Mü’minûn Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

118

Mushaf (Kuran) Sırası

23

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

74

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Sure adını ilk ayetindeki “el-Mü’minûn” kelimesinden almaktadır.

Nüzul Zamanı: Surenin gerek üslûb, gerekse ele aldığı konu onun Risalet’in Mekke döneminin ortalarında indirildiğini ortaya koymaktadır. Ayetleri okurken, işkenceler daha henüz vahşet derecesine ulaşmamışsa da, Hz. Peygamber’le (s.a) Mekkeli kâfirler arasında çetin bir mücadelenin başlamış olduğunu seziyoruz. Sure’nin sahih rivayetlere göre Risalet’in ortalarında meydana gelen ‘kıtlık’ senesinde indiği anlaşılıyor. Öte yandan, Urve bin Zubeyr’den rivayet edilen bir hadise göre, surenin indiği günlerde İslâm’a girmiş olan Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Bu sure indiğinde ben de Hz. Peygamber’in (s.a) yanındaydım ve onun durumunu gözlüyordum. Vahy hali bittiğinde Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdular: “Şimdi bana on ayet geldi ki, onlara uyan kesinlikle Cennete girecektir.” Sonra da Sure’nin başlangıç ayetlerini okudular.” (Ahmed ibn Hanbel, Tirmizî, Neseî, Hakim.)

Ana Tema ve Konular: Sure’nin ana teması, Hz. Peygamber’in (s.a) getirdiği mesajı kabul ve izlemeye çağrı olup, tüm sure bu tema çerçevesinde dönmektedir.

ÖZET

1-11 Hz. Peygamber’in (s.a) mesajını kabul edenlerin bu tür soylu karakter niteliklerini kazanmış olması Mesajın doğruluğunun pratik kanıtıdır.

12-22 Bu bölümde, insan da içinde olmak üzere, tüm kainatı; insanları tevhid ve ahiret inancına çağıran Hz. Peygamber’in (s.a) mesajının gerçekliğinin açık bir delili olduğunu vurgulamak için insanın ve kaniatın yaratılışına dikkat çekilmektedir.

23-54 Sonra, önceki rasullerle kavimlerinin hikayeleri anlatılarak mesajın doğruluğuna tarihi deliller getirilmekte ve şu gerçekler vurgulanmaktadır:

(a) Düşmanların Hz. Muhammed’in (s.a) mesajına karşı yükselttikleri itirazlar ve şüpheler yeni değildir. Aynı itiraz ve şüpheler bizzat Allah’ın elçileri olarak kabul ettikleri önceki peygamberlere karşı da yükseltilmiştir. Bu yüzden, tarihten bir ders almalı ve peyamberlerin mi, yoksa onlara karşı çıkanların mı doğru yolda olduklarına karar vermelidirler.

(b) Hz. Muhammed’in (s.a) getirdiği tevhid mesajı ve ahiret inancı öteki rasullerin de getirdiği şeyin aynısıdır, bu durumda kabul edilmemeleri için gerçekçi bir durum yoktur.

(c) Mekkeli müşrikler, peygamberlerin mesajını reddetmiş bulunan toplumların karşılaştığı sonuçlardan ders almalıdırlar.

(d) Bütün peygamberler Allah’dan tek ve aynı dini getirmişlerdir ve hepsi de tek ve aynı ümmetin üyeleridir. Başka tüm dinler, bizzat insanların kendileri tarafından uydurulmuş olup, Allah’tan gelme değildir.

55-67 Rasullerin hikayeleri anlatıldıktan sonra temel bir ilke ortaya konmaktadır: Dünya hayatındaki başarı ve mutluluk, Allah katındaki kurtuluş ve başarı için bir ölçü değildir. Eğer bazı kişiler veya herhangi bir kişi dünyada zengin, güçlü ve refah içindeyse, bu hiçbir zaman bu kişi veya kişilerin Allah’ın sevgilileri olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, diğerlerinin yoksulluğu ve başlarına gelen felaketler, Allah’ın onlardan razı olmadığının bir delili değildir. Gerçek ölçü iman (veya küfür) ve takva (veya zıddı)dır. Hz. Peygamber’in (s.a) düşmanları, zenginlikleri dolayısıyla Allah’ın ve tanrılarının kendilerinden razı oldukları inancına kapılan Mekke ileri gelenleri (ve onların izleyicileri) olduğundan, bu açıklama gerekliydi. Öte yandan Hz. Muhammed (s.a) ve izleyicileri yoksul ve çaresiz bir durumda oldukları gerçeğinden hareketle, Allah’ın onlardan razı olmadığını ve tanrılarının da kendilerini lanetlediğini iddia ediyorlardı.

68-77 Bu bölümde, müşrikler, Hz. Muhammed’in (s.a) Allah’ın gerçekten peygamberi olduğu konusunda ikna etmek için çeşitli deliller sıralanmaktadır. Sonra da, kıtlığın (ayet 75-76) yalnızca bir uyarı olduğu anlatılmakta ve “iyisi mi, yolunuzu doğrultun, yoksa korkunç bir azaba uğratılacaksınız” denmektedir.

78-95 Müşrikler, Hz. Peygamber’in (s.a) mesajının açık delilleri olması nedeniyle, yeniden kainattaki ve bizzat kendilerindeki “ayetler”i gözlemeye çağrılmaktadırlar.

96-97 Hz. Peygamber’e (s.a) düşmanların kötü davranışlarına misilleme olarak herhangi yanlış bir yola girmemesi ve şeytanın dürtmelerine karşı korunması söylenmektedir.

98-118 Bu son bölümde, gerçeğin düşmanları ahirette hesap verecekleri ve müminlere yaptıkları işkencelerin sonuçlarına katlanacakları, dolayısıyla yollarını düzeltmeleri konusunda uyarılmaktadırlar.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-7

1-7 Hiç şüphesiz gerçek mü’minler, dünyada ve âhirette mutlaka kazanırlar. Onlar titizlikle ve bilinçle namazlarını kılar, Allah’ın rızasını kazanmak için ellerinde olandan infak eder, boş ve anlamsız sözlerden ve işlerden yüz çevirirler. İffetlerini korur, eşleri ve cariye iken evlenip eş edindikleri dışındakilerle ilişkiye girmezler. Meşru olan bu ilişkilerinden dolayı da kınanmaz ve günaha girmezler. Bunların dışına çıkanlar ise haddi aşmış, Allah’ın yasağını çiğnemiş kimselerdir.

8-11

8-11 Mü’minler kendilerine, Allah’ın ve insanların emanet ettiklerini titizlikle ve hakkıyla korurlar. Allah’a ve insanlara verdikleri sözlerinde de durur, gereklerini yerine getirirler, namazlarını dünyevi çıkarları uğruna feda etmez dikkatli ve devamlı kılarlar. İşte bunlar, Allah’ın vaadi olan cennet yurdunun nimetlerine kavuşacaklar ve daimi olarak Firdevs cennetlerinde kalacaklar.

12-16

12-16 Biz ilk insanı önce süzülmüş, çamur haline getirdiğimiz balçıktan yarattık, sonra da onu hayatın tohumu haline getirip bir damla suya dönüştürerek, kadın ve erkeğin vücutlarına yerleştirdik. Evlilik yoluyla bu sıvıdan yarattığımız, hücreleri aşılayıp ana rahminin duvarına astık. Bir süre sonra, aşılanmış ve rahim duvarına asılmış bu hücreden kemiklerini oluşturup, et giydirip insana dönüştürdük. Sizi böylece yaratan Allah’ın ilmi ve kudreti çok yücedir. Ey insanlar! İşte bu yaratılışınızdan sonra, dünyaya getirilerek, yaratılış sebebiniz size bildirilmekte ve bu sebebe uygun bir hayatı yaşamaya davet edilmektesiniz. Bir süre sonra da hepiniz ölecek, Kıyamet’le birlikte yeniden diriltilip, huzurumuzda toplanarak dünya hayatınızı yaratılış sebebinize uygun yaşayıp yaşamadığınızdan hesaba çekileceksiniz.

17-20

17-20 Biz, sizin üzerinizde yedi kat gökleri ve orada yörüngesinde akıp gidenleri yarattık. Onlar içinde mükemmel bir nizam kurup yasalar yaptık, hiçbirini sebepsiz ve boş yere yaratmadık. Gökten suyu belirlediğimiz bir ölçüye ve yasaya bağlı olarak indiriyor, toprağa emdiriyoruz, bir kısmını da yerin üstünde tutuyoruz. Şunu iyi bilin ki, Biz indirdiğimiz suyu geri almaya da kadiriz. Bu indirdiğimiz yağmurla hurma bahçeleri, üzüm bağları ve yiyerek faydalandığınız daha birçok bitkiyi de yetiştiririz, yine o yağmurla Sina Dağı’nda ve çevresinde çokça yetişen, ürününden hem yağ çıkardığınız hem de yiyenlere katık olan zeytinin ağacını da yetiştiriyoruz.

21-22

21-22 Sizin yararlanmanız için yarattığımız hayvanların yaratılış ve yaşayışlarında da düşünenler için alınacak ibretler vardır. Onların birçoğunun etinden sütünden ve daha birçok şeyinden istifade ettiriyoruz. Ayrıca bu hayvanların bir kısmına yüklerinizi taşıtıyorsunuz. Denizlere koyduğumuz yasalar sayesinde de gemilerle, seyahat edip taşımacılık yapıyorsunuz.

23-25

23-25 Biz Nûh’u da kavmine Allah’ın insanı yaratmaktaki maksadını bildirsin ve ona uygun hayat nizamı ile yaşamaya davet etsin diye gönderdik. Nûh da kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Sizi yaratıp, bunca nimetle donatan Allah’ın daveti olan hayat nizamına uyun, sizin Allah’tan başka gerçek ilahınız yoktur. O halde bu gerçeğe göre yaşamanız gerekmez mi?” Bunun üzerine Nûh’un kavminin önde gelen müşrikleri, halka dediler ki: “Nûh da bizim gibi sadece ölümlü bir insan, şayet Allah bir elçi göndermek isteseydi, gökten bir melek gönderirdi, biz atalarımızdan da, insandan bir peygamber gönderildiğini işitmedik. Nûh bizlere karşı üstünlük elde etmek için nizamımızı yıkıp değiştirmeye çalışan delinin biri, ona bir süre tahammül edelim, şayet söylediklerinden vazgeçmezse o zaman cezasını veririz.”

26-27

26-27 Kavminin daveti kabul etmemesi üzerine Nûh Allah’a şöyle dua etti: “Rabbim onların davetimi yalan sayıp, inatla yüz çevirmelerine karşı bana yardım et.” Biz de duasına karşılık ona şöyle vahyettik: “Ey Nûh! Bizim gözetimimiz ve rehberliğimizle bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap, hükmümüz gelip de yeryüzünü sular kapladığında, o bölgede yaşayan hayvanlardan birer çifti ve seninle birlikte iman edenleri de gemiye al, sakın helak olmayı hak edenler için de Benden bir talepte bulunma, onlar suda boğularak helak olmayı hak ettiler.”

28-29

28-29 Ey Nûh! Sen ve seninle birlikte gemiye binenler şöyle dua edin: “Bizleri bu müşrik kâfir ve zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun, övülmeye layık olan yalnızca O’dur ve de ki: “Ey Rabbim! Beni ve beraberimdekileri bereketli ve güvenli bir yere indir, yerleşilecek en iyi ve güvenli yeri bilen Sensin.”

30

30 Elbette Nûh’un bu kıssasından aklını kullananlar için çıkarılacak nice dersler vardır. Biz Nûh’un kavmini imtihan ettik, fakat onlar kaybedenlerden oldular.

31-34

31-34 Nûh kavminin ardından gelen kavme de kendi içlerinden peygamber gönderdik. O peygamber de halka: “Allah’ı layıkıyla tanıyın ve yalnız O’nu ilah edinin. Sizin gibi bir beşere itaat ederseniz hüsrana uğrarsınız. Yalnız Allah’a itaat ve ibadet ederek sorumluluklarınızı yerine getirin.” dedi. Kavminin azgın, şımarık önde gelenleri, peygamberleri için, “O da bizim gibi ölümlü birisi, böylesi ölümlü birinin sözüne uyup da, mevcut ilahlarımızı terk edip hayat nizamımızı değiştirirsek, o zaman imkânlarımızı, gücümüzü ve itibarımızı kaybederiz.” dediler.

35-38

35-38 Peygamberlerini böyle görüp göstermeye çalışan bu müşrik kavmin önde gelenleri bir de şöyle dediler: “Peygamber olduğunu söyleyen bu adam, bizlerin ölüp toprağa karıştıktan sonra tekrar diriltileceğimizi ve dünya hayatımızı kime ve neye göre yaşadığımızdan hesaba çekileceğimizi söylüyor, bu olacak iş değil. Bu dünya hayatından başka bir hayat yoktur, bizler ölürüz, arkamızdan çocuklarımız yaşamaya devam eder. Bu adam kendi uydurduğu yalanları Allah’a isnat ediyor, dolayısıyla bizler ona inanacak değiliz.”

39-42

39-42 Bunun üzerine peygamberleri de Allah’a şöyle dua etti: “Rabbim beni yalancılıkla suçlayan bu topluluğa karşı, bana yardım et.” Allah da Peygamberine, “Çok geçmeden onları söylediklerine ve yaptıklarına pişman edeceğiz.” diye vahyetti. Ardından onları müthiş bir çığlık yakalayıverdi ve âdeta bir çer çöp yığını haline getirdi. Sonra da o inkârcılar cehennemin yakıtı oldular. İçlerinden kurtardığımız mü’minlerle nesli devam ettirdik.

43

43 Azapla helak edilmeyi hak eden hiçbir toplum, Allah’ın yasası gereğince yok oluş süresini ne uzatabilir ne de öne alabilir.

44

44 Biz daha sonraki toplumlara da peygamberlerimizi elçiler olarak gönderdik. Fakat onların birçoğu Allah’ın davetini yalan sayıp reddetti. Bu yüzden Biz, onları da nankörlük ve müşriklikleri sebebi ile hak ettikleri azaba uğratıp yok ettik. Böylece insanların dilinden düşmeyen ibret alınacak hikâyelere dönüştürdük.

45-50

45-50 Musa ve Harun’u da apaçık mesajlarımız olan âyetlerimiz ve peygamberlik delilleri ile Firavun ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar kibirlenip, davete uymayı reddettiler, ayrıca Musa ve Harun’u yalancılıkla suçlayıp, şöyle dediler: “Soydaşları bizim kölelerimiz olan, bizim gibi iki ölümlü insanın dediklerine mi inanıp, bunca yıldır devam eden inancımızı, nizam ve ahlakımızı değiştireceğiz? Bu olacak iş değil.” Bu nankörlük ve böbürlenmeleri sebebi ile helak edilenler arasında onlar da yerlerini aldılar. Hâlbuki Biz, doğru yola girsinler diye onlara kitap da göndermiştik. Meryem oğlu İsa’yı ve annesini de Allah’ın ilmi ve kudretinin, birer belgesi kıldık, her ikisini de yüksek bir makama yerleştirip cenneti kazanmanın yol göstericisi rehberler yaptık.

51-52

51-52 Allah, peygamberlerine ve onların izleyicilerine buyurdu ki: “Dünya hayatında size helal kıldığımız temiz şeylerden yiyip için. İnsanları Allah’tan başka ilah edinmeyen erdemli, salih kimseler olmaları konusunda uyarın. Sizi davet ettiğimiz hayat nizamı (din) tek doğru olan dindir. Ben de sizin tek ve gerçek Rabbiniz ve ilahınızım. O halde Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirin. Şüphesiz ki Allah, yapıp ettiklerinizi ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızı en iyi bilendir.”

53-54

53-54 Bizim tüm uyarı ve öğütlerimize rağmen, peygamberlerden sonra gelen ümmetleri aralarındaki birlik ve beraberliği bozup, hizipler oluşturdular ve her bir hizip kendi uydurdukları ile övünüp, mutlu olmaya çalıştılar. Ey Peygamber! Geçmişte böyle yapmaları sebebi ile doğru yoldan sapmış olanların durumu ile insanları uyar. Bundan ders almak istemeyenleri de gaflet ve dalalet içinde başlarına azap gelinceye kadar kendi hallerine bırak.

55-56

55-56 Müşrikler kendilerine mal, mülk ve evlatlar vermekle onların durumlarını onayladığımızı ya da birbirleriyle yarıştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, asla öyle değil. Onlar, uyarılmalarına rağmen işin sonunun nereye varacağını anlamak ve kabul etmek istemiyorlar.

57-61

57-61 Öte yandan Rablerinin âyetlerine yürekten iman eden ve O’nun verdiklerini yine O’nun rızasını kazanmak yolunda harcayan, Hesap Günü’nü aklından çıkarmayan ve Rablerine olan saygıdan yürekleri titreyenler var ya işte bunlar hayırda birbirleriyle yarışıp öne geçmeye çalışırlar. Sonunda kazanacak ve mutlu olacak olanlar bunlardır.

62-67

62-67 Biz hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz. Bizim katımızda herkesin gücünün yettiği kadarıyla, yaptıklarının kayıtlarının eksiksiz tutulduğu amel defterleri vardır. Sonunda hiç kimse haksızlığa uğratılmaz. Fakat bu gerçeği kabul etmek istemeyenler, inatla Allah’ın yasaklarını çiğnemeye devam ederler. Böyleleri verdiğimiz bunca nimetlere rağmen nankörlük edip, şımarıp, azgınlaşırlar. Onları bu yaptıklarından dolayı kıskıvrak yakaladığımızda, yalvarıp yakarmaya başlayacaklar. O zaman onlara şöyle denilecek: “Şimdi boş yere feryat edip durmayın. Bizden asla yardım görmeyeceksiniz. Vaktiyle âyetlerimiz sizlere defalarca okunup doğru olana davet edildiğiniz halde kibirlenip, böbürlenerek kabule yanaşmıyor, üstelik bununla da kalmayıp geceleri bir araya geldiğinizde, karanlığın koynunda kitabımız Kur’an aleyhinde cahilce, düşünmeden atıp tutuyordunuz.

68-71

68-71 Bu müşrikler, Allah’ın kitabı Kur’an üzerinde aklederek gerçeği anlamaya çalışmıyorlar. Onlara, atalarına gelmemiş olan bir davet mi geldi ki, karşısında şaşırıp kalıyorlar. Hâlbuki onların uzak geçmişteki atalarına da bu davet ulaştırılmıştı. Şimdi bunlara ne oldu da aralarında dürüst ve güvenilir olduğu bilinen insanın peygamberliğine inanmıyor ve onunla gönderdiğimiz ilahi kitaptan yüz çeviriyorlar. Üstelik bir de kalkmış onu, küstahça yalancılık ve delilikle suçluyorlar. Oysa Kur’an onlar için izzet ve şeref kaynağıdır ama kıymetini bilmiyorlar. Peygamber’de deliliğin hiçbir emaresi yoktur. O, gerçeğin ta kendisi olan Kur’an’ı iletmekte ve insanları Allah’ın yaratma amacı olan hayat nizamı ile yaşamaya davet etmektedir. Fakat onların çoğu Kur’an ile davet edildiklerinden hoşlanmıyorlar. Şayet Allah onların istediklerine uyacak olsaydı göklerin ve yerin arasında olanların düzeni bozulup yıkılırdı.

72-77

72-77 Ey Peygamber! Allah adına yaptığın davete karşılık bir ücret de talep etmiyorsun ki, onlar senden bu sebepten dolayı kaçıyor olsunlar! Sen Rabbinin vereceği ecrin dünya nimetlerinin hepsinden daha değerli olduğunu biliyorsun, Allah karşılık verenlerin en hayırlısıdır. Gerçek şu ki, sen onları yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamaya çağırıyorsun. Fakat âhirete ve Hesap Günü’ne inanmayanlar, Allah adına yapılmakta olan bu davete inanmamak konusunda inatla direniyorlar. Başlarına bir sıkıntı geldiğinde ise hemen Bizden yardım istiyorlar. Merhamet edip sıkıntılarını giderecek olsak tekrar o nankör azgın ve kibirli hayatlarına geri dönerler. Nitekim Biz gerçeği inkâra kendilerini şartlandırmış olanları sıkıntı ve darlıklara uğratarak da denemiştik. Sıkıntılarını giderince de tevbe edip Rablerinin davetine yönelmediler. Vakti gelip Hesap Günü o çok zorlu azabımızın kapılarını açtığımızda, işte O Gün tüm umutlarını yitirip şaşırıp kalacaklar.

78

78 Ey insanlar! Allah sizlere görecek göz, işitecek kulak, anlayacak kalp (akıl) ve sayısız nimet vermişken hâlâ O’na şükredip yalnız O’nun Rabbiniz ve ilahınız olduğunu anlamayacak mısınız?

79

79 Sizleri yaratıp yeryüzüne yayan Allah’tır. Sonunda tekrar O’na döndürüleceksiniz ve O Gün size verdiği nimetlerle, kime ve neye göre yaşadığınızdan hesaba çekileceksiniz.

80

80 Size canı veren de, alan da Allah’tır. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi de, Allah’ın nizamının yasalarına bağlıdır. Allah yaratmış olduğu her şeyi, kurduğu mükemmel nizam ve yasalara bağlamışken size ne oluyor da Rabbinizin sizin için kurup, önerdiği nizam ve yasalardan yüz çeviriyorsunuz?

81-83

81-83 Müşrik ve kâfirler kendileri gibi inanıp yaşamış olan atalarının söylediği gibi, “Öldükten kemik yığını haline gelip toza, toprağa karıştıktan sonra mı yeniden diriltilip hesap verecekmişiz? Bunlar bizden önceki atalarımıza da söylenmişti. Demek ki bu tekrar diriltilip hesap verme tehdidi, eskilere de anlatılmış olan hikâyeden başka bir şey değil.” derler.

84-90

84-90 Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Yeryüzü ve orada olanlar kime aittir?” Onlar: “Elbette ki Allah’ındır.” diyecekler. O halde onları yoktan yaratıp var eden Allah’ın, öldükten sonra yeniden dirilteceğini neden düşünemiyorsunuz? Sonra da tekrar onlara de ki: “Yedi kat göklerin ve tüm kâinatın yaratıcısı, sahibi ve nizamlarını kurup yöneteni kimdir?” Yine, “Elbette ki Allah.” diyecekler. Bunun üzerine sen de onlara: “Madem bu gerçeğe inanıyorsunuz, o halde neden yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip de davetine yönelmeyi kabul etmiyor, O’na ortaklar koşuyorsunuz?” Onlara şunu da sor: “Göklerle yer ve arasında olanları rızıklandıran, koyduğu yasalarla koruyup, kollayan, fakat kendine karşı kimsenin korunup, kollanamayacağı kimdir?” Yine, “Elbette ki Allah.” diyecekler. De ki: “Peki o zaman niçin aklınızı kullanmayıp şeytanın tuzağına düşerek, onun kışkırtmasıyla, Allah size yetmezmiş gibi kendinize benzer yaratılmışların uydurduklarını hayat tarzı ediniyorsunuz? Hâlbuki Biz size Kur’an’ı gönderip yaratılış sebebinizi apaçık bildirmiştik. Buna rağmen onun içindekileri de yalan saydınız.”

91

91 Allah hiç kimseyi çocuk edinmemiştir ve Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Şayet O’ndan başka ilah olsaydı her ilah, yaratılmışlar üzerinde kendine göre nizam kurup, yasa yapmaya, birbirlerine üstünlük sağlamaya kalkar ve kâinatın düzeni alt üst olup, bozulurdu.

92

92 Allah her şeyin mutlak doğru olanını, görünen ve görünmeyen yüzünü bilendir ve kendisine ortak (şirk) koşulanlardan münezzehtir. O’nun her şeye gücü yeter, hiç kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur ve her şey O’na muhtaçtır.

93-96

93-96 Ey Peygamber! Sen şöyle dua et: “Rabbim! Davetinden yüz çevirenlere vadettiğin azap geldiğinde, beni bunların arasında bırakma.” Şüphesiz Biz onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını dünyada gerçekleştirmeyi dilersek, bunu sana göstermeye ve seni korumaya kâdiriz. Onlar ne söylerlerse söylesin ve ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de doğru olanı yapmaya davet et. Bundan dolayı saldırganlıklarına ve hakkında uydurup söylediklerine karşı en güzel şekilde karşılık ver. Biz onların neler uydurup, yakıştırdıklarını çok iyi biliyoruz.

97-98

97-98 De ki: “Ey Rabbim! Elçilik görevimi, hakkı ile yerine getirmeye çalışırken, şeytanın ve şeytan tabiatlı insanların vesvese ve telkinlerle aklımı karıştırmalarından Sana sığınırım. Rabbim onların bana yakınlaşıp kışkırtmalarından, bunaltıp yanıltmalarından da Sana sığınırım.”

99-100

99-100 Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamayı reddedenlerden herhangi birine ölüm gelip çatınca bu defa Bize şöyle yalvarıp yakarmaya başlar: “Rabbim beni hayata tekrar döndür de razı olacağın bir hayat yaşamaya başlayayım.” Hayır hayır, onun şimdi söylemek zorunda kaldığı bu sözler, çaresizliğinin ifadesinden başka bir şey değil, artık onların dünyaya dönmelerinin önünde aşılması imkânsız olan bir engel vardır. Tekrar diriltilip, dönüp gelecekleri yer âhirettir ve orada dünyada yaptıklarının karşılığını görecekler.

101-111

101-111 Kıyamet Günü gelip de Sûr’a üflenildiğinde, artık ne soyun sopun ne de başka bir yakınlığın ve dostluğun kimseye faydası dokunmayacaktır. O Gün aralarındaki bağlar yok olacak, kimsenin kimseyi soracak ya da görecek hali olmayacak, herkes hak ettiğinin karşılığını görmek üzere bir araya toplanacak, Allah’ı layıkıyla kavrayıp, davetine icabet edip, O’na karşı sorumluluklarını yerine getirenlerin salih amelleri terazilerinde ağır basacak. Böyleleri umduklarına kavuşup, mutlu olacaklar. Allah’ın kitapları ve peygamberleri ile yaptığı davetten yüz çevirenler, amellerinin tartıda hafif gelmesi ile hüsrana uğrayıp cehenneme sürüklenecekler. Cehennem ateşi de onların yüzlerini kavuracak, dudakları yanıp dökülecek, dişleri dışarıda acılar içinde kıvranıp duracaklar. O Gün Allah onlara şöyle diyecek “Âyetlerim sizlere okunup, tebliğ edilirken, onları yalan sayıp reddedenler sizler değil miydiniz?” Onlar da şöyle cevap verecekler: “Ey Rabbimiz! Kibrimizin, nankörlük ve azgınlığımızın kurbanı olduk. Bu yüzden daveti umursamadık. Ey Rabbimiz! Bizi bu ateşten çıkarıp bize bir fırsat daha ver. Eğer tekrar şirke ve küfre dönersek o zaman bizi kendine zulmeden zalimlerden, ebedî cehennemliklerden kıl.” Allah bu defa da onlara: “Siz hak ettiğiniz o azabın içinde devamlı kalacaksınız boşuna feryat edip durmayın, siz verilen nimetleri ve zamanı, yapılan uyarılara rağmen gerektiği gibi kullanmayıp, heder ettiniz. Hâlbuki sizin aranızda yaratılış sebebine uygun yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösterenler de vardı. Fakat siz onlarla alay edip dururken, onlar “Ey Rabbimiz! Biz Senin merhametine, şefkatine ve affına sığınıyoruz.” diye dua ediyorlardı. Ey müşrikler! Mü’minlerin imanları ile alay etmenin yanında, âyetlerimiz üzerinde düşünmeyi aklınıza bile getirmediniz. İşte Ben de bugün, mü’minleri sizin zulmünüze, alaycı tavırlarınıza karşı imanlarından taviz vermeden direnmeleri ve Rablerine güvenmelerinden dolayı cennet ile ödüllendiriyorum. Gerçek başarı, kazanç ve mutluluk budur.”

112-117

112-117 Allah cehennemdekilere, “Dünyada kaç yıl kadınız?” diye soracak onlarda: “Bir gün ya da daha az, fakat kesin olarak bilmiyoruz. Onu bugün aklı başında kalmış olan varsa ona sor.” diyecekler. Allah onlara: “Evet dünyada çok az kaldınız. Dünya hayatının geçici ve kısa olduğu ve sonunda bugünle karşılaşacağınız uyarısı yapıldığı halde önemini kavramadınız. Benim sizleri amaçsız boş yere yarattığımı mı sandınız?! Oysa huzuruma getirilip verilen nimetleri ve zamanı kullanış biçiminizden sorulacağınız da size apaçık bildirilmişti. Bugün artık Allah’tan başka gerçek Rab ve ilah olmadığını, boşuna değil de sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak üzere yaratılmış olduğunuzu ve yarattıkları üzerinde hükümdarlık makamının yalnızca Allah’a ait olduğunu anladınız.” Böylece Allah’la birlikte başka rab ve ilah edinmiş olanlar hak ettikleri azapla cezalandırılacaklar ve asla bundan kurtulamayacaklar.

118

118 Ey mü’minler! Sizler de, “Rabbim! Bizlere merhamet ve şefkatinle muamele et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” diye dua edin.

Scroll to Top