Rum Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

60

Mushaf (Kuran) Sırası

30

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

84

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Sure, Rum adını, içinde “ğulibet’ir-Rum” ifadesi geçen ikinci ayetten alır.

Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı, surenin başlangıcında değinilen tarihsel olaylar gözönünde bulundurularak tespit edilebilir. Surede “Rumlar en yakın bir yerde yenildiler” denilmektedir. O günlerde Arabistan’a yakın Bizans yönetimindeki ülkeler Ürdün, Suriye ve Filistin’di ve bu ülkelerde MS. 615’de Bizanslılar İranlılar’a yenilmişlerdi. O halde büyük bir kesinlikle bu surenin o yıl nazil olduğu söylenebilir ki, bu Habeşistan’a hicret edildiği yıldı.

Tarihsel Arka-Plan: Bu surenin ilk ayetlerinde verilen gaybi bilgiler, Kur’an’ın Allah kelamı ve Hz. Muhammed’in (s.a) Allah’ın Rasûlü olduğunun apaçık delilleridir. Şimdi bu ayetlerle ilgili tarihsel arka-plana bir göz atalım.

Hz. Muhammed’in (s.a) peygamber olarak ortaya çıkışından sekiz yıl önce Phokas, Bizans İmparator’u Maurice’i  tahtından indirip onun yerine kendisini İmparator ilan etti. Phokas, ilk önce İmparatorun beş oğlunu onun gözleri önünde öldürttü, daha sonra İmparatoru da öldürttü ve başlarını Konstantinopol (İstanbul) caddelerinde dolaştırdı. Bundan birkaç gün sonra da İmparatoriçe ve üç kızını öldürttü.

Bu olay, İran’ın Sasani Kralı Hüsrev Perviz’e, Bizans’a saldırması için iyi bir fırsat vermiş oldu. Çünkü İmparator Maurice, Hüsrev’in dostuydu, Hüsrev onun yardım ve desteğiyle tahta geçmişti. Bu nedenle Kral Hüsrev, tahtı gaspeden Phokas’tan manevî babasının ve onun çocuklarının intikamını alacağını ilan etti. Bunun üzerine MS. 603’de Bizans’a karşı savaş açtı. Ve birkaç yıl içinde Phokas’ın ordularını peşpeşe yenilgiye uğratarak bir taraftan Anadolu’da Edessa’ya (bugünkü Urfa), diğer taraftan Suriye’de Halep ve Antakya’ya kadar ilerledi. Bizanslı yöneticiler Phokas’ın ülkeyi kurtaramayacağını görünce, Afrika valisinden yardım istediler. O da oğlu Herakliyus’u kuvvetli bir ordu ile Konstantinopol’a gönderdi. Phokas hemen tahttan indirildi ve Herakliyus imparator ilan edildi. Herakliyus, Phokas’a aynen onun eski İmparator Maurice’e davrandığı gibi davrandı. Bu olay, Hz. Muhammed’e (s.a) peygamberliğin geldiği MS. 610 yılında vuku buldu.

Hüsrev Perviz’in savaş açma sebebi, Phokas tahttan indirilip öldürüldükten sonra artık geçerli değildi. Eğer bu savaşın asıl sebebi dostunu öldürdüğü için Phokas’tan intikam almak olsaydı, Hüsrev, Phokas’ın ölümünden sonra yeni İmparatorla anlaşma yapardı. Fakat o savaşa devam etti ve savaşa Mecusilik (ateşperestlik) ve Hıristiyanlık arasındaki bir anlaşmazlık niteliği kazandırdı. Yıllardan beri resmi kilise yetkilileri tarafından afaroz edilen ve zulmedilen (Nasturî ve Yakubî gibi) Hıristiyan mezhepleri de Mecusileri desteklediler. Yahudiler de onlarla birlik oldu. Hatta Hüsrev’in ordusundaki Yahudilerin sayısı 26.000’e ulaşıyordu.

Herakliyus bu güçlü saldırıyı durduramadı. Tahta geçtikten sonra doğudan aldığı ilk haber, Antakya’nın İranlılar tarafından işgal edildiği oldu. Bundan sonra MS. 613’de Şam düştü. MS. 614’de Kudüs’e giren İranlılar Hıristiyan dünyasını da yerle bir ettiler. Doksanbin Hıristiyan öldürülmüş ve Mescid-i Aksa tahrip edilmişti. Hıristiyan inancına göre Hz. İsa’nın (a.s) üzerinde öldürüldüğü kutsal haç yerinden sökülmüş ve Medyen’e taşınmıştı. Baş rahip Zekeriya esir alınmış, şehrin bütün önemli kiliseleri yerle bir edilmişti. Hüsrev Perviz’in bu zafer nedeniyle nasıl böbürlendiği, Kudüs’ten Herakliyus’a yazdığı bir mektuptan anlaşılabilir: “Bütün tanrıların en büyüğü ve tüm dünyanın hakimi Hüsrev’den onun zavallı ve aptal kuluna: “Sen rabbine güvenip, dayandığını söylüyorsun. O halde rabbin neden Kudüs’ü benden kurtarmadı?”

Bu başarıdan sonra bir yıl içinde İran orduları, Ürdün, Filistin ve tüm Sina Yarımadası’nı geçip Mısır sınırlarına ulaştılar. O günlerde Mekke’de daha büyük tarihî sonuçlara yol açacak başka bir çatışma devam ediyordu.

Bir tek Allah’a inananlar, Hz. Muhammed’in (a.s) önderliğinde, Kureyş’in ileri gelenlerinin yönetimindeki müşriklere karşı varolma savaşı veriyorlardı. MS. 615 yılında bu savaş öyle bir dereceye ulaşmıştı ki, müslümanlardan oldukça büyük bir grup, yurtlarını terkedip o günlerde Bizans’ın müttefiki olan Hıristiyan Habeş Krallığına sığınmak zorunda kalmıştı. O günlerde Sasanilerin Bizanslılara karşı zafer kazanması, Mekke’de çok konuşulan bir konu idi. Müşrikler bu olaya çok seviniyor ve müminlerle şöyle alay ediyorlardı: “Bakın, İran’ın ateşperestleri zafer kazanıyor ve vahye, peygamberliğe inanan Hıristiyanların kökü kurutuluyor. Aynı şekilde biz de Arabistan putperestleri olarak sizi ve dininizi kökten yok edeceğiz.”

Bu sure nazil olduğunda şartlar böyleydi ve surede şöyle bir gaybî haber veriliyordu: “Rumlar en yakın bir yerde yenildiler, fakat bu yenilgiden kısa bir süre sonra zafere ulaşacaklardır. İşte o gün müminler Allah’ın lütfettiği zafere sevineceklerdir.” Burada bir değil iki gaybî haber verilmektedir. Birincisi Rumlar zafer kazanacaklar, ikincisi aynı zamanda müslümanlar da bir zafer kazanacaklardır. Görünür şartlar dahilinde bu iki müjdenin de gerçekleşmesi imkansız gibiydi. Bir taraftan Mekke’de ezilen, işkence gören bir avuç müslüman vardı ve bu müjdeden sonra sekiz yıl boyunca bile müminlerin zafer kazanma şansları yokmuş gibi görünüyordu. Diğer taraftan Rumlar her geçen gün toprak kaybediyorlardı. MS. 619’da Mısır’ın tamamı Sasanilerin eline geçmiş ve Mecusi orduları Trablusgarb’a kadar ulaşmışlardı. Anadolu’da Rumları Boğaziçi’ne dek sürmüşler ve MS. 617’de Konstantinopol’un tam karşısındaki bölgeyi (bugünkü Kadıköy) ele geçirmişlerdi. İmparator bunun üzerine Hüsrev’e bütün şartları kabul etmek üzere bir barış yapmaya hazır olduğunu bildiren bir elçi gönderdi. Fakat Hüsrev şu cevabı verdi: “İmparator, zincirlenmiş halde önüme getirilmedikçe ve çarmıha gerilmiş tanrısından vazgeçip ateş tanrısına tapmadıkça ona eman vermeyeceğim.” Bu yenilgiden çok üzüntü duyan imparator en sonunda Konstantinopol’den Kartaca’ya (bugünkü Tunus) gitmeye karar verdi. Kısacası, İngiliz tarihçi Gibbon’un da dediği gibi, Kur’an’ın bu müjdeyi vermesinden sekiz yıl sonra bile hiç kimse, Bizans imparatorluğu’nun tekrar İran’ı yenilgiye uğratacağını hayal bile edemezdi. Hatta değil İran’ı yenmek, hiç kimse bu şartlar altında İmparatorluğun hayatını idame ettirebileceğine ihtimal vermiyordu.

Bu ayetler nazil olduğunda, Mekkeli müşrikler bunlarla çok alay ettiler ve Ubeyy bin Halef, Hz. Ebu Bekir’le (r.a) Romalılar üç sene içinde zafer kazanması şartıyla on deve üzerinde bahse tutuştu.

Hz. Peygamber (s.a) bu bahsi duyunca şöyle dedi: “Kur’an, Bid’i Sinin- ifadesini kullanıyor. Arapça “Bid” kelimesi, ona kadar olan sayıları kapsar. O halde bahsi on seneye, develerin miktarını da yüze çıkarın.” Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a), Ubeyy’le tekrar konuştu ve bahis on yıl ve yüz deve üzerinden yapıldı.

MS. 622’de Hz. Peygamber (s.a) Medine’ye Hicret ettiğinde, İmparator Herakliyus gizlice Konstantinopol’dan ayrılıp Trabzon’a, oradan da Karadeniz’e gitti ve İran’a arkadan saldırma hazırlıklarına girişti. Bunun için Kilise’den para yardımı istedi. Papa Sergius ona Hıristiyanlığı, Ateşperestliğe karşı koruması için Kilise hazinesinden faizle borç para verdi. Heraklius karşı saldırısına M.S 623’de başladı. Ertesi yıl MS. 624’de Azerbeycan’a girdi ve Zerdüşt’ün doğum yeri olan Cloromia’yı yerle bir edip İran’ın en önemli ateş tapınağını yıktı. Allah’ın kudreti ne kadar da büyük! Aynı yıl müslümanlar da Bedir’de müşriklere karşı ilk defa zafer kazandılar. Böylece Rum Suresi’nde verilen iki gaybî haber de on yıl içinde gerçekleşmiş oldu.

Bizans kuvvetleri İranlıları püskürtmeye devam ettiler ve Ninova’daki çarpışmada (MS. 627) onlara en büyük darbeyi vurdular. “Dastagerd”i ele geçirip, o günlerde İran’ın başkenti olan “Ctesiphon” taraflarına kadar ulaştı. MS. 628’de bir iç ihtilâlde Hüsrev Perviz hapsedildi, on sekiz oğlu gözleri önünde öldürüldü ve birkaç gün sonra da kendisi hapishanede öldü. Bu, Kur’an’ın “büyük zafer” diye ifade ettiği Hudeybiye Anlaşmasının imzalandığı yıldı. Aynı yıl Hüsrev’in oğlu II. Kubâd, işgal edilen Rum topraklarından çekildi. Hakiki çarmıh’ı (Hıristiyanlara göre Hz. İsa’nın (a.s) üzerinde öldürüldüğü çarmıh) restore edip monte etmek üzere Kudüs’e gitti ve aynı yıl Hz. Muhammed (s.a), Hicret’ten sonra ilk defa “Umret’ül-kaza” yapmak için, Mekke’ye girdi.

Bundan sonra artık Kur’an’ın önceden bildirdiği gaybî haberlerden kimse şüphe edemezdi. Bu olay birçok Arap putperestin İslâm’ı kabul etmesine neden oldu. Ubeyy bin Halef’in varisleri bahsi kaybetmişlerdi ve Hz. Ebu Bekir’e yüz deve vermek zorundaydılar. Hz. Ebu Bekir, bahisten kazandığı develeri Hz. Peygamber’e getirdi. Hz. Peygamber (s.a), bahsin henüz kumar ve şans oyunlarının yasaklanmadığı bir dönemde yapıldığını, fakat şimdi bunlar yasaklandığı için develerin sadaka olarak verilmesi gerektiğini söyledi. Bu nedenle cedelci kafirlerle girilmiş olan bahisten elde edilen malın alınması kabul edilmiştir, fakat elde edilenin kişisel harcamalarda kullanılmayıp sadaka olarak harcanması konusunda da talimat verilmiştir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1

1 Elif. Lam. Mim. Allah’ın âyetleri sizlere dilinizin harflerinden oluşan sözlerle ulaştırılmaktadır.

2-6

2-6 Ey mü’minler! Rumlar yeryüzünün en alçak yeri olan yakınınızdaki bir bölgede düşmanlarına mağlup oldular ama bir süre sonra galip gelecekler. Böylece önemli bir tehlike sizden uzaklaştırılacak ve sevineceksiniz. Hak edeni zafere eriştirecek olan Allah’tır. Unutmayın ki Allah, gayret edeni başarıya ulaştırır. O, üstün ilim ve kudret sahibidir, mü’minlere karşı çok şefkatli, merhametli ve koruyucudur. Bu, Allah’ın mü’minlere vaadidir. Allah vaadinden asla dönmez fakat birçok insan bunun önemini kavrayamaz.

7-8

7-8 İnsanların çoğu dünya hayatının görünürdeki geçici oyun ve oyalanma yüzü ile ilgilenir, kalıcı ve devamlı olan âhiret hayatını umursamayıp ilgilenmezler. Böyleleri kendi kendileriyle baş başa kaldıklarında bile Allah’ın gökleri, yeri ve aralarında olanları yaratmaktaki amacını merak etmezler. Oysa Allah, bunları insanlar için, insanları da kurallarını Allah’ın belirlediği bir hayat nizamını inşa etsinler diye yaratmıştır. Fakat insanların çoğu bu gerçeğe ve öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceğine de inanmak istememektedir.

9-10

9-10 O müşrikler yeryüzünü gezip dolaşırken, kendilerinden öncekilerin, sonlarının nasıl olduğunu hiç düşünmezler mi? Hâlbuki onlar, kendilerinden daha güçlüydüler, yeryüzünde daha da derin izler bırakmış, yaşadıkları yerleri daha çok imar edip mamur hale getirmişlerdi. Onları da peygamberleri, Allah adına kitaplarla ve mucizelerle uyarmışlar, fıtratlarına en uygun olan nizam ile yaşamaya davet etmişlerdi. Fakat onlar, bu gerçeklerden yüz çevirip azabı hak ederek kendi kendilerine zulmetmişlerdi. Şüphesiz Allah’a nankörlük edip, davetini umursamayan, yalan sayıp alay edenlerin sonu hüsran olacaktır.

11

11 İnsanı yaratıp yoktan var eden Allah, onu ölümünden sonra tekrar diriltip, huzurunda toplayacak, davetine karşı takındığı tavrından dolayı hesaba çekecektir.

12-18

12-18 Kıyametle birlikte Hesap Günü geldiğinde, Allah’ın davetinden yüz çevirenler, hak ettikleri azaptan kurtulamamanın çaresizliğini yaşayacaklar, ilah edindiklerinin onlara hiçbir yardımı olmayacaktır. Böylece gerçeği çok geç anlamış olacak ve birbirlerini inkâr edecekler. O Gün, Allah’ın davetine iman edenlerle, davetten yüz çevirip yaşamış olanlar birbirlerinden ayırt edilecekler. Sonra da Rablerine itaat etmiş olan mü’minler, mükâfat olarak eşsiz güzellikteki nimetler yurdu cennetlere yerleştirilecekler. Allah’ın âyetlerine sırtını dönüp dünya hayatlarını tamamlamış olanlar ise hak ettikleri azaba çarptırılmak üzere cehenneme atılacaklar. O halde ey insanlar! O gün gelmeden bu uyarıları dikkate alın, şirk ve küfürden uzaklaşıp Allah’ın davetine yönelin, sabah akşam Rabbinize şükredip O’nun yüceliğini ve kudretini anın. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini yaratan ve rızıklandıran Allah’tır, övülmeye, şükredilmeye layık olan da yalnız O’dur. Öğle vaktine eriştiğinizde de Rabbinizi anın ve her zaman O’nun huzurunda olduğunuzu unutmayın.

19-20

19-20 Allah ölüden diriyi, diriden de ölüyü halkeder. Ölü toprağa hayat verip canlandırdığı gibi, sizi de öldükten sonra yeniden diriltecektir. Allah’ın sizi topraktan yaratması, O’nun sınırsız ilminin kudretinin eseridir, sonra da çoğalıp yeryüzüne dağıldınız.

21

21 Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye, kendi cinsinizden eşler yaratıp, aranıza sevgi ve merhamet yerleştirmesi de, Allah’ın ilmi ve kudretinin delillerindendir. Bundan temiz akıl sahiplerinin çıkaracağı dersler vardır.

22

22 Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin yaratılışlarının farklı farklı oluşu da Allah’ın ilmi ve kudretinin eseridir. Şüphesiz bütün bunlarda Allah’ı layıkıyla kavramak, davetine yönelmek isteyenler için deliller ve dersler vardır.

23

23 Geceleri uyuyup dinlenmeniz için karanlık, gündüzleri de çalışıp O’nun nimetlerinden yararlanmanız için aydınlık yapan da Allah’tır. Allah’ın âyetlerine kulak verip dinleyenlerin ve üzerinde düşünenlerin çıkaracağı dersler vardır.

24

24 Bir yandan çıkardığı seslerle sizi ürküten, diğer yandan yağmurun habercisi olarak ümitlendiren şimşeği çaktırması, ardından da yağmuru yağdırıp ölü toprağı canlandırması da Allah’ın ilminin ve kudretinin delillerindendir. Bu âyetlerin önemini, yaratılış sebebini düşünen ve Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmek isteyenler anlayabilirler.

25

25 Göklerin ve yerin Allah’ın kurduğu nizam ve yasalara bağlı olarak mükemmel bir düzen içinde olması da, O’nun ilminin, kudretinin yüceliğinin apaçık delillerindendir. Allah sizleri öldükten sonra diriltip huzurunda toplayacak ve size bahşettiklerini kullanış biçiminizden hesaba çekecek.

26

26 Göklerde ve yerde olanların hepsinin yaratıcısı ve gerçek sahibi Allah’tır. Her biri O’na boyun eğmekle mükelleftir. Yarattıklarını kurduğu nizam, koyduğu yasalarla yönetme hakkı da yalnız O’na aittir. O halde siz de ey insanlar! Rabbinizin davetine teslim olun.

27

27 İnsanları yaratıp, yoktan var eden ve yaratmayı sürekli tekrarlayan Allah, öldükten sonra da insanı tekrar yaratacaktır, Allah için bu çok kolaydır. Göklerde ve yerde olanları yaratan Allah, mutlak ilim ve kudret sahibidir. O’nun her şeye gücü yeter, eşi ve ortağı yoktur.

28-29

28-29 Allah’ın kendi hayatınızdan verdiği şu misal üzerinde bir düşünün! Siz hiç yanınızda, emrinizde çalışan kimseleri, size nasip ettiğimiz mülkünüze ortak edip de, onları kendinize eşit tutup, sahip olduklarınızın yönetimine ortak ederek söz sahibi yapar mısınız? Hayır, buna razı olmaz, böyle bir şeye izin vermezsiniz. İşte sizlerin de, sizlerle birlikte yarattıklarının da gerçek sahibi olan Allah, sahibi olduklarının yönetimine hiç kimseyi ortak etmez, yarattıklarını yönetmek, nizamlarını kurup yasalarını yapma hakkı yalnızca O’na aittir. Aklını kullananlar gerçeği bilsinler diye âyetlerimizi böylece açıklıyoruz. Zulmedenler, Allah’tan bir bilgi ve belgeye dayanmadan kendi arzu ve çıkarlarına uyarlar. Allah’a ortak koşup müşrik ve kâfir olmayı seçerler. Böylelerini doğru yola getirecek ve onlara yardım edecek kimse de yoktur.

30-32

30-32 Siz bütün benliğinizle Allah’ın daveti olan hayat nizamına (dine) yönelen hanifler olun! İnsanın fıtratına en uygun olan din budur. Fıtratınızı değiştirmeye kalkışmayın. Allah’ın fıtratınıza yerleştirdiği bu özelliğinizi değiştirmeye çalışarak bozulmaya, çürümeye sebep olmayın! Allah’ın karşısında bundan sorumlu tutulacağınızı unutmadan, yalnız O’nu Rab ve ilah edinerek namazlarınızı da titizlikle ve devamlı kılın. Allah’ın nizamı olan dini parçalara ayırıp bölük bölük yapan sonra da elinde kalanla övünen cahillerden ve müşriklerden olmayın.

33-36

33-36 Müşrik ve kâfirler başlarına bir sıkıntı geldiğinde hemen Allah’a dönüp, yalnız O’na yalvarıp yakarmaya başlarlar. Sonra da Allah onları sıkıntılarından kurtarınca, bir de bakarsın ki içlerinden bir kısmı tekrar müşrikçe bir hayata dönerler. Onlar böylece Allah’a nankörlük etmeye devam ederek, dünya nimetlerinden istifade etsinler bakalım, nasıl olsa günü geldiğinde bu yaptıklarının karşılığı olarak hak ettikleri azap ile cezalandırılacaklar. Biz onların ellerine, Allah’la birlikte başka rab ve ilahlar edinmeleri için bir belge mi verdik ki, ona istinaden müşrik ve kâfirliği seçiyorlar? Bunlara ne zaman bolluk içinde bir hayat sürmeyi nasip etsek, Rablerine şükretmek yerine O’nun bahşettikleriyle sevinip şımarırlar. Nankörlükleri, şirk ve küfürleri sebebi ile de başlarına bir musibet, bir sıkıntı geldiğinde ise hemen umutsuzluğa kapılıp yıkılır, yalvarıp yakarmaya başlarlar.

37-38

37-38 Allah dilediğine, dilediği zaman rızkı bollaştırır, dilediğinin de rızkını daraltır. Fakat insanların çoğu, bunun Allah’ın bir sınaması olduğunu anlamak istemezler. Yalnız Allah’ı ilah edinip, O’nun âyetlerine iman edenlerin bundan çıkaracakları dersler vardır. Ey mü’minler! Yakınlarınızdan yoksul olanlara ve diğer yoksullara, yolda kalmış olanlara haklarını verip, ihtiyaçlarını giderin. Allah böyle davrananlardan razı olur ve yaptıklarının kat kat fazlasıyla ödüllendirir.

39

39 Başkalarına verdiklerini, onların mallarından fazlasıyla alırız düşüncesiyle ribâ yolu ile verenin haksız yere elde ettiklerinin Allah nezdinde hiçbir değeri de karşılığı da yoktur. Allah’ın rızasını dileyerek yaptığınız harcamalar ve sadakalarınızın karşılığını O’nun katında kat kat fazlasıyla bulursunuz.

40

40 Unutmayın ki sizi yaratan, rızkınızı veren ve ölümünüzden sonra diriltip hesap görecek olan da Allah’tır. Allah’la birlikte Rab ve ilah edindikleriniz bunlardan herhangi birini yapabilir mi? Hayır, asla yapamaz. Allah’tan başka hiç kimsenin bunları yapmaya gücü yetmez. Allah müşriklerin ortak koştuklarından münezzeh, yüce ve tek gerçek ilahtır.

41

41 İnsanların kendi kurdukları şirk ve küfür nizamları yüzünden karada ve denizlerde bozulma, çürüme, kargaşa ve fesat çıktı. Allah akıllarını başlarına alıp da yaratılışlarının sebebi olan ilâhî nizam ile yaşamaya dönsünler diye, yaptıklarının kötü sonuçlarının bir kısmını onlara dünyada tattıracaktır.

42

42 De ki: “Yeryüzünü gezip dolaşın, sorup soruşturun ve sizden önce de Allah’ın davetini reddedenlerin akıbetlerinin nasıl olduğunu öğrenin.”

43-45

43-45 Ey insanlar! Allah tarafından takdir edilmiş ve önüne geçilmesi de imkânsız olan, o dehşetli Kıyamet ve Hesap Günü gelmeden, yüzünüzü Allah’ın davetine çevirin, böylece sapasağlam ve tek doğru olan dine girin. O gün geldiğinde insanlar, yaşayış biçimlerine göre bölük bölük ayırt edilecekler. Dünya hayatlarında Allah’ın bahşettiği zamanı ve nimetleri, Allah’ın rızası istikametinde kullananları cennette mükâfatlar beklemektedir. Allah’ın davetini reddedip kendilerine bahşedilen zamanı ve nimetleri tüketenleri ise cehennem azabı beklemektedir. Gerçek olan şu ki Allah, davetine iman eden mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametli olmakla birlikte, müşrik ve kâfirlerden şefkat ve merhametini esirgeyicidir.

46

46 Allah müjdeleyici olarak önden gönderdiği rüzgâr ile rahmet ve bereket yüklü yağmur bulutlarını taşıtır. Denizlerde de koyduğu yasalar gereği gemilerle sizi ve yüklerinizi taşıttırır. Sizin için yarattığı sayısız nimetlerinden yararlandığınız Rabbinize, şükredip O’na yönelmeniz gerekmez mi?

47

47 Ey Peygamber! Biz senden önceki peygamberleri, gerçeği apaçık ortaya koyan âyetler ve bir kısım mucizelerle insanlara göndermiştik. Fakat buna rağmen birçoğu onları yalanlayıp, iman etmeyi reddettiler. Onların içlerinden davete iman eden mü’minleri kurtardık. Allah mü’minlere yardım etmeyi üzerine almıştır. İman etmeyenleri de azabımızla helak ettik.

48-49

48-49 Allah rüzgârlarla bulutları yükseklere kaldırıp, gökyüzünde dilediği gibi yayar, parçalara ayırıp dağıtır ve yağmuru kullarından dilediğinin topraklarına yağdırır, onları sevindirir. Oysa onlar bu durumla karşılaşmadan önce tam bir ümitsizlik ve çaresizlik içindeydiler.

50

50 Allah ölmüş toprağı, rahmetiyle indirdiği yağmurla nasıl canlandırıyor ise, hiç şüpheniz olmasın ki sizi de öldükten sonra öyle canlandırıp diriltecek ve yaratılış sebebinize uygun yaşayıp yaşamadığınıza göre de hak ettiğiniz karşılığı verecektir. Allah’ın ilmi ve gücü her şeye yeter.

51

51 Allah, davetinden yüz çevirenlerin ekinlerinin üzerine kavurucu bir rüzgâr gönderip yok etse yine de inkârlarına devam ederler.

52-53

52-53 Ey Peygamber! Sen çağrını ölülere duyuramayacağın gibi kulağını tıkayıp arkasını dönüp gidenlere de duyuramazsın. Sen ancak yaratılış sebeplerini merak eden, kâinattaki nizamı ve yaratılmışlar arasındaki uyumu görüp düşünen kimseleri uyarabilirsin. İşte onlar davet olundukları Allah merkezli hayat nizamının anlam ve önemini kavrayabilirler.

54

54 Allah sizi önce zayıf ve güçsüz bir varlık olarak yaratır, bebeklik ve çocukluğunuzun ardından, size gençlik çağınızda güç kuvvet bahşeder, sonra saçı sakalı ağarmış ihtiyarlık çağına, aciz ve güçsüz halinize çevirir. Allah dilediğini, dilediği biçimde yaratır ve dilediği hale döndürür. O, her şeyin en doğru olanını bilir ve O’nun her şeye gücü yeter.

55-57

55-57 Kıyametin ardından Hesap Günü için insanlar bir araya toplandıklarında, müşrik ve kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar, dünyada ancak bir saat kadar yaşamış oldukları konusunda yeminler ederek, daha fazla kalmış olsalardı doğruya ulaşabileceklerine dair bahaneler üretecekler. Onlar gerçekleri inkâr ve çarpıtma konusunda hep böylesi yalanların arkasına sığındılar. Dünya hayatlarını Allah’ın davetine iman edip, gereklerini yerine getirerek yaşamış olanlar ise müşrik ve kâfirlere şöyle seslenecekler “Allah’ın yasası gereği, davet edildiğiniz nizam ile ahlakı kabul ya da reddederek yaşamanıza yetecek kadar size de süre verilmişti. Fakat siz bu diriliş ve Hesap Günü’nü umursamayıp inanmadınız.” İşte O Gün asılsız mazeretlerinin kendilerine hiçbir yararı olmayacak. Dünyaya dönüp yaratılış sebeplerine uygun yaşama istekleri de kabul edilmeyecek.

58-59

58-59 Biz bu Kur’an âyetleri ile doğru ve yanlış hayat tarzının ne olduğunu apaçık misallerle ve tekrarlarla ortaya koyduk. Ey Peygamber! Sen inkârcılığı tabiatları haline getirmiş olanlara mucizeler göstersen de daveti kabul ettiremezsin. Onlar yine, “Siz asılsız ve boş iddialarla bizim düzenimizi bozmaya çalışıyorsun.” derler. Böylelerinin Allah’a nankörlükleri, inatları ve küstahlıkları sebebiyle kalplerinde mutsuzluk, tatminsizlik oluşur.

60

Scroll to Top