Sure Hakkında
Ayet Sayısı
62
Mushaf (Kuran) Sırası
53
Nuzül (İniş) Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
23
Sure Hakkında Bilgi
53
NECM SURESİ
GİRİŞ
Adı: İlk kelimesi sureye ad olarak verilmiştir. Fakat “Necm” kelimesinin, surenin muhtevasıyla doğrudan bir ilgisi yoktur.
Nüzul Zamanı: Hz. Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet olunduğuna göre, “Necm Suresi kendisinde secde ayeti bulunduğu halde nazil olan ilk suredir.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesaî). Bu hadisin Esved b. Yezid, Ebu İshak ve Zuhir b. Muaviye’nin İbn Mes’ud’dan rivayet ettikleri bölümünden anlaşıldığına göre “Necm Suresi, Hz. Peygamber’in (s.a) Kureyş’ten bir topluluk karşısında okuduğu ilk suredir.” (İbn Merduye’nin rivayeti, surenin Harem-i Şerif’de okunduğunu göstermektedir.) Bu topluluk içinde, kafirler de mü’minler de bulunuyordu. Surenin sonunda Hz. Peygamber (s.a) secde ettiğinde, İslâm düşmanı Kureyşliler ve ileri gelenleri Müslümanlarla secde ettiler. İbn Mes’ud, “Ben orada secde etmeyen bir tek kafir olarak Umeyye b. Halef’i gördüm. O da secde etmediği gibi yerden bir avuç toprak almış ve alnına sürmüş, bu bana yeter”, dedi. demiştir. “İbn Mes’ud bu sözüne ayrıca “Ben bu kafirlerin küfür hali üzerindeyken öldüğünü gördüm” diye ilavede bulunmuştur.
Bu olayın bir diğer şahidi de, o döneme kadar hâlâ İslâm’ı kabul etmemiş olan Muttalib b. Veda’dır. O bu olayla ilgili olarak şunları söylemektedir. “Rasûlullah (s.a), Necm Suresi’nin sonunda secde ettiğinde ben secde etmedim. Şimdi bu sure ne zaman okunsa, muhakkak surette secde eder ve o zaman secde etmemekle işlediğim hatayı telafi etmeye çalışırım.” (Nesaî, Müsned-i Ahmed)
“Risaletin 5. yılında Şevval ayında küçük bir topluluk Habeşistan’a hicret etmişti. Aynı senenin Ramazan ayında Hz. Peygamber’in (s.a) Necm Suresi’ni tilaveti esnasında kafirlerle Müslümanların birlikte secdeye gitmeleri hadisesi vuku buldu. Bu hadise, Habeşistan’daki muhacirlere “Mekke’de kafirler İslâm’a girdi şeklinde ulaşınca, onlardan bazıları bu haberi duyar duymaz Şevval ayında Mekke’ye geri döndüler. Fakat Mekke’de Müslümanlara yapılan zulüm devam etmekteydi. Bu olaydan sonra Müslümanlar, birincisinden daha çok sayıda olmak üzere, ikinci kez Habeşistan’a hicret ettiler.” (ibn Sa’d).
Yukarıdaki rivayetlerden bu surenin Risalet’in 5. yılında nazil olduğu kesinlik kazanmaktadır.
Tarihsel Arka-Plan: Nüzul zamanı ile ilgili verilen ayrıntılardan bu surenin nazil olduğu dönemde, Mekke’de nasıl bir havanın estiği açıkça anlaşılmaktadır. O döneme kadar Hz. Peygamber (s.a), 5 sene boyunca sürekli tanıdık kişilerin evlerinde, özel ve herkese açık olmayan toplantılarda İslâm’ı tebliğ ediyor ve Kur’an’ı okuyordu. Bu döneme kadar O genel bir topluluğa hitap edememişti. Çünkü kafirler ona hep şiddet ile karşılık vermişlerdi. Onlar Hz. Peygamber’in (s.a) şahsiyetinin, hitabetinin ve Kur’an’ın ne kadar etkileyici olduğunu bildikleri için, onu dinlemek istemedikleri gibi başkalarına da mani oluyorlardı. Ayrıca bir yandan “Muhammed yoldan çıkmış, başkalarını da yoldan çıkarıyor” diye iftira atarken, diğer yandan da, Hz. Peygamber’in (s.a) gittiği her yerde “sapıkça” diye niteledikleri mesajının duyulmaması için gürültü çıkarıyorlardı. Yani iddialarının yalan olduğunu kendileri de bildiği için, başka kimselerin mesajı işitmesine fırsat dahi vermiyorlardı.
İşte böyle bir ortamda Rasûlullah (s.a) birgün Harem-i Şerif’te Kureyş’den bir topluluğun karşısında, tebliğ etmek üzere ayağa kalkmış ve vahyolunan bu sureyi okumuştur. Ancak okunan sure, çevredekileri o kadar çok etkilemiştir ki, Kureyşliler adeta büyülenmiş gibi sessizce sureyi dinlemişler ve her zaman yaptıklarının aksine gürültü çıkarmayı unutmuşlardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) surenin sonunda secde ayetini okuduğunda hemen secdeye gidince, kafirler de onunla birlikte secdeye gitmişler, fakat bu davranışlarının hemen akabinde, bir zaaf içine düştüklerini farketmişlerdir. Hatta bunun üzerine bazı kimseler onların ileri gelenlerini “Sizler hem bu Kur’an’ı dinlemekten başkalarını menediyorsunuz hem de bu sözleri kendiniz dinlediğiniz yetmiyormuş gibi bir de secdeye gidiyorsunuz,” diye eleştirmeye başlamışlardır.
Onlar da kendilerini şu şekilde savunmuşlardır “Biz Muhammed’in, “Lat, Uzza ve üçüncüleri olan Menat yüce bir makama sahip ilahlardır ve onların şefaat etmeleri umulur” diye söylediğini zannettiğimizden O’nun dinimizi kabul ettiğini düşündük.” Oysa ayetlerin siyak ve sibakına bakıldığında, onların “yanlış anladık” şeklindeki iddialarının saçma olduğu açıkça görülür. Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Hacc an: 96-101
Konu: Bu surede Mekkeli müşrikler, Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a) karşısında takındıkları tavır dolayısıyla uyarılmışlardır.
Sure şöyle bir girişle başlamaktadır: “Sizlerin iddia ettiği gibi, ne Hz. Peygamber (s.a.) yolunu kaybetmiş ve azmıştır ne de tebliğ etiği mesaj kendisinin uydurduğu bir sözdür. Tam aksine onun tebliğ ettiği mesaj, kendisine Allah tarafından vahyolunmaktadır. O mesaj kendi zan ve hevasının ürünü değil, hakikatın ta kendisidir. Çünkü O bizzat müşahadelerine dayanan hakikatleri sizlere aktarmaktadır. O kendisine vahiy getiren meleği kendi gözleriyle görmüş ve alemlerin Rabbi olan Allah’ın büyük işaretlerini bizzat müşahade etmiştir. O’nun sizlere aktardıkları kendi düşünceleri değil, bizzat müşahede ettiği hakikatlerdir. Ancak tüm bunlara karşılık sizler O’na, tıpkı gördüğü şeyleri anlatan birine, kendi görmemesine rağmen karşı çıkan, inatçı kör bir adam gibi tavır alıyorsunuz.
Bundan sonra sırasıyla şu üç konu üzerinde durulmuştur:
1) İnandığınız din zanna dayanmaktadır. İlahlıkla hiçbir ilgileri olmamasına rağmen, Lat, Uzza ve Menat gibi putlara tapıyorsunuz. Melekleri Allah’ın kızları olarak nitelediğiniz halde, kendiniz kız çocuklarınızı yüz karası ve utanç vesilesi olarak kabul ediyorsunuz. Onların sizleri Allah’ın azabından kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Oysa tüm melekler bir araya gelseler, Allah’ın bir emrini bile değiştiremezler. Bu inançlarınızın ilmi ve akli hiçbir delil ve mesnedi yoktur. Bunlar sadece sizlerin akide haline getirdiğiniz vehim ve arzularınızdır. Fakat bu büyük bir sapıklıktır. Çünkü “din” zan değil, hakikattır, dolayısıyla zanna değil ilme (vahye) dayanmalıdır. İşte Hz. Muhammed (s.a) sizlere ilme (vahye) dayanan bir din getirmiştir, ama sizler ondan yüz çeviriyorsunuz. Öyle ki, size doğru bir bilgi getiren kimseyi sapıklıkla suçluyorsunuz. Ancak böyle davranmanızın asıl nedeni, dünyanın peşinden koşup ahiret hayatına inanmıyor olmanızdır. Ayrıca Hakka da talib değilsiniz. Çünkü bu sapık inançlarınızın, nasıl bir sonla karşılaşmanıza sebep olacağını düşünme zahmetine bile katlanmıyorsunuz.
2) Allah bu kainatın yegane sahibidir. Doğru yol üzerinde olanlar, ancak Allah’ın gösterdiği yolu izleyenlerdir. Bu yolun dışına çıkanlar ise sapıklardan başkası değildir. Allah, kimin doğru yolu, kimin sapık yolu izlediğini çok iyi bilir.
Bu yüzden salih amel işleyenler mükafatlandırılırken, kötülük yapanlar da cezalandırılacaklardır. Bu karar ise, sizlerin zannına göre değil, Allah’ın ilmine göre verilecektir. Çünkü kimin takva sahibi olduğunu, kimin olmadığını en iyi bilen O’dur. Binaenaleyh, sizler büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahları Allah affedecektir.
3) Asırlar önce Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın sahifelerinde beyan olunan dinin temel prensipleri, şimdi tekrar beyan olunmaktadır. Yani, Hz. Muhammed’in (s.a) getirdiği din yeni bir din olmayıp, Allah’ın her dönemde gönderdiği dinin ta kendisidir. O’nun şimdi tebliğ ettiği bu dini, daha önceki Peygamberler de tebliğ etmiştir. Ayrıca daha önce gelen sahifelerde, Ad, Semud, Nuh ve Lut kavimlerinin başlarına gelen felakete neden olarak tıpkı şimdi Kureyşlilerin isyan ettiği gibi, onlarında isyan etmiş olmaları gösterilmektedir.
Bu açıklamalardan sonra, kıyamet saatinin yakın olduğu ve onu önlemeye kimsenin gücünün yetmeyeceği bildirilmektedir. “Tıpkı daha önceki peygamberlerin kendi kavimlerini uyardıkları gibi, Hz. Muhammed (s.a) ve Kur’an da sizi kıyametin geleceğini haber vererek uyarmaktadır.”
“Şimdi siz bu sözden (Kur’an’dan) dolayı mı hayretler içinde kalıyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da, ağlamıyorsunuz ve başkaldırıyorsunuz? Haydi Allah’a secde edin, O’na itaat ve kulluk edin!”
İşte bu ayetleri işitince en mütekebbir kafirler dahi, Rasûlüllah (s.a) ile birlikte secdeye kapandılar.
1-4
1. İnsanlığı ilâhî nurlarla aydınlatmak üzere Doğan, sonra da batan Kayıp giden yol ve yön gösteren yıldızlara ve doğru yolu göstermesiyle her biri birer yıldız gibi nazil olan Kur’an’a andolsun ki, Allah tarafından kısım kısım indirilen ayetlerinin, gözler önüne serdiğine bir bak.
2. Ey Kureyşliler! Ey müşrikler, çocukluğundan beri yakından tanıdığınız ve ahlâkî meziyetlerini çok iyi bildiğiniz Arkadaşınız Muhammed, hayatının hiçbir döneminde haktan sapmadı ve yine hayatının hiçbir döneminde, asla bâtıla inanmadı, şeytani dürtülerle aldanıp aldatılmadı da. Başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşmadı. Siz onun sözlerinde değişiklikler var zannediyorsunuz. Hayır! Elçimiz ayetlerim hakkında asla değişik bir şey söylemez. O’nun söyledikleri sizin işinize gelmiyor o kadar. Elçimiz Muhammed’in size okudukları O’na vahyettiğimiz Kur’an’dan ibarettir.
3. O Peygamber Rabb’inin mesajını aktarırken kesinlikle kendi keyfine göre kafasından ve arzusuna göre konuşmuyor. Muhammed’in Allah adına yapmakta olduğu davetin sözlerini bir düşünün bakalım. O sözler kendini bilmez birinin ya da bir şairin sözlerine hiç benziyor mu? Size tebliğ ettiği Kur’ân ve açıklamaları, Muhammed’in, aklıyla, mantığıyla söylediği sözler-bilgiler değildir. Zaten o kendi konuşmaları için Allah’ın sözleri demez. Elbette O’nun kendi sözleri de vardır. Ama görevlendirdiğimiz hiçbir Nebi, hiçbir Resul kendi sözleri için bunlar Allah’ın sözleridir demez, diyemez. Onun için elçimiz size bunlar Allah’ın sözleridir diyorsa mutlaka doğrudur.
4. Onun size konuştukları, dudaklarından dökülen bu muhteşem ifadeler, kendine Allah tarafından indirilen vahiyden başka bir şey değildir. O, sizi kendi uydurduğu sözlere değil, Allah’ın âyetleri ile yaratılışınızın sebebi olan gerçeğe davet etmektedir. Hiçbir resule gönderdiğimiz ayetlerden başka bir sözü ayet olarak söylemesi mümkün değildir.
5. Kaynağından şüphe ettiğiniz bu vahyi ona ve Allah'ın üstün özelliklerle donatıp güçlendirip görevlendirdiği melek Cibril öğretti. Vahiylerimiz Muhammed’e hiçbir gücün zarar veremeyeceği şekilde güçlendirilmiş koruma altına alınmış görevlimizle iletildi. O vahiylerdeki bütün gerçekleri ona öğretti.
6. O Cebrail çarpıcı bir güzelliğe, Üstün akıl ve zekâya sahiptir ve güçlü bir varlıktır. Eşsiz güzelliğe sahip Görkemi her yanı kapladı. O an Peygambere vahyetmek için Hira Dağı’na geldiğinde kendini tüm ihtişamıyla, gerçek şekli ve hüviyeti ile Muhammed’e görünmüştü.
7. O, esnada Cebrail ufkun en yüksek noktasındaydı ve vahyi iletmek için gelirken önce uzaktan göründü. Orada kendini bütün ihtişamıyla gösterdi.
8. Sonra mağaradaki Resulüllah’a yaklaştı ve yukarıdan aşağıya kayıp yaklaşarak sarktı ve nezaketle peygamberlik görevini tebliğ etti.
9. Böylece Muhammed ile aradaki mesafe iki yay boyu oldu hatta daha fazla yaklaştı ve vahyi iletti. Aralarında iletişim ‘bilgi teması’ başladı.
10. Derken Allah'ın kuluna vahyedilmesini uygun gördüğü Kur’an ayetlerini, Allah'ı ilâh tanıyan, saygılı kulu Muhammed'e iletti. Elçimize neyi vahyettiysek, O da kulumuza onu vahyetti! Arkadaşınız Muhammed dikkatle dinledi. Söylediklerinin hepsi hafızasına yazıldı. Seçtiğimiz elçileri vahyedilenleri unutmasınlar diye hafızalarını kuvvetlendirdik. Arkadaşınızın hafızası da güçlendirildi. Böylece hiçbir şeyi unutmadan size açıklar. Emirlerimizden hiçbir şeyi eksik bırakmaz.
11. Bu görülen bir hayal veya rüya değildi. Bütün bunlar olurken Muhammed'in çıplak gözle gördüğünü gönlü aklı, kalbi, mantığı, yalanlamadı, vicdanı da doğruladı. Peygamber, görüp yaşadıklarının gerçek olup hayal olmadığına aklen ve kalben iman etti. Açık ve net olarak gördüğü bu görkemli varlığın, Allah’tan vahiy getiren Cebrail olduğu konusunda en ufak bir şüpheye kapılmadı.
12. Ey müşrikler Şimdi siz hâlâ içinizdeki en güvenilir insan olan Peygamberin gördüğü şey hakkında, yani Hz. Cebrail’le görüştüğünden ve bilgi alışverişinden şüphe edip kendisiyle tartışıyor musunuz? Sizler yıllardır içinizde yaşayan dürüstlüğü ve ahlakı ile emin lakaplı arkadaşınızın bu konuda söylediklerinin gerçekliğinden şüphe mi ediyorsunuz? O size ne gördüyse onu anlatıyor. O’na ne vahyedildiyse onu söylüyor. Siz neyin kuşkusunu taşıyorsunuz? Sadece işinize gelmiyor. Eğer işinize gelen bir şey olsaydı hemen tasdik ederdiniz.
13. Siz tartışırken Peygamber ondan defalarca vahiy aldı. Andolsun ki, o Peygamber Cebrail’i bir başka inişte daha yani Mirâc gecesinde aslî suretiyle bir kez daha görmüştü.
14. O zaman Peygamber, şehrin uzağında bulunan Sidretu'l-Munteha'nın, yani Uzakta ve yüksek bir yerdeki ağacın yakınındaydı. Maddî varlığın sona erdiği ve bambaşka bir âlemin kapılarının açıldığı sınır noktasında, bütün Meleklerin ve Nebilerin son ulaşım sınırında, güzelliği, kokusu benzersiz Sidre ağacının yanında görmüştü.
15. Şehitlerin, Hesap Gününe kadar kaldığı Vaat edilen cennetlerden biri olan Me'va cenneti hemen onun yani Sidretu’l-Muntehâ’nın yanındadır. Cennetü’l-Me’vâ; muttakilerin, mücahitlerin ve şehitlerin son durağıdır.
16. O zaman Sidre'yi kaplayan kaplıyordu ki, muhteşem güzellik her yeri sarmıştı. Allah'ın nuru ve melekler kaplamıştı. O zaman da elçi melek Sidre’yi kaplamış ve apaçık bir biçimde Peygamber’e, Allah’ın büyük bir mucizesi olarak asıl şekli ve kimliği ile görünmüştü. O zaman sedir ağacını bütün heybetiyle öyle bir kaplamıştı ki. İlâhi nurlarla aydınlanan bu yer, kelimelerin ifade etmekten âciz kaldığı muhteşem güzelliklere sahne oluyordu., bütün yükseklikleri, bütün ufku kaplamıştı.
17. Dikkat edin! O peygamberin Gözü gördüğü, bu muhteşem manzara karşısında kendisine gösterilen hayret verici şeyleri görmekten başka bir tarafa doğru kaymadı şaşmadı ve daha fazlasını talep ederek bakması emredilen şeylerin dışına bakıp sınırını da aşmadı.
18. Andolsun ki o Peygamber, Rabbinin varlığına, birliğine işaret eden en büyük ayetlerinden kudretinin delillerinin en büyüklerinden bir kısmını gördü ve hayrete kapılmıştı. Bu olay görülen bir rüya ya da bir hayal değil, gerçeğin ta kendisi idi. Peki ya siz ey müşrikler! Allah’ın yanı sıra hükmüne boyun eğip tapındığınız o düzmece ilâhların Hesap Günü size şefaatçi olacaklarını söylerken hangi temele, hangi delile dayanıyorsunuz? Şimdi görmediğiniz bilmediğiniz bir şeyi mi inkâr ediyorsunuz?
19. Ey inkarcılar! Vahyin kaynağı hakkında verilen bu bilgilerden sonra bir muhasebe yaptınız mı? Gördünüz mü, Allah’ı bırakıp sözde ilâh olduğunu iddia ettiğiniz, taptığınız, dişi putlarınız olan Lât’ı ve Uzza’yı? Lât ve Uzza’ya neden taptığınızı hiç düşündünüz mü? Bunların gerçek bir ilah olduğunu kanıtlayan herhangi bir güçleri var mı? Herhangi bir şey yaratmışlar mı? O halde Rabbinize nasıl oluyor da ortak koşabiliyorsunuz?
20. Ve üçüncü put olan Menât’ı ve neden bunlara taptığınızı? Allah, Peygamberi ile sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, âhirette ise cennetine koyacağı bir hayat nizamını yaşamaya çağırırken, size ne oluyor da Allah’la birlikte Lat, Menat ve Uzza diye isimlendirip, “Bunlar Allah’ın kızları meleklerdir” diyerek uydurduğunuz sahte ilahlarınızdan şefaat bekliyorsunuz? Bunların ne kudretleri var? Onlar size ne getirebildi? Yıllarca karşılarına geçip yalvardınız. Hiç aklınız çalışmıyor mu Bugüne kadar taptıklarınızın hangi gücüne şahit oldunuz? Bugüne kadar sizin için hiçbir şey yapmadıklarını da biliyorsunuz. Ama yine de onlara tapıyorsunuz. Sizler, saçmalık ve yalanlar ile kurduğunuz düzenden çıkar sağladığınız için, düzeniniz ve dininiz yıkılsın istemiyorsunuz. Onun için arkadaşınız Muhammed size gerçekleri getirince, hemen inkâr ediyorsunuz.
21. Ey müşrikler! Demek gurur duyduğunuz Erkek evlat sizin de varlığından utanç duyarak diri diri toprağa gömdüğünüz kız çocuklarınız hâşâ Allah’ın mı? Kızlar O’na ait derken, yalnızca erkekleri mi çocuklarınız kabul ediyorsunuz? Güya bunu da Allah’ı mutlu etmek için yapıyorsunuz öyle mi? Kız çocuklarını Allah’a, erkek çocuklarını da kendinize yakıştırmanız ve Allah’ı çocuk sahibi olarak algılayıp kabullenmeniz, O’nu gereği gibi ve yeterince kavrayamadığınızın apaçık delilidir. Saçmalıklarınızı o kadar ileriye götürüyorsunuz ki, yaptıklarınızı hiçbir akıl onaylamaz.
22. Öyleyse bu insafsızca saygısızca ve haksız bir paylaştırma. Oysa bunu söylemekle sadece Allah’a iftira etmekle kalmıyor, aynı zamanda küçümsediğiniz bir şeyi, yani kız çocuk sahibi olmayı O’na yakıştırarak büyük bir saygısızlık yapıyorsunuz! Andolsun ki Rabbiniz sizden asla böyle bir şey istemez. Bilin ki hakkınızda adaletle hükmedilecek. Sizin yaptığınız gibi size insafsızlık edilmeyecek.
23. Taptıklarınız da paylaşım diye yaptıklarınız da size ait kuruntulardır. Halbuki Bu putlar ve uydurma kurallar, sizin ve atalarınızın kafanıza göre koyduğu atalarınızın uydurduğu isimlerden şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. Allah, kulluk ve itaate lâyık olduklarına dair onlar haklarında hiçbir belge geçerli delil, indirmemiştir. Onlar ancak hoşlarına giden şeytânî dürtülerin peşine giderek varsayımlarına ve nefislerinin arzuladıklarına uymaktadırlar. Atalarınızın müşrik olarak yaşamakta direnmeleri ve uydurdukları nizamlarını ayakta tutabilmek için ortaya çıkardıkları düzmece ilahlar, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. İşte bu yüzden bir tek Allah’a kulluk etmekten kaçınıyor, kendilerine hiçbir ahlâkî sorumluluk yüklemeyen âciz ilahlar icat ederek onlara tapmayı tercih ediyorlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden hidayet, doğru olan hayat nizamı ve yol gösterici bir Peygamber gelmiştir. Hâlâ gaflet ve dalâletten uyanıp gerçeği anlamayacaklar mı? Artık hiç kimse, gerçeği bilmeme bahanesiyle kendisini kurtaramayacak, hiç kimse Kur’an’a göre hayatını düzenlemeden dünya ve âhirette kurtuluşa eremeyecektir. Hâlbuki Rabbiniz doğruyu yanlışı ayırt edecek delillerle yolunu göstermiştir. Sizler bunu bildiğiniz halde niçin ayetlerimizi bilerek inkâr ediyorsunuz?
24. Puta tapmada bu ısrar niye? Yoksa insan kendi ürettiği bu sözde ilahlarla her dilediğini her umduğu ille de elde etme hakkına sahip olduğunu mu sanır? Yoksa o putlardan ve bazı meleklerden şefaat mi umuyorlar? Kâinatta ne varsa hepsini yaratan ve sahibi olan Allah’ın, yarattıklarının yönetimini insanın keyfine bırakacağını mı sandınız? İnsan her arzu ettiğini elde edebilecek güç ve yetkinin kendisine verildiğini mi sanıyor? Yoksa inkârınızın başka bir nedeni mi var? Hayır! Putların kendilerine şefaat edeceklerini umanlar büyük bir sapkınlık içerisindedirler.
25. Son da ilk de yani ahiret de dünya da Allah'ındır. Her yerde ve her zaman O’nun sözü geçer. Dünya ve âhiretin nizamını kurma yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Mutlak hükümranlık O’nundur. Ey müşrikler! İyi bilin ki, Allah, o taptığınız sahte ilâhlara, putlara şefaat etme yetkisi vermemiştir. Putların kendilerine şefaat edeceklerini umanlar büyük bir sapkınlık içerisindedirler. Bu da yetmiyormuş gibi ahiret hayatı hakkında da ileri geri konuşuyorsunuz. Buna hakkınız olmadığı gibi, güç ve imkânınız da yok! Her işin başında ve sonunda, hüküm yalnızca O’nundur! Öyleyse, yalnızca O’na kulluk etmeli, sadece O’nun yardım ve himayesine sığınmalısınız! O’ndan başka hiçbir varlıktan şefaat isteyemezsiniz.
26. Siz melekleri ilah ediniyorsunuz; nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimse için izin vermeden şefaatleri bir yarar sağlamaz, aracılıkta hiçbir faydaları olamaz. Onların şefaatleri, ancak Allah izin verdikten sonra fayda sağlar. Taptığınız putlarınız için bunlar Allah katında bize şefaat edecekler, hesap günü lehimize şahitlik edip bizi cezadan kurtaracaklar diyorsunuz. Allah izin vermeden sizin uydurduğunuz şefaatçiler lehinize şahitlik ederek şefaat edemez. Eğer onların lehinize şefaat edeceğine inanıyorsanız; haydi deliliniz varsa söyleyin! Hal böyleyken:
27. Gerçekten Müşriklerden ahirete inanmayanlar melekleri dişi adlarıyla adlandırıyorlar. Allah, göklerde olan meleklerin dünyada ve âhirette insanlara şefaatçi olmalarına izin vermemişken, bir kısmınız kalkmış Allah’ın kızları olarak kabul ettiğiniz meleklerden şefaat bekliyorsunuz. Melekler, Allah’ın kızlarıdır diyorlar. Meleklerin dişi olduğunu nereden biliyorlar? Andolsun yaptıkları şey yalan ve iftiradır.
28. Onların bu hususta geçerli ve gerçekçi değer ifade eden bir bilgileri yoktur. Sadece asılsız varsayımlara uyuyorlar. Varsayımlar asla gerçeğin yerini tutmaz. Böyleleri Allah’ı yeterince tanımayan ve gerçek hiçbir bilgiye sahip olmayan, zannın peşine düşen inatçı cahillerdir. Gerçek şu ki zan, asla gerçek gibi olamaz, onun yerini tutamaz. İyi bilin ki temelsiz delilsiz yorumlarınız hiçbir zaman gerçek değildir. İnsanlar gerçeklere uymadıkları müddetçe hep yanlıştadır.
29. O hâlde, ey hak yolunun yolcusu! Ey Peygamber! Sen cehaletin diz boyu olduğu bu zeminde bizim zikrimizden öğüt ve kitabımızdan yüz çeviren ve zevk ve sefasından başka bir şeye değer vermeyen bu cahillerden, tek arzusu dünya hayatı olanlardan, yaratılış sebebine uygun yaşamaya davet edilmesine rağmen sırtını dönenlerden ve âhiret hayatına inanmayanlardan sen de yüz çevir. O kimselere aldırış etme, arana mesafe koy onların tepkilerine ve saldırılarına aldırma ve uzaklaşıp ayrıl. Onları hidayete erdireceğim diye uğraşma. Bunun yerine, mesajına kulak veren insanlara yönelik tebliğine devam et. Paranın, makamın, şöhretin, gücün kölesi olan kimselerle kısır tartışmalara girerek vaktini ve enerjini boş yere harcama. Onlar kendi yalanlarıyla oyalansınlar. Sen onlar gibi olma! Dünya hayatının sonunda hesap vereceksin!
30. Zanla bir yere varılmaz. İşte onların ilimden erişebilecekleri son sınır ve seviye budur. Bu safsatalar ve kuruntulardır. Bu seviyede bir bilgiden yola çıkarak, “Biz doğru yoldayız, siz yanlış yoldasınız” demelerinin hiçbir kıymeti yoktur. Şüphesiz Rabbin, her konuda olduğu gibi bu konuda da yolundan sapanı da doğru yola gireni de hidayeti bulanı da doğru yolda yürüyeni de çok daha iyi bilir. Bu tür kimselerin ilimleri ancak kendilerini dünya zevkleri ile ilgilendirecek seviyededir. Rabbin, işte O, yolundan İslam'dan uzaklaşanları, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederek başlarına buyruk yaşayanları iyi bilir. Böyleleri Allah’ın kendilerini bir amaca yöneltmek için yarattığını anlamak ve buna uymak yerine kendi istedikleri gibi yaşamak peşindeler. Şüphesiz Allah, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilmektedir.
31.Göklerde ve yerde olanlar tüm varlıklar ve imkânlar Allah'ın tasarrufundadır. İmtihan dünyasının kurallarını koyan O’dur. Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetleri, kullanış biçiminizden hesaba çekecektir. Öyle ki, kötülükte bulunanları, kötü icraat yapan idarecileri, emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananları yaptıkları dolayısıyla O cezalandırır. İyilik yapıp güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. İnsana yeryüzünde bir hayat verilmiştir. İnsana yaratılışında özgür bir irade, iyiye veya kötüye meyledebilme yetisi ve kabiliyeti verilmiştir. İnsan; yaratılışından itibaren içinde var olan bu kabiliyeti ile ister iyilik yapar ister kötülük! Bu konuda insana seçme hakkı verilmiştir. İnsan dünya hayatında seçimleriyle denenmektedir. Hangisini yapacak? İyilik mi, kötülük mü? Allah’ın bildirdiği amaca ve şekle uygun kullananları ise ödüllendirecektir.
32.Günahların en büyüğü Allah’ın davetinden yüz çevirip O’na şirk koşmak, başkalarını da buna teşvik etmektir. Onlar yani vahyi kendilerine rehber yapan samimi mü'minler, küçük kusurlar ve işledikleri bazı şahsi hatalar dışında günahların büyüklerinden mesela, zina ve livata gibi gayri meşru ilişkilerden, haddi aşmaktan ve ahlâksızlıktan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Çünkü müminler, açıkça yasaklanan büyük günahlardan uzak durdukları takdirde, işledikleri küçük günahlar pişmanlık, tövbe ve istiğfar ile affedilecektir. Allah günahlarından tövbe ederek sorumluluklarını yerine getirenlere karşı merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır. Şüphesiz bu kimseler şunu çok iyi bilsinler; ufak veya büyük günah, fark etmez, Rabbin tövbe ve istiğfarla kapısını çalan kullarına karşı bağışlaması, mağfireti geniş olandır. O sizin ihtiyaçlarınızı ve davranışlarınızı daha iyi bilendir. Topraktan yaratırken ve siz daha annelerinizin karınlarında ceninler iken de sizin ne kadar âciz ve zayıf olduğunuzu, sizin günah işlemeyen birer melek olmadığınızı çok iyi bilir. Artık kendinizi överek temize çıkarmayın. Hiç günahsız, kusursuz ve tertemiz olduğunuzu iddia ederek övünmeyin! Kendinizi kusursuz olarak görüp, göstermeyin günahlardan sakınıp Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Kimin küfür ve kötülükten sakındığını ve Allah’tan korkarak davrananı, O daha iyi bilir, O en iyi bilendir. Sonuç olarak O, hatasız bir kul istemiyor, O hatada ısrar etmeyen kul istiyor.
33. O Sağdan-soldan duyduklarına inanan, vahyin gerçeklerinden yüz çevireni, dünya hayatından başka şeye değer vermeyeni, gerçeklere sırtını döneni gördün mü? Bizim kendilerine bunca nimetleri bahşetmemize rağmen, yaratılışlarının sebebinden yüz çeviren nankörler, kısacık dünya hayatından başka şeye değer vermedikleri gibi, kendilerini şirkten, küfürden arındırmak için de hiç çaba sarf etmez.
34. Verdiğimiz nimet ve servetten malından zengin olduğu halde fakir fukaraya yoksullara az miktar verdi ve gerisini cimrilik ederek sımsıkı elinde tuttu. Düşünsene; bu adam, bütün davranışlarından sorumlu olduğunu ve ilâhî adâletin tecelli edeceği Yargı Gününde bunların hesabını vereceğini nasıl inkâr edebilir? Mallarından Allah’ın razı olacağı harcamayı yapmaz. Böyleleri âhirette bunun bedelini ödemeyip azaptan kurtulabileceklerini mi sanır? Gerçek şu ki onların bu konuda hiçbir bilgi ve delilleri yoktur. Hâlbuki Rabbin ona bol nimetler vermişti. Elinde bulundurduğu bol nimetlerinin çoğunu kendine ayırır. Böyleleri insanlara yardım ederken sadece gösteriş için yardım eder. Sen bunları iyice gördün mü?
35. Bir de bilgiçlik taslayıp saçma sapan şeyler söylemektedir. Gayb ilmi gizli hikmet ve haberleri sadece onun, o cimrinin yanında da geleceğe ait bilgileri sadece o mu görüyor? Bu yüzden mi kendisini bekleyen azaptan yana hiçbir endişe taşımıyor Andolsun ki biz istersek onun bütün varlığını elinden alarak, onu ihtiyaçlı hale sokarız. Burun kıvırıp, yan gözle baktıktan sonra; cebindeki bozuk paraların sesinden kurtulmak için, bozuk paraları önüne attığı dilenciden daha fazla muhtaç hale sokarız. Onu kibre iten, her türlü varlığı elinden alır, çırılçıplak dünyada bırakırız. Ve başına gelenin ne olduğunu nasıl olduğunu bile anlayamaz.
36. Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan İlahi emir ve yasaklar, hikmet dolu öğütler ona haber verilmedi mi? O insanlığın geçmişinden habersiz mi? Geçmişte nice zengin, nice şımarık insanlar vardı. Biz onları yok ettik. Dünyadaki bütün varlıklarını elinden aldık.
37. Ve çok vefakâr, ahdine vefa gösteren, sözünü tam olarak yerine getiren İbrahim'in sahifelerinde olan şu gerçekler haber verilmedi mi? İsrailoğullarına gelmedi mi ki bu münafıklar böylesine hıyanete yönelmektedir? Hâlbuki Biz Musa’ya ve İbrahim’e gönderdiğimiz sahifelerde de (vahiylerle) insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet etmiş ve bundan yüz çevirenleri âhirette başlarına geleceklerle uyarmıştık. Onlar güya İbrahim’e inandıklarını söylüyorlar. Kendilerine sorsan, biz İbrahim’i severiz, sayarız derler. Onlara Musa’nın sayfalarında yazılı olan İbrahim’in haberi gelmedi mi?
38. Bu vahiylerden haberi olanlar şu evrensel ilkeleri bilirler: Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez ve yüklenmeyecektir. Herkes kendi yaptıklarından mesuldür. Hiç kimse başkasının işlediği suçtan dolayı cezalandırılmaz. Bu haram ben bunu yapmam diyene; “Boş ver yap! Eğer suçsa ve cezası varsa suçu benim üstüme olsun! Günahının cezasını ben çekeyim!” derler. Onlar bu kadar aptal mı? Kimin suçunu nasıl üstleniyorlar? Onlara bu yetkiyi kim verdi? Onlara haydi şu adam suç işledi, cezası ölüm, ölüm cezasını kabul et! O’nun yerine sen öl deseler kabul edecekler mi? Onlar şımarıklıkla densizlikle ne dediklerini bilmiyorlar. Onlar kendilerini bir şey zannedip, Allah’a karşı meydan okuyorlar. Onların bu meydan okuyuşu Allah’ı hiç etkilemez. Rabbin onların cezasını elbette en şiddetli şekilde verecektir.
39. Ve insan sadece kendi gayret ve çabalarının yaptığının karşılığını görecektir. Başkasının vaadlerine güvenmesin.
40. Şüphesiz herkesin kendi çabası, gayretinin, emeğinin karşılığı da yakında yani âhirette görülecek ve değerlendirilecektir. Yaptıklarının hesabı mutlaka hesap gününde görülecektir. İnsan hesap günü için “Daha çok zaman var!” diyebilir. Zaman yaklaştığında “İnsanlardan helallik alır, Allah’a tövbe ederim!” diyebilir. Andolsun ki Rabbin için zaman farklı bir şeydir. İnsan için uzun kabul edilen zamanlar Rabbin için çok kısadır. Unutmasınlar! Onları çok yakında huzurumuza getireceğiz.
41. Sonra onun bütün yaptıklarının karşılığı, en uygun ceza ve mükâfatı kendisine eksiksiz verilecektir. Her insan Allah’ın daveti karşısında takındığı tavrın, sarf ettiği emeğin karşılığını zamanı gelince eksiksiz olarak görecektir. Rabbin hesabını görürken hiçbir şeyi eksik bırakmaz. Günü gelince açıklar. Suçlular cezasını çeker
42. Elbette herkes için son durak Rabbinin huzuru olacaktır. Dünya hayatı bir gün son bulacak ve tüm insanlar, hesap vermek üzere O’nun huzuruna çıkarılacaktır. İnsanlar bunların olmayacağını düşünebilir. O gün sadece ve sadece; Rabbinin kayıt altına aldığı gerçekler kalır.
43. Müşriklerin aksine, Rabbin huzuruna çıkma şuurunda olan her mü’min bilir ki Doğrusu huzuruna varılıp hesap verilecek olan, hesap sonunda Cennet ehlini lütfuyla güldüren de cehennem ehlini, müstahak oldukları için, azaba uğratıp ağlatan da Allah’tır. Onlar dünyadayken kendilerini haklı çıkaracak hâkimler bulabilirler. Kendileri gibi düşünen şımarık, densiz insanların hükümlerinde adalet arayabilirler. Andolsun ki Rabbinin hükmü varken, tersine hüküm vermek zulümdür. Bilsinler ki onlar; dünyada yalanlarıyla hükmetseler de kendilerini her türlü cezadan kurtarsalar da hesap günü asla kurtulamayacaklardır.
44. Ve takdir ettiği ecel vaktiniz gelince sizi öldüren de O'dur ve âhiret hayatı için sizi tekrar dirilten de. Hesap günü suçlu çıkanlar ölümlerini isteyecekler. Ölüp de cezadan kurtulmak isteyecekler. Çünkü onlara verilecek ceza yüreklerine oturur. Korkularından bir an önce ölsek de kurtulsak diyecekler. O gün ölümü kurtuluş olarak görecekler
45. Bitki, hayvan ve insan cinsinden Erkek ve dişi iki çifti O yarattı.
46. Bir damla meni Rahme atıldığı zaman bebeği çeşitli evrelerde şekillendirip yaratan O’dur. Onlar basit gördükleri bir spermden yaratılmıştır. Elbette insanları bir damla spermden erkekli dişili yaratıp, nimetlerle donatıp, sonra öldürecek ve diriltecek olan da O’dur. İnsanın topraktan yaratılışı, spermlerle anne karınlarına atılıp dünyaya gelişleri Rabbinin yasasıdır. İnkâr edenlerin ve taptığı ilahların yaratmakla hiçbir ilgisi yoktur.
47. Nasıl rahimde gerçekleşen ilk diriltme O’na aitse, yeniden diriltme da O'na aittir. Onlar ölüp kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Onları nasıl yarattıysak öldükten sonra yeniden diriltiriz. Yaratmaya gücü yetenin yeniden diriltmeye gücü yetmez mi?
48. Doğrusu, sizleri muhtaç olmaktan kurtaran Zengin eden sağlık, akıl gibi zenginlikler bahşeden ve Kanaatkâr eden, tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayan, dilediğine dilediği kadar verip nasıl kullanılacağını bildiren ve dilediği zaman onu geri alan da O'dur. Sanmasınlar ki onlar kendileri zengin olmuştur. İyi bilsinler ki Rabbin onları sınavdan geçirmektedir. Bakalım zenginliklerini nasıl kullanacaklar?
49. Gerçek şu ki, Cahiliye döneminde bir kısım müşriklerin uğur getirdiğini zannederek taptıkları bir yıldız olan, Şira yıldızının, şiirle hikmet ve hakikate tercümanlık yapanların Rabbi O'dur. Yarattığı kâinatın nizamını kurup yasalarını koyan Rabbiniz, size de bölüm bölüm göndermekte olduğu Kur’an ile mükemmel bir hayat nizamı önermektedir. Andolsun ki onların Şira yıldızına tapma nedenlerinin delili yoktur. Düşünmüyorlar mı? Şira yıldızını kim yaratmıştır? O yıldızın sahibi kimdir? Andolsun ki Şira yıldızını da Rabbin yaratmıştır.
50. Doğrusu önceki Ad kavmini yaptıkları yüzünden O helâk etti. Onlar yeryüzünü dolaşıp görüyorlar. Ad kavminin yaşadığı yerlerden geçiyorlar. Bugün oralarda harabe halinde hiç kimse yaşamıyor. Hiç sormuyorlar mı? Oraları kim yok etti? Onların yıkıntılarını görüp ders alsınlar diye ortada bıraktık. Dilesek onların görebileceği hiçbir şey bırakmazdık. Ne varsa hepsini yok ederdik. Ne biliyorsunuz? Belki de yeryüzünde görmediğiniz bilmediğiniz yok edilmiş kavimler vardır.
51. Ve kendilerinden geriye hiçbir şey bırakmadan zulmeden Semud kavmini ısrarla hakkı inkâr etmeleri ve günahlara dalmaları sebebiyle, helak eden O’dur.
52. Daha önce Nuh kavmini de korkunç bir tufanla helak etmişti. Çünkü onlar, yaratılış gayelerine aykırı yaşayan daha zalim ve daha azgınlardı, çok ileri gitmişlerdi.
53. Lut kavminin altı üstüne getirilen Sodom ve Gomore diye bilinen şehirlerini de Allah yere çarptı, yerin dibine batırdı. Onlar orada büyük şehir kurmuş, sağlam binalar yapmışlardı. Emrimizle nasıl yok edildiğini harabelerinden görüyorsunuz.
54. Böylece azap yağmuru altında kalan o şehirlerin üstünü neler kapladı, neler! Yaşanan felaketler; mazlumlar için de zalimler için de nimet oldu. Mazlumlar için bir nimettir, çünkü onların kurtuluşuna vesile oldu. Farklı zaman ve mekânlarda yaşayan ve bu âyetlerden ders alan zalimler için de bir nimettir, çünkü onların da kendilerini bekleyen kötü sondan kurtulmasına vesile oldu. Allah, yaratıp sayısız nimetlerle donatmasına rağmen nankörlük ederek azgınlaşıp davetine başkaldıran Âd, Semûd, Nûh ve Lût kavimlerini de azaba uğratıp helak etti, tıpkı onlardan öncekiler gibi Onları üzerlerine yağan felâketlere gömdü. Yok ettiğimiz toplulukların üzerlerine acılar çöktü. Onlar sanki hiç yaşamamış bir masal oluverdiler.
55. Ey gafil ve nankör insan! Öyleyse Rabbinin hangi nimetlerinden adâletinden inkâr edip şüphe ediyorsun? Gerçek bu iken ve bunca nimetlerle donatılmışken İlahi ikramlara nasıl nankörlük yaparsın? Hiç kuşkun olmasın, görünürde ceza gibi görünen şeyler bile ders alınırsa, nimet olabilir. Rabbiniz, sizden önce yaşamış kavimlerden verdiği nimetleri nasıl aldı ve onları nasıl yok ettiyse; size verdiği nimetleri de alıp, sizi verdikleri nimetlerle birlikte yok edemez mi? Eşinize, çocuklarınıza, büyüklerinize mi güveniyorsunuz? Malınıza, mülkünüze, paranıza mı güveniyorsunuz Niçin düşünmüyorsunuz?
56. İşte Size bildirilmekte olan Bu, Kur’an ve Hz. Muhammed Allah'ın azabından haber veren ve korkutan önceki uyarıcı Kitaplar ve peygamberler gibi, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, bir uyarıcıdır. Ayetler size doğru adil ve güzel yolu gösterir.
57. Her insan kendi sonuna doğru yaklaşmaktayken, Artık Kaçınılmaz olarak yaklaşan ve kesin zamanını yalnızca Allah’ın bildiği kıyamet iyice yaklaştı. Öyle ki, şu anda aldığınız nefesin son nefesiniz olup olmadığını bilemezsiniz.
58. Ve Son Saat gelip çattığında, o azabın gelmesine Allah’tan başka hiçbir güç engel olamayacaktır. Onun vaktini Allah'tan başka açıklayacak yoktur, başka kimse bilemez. Bu bilinmezlik üzerinden verilen mesajlardan biri şudur: “Ey insan! Her ânın son ânın olabilir.
59. Ey hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan gafiller! Şimdi siz kendi tuhaf hâlinize değil de bu Kur'an'a ve onun âyetlerini size tebliğ eden peygamberin anlattıklarına mı hayret ediyorsunuz ve şaşırıp tuhaf buluyorsunuz? İşinize gelmedi mi? Veya sizlerden birine gönderilmediği için karşı mı çıkıyorsunuz? Aranızda fakir ve yetim gördüğünüz birine geldiği için mi hayretler içindesiniz? Hayır! Andolsun ki gelen ayetler sizleri övseydi ve yaptığınız kötülükleri hoş görseydi hemen kabul ederdiniz. Niçin doğru düşünerek kendinizi düzeltmek yerine, inkâr edip suçlamalara yönleniyorsunuz?
60. Akıbetinize ve ahirete hazırlanmak yerine, gafletle ve dalga geçerek hâlâ, eskilerin masalları, diyerek alaya alıyorsunuz. Bunca uyarıdan sonra, bu halinize Gülüyorsunuz da sonunuzu ve sorumluluklarınızı düşünüp, başınıza gelecek olan azaba ağlamıyorsunuz. Uyarılmakta olduğunuz son ile karşılaşmadan önce, size yapılan davetin önemini kavrayıp başınıza geleceklere üzüleceğiniz yerde, önemsemeyip, gülüp, eğlenmeye devam ediyorsunuz. Düşünüp öğüt alacağınıza alay etmeyi seçiyorsunuz. Zannediyorsunuz ki; böyle davranınca hakkınızda açıklanan gerçekler ortadan kalkacak. İnsanlar tarafından duyulmayacak. Telaşınızla o kadar saçma sapan şeyler söylüyorsunuz ki, ağlanacak haliniz var.
61. Ve: "Gaflet içinde eğleniyorsunuz." Şımarıklığınızı artırarak Rabbinize başkaldırıyorsunuz. Lüzumsuz, bilgisiz cahilce konuşmalarınızla Rabbinizi yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Nasıl bu kadar azabiliyorsunuz? Elbette yaptığınızın karşılığını bulacaksınız.
62. Yeter artık kendinize gelin ve Haydi fırsat varken gafletten uyanıp Allah'a secde edin ve yalnızca O'na kulluk edin. Hiç olmazsa bundan sonra aklınızı kullanıp secde ederek Allah’ın davetine yönelin. Yalnızca Allah'ı ilâh tanıyıp hükümlerine boyun eğin. Gafletle geçen her ânınız son anınız olabilir! Bırakın azgınlığı! Üstün ve yüce olarak görülmesi, bilinmesi gereken Allah’tır. Haydi! Allah’ın ilkelerini, Allah’ın yasalarını üstün tutarak Allah’ı yüceltin! Her şeyde Allah’ın sözünü üstün tutun! Yalnız Allah’ın emirlerini yerine getirerek Allah’a kulluk yapın! Haydi söyleyin! Allah’ın sözleri her sözden üstündür. Allah’ın yasaları her yasadan üstündür. Allah’ın emirleri her emirden üstündür. Allah’ın hükümleri her hükümden üstündür. Bunlara kesin bir şekilde inanarak ve hayatınızda uygulayarak Allah’ı yüceltin! Allah’ın huzurunda hâkimiyetini bütün benliğinizle kabul edin!
1-4
MEAL
1. Battığı zaman yıldızlara andolsun ki,
2. Arkadaşınız sapmadı da, azmadı da.
3. O kendi tutkusundan (hevasından) da konuşmuyor.
4. O (konuştuğu, kendine) vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.
MUSTAFA ÇEVİK
1-4 İçinizden biri olan arkadaşınız Muhammed’in Allah adına yapmakta olduğu davetin sözlerini bir düşünün bakalım. O sözler kendini bilmez birinin ya da bir şairin sözlerine hiç benziyor mu? Hayır, asla benzemiyor. Kayıp giden yıldızlara andolsun ki o, sizi kendi uydurduğu sözlere değil, Allah’ın âyetleri ile yaratılışınızın sebebi olan gerçeğe davet etmektedir.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Doğan, batan Kayıp giden, Battığı zaman, İnsanlığı ilâhî nurlarla aydınlatmak üzere yücelerden inmekte olan, yol ve yön gösteren yıldızlara ve doğru yolu göstermesiyle her biri birer yıldız gibi nazil olan Kur’an ayetlerinin her bir bölümüne andolsun ki, Allah tarafından parça parça indirilen mesajın, gözler önüne serdiğine bir bak.
2. Ey Kureyşliler! Ey müşrikler, çocukluğundan beri yakından tanıdığınız ve ahlâkî meziyetlerini çok iyi bildiğiniz Arkadaşınız Muhammed, hayatının hiçbir döneminde haktan sapmadı ve yine hayatının hiçbir döneminde, asla bâtıla inanmadı, şeytani dürtülerle aldanıp aldatılmadı da. Başına buyruk hareket etmedi, hak yoldan uzaklaşmadı, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmedi, bâtıla inanmadı, insanlara karşı hiçbir zaman haince bir düşünce taşımadı. Siz onun sözlerinde değişiklikler var zannediyorsunuz. Hayır! Elçimiz ayetlerim hakkında asla değişik bir şey söylemez. O’nun söyledikleri sizin işinize gelmiyor o kadar. Değilse elçimiz Muhammed’in size okudukları O’na vahyettiğimiz Kur’an’dan ibarettir.
3. O Peygamber Rabb’inin mesajını aktarırken kesinlikle kendi tutkusundan keyfine göre kafasından ve nefsi kuruntularından hevasından da konuşmuyor. Muhammed’in Allah adına yapmakta olduğu davetin sözlerini bir düşünün bakalım. O sözler kendini bilmez birinin ya da bir şairin sözlerine hiç benziyor mu? Size tebliğ ettiği Kur’ân ve açıklamaları, sünneti, arzu ve meyillerine göre, Muhammed’in, aklıyla, mantığıyla düzenlediği sözler-bilgiler değildir. O size gönderdiğimiz gerçekleri okuyor. Gönderdiğimiz vahiyler dışında kafasına göre ayetler uydurabileceğine nasıl inanırsınız? Andolsun ki sizler düşünmeyen bir topluluksunuz. Muhammed size şu anda Allah’ın bana gönderdiklerini okuyorum diyorsa mutlaka doğrudur. Zaten o kendi konuşmaları için Allah’ın sözleri demez. Siz O’nun kendi sözleriyle O’na gönderdiğimiz sözleri karıştırıyorsunuz. Zannediyorsunuz ki kendi sözlerine güç katmak için bunlar Allah’ın sözleridir diyor. Hayır! Asla o böyle bir şey yapamaz. O kendi sözleri için asla böyle bir şey diyemez. Elbette O’nun kendi sözleri de vardır. Ama görevlendirdiğimiz hiçbir Nebi, hiçbir Resul kendi sözleri için bunlar Allah’ın sözleridir demez, diyemez. Onun için elçimiz size bunlar Allah’ın sözleridir diyorsa mutlaka doğrudur.
4. Onun size konuştukları, dudaklarından dökülen bu muhteşem ifadeler, kendine Allah tarafından indirilen vahiyden başka bir şey değildir. O, sizi kendi uydurduğu sözlere değil, Allah’ın âyetleri ile yaratılışınızın sebebi olan gerçeğe davet etmektedir. İlahi hakikatler ve öğretilerdir ki, tebliğ edip size ulaştırmıştır. İyi bilin ki O’nun size okudukları Rabbinizin size tebliğ etmesi için gönderdiği vahiyden başkası değildir. Hiçbir resule gönderdiğimiz ayetlerden başka bir şeyi ayet olarak söylemesi emredilmemiştir. Eğer böyle bir şey yapmış olsaydı suç işlemiş olurdu. Bizde onu cezalandırırdık. Resullere gönderdiğimiz bilgilerden başka şeyler söylemesi yakışmaz. O dikkatlidir. Kendi sözüyle vahyettiğimiz sözleri birbirinden ayırır. İkisini asla karıştırmaz. Siz de karıştırmayın ki doğru yolu bulasınız.
5-6
MEAL
5. Bu vahyi ona üstün özellikleri olan (Cibril) öğretti.
6. O çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Görkemi her yanı kapladı.
MUSTAFA ÇEVİK
5-6 Bu vahyi Peygamber’e Allah’ın üstün özelliklerle donatıp güçlendirip görevlendirdiği melek (Cebrail) iletti.
MEAL AÇIKLAMASI
5. Kaynağından şüphe ettiğiniz bu vahyi ona üstün özellikleri olan ve üstün meziyetlerle donatılan, yüksek akıl ve anlayışa ve emirlerini icra etme gücüne sahip ve Allah’ın üstün özelliklerle donatıp güçlendirip görevlendirdiği melek Cibril öğretti. Vahiylerimiz Muhammed’e hiçbir gücün zarar veremeyeceği şekilde güçlendirilmiş koruma altına alınmış görevlimizle iletildi. O vahiylerdeki bütün gerçekleri ona öğretti.
6. O Cebrail çarpıcı bir güzelliğe, Üstün akıl ve zekâya sahiptir ve güçlü bir varlıktır. Eşsiz güzelliğe sahip Görkemi her yanı kapladı. Arkadaşınıza doğru yaklaştı. O an Peygambere vahyetmek için Hira-Nur Dağı’na geldiğinde kendini tüm ihtişamıyla, gerçek şekli ve hüviyeti ile Muhammed’e görünmüştü.
7-12
MEAL
7. O, en yüksek ufuktaydı.
8. Sonra yaklaştı ve sarktı.
9. Böylece (aradaki mesafe) iki yay boyu veya daha yakın oldu.
10. Derken (Allah’ın) kuluna vahyettiğini vahyetti.
11. Onun gördüğünü gönlü yalanlamadı.
12. Şimdi siz onun gördüğü üzerinde kendisiyle tartışıyor musunuz?
MUSTAFA ÇEVİK
7-12 Melek, vahyi iletmek için gelirken önce uzaktan göründü ve sonra da ona bir yayın iki ucu kadar hatta daha fazla yaklaştı ve vahyi iletti. Peygamber, görüp yaşadıklarının gerçek olup hayal olmadığına aklen ve kalben iman etti. Sizler yıllardır içinizde yaşayan dürüstlüğü ve ahlakı ile emin lakaplı arkadaşınızın bu konuda söylediklerinin gerçekliğinden şüphe mi ediyorsunuz?
MEAL AÇIKLAMASI
7. O, esnada Cebrail ufkun en yüksek noktasındaydı. En yüksek tepedeydi ve vahyi iletmek için gelirken önce uzaktan göründü. Orada kendini bütün ihtişamı ile gösterdi. Maneviyat boyutunun en yüce irtibat makamındaydı.
8. Sonra mağaradaki Resulüllah’a yaklaştı ve yukarıdan aşağıya kayıp yaklaşarak sarktı. Nezaketle peygamberlik görevine başlamasını talep etti, ufkun tepelerinden aşağıya doğru tıpkı yıldızın kayması gibi indi.
9. Böylece Muhammed ile aradaki mesafe iki yay boyu oldu hatta daha fazla yaklaştı ve vahyi iletti. Aralarında iletişim ‘bilgi teması’ başladı.
10. Derken Allah’ın kuluna vahyedilmesini uygun gördüğü Kur’an ayetlerini, Allah’ı ilâh tanıyan, saygılı kulu Muhammed’e iletti. Elçimize neyi vahyettiysek, O da kulumuza onu vahyetti! Arkadaşınız dikkatle dinledi. Söylediklerinin hepsi hafızasına yazıldı. Seçtiğimiz elçileri vahyedilenleri unutmasınlar diye kuvvetlendiririz. Arkadaşınızın hafızası da güçlendirildi. Böylece hiçbir şeyi unutmadan size açıklar. Emirlerimizden hiçbir şeyi eksik bırakmaz.
11. Bu görülen bir hayal veya rüya değildi. Bütün bunlar olurken Muhammed’in çıplak gözle gördüğünü gönlü aklı, kalbi, mantığı, yalanlamadı, vicdanı da doğrulamıştı. Peygamber, görüp yaşadıklarının gerçek olup hayal olmadığına aklen ve kalben iman etti. Bütün bu yaşananlar şeytani kuruntular ve hayali kurgular olamazdı. Açık ve net olarak gördüğü bu görkemli varlığın, Allah’tan vahiy getiren Cebrail olduğu konusunda en ufak bir şüpheye kapılmadı. Arkadaşınız olayın gerçeğini olduğu gibi yaşadı
12. Ey müşrikler Şimdi siz hâlâ içinizdeki en güvenilir insan olan Peygamberin gördüğü şey hakkında, yani Hz. Cebrail’le görüştüğünden ve bilgi alışverişinden şüphe edip kendisiyle tartışıyor musunuz? Sizler yıllardır içinizde yaşayan dürüstlüğü ve ahlakı ile emin lakaplı arkadaşınızın bu konuda söylediklerinin gerçekliğinden şüphe mi ediyorsunuz? “Böyle bir şey olmamıştır” diyerek, resûlümüzü yalanlayacak mısınız? kuşku mu duyuyorsunuz? Siz orada değildiniz. Görmediğiniz bilmediğiniz şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? O size ne gördüyse onu anlatıyor. O’na ne vahyedildiyse onu söylüyor. Siz neyin kuşkusunu taşıyorsunuz? Size söylediği vahiylerden kuşku duymanızın herhangi bir delili yok. Sadece işinize gelmiyor. Eğer işinize gelen bir şey olsaydı hemen tasdik ederdiniz. Hem arkadaşınızın ne yaşadığını bilmezsiniz hem söyledikleri hakkında kuşku duyarsınız hem de delilsiz mesnetsiz ileri geri konuşursunuz.
13-18
MEAL
13. Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.
14. Sidretu’l-Munteha’nın yanında.
15. Barınma (Me’va) cenneti onun yanındadır.
16. O zaman (o gördüğünde) Sidre’yi kaplayan kaplıyordu.
17. Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da.
18. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
MUSTAFA ÇEVİK
13-18 Peygamber, şehrin uzağındaki Sidre-i Münteha’nın yakınında bulunduğu bir sırada o meleği (Cebrail’i) bir kere daha görmüştü, o zaman da elçi melek Sidre’yi kaplamış ve apaçık bir biçimde Peygamber’e, Allah’ın büyük bir mucizesi olarak asıl şekli ve kimliği ile görünmüştü. Bu vakıa görülen bir rüya ya da bir hayal değil, gerçeğin ta kendisi idi.
MEAL AÇIKLAMASI
13. Siz tartışırken Peygamber ondan defalarca vahiy aldı. Andolsun ki, o Peygamber Cebrail’i bir başka inişte daha yani Mirâc gecesinde aslî suretiyle bir kez dahagörmüştü.
14. O zaman Peygamber, şehrin uzağında bulunan Sidretu’l-Munteha’nın, yani Uzakta ki yüksek bir yerdeki ağacın yakınındaydı. En son noktada, Maddî varlığın sona erdiği ve bambaşka bir âlemin kapılarının açıldığı sınır noktasında, bütün Meleklerin ve Nebilerin son ulaşım sınırında, yedinci göğün büyüklüğü, güzelliği, kokusu ölçüsüz Sidre ağacının bulunduğu, akıl ölçülerinin, çirkinliğin bittiği, nihaî sınırın yanında görmüştü.
15. Şehitlerin, Hesap Gününe kadar kaldığı Vaat edilen cennetlerden biri olan Me’va cenneti hemen onun yani Sidretu’l-Muntehâ’nın yanındadır. Cennetü’l-Me’vâ; muttakilerin, mücahitlerin ve şehitlerin son durağıdır.
16. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplıyordu ki, muhteşem güzellik her yeri sarmıştı. Allah’ın nuru ve melekler kaplamıştı. O zaman da elçi melek Sidre’yi kaplamış ve apaçık bir biçimde Peygamber’e, Allah’ın büyük bir mucizesi olarak asıl şekli ve kimliği ile görünmüştü. O zaman sedir ağacını bütün heybetiyle öyle bir bürümüştü ki. İlâhi nurlarla aydınlanan bu yer, kelimelerin ifade etmekten âciz kaldığı muhteşem güzelliklere sahne oluyordu., bütün yükseklikleri, bütün ufku kaplamıştı.
17. Dikkat edin! O peygamberin Gözü gördüğü, bu muhteşem manzara karşısında, Melekler âlemini görürken, aklı ve gözü sorumluluğunun ötesine, kendisine gösterilen hayret verici şeyleri görmekten başka bir tarafa doğru kaymadı şaşmadı ve daha fazlasını talep ederek bakması emredilen şeylerin dışına taşıp sınırı aşmadı da. O zaman da arkadaşınızın gözü şaşmamış ve azmamıştı. O zaman da size vahyettiklerimizi bildirmişti. O zaman bu şekilde tepki göstererek itiraz etmemiştiniz. Niçin?
18. Andolsun ki o Peygamber, Rabbinin varlığına, birliğine işaret eden en büyük ayetlerinden kudretinin delillerinin en büyüklerinden bir kısmını gördü ve hayrete ve kapılmıştı. Bu olay görülen bir rüya ya da bir hayal değil, gerçeğin ta kendisi idi. Peki ya siz ey müşrikler! Allah’ın yanı sıra hükmüne boyun eğip tapındığınız o düzmece ilâhların Hesap Günü size şefaatçi olacaklarını söylerken hangi temele, hangi delile dayanıyorsunuz? Onun gördüğünü sizin bilmeniz mümkün değildir. Çünkü orada değildiniz. Şimdi görmediğiniz bilmediğiniz bir şeyi mi inkâr ediyorsunuz?
19-20
MEAL
19. Gördünüz mü Lât’ı ve Uzza’yı?
20. Ve üçüncüleri olan diğer (put) Menât’ı?
MUSTAFA ÇEVİK
19-20 Allah, Peygamberi ile sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, âhirette ise cennetine koyacağı bir hayat nizamını yaşamaya çağırırken, size ne oluyor da Allah’la birlikte Lat, Menat ve Uzza diye isimlendirip, “Bunlar Allah’ın kızları meleklerdir” diyerek uydurduğunuz sahte ilahlarınızdan şefaat bekliyorsunuz?
MEAL AÇIKLAMASI
19. Ey inkarcılar! Vahyin kaynağı hakkında verilen bu bilgilerden sonra bir muhasebe yaptınız mı? gerçek bir ilah olduğunu kanıtlayan en ufak bir delili Gördünüz mü, Allah’ı bırakıp sözde ilâh olduğunu iddia ettiğiniz, taptığınız, dişi putlarınız olan Lât’ı ve Uzza’yı? Lât ve Uzza’ya neden taptığınızı hiç düşündünüz mü? Bunlar ne işe yaramaktaydı? bunların herhangi bir güçleri var mı? herhangi bir şey yaratmışlar mı? O halde Rabbinize nasıl oluyor da ortak koşabiliyorsunuz?
20. Ve üçüncü put olan Menât’ı ve neden bunlara taptığınızı? Allah, Peygamberi ile sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, âhirette ise cennetine koyacağı bir hayat nizamını yaşamaya çağırırken, size ne oluyor da Allah’la birlikte Lat, Menat ve Uzza diye isimlendirip, “Bunlar Allah’ın kızları meleklerdir” diyerek uydurduğunuz sahte ilahlarınızdan şefaat bekliyorsunuz? Bunların ne kudretleri var? Onlar size ne getirebildi? Yıllarca karşılarına geçip yalvardınız. Onlarla konuştunuz. Onların taştan tahtadan yapılmış şekilleri karşısında sus pus oldunuz. Hiç aklınız çalışmıyor mu? Hiç muhakemeniz yok mu? Doğdunuz, büyüdünüz bu yaşlara geldiniz. Kendinizi bildiniz bileli onlar Kâbe’de duruyor. Sizler onlara tapıyorsunuz? Bugüne kadar taptıklarınızın hangi gücüne şahit oldunuz? Onların olağanüstü bir halini gördünüz mü? Bugüne kadar onlar size ne söyleyebildi? Bu sorulara karşı söyleyecek bir sözünüz var mı? Güya onları dinliyoruz diye kendinizi kandırıyorsunuz. Hayır! Sizler onları dinlemiyorsunuz! Çünkü onların hiçbir şey söylemediğini biliyorsunuz. Bugüne kadar sizin için hiçbir şey yapmadıklarını da biliyorsunuz. Ama yine de onlara tapıyorsunuz. Onları dinliyor numarası çekiyorsunuz. Üstelik onlardan hiçbir şey işitmediğini bildiğiniz halde! Andolsun ki hayır! Sizler asla onları dinlemiyorsunuz. Sadece kendi isteklerinizi arzularınızı onlar adına söyleyerek kendinizi insanları kandırıyorsunuz. Böyle yaparak insanlara haksızlık yapıyorsunuz. Size karşı çıkanları tanrılaştırdıklarınızla korkutuyorsunuz. Onların bir hiç olduğunu biliyorsunuz. Buna rağmen insanları putlarınızla korkutuyorsunuz. Onları istismar ederek, insanları kandırarak, hâkimiyetinizi sürdürmek işinize geliyor. Kendi arzularını kendi heveslerinizi kendi hırslarınızı insanlar üzerine egemen kılmak işinize geliyor. O nedenle gerçekler size okununca hemen karşı çıkıyorsunuz. Çünkü ayetlerimizle anlatılan gerçekler yalanlarınızı saçmalıklarınızı ortaya çıkarıyor. Sizler, saçmalık ve yalanlar ile kurduğunuz düzenden çıkar sağladığınız için, düzeniniz (dininiz) yıkılsın istemiyorsunuz. Onun için arkadaşınız Muhammed size gerçekleri getirince, hemen inkâr ediyorsunuz. Söylenenleri karıştırmaya, bulandırmaya, söylenenler hakkında şüphe uyandırmaya çalışıyorsunuz. Sizin bu tavrınız yalancılıktır, düzenbazlıktır. Allah’a karşı tuzak kurmaktır. Davranışlarınız inanmaktan çok inkâra yakındır.
21-23
MEAL
21. Erkek sizin de dişi O’nun mu?
22. Öyleyse bu insafsızca bir paylaştırma.
23. Bunlar sizin ve atalarınızın koyduğu adlardan başka bir şey değildir. Allah, haklarında hiç bir belge indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerin arzuladıklarına uymaktadırlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden hidayet gelmiştir.
MUSTAFA ÇEVİK
21-23 Kız çocuklarını Allah’a, erkek çocuklarını da kendinize yakıştırmanız ve Allah’ı çocuk sahibi olarak algılayıp kabullenmeniz, O’nu gereği gibi ve yeterince kavramadığınızın apaçık delilidir. Atalarınızın müşrik olarak yaşamakta direnmeleri ve uydurdukları nizamlarını ayakta tutabilmek için ortaya çıkardıkları düzmece ilahlar, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. Oysa şimdi insanlara Rablerinden doğru olan hayat nizamı gelmiştir.
MEAL AÇIKLAMASI
21. Ey müşrikler! Demek gurur duyduğunuz Erkek evlat sizin de varlığından utanç duyarak diri diri toprağa gömdüğünüz dişi çocuklarınız hâşâ O’nun mu? Kızlar O’na ait derken, yalnızca erkekleri mi çocuklarınız kabul ediyorsunuz? Kız çocuklarını Allah’a, erkek çocuklarını da kendinize yakıştırmanız ve Allah’ı çocuk sahibi olarak algılayıp kabullenmeniz, O’nu gereği gibi ve yeterince kavramadığınızın apaçık delilidir. Saçmalıklarınızı o kadar ileriye götürüyorsunuz ki, yaptıklarınızı hiçbir akıl onaylamaz. Demek erkekler size kadınlar Allah’a öyle mi? Bu ne saçmalıktır? Sizler oğulları güç ve kuvvet bulmak için kendinize ayırıyor, kızları zayıf güçsüz gördüğünüz için Allah’a kurban ediyorsunuz, öyle mi? Güya bunu da Allah’ı mutlu etmek için yapıyorsunuz öyle mi?
22. Öyleyse bu insafsızca saygısızca ve haksız bir paylaştırma. Oysa bunu söylemekle sadece Allah’a iftira etmekle kalmıyor, aynı zamanda küçümsediğiniz bir şeyi, yani kız çocuk sahibi olmayı O’na yakıştırarak büyük bir saygısızlık yapıyorsunuz! Andolsun ki Rabbiniz sizden asla böyle bir şey istemez. Bilin ki hakkınızda adaletle hükmedilecek! Sizin yaptığınız gibi size insafsızlık edilmeyecek!
23. Taptıklarınız da, paylaşım diye yaptıklarınız da size ait kuruntular Halbuki Bu putlar ve uydurma kurallar, sizin ve atalarınızın kafanıza göre koyduğu atalarınızı uydurduğu adlardan koyduğu boş isimlerden, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. Allah, kulluk ve itâate lâyık olduklarına dair haklarında hiçbir belge geçerli delil, indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerin arzuladıklarına kuruntularının, hoşlarına giden şeytânî dürtülerin peşine gidiyorlar ve onlara uymaktadırlar. Atalarınızın müşrik olarak yaşamakta direnmeleri ve uydurdukları nizamlarını ayakta tutabilmek için ortaya çıkardıkları düzmece ilahlar, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. İşte bu yüzden bir tek Allah’a kulluk etmekten kaçınıyor, kendilerine hiçbir ahlâkî sorumluluk yüklemeyen âciz tanrılar icat ederek onlara tapmayı tercih ediyorlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden hidayet, doğru olan hayat nizamı, yol gösterici bir Peygamber gelmiştir. Hâlâ gaflet ve dalâletten uyanıp gerçeği anlamayacaklar mıydı? Artık hiç kimse, gerçeği bilmeme bahanesiyle kendisini kurtaramayacak, hiç kimse Kur’an’a göre hayatını düzenlemeden dünya ve âhirette kurtuluşa eremeyecektir. Sizin taptığınız putlar, sizlerin ve babalarınızın uydurduklarıdır. Allah onlarla ilgili hiçbir delil göndermemiştir. Üstelik putlarınızın da hiçbir bilgisi hiçbir gücü yoktur. Sizler onlar hakkında sadece zanda bulunarak yorum yapıyorsunuz. Temelsiz delilsiz yorumlarınızın hiçbir değeri yoktur. Sizler içi boş gereksiz gerçek dışı bir zanna uyuyorsunuz. Unutmayın ki zannınız gerçek değildir. Zanlarınız sizin uydurduklarınızdır. Hâlbuki Rabbiniz doğruyu yanlışı ayırt edecek delillerle yolunu göstermiştir. Ayetlerimiz sizlerin kurtuluşu için gönderilmiştir. Sizler bunu bildiğiniz halde niçin ayetlerimizi bilerek inkâr ediyorsunuz? Niçin gerçeği bilerek gizliyorsunuz?
24-25
MEAL
24. Yoksa insan ’her umduğu ve arzu edip dilekte bulunduğu’ şeylere (ille de sahip) mi olacaktır?
25. Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah’ındır.
MUSTAFA ÇEVİK
24-25 Kâinatta ne varsa hepsini yaratan ve sahibi olan Allah’ın, yarattıklarının yönetimini insanın keyfine, isteğine bırakacağını mı sandınız? Gerçek şu ki, dünya ve âhiretin nizamını kurma yetkisi yalnızca Allah’a aittir.
MEAL AÇIKLAMASI
24. Puta tapmada bu ısrar niye? Yoksa insan kendi ürettiği bu sözde ilahlarla her dilediğini her umduğu ille de elde etme hakkına sahip olduğunu mu sanır? Yoksa o putlardan ve bazı meleklerden şefaat mi umuyorlar? Kâinatta ne varsa hepsini yaratan ve sahibi olan Allah’ın, yarattıklarının yönetimini insanın keyfine, isteğine bırakacağını mı sandınız, her arzu ettiğini elde edebilecek güç ve yetkinin kendisine verildiğini mi sanıyor? Yoksa inkârınızın başka bir nedeni mi var? Her ideali gerçeğe dönüşecek, her gönlünden geçirdiği doğru kabul edilecek, öyle mi? Hayır! Putların kendilerine şefaat edeceklerini umanlar büyük bir sapkınlık içerisindedirler.
25. Son da ilk de yani ahiret de dünya da Allah’ındır. Her yerde ve her zaman O’nun sözü geçer. Dünya ve âhiretin nizamını kurma yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Mutlak hükümranlık O’nundur. Ey müşrikler! İyi bilin ki, Allah, o taptığınız sahte ilâhlar, putlara şefaat etme yetkisi vermemiştir. Putların kendilerine şefaat edeceklerini umanlar büyük bir sapkınlık içerisindedirler. Şunu unutmayın ki dünya ve ahiret hayatı Allah’a aittir. İki hayatın temel yasalarını Allah belirler. Sizler kendi kafanıza göre dünya hayatını biçimlendiriyorsunuz. Bu da yetmiyormuş gibi ahiret hayatı hakkında da ileri geri konuşuyorsunuz. Ahiret hayatını biçimlendirmeye, kendi arzularınıza, kendi keyiflerinize göre oluşturmaya çalışıyorsunuz. Buna hakkınız olmadığı gibi, güç ve imkânınız da yok! Bunu iyi bilin! Aklınızdan hiç çıkarmayın! Bilmediğiniz şeyler hakkında da atıp tutmayın! Dünya da Allah’ındır, âhiret de! Her işin başında ve sonunda, hüküm yalnızca O’nundur! Çünkü O’nun sonsuz ilim ve kudreti her şeyi çepeçevre kuşatmıştır! Öyleyse, yalnızca O’na kulluk etmeli, sadece O’nun yardım ve himayesine sığınmalısınız! O’ndan başka hiçbir varlıktan şefaat dilenmemelisiniz! Unutmayın ki:
26-28
MEAL
26. Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimse için izin vermeden şefaatleri bir yarar sağlamaz.
27. Gerçekten ahirete inanmayanlar melekleri dişi adlarıyla adlandırıyorlar.
28. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise gerçekten yana bir şey kazandırmaz.
MUSTAFA ÇEVİK
26-28 Allah, göklerde olan meleklerin dünyada ve âhirette insanlara şefaatçi olmalarına izin vermemişken, bir kısmınız kalkmış Allah’ın kızları olarak kabul ettiğiniz meleklerden şefaat bekliyorsunuz. Böyleleri Allah’ı yeterince tanımayan ve gerçek hiçbir bilgiye sahip olmayan, zannın peşine düşen inatçı cahillerdir. Gerçek şu ki zan, asla gerçek gibi olamaz, onun yerini tutamaz.
MEAL AÇIKLAMASI
26. Siz melekleri ilah ediniyorsunuz; Göklerde sayısı çok olsa da nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimse için izin vermeden şefaatleri aracılıkta hiçbir faydaları olamaz, bir yarar sağlamaz. Onların şefaatleri, ancak Allah izin verdikten sonra, Allah’ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, hoşnut olduğu akıllı ve sorumlu kimseler için fayda sağlar. Taptığınız putlarınız için bunlar Allah katında bize şefaat edecekler, hesap günü lehimize şahitlik edip bizi cezadan kurtaracaklar diyorsunuz. Tutturmuş; Melekler de bize şefaat edip cezadan kurtaracak diyorsunuz. İyi bilin ki göklerdeki meleklerden, putlarınızdan, insanlardan veya sevdiğiniz kişilerden şefaatçiler olsa da hiçbir işe yaramaz. Meğerki Allah sizin lehinize şefaat edeceklere izin versin! Allah izin vermeden sizin uydurduğunuz şefaatçiler lehinize şahitlik ederek şefaat edemez. Eğer onların lehinize şefaat edeceğine inanıyorsanız; haydi deliliniz varsa söyleyin! Rabbiniz hangi melek, hangi put, hangi insanlar için şefaat izni vermiştir? Haydi! Gösterin delilinizi! Sizin kendi kendinize şunlarda şefaat hakkı var demeniz zandan ibarettir. Unutmayın ki her şey Rabbinizin iznine bağlıdır. Rabbinizin izni olmadan hiç kimse şefaat ederek lehinize şahitlik edemez. Şefaat edecekler diye inandıklarınız için Rabbiniz hiçbir delil göndermemiştir. Delil gönderildiğini iddia ediyorsanız gösterin! Unutmayın! Ahiretteki hesap günü hiç kimse bir suçlunun arkasında durmak istemez. Çünkü dünyada Allah’a karşı asi olanların cehenneme doldurulacağı, suçluların bir daha çıkmamak üzere cehenneme hapsedileceği bilgisi; o gün orada, din gününde herkesin benliğini çepeçevre kuşatacak, herkes ama herkes kendi hesabının derdine düşecektir. Öyle ki; Allah’ın rızasına, cehennemden kurtulmaya vesile olacağını düşündüğü, en küçük bir iyiliği, hayrı, bir başkası ister, elimden alır düşüncesi ile en yakınlarından bile köşe bucak kaçacaktır. O gün bencilliğin sözlükteki karşılığı yeniden yazılacak, yeniden anlamını bulacak, bencillik herkesin karakteri olacaktır. Allah katındaki makamı ve derecesi ne kadar yüksek olursa olsun, hiç kimse günahkârların kurtuluşu için aracılık edemeyecek, cezayı hak etmiş bir suçluyu azaptan kurtaramayacaktır! Hal böyleyken:
27. Gerçekten Müşriklerden ahirete inanmayanlar melekleri dişi adlarıyla adlandırıyorlar. Allah, göklerde olan meleklerin dünyada ve âhirette insanlara şefaatçi olmalarına izin vermemişken, bir kısmınız kalkmış Allah’ın kızları olarak kabul ettiğiniz meleklerden şefaat bekliyorsunuz. Melekler, Allah’ın kızlarıdır diyorlar. Gerçekten meleklerin adlarını biliyorlar mı? Meleklerin dişi olduğunu nereden biliyorlar? Andolsun yaptıkları şey yalan ve iftiradır. Meleklerin cinsiyetinden ne olduğundan, nasıl olduğundan onların haberleri bile yok. Tutturmuşlar; melekler dişi miydi erkek miydi diye tartışıyorlar. Sonra büyük bir yalanla ve iftirayla meleklere dişi diyorlar.
28. Onların bu hususta geçerli ve gerçekçi değer ifade eden bir bilgileri yoktur. Sadece asılsız bir zanna uyuyorlar. Zan ise gerçekten Hakk’tan yana bir şey kazandırmaz. Böyleleri Allah’ı yeterince tanımayan ve gerçek hiçbir bilgiye sahip olmayan, zannın peşine düşen inatçı cahillerdir. Gerçek şu ki zan, asla gerçek gibi olamaz, onun yerini tutamaz Zan, hakkı, hakikati, kesin bilgiyi ifade bakımından bir değer taşımaz, hiçbir zaman gerçeğin, hak olan ilmin yerini tutmaz, hakikatte ulaşmak için hiçbir zaman yeterli olmaz. İyi bilin ki temelsiz delilsiz yorumlarınız hiçbir zaman gerçek değildir. İnsanlar gerçeklere uymadıkları müddetçe hep yanlıştadır. Bilin ki temelsiz delilsiz yorumlara uymak insanı gerçeklerden uzaklaştırır.
29
MEAL
29. Sen bizim zikrimizden (kitabımızdan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevir.
MUSTAFA ÇEVİK
29 Ey Peygamber! Sen, yaratılış sebebine uygun yaşamaya davet edilmesine rağmen sırt dönenlerden ve âhiret hayatına inanmayanlardan yüz çevir, onların tepkilerine ve saldırılarına aldırma.
MEAL AÇIKLAMASI
29. O hâlde, ey hak yolunun yolcusu! Ey Peygamber! Sen cehaletin diz boyu olduğu bu zeminde bizim zikrimizden öğüt ve kitabımızdan bize şükürden uzak duran, yüz çeviren ve zevk ve sefasından başka bir şeye değer vermeyen bu cahillerden dünya hayatından başka bir şey istemeyenden, yaratılış sebebine uygun yaşamaya davet edilmesine rağmen sırtını dönenlerden ve âhiret hayatına inanmayanlardan sen de yüz çevir, o kimselere aldırış etme, arana mesafe koy onların tepkilerine ve saldırılarına aldırma ve uzaklaşıp ayrıl. Onları hidayete erdireceğim diye uğraşma. Bunun yerine, mesajına kulak veren insanlara yönelik tebliğine devam et. Paranın, makamın, şöhretin, gücün kölesi olan kimselerle kısır tartışmalara girerek vaktini ve enerjini boş yere harcama! Onlar kendi yalanlarıyla oyalansınlar. Elbet onlara verdiğimiz zaman dolacak! Zaman dolunca yaptıklarından dolayı onlara sorulacak! Sen onları dinleme! Onları dinlersen seni yolumuzdan alıkoyarlar. Gereksiz şeylerle seni oyalarlar. Onlar dünya hayatından başka bir şey istemiyorlar. Dünya hayatında yaptıklarından sorulacaklarını bilmiyorlar. Sen onlar gibi olma! Dünya hayatının sonunda hesap vereceksin!
30
MEAL
30. İşte onların ilimden erişebilecekleri budur. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da doğru yola gireni de daha iyi bilir.
MUSTAFA ÇEVİK
30 Böyleleri Allah’ın kendilerini bir amaca yöneltmek için yarattığını anlamak ve buna uymak yerine kendi istedikleri gibi yaşamak peşindeler. Şüphesiz Allah, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilmektedir.
MEAL AÇIKLAMASI
30. Zanla bir yere varılmaz. İşte onların ilimden erişebilecekleri son sınır ve seviye budur. Bu safsatalar ve kuruntulardır. Bu seviyede bir bilgiden yola çıkarak, “Biz doğru yoldayız, siz yanlış yoldasınız” demelerinin hiçbir kıymeti yok. Şüphesiz Rabbin, her konuda olduğu gibi bu konuda da yolundan sapanı da doğru yola gireni de hidayeti bulanı da doğru yolda yürüyeni de çok daha iyi bilir. Bu tür kimselerin ilimleri ancak kendilerini dünya zevkleri ile ilgilendirecek seviyededir. Rabbin, işte O, yolundan İslam’dan uzaklaşanları, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederek başlarına buyruk yaşayanları iyi bilir. Böyleleri Allah’ın kendilerini bir amaca yöneltmek için yarattığını anlamak ve buna uymak yerine kendi istedikleri gibi yaşamak peşindeler. Hidayet rehberiyle gösterilen, öğretilen hak yolu, İslâm’a girmeyi hür iradeleriyle tercih edenleri, İslâm’da sebat edenleri de iyi bilir. Şüphesiz Allah, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilmektedir. İnsanlar sınırlı akıllarıyla, sınırlı bilgileriyle, gerçeklere ulaşamazlar. Bilmiyorlar mı? Biz insanı dünyaya gönderirken ona bazı sınırlar koyduk. İnsanlar koyduğumuz sınırları aşamaz. Akıllarının, zekâlarının, beş duyularının sınırları var. Onlar yarattığımız sınırlar içinde algılar. Kendi algılamalarıyla, kendi akıllarıyla, dünyadaki bilgileri aşamazlar. Dünya hayatının sonunu bilemezler. Zannederler ki bilmedikleri bir nedenle dünyaya geliyorlar. Dünyada yaşayacaklar sonra ölecekler! Öldükleri zaman her şey bitecek! Ondan sonra hiçbir şey yok! Onların bilgisi doğumları ile ölümleri arasında sınırlıdır. Böyle diyenler Rabbinin gönderdiklerine inanmaz. Sadece dünyada kazanmak için yaşarlar. Hâlbuki görmüyor mu? Hangi ölen kişi dünyadan bir şey götürebiliyor? Bazılarının yaptıkları gibi mezarlarına kazandığı malları paraları koyarak gömülmeleri fark etmez. Her şey zaman içinde çürüyüp toprak olur. Toprağa paralarıyla birlikte gömülenler çürür gider. Çürümeyen sadece topraktan çıkardıkları altın gümüş gibi madenlerdir. Onları da sonradan birileri define diye bulur. Hal böyleyken onlar niçin böyle düşünüyorlar? Niçin böyle yapıyorlar? Bilmiyorlar mı? Rabbin bütün gerçekleri, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilir. Rabbinin bilmediği gerçek yoktur. Hesap günü gelince insana dünyada yaptıklarından sorulur. Rabbin kimin gerçek kimin yalan üzerinde olduğunu çok iyi bilir. Sakın onlara aldırma! Sana bildirilen vahiyle yaşamını kur! Yolunu vahiyle bildirilen gerçeklere göre seç! Sakın onlara aldanıp şaşma! Dolayısıyla, herkese hak ettiği karşılığı mutlaka verecektir.
31
MEAL
31. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. (Bunları yaratması) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenlere de iyilikle karşılık vermesi içindir. Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
MUSTAFA ÇEVİK
31 Göklerde ve yerde olanların sahibi olan Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetlerini, kullanış biçiminizden hesaba çekecek. Emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananların ihanetlerini cezasız bırakmayacak. Allah’ın bildirdiği amaca ve şekle uygun kullananları ise ödüllendirecektir.
MEAL AÇIKLAMASI
31.Göklerde ve yerde olanlar tüm varlıklar ve imkânlar Allah’ın tasarrufundadır; İmtihan dünyasının kurallarını koyan O’dur. Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetlerini, kullanış biçiminizden hesaba çekecektir. Öyle ki, kötülükte bulunanları, kötü icraat yapan idarecileri, bilinçli olarak kötülük edenleri, işlerini kötü yapanları, emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananları yaptıkları dolayısıyla O cezalandırır, iyilik yapanları güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. İyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, askerî erkânı, inananları da devlet nimetiyle, daha güzeliyle, en güzelini ölçü alarak O mükâfatlandırabilir. İnsana yeryüzünde bir hayat verilmiştir. İnsana yaratılışında özgür bir irade, iyiye veya kötüye meyledebilme yetisi ve kabiliyeti verilmiştir. İnsan; yaratılışından itibaren içinde var olan bu kabiliyeti ile ister iyilik yapar ister kötülük! Bu konuda insana seçme hakkı verilmiştir. İnsan dünya hayatında seçimleriyle denenmektedir. Hangisini yapacak? İyilik mi, kötülük mü? Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetlerini, kullanış biçiminizden hesaba çekecek. Emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananların ihanetlerini cezasız bırakmayacak. Allah’ın bildirdiği amaca ve şekle uygun kullananları ise ödüllendirecektir. Allah insanı uyarır. İyilik yapanlar mükâfatlandırılacak, kötülük yapanlar cezalandırılacak! İnkâr edenlerin zannettikleri gibi hiçbir şey boşuna değildir. İşte bu sonsuz nimetleri kazanacak olan müminlerin özellikleri:
32
MEAL
32. Ki onlar küçük kusurlar dışında günâhların büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Şüphesiz Rabbin bağışlaması geniş olandır. O sizi topraktan yarattığında ve siz daha annelerinizin karınlarında ceninler iken de (her kademede) sizi çok iyi bilir. Artık kendinizi temize çıkarmayın. Kimin sakındığını O daha iyi bilir.
MUSTAFA ÇEVİK
32 Günahların en büyüğü Allah’ın davetinden yüz çevirip O’na şirk koşmak, başkalarını da buna teşvik etmektir. Allah günahlarından tevbe ederek sorumluluklarını yerine getirenlere karşı merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır. Allah sizi topraktan yaratırken ve annelerinizin karnında iken nelere karşı zaaflarınızın olduğunu, neleri yapmaya, neleri yapmamaya meyilli olduğunuzu en iyi bilen, sizi bu özelliklerle yaratandır. Kendinizi kusursuz olarak görüp, göstermeyin günahlardan sakınıp Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu da aklınızdan çıkarmayın.
MEAL AÇIKLAMASI
32.Günahların en büyüğü Allah’ın davetinden yüz çevirip O’na şirk koşmak, başkalarını da buna teşvik etmektir. Ki onlar İhsan sahibi, devamlı aktif samimi mü’minler, vahyi kendilerine rehber yapan, hayat yolunda küçük kusurlar işledikleri bazı şahsi hatalar dışında günahların büyüklerinden mesela, zina ve livata gibi meşru olmayan şehvet fiillerden, gayri meşru ilişkilerden, zinadan, hayasızlıktan, cimrilikten, haddi aşmaktan ve ahlâksızlıktan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Çünkü müminler, Kur’an ve sünnette açıkça yasaklanan büyük günahlardan uzak durdukları takdirde, işledikleri küçük günahlar pişmanlık, tövbe ve istiğfar ile affedilecektir. Allah günahlarından tövbe ederek sorumluluklarını yerine getirenlere karşı merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır. Şüphesiz bu kimseler şunu çok iyi bilsinler; ufak veya büyük günah, fark etmez, Rabbin tövbe ve istiğfarla kapısını çalan kullarına karşı bağışlaması, mağfireti geniş olandır. O sizi ihtiyaçlarınızı ve davranışlarınızı daha iyi bilendir; topraktan yarattığında ve siz daha annelerinizin karınlarında ceninler iken de sizin ne kadar âciz ve zayıf olduğunuzu, sizin günah işlemeyen birer melek olmadığınızı çok iyi bilir. Artık kendinizi birbirinize överek temize çıkarmayın. Hiç günahsız, kusursuz ve tertemiz olduğunuzu iddia ederek övünmeyin! Kendinizi kusursuz olarak görüp, göstermeyin günahlardan sakınıp Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Kimin küfür ve kötülükten sakındığını kendisine sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan, sağlıklarının bozulmasından, hastalıklardan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan, takva esaslarını, takvaya dayalı düzeni benimseyen mü’minleri ve Allah’tan korkarak davrananı, kimin dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüklerden sakındığını O daha iyi bilir, O en iyi bilendir. Sonuç olarak O, hatasız bir kul istemiyor, O hatada ısrar etmeyen kul istiyor. Konuyu daha da açma adına, hatada ısrar edenlere bir örnek üzerinden bakalım.
33-35
MEAL
33. O yüz çevireni gördün mü?
34. (Söz verdiği malından) az miktar verdi ve (gerisini) sımsıkı elinde tuttu.
35. Gayb ilmi onun yanında da o görüyor mu?
MUSTAFA ÇEVİK
33-35 Bizim kendilerine bunca nimetleri bahşetmemize rağmen, yaratılışlarının sebebinden yüz çeviren nankörler, kısacık dünya hayatından başka şeye değer vermedikleri gibi, kendilerini şirkten, küfürden arındırmak için de hiç çaba sarf etmez. Mallarından Allah’ın razı olacağı harcamayı yapmazlar. Böyleleri âhirette bunun bedelini ödemeyip azaptan kurtulabileceklerini mi sanıyorlar? Gerçek şu ki onların bu konuda hiçbir bilgi ve delilleri yoktur.
MEAL AÇIKLAMASI
33. O Sağdan-soldan duyduklarına inanan, vahyin gerçeklerinden Hakk’tan ve hayırdan imandan, Bizi hatırlamaktan yüz çevireni gördün mü? Dini amaçlarını ve Hakk davasını terk edeni, dünya hayatından başka şeye değer vermeyeni, halkı istediği istikamette yönlendiren güçlüyü? Gerçeklere arkasına dönen adamı gördün mü? Bizim kendilerine bunca nimetleri bahşetmemize rağmen, yaratılışlarının sebebinden yüz çeviren nankörler, kısacık dünya hayatından başka şeye değer vermedikleri gibi, kendilerini şirkten, küfürden arındırmak için de hiç çaba sarf etmez.
34. Verdiğimiz nimet ve servetten malından zengin olduğu halde fakir fukaraya yoksullara az miktar verdi ve gerisini cimrilik ederek sımsıkı elinde tuttu. Düşünsene; bu adam, bütün davranışlarından sorumlu olduğunu ve ilâhî adâletin tecelli edeceği Yargı Gününde bunların hesabını vereceğini nasıl inkâr edebilir? Mallarından Allah’ın razı olacağı harcamayı yapmazlar. Böyleleri âhirette bunun bedelini ödemeyip azaptan kurtulabileceklerini mi sanıyorlar? Gerçek şu ki onların bu konuda hiçbir bilgi ve delilleri yoktur. İhtiyacı olana azıcık bir şey verdi. Hâlbuki Rabbin ona bol nimetler vermişti. Elinde bulundurduğu bol nimetlerinin çoğunu kendine ayırdı. İhtiyacı olana azıcık verdi. Sonra büyük bir şımarıklıkla geri döndü. Kibrinden ve azametinden sanki yerler yarılacaktı. Sanki yeryüzünün tek hâkimi oydu. Böyleleri insanlara yardım ederken bütün bencilliğiyle, şatafatıyla, kendini beğenerek sadece gösteriş için yardım ediyor. Sadece çıkar karşılığında insanlara veriyordu. Sen bunları iyice gördün mü?35. Bir de bilgiçlik taslayıp saçma sapan şeyler söylemektedir. Gayb ilmi gizli hikmet ve haberleri sadece onun, o cimrinin yanında da geleceğe ait bilgileri sadece o mu görüyor? Bu yüzden mi kendisini bekleyen azaptan yana hiçbir endişe taşımıyor? Ahiretteki cezasını, kendi yerine başkalarının çektiğini mi görüyor? Gizemlerin bilgisine mi sahiptir ki geleceği görüyor? O inkârcı insan kendinden öyle emindi ki; sanki geleceğine ait bütün gerçekleri biliyordu. O öyle mi zannediyor? Andolsun ki biz istersek onun bütün varlığını elinden alarak, onu gerisin geriye çevirir, ihtiyaçlı hale duçar ederiz. Burun kıvırıp, yan gözle baktıktan sonra; cebindeki bozuk paraların sesinden kurtulmak için, bozuk paraları önüne attığı dilenciden daha fazla muhtaç hale sokarız. Onu kibre, şımarıklığa iten, her türlü varlığı elinden alır, onu çırılçıplak dünyada bırakırız. Onu kendisi gibi davranan insanlarla karşı karşıya bırakırız. Başına gelenin ne olduğunu nasıl olduğunu bile anlayamaz.
36-41
MEAL
36. Yoksa Musa’nın sahifelerinde olan ona haber verilmedi mi?
37. Ve çok vefakâr İbrahim’in (sahifelerinde olan):
38. Ki hiçbir günâhkâr başkasının günâh yükünü yüklenmez.
39. Ve insan için kendi çabasından başka bir şey yoktur.
40. Şüphesiz kendi çabası da yakında görülecektir.
41. Sonra onun karşılığı kendisine eksiksiz verilecektir.
MUSTAFA ÇEVİK
36-41 Hâlbuki Biz Musa’ya ve İbrahim’e gönderdiğimiz sahifelerde de (vahiylerle) insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet etmiş ve bundan yüz çevirenleri âhirette başlarına geleceklerle uyarmıştık. Hiç kimse başkasının günah yükünü çekmez. Her insan Allah’ın daveti karşısında takındığı tavrın, sarf ettiği emeğin karşılığını zamanı gelince eksiksiz olarak görecektir.
MEAL AÇIKLAMASI
36. Yoksa Musa’nın sahifelerinde olan İlahi emir ve yasaklar, hikmet dolu öğütler ona haber verilmedi mi? Hesap ve ceza konusunda uyarılmadı mı? O insanlığın geçmişinden habersiz mi? Geçmişte nice zengin, nice şımarık insanlar vardı. Biz onları yok ettik. Dünyadaki bütün varlıklarını elinden aldık. Onlar güya İbrahim’e inandıklarını söylüyorlar. Kendilerine sorsan, biz İbrahim’i severiz, sayarız derler. Onlara Musa’nın sayfalarında yazılı olan İbrahim’in haberi gelmedi mi?
37. Ve çok vefakâr, ahdine vefa gösteren, Sözünü tam olarak yerine getiren İbrahim’in sahifelerinde olan şu gerçekler haber verilmedi mi, İsrailoğullarına gelmedi mi ki bu münafıklar böylesine hıyanete yönelmektedir? Hâlbuki Biz Musa’ya ve İbrahim’e gönderdiğimiz sahifelerde de (vahiylerle) insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet etmiş ve bundan yüz çevirenleri âhirette başlarına geleceklerle uyarmıştık.
38. Bu vahiylerden haberi olanlar şu evrensel ilkeleri bilirler: Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez ve yüklenmeyecektir. Herkes kendi yaptıklarından mesuldür. Hiç kimse başkasının işlediği suçtan dolayı cezalandırılmaz. Onlar nasıl mantık kuruyorlar? Onların aklı hiç çalışmıyor mu? Böyle bir sözü nasıl söyleyebilirler? Bunu Allah yasaklamıştır. Bu haram ben bunu yapmam diyene; “Boş ver yap! Eğer suçsa ve cezası varsa suçu benim üstüme olsun! Günahının cezasını ben çekeyim!” derler. Onlar bu kadar aptal mı? Kimin suçunu nasıl üstleniyorlar? Onlara bu yetkiyi kim verdi? Onlar kimi kandırıyor? Onlara haydi şu adam suç işledi, cezası ölüm, ölüm cezasını kabul et! O’nun yerine sen öl deseler kabul edecekler mi? Onlar demeyecekler mi suçu kim işlediyse O’nu öldürün? Andolsun! Onlar şımarıklıkla densizlikle ne dediklerini bilmiyorlar. Onlar kendilerini bir şey zannedip, Allah’a karşı meydan okuyorlar. Onların bu meydan okuyuşu Allah’ı hiç etkilemez. Rabbin onların cezasını elbette en şiddetli şekilde verecektir. Unutmasınlar ki, onların teşvikiyle aklını kullanmayıp suç işleyenler de cezalandırılacaklardır. Allah’a karşı suç işlemeye teşvik edilenin şöyle söylemesi gerekmez miydi? “Sen hangi hakla, hangi yetkiyle, benim suçumu üstleneceksin? Andolsun ki Allah’tan böyle bir bilgi gelmemiştir.” Rabbin iyi bilmektedir ki suça teşvik edende, teşvik edilende, zaten kendi iç dünyalarında suç işlemeye hazırdır. Onlar sadece suç işlemek için bir bahane, bir payanda arıyorlardır. O nedenle başkalarının teşvikiyle suç işleyenler af edilmezler. Ta ki pişman olup bir daha yapmayacaklarına tövbe ederek söz versinler.
39. Ve insan için kendi emeğinden, çalışmasından çabasından başka bir şey yoktur, sadece kendi çabasının karşılığını görecektir. Başkasının vaatlerine güvenmesin Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir. İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde etmektir. Her insan yaptığının karşılığını alacaktır. Suç işleyenler suçlarının cezasını çekecekler. Başkalarının suçlarını üstlenemeyeceklerdir. Başkalarını suça teşvik ayrıca bir suçtur. Onlar hem işledikleri suçun hem de başkalarını suça teşvik etmenin cezasını çekeceklerdir. Onların yaptıkları hiçbir şekilde karşılıksız kalmayacak. Hiç kimse de yapmadığı şeyle cezalandırılmayacaktır.
40. Şüphesiz herkesin kendi çabası Çalışmasının, gayretinin, emeğinin hâlis niyetlerinin karşılığı da yakında yani âhirette görülecek ve değerlendirilecektir. Yaptıklarının hesabı mutlaka hesap gününde görülecektir. İnsan hesap günü için “Daha çok zaman var!” diyebilir. Zaman yaklaştığında “İnsanlardan helallik alır, Allah’a tövbe ederim!” diyebilir. Andolsun ki Rabbin için zaman farklı bir şeydir. İnsan için uzun kabul edilen zamanlar Rabbin için çok kısadır. Unutmasınlar! Onları çok yakında huzurumuza getireceğiz.
41. Sonra onun bütün yaptıklarının karşılığı en uygun ceza ve mükâfatı kendisine eksiksiz verilecektir. Her insan Allah’ın daveti karşısında takındığı tavrın, sarf ettiği emeğin karşılığını zamanı gelince eksiksiz olarak görecektir. Rabbin hesabını görürken hiçbir şeyi eksik bırakmaz. Rabbin insanlar gibi unutkan değildir. Rabbin insanların bilmediği bir şekilde bütün olayları olduğu gibi kayıt altında tutar. Günü gelince açıklar. Suçlular cezasını çeker
42-48
MEAL
42. Elbette son varış Rabbinedir.
43. Doğrusu güldüren de O’dur ağlatan da.
44. Ve öldüren de O’dur dirilten de.
45. Erkek ve dişi iki çifti O yarattı.
46. (Rahme) atıldığı zaman nutfeden.
47. Diğer yaratma da O’na aittir.
48. Zengin eden ve servet verip memnun eden O’dur.
MUSTAFA ÇEVİK
42-48 Sonunda huzuruna varılıp hesap verilecek olan, hesap sonunda ağlatacak ya da güldürecek olan Allah’tır. Elbette insanları bir damla spermden erkekli dişili yaratıp, nimetlerle donatıp, sonra öldürecek ve diriltecek olan da O’dur. Yine O’dur dilediğine dilediği kadar verip nasıl kullanılacağını bildiren.
MEAL AÇIKLAMASI
42. Elbette Herkes için son varış Rabbinedir. Ergin akılla düşünmek insanı Rabbine götürür, her şey nihai olarak Rabbine varır, nihaî hesap Rabbinin huzurunda görülür. Dünya hayatı bir gün son bulacak ve tüm insanlar, hesap vermek üzere O’nun huzuruna çıkarılacaktır. İnsanlar bunların olmayacağını düşünebilir. Kendilerine göre düşünceler üreterek sözler söyleyebilir. İnsanların söylediklerinin çoğu yalandır. Hesap günü insanların yalanları yok olur. O gün sadece ve sadece; bizzat kendilerinin şahit olduğu, Rabbinin de eğilip bükülmesin, bozulmasın diye kayıt altına aldığı gerçekler kalır. Hesap günü insanlar huzura çıkarlar. Hiçbir şeyin unutulmadığını görürler. İnsanlar süslü sözleriyle ahiret hesabını yok saymışlardı. Hâlbuki hesap günü hesabımız apaçık bir şekilde karşılarındadır. Hesabı gördüklerinde ne yapacaklarını şaşırırlar.
43. Müşriklerin aksine, Rabbin huzuruna çıkma şuurunda olan her mü’min bilir ki Doğrusu huzuruna varılıp hesap verilecek olan, hesap sonunda Cennet ehlini lütfuyla güldüren de cehennem ehlini, müstahak oldukları için, azaba uğratıp ağlatan da Allah’tır. Ey resulüm! Onlara söyle! Hesap günü insanları mükâfatlarıyla güldürecek olan da şiddetli cezasıyla ağlatacak olan da Rabbindir. Onlar dünyadayken kendilerini haklı çıkaracak hâkimler bulabilirler. Kendileri gibi düşünen şımarık, densiz insanların hükümlerinde adalet arayabilirler. Onların adalet saydıkları zulümden başka bir şey değildir. Andolsun ki Rabbinin hükmü varken, tersine hüküm vermek zulümdür. Onlar bunu her zaman yaparlar. Onlar Rabbinin hükümlerini hiçe sayarlar. Hatta Rabbinin hükümlerini küçük, değersiz, basit görerek alay ederler. Yalanlara dayanan hükümlerini üstün tutarlar. Bilsinler ki onlar; dünyada yalanlarıyla hükmetseler de kendilerini her türlü cezadan kurtarsalar da, hesap günü asla kurtulamayacaklardır.
44. Ve Herkesi ve her şeyi, takdir ettiği ecel vaktiniz gelince sizi öldüren de O’dur ve âhiret hayatı için sizi tekrar dirilten de. Hesap günü suçlu çıkanlar ölümlerini isteyecekler. Ölüp de cezadan kurtulmak isteyecekler. Çünkü onlara verilecek ceza yüreklerine oturur. Korkularından bir an önce ölsek de kurtulsak diyecekler. O gün ölümü kurtuluş olarak görecekler. Bilsinler ki; öldürecek olan da diriltecek olan da Rabbindir. Andolsun suçluların cezadan kurtuluşları yoktur. Onlar cezalarını mutlaka çekecektir. Onlar cezalarını çekerken ölerek kurtulamayacaklardır. Takdir edilen ceza mutlaka gerçekleşecektir.
45. Nebat, hayvan ve insan cinsinden Erkek ve dişi iki çifti x ve y kromozomlarını O yarattı.
46. Rahme atıldığı zaman Bir damla sudan, meniden spermden, bebeği çeşitli evrelerde şekillendirip yaratan O’dur. Onlar basit gördükleri bir spermden yaratılmıştır. Elbette insanları bir damla spermden erkekli dişili yaratıp, nimetlerle donatıp, sonra öldürecek ve diriltecek olan da O’dur. Sperm dişiye atılarak dünyaya geliyorlar. Böylece dünyadaki yaşamları başlıyor. Yaratmak Rabbinin işidir. Onları dünyaya getirmek Rabbinin işidir. İnsanın topraktan yaratılışı, spermlerle anne karınlarına atılıp dünyaya gelişleri Rabbinin yasasıdır. İnkâr edenlerin yaratmakla hiçbir ilgisi yoktur. İnkâr edenlerin taptığı ilahların da yaratmakla hiçbir ilgisi yoktur.
47. Nasıl rahimde gerçekleşen ilk diriltme O’na aitse, Tekrar yaratma diriltme da O’na aittir. Onları, ebedî âleme geçerken ruhları, iradeleri, organları, güçleri ve kabiliyetleriyle, yeni özelliklerle yaratmak ve (öldükten sonra) tekrar diriltmek O’na aittir. Onlar ölüp kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Onları nasıl yarattıysak öldükten sonra yeniden diriltiriz. Buna Rabbinin gücü yeter. Düşünmüyorlar mı? Yaratmaya gücü yetenin diriltmeye gücü yetmez mi? Onlar kendilerini kandırmasınlar. Unutmayın! Yaratmak da diriltmek de Rabbine aittir.
48. Doğrusu, sizleri muhtaç olmaktan kurtaran Zengin eden sağlık, akıl, ahlâk ve iman gibi zenginlikler bahşeden ve servet verip memnun eden tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayan, dilediğine dilediği kadar verip nasıl kullanılacağını bildiren. O’dur. Dilediği zaman onu geri alan da O’dur. Rabbin dünyada yaşayan insanlara türlü nimetler vermiştir. Akıl, zekâ, muhakeme, Rabbinin verdiği nimetlerdendir. İnsanlar bunları kullanarak varlıkların bir kısmını kendi becerileriyle hayatlarının değişik safhalarında kullanırlar. Sanmasınlar ki onlar kendileri zengin olmuştur. İyi bilsinler ki Rabbin onları sınavdan geçirmektedir. Bakalım zenginliklerini nasıl kullanacaklar? İyilik ve hayır yaparak mı kullanacaklar? Yoksa cimrileşerek her şeyi kendilerinin mi sayacaklar? Dünyada neye sahip olurlarsa olsunlar, sahip oldukları şeylerin hepsi Rabbine aittir. Onlar kendi yasalarıyla yeryüzünü aralarında paylaşırlar. Paylaştıkları bağlar, bahçeler, topraklar Rabbine aittir. Ağaçlar meyveler Rabbine aittir. Denizler Rabbine aittir. Ülkeler Rabbine aittir. Faydalandıkları tüm hayvanlar Rabbine aittir. Onları kullanırlar. Keserek yerler. Yaptıkları evler, saraylar, hanlar, hamamlar, diktikleri devasa binalar Rabbine aittir. Onlar bunların sahibi biziz sanıyorlar. Hayır! Andolsun ki istesek hepsini ellerinden alırız. Ağaçlar kurur, bahçeler yok olur, topraklar kayar, evlerini, binalarını, saraylarını başlarına geçiririz. Verdiklerimizi yok etmek istersek kim engel olabilir? Onlar bugün bir zenginlik içinde yaşıyorlarsa Rabbin onlara bilmedikleri bir nedenle izin vermiştir. Dilediğimiz zaman verdiğimiz izni kaldırırız. İzni kaldırdığımız zaman hiçbir şey yapamazlar. İnsanlardan bazıları Rabbine meydan okur. Derki; bütün bunlar benim. Bunları benim elimden hiçbir güç alamaz. Bazıları da içlerinden şöyle geçirir; “Ya Rabbi niçin onlara verip bize vermedin?” Biz bütün insanları her konumunda sınava çekeriz. Rabbinin katında bazılarının mal ve mülklere sahip olup, zengin olmaları, bazılarının yokluk içinde sefil olarak dünya yaşamını sürdürmeleri hesabımızı değiştirmez. Her insan hangi konumda bulunuyorsa o konumdaki davranışlarıyla hesaba çekilir. Çünkü konumları ne olursa olsun, her insana ne yapması gerektiği emredilmiştir. Varlık verilenler toplumla paylaşmaktan sorumludur. İnsanlar tarafından yoksul bırakılanlar Allah’ın verdiği nimetlere sahip çıkmalıdır. Hiç kimse benim kaderim bu diye köleliğe razı olamaz. Her insan dünyasını yaşarken verdiğimiz emirler doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Üzerlerine düşen görevleri yapmayanlar yaptıklarıyla karşımıza gelir. Biz onların hesabını hakkıyla görürüz. Unutmayın ki bütün zenginlik Rabbine aittir. Zenginliğinden bir kısmını denemek için insana verendir. Bunun nedenlerini anlamayanlar kaybeder. Nedenini anlayıp gereğini yapanlar kazanır.
49
MEAL
49. Gerçek şu ki, Şi’ra yıldızının Rabbi O’dur.
MUSTAFA ÇEVİK
49 Şira yıldızının Rabbi de O’dur. Yarattığı kâinatın nizamını kurup yasalarını koyan Rabbiniz, size de bölüm bölüm göndermekte olduğu Kur’an ile mükemmel bir hayat nizamı önermektedir.
MEAL AÇIKLAMASI
49. Yarattığı kâinatın nizamını kurup yasalarını koyan Rabbiniz, size de bölüm bölüm göndermekte olduğu Kur’an ile mükemmel bir hayat nizamı önermektedir. Gerçek şu ki, Cahiliye döneminde bir kısım müşriklerin uğur getirdiğini zannederek taptıkları bir yıldız olan, Şira yıldızının, şiirle hikmet ve hakikate tercümanlık yapanların Rabbi O’dur. Onlar Şira yıldızına tapıyorlar. Bilmedikleri, tanımadıkları, gidip görmedikleri, sadece geceleri gökyüzünde gördükleri yıldıza tapıyorlar. Andolsun ki onların Şira yıldızına tapma nedenlerinin delili yoktur. Üstelik şira yıldızı onlara bana tapın da dememiştir. Onlara dünyada yaşayacakları bir yol da göstermemiştir. Düşünmüyorlar mı? Şira yıldızını kim yaratmıştır? O yıldızın sahibi kimdir? Andolsun ki Şira yıldızını da Rabbin yaratmıştır. Şira yıldızının sahibi de Rabbindir
50-54
MEAL
50. Doğrusu önceki Ad (kavmin)i O helâk etti.
51. Semud’u da. Böylece (onlardan kimseyi) geriye bırakmadı.
52. Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
53. (Lut kavminin) altı üstüne getirilen şehirlerini de O yere çarptı.
54. Böylece onlara sardırdığını sardırttı.
MUSTAFA ÇEVİK
50-54 Allah, yaratıp sayısız nimetlerle donatmasına rağmen nankörlük ederek azgınlaşıp davetine başkaldıran Âd, Semûd, Nûh ve Lût kavimlerini de azaba uğratıp helak etti, tıpkı onlardan öncekiler gibi.
MEAL AÇIKLAMASI
50. Doğrusu önceki Ad kavmini yaptıkları yüzünden O helâk etti. Onlar yeryüzünü dolaşıp görüyorlar. Ad’ın yaşadığı yerlerden geçiyorlar. Bugün oralar harabe halinde hiç kimse yaşamıyor. Hiç sormuyorlar mı? Oraları kim yok etti? Andolsun ki Ad kavmini biz yok ettik. Onların yıkıntılarını görüp ders alsınlar diye ortada bıraktık. Dilesek onların görebileceği hiçbir şey bırakmazdık. Ne varsa hepsini yok ederdik. Ne biliyorsunuz? Belki de yeryüzünde görmediğiniz bilmediğiniz yok edilmiş kavimler vardır.
51. Semud toplumunu da. Böylece o zulmeden halklardan, onlardan kimseyi ısrarla hakkı inkâr etmeleri ve günahlara dalmaları sebebiyle, onlardan geriye cezasız hiçbir şey bırakmadı. Onların bildiği, yıkıntılarını gördükleri Semud kavmini de biz yok ettik.
52. Daha önce Nuh kavmini de korkunç bir tufanla helak etmişti. Çünkü onlar, yaratılış gayelerine daha aykırı yaşayan daha zalim ve daha azgındılar, çok ileri gitmişlerdi. Baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah’ın yolundaki faaliyetleri engelleyen, zulüm, azgınlık ve eşkıyalıkta ileri giden Nuh kavmi, gönderdiğimiz elçiyi yalanladılar. Azgın şımarık bir topluluk oldular.
53. Lut kavminin altı üstüne getirilen şehirlerini yani Sodom ve Gomore’yi de O yere çarptı, yerin dibine batırdı. Onlar orada büyük şehir kurmuş, sağlam binalar yapmışlardı. Emrimizle nasıl yok edildiğini harabelerinden görüyorsunuz.
54. Böylece azap yağmuru altında o toplumu her yandan kuşatan felaket öyle bir kuşattı ki, yaşanan felaketler; mazlumlar için de zalimler için de nimet oldu. Mazlumlar için bir nimettir, çünkü onların kurtuluşuna vesile oldu. Farklı zaman ve mekânlarda yaşayan ve bu âyetlerden ders alan zalimler için de bir nimettir, çünkü onların da kendilerini bekleyen kötü sondan kurtulmasına vesile oldu. Allah, yaratıp sayısız nimetlerle donatmasına rağmen nankörlük ederek azgınlaşıp davetine başkaldıran Âd, Semûd, Nûh ve Lût kavimlerini de azaba uğratıp helak etti, tıpkı onlardan öncekiler gibi. Bu uğursuz şehirlerin üstünü neler kapladı, neler! Onları üzerlerine yağan felâketlere gömdü! Yok ettiğimiz toplulukların üzerlerine acılar çöktü. Onların yaşadıkları acıları tahmin edemezsiniz. Güvendikleri, kendilerini şımartan her şeyi ellerinden alıverdik. Onlar sanki hiç yaşamamış bir masal oluverdiler.
55
MEAL
55. Öyleyse Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun?
MUSTAFA ÇEVİK
55 Ey insan! Gerçek bu iken ve bunca nimetlerle donatılmışken, hâlâ Rabbine nankörlük etmeye devam mı edeceksin?
MEAL AÇIKLAMASI
55. Ey gafil ve nankör insan! Öyleyse Rabbinin hangi nimetlerinden inkâr ederek, adâletinden şüphe ediyorsun? Gerçek bu iken ve bunca nimetlerle donatılmışken Bu İlahi ikram ve ihsanlara nasıl nankörlük yaparsın? Hiç kuşkun olmasın, zahirde ceza gibi görünen şeyler bile ders alınırsa, nimet olabilir. Bütün bunları bilmiyor musunuz? Onların bilgilerinden haberiniz yok mu? Rabbiniz, sizden önce yaşamış kavimlerden verdiği nimetleri nasıl aldı ve onları nasıl yok ettiyse; size verdiği nimetleri de alıp, sizi verdikleri nimetlerle birlikte yok edemez mi? Gerçekten; size verilen her şeyi Rabbinizin geri alamayacağını mı zannediyorsunuz? Andolsun ki bütün nimetler Rabbinizin katındadır. Rabbiniz size verdiği nimetleri istediği an geri alabilir. Sizin bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok! Aklınıza mı güveniyorsunuz? Aklınızı elbette geri alabilir. Gözünüze, kulağınıza, dilinize, ellerinize, ayaklarınıza mı güveniyorsunuz? Elbette geri alabilir. Eşinize, çocuklarınıza, büyüklerinize mi güveniyorsunuz? O mutlak güç sahibidir elbette geri alabilir. Malınıza, mülkünüze, paranıza mı güveniyorsunuz? Yeryüzünün, her şeyin mirasçısı Allah’tır. Allah her şeyin sahibidir. Her şeyin sahibi olan elbette geri alabilir. Bakın! Rabbinizin size verdiği nimetler ne kadar gerçek. Her gün elinizde tuttuğunuz, faydalandığınız, bizim diye övündüğünüz hangi nimetin gerçekliğini inkâr edebiliyorsunuz? Ayetlerimizde açıklananlar da aynı şekilde gerçektir. Niçin düşünmüyorsunuz?
56
MEAL
56. Bu, önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
MUSTAFA ÇEVİK
56 Size bildirilmekte olan bu vahiy, önceki peygamberlere bildirilenler gibi bir uyarıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
56. İşte Size bildirilmekte olan Bu, Kur’an ve Elçi, Allah’ın azabından haber veren ve korkutan önceki uyarıcılardan peygamberlerden, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, bir uyarıcıdır, önceki peygamberlere bildirilenler gibi bir uyarıdır. Andolsun ki size gönderdiğimiz vahiyler elinizde tuttuğunuz nimetler kadar gerçektir. Size gönderdiğimiz vahiyler de sizin için nimettir. Ayetler size doğru adil ve güzel yolu gösterir. Üstelik ayetlerimiz size uyarıdır. Tıpkı önceki uyarılarımız gibi! Çünkü;
57-58
MEAL
57. Artık yaklaşan kıyamet yaklaştı.
58. Onu Allah’tan başka ortaya çıkaracak yoktur.
MUSTAFA ÇEVİK
57-58 Her insan kendi sonuna doğru yaklaşmaktayken, öte yandan kesin zamanını yalnızca Allah’ın bildiği Kıyamet ve Hesap Günü de yaklaşmaktadır.
MEAL AÇIKLAMASI
57. Her insan kendi sonuna doğru yaklaşmaktayken, Artık Kaçınılmaz olarak yaklaşan ve kesin zamanını yalnızca Allah’ın bildiği kıyamet iyice yaklaştı. Öyle ki, şu anda aldığınız nefesin son nefesiniz olup olmadığını bilemezsiniz. Kulumuz Muhammed’e yaklaşan iyice yaklaşmıştı. Onu emin bir şekilde gördü. Siz onun üzerinde mi hala tartışıyorsunuz? Neyi gördüğünü mü soruşturuyorsunuz? O gördüğünü apaçık şekilde gördü. Siz inkâr etseniz de etmeseniz de gördü! Siz tartışsanız ne olacak tartışmasanız ne olacak? Siz kabul etseniz ne olacak kabul etmeseniz ne olacak? O’nun gördüğünü değiştirebilecek misiniz?
58. Onu, müjdelenen ve beklenen büyük değişim ve dönüşümü Allah’tan başka ortaya çıkaracak hiçbir güç yoktur. Onun vaktini Allah’tan başka açıklayacak yoktur, başka kimse bilemez. Rabbin tartıştığınız konulardaki bütün gerçekleri vakti gelince açığa çıkaracaktır. Hiç merak etmeyin! Üzerinde tartıştığınız her şey gün yüzüne çıkacaktır. Bu bilinmezlik üzerinden verilen mesajlardan biri şudur: “Ey insan! Her ânın son ânın olabilir.
59-62
MEAL
59. Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz?
60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz.
61. Ve gafletle baş kaldırıyorsunuz.
62. Haydi Allah’a secde edin ve O’na kulluk edin.
MUSTAFA ÇEVİK
59-62 Uyarılmakta olduğunuz son ile karşılaşmadan önce, size yapılan davetin önemini kavrayıp başınıza geleceklere üzüleceğiniz yerde, önemsemeyip, gülüp, eğlenmeye devam ediyorsunuz. Hiç olmazsa bundan sonra aklınızı kullanıp secde ederek Allah’ın davetine yönelin.
MEAL AÇIKLAMASI
59. Ey Mekkeliler, Ey hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan gafiller! Şimdi siz kendi tuhaf hâlinize değil de bu Kur’an’a ve onun âyetlerini size tebliğ eden peygamberin anlattıklarına mı hayret ediyorsunuz ve şaşıyorsunuz? Şimdi siz gönderdiğimiz ayetlere mi hayret ediyorsunuz, tuhaf buluyorsunuz? Niçin? İşinize gelmedi mi? Veya sizlerden birine gönderilmediği için karşı mı çıkıyorsunuz? Aranızda fakir ve yetim gördüğünüz birine geldiği için mi hayretler içindesiniz? Hayır! Andolsun ki gelen ayetler sizleri övseydi. Yaptığınız kötülükleri hoş görseydi hemen kabul ederdiniz. Herkesten fazla sahip çıkardınız. Gelen ayetler sizin yalanlarınızı açıkladığı için hayretler içindesiniz. Çünkü gönderdiğimiz ayetler sizin dahi sır olarak sakladığınız şeyleri açığa vuruyor. İşlediklerinizin asıl nedenlerini, kalplerinizde yatanları açığa çıkarıyor. Sizler asıl bu nedenle hayretler içindesiniz. Saklayacak bir şeyiniz kalmadığı, bütün gizledikleriniz açıklandığı için hayretler içindesiniz. İçinizden nasıl oluyor da kalplerimizdekiler okunuyor diyorsunuz. Birbirinizle gizlice konuştuğunuz gerçekler açıklanıyor. Sizler gerçekleriniz açıklandıkça ne yapacağınızı bilmeyerek şaşırıyorsunuz. Niçin doğru düşünerek kendinizi düzeltmek yerine, inkâr edip suçlamalara yönleniyorsunuz?
60. Akıbetinize ve ahirete hazırlanmak yerine, gafletle ve dalga geçerek hâlâ, eskilerin masalları, diyerek alaya alıyorsunuz. Bunca uyarıdan sonra, bu halinize Gülüyorsunuz da sonunuzu ve sorumluluklarınızı düşünüp felâketinize, başınıza gelecek olan azaba ağlamıyorsunuz. Uyarılmakta olduğunuz son ile karşılaşmadan önce, size yapılan davetin önemini kavrayıp başınıza geleceklere üzüleceğiniz yerde, önemsemeyip, gülüp, eğlenmeye devam ediyorsunuz. Ağlanacak halinize gülüyorsunuz. Ayetlerimizle açıklananları gırgıra alarak, alay ederek, etkinliğini, etkisini azaltmak, yok etmek istiyorsunuz. Düşünüp öğüt alacağınıza alay etmeyi seçiyorsunuz. Şımarık haddini bilmez tavırlarınızla üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Ciddiye alacağınıza eğlenceye vermek istiyorsunuz. Zannediyorsunuz ki; böyle davranınca hakkınızda açıklanan gerçekler ortadan kalkacak. İnsanlar tarafından duyulmayacak. Telaşınızla o kadar saçma sapan şeyler söylüyorsunuz ki, ağlanacak haliniz var. Gerçeği kavrasaydınız güleceğinize ağlardınız. Bilinçsiz bir şekilde gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
61. Ve: “Gaflet içinde eğleniyorsunuz.” Şımarıklığınızı artırarak Rabbinize başkaldırıyorsunuz. Lüzumsuz, bilgisiz cahilce konuşmalarınızla Rabbinizi yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Güvenilir emin olan elçimize iftira atıyorsunuz. Arkadaşınız Muhammed’i, şeytanın habercisi olmakla suçluyorsunuz. Nasıl bu kadar sapıtabiliyorsunuz? Nasıl bu kadar azabiliyorsunuz? Elbette yaptığınızın karşılığını bulacaksınız. Boş şeylerle eğleniyorsunuz. Dik başlısınız.
62. Yeter artık haydi kendinize gelin ve Hemen Haydi fırsat varken gafletten uyanıp Allah’a secde edin ve yalnızca O’na kulluk edin. Hiç olmazsa bundan sonra aklınızı kullanıp secde ederek Allah’ın davetine yönelin. O’nu ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak O’na teslim olun, saygıyla O’na kulluk ve ibadet edin, Allah’ın hükümlerine boyun eğin. Gafletle geçen her ânınız son anınız olabilir! Bırakın şımarıklığı! Bırakın azgınlığı! Lüzumsuz boş sözlerden uzaklaşın! Rabbiniz Allah yeryüzünün ve gökyüzünün sahibidir. Her şeyin hâkimidir. Bütün gerçekler O’na aittir. Yaratılan bütün varlıkların sahibidir. Üstün ve yüce olarak görülmesi, bilinmesi gereken Allah’tır. Haydi! Allah’ın ilkelerini, Allah’ın yasalarını üstün tutarak Allah’ı yüceltin! Her şeyde Allah’ın sözünü üstün tutun! Başka varlıkları üstün tutmayın! Yalnız Allah’ın emirlerini yerine getirerek Allah’a kulluk yapın! Başka varlıkların yalan yanlış emirlerini yerine getirerek onlara kulluk etmeyin! Haydi söyleyin! Allah’ın sözleri her sözden üstündür. Allah’ın yasaları her yasadan üstündür. Allah’ın emirleri her emirden üstündür. Allah’ın hükümleri her hükümden üstündür. Allah’ın yolu her yoldan üstündür. Bunlara kesin bir şekilde inanarak, hayatınızda uygulayarak Allah’ı yüceltin! Allah’ın huzurunda hâkimiyetini bütün benliğinizle kabul edin! Allah’tan başkalarının önünde eğilmeyeceğinizi, secdelere kapanmayacağını gösterin!