ın yegâne sahibidir. Kullarından uygun gördüğüne emrindeki vahiy meleği Cebrail ile vahyi gönderir. Kâinatı yaratan, nizamını kuran, koyduğu yasalarla da yöneten yüce Allah, gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insanlara öğüt verip o büyük Hesap Günü ile uyarmaktadır.

16-20

16-20 İnsanlar diriltilip kabirlerinden çıkartılıp da Allah’ın huzuruna getirildiklerinde, dünya hayatlarında gizli ya da açık yapıp ettikleri her şey ortaya konacak ve kulları üzerindeki hüküm ve hükümranlık yetkisinin, yalnız Allah’a ait olduğu bir kez daha gösterilecektir. Ve O Gün her insana yaptıklarının karşılıkları verilecek, hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir. Allah hesabı en adil ve en çabuk görendir. Allah’ın elçisi Kur’an ile, yüreklerin boğulurcasına gırtlağa dayanacağı O Gün ile insanları uyarmaktadır. O Gün müşrik ve kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar ne bir dost ne de bir yardımcı (şefaatçi) bulamazlar. Çünkü gizli açık bütün suçlar ortaya dökülmüş ve kimsenin kimseye diyecek sözü de kalmamıştır. O Gün Allah’ın adaleti bir kez daha tecelli edecektir. Allah’la birlikte ilah edinilenlerin hiçbir yetkilerinin olmadığı ve hiçbir şeye de hükmedemedikleri apaçık ortaya çıkacaktır. Allah her şeyi işiten ve kalplerde gizlenenleri de bilendir.

16. O diriliş günü insanlar yeniden yaratılarak kabirlerinden fırlayıp dışarı çıkarlar.  Her hallerinin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacağı gündür O gün.  Onlardan günah, sevap, gizli açık hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz, dünya hayatlarında gizli ya da açık yapıp ettikleri her şey ortaya konar. Huzuruna getirildiklerinde sesler kesilecek, başlar öne eğilecek ve şu ilâhî ferman duyulacak: Ey zorba diktatörler, söyleyin bakalım: Bugün bütün yetki ve mutlak hükümranlık kimindir biliyor musun? Diye Allah bütün insanlara soracak ve hüküm yetkisinin, yalnız Allah’a ait olduğu bir kez daha gösterilecektir. Onlar da şöyle cevap verir: Bütün varlıklar üzerinde mutlak üstünlüğün ve karşı konulmaz bir gücün sahibi olup kendisinden başka ilah olmayan tek bir Allah’ındır. Hüküm ve egemenlik sadece O’nun hakkıdır. Sen o gün yeryüzünde kurtarıcılık, kahramanlık, başkanlık, padişahlık, taslayanları bir görsen! Hepsi Rabbinin yasasına boyun eğmiş hesap için sıralarını beklemektedir. 

17. Ve O Gün kıyamet günüdür. Ahiretteki yargı sürecinde herkes iyi veya kötü yaptıklarının karşılığını görür ve kazandığının karşılığı ile cezalandırılır.Çünkü bugün asla hiç kimseye zerre kadar haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah hesabı en adil ve en çabuk görendir. Allah’ın mahkemesi yıllarca uzatılmaz. Hüküm çabucak verilir.

18. Ey Resûlüm! Onları yaklaşan müthiş güne karşı Kur’an ile uyar. O gün yürekler korkudan boğulurcasına âdeta gırtlaklara dayanır ve dehşetten yutkunup dururlar. Cezalandırılacakları ateşi görünce konuşacak dermanları kalmaz. O gün müşrik ve kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlamış zalimlerin ne kendisine faydası dokunacak bir dostu olur. Ne de sözü dinlenecek ve onları azaptan kurtaracak şefaatçileri olur. Yeryüzünde yaşarken şefaatçi zannedip, eteğine yapışıp medet bekledikleri dahi kendi hesaplarının derdine düşmüş; haklarında verilecek hükmü telaşla bekler. Yeryüzünde yasalarımıza uymayanlara ne Resuller ne evliyalar ne şeyhler ne gavslar, şefaat edemezler. 

19. Allah gözlerin gizlediği haince bakışları da kalplerde gizlenen ihaneti, düşünceleri ve gizlilikleri de bilir. Çünkü gizli açık bütün suçlar ortaya dökülmüş ve kimsenin kimseye diyecek sözü de kalmamıştır.

20. Allah sınırsız ilim ve hikmetiyle hakîkate uygun olarak hükmeder. O Gün Allah’ın adaleti bir kez daha tecelli edecektir. Allah’la birlikte dua ile yardıma çağırarak kulluk edip yalvardıkları ve aralarına koydukları o sözde ilâhların ve dinî siyasi önderlerin ise şefaat gibi hiçbir yetkileri yoktur. Hiçbir konuda da hüküm veremezler. Sadece dünyada zulmederler. Şüphesiz Allah her şeyi duyandır, kalplerde gizlenenleri de bilen ve her ihtiyacı görendir.

21-22

21-22 Müşrikler yeryüzünde gezip dolaşıp da kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının nasıl olduğuna dönüp bakmazlar mı? Geçmişte helak edilenler, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzünde daha da derin izler bırakmışlardı. Allah onları şirkleri ve küfürleri sebebi ile kıskıvrak yakalayıp cezalandırdı ve kendilerini Allah’ın azabından koruyabilecek hiç kimseyi de bulamadılar. Çünkü onlar Allah adına peygamberler ve kitaplarla yapılan daveti yalan sayıp reddetmişlerdi. Allah da onları bu yüzden hak ettikleri azapla cezalandırdı. Allah çok güçlüdür ve azabı da çok çetindir.

21. Hiç yeryüzünde gezip dolaşıp da kendilerinden önceki peygamberlerini yalanlayan kâfirlerin sonlarının nasıl olduğuna dönüp bakmazlar mı? Onlar askeri ve ekonomik kuvvet bakımından kendilerinden çok daha güçlü ve üstündüler. Hem de yeryüzünde ve yaşadıkları topraklardayaptıkları eserler bakımından daha derin izler bırakmışlardı Ama Allah onları şirk ve günahlarından dolayı kıskıvrak yakalayıverdi. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimseleri de yoktu.22. Bunun nedeni şuydu: Çünkü onlar öyle kimselerdi ki Peygamberlerionlara kitaplarla apaçık mucizeler ve deliller getiriyordu. Ama onlar elçileri küçük görüyor ve yapılan daveti yalan sayıp ısrarla inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları kıskıvrak yakaladı ve hak ettikleri korkunç bir azapla cezalandırdı. Şüphesiz Allah, güçlüdür, azabı da çok çetin olandır.

23-24

23-24 Biz Musa’yı da peygamberliğinin delili âyetlerimiz ve mucizelerle destekleyip, Firavun’a ve Karun’a göndermiştik, fakat onlar Musa’ya, “Usta bir sihirbaz ve tam bir yalancı.” dediler.

23. İşte, size O’nun çetin azabını hak edenlere dair bir örnek: Firavun kıssası; Andolsun ki, Musa’yı peygamberliğinin delili olan ayetlerimizle ve yılana dönüşen âsâ gibi mucizelerle destekleyip apaçık bir yetkiyle elçi olarak gönderdik.24. Kime mi? Mısır diktatörü Firavun’a, onun ordu komutanı Haman’a ve onun ekonomik destekçisi olan Karun’a gönderdik. Ama onlar yandaşlarını Musa’ya karşı kışkırtarak ve Musa’nın ilettiklerini inkâr ederek: “Bu tam bir yalancı ve usta bir sihirbazdır ” dediler.

25

25 Musa Bizim âyetlerimizle onları hakikate uygun yaşamaya davet edince Firavun, Musa’nın davetini kabul etmediği gibi “O’nunla birlikte iman edenlerin erkeklerini, çoluk çocuk demeden öldürün; kadın ve kızlarını sağ bırakıp, hor ve hakir edin.” dedi fakat Allah onların tuzaklarını boşa çıkardı.

25. Böylece Musa, tarafımızdan âyetlerimizle hakikate uygun yaşamaya davet edip gerçeği kendilerine iletince Firavun ve adamlarının işine gelmedi. Firavun, Musa’nın davetini kabul etmediği gibi: “İman edip, Musa ile birlikte olanların erkeklerini çoluk çocuk demeden öldürün ve kadınlarını sağ bırakıp hor ve hakir edin. Kıptilerle evlendirerek, iman edenlerin nüfusunun çoğalmasını engelleyin. Böylece nesilleri kurutulup tehlike olmaktan çıksınlar” dedi. İşte zâlimler, böyle plânlar kuruyorlardı. Aynı plânı Mûsâ doğduğunda da uygulamaya çalışmışlardı. Oysa ilâhî kanunlara göre kâfirlerin bütün tuzakları bütün komploları elbette, boşa çıkmaya mahkûmdur. Bu büyük zulmü yaptılar ama olacaklara engel olamadılar. Musa, Firavunun sarayında büyüdü. İnananları kurtardı. Firavun ve askerleri sulara gömülüp öldüler.

26

26 Firavun ayrıca etrafındakilere şöyle demişti: “Musa’yı da bana bırakın, onu da ben kendi ellerimle öldüreyim, Rabbine yalvarsın bakalım benim elimden onu kurtarabilecek mi? Böylece Musa’nın bizim kurulu nizamımızı (dinimizi) ortadan kaldırmaya, inançlarımızı değiştirmeye kalkmasının ne demek olduğunu herkes görüp anlasın. Şayet onu ortadan kaldırmaz da serbest bırakırsak ülkede bozgunculuk çıkarıp nizamımızı değiştirmesinden endişe ediyorum.”

26. Firavun, danışma meclisini toplayarak Mûsâ’nın durumunu görüştü. İçlerinden bazıları, halkın tepkisini çekmemek için “bu bir sihirbazdır; onu öldürmen, bizim aleyhimize olur” diyerek ona yumuşak davranmak gerektiğini söylediler. Bunun üzerine her kurduğu tuzak boşa çıkan Firavun etrafındakilere öfkeyle şöyle demişti: Elçi olduğunu iddia eden Musa’yı bana bırakın onu ben kendi ellerimle öldüreyim dedi ve alay ederek sözlerine şöyle devam etti: Bizim elimizden kurtulmak için o çok güvendiği Rabbine yalvarsın bakalım benim elimden onu kurtarabilecek mi? İnançlarımızı değiştirmeye kalkmasının ne demek olduğunu herkes görüp anlasın. Çünkü ben bu adamın kültürel ve siyâsî bir devrim yaparak sizin dininizi değiştireceğinden yahut bu topraklarda kurulu düzenimizi bozup fesat çıkaracağından yani ona inananların artmasıyla benim iktidarımı ortadan kaldırmaya çalışacağından korkuyorum. Günümüzün Kur’an’ı referans almayan bütün düzen ve sistemleri de birer cahiliye dinidir. İşte hangi isimle olursa olsun Allah’ın otoritesini paylaşan, buna inanan, seyirci kalan, karşı çıkmayan Firavunun sünnetini ihya ediyor demektir

27

27 Bunları işiten Musa ise; “Ben kibirlenip böbürlenerek, Allah’ı hesaba katmadan aklına geldiği gibi konuşan, konuşurken de Hesap Gününü düşünmeyenlerden, benim de sizin de Rabbimiz olan Allah’a sığınırım.” dedi.

27. Bunları işiten ise Musa diktatörün o tehdidine karşılık, duruşunu değiştirmeden şöyle dedi: “ Dinleyin, ey insanlar! Ben, Allah’ı hesaba katmadan aklına geldiği gibi kibirlenip böbürlenerek konuşan küstah zorbalardan, konuşurken de Hesap Gününü düşünmeyen ve inanmayanlardan, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.  O hâlde hangi tehdit beni sindirebilir, hangi güç beni O’nun yolundan çevirebilir!

28-35

28-35 Firavun’un Musa’yı öldürmeye karar vermesi üzerine Firavun hanedanından olan ve Musa’nın Allah adına yaptığı davete iman ettiği halde imanını O Güne kadar gizlemiş olan birisi, Firavun’un bu kararına karşı çıkarak şöyle dedi: “Size ne oluyor da Rabbim Allah dediği için bir adamı bundan dolayı öldürmeye kalkıyorsunuz? Hâlbuki o size Rabbinizden apaçık deliller ve mucizelerle gelmiş bulunuyor. Şayet yalan söylüyorsa yalanın cezasını çeker ama doğru söylüyorsa sizi uyarıp tehdit ettiği azap başınıza gelip çatar. Şunu da iyi bilin ki eğer Musa yalan söylüyorsa zaten Allah yalancıları asla amaçlarına ulaştırmaz. Ey kavmim! Bugün ülkede güç ve iktidar sizin elinizde, belki de yeryüzünün en güçlüsü sizsiniz fakat Allah’ın vaat ettiği azap başınıza gelirse ondan sizi kim kurtaracak.” Bunun üzerine Firavun da kavmine dedi ki: “Ben size sadece kendi görüşümü söylüyorum ve sizi de bana göre doğru olana çağırıyorum.” Firavun’un bu sözlerinin ardından hanedandan mü’min olmayı seçen kişi sözlerine şöyle devam etti: “Ey kavmim! Ben daha önce gelip geçen kavimlerden Nûh, Âd ve Semûd kavmi ile daha nicelerinin başlarına gelen azabın sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Unutmayın ki Allah durup dururken kullarını cezalandırmaz. Ey kavmim! Ben herkesin feryat ederek birbirinden imdat dileyeceği, Kıyamet Günü’nde azaba mahkûm edileceğinizden de endişe ediyorum. O Kıyamet Günü’nün dehşetinden arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız fakat Allah’ın elinden kaçıp kurtulabileceğiniz hiçbir yer bulamazsınız ve O Gün size hiç kimse de yardım edemez. Allah haddi aşanları azgınlıkları ile baş başa bırakır. Böylelerini hiç kimse de doğru yola iletemez. Ey kavmim! Musa’dan önce Yusuf da sizin atalarınıza, dolayısıyla size apaçık delillerle gelmişti ama buna rağmen onun Rabbinizden getirdiği apaçık âyetlerle ve delillerle davet ettiği hayat nizamından şüphe etmiş, inanıp icabet etmekten kaçınmış, sonunda Yusuf ölünce de “Allah ondan sonra hiçbir peygamber göndermeyecektir.” demişlerdi. Şimdi bu yüzden mi Musa’ya inanmak istemiyorsunuz? Unutmayın ki, Allah durmadan şüphe eden, şüphe bataklığında debelenip duran, haddi aşıp taşkınlık yapanları dalalette bırakır. Ellerinde hiçbir delil ve bilgileri olmadığı halde Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri konuşup tartışanlar, Allah katında ve mü’minler arasında büyük bir öfkeye sebep olurlar. Şüphesiz böylece kibirlenen, böbürlenip büyüklük taslayan cahillerin de kalpleri gerçeğe karşı katılaşıp mühürlenir.”

28. Firavun ailesinden olan ve Musa’nın Allah adına yaptığı davete iman ettiği halde o güne kadar imanını gizleyen ama artık inananlara yapılan zulme daha fazla seyirci kalamayan mü’min bir adam, en kritik noktada ortaya atıldı ve Firavun’un bu kararına karşı çıkarak dedi ki: “ Herkesin inanma ve inandığını ifade etme gibi bir hakkı varken size ne oluyor. ‘ Siz bu adamı sırf Rabbim Allah’tır’ dediğinden dolayı haksız yere öldürecek misiniz? Halbuki o sözlerinin doğruluğunu ispatlamak üzere size Rabbinizden hidayetinize vesile olmak için apaçık deliller ve mucizeler getirmiştir. Şayet peygamberlik iddiasıylayalan söylüyorsa, yalanı kendi aleyhinedir ve cezasını çeker. Ama davasında doğru söylüyorsa o zaman sizi uyardığı azabın bir kısmı başınıza gelip çatsa sonunda pişman olursunuz. Şunu da iyi bilin ki eğer Musa yalan söylüyorsa zaten Allah haddi aşarak kendisi hakkında yalan söyleyen hiç kimseyi asla amacına ulaştırmaz ve doğru yola eriştirmez.

29. Ey kavmim! Bugün bu ülkede güç, iktidar ve saltanat sizin elinizdedir. Yeryüzüne hâkim olan makam sahipleri sizsiniz. Fakat yarın Mûsâ’nın vaat ettiği musibetler başımıza gelirse, Allah’ın geri çevrilmesi mümkün olmayan şiddetli azabından bizi kim kurtaracak ki diyerek düşüncelerini ve endişelerini belirtmişti. Bu sözleri dinleyenlerin vicdanını etkilediğini gören ve panikleyen Firavun, savunmaya geçti ve kavmine dedi ki: “Ben size emretmiyorum yalnızca doğru olduğuna inandığım kendi görüşümü söylüyorum ki, o da Musâ’yı öldürmektir. Ve sizi bana göre doğru olan yola iletiyorum diye karşılık vermişti.”

30. Firavun’un sözünün üzerine söz söylemek zordu, ama bu sözlerinin ardından hanedandan iman eden cesur ve vicdanlı kişi sözlerine şöyle devam etti: “Ey kavmim! Doğrusu ben endişe ediyorum. Sizin hakkınızda geçmişte Allah’a başkaldırıp helâk edilen o sapıtmış toplumların uğradığı türden bir felaket sizin de başınıza gelebilir ve bu nedenle sizi uyarmaktayım dedi.

31. Sizin sonunuz Peygamberlerini yalanlama âdetleri bulunan Nuh kavmi, Ad, Semud kavmi ve onlardan sonrakilerin sonu gibi Allah’tan gelen elçileri yalanlayanların başlarına gelen azabın, sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Şayet onlar azâbı hak etmeselerdi, Allah onları hiç cezalandırır mıydı? Unutmayın ki kul kendine zulmetmedikten sonra, Allah durup dururken kullarına zulmetmek istemez ve suçsuza ceza vermez. Ama kullar tercihleri ile onu hak eder.

32. Ey kavmim! Ben sizin için herkesin birbirinden boşuna imdat dileyerek yeri göğü inletecekleri o bağrışıp çağrışma ve feryat gününde azaba mahkûm edileceğinizden sizin adınıza endişe ediyorum. Felaket tepenize binince çığlıklar atacaksınız, ama iş işten geçmiş olacak. İyisi mi şimdiden aklınızı başınıza toplayın, peygamberleri dinleyin.

33. O sıradan bir gün değil. Kıyamet gününün dehşetinden arkanızı dönüp ateşten kaçmaya çalışacaksınız. O Gün kaçıp kurtulabileceğiniz ve sizi Allah’ın azabından engelleyip koruyacak ve yardım edecek hiç kimse de yoktur, hiçbir yer de bulamazsınız. Öyleyse kardeşlerim; gelin zulüm ve haksızlıklara bir son verelim ki, dosdoğru yola iletilmeyi hak edelim! Evet, bu uyarıları dikkate almadıkları için ve bile bile inkâr ve itiraz ettiğinden dolayı, Allah’ın sapık saydığını da doğru yola iletecek hiç kimse yoktur. Allah, ısrarla hakkı inkâr ettiğinden ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediğinden dolayı, haddi aşanları, sapıklık ve azgınlıkları ile baş başa bırakır.

34. Ey kavmim! Yemin olsun ki Musa’dan daha önce de size peygamberler gelmişti. Onlardan biri olan Yusuf da size apaçık deliller getirmişti. Ama buna rağmen onun bir Peygamber olarak Rabbinizden getirdiği apaçık âyetlerden ve davet ettiği hayat nizamından kuşkulanıp durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce: “Artık ondan sonra Allah bize hiçbir peygamber göndermeyecek” dediniz. Yani Onun peygamberliğinden şüphede bulunmakla birlikte, gelecek peygamberleri de yalanladınız. Şimdi bu yüzden mi Musa’ya inanmak istemiyorsunuz? Çünkü size adâleti, doğruluğu emreden bir dine inanmak işinize gelmiyordu. Unutmayın ki, Allah onları nasıl sapık saydıysa, hak hukuk tanımayarak sınırı aşıp vahyettiklerine karşı şüphe duyan ve taşkınlık yapan kimseyi de şaşırtıp kendi sapkınlıkları içerisinde böyle dalalette bırakır.

35. Şüphe tohumu eken bu kişiler, kendilerine gelmiş iknâ edici herhangi bir açık delil ve bilgi olmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşup tartışırlar. Bu çirkin davranış Allah katında ve mü’minler arasında büyük bir öfke sebebidir. İşte Allah’a küstahça kibirlenen zalimlerin ve büyüklük taslayan cahillerin kalbi gerçeğe karşı manen böyle mühürlenir.”

36-37

36-37 Mü’min kimsenin bu söylediklerinden sonra Firavun, Haman’a dönerek “Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap da bu söylenen azap bana ulaşmadan Musa’nın Rabbine ulaşayım. Ben aslında Musa’nın yalancının biri olduğuna inanıyorum ama kim bilir belki yukarılarda O’nun Rabbine, ilahına rastlayabilirim.” diyerek alay etti. Firavun’un bu inkâr ve azgınlığı kendisine güzel gözüktü. Böylece de onu doğruya ulaşmaktan alıkoydu. Sonunda da Musa için kurduğu tuzaklar ve alaylı sözleri Firavun’un helak edilmesine sebep oldu.

36. Firavun mü’min kimsenin bu söylediklerinden sonra Mûsâ ile alay edercesine Haman’a dönerek dedi ki: “Ey Hâmân! Madem ki Mûsâ, tüm varlıkların Efendisi olan bir ilahtan söz ediyor, o hâldebenim için öyle yüksek bir kule yap ki; belki o azap bana ulaşmadan Musa’nın Rabbine varan yollara ulaşırım.

37. O kule sayesinde Göklere çıkma imkânı bulurum. Ben aslında Mûsâ’nın peygamberlik davasında kesinkes yalancı olduğunu biliyorum. Ama kim bilir belki yukarılarda Musa’nın ilâhına rastlayabilirim diyerek alay etti. İşte bu şekilde Firavun’un azgınlığı ve kötü davranışı kendisine şeytan ve nefsi tarafından böylesine hoş gösterildi. Bu tavrı daonu doğru yola ulaşmakdan alıkoydu. Sonunda da Firavun’un inatla hakkı inkâr edişi ve Musa için kurduğu tuzak tamamen boşa çıktı ve alaylı sözleri onun helak edilmesine sebep oldu. Doğrusu, Firavun’un planı kendisini ve halkını de felâkete sürüklemekten başka hiçbir işe yaramadı.

38-44

38-44 Firavun’un bu alaycı tutumundan sonra hanedandan mü’min olmayı seçmiş olan kimse ise şöyle dedi: “Ey kavmim! Gelin sizler de bana uyun, beni takip ederek yaratılış sebebimiz olan hayat nizamına yönelin ki doğru yolu bulmuş olasınız. Ey kavmim! Unutmayın ki bu dünya hayatı geçici hazlardan ve metadan ibarettir. Âhiret ise daimi hayatın yurdudur. Kim bir kötülük yaparsa yaptığına karşılık olarak cezası tam olarak verilecektir. Kim de mü’min olarak bir iyilik yaparsa, -kadın olsun erkek olsun- orada sınırsız ve tarifsiz güzellikte nimetlere kavuşacaktır. “Ey kavmim! Ben sizi kurtuluşa, mutluluğa, doğru olana çağırırken; sizin de beni, Firavun’u Rab ve ilah edinmeye böylece de cehennem ateşine çağırıyor olmanız anlaşılır gibi değil. Elinizde hiçbir bilgi ve deliliniz olmadığı halde siz benim Firavun’u hayatımız üzerinde hükümler koymaya yetkili birisi olarak kabul etmemi istiyorsunuz. Oysa Allah kulları üzerinde kendisinden başkasına hüküm koyma yetkisi vermemiştir. Ben sizi ilmi ve kudreti sonsuz, mutlak üstün ve yüce olan, tevbe edip doğruya yönelenlere karşı da çok merhametli ve bağışlayıcı olan Allah’ın daveti hayat nizamına uymaya davet ediyorum. Oysa siz, beni Firavun’u ilah edinip cehennemi hak edenlerden olmaya çağırıyorsunuz. Şu gerçeği aklınızdan hiç çıkarmayın; sonunda hepimizin varacağımız yer Allah’ın huzurudur. O’na sırt dönenlerin yeri cehennem olacaktır. İşte O Gün geldiğinde bu söylediklerimin ne kadar gerçek ve değerli olduğunu görüp anlayacaksınız. Ben kendimi Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşamaya adıyorum. Şüphesiz Allah kullarını görüp gözetmektedir.”

38. Firavun’un bu alaycı tutumundan sonra iman eden kişi ise şöyle dedi: “Ey kavmim! Gelin sizler de bana uyun. Beni takip ederek yaratılış sebebimiz olan hayat nizamına yönelin ki size doğruluk ve dürüstlük yolunu göstereyim.

39. Ey kavmim! Firavunun baskıları sizi korkutmasın. Unutmayın ki bugün varız, yarın yokuz. Dünya hayatı o kadar uzun değil ancak gelip geçici bir eğlence ve yararlanmadır. Ama ahiret yani cennet ise daimî kalınacak asıl yerdir.

40. Kim bir şirk içinde bir kötülük işlerse Allah adaleti ile muamele eder ve sadece yaptığına denk cezası tam verilir. Ama erkek olsun, kadın olsun kim de Allah’a ve âhiret gününe inanan mü’min olarak bir salih amel işlerse işte onlar cennete girerler. Orada yaptıkları amellerle kıyaslanmayacak şekilde hesapsızca rızıklar verilecektir ve tarifsiz güzellikte nimetlere kavuşacaktır.

41. Ey kavmim! Nasıl olur da ben Mûsâ peygamberle birlikte sizi tevhide ve kurtuluşa davet ederken siz neden beni Firavun’u Rab ve ilah edinmeye böylece de şirk koşup cehennem ateşine çağırıyorsunuz anlaşılır gibi değil?

42. Hiçbir deliliniz olmadığı halde Firavun’u hayatımız üzerinde hükümler koymaya yetkili birisi olarak kabul ederek ısrarla beni, Allah’ı inkâr etmeye davet ediyorsunuz. Ve ilah oldukları konusunda hiçbir bilgi sahibi olmadığım şeyleri de Allah’ın hükümranlığına ve egemenliğine ortak etmeye çağırıyorsunuz. Bense sizi ilim ve kudreti sonsuz güçlü olan, tevbe edip doğruya yönelenlere karşı da çok merhametli çok bağışlayıcı olan Allah’ın hayat nizamına uymaya davet ediyorum. Yaptığınız hatalardan dolayı ölmeden önce tövbe eder, Allah’ın yasalarına uyarsanız bağışlanırsınız.

43. Oysa siz, beni Firavun’u ilah edinip cehennemi hak edenlerden olmaya çağırıyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin beni davet ettiğiniz şeyin ne dünyada ne de ahirette davet edilmeye lâyık değildir ve şefaatçi-yardımcı olma yetkisi yoktur, çağrıya cevap verecek güçleri de yoktur. İyi bilin ki hepimizin varacağı yer Allah’ın huzurudur ve dönüşümüz de Allah’adır. O’na sırt dönüp küfürde ısrar ederek aşırı gidenler ve ilâhî hükümleri reddedip Allah’ın yasalarına uymayanlar ise, işte onlar kesinlikle cehennem halkıdırlar.

44. Ey insanlar! İşte şimdi kulak vermiyorsunuz ama O Gün geldiğinde Benim size söylediklerim ilahi gerçeklerin ne kadar gerçek ve değerli olduğunu yakında görüp anlayacaksınız ve bana hak vereceksiniz. Ben bunları söylerken, zalimlerin şimşeklerini üzerime çektiğimin farkındayım. Fakat ne olursa olsun, gerçekleri haykırmaktan asla geri durmayacağım! Çünkü ben elimden geleni yaptım. Artık kendimi Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşamaya adıyorum ve herişimi Allah’a havale ediyor yalnızca O’na güveniyorum. Şüphesiz Allah kendisine iman eden ya da iman etmeyen kullarının yaptığı her şeyi görüp gözetmektedir.”

45-46

45-46 Allah bu mü’min kulunu o müşrik, kâfir ve zalim kavmin tuzaklarından ve zulmünden kurtardı. Firavun ve adamlarını da hak ettikleri azapla cezalandırdı. Hâlbuki onlara şirk ve küfürde direnmeleri sebebi ile cehennem ateşine atılacakları sabah-akşam tebliğ edilmişti. Buna rağmen yine de şirkten ve küfürden vazgeçmediler. Kıyamet Günü’nün ardından meleklere, “Firavun ve beraberindekileri azabın en şiddetlisi olan ateşin içine atın.” denilecek.

45. İman eden adam, bu sözleri söyledikten sonra müminlerin safına katılıp mücâdelesine devam etti. Sonunda Allah o mü’min kulunu, müşrik, kâfir ve zalim kavminin kurduğu tüm tuzakların şerrinden ve zulmündenkurtarıp korudu. Firavun ailesi de yaptıkları nedeniyle hak ettikleri korkunç bir azaba mahkûm edildiler.

46. Azabın en kötüsü sabah akşam kendisine sunulan ateştir. İşte öyle bir Ateş ki! Aslında bilseler; onlar sabahtan akşama kadar ruhları manevî ateşe sokularak bir hayat yaşarlar. Başlarına geleceklerin korkusuyla rahat değillerdir. İktidarlarının kaybolacağına dair endişe, onlara kızgın ateş olur. Onların ateşi dünyada kalmaz Hâlbuki onlara şirk ve küfürde direnmeleri sebebi ile cehennem ateşine atılacakları sabah-akşam tebliğ edilmişti. Buna rağmen yine de şirkten ve küfürden vazgeçmediler. Kıyametin koptuğu gün de meleklere: “Firavun ve beraberindekileri ailesini azabın en şiddetlisi olan ateşin içine sokun!” denilecektir.

47-50

47-50 Kendilerine yapılan öğüt ve uyarıları reddedenler ateşin içinde birbirleriyle tartışırken zayıf olanlar, küstahça büyüklük taslamış olan yöneticilerine şöyle diyecekler: “Bizler, dünya hayatımızda sizlere uyduk. Sorunlarımızı çözme ve bize yardım etme sözleri vermiştiniz. Haydi şimdi şu azabı biraz olsun hafifletip bizden uzaklaştırın.” Büyüklük taslamış olan o kibirli önderleri de onlara: “Hepimiz aynı ateşin içindeyiz, elimizden ne gelir ki? Artık Allah hepimiz hakkında hükmünü verdi ve iş işten çoktan geçti.” diyecekler. Sonra da hep birlikte cehennem görevlilerine, “Ne olur Rabbimize yalvarıp yakarın da ateşin azabını birazcık hafifletsin.” diyecekler. Cehennem görevlileri de onlara: “Sizi peygamberler ve kitaplar, apaçık âyetler ve delillerle uyarmadılar mı? Bizim Rabbimizden böyle bir talepte bulunma yetkimiz yok, sizler yalvarıp yakarın fakat biz biliyoruz ki bugün yalvarıp yakarmalar boşunadır.” diyecekler

47. Hele o kendilerine yapılan öğüt ve uyarıları reddeden kâfirler, ateşin içinde birbirleriyle çekişip dururken, dünyada zayıf olanlar da büyüklük taslayan yöneticilerine sitem ederek şöyle derler: “Doğrusu biz dünya hayatımızda zor zamanlarda bize yardım edersiniz diye size körü körüne uyanlardık. Hayatımız boyunca sizin izinizden hiç ayrılmamıştık.Sorunlarımızı çözme ve bize yardım etme sözleri vermiştiniz. Haydi şimdi, ateşi biraz olsun hafifletip azabı bizden uzaklaştırır mısınız?”

48. Kibirlenip büyüklük taslayanlar da çaresizlik içinde onlara: “Biz hepimiz aynı ateşin içindeyiz elimizden ne gelir ki? Şüphesiz Allah cennetlik ve cehennemlik olan kulları arasında kesin olarak böyle hüküm vermiştir ve herkes, neyi hak ettiyse onu çekiyor. Eğer sizden azabı giderecek gücümüz olsaydı, ateşi önce kendimizden savardık. Değil sizi, kendimizi kurtarmaya dahi gücümüz yok. Boşuna çekişmeyelim iş işten çoktan geçmiştir yapacak bir şey yok derler.

49. Sonra da ateşte olanlar hep birlikte cehennemin bekçilerine derler ki: “ Ne olur size bu görevi veren Rabbinize yalvarıp dua edin de bizden bir gün olsun azabı birazcık hafifletsin diyecekler.

50. Cehennem görevlileri de onlara: “Elçileriniz dünyadayken hakikati ortaya koyan apaçık âyetler ve deliller getirmediler mi ve uyarmadılar mı? derler. ” O ateştekiler de evet getirmişlerdi fakat biz onları inkâr etmiştik ” derler. Bunun üzerine bekçiler ise: “ Size aracılık edip sizin için dua etmeye izin ve yetkimiz yoktur. O halde siz kendiniz yalvarıp yakarın. Fakat biz biliyoruz ki bugün kafirlerin yalvarıp yakarması boşunadır diyecekler. Dünyadayken hatalarından vazgeçerek tövbe için Allah’a yalvarmaları gerekiyordu, yapmadılar. İnkârlarında devam ettiler. Bilmiyorlar mı? Allah hükmünü verdikten sonra verilen hüküm asla değişmez.

51

51 Şüphesiz Biz, peygamberlerimize ve onlarla birlikte iman edenlere hem dünya hayatlarında hem de şahitlerin dinleneceği Âhiret Günü’nde mutlaka yardım edeceğiz.

51. Şüphesiz biz peygamberlerimize ve onların getirdiği mesajlara iman edenlere düşmanlarına karşı mutlaka meleklerle yardım edeceğiz. Bu yardım hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunup peygamberlerin dini tebliğ ettiklerine, kafirlerin de onları yalanladıklarına dair gerçeği söyleyeceği Âhiret günündedir.

52

52 Hesap Günü’nde müşriklerin mazeret beyan etmelerinin ise kendilerine hiçbir yararı olmayacak, onlara orada da lanet olunacak her türlü iyilikten mahrum bırakılıp azabın en korkunç olanına mahkûm edilecekler.

52. O hesap günü kendilerine yazık eden müşrik ve zalimlerin ileri sürecekleri mazeretlere izin verilmez. Pişman olup tevbe ederek özür dilemeleri de kendilerine hiçbir fayda sağlamaz. Artık rahmetimizden mahrum bırakılma ve lanet onlaradır. Kalınacak yerlerin en kötüsü olan cehennem de onlara içindir ve azabın en korkunç olanına mahkûm edileceklerdir.

53-54

53-54 Vaktiyle Biz Musa’ya da insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet eden hidayet rehberi kitabı vermiş ve temiz akıl sahipleri düşünüp de doğruya ulaşsınlar diye İsrailoğullarını da o kitaba vâris kılmıştık.

53. Gerçek şu ki Biz Musa’ya insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet eden hidayet rehberi kitabı verdik. İsrail oğullarına da Tevrat adıyla anılan bu Kitab’ı mirasçı kılmıştık.

54. O kitap, ön yargılarından arınıp düşünen, temiz akıl sahipleri için gerçeği hatırlatan bir öğüt kaynağı ve doğruluk rehberidir.

55

55 Ey Peygamber! Sen de Musa gibi sabırlı ve dirençli olarak sıkıntılara göğüs ger! Unutma ki Allah’ın yardım ve zafer vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Hata yaptığında da Rabbinden af dile ve sabah akşam Rabbinin yüceliğini aklından çıkarma!

55. Ey Peygamber ve ey Müslüman O halde müşriklerin eziyetlerine sen de Musa gibi sabret ve Allah yolunda başına gelen sıkıntılara göğüs ger. Unutma ki Allah’ın mü’minlere yardım ve zafer vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Rabbine giden yolda şeytanın tuzaklarından birine takılıp tökezlesen bile sakın ümitsizliğe kapılma. Hata yaptığında günahlarının bağışlanması için derhal Rabbinden af dile. Sabah akşam, Rabbinin şanını yüceliğini aklından çıkarma ve övgüyle yücelterek tesbih et. Hani her namazda sabah akşam söz veriyordun! Rabbim senin yasalarına göre yaşayacağım. Sadece sana sığınacağım. Sadece senden yardım isteyeceğim. Sadece senin yolunda yürüyeceğim diyordun. Verdiğin bu sözlere uy.

56

56 Hiçbir bilgi ve delile sahip olmadıkları halde Allah’ın âyetleri konusunda ileri geri konuşanların içlerinde, aslında hiç tatmin olamayacakları bir büyüklenme ve yönetme tutkusu vardır. Sen onların şerrinden Rabbine sığın. O, her şeyi görüp gözetendir. Büyüklük de hükümranlık da yalnızca Allah’a aittir.

56. Kendilerine Allah’tan ulaşmış hiçbir bir bilgi ve delil olmadan, yine de Allah’ın ayetleri ve hükümlerini değiştirip yalanlaması konusunda ileri-geri konuşup körü körüne münakaşa eden kafirler var ya. Hiç şüphe yok ki onların gönüllerinde hiçbir zaman ulaşamayacakları bir büyüklenme kendini beğenmişlik ve üstünlük duygusu vardır. Onlar hiçbir şekilde Rabbimizden gelen ayetleri işittik kabul ettik demezler. İşte bütün itirazlarının altında yatan gerçek sebep budur. Ey Müslüman! Öyleyse sen ayetlerimizi tartışanların şerrinden, onların her türlü hile ve tuzaklarından ve onlar gibi olmaktan yalnızca Allah’a sığın. Şüphesiz Allah, her şeyi işiten, her şeyi gözetip görendir. Büyüklük de hükümranlık da yalnızca Allah’a aittir.

57-60

57-60 İnsanların içinde öldükten sonra tekrar diriltileceklerine inanmayanlara de ki: “Göklerin ve yerin yaratılması, insanları yaratmaktan çok daha büyük bir iştir.” Fakat insanların çoğu Allah’ın ilminin ve kudretinin her şeye yettiğini anlamak istemiyorlar. Elbette ki aklını kullanıp Allah’ın gücünü idrak edenle, aklını kullanmayan bir olmaz; tıpkı kör olanla, görenin bir olmadığı gibi Allah’ın davetine iman edip, ona teslim olarak doğru yola girenle, ondan yüz çevirip müşrik olmayı seçen bir değildir. Ey insanlar! Aklınızı ne kadar az kullanıyorsunuz? Kıyametin gelip çatacağından hiç şüpheniz olmasın, fakat çoğunuz buna inanmıyorsunuz. Allah, tevbe ederek günahlarından vazgeçip de davetine yönelenlerin dualarına karşılık vereceğini buyurmakta; davetinden yüz çevirerek O’na ibadet etmeyi kibrine yediremeyenleri de hor ve hakir olarak cehenneme mahkûm edeceğini bildirmektedir.

57. Öldükten sonra tekrar diriltileceklerine inanmayanlara de ki: Elbette Allah için hiçbir zorluk yoktur ama insan açısından bakıldığında göklerin ve yeri yoktan yaratmak, ölmüş olan insanları yeniden yaratmaktan daha büyük ve çok daha zor bir olaydır. Ancak insanların çoğu gafletlerinden dolayı akıl yürütüp bu hakikatleri düşünmez. Ve Allah’ın ilminin ve kudretinin her şeye yettiği gerçeğini anlamak ve bilmek istemez.

58. Elbette ki kör ile gerçekleri görenin bir olmadığı gibi Allah’ın gücünü idrak eden mü’minle, aklını kullanmayan kâfir, Allah katında elbette bir olmaz. Allah’ın davetine iman ederek doğru yola girip salih ameller işleyenlerle, hakkı inkâr edip müşrik olmayı seçen ve kötülüklere batmış olanlar da bir değildir. Ey insanlar! Bilginizi ve aklınızı ne kadar azkullanıp ne kadar da az düşünüyorsunuz ve ders çıkarmıyorsunuz.

59. Vaad edilen diriliş ve kıyamet saati muhakkak gelecektir, bunda şüphe yoktur. Ancak insanların çoğu Kıyâmetin gerçekleşmesine hâlâ inanmazlar.

60. Rabbiniz dedi ki: “ Tevbe ederek günahlardan vazgeçip davetime yönelin. Bir şey isteyeceğiniz zaman başkasına değil, sadece Bana dua edip isteyin ki dünyada veya ahirette size karşılık verip duanızı kabule deyim. Bana dua ederek ibadet etmekten ve hükümlerimi yerine getirmeyi gurur-kibir meselesi yaparak büyüklenenlere gelince. Onlar, aşağılanmış ve onurları kırılmış olarak cehenneme gireceklerdir. Oysa içinde yaşadıkları evreni dikkatli bir gözle incelemiş olsalardı, Rablerinin sonsuz kudret ve merhameti karşısında ister istemez secdeye kapanacaklardı:

61-63

61-63 Geceyi dinlenmeniz için karanlık, gündüzü de işlerinizi görebilmeniz için aydınlık yaratan Allah’tır. Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat insanların çoğu Allah’ın lütfettiği nimetlerden yararlanmasına rağmen O’na nankörlük edip davetine yönelmezler. İşte her şeyi sizin için yaratıp, nizamlarını kurup hizmetinize sunan Allah budur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Şimdi bütün bunları görüp istifade etmekteyken nasıl olup da Allah’a ortak koşup O’nun yarattığı kulların davetine yöneliyorsunuz? Böyle davranmaktan vazgeçmeyenler zihinleri çarpık, doğru yoldan uzaklaşmış, müşrik ve kâfirlerdir.

61. Allah geceyi dinlenmeniz için sessiz ve karanlık, gündüzü de çalışıp işlerinizi görebilmeniz için aydınlık olarak var etmiş, Güneş Sistemi’ni ve gezegenleri de buna göre yaratmıştır. Şüphesiz Allah, bu ve benzeri nimetleri ile insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu Allah’ın lütfettiği nimetlerden yararlanmasına rağmen O’na nankörlük edip şükretmezler ve lütfun kıymetini bilip davetine yönelmezler.

62. İşte her şeyi sizin için yaratıp, nizamlarını kuran ve hizmetinize sunan gerçek sahibiniz Rabbiniz olan sizi yaşatan, koruyan ve rızkınızı veren Allah budur. O’ndan başka ibadeti hak eden, yasalarıyla hükmeden hiçbir ilâh ve otorite yoktur. Yasa koyma, yasalarıyla insanları yönetme hakkı sadece Allah’a aittir. O halde bütün bunları görmekteyken nasıl olur da Allah’a ortak koşup O’nun yarattığı kulların davetine yani tevhitten şirke yönelip bu gerçeği kabul etmekten yüz çeviriyor ve başka ilâhlar ediniyorsunuz? Nasıl oluyor da insanların yalan sözlerine inanarak onlara yasama yönetme hakkı veriyorsunuz? Yasama hakkı verdiklerinizi ilahlaştırdığınızın farkında değil misiniz? Allah böyle yaptığınız için sizi cezalandırmayacağını mı sanıyorsunuz?

63. İşte Allah’ın ayetlerini eğip bükerek inatla inkâr eden müşrik ve kâfirler kibir ve bencillikleri yüzünden doğru yoldan böyle uzaklaşırlar ve hakîkatten batıla sürüklenirler. Önyargılarıyla ayetlerimizle anlatılan gerçekleri anlayamazlar. Ayetlerimiz üzerinde tartışma yaparak ilim yarışına girenlerin kalbi körelmiştir. İstedikleri kadar ilimde derya olduklarını zannetsinler. Onların işi gücü boşu boşuna tartışma yapmaktır.

64-65

64-65 İnsanları yaratıp en güzel şekli veren, yeryüzünü insanların yaşaması için elverişli hale getiren, gök kubbeyi üzerinize bina eden ve tertemiz nimetlerle rızıklandıran Allah’tır ve âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir. Ey insanlar! Her şeyi yaratan, şeklini veren, mükemmel nizamlarını kuran ve hep diri olan Allah, gerçek ilahtır. O halde yalnız O’na dua edin, övgüye ve şükredilmeye tek layık olan O’dur.

64. Allah sizin yaşamanız için yeryüzünü elverişli bir yerleşim yeri hale getiren, göğü de onun üzerinde bir kubbe gibi bina edendir. Her varlığa şekil verdiği gibi sizi yaratıp en güzel şekilde şekillendirmiş lezzetli ve tertemiz nimetlerle sizi rızıklandırmıştır. Yaratılan her şey şahittir ki Alemlerin Rabbi olan Allah pek yücedir.65. Ey insanlar! O Her şeyi yaratan, şeklini veren, mükemmel nizamlarını kuran her canlıya hayat veren ve daima diri olandır. O’ndan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O halde yaşantınızda sadece Allah’ın yasalarına uyarak yaşayın ve inancınızda samimi bir şekilde yalnız O’na bağlanarak ibadet ve dua edin. Dualarınızda başkalarını araya sokmayın. Hamd her şeyi mükemmel yapan alemlerin Rabbi Allah’adır. Övgüye şükredilmeye tek layık olan ve tüm varlıkların sahibi O’dur.

66

66 De ki: “Bana Rabbimden apaçık delillerle nasıl yaşamam gerektiği bildirilmişken, sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza kulluk edemem. Ben yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olup O’ndan başka ilah edinmemekle emrolundum.”

66. Resûlüm, müşriklere de ki: “Sizin Allah ile aranıza koyarak dua edip çağırdıklarınıza ve Allah’ın dışında her ne varsa yalvarıp yakardıklarınıza ibadet edip kulluk etmem, yasalarına uyarak taptığınız insanların yasalarına uymam yasaklanmıştır. Çünkü yasalarına uyarsam onlara tapmış olurum. Zira bana, Rabbimden gerçeği bütünüyle ortaya koyan apaçık ayetler gelmiş ve nasıl yaşamam gerektiği bildirilmiştir, Hâlbuki ben ibâdet ve itaati yalnız O’na yapmak suretiyle, O’ndan başka ilah edinmeyip yalnızca alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.

67-68

67-68 Ey insanlar! Sizi önce topraktan yaratan, sonra bir damla hayat suyu olan spermden, sonra da döllenmiş yumurta hücresinden yaratıp bebek olarak dünyaya getiren Allah’tır. Nihayet olgunluk çağına ulaşır ve yaşlanırsınız, bazılarınız bu yaşa gelmeden ölür; bir kısmınız da Allah’ın yasalarla belirlediği süreye kadar O’nun bahşettiği nimetlerle dünya hayatınızı tamamlarsınız. Buna rağmen Allah’ın davetine yönelmeniz gerektiğini düşünmez misiniz? Yaratan, yaşatan, öldüren de Allah’tır. O, bir işin olmasını dileyip de hüküm verdiği zaman O’na sadece “Ol” der, o da hemen oluş sürecine girer.

67. Ey insanlar! Sizi önce topraktan, sonra bir damla hayat suyu olan meniden, sonra da döllenmiş yumurta hücresi olan embriyodan yaratan O’dur. Sonra sizi annelerinizin karnından sağlıklı bir bebek olarak dünyaya getirir. Nihayet erginlik çağınıza ulaşırsınız, sonra da sizleri anne-baba yapan, sizlere çocuklar veren ve sizleri yaşlanıp ihtiyarlık çağına kadar belli bir ömür takdir edip yaşatandır. İçinizden kimi de nimetlerden bazılarını görmeden daha önce ölür. Bir kısmınız da Allah’ın yasalarla belli bir süreye kadar uzatılır ve O’nun bahşettiği nimetlerle dünya hayatınızı tamamlarsınız. Bütün bunlar yaratılış yasamıza göre olur. Sizler bu yasayı değiştiremezsiniz. Allah bütün bunları nimetleri üzerinde düşünüp Allah’ın gücü ve kudreti karşısında O’na teslim olup akıl erdirmeniz için böyle yapıyor. Umulur ki bu gerçek üzerinde iyice düşünürsünüz.

68. Yasasını koyup yaratan, yaşatan dirilten ve ecelleri geldiğinde de öldüren O’dur. Hiç kimse bu yasayı değiştiremez. Bir şeye hükmettiği zaman ona ‘ol’ der, o da oluverir.

69

69 Hiçbir bilgiye sahip olmadan, Allah’ın âyetleri konusunda ileri geri konuşup duran, şu cahil kimselerin hallerine bir baksana! Bunca gerçeğe rağmen Allah’ı bırakıp da kendileri gibi yaratılmışların peşinden gidiyorlar.

69. Hiçbir bilgiye sahip olmadan Allah’ın ayetleri hakkında aralarında ileri geri tartışanları görmüyor musun? Kur’an’ı yalanlayan şu cahil kimselerin hallerine bir baksana! Bunca gerçeğe rağmen Allah’ı nasıl bırakıp da kendileri gibi yaratılmışların peşinden gidiyorlar. Allah adına yalan söyleyerek hakikati görmezden geliyorlar ve yanlış yollara saparak aldatılıp yüz çeviriyorlar? Ayetlerimi bir şekilde tartışmaktan vazgeçip de yasalarımı hayatlarına dâhil ederek, Müslümanca bir yaşam süremiyorlar. Onlar yakında gerçeği anlayacaklardır!

70-76

70-76 Bu Kur’an’la ve daha önceki peygamberlerle gönderdiğimiz kitaplarla yaptığımız davetimizi yalan sayıp reddedenler, zamanı gelince ne kadar kör ve sağır olduklarını anlayacaklar. Onlar Hesap Günü boyunlarına demir halkalar takılıp zincirlenmiş olarak kaynar bir suya sürülecek sonra da ateşte yanacaklar. Ve onlara şöyle seslenilecek: “Şimdi söyleyin bakalım, Allah’la birlikte ilah edindikleriniz nerede?” Müşrikler de diyecekler ki: “Onlar bizi ortada bırakıp kayboldular. Demek ki biz dünyada iken kendilerine uymakla çok yanlış yapmışız.” İşte Allah müşrik ve kâfirleri böyle pişmanlık ve çaresizlik içinde bırakır. Bu ceza, onların Allah’ın daveti hayat nizamından kibirlenerek yüz çevirmeleri, ölçüsüzce davranmaları sebebi iledir. Haydi, ey müşrikler! Şimdi cehennemin kapılarından içinde devamlı kalmak üzere girin bakalım. Kibirlenip böbürlenen nankörler için cehennem ne kötü bir son duraktır.

70. Ki onlar, sana gönderilen bu Kur’an’ı ve daha önceki peygamberlerle gönderdiğimiz kitaplarla yaptığımız daveti yalanladılar. Zamanı gelince ne kadar kör ve sağır oldukları gerçeğini öğrenecekler. Ne büyük bir yanılgı içinde olduklarını ve bu yalanlamaların sonuçlarını da Kıyâmet gününde anlayacaklar. Ölüm gelince, yargılama başlayınca, cehennem önlerine çıkınca gerçekleri görecek, bilecekler. Anladıklarında ise iş işten geçmiş olacak. Ne zaman mı?

71. Onlar Hesap Günü boyunlarında demir tasmalar takılıp ellerinde ve ayaklarında zincirler olduğu halde cehenneme doğru sürüklendikleri zaman,

72. Ardından iç organları paramparça eden kaynar suya yüz üstü atılacaklar. Sonra da cehennemde ateşinin içinde cayır cayır yanacaklar.

73. Sonra onlara şöyle sorulacak : Şimdi söyleyin bakalım Bizi Allah’a yaklaştıracak deyip, yardımlarını umarak ilah edindikleriniz ve Allah’ın yetkilerine ortak koştuklarınız o sahte ilâhlarınız, yasalarına uyduğunuz liderleriniz, hani nerede, kendilerine ibadet ettikleriniz niye yardımınıza gelmiyorlar?

74. Hadi söyleyin bakalım. Dünya hayatında iken Allah ile kendi aranıza koyduklarınız nerede niye sizi terk ettiler?Müşrikler de derler ki: O sahte şefaatçiler dünyada yanımızdaydılar ama şimdi bizi ortada bırakıp gözümüzün önünden yok olup gittiler. Bizim yerimize kendi nefisleriyle meşguldürler. Sonra da bunu inkâr edecek ve şöyle diyeceklerdir: Meğer onların hiçbir hükmü yokmuş. Biz bugüne kadar Allah’tan başkasına boşuna dua edip yalvarıyormuşuz. Yalvardıklarımızın “bir hiç” olduğunu şimdi anladık. Demek ki biz dünyada iken kendilerine uymakla çok yanlış yapmışız. İşte Allah inkârda ısrar eden sizin gibi zâlimleri böyle sapıklık içinde bırakıp şaşırtır ayrıca da pişmanlık ve çaresizlik içinde bırakır.

75. “ İşte, içine düştüğünüz bu cezanın sebebi, güç ve saltanata dayanarak yeryüzünde Allah’ın hayat nizamına karşı kibirlenmenizden, yüz çevirip haksız yere şımarmanızdan ve şirkte böbürlenip haram–helâl, hak-hukuk demeden ölçüsüzce azmanızdan dolayıdır.

76. Haydi, ey müşrikler! Şimdi cehennemin kapılarından içinde sonsuza kadar kalmak üzere girin bakalım. Kibirlenip büyüklenenler ve kendilerinde bir güç gören zorba, diktatörler için bir görün bakalım cehennem ne kötü bir son durakmış.


77

77 Sen Allah yolunda karşılaştığın zorluklara, sıkıntılara karşı sabırla diren. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecek. Yaratılış sebeplerini inkârda direnenlerin hak ettikleri cezanın bir kısmının başlarına geldiğini sana göstersek de, ya da göstermeden önce senin canını alsak da, şu kaçınılmaz bir gerçek ki onlar Bizim huzurumuza çıkartılıp hesap vereceklerdir.

77. Ey Resûlüm! Şu hâlde sen inkârcıların eziyetlerine, Allah yolunda karşılaştığın her türlü sıkıntıya ve inandığın değerler uğrunda yaşadıklarına sabret ve duruşunu bozma. Hiç şüphesiz Allah’ın müşrikler için verdiği azap sözü mutlaka gerçekleşecektir. Onlara inkârda direndiklerinden dolayı vaad ettiğimiz azâbın bir kısmının başlarına geldiğini sana bu dünyada göstersek de ya da göstermeden önce senin canını alsak da sonuç değişmez. Zâlimler azaptan kurtulamayacaktır. Onlara yapılan azabı görsen de göremesen de fark etmez. Nasıl olsa dönüp dolaşıp kıyamette bizim huzurumuza getirilecek ve hesap vereceklerdir.

78

78 Ey Peygamber! Biz senden önce de birçok peygamber gönderdik. Bunlardan bazılarının kıssalarını sana anlattık, bazılarından da hiç söz etmedik. Şüphesiz hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan herhangi bir mucize gösteremez. Hak edenler için Allah’ın azabı kesinleştiği takdirde hiç kimse de O’na mâni olamaz. İşte o zaman adalet hakkı ile yerini bulur, bâtılı savunanlar ise hüsrana uğrayıp helak olurlar.

78. Ey Peygamber! Biliyorsun, sen ilk değilsin. Gerçek şu ki Biz senden önce de birçok peygamber gönderdik. Onlardan bazılarının kıssalarını sana tanıyasın ve bilesin diye anlattık, bazılarını ise hiç anlatmadık. Şüphesiz Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin kendiliğinden herhangi bir mucize göstermesi ya da âyet getirmesi mümkün olmaz. Allah’ın emri geldiğinde mucize gerçekleşir. Ama ondan sonra geçmişte gelen musibetler gibi, neyi hak ediyorlarsa, adaletle hükmedilir ve hak edenler için Allah’ın azabı kesinleştiği takdirde hiç kimse O’na engel olamaz. İşte o zaman adalet, yerini bulur. Allah’ın âyetlerini boşa çıkarmaya uğraşarak boş fikirlerle uğraşıp Allah’a şirk koşma gibi bâtılı yolları savunanlar ise ebedî hüsrana uğrayıp korkunç bir azapla helak olurlar.

79-80

79-80 Bir kısmından binek olarak, bir kısmının da etinden yararlandığınız hayvanları yaratıp istifadenize sunan Biziz. O hayvanlarda sizler için daha birçok faydalar vardır; uzun menzillere onlarla ulaşır, özlemini çektiğiniz ihtiyaçlarınızın birçoğuna da onlar aracılığı ile kavuşursunuz. Karada onlarla, denizlerde de gemilerle yüklerinizi taşırsınız. Bunlar, Allah’ın sizlere lütuflarıdır

79. Allah O’dur ki, kimine binmeniz kiminin de etinden yiyesiniz diye sizin için koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanları yaratıp istifadenize sunandır

80. O hayvanlardan süt yumurta, deri gibi daha birçok faydalar sağlarsınız. Bir yere gitmek, bir sevdiğinizin yanında olmak gibi birçok önemli ihtiyacınızı karşılayabilir, gönlünüzün istediği ve özlemini çektiğiniz bir yere onlara binerek ulaşırsınız. Karada o binek hayvanlarının sırtında, denizlerde de gemilerin üzerinde yüklerinizi taşıyıp gideceğiniz yerlere yolculuğa çıkarsınız.

81

81 Ey insanlar! Allah sizlere birçok misalle tek ve gerçek ilah olduğunu gösterip bildirmektedir. Allah’ın bu delillerini gözlerinizi kapatıp yok saymanız mümkün mü?

81. Ey insanlar! Allah, size birçok misalle ayetlerindeki tek ve gerçek ilah olduğu gerçeğini gösterip bildiriyor. Artık Allah’ın ilim ve kudretine işaret eden güneş ay gibi sayısız ayet ve delillerinden hangisini inkâr ediyorsunuz? Allah’ın yarattığı harikalara gözlerinizi kapatıp, tabiattaki bu muhteşem delilleri yok saymanız mümkün mü?

82-85

82-85 Bu müşrikler yeryüzünde gezip dolaşırken kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının nasıl olduğuna bakıp da hiç düşünmezler mi? Onlar sayıca kendilerinden daha fazla, daha güçlü ve yeryüzünde daha da derin izler bırakmışlardı. Fakat onların kazandıkları, biriktirdikleri, güçleri ve makamlarının onlara hiçbir yararı olmadı. Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamayı reddedenler, kibirlenip mü’minlerle alay edenler hak ettikleri azap ile karşılaştıklarında ise hemen “Biz yalnızca Allah’ı ilah ediniyor ve O’na ortak koştuklarımızı tanımıyoruz.” demeye başlarlar. Fakat azabı gördükten sonra böyle demelerinin onlara hiçbir faydası olmayacak. Allah’ın kulları üzerinde öteden beri uyguladığı yasası budur. Yaratılış sebeplerine davet edildikleri halde sırt dönenler hüsrana uğrayacaklar.

82. Bu müşrikler güçlerine güvenmesinler. Yeryüzünde gezip dolaşırken kendilerinden önce yaşamış olan inkârcıların acı ve alçaltıcı sonu nasıl olmuş diye bakmazlar mı? Küfre batmış milletlerin âkıbetlerinin nasıl olduğunu ibret nazarıyla bir düşünüp, incelesinler. Üstelik geçmişte yaşamış bu toplumlar kendilerinden sayıca daha fazla, daha kuvvetliydiler. Yeryüzündeki bıraktıkları eserler bakımından da daha üstündüler ve daha da derin izler bırakmışlardı. Fakat azabımız geldiğinde onların elde ettikleri servet güç ve makamlar Allah’ın azabına karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamadı ve onları yok olmaktan kurtaramadı.

83. Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamayı reddedenler, Peygamberleri onlara açık delillerle geldiklerinde, tevhid üzere îmân etmeleri gerekirdi. Fakat ellerindeki güç ve atalarından din diye bildikleri bilgilerine güvenerek küstahça böbürlendiler. Ve “Ne zaman gerçekleşecek bize bahsettiğin şu azap” diyerek ayetlerimde anlatılan ilâhî ceza tehditleriyle alay ettiler. Sonunda alaya aldıkları korkunç azap, onları dört bir yandan kuşatıverdi.

84. Onlar ansızın gelen kahredici azabımızı görünce akılları başlarına geldi ve şöyle dediler: Biz sadece Allah’ı ilah edinip O’na iman ediyor, hayatımıza hükmetme yetkisi vererek yasalarına uyduğumuz ilahları ve O’na ortak koştuklarımızı artık reddediyoruz demeye başlarlar. Çünkü onlar Allah’tan başkalarını yüceltip Allah yerine onlara bağlanıyorlar, hayat tarzlarını Allah’ın gönderdiği kurallara göre değil, sevip bağlandıklarının kurallarına ve bilgilerine göre tertip ve tanzim ediyorlardı.

85. Ancak zorlu azabımızı gördükten sonra imana gelip son pişmanlıkla böyle söylemeleri onlara hiçbir yarar sağlamayacak. Bu Allah’ın inkârda ısrar eden kulları üzerinde, geçmişten bugüne uyguladığı değişmez azap yasadır. İşte o zaman, yaratılış sebeplerine davet edildikleri halde inkâr edip kendi yasalarını yasalarımızdan üstün görenler, insanların çıkardığı yasalarla hayatlarını yaşayanlar; oracıkta helâk ve hüsrana uğrayacaklar. Ancak yeryüzünde yaşarken, cezamızı görmeden iman edenler ve yasalarımıza uyanlar kurtulur. 

Scroll to Top