Mürselât Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

50

Mushaf (Kuran) Sırası

77

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

33

Sure Hakkında Bilgi

77
MÜRSELÂT SURESİ
GİRİŞ
Adı: Bu sure, adını birinci ayette geçen “murselât” kelimesinden almıştır.“Gönderilenler” anlamına gelen “el-mürselât” kelimesi ile başladığı için sure bu adı almıştır. Müfessirler, “gönderilenler”den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar yahut peygamberler yahut da Kur’an ayetleri olabileceğini belirtmişlerdir.)
Nüzul Zamanı: Surenin konusundan, Mekke döneminin başlarında nazil olduğu
anlaşılmaktadır. Bundan önceki iki sure olan Kıyamet ve Dehr Sureleri ile, sonraki iki sure
olan Nebe’ ve Naziat Surelerini birleştirerek okursak, Mürselât da dahil bütün bu
surelerin aynı dönemde nazil olduğu sonucuna varırız. Mürselât Suresi, aynı konuyu çeşitli
açılardan Mekke’lilerin zihinlerine yerleştirmek istemiştir.
Konu: Bu sure, kıyamet ve ahiretin varlığını ispat etmeyi esas alır. Ayrıca bu gerçekleri
inkar ya da ikrar edenlerin sonunun ne olacağı hakkında bilgi verilmektedir. İlk yedi ayette
rüzgarlara yemin edilmesi, Kur’an ve Hz. Muhammed’e (s.a) kıyamet hakkında verilen
bilginin gerçek olduğuna, bunun yanısıra kıyametin muhakkak vukubulacağına dikkat çekmek
içindir. Kıyametin gerçekleşmesinin delili, yeryüzünde hayret verici bir nizam kuran Kadiri Mutlak’ın bundan aciz olmadığıdır. Apaçık hikmete dayanan bu nizam, ahiretin muhakkak
gerçekleşeceğine şehadet etmektedir. Çünkü hikmet sahibi olan Allah, hiçbir şeyi
maksatsız ve abes yere yaratmaz. Eğer ahiret olmasaydı bütün kainat anlamsız olurdu.
Mekkeliler tekrar tekrar “kıyamet dediğin şeyi getir, ne zaman gelecek?” diyorlardı.
Kur’an, 8. ayetten 15. ayete kadar Mekkelilerin bu talebini zikretmeden, kıyametin bir
oyun olmadığını, dolayısıyla her maskaranın isteği ile hemen gerçekleşmeyeceğini
belirtmiştir.
Kıyamet günü, bütün insanlığın yaptıklarının ceza ve mükafat günüdür. Bu nedenle Allah
belli bir gün tayin etmiştir. O gün, ancak kararlaştırılmış anda gelecektir. Kıyamet günü ile
alay eden kafirler, o korkunç olayla karşılaştıklarında dehşete kapılacaklardır. O gün,
kıyamet hakkında kendilerine bilgi getiren ancak yalanlanan Rasuller, Allah’ın huzurunda
onların sonlarına şehadet edeceklerdir. O zaman kafirler sonlarını, felaketlerini kendi
elleriyle hazırlamış olduklarını bileceklerdir.
Kur’an, 16. ayetten 28. ayete kadar sürekli, kıyamet ve ahiretin vuku ve gerekliliği
hakkında deliller vermiştir. İnsanlığın doğuşu, tarihçesi ve üzerinde hayat sürdüğü
yeryüzünün mahiyeti, kıyametin geleceğine ve ahiretin vukuunun da mümkün olduğuna
şehadet etmektedir. Bu, Allah’ın hikmetinin gereğidir. İnsanlık tarihi, çeşitli milletlerin,
ahireti inkar ettikleri zaman bozguna uğradıklarına ve helak olduklarına şahittir. Buradan
şu anlamı çıkarmak mümkündür. Bir milletin tutumu ahiret inancına ters ise, o milletin
durumu, kör bir insanın dikkatsiz şekilde karşıdan gelen trene doğru koşması gibidir. Bu
insanın sonu nasıl olacaksa söz konusu milletin de sonu öyle olacaktır. İşte ahiret böyle bir
gerçekliktir. Ayrıca bu kainatta sadece tabiat kanunu (Phsical laws) geçerli değil, aynı
zamanda ahlâkî kanun da (moral laws) yürürlüktedir. Aslında bu dünyada da ceza ve
mükafaat gerçekleşebilir. Ancak bunun kendiliğinden ve mükemmel bir şekilde vukubulması
beklenemez. Bu nedenle, kainatın ahlâkî kanununun gereği olarak, iyilik ve kötülüğün gerçek
karşılığının verileceği ahiret olayının gelmesi gerekir. Dünyada bazıları mükafattan
mahrum kalmış ya da cezadan kurtulmuşsa bile sonradan adalet gerçekleşmelidir. Onun
için ölümden sonra bir hayat daha olmalıdır. Eğer bir kimse aklını tamamen kaybetmedi ise
ve ayrıca dünyadaki doğuşunu düşünürse, kendisini hakir bir nutfeden yaratarak
mükemmel hale getiren Allah’ın, insanı tekrar diriltmesinin imkanını inkar edemez.
Yaşantısını sürdürdüğünde ölümden sonra parçalarının kaybolacağı da düşünülemez. Çünkü
insanın bütün parçaları toprakta mevcuttur. Aynı toprağın hazinesinden vücut bulur,
gelişir, büyür ve sonunda yine toprağın bir parçası olarak geri döner. Onu ilk olarak bu
toprağın hazinesinden yaratan Allah, tekrar topraktan diriltmeye nasıl kadir olamaz?
İnsan eğer Allah’ın kudretini düşünürse bu gerçeği inkar edemez.
Yeryüzünde insana bazı yetkiler verilmesini ve bu yetkileri doğru ya da yanlış kullanımının
sonunda bir hesap vermesi gerektiğini hikmetle düşünse bu gerçeği inkar edemez. Çünkü
yaptıklarının karşılıksız bırakılması hikmete aykırıdır.
Bundan sonra, 28. ayetten 40’a kadar ahireti inkar edenlerin durumu; 41. ayetten 45.’e
kadar da sonlarını düzeltmek için gayret gösteren, fikir, akide, amel, yaşayış ve
karakterlerini kötülükten uzak tutan, bu dünyada ne kadar yararlı olursa olsun eğer
ahiretine zarar verecekse bu tür bir işten uzak duran iman ehlinin durumu açıklanmıştır.
Sonunda ahireti inkar edenlere, Allah’a itaat etmekten yüz çevirenlere; bu geçici dünyayı
kendilerine eğlence edinebilecekleri, ama sonlarının çok korkunç olacağı ikaz edilmiştir.
Söze, Kur’an’dan hidayet almayan bir kimseye bu dünyada hiçbir şeyin doğru yolu
gösteremeyeceği ile son verilmiştir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1. Andolsun, zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak​​ Peş peşe gönderilenlere, ardada inen ayetlere elçilere ve meleklere.​​ Allah’ın peş peşe gönderip yanlışı ortadan kaldırıp, doğruyu ikame edip yayan, hak ile bâtılı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren âyetlerine ve onları getiren meleklere,​​ Hakka çağıranlara yemin olsun ki;

2.​​ Ellerinde vahiy mesajları, bir rüzgâr gibi Şiddetle esip, her hayırlı hizmete koşturup​​ inkâr ve şirke ait bütün düşünceleri​​ kökünden koparıp savuranlara.​​ Onlar rüzgârların tohumları etrafa yaydığı gibi gerçekleri etrafa yayarlar. İnsanları gerçeklerle buluştururlar. Hidayetin tohumlarını akıllara kalplere ekerler.

3. Ardından hakikat prensiplerini, Rablerinin rahmetini, Allah'ın dinini hakikat ve hayırları​​ korkmadan ve yılmadan, dört bir yana​​ yaydıkça yayanlara.​​ İyiliği gerçekleri yeryüzünün her köşesine ulaştırmak için mücadele verenlere.

4. Doğru ile eğrinin, mü’minle münafığın​​ Hak ile batılın​​ arasını kesin​​ hatlarla,​​ ayırdıkça​​ ayıranlara.​​ Mutlak doğruları ve mutlu oluşumları topluma tanıtanlara.​​ 

5Ulaştıkları her yere​​ ve gelecek nesillere​​ hikmet dolu​​ Zikri, vahyi​​ ve​​ öğüt​​ olacak eserleri​​ bırakanlara.​​ Etraflarında olan hiçbir şey nedensiz değildir. İnsan düşünmez mi? Varlıklar arasında bilmedikleri bir denge mevcuttur. Yaratılış yasamızla biz onların bilemeyeceği nice kurallar doyduk. İnsan zanneder ki boşu boşuna dünyaya geldi. Hayır! Andolsun ki insanlara öğüt veren elçilerimiz, gönderdiğimiz ayetler; insanlara gerçeği açıklamaktadır.

6. Böylece bu öğüt ve hatırlatmalar hiç kimsenin “bilmiyordum, başka türlü sanıyordum” gibi bir bahanesi ve​​ mazereti​​ kalmasın​​ diye​​ veya​​ tebliğ edilenlere​​ uyarı içindir.​​ Bütün bunlar Allah’a yönelenleri arındırmak veya Allah’ın razı olmadığı işleri yapanları sakındırmak içindir.​​ İnsana ne oluyor ki? Öğüt alacakken isyan ediyor. Üstelik özür de dilemiyor.​​ 

7. Bütün Peygamberler ve onların mesajlarını her asırda insanlara duyurmak için gayret eden kadın erkek bütün Müslümanlar şahit olsunlar.​​ Şüphe yok ki,​​ ey insanlar​​ size vaat edilen​​ zalimlerin hezimeti, mü’minlerin zafer ve hâkimiyeti ve kıyamet haberi​​ mutlaka gerçekleşecektir.​​ Allah’ın, yanlışı gideren, doğruyu ikame edip yayan, doğru ile yanlışı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren kitaplarına ve onları getiren meleklere andolsun ki, size vadedilen Kıyamet günü mutlaka gelip çatacaktır.​​ Ne zaman mı? O’nu Allah bilir. Nasıl olacağına gelince onu da şöyle bildirir:

8. Kıyamet vakti gelip de​​ Yıldızların ışıkları​​ silinip karardığı,​​ söndürüldüğü zaman.

9. Gök yarılıp​​ parçalandığı​​ zaman,

10. Dağlar yerlerinden sökülüp savurulduğu​​ toz gibi ufalandığı, pamuk gibi atıldığı​​ zaman.​​ İşte o gün gelip çattığında yıldızlar sönecek, gök yarılacak, dağlar un ufak olup dağılacaktır.

11. Peygamberlerin​​ tebliğleri ile ilgili​​ ümmetlerine aleyhine veya lehine​​ şahitlik için,​​ herkesin İlahi mahkemeye çıkarıldığı belli bir vakitte​​ bir araya​​ getirildiği zaman​​ vaat edilen kıyâmet gerçekleşmiş olacaktır.​​ Resuller biz insanlara böyle bir din açıklamadık dedikleri anda insanlar kaybeder. Resullerin tebliğ ettiği dine uyanlar ise kazananlardır.

12.​​ Ey kâfirler, şimdi anladınız mı​​ bu​​ kıyametin ve​​ şahitliğin​​ gerçekleşmesi hangi güne​​ ve şimdiye kadar niye​​ ertelendi?​​ 

13Mü’mini müşrikten, haklıyı haksızdan ayıran ve mükâfata nail olanla cezaia müstahak olanların muhakeme ile ayırt edileceği karar günü yani​​ hüküm​​ günü​​ gelmiştir.​​ Bu hüküm gününden kurtuluş yoktur.

14. Resûlüm!​​ Sen​​ zıtların birbirinden ayrıldığı​​ Karar ve hüküm​​ gününün ne olduğunu bilir misin?​​ İşte bunlar Kıyamet Günü’nün hemen ardından Hesap Günü gerçekleşecek. Elbette birçoğunuz, uyarıldığınız Hesap Günü’nün önemini ancak O Gün anlarsınız.​​ 

15. Hüküm günü: Herkesin amel defterinin açıldığı, doğrunun yanlıştan, haklının haksızdan ayrıldığı gündür.​​ O gün,​​ kıyamet ve ahireti ve bütün bunları haber veren peygamberleri​​ inkâr edenlerin,​​ Dünya hayatında, bu gerçekle karşılaşacakları uyarısı yapıldığı halde, dikkate almayıp​​ yalanlayanların​​ ve ona hazırlık yapmayanların,​​ hayatı Allah’ın Rabliği ve ilahlığını örterek, kendi keyfî istekleri doğrultusunda yaşayanların​​ vay haline​​ ki onlar çok çekecekler.

16. Müşrikler hiç ibret almazlar mı? Biz bunlardan önce de​​ gerçeği yalanlayıp yok sayanları,​​ peygamberleri inkâr edenleri,​​ Âd, Semûd ve Firavun kavmi gibi​​ nice toplumları, nice ülkeleri​​ helâk etmedik mi?​​ İnkâr edenler uyarılarımıza gülüp geçiyor. Hâlbuki görmüyorlar mı? Arkalarında hesap günü kendilerine yarayacak hiçbir şey bırakmıyorlar. Hiç düşünmüyorlar mı? Açıklanan gerçekleri neyine güvenerek inkâr ediyorlar.

17. Eğer bu yaşanmış örneklerden ders almazlarsa,​​ inkârcı Kureyş gibi, ısrarla hakkı inkâr edenlerden​​ sonra​​ arkadan gelen​​ azgın ve sapkın​​ takipçilerini​​ de ekleyip​​ onların peşlerine takacağız​​ ve​​ cezalandıracağız. Şimdi, ey çağdaş kâfirler, sizin sonunuz onlarınkinden farklı mı olacak? Unutmayın ki sizden sonrakilere sizleri örnek göstereceğiz. İnkâr edenlerin haline bakın diyeceğiz. Sonraki nesillere sapkınlığınız, inkârınız, şımarıklığınız anlatılacak. Hiç birinizin kurtuluşu olmayacak!​​ ​​ 

18. İşte biz​​ uyarılarımıza karşı gelenlere, güç ve iktidar sahibi âsilere, günahkârlara​​ suçlulara böyle yaparız.​​ Zalimlerin hadlerini bildiririz.​​ Onlar kendi aralarında “Bize bir şey olmaz” derler. İnananlara karşı​​ gülüp geçerler. “Boş şeyler bunlar, dünyayı yaşamaya bakalım” derler. Böylece suçlarını sürekli artırırlar. Onların kıyameti gelince geri dönüşleri yoktur.​​ 

19. O gün,​​ bu hakikatleri “geçmişin masalları” diyerek​​ geçmişten ders almayan yalancıların, peygamberleri kitabı ve hesabı​​ yalanlayanların ,​​ Allah’ın davetinden yüz çevirip azaba müstahak olanların​​ vay haline!​​ Gör ki neler ederiz!

20. Ey inkârcılar topluluğu!​​ Sizi​​ dayanıksız​​ basit bir sudan​​ yani hakir gördüğünüz meni damlalarından​​ yaratmadık mı?​​ İndirdiğimiz gerçekleri yalanlayan insan hiç düşünmez mi? Bebeklikten kurtulup gücünüze ulaştığınızda kibrinizden yanınıza varılmıyor. Şımarıklık yaparak kendinizi bir şey zannediyorsunuz. Hâlbuki yaratıldığınız su dayanıksızdır, basittir.

21. Ardından onu​​ mükemmel şekilde korunup gelişimini tamamlayacağı​​ sağlam bir yer olan​​ ana rahmine​​ yerleştirdik​​ ve sakladık.​​ 

22.​​ Ve doğum için planlanan her geçen gün gelişip büyüyen bu cenini,​​ belli bir süreye kadar​​ rahimde muhafaza ettik.​​ Sizin yaratılışınızı basit bir sıvıdan başlatıp, önceden belirlediğimiz bir süreliğine annenizin karnında koruyup, geliştirerek nimetlerle donattık.

23.​​ Biz o insanı belli bir ölçüye göre yarattık.​​ Yaratılışın her aşamasını en ince ayrıntılarına varıncaya kadar hesapladık. İşte biz buna güç yetirdik. Biz ne güzel güç​​ yetireniz.​​ Bütün bunları ilim ve kudretimizle gerçekleştirdik.​​ Evet, yarattığımız her insanı 80-90 yıl kendiliğinden çalışacak harika bir fabrika gibi kurgulamaktayız. Bütün bunlara gücümüz yetmiştir. Elbette öldükten sonra sizi tekrar diriltiriz. Sizi yeniden diriltmeye de gücümüz yeter.

24. O gün​​ Allah’ın daveti, Kur'ân'ı, peygamberleri, öldükten sonra dirilmeyi, bunca açık mucizeleri,​​ yaratılışa ait bu muhteşem delilleri​​ inkâr edenlerin​​ yalanlayanların​​ Kıyamet Günü​​ vay haline!​​ 

25. Biz yeryüzünü​​ canlılar için​​ bir toplanma​​ ve barınma​​ yeri kılmadık mı?

26. Diriler ve ölüler için,​​ ebedi cenneti kazanma fırsatları sunmadık mı?​​ Yerin üstünü yaşayanlara, altını ölülere toplanma mekânı yapmadık mı?​​ 

27. Yeryüzünde yüksek sabit​​ sapasağlam​​ sarsılmaz​​ dağlar var etmedik mi?​​ O dağların bir kısmını su deposu yaptık​​ ve​​ oradan​​ size tatlı bir su içirmedik mi?​​ 

28. O gün,​​ bu mükemmel nizamdan yararlanmasına rağmen, Allah’ın insana önerdiği nizamdan yüz çevirenlerin,​​ bütün​​ bu nimetleri, kıyâmeti Kur’an’ı ve kulluk sorumluluklarını​​ şükretmeyip​​ yalanlayanların vay haline!

29. O gün inkârcılara,​​ Dünya hayatlarında Allah’ın davetini kabul etmeyip, Allah’tan başka ilahlar edinerek yaşamış olanlara, şöyle denilecek: “Ey kâfirler! Haydi o​​ Baştan beri​​ Yalanlamakta olduğunuz​​ cehennem​​ azabına doğru gidin.​​ Ve ahiretin gerçek olduğunu anlayın.

30. Oraya gittiğinizde ilk arayacağınız bir gölgelik olacak.​​ Haydi kâfirler, zalimler ve münafık kimseler için hazırlanmış, kapkara bulutlar gibi aldatıcı,​​ Üç​​ kola ayrılmış bir gölgeye​​ yani azap ve alev bölgesine​​ gidin.​​ Uyarılmanıza rağmen, yalan saymanızın bedeli olarak yürüyün bakalım şu uzaktan gördüğünüz boğucu, kara dumanları yükselen üçe ayrılmış cehenneme.” denilecek.​​ 

31. Ki orası öyle bir duman ki​​ O ne gölge verir​​ ne serinletir​​ ne de alevden​​ ateşten​​ korur.​​ Gölge vermez, aleve karşı bir fayda etmez

32. Şüphesiz o​​ kocaman yanan​​ ateş​​ etrafa​​ saray​​ büyüklüğü​​ gibi​​ devasa​​ kıvılcımlar saçar. Gölgeliklerden cehennem kıvılcımları yükselir. Siz onları sarayların ışıltısı zannedersiniz.”

33. O​​ alevler ve​​ kıvılcım sanki​​ çıldırmış​​ hurma kütükleri, sürü halinde​​ havada iz bırakan​​ sapsarı halat​​ gibidir.​​ 

34. O gün,​​ cehennemle uyarılmış olmalarına rağmen aklını kullanmamış olanların,​​ hesap gününü, Kur’an’ı, peygamberleri ve onların yoluna çağıranları​​ yalanlayanların vay haline!

35. Bu, onların​​ hakka karşı direnenlerin​​ ateşi görür görmez korkudan yalan​​ konuşamayacakları​​ ve​​ dillerinin tutulduğu​​ bir gündür.​​ Bugün, kâfirlerin mantıklı bir cevap vermek için konuşacak söz bulamayacakları bir gündür. Hesap günü sadece gerçekleri söylemeniz emredilmiştir. Aklınız kalbiniz yalan söylemek istese de diliniz yalana dönmez. Dünya hayatında yaşadığınız bütün gerçekleri kendi diliniz söyleyecektir.​​ 

36. Son pişmanlığın fayda vermediği​​ için​​ kendilerine izin verilmez ki​​ sözde yalan yanlış​​ özür bildirsinler.​​ Peygamberlerin Allah adına yaptıkları daveti reddedip inanmayanlara, “Bugün bedel ödeme günüdür.” denilip af dilemek için konuşmalarına da izin verilmeyecektir.​​ Çünkü burası dünya değil. Dünyadaki her yalanınız, her bahaneniz sapsarı ateşten halatlar olarak sizi yakalar.​​ 

37. Hesap​​ günü​​ ayetlerimizi​​ inkâr edenlerin, dünyada İslam ahkâmını ve ahiret hesabını​​ yalanlayanların vay haline!

38.​​ Rabbimiz buyuracak: İşte bu​​ haklı ile haksızın ayırt edileceği, bütün ihtilafların, anlaşmazlıkların nihai karara bağlanacağı ve ilâhî adâletin tüm ihtişamıyla tecelli edeceği​​ hüküm​​ ve Karar​​ günüdür.​​ Bugün,​​ hiçbir pişmanlığın fayda vermeyeceği,​​ gelip geçmiş tüm müşrik ve kâfirlerin bir araya toplandığı gündür.​​ Sizi ve​​ önceki ümmetlerden olan​​ öncekileri​​ bütün bir hayatın hesabını vermek için​​ bu​​ mahkemede​​ bir araya​​ toplamışızdır.​​ Adil bir yargılama yapılacak, kimse elimizden kurtulamayacaktır. İşte o gün! İnkâr edenlerle iman edenler, yalancılarla dürüstler ayrılır. Zalimler mazlumlardan ayrılacaktır. Her mazlumun hakkı zalimlerden tek tek alınacaktır.

39. O Gün,​​ Allah, kâfirlerin ne kadar âciz bir durumda olduklarını, kendilerine göstermek üzere​​ şöyle​​ buyurur:​​ Dünyada başınızın sıkıştığı her yerde ayak oyunları ile paçayı kurtarıyordunuz.​​ Haydi ey kâfirler ve zalimler, dünyadayken mazlumları kandırmak ve İslâm’ın sesini susturmak için bin bir türlü entrikalarla zulüm ve haksızlıkları mazur göstermeye çalışan sizler.​​ Eğer​​ azabımdan ve bu mahkemeden de yakanızı kurtulmak için yapacağınız​​ bir hileniz,​​ bir kurtuluş planınız​​ varsa haydi​​ hiç durmayın hemen​​ bana hile yapın​​ da azaptan kurtulun da görelim bakalım.​​ Hak ettiğiniz bu azaptan kurtulabilmek için bütün gücünüzü ortaya koyun bakalım, faydası olacak mı?​​ 

40. O gün,​​ hakikatleri, Dünya’da iken Kur’an’ın hüküm ve haberlerini, Resulullah’ın öğüt ve öğretilerini​​ gerçekleri​​ yalanlayanların vay haline!

41. Davet edildikleri yaratılış sebepleri olan Allah merkezli hayat nizamına iman edip onu yaşamak üzere bütün güçleriyle gayret edenlere gelince.​​ Şüphesiz​​ Allah'a sığınıp, günahlardan arınıp azaptan korunanlar, yaşamını Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına göre kuranlar,​​ dürüst ve erdemli bir hayat yaşayarak kötülüklerden sakınmaya çalışan​​ takva sahipleri​​ ise cennetlerdeki serin​​ gölgelerde ve pınar başlarındadırlar​​ Onlar Allah’ın emrettiği tevhit ilkesinden asla sapmamışlardır ve hayatlarını dünyaya satmamışlardır. Dünyalıklara dalıp siyasi, ekonomik, sosyal çıkar peşinde koşmamışlardır. Allah’ın yasalarıyla hayatlarını yaşamak için onurlu bir şekilde mücadele vermişlerdir.​​ 

42. Ve canlarının çektiği meyveleri hazır bulacaklardır.​​ Canlarının çektiği her türlü nimetlerin içinde olacakları bir hayatla ödüllendirecek ve onlara, “Bunlar dünya hayatınızdaki amellerinize karşılık Rabbinizin ikramıdır.” denilecek.​​ 

43. Onlar, artık Allah’ın ebedi misafirleridir. Ev sahibi Allah tarafından​​ bu cennetliklere şöyle denilir: Dünyada iken​​ Yapmakta olduklarınıza,​​ bilinçli ve sâlih amellere​​ karşılık​​ bugün dilediğiniz yerde, dilediğiniz kadar​​ afiyetle yiyin ve için​​ denilecektir.​​ Onlara; “Dünya hayatında kötülük etmediniz. Rabbinize isyan etmediniz. Tüm olumsuz şartlarda, üstelik her türlü zorluklara karşı çıkarak, Rabbinize inandınız, kurallarına uydunuz, yasalarına göre hayat yaşadınız. İnanmayanlar ve riyakârlar sizlerle alay ederken, sizler onları dinlemediniz. Bugün sizlere Rabbiniz cevap veriyor. Sizler Rabbinizin ebedi konuklarısınız. Burada Rabbinizin nimetlerinde sınır yoktur!” denilir.

44. Elbette​​ İşte biz iyilik edenleri,​​ iman edip, salih amel işleyen ihlâslı kullarımızı,​​ Rabbine inanıp emirlerimizi yerine getirenleri, Rabbinin yasalarına göre hayatını yaşayan Müslümanları​​ böyle mükâfatlandırırız.

45. O gün,​​ dünyada bu âyetleri duyduğu halde​​ Kur’an’ın hüküm ve haberlerini ve Hakk davetçilerini, cennet nimetlerini​​ yalanlayanların,​​ bu gerçek karşısında yalana sarılanların​​ vay haline!

46.​​ Ey​​ gerçeğe davetten yüz çevirenler,​​ kitabı ve peygamberleri yalan sayıp, inkâr edenler!​​ Cehennemi hak etmiş kimseler olarak​​ şu geçici​​ dünya hayatının nimetlerinden​​ şimdilik​​ yiyin ve biraz​​ daha​​ sefa sürüp yararlanın. Gerçek şu ki​​ ne yaparsanız yapın, bir gün mutlaka ölecek ve her nimetin hesabını vereceksiniz. Eğer bu dünyada günahlarınıza tövbe etmezseniz, ahirette onların cezasını çekeceksiniz. Çünkü​​ sizler​​ günahkâr​​ suçlularsınız​​ ve yakında göreceksiniz. İşte biz; azgınlara, gerçekleri yalanlayanlara, yeryüzünde yaşamak için az bir süre verdik. Onlar dünya hayatı çok uzun sanıyorlar. Yaşadıkları hayatın gerisine baksınlar, ne görecekler? Yaşayacakları hayat onlara çok mu geliyor? Onların ahirette yaşayacağı hayatın yanında dünya hayatının adı bile anılmaz. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi kullanıyorlar. Sanıyorlar ki yaptıkları her kötülük yanlarına kalacaktır. Bırak onlar öyle sansınlar. Bugüne kadar yalanlarıyla oyalanıp kandıkları gibi, bundan sonrada oyalanıp kendilerini kandırsınlar.

47. O gün,​​ bunca uyarıya rağmen yanlışta ısrar edenlerin,​​ lütuf ve nimetlerimi,​​ ölüm sonrası dirilişi​​ yalanlayanların​​ tövbe etmeden gelenlerin​​ vay haline!

48. Ahiretteki akıbetlerini gösteren bu âyetlerden sonra​​ onlara: "​​ dünyada “Gelin Allah’ın davetine boyun eğip teslim olun​​ Rükû edin.​​ Şirk koşmaksızın, yalnızca Allah'a ve tevhide yönelin,​​ henüz fırsat varken, iman edenlerle birlikte siz de Allah’a iman edin O’nun huzurunda saygıyla eğilenlerle birlikte siz de eğilin​​ dendiğinde​​ buna yanaşmaz ve​​ rükû edip​​ eğilmezler.​​ Hakka ve tevhide yönelmezler, itaat etmezler, saygı göstermezler, eğilmeyi gururlarına yediremezler. İslam’ın hükümlerine boyun eğmezler. Biz onlara demiştik ki; “Sadece Allah’ın huzurunda eğilin! Allah’ın yasaları bütün yasalardan üstündür. Allah’ın üstünlüğünü kabul edin. Başkaldırıp isyan etmeyin ve İnkâr etmeyin” Önünde eğilmek için güçlü arıyorsan, yaratılan varlıkların hiçbiri Allah’tan güçlü değildir. İnkârlarıyla azdılar, şımardılar. Kendileri gibi insanların yaptıkları yasaların önünde eğildiler. İnsanların yasalarını baş tacı yaptılar. Böyle yaparak yasa koyan insanları ilahlaştırıp onlara taptılar. Hâlbuki ilahlaştırıp taptıkları bizim yarattığımız, kendileri gibi aciz, eksik insanlardı.

49. O gün,​​ kıyameti, ahireti ve Kur’ani hakikatleri, Allah'ın hükümlerini,​​ kibirleri nedeniyle yapılan bütün uyarıları​​ yalanlayanların vay haline!

50.​​ Bu müşrik ve kâfirler,​​ sözlerin en güzeli Kur’an varken, o sözleri en güzel şekilde hayata geçirmiş bir Peygamber örneği varken, bu hakikatleri yalan sayan inkârcılar,​​ hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan bu ayetlere inanmıyorlarsa,​​ Artık​​ Allah’ın Kur’an ile bildirdiği âyetlerden başka hangi söze inanacaklar​​ ve huzura erecekler.​​ 

 

1-14

MEAL

1. Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,

2. Şiddetle esip savuranlara,

3. Yaydıkça yayanlara,

4. (Hak ile batılı kesin) bir ayırım ile ayıranlara,

5. Zikri (vahyi) bırakanlara,

6. Mazeret veya uyarı için.

7. Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.

8. Yıldızlar(ın ışıkları) söndürüldüğü zaman,

9. Gök yarıldığı zaman,

10. Dağlar yerlerinden sökülüp savurulduğu zaman,

11. Peygamberler (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman.

12. (Bu) hangi gün için ertelenmişti?

13. Ayırım (hüküm) günü için.

14. Sen ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?

MUSTAFA ÇEVİK

1-14 Allah’ın peş peşe gönderip yanlışı ortadan kaldırıp, doğruyu ikame edip yayan, hak ile bâtılı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren âyetlerine ve onları getiren meleklere andolsun ki, size vadedilen Son Saat mutlaka gelip çatacaktır. İşte O Gün gelip çattığında yıldızlar sönecek, gök yarılacak, dağlar un ufak olup dağılacak. Peygamberler de toplumları için şahitlik etmek üzere bir araya getirilecek. O Günün nasıl bir gün olduğunu ve zamanını siz nereden bileceksiniz? İşte bunlar Son Saat’in ardından Hesap Günü gerçekleşecek. Elbette birçoğunuz, uyarıldığınız Hesap Günü’nün önemini ancak O Gün anlarsınız

MEAL AÇIKLAMASI

1. Andolsun birbiri ardınca ve iyilik amacıyla meşrû görevlerle gönderilenlere, elçilere, zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak gönderilenlere, rüzgarlara veya rüzgarlar misali Allah yolunda peş peşe akıp gidenlere, artarda inen ayetlere, Allah sözüne. Her müslüman, böyle bir görevle görevlendirilmiştir ama hepsi bunu yapmaz. Uyarıcılara, Allah’ın peş peşe gönderip yanlışı ortadan kaldırıp, doğruyu ikame edip yayan, hak ile bâtılı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren âyetlerine ve onları getiren meleklere Hakka çağırıcılara yemin olsun ki;

2. Ellerinde vahiy mesajları, bir rüzgâr gibi Şiddetle esip sert ve çetin rüzgârlar gibi, her hayırlı hizmete koşturup, şeytani odakları ve münafıkları kökünden koparıp inkâr ve şirke ait bütün düşünceleri kökünden koparıp savuranlara. Onlar rüzgârların tohumları etrafa yaydığı gibi gerçekleri etrafa yayarlar. İnsanları gerçeklerle buluştururlar. Hidayetin tohumlarını akıllara kalplere ekerler.

3.  Ardından hakikat prensiplerini ve huzur projelerini, neşriyat yoluyla, hakikat ve hayırları korkmadan ve yılmadan Rablerinin rahmetini, İlahi mesajı, Allah’ın dinini Bu mesajları, korkmadan, yılmadan, dört bir yana Yaydıkça yayanlara, iyiliği Gerçekleri yeryüzünün her köşesine ulaştırmak için mücadele verenlere,

4. Doğru ile eğriyi, Hak ile batılın arasını kesin hatlarla rahatının ve menfaatinin kölesi ve nefsani arzularının esiri olanlardan uzaklaşıp, Hakkı bâtıldan, sadıkı sahtekârdan, mü’mini münafıktan çok kesin ve keskin biçimde ayırdıkça ayıranlara. Mutlak doğruları ve mutlu oluşumları topluma tanıtanlara, Gönderdiğimiz gerçeklerle yalanları ayırırlar. İnsanların yalan üzerine kurdukları hayatlarını düşüncelerini davranışlarını gerçeklerle karşılaştırırlar.

5Ulaştıkları her yere Ve gelecek nesillere hikmet dolu Zikri, vahyi ve öğüt olacak eserler bırakanlara. Onlar insanlara güzel öğütler vererek yaşamlarına anlam kazandırırlar. İnsanlara yaratılış amacını anlatırlar. Hâlbuki insan dünyaya nedensiz geldiğini zanneder. Bu inancını kendine yol edinir. Onlar görmüyorlar mı? Etraflarında olan hiçbir şey nedensiz değildir. Her yarattığımız varlık birbirini tamamlar. İnsan düşünmez mi? Yarattığımız her varlık birbirine bağlıdır. Varlıklar arasında bilmedikleri bir denge mevcuttur. Yaratılış yasamızla biz onların bilemeyeceği nice kurallar doyduk. Yasalarımızla birbirine bağladık. İnsan zanneder ki öylesine boşu boşuna dünyaya geldi. Amaçsız nedensiz yaşamını sürdürüp gidecektir. Hayır! Andolsun ki insanlara öğüt veren elçilerimiz, gönderdiğimiz ayetler; insanlara gerçeği açıklamaktadır.

6. Böylece bu öğüt ve hatırlatmalar hiç kimsenin “bilmiyordum, başka türlü sanıyordum” gibi bir bahanesi ve mazereti kalmasın diye veya tebliğ edilenlere uyarı için. İnsana ne oluyor ki? Öğüt alacakken isyan ediyor. Üstelik özür de dilemiyor. Allah’a yönelenleri Arındırmak veya Allah’ın razı olmadığı işleri yapanları sakındırmak için yapan, bütün Peygamberler ve onların mesajlarını her asırda insanlara duyurmak için gayret eden kadın erkek bütün Müslümanlar şahit olsunlar ki;

7. Şüphe yok ki, ey insanlar size vaat edilen zalimlerin hezimeti, mü’min ve müstaz’afların zafer ve hâkimiyeti ve kıyamet haberi, ceza ve hesap gibi tehditler mutlaka gerçekleşecektir. Allah’ın, yanlışı gideren, doğruyu ikame edip yayan, doğru ile yanlışı ayıran, öğüt ve uyarılar içeren kitaplarına ve onları getiren meleklere andolsun ki, size vaad edilen Kıyamet günü mutlaka gelip çatacak. Öğüt almayan insan bilsin ki ayetlerimizle neyi açıklıyorsak hepsi gerçekleşecektir. Onlara ölümden sonra hayat olduğunu göstereceğiz. Hesaba çekeceğimiz gün şaşırmasınlar. İsyanları yüzünden cezalandırıldıklarında bu nereden çıktı demesinler. Onları yeterince uyarıyoruz. Bu Rabbinizden kesin bir uyarıdır. Onların kendi kendilerine; bizim kalbimizde hiçbir kötülük yok, ahiret hayatı olsa da Allah bizi affeder demeleri onları kurtarmaz. Rabbin sadece kalbin temizliğine değil, haramlardan uzaklaşarak emirlerimizi yerine getirenlere değer verir. Rabbin yasalarına göre hayat yaşayanlara değer verir. Kaldı ki insanın yaşamı kalbinin aynasıdır. Yaşamını haramlarla kirletmiş insanların kalbi temiz olmaz. Bilsinler ki onların inkâr ettiği kıyamet mutlaka gelecektir. Arkasından hesap için mizan kurulacak! Bütün insanlar dünya hayatından hesaba çekilecektir. Ne zaman mı? O’nu Allah bilir. Nasıl olacağına gelince onu da şöyle bildirir

8. Yıldızların ışıkları silinip karardığı, söndürüldüğü zaman, Kıyamet vakti geldiğinde yıldızların ışığı sönecek!

9. Gök yarılıp parçalandığızaman,

10. Dağlar kökünden, yerlerinden sökülüp savurulduğu toz gibi ufalandığı, pamuk gibi atıldığı zaman, İşte o gün gelip çattığında yıldızlar sönecek, gök yarılacak, dağlar un ufak olup dağılacak.

11. Peygamberler ümmetlerine tebliğleri ile ilgili aleyhine veya lehine şahitlik için, herkesin İlahi mahkemeye çıkarıldığıbelli bir vakitte bir araya getirildiği zaman vaat edilen kıyâmet gerçekleşmiş olacak. Resuller şahitlik için huzura çağrılacak! Kim hangi Resule inanıyorsa, kim hangi Resulü inkâr ediyorsa, Resuller onlara şahitlik edecek! İslam olarak ne söylediler, neyi örneklediler! Resuller insanların İslam diye inandıklarına şahitlik yapacaklar! Müslümanız diye yaptıklarına şahitlik yapacaklar! Resuller biz insanlara böyle bir din açıklamadık dedikleri anda insanlar kaybeder. Resullerin tebliğ ettiği dine uyanlar kazanır.

12. Ey kâfirler, şimdi anladınız mı bu kıyamet: Bu şahitlik hangi gün için ve şimdiye kadar niye ertelenmişti? Şimdilik hesap gününü erteledik. İnsanlara fırsat verdik. Verdiğimiz fırsatı değerlendiremediler. İşte o gün ertelenen gündür. Onlar ertelediğimiz için hesap gününü yok zannettiler. Öylesine yaşayıp öleceklerine inandılar. Tekrar diriltileceklerine inanmadılar. Hâlbuki onlara rüzgârlarımızdan örnekler verdik. Rüzgârların tohumları, polenleri nasıl taşıdığından, doğanın tekrar diriltilmesinde nasıl pay sahibi olduğundan söz ettik. Akıl etmediler. Düşünmediler. Yaptıkları sadece inkârdı.

13Mü’mini müşrikten, haklıyı haksızdan ayıran, Ayırım yani hüküm yani mükâfata nail olanla cezaya müstahak olanların muhakeme ile ayırt edileceği günü için. Hüküm gününden kurtuluş yoktur.

14. Resûlüm! Sen Karar hükümve ayırım gününün ne olduğunu bilir misin? İşte bunlar Kıyamet Günü’nün hemen ardından Hesap Günü gerçekleşecek. Elbette birçoğunuz, uyarıldığınız Hesap Günü’nün önemini ancak O Gün anlarsınız. Senin hak davetini kabul etmeyenlerin durumunun ne olduğunu biz sana bildirmesek, sen şimdi nereden bileceksin. Muhakeme günü ne büyük, çok büyük çok korkunç bir gündür!

15-19

MEAL

15. O gün, yalanlayanların vay haline!

16. Biz öncekileri helâk etmedik mi?

17. Sonra geride kalanları da onların peşlerine takacağız.

18. İşte biz suçlulara böyle yaparız.

19. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

15-19 Dünya hayatında, bu gerçekle karşılaşacakları uyarısı yapıldığı halde, dikkate almayıp yalan sayan ve hayatı Allah’ın Rabliği ve ilahlığını örterek, kendi keyfî istekleri doğrultusunda yaşayanların O Gün vay haline! Biz bunlardan önce de gerçeği yalanlayıp yok sayanları helak ettik, onlardan sonra gelen takipçilerini de aynı akıbete uğratacağız. Allah’ın davetinden yüz çevirip azaba müstahak olanların O Gün vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

15. Hüküm günü: Herkesin amel defterinin açıldığı, doğrunun yanlıştan, haklının haksızdan ayrıldığı gündür. O gün, kıyamet ve ahireti ve bütün bunları haber veren peygamberleri inkâr edenlerin, Dünya hayatında, bu gerçekle karşılaşacakları uyarısı yapıldığı halde, dikkate almayıp yalanlayanların ve ona hazırlık yapmayanların, hayatı Allah’ın Rabliği ve ilahlığını örterek, kendi keyfî istekleri doğrultusunda yaşayanların vay haline ki çok çekecekler.

16. Müşrikler hiç ibret almazlar mı? Biz bunlardan önce de peygamberleri inkâr ve isyan edenleri, Âd, Semûd ve Firavun kavmi gibi nice toplumları, nice ülkeleri gerçeği yalanlayıp yok sayanları helâk etmedik mi? İnkâr edenler uyarılarımıza gülüp geçiyor. Hâlbuki görmüyorlar mı? Etraflarında nice nesiller ölüp gidiyor. Arkalarında hesap günü kendilerine yarayacak hiçbir şey bırakmıyorlar. Görmüyorlar mı? İnsan yaşlandıkça gücünü kaybediyor! Yaşlanmasına engel olamıyor. Hiç düşünmüyorlar mı? Açıklanan gerçekleri neyine güvenerek inkâr ediyor?

17. Eğer bu yaşanmış örneklerden ders almazlarsa, Kendilerinden Sonra inkârcı Kureyş gibi, ısrarla hakkı inkâr eden onlardan sonra Arkadan gelen takipçilerini azgın ve sapkın kimseleri de ekleyip onların peşlerine takacağız. Şimdi, ey çağdaş kâfirler, sizin sonunuz onlarınkinden farklı mı olacak? Unutmayın ki sizden sonrakilere sizleri örnek göstereceğiz. İnkâr edenlerin haline bakın diyeceğiz. Sonraki nesillere sapkınlığınız, inkârınız, şımarıklığınız anlatılacak! İyi insanlar olarak değil kötü insanlar olarak örnek kılınacaksınız. İnkâr edenler olarak sizleri de sizden öncekileri de, sizden sonrakileri de birbirinin arkasına takarak cezalandıracağız. Hiç birinizin kurtuluşu olmayacak!

18. İşte biz İslâm’a planlı cephe alarak, Müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilere, günahkârlara suçlulara böyle yaparız, zalimlerin hadlerini bildiririz. Yeryüzünde yaşarken uyarılarımıza karşı gelenlere böyle yaparız. Onlar kendi aralarında “Bize bir şey olmaz!” derler. İnananlara karşı gülüp geçerler. “Boş şeyler bunlar, dünyayı yaşamaya bakalım!” derler. “Biz kefiliz! Ne size ne bize bir şey olmayacak!” derler. Böylece suçlarını sürekli artırırlar. Biz de onları kıyamete yaklaştırırız. Onların kıyameti gelince geri dönüşleri yoktur. Onlar şöyle mi zannediyor? Her insanın başına mutlaka dünyayı yok eden kıyamet gelecek! Hayır! Dünyanın sonu gelmeden ölen herkesin kıyameti ölümünden ibarettir. İnsanın ölümü gelince dünyasının sonu gelmiştir.

19. O gün, bu hakikatleri “geçmişin masalları” diyerek geçmişten ders almayan yalancıların, peygamberleri, kitabı ve hesabı yalanlayanların Allah’ın davetinden yüz çevirip azaba müstahak olanların vay haline! Gör ki neler ederiz!

20-24

MEAL

20. Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?

21. Ardından onu sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

22. Belli bir süreye kadar.

23. İşte biz (buna) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetireniz.

24. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

20-24 Sizin yaratılışınızı basit bir sıvıdan başlatıp, önceden belirlediğimiz bir süreliğine annenizin karnında koruyup, geliştirerek nimetlerle donattık. Bütün bunları ilim ve kudretimizle gerçekleştirdik. Buna şahit olmasına rağmen Allah’ın daveti hayat tarzını inkâr edenlerin Kıyamet Günü vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

20. Ey inkârcılar topluluğu! Sizi dayanıksız basit, değersiz bir sudan yani hakir görülen meni damlalarından yaratmadık mı? Hangi cesaretle yalanlamaya kalkışıyorsunuz? İndirdiğimiz gerçekleri yalanlayan insan hiç düşünmez mi? Sizi aşağıladığınız bir sudan yaratmadık mı? Yaratıldığınız suyu gördüğünüzde yüzünüzü ekşitiyorsunuz. Bebeklikten kurtulup gücünüze ulaştığınızda kibrinizden yanınıza varılmıyor. Şımarıklık, densizlik yaparak kendinizi bir şey zannediyorsunuz. Hâlbuki yaratıldığınız su dayanıksızdır, basittir.

21. Ardından onu mükemmel şekilde korunup gelişimini tamamlayacağı sağlam bir yer olan ana rahmine yerleştirdik ve sakladık. Bunu yaparken erkek ile kadın arasında sevgi yarattık.

22. Ve doğum için planlanan her geçen gün gelişip büyüyen bu cenini, Belli bir süreye kadar rahimde muhafaza ettik, yaratılışınızı biçimlendirip ayarladık. Sizin yaratılışınızı basit bir sıvıdan başlatıp, önceden belirlediğimiz bir süreliğine annenizin karnında koruyup, geliştirerek nimetlerle donattık.

23. Biz o insanı belli bir ölçüye göre yarattık. Yaratılışın her aşamasını en ince ayrıntılarına varıncaya kadar ölçüp ayarladık. İşte biz buna takdir ettik, güç yetirdik. Biz ne güzel kâdiriz! güç yetireniz. Bütün bunları ilim ve kudretimizle gerçekleştirdik. Evet, yarattığımız her insanı 80-90 yıl kendiliğinden çalışacak harika bir fabrika gibi kurgulamaktayız. Bütün bunlara gücümüz yetmiştir. Elbette öldükten sonra sizi tekrar diriltiriz. Sizi yeniden diriltmeye de gücümüz yeter.

24. O gün, Allah’ın daveti hayat tarzını, Kur’ân’ı, peygamberleri, hesabı, hayra çağıranları, öldükten sonra dirilmeyi, bunca açık mucizeleri, yaratılışa ait bu muhteşem delilleri inkâr edenlerin yalanlayanların Kıyamet Günü vay haline! Vakit, yalanladığınız azap gününe bizzat şahit olma günüdür!

25-28

MEAL

25. Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?

26. Diriler ve ölüler için.

27. Orada yüksek sabit dağlar var etmedik mi ve size tatlı bir su içirmedik mi?

28. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

25-28 Biz yeryüzünü dirileriniz ve ölüleriniz için toplanma yeri olarak düzenledik. Onun üzerine sağlam, sarsılmaz dağlar yerleştirip, içmeniz için tatlı sular yarattık. Bu mükemmel nizamdan yararlanmasına rağmen, Allah’ın insana önerdiği nizamdan yüz çevirenin O Gün vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

25. Biz yeryüzünü canlılar için bir toplanma ve barınma yeri kılmadık mı?

26. Diriler ve ölüler için, ebedi cenneti kazanma fırsatları sunmadık mı? Yerin üstünü yaşayanlara, altını ölülere toplanma mekânı yapmadık mı? Uygun bir mekân şeklinde hazırlamadık mı?

27. Yeryüzünde yüksek sabit sapasağlam dağlar var etmedik mi o dağların bir kısmını su deposu yaptık ve oradan size tatlı bir su içirmedik mi? Onun üzerine sağlam, sarsılmaz dağlar yerleştirip, içmeniz için tatlı sular yarattık.

28. O gün, Bu mükemmel nizamdan yararlanmasına rağmen, Allah’ın insana önerdiği nizamdan yüz çevirenlerin, Bütün bu nimetleri, kıyâmeti Kur’an’ı ve kulluk sorumluluklarını yalanlayanların şükretmeyenlerin vay haline!

29-30

MEAL

29. Yalanlamakta olduğunuz (azab)a doğru gidin.

30. Üç kola ayrılmış bir gölgeye gidin.

MUSTAFA ÇEVİK

29-30 Dünya hayatlarında Allah’ın davetini kabul etmeyip, Allah’tan başka ilahlar edinerek yaşamış olanlara, Kıyamet günü, “Uyarılmanıza rağmen, yalan saymanızın bedeli olarak yürüyün bakalım şu uzaktan gördüğünüz boğucu, kara dumanları yükselen üçe ayrılmış cehenneme.” denilecek.

MEAL AÇIKLAMASI

29. O gün inkârcılara, Dünya hayatlarında Allah’ın davetini kabul etmeyip, Allah’tan başka ilahlar edinerek yaşamış olanlara, şöyle denilecek: “Ey kâfirler! Haydi o Baştan beri Yalanlamakta olduğunuz azaba cehenneme doğru gidin. Ve ahiretin gerçek olduğunu anlayın.

30. Oraya gittiğinizde ilk arayacağınız bir gölgelik olacak. Haydi, kâfirler, zalimler ve münafık kimseler için hazırlanmış, kapkara bulutlar gibi aldatıcı, Üç kola ayrılmış bir gölgeye yani azap ve alev bölgesine gidin. Uyarılmanıza rağmen, yalan saymanızın bedeli olarak yürüyün bakalım şu uzaktan gördüğünüz boğucu, kara dumanları yükselen üçe ayrılmış cehenneme.” denilecek. Cehenneme atılın ve katlanın. Haydi! Cehennem alevinden korunmak için gölgeliklere gidin! Gideceğiniz gölgelikler üç kısma ayrılır.”

31-34

MEAL

31. O ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

32. Şüphesiz o (ateş) saray gibi kıvılcım(lar) atar.

33. O (kıvılcım) sanki sarı develer gibidir.

34. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

31-34 Ateşten koruyacak hiçbir gölgeliği olmayan ve hurma kütükleri gibi kor haline gelmiş kıvılcımlar saçan cehennemle uyarılmış olmalarına rağmen aklını kullanmamış olanların O Gün vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

31. Ki orası Öyle bir duman ki O ne gölgelendirir ne serinletir ne de alevden korur. Dumanlar ne gölge sağlar ne ateşten korur ne alevden korur. Gölge vermez, aleve karşı bir fayda etmez

32. Şüphesiz o yanan ateş etrafa devasa, saray büyüklüğü gibi kütük gibi kocaman kıvılcımlar saçar. Gölgeliklerden cehennem kıvılcımları yükselir. Siz onları sarayların ışıltısı zannedersiniz.”

33. O alevler ve kıvılcım sanki çıldırmış hurma kütükleri, sürü halinde havada iz bırakan sapsarı halat gibidir. Sizi yakalayarak cehennemin içine çeker. Büyük ve ürkütücü olacaklardır ve yalanlayanların üstüne üstüne gelecektir.

34. O gün, Ateşten koruyacak hiçbir gölgeliği olmayan ve hurma kütükleri gibi kor haline gelmiş kıvılcımlar saçan cehennemle uyarılmış olmalarına rağmen aklını kullanmamış olanların, hesap gününü, cehennem azabını Kur’an’ı, peygamberleri ve onların yoluna çağıranları, yalanlayanların vay haline!

35-37

MEAL

35. Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

36. Kendilerine izin de verilmez ki özür bildirsinler.

37. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

35-37 Peygamberlerin Allah adına yaptıkları daveti reddedip inanmayanlara, Kıyamet Günü, “Bugün bedel ödeme günüdür.” denilip af dilemek için konuşmalarına da izin verilmeyecek… İşte O Gün onların vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

35. Bu, onların hakka karşı direnenlerin ateşi görür görmez korkudan dillerinin tutularak yalan konuşamayacakları dillerinin tutulduğu bir gündür. Bugün, kâfirlerin mantıklı bir cevap vermek için konuşacak söz bulamayacakları bir gündür. Artık yalanlarınızın hiçbiri hesap günü sizi hesaptan kurtaramaz. Hesap günü sadece gerçekleri söylemeniz emredilmiştir. Hiçbir şekilde yalan söyleyemezsiniz. Aklınız kalbiniz yalan söylemek istese de diliniz yalana dönmez. Dünya hayatında yaşadığınız bütün gerçekleri kendi diliniz söyleyecektir. Başka şahitlere bile ihtiyaç kalmayacaktır.

36. Son pişmanlık fayda vermediği ve Zamanı geçtiği için Kendilerine izin de verilmez ki sözde yalan yanlış özür bildirsinler. Peygamberlerin Allah adına yaptıkları daveti reddedip inanmayanlara, Kıyamet Günü, “Bugün bedel ödeme günüdür.” denilip af dilemek için konuşmalarına da izin verilmeyecek. Mazeretlerini beyan etmeleri için onlara izin bile verilmeyecektir. Dünyada yaptığınız gibi inkâr etmek istersiniz. Türlü bahaneler uydurmak istersiniz. İzin verilmez. Çünkü burası dünya değil. Dünyadaki gibi bahanelerinizle kimseyi kandıramazsınız. Burada sadece gerçekler vardır. Artık yalanlarla süslediğiniz dünyanız yoktur. Dünyadaki her yalanınız, her bahaneniz sapsarı ateşten halatlar olarak sizi yakalar! Cehennemin ortasına atar.

37. O gün, yani Hesap günü ayetlerimizi inkâr edenlerin, dünyada İslam ahkâmını ve ahiret hesabını yalanlayanların vay haline!

38-40

MEAL

38. İşte bu ayırım günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.

39. Eğer bir hileniz varsa haydi bana hile yapın.

40. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

38-40 O Gün, gelip geçmiş tüm müşrik ve kâfirlerin bir araya toplandığı gündür. O Gün onlara şöyle seslenilecek, “Hak ettiğiniz bu azaptan kurtulabilmek için bütün gücünüzü ortaya koyun bakalım, faydası olacak mı?” O Gün vay haline gerçekleri yalan sayanların.

MEAL AÇIKLAMASI

38. Rabbimiz buyuracak: İşte bu haklı ile haksızın ayırt edileceği, bütün ihtilafların, anlaşmazlıkların nihai karara bağlanacağı ve ilâhî adâletin tüm ihtişamıyla tecelli edeceği hüküm ve Karar günüdür. Bugün, hiçbir pişmanlığın fayda vermeyeceği, gelip geçmiş tüm müşrik ve kâfirlerin bir araya toplandığı, sorumluluk gereği, mükâfata nail olanla cezaya müstahak olanların muhakeme ile ayırt edileceği, gündür. Sizi ve önceki ümmetlerden olan öncekileri bütün bir hayatın hesabını vermek için bu mahkemede bir araya toplamışızdır. Adil bir yargılama yapılacak, kimse elimizden kurtulamayacaktır. İşte o gün! Gerçekleri yalanlardan ayırma günüdür. İnkâr edenlerle iman edenler ayrılır. Doğru olanlarla yanlış olanlar ayrılır. Yalancılarla dürüstler ayrılır. Riyakârlardan münafıklardan müminler ayrılır. Hesap günü sizler, sizden öncekiler, sizden sonrakiler, hesap vermeye gelmişlerdir. Hak ve adalet içinde hesapları görülür. İşte bu kesin bir ayrılış günüdür. Suçsuzlar suçlulardan ayrılacaktır. Zalimler mazlumlardan ayrılacaktır. Her mazlumun hakkı zalimlerden tek tek alınacaktır.

39. O Gün, Allah, kâfirlerin ne kadar âciz bir durumda olduklarını, kendilerine göstermek üzere şöyle buyurur: Dünyada başınızın sıkıştığı her yerde ayak oyunları ile paçayı kurtarıyordunuz. Haydi ey kâfirler ve zalimler, dünyadayken mazlumları kandırmak ve İslâm’ın sesini susturmak için bin bir türlü entrikalarla zulüm ve haksızlıkları mazur göstermeye çalışan sizler, eğer azabımdan ve bu mahkemeden de yakanızı kurtulmak için yapacağınız bir hileniz, bir kurtuluş planınız varsa haydi hiç durmayın hemen bana hile yapın da azaptan kurtulun, görelim bakalım. Hak ettiğiniz bu azaptan kurtulabilmek için bütün gücünüzü ortaya koyun bakalım, faydası olacak mı? Kâfir ve zalimlerin, işi gücü hilekârlık, riyakârlık ve münafıklıktır. Bunların huyu çifte standarttır. Mert ve dürüst davranmazlar. Bunlar kötü niyetlerini “barış, kardeşlik, demokrasi, insan hakları” gibi yaldızlı kılıflarla sarmalayıp topluma yutturmaktadır. Ahirette bu tavırları kendilerine hatırlatılacaktır. Dünyada birbirinizi şahit göstererek kandırıyordunuz. Üstelik birbirinizi saptırıyordunuz. Bilmediğiniz konularda fikirler, teoriler üreterek ayetlerimizi inkâr ediyordunuz. İspatlanmamış teorilerinize, maddi imkânlarınıza, mevkilerinize, makamlarınıza, siyasi egemenliklerinize güvenerek ayetlerimizi inkâr ediyordunuz. Her türlü hileyi her türlü tuzağı kuruyordunuz. Haydi! Burada da kurun hilenizi, tuzağınızı bakalım işe yarayacak mı? Burada hileleriniz tuzaklarınız işe yaramaz.

40. O gün, hakikatleri, Dünya’da iken Kur’an’ın hüküm ve haberlerini, Resulullah’ın öğüt ve öğretilerini ve vicdanlarının sesini, Öldükten sonra dirilmeyi, hikmet ve adâletimi, gerçekleri yalanlayanların vay haline!

41-45

MEAL

41. Şüphesiz takva sahipleri gölgelerde ve pınar başlarındadırlar.

42. Ve canlarının çektiği meyveler (arasındadırlar).

43. “Yapmakta olduklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.”

44. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.

45. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

41-45 Davet edildikleri yaratılış sebepleri olan Allah merkezli hayat nizamına iman edip onu yaşamak üzere bütün güçleriyle gayret edenlere gelince, Allah onları cennetteki gölgeliklerde, pınar başlarında, canlarının çektiği her türlü nimetlerin içinde olacakları bir hayatla ödüllendirecek ve onlara, “Bunlar dünya hayatınızdaki amellerinize karşılık Rabbinizin ikramıdır.” denilecek. Biz iman edip, salih amel işleyen ihlâslı kullarımızı böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçeklere inanmayıp yalan sayanların O Gün vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

41. Davet edildikleri yaratılış sebepleri olan Allah merkezli hayat nizamına iman edip onu yaşamak üzere bütün güçleriyle gayret edenlere gelince, Şüphesiz Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp azaptan korunanlar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler ve dürüst ve erdemli bir hayat yaşayarak, kötülüklerden sakınmaya çalışan takva sahipleri, cennetlerdeki serin gölgelerde ve pınar başlarındadırlar. Bugün yeryüzünde Allah’a inanan, kalbini, aklını, muhakemesini, düşüncelerini, yaşamını Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına göre kuranlar serinleten gölgelikler altındadır. Onlar çeşme başlarında zevki safa içindedirler. Rabbinin mükâfatını yaşamaktadırlar. Onlar Allah’ın emrettiği tevhit ilkesinden asla sapmamışlardır. Dünyalıklara dalıp siyasi, ekonomik, sosyal çıkar peşinde koşmamışlardır. Allah’ın yasalarıyla hayatlarını yaşamak için onurlu bir şekilde mücadele vermişlerdir. Zaten gelip geçici olan dünyayı, onlar da gelip geçici olarak görmüş, öyle saymışlar, hayatlarını dünyaya satmamışlardır.

42. Ve canlarının çektiği meyveler arasındadırlar, canlarının çektiği her türlü nimetlerin içinde olacakları bir hayatla ödüllendirecek ve onlara, “Bunlar dünya hayatınızdaki amellerinize karşılık Rabbinizin ikramıdır.” denilecek. Sonsuz mutluluğu tadacak ve Rablerinin şu hitabıyla karşılanacaklar:

43. Onlar, artık Allah’ın ebedi misafirleridir. Ev sahibi tarafından bu cennetliklere şöyle denilir: Dünyada iken Yapmakta olduklarınıza, bilinçli ve sâlih amellere karşılık bugün dilediğiniz yerde, dilediğiniz kadar afiyetle yiyin ve için buyrulacaktır. Onlara; “Dünya hayatında kötülük etmediniz. Rabbinize isyan etmediniz. Tüm olumsuz şartlarda, üstelik her türlü zorluklara karşı çıkarak, Rabbinize inandınız, kurallarına uydunuz, yasalarına göre hayat yaşadınız. İnanmayanlar ve riyakârlar sizlerle alay ederken, sizler onları dinlemediniz. Bugün sizlere Rabbiniz cevap veriyor. Sizi mükâfatlandırıyor. Sizler Rabbinizin ebedi konuklarısınız. İçinizden nasıl geliyorsa bolca yiyin için. Burada Rabbinizin nimetlerinde sınır yoktur!” denilir.

44. Elbette İşte biz iyilik edenleri, iman edip, salih amel işleyen ihlâslı kullarımızı, Rabbine inanıp emirlerimizi yerine getirenleri, Rabbinin yasalarına göre hayatını yaşayanları, samimiyetle ibadet eden, işlerinde dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri ve Müslümanları böyle mükâfatlandırırız.

45. O gün, dünyada bu âyetleri duyduğu halde Kur’an’ın hüküm ve haberlerini ve Hakk davetçilerini, cennet nimetlerini yalanlayanların, bu gerçek karşısında yalana sarılanların vay haline!

46-47

MEAL

46. Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz suçlularsınız.

47. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

46-47 Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler! Cehennemi hak etmiş kimseler olarak bir müddet daha dünya hayatının nimetlerinden yararlanıp sefa sürün bakalım. Bunca uyarıya rağmen yanlışta ısrar edenlerin O Gün vay haline.

MEAL AÇIKLAMASI

46. Ey gerçeğe davetten yüz çevirenler, kitabı ve peygamberleri yalan sayıp, inkâr edenler! Cehennemi hak etmiş kimseler olarak bir müddet daha şu geçici dünya hayatının nimetlerinden Şimdilik Yiyin ve sefa sürüp biraz yararlanın; gerçek şu ki ne yaparsanız yapın, bir gün mutlaka ölecek ve her nimetin hesabını vereceksiniz. Eğer bu dünyada günahlarınıza tövbe etmezseniz, ahirette onların cezasını çekeceksiniz. Çünkü sizler suçlularsınız, günahkâr kimselersiniz ve yakında göreceksiniz. Biraz sefa sürün ama, ölecek ve tüm yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz, siz günahkârlar mutlaka azapla karşılaşacaksınız. İşte biz; azgınlara, gerçekleri yalanlayanlara, yeryüzünde yaşamak için az bir süre verdik. Onlar dünya hayatı çok uzun sanıyorlar. Yaşadıkları hayatın gerisine baksınlar, ne görecekler? Yaşadıkları bir andır. Geldi geçti. Yaşayacakları hayat onlara çok mu geliyor? Andolsun ki gelecekleri de bir andır. Onların ahirette yaşayacağı hayatın yanında dünya hayatının adı bile anılmaz. Onun için şimdilik yeryüzünde yiyin için dedik. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi kullanıyorlar. Sanıyorlar ki yaptıkları her kötülük yanlarına kalacaktır. Bırak onlar öyle sansınlar. Bugüne kadar yalanlarıyla oyalanıp kandıkları gibi, bundan sonrada oyalanıp kendilerini kandırsınlar.

47. O gün, Bunca uyarıya rağmen yanlışta ısrar edenlerin, Ebedî nimeti, elçilerini ve Hakk ölçülerini, lütuf ve nimetlerimi , ölüm sonrası dirilişi yalanlayanların tövbe etmeden gelenlerin vay haline!

48-49

MEAL

48. Onlara: “Rüku edin” dendiğinde rüku etmezler.

49. O gün, yalanlayanların vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

48-49 Onlara, dünyada “Gelin Allah’ın davetine boyun eğip teslim olun.” denildiğinde, buna yanaşmadılar. Buna yanaşmayanların O Gün vay haline

MEAL AÇIKLAMASI

48. Ahiretteki akıbetlerini gösteren bu âyetlerden sonra onlara: ” dünyada “Gelin Allah’ın davetine boyun eğip teslim olun Rükû edin, Şirk koşmaksızın, yalnızca Allah’a, Hakka ve tevhide yönelin, saygıyla Allah’ın emirlerine itaat ederek, İslâmî sorumluluklara, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın, henüz fırsat varken, iman edenlerle birlikte siz de Allah’a iman edin O’nun huzurunda saygıyla eğilenlerle birlikte siz de eğilin dendiğinde buna yanaşmaz ve rükû edip eğilmezler. Hakka ve tevhide yönelmezler, itaat etmezler, saygı göstermezler, eğilmeyi gururlarına yediremezler. İslam’ın hükümlerine boyun eğmezler. Biz onlara demiştik ki; “Ancak Allah’ın huzurunda eğilin! Allah emir sahibi olarak bütün emir verenlerden üstündür. Allah’ın emirleri bütün emirlerden üstündür. Allah’ın yasaları bütün yasalardan üstündür. Allah’ın emrettiği yaşama düzeni bütün yaşama düzenlerinden üstündür. Allah’ın üstünlüğünü kabul edin! Allah’ın emirleri, Allah’ın yasaları, Allah’ın düzeni önünde eğilin! Başkaldırmayın! İsyan etmeyin! İnkâr etmeyin!” Onlar ne yaptı? Önce çıkarları önünde eğildiler. Sonra Rabbinin dışında korktukları her şeyin önünde eğildiler. Onların tek bildiği kendilerinden güçlü birini gördüklerinde önlerinde eğilmekti. Zayıf gördüklerine boyun eğdirmekti. Onların yaptığı ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Onların yaptığı güçlünün yanında eğilmek, çaresizin yanında diklenmektir. Hâlbuki onlara ne demiştik? Önünde eğilmek için güçlü arıyorsan, yaratılan varlıkların hiçbiri Allah’tan güçlü değildir. Gerçeğin karşısında eğilmek istiyorsan, Allah’ın ayetlerinden başka hiçbir bilgi gerçek değildir. Hükmün karşısında eğilmek istiyorsan, Allah’ın hükmünden başka hiçbir hüküm adil değildir. Yasaların önünde eğilmek istiyorsan, Allah’ın yasalarından başka hiçbir yasa üstün değildir. Onlar buna inanmadılar. İnkârlarıyla azdılar, şımardılar. Kendileri gibi insanların ürettikleri ilkelerin yasaların önünde eğildiler. İnsanların ilkelerini yasalarını baş tacı yaptılar. Böyle yaparak ilke koyan, yasa koyan insanları ilahlaştırıp onlara taptılar. Hâlbuki ilahlaştırıp taptıkları bizim yarattığımız, kendileri gibi aciz, eksik insanlardı!

49. O gün, kıyameti, ahireti ve Kur’ani hakikatleri, Allah’ın hükümlerini kibirleri nedeniyle yapılan bütün uyarıları yalanlayanların vay haline!

50

MEAL

50. Bundan sonra hangi söze inanacaklar.

MUSTAFA ÇEVİK

50 Peki bu müşrik ve kâfirler, Allah’ın Kur’an ile bildirdiği âyetlerden başka hangi söze inanacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

50. Bu müşrik ve kâfirler, Ortada sözlerin en güzeli Kur’an varken, o sözleri en güzel şekilde hayata geçirmiş bir Peygamber örneği varken, bu hakikatleri yalan sayan inkârcılar, hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan bu ayetlere inanmıyorlarsa, Artık Allah’ın Kur’an ile bildirdiği âyetlerden başka hangi söze hangi hadise inanacaklar ve huzura erecekler. Andolsun ki ayetlerimizde her konuyu bütün gerçekleriyle açıklıyoruz. Anlattığımız gerçeklere inanmıyorlarsa hangi gerçeğe inanacaklar? Okunan ayetlerimiz gerçeklerden başka söz etmez. Kur’an’a inanmayanlar, Kur’an’da anlatılan gerçekleri inkâr edenler, sadece kendi yalan yanlış yorumlarına inanırlar. İnandıkları yalanlar, inandıkları yorumlar hesap günü ateşten halatlar olur. Ateşten halatlar onları yakalar cehennemin ortasına atar.

Scroll to Top