Sâd Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

88

Mushaf (Kuran) Sırası

38

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

38

Sure Hakkında Bilgi

38
SÂD SURESİ
GİRİŞ
Adı : Açılış harfi (sad), surenin adı olmuştur.
Nüzul zamanı : İleride de açıklanacağı gibi Hz. Peygamber (s.a) Mekke’de İslâm’ı açıkça
anlatmaya başladığı zaman, daveti Kureyş’in ileri gelenleri arasında bomba etkisi yapmıştı.
Bu bakımdan surenin, risaletin 4. yılında nazil olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim bazı
rivayetlere göre bu sure, Hz. Ömer İslâm’a girdikten sonra nazil olmuştur. Hz. Ömer’in
ise, Habeşistan hicretinden sonra müslüman olduğu bilinmektedir. Fakat surenin Ebu
Talib’in hastalığı zamanında nazil olduğunu bildiren rivayetlere itibar edilirse, o zaman bu
surenin risaletin 10. veya 11. yılında indiğini kabul etmek gerekir.
Tarihsel arka-plan: İmam Ahmed, Nesei, Tirmizî, İbn Cerir, İbn Şeybe, İbn Ebi Hatim ve
İbn İshak’dan alınan nakillerin özeti aşağıda verilmiştir:
Ebu Talib hastalandığında, Kureyş’in ileri gelenleri biraraya gelerek aralarında istişare
etmişler ve Ebu Talib’in, yeğeni Muhammed’le aralarını düzeltmesi için, kendisine
arabuluculuk teklifinde bulunmayı kararlaştırmışlardır. Çünkü, Ebu Talib öldükten sonra
Hz. Muhammed’e (s.a) dokunacak olurlarsa, tüm Arap kabilelerinin, kendileri için, “Amcası
hayatta iken, ona dokunmaya cesaret edemediler. Ama Ebu Talib öldükten sonra
Muhammed’e saldırdılar” diye ta’n edeceklerini düşünmüşlerdir.
İşte bu karar üzerine, Kureyş’in ileri gelenlerinden 25 kişilik bir heyet Ebu Talib’in yanına
girmiştir. Heyetin içinde, Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Umeyye b. Halef, As b. Vail, Esved b.
Muttalib, Ukbe b. Muayt, Utbe ve Şeybe gibi ileri gelen kafirler vardı. Bu heyet doğruca
Ebu Talib’in yanına giderek, her zaman yaptıkları gibi, Hz. Peygamber’i amcasına şikayet
ettiler ve ona şöyle dediler: “Muhammed kendi dini üzerinde kalsın, biz de kendi dinimiz
üzerinde kalalım. O bizim dinimize karışmazsa biz de onu kendi dininde serbest bırakır ve
kime ibadet ederse etsin ona dokunmayız. Ama o da bizim tanrılarımızı kötülmesin ve halk
arasında dinini yaymaya çalışmasın.” dediler (müfessirler yukarıdaki tespiti hangi
kaynaklara dayandırarak yaptıklarını belirtmemişlerdir. ancak, lay doğruysa bu, kabul
edilebilir, makul bir görüştür.) Kureyş müşrikleri İslâm yayılmaya başladığı için oldukça
perişandılar. İslâm’ın davetçisi, şerefli, lekesiz bir geçmişe sahip, akıl ve ciddiyet
bakımından tüm Kureyş’in en seçkin kimselerindendi. Onun sağ kolu Hz. Ebu Bekir ise,
değil sadece Mekke’nin, çevredeki kabilelerin de şerefli, dürüst ve zeki bir insan olarak
tanıdıkları bir şahsiyetti. Şimdi de Hz. Ömer gibi cesur ve azimetli kişiliğe sahip birinin de
onlarla birleştiğini görünce, tehlikenin boyutlarının büyüdüğünü hissetmişlerdir.
Konu: Yukarıda zikredilen olaylara ve anlatılanlara surenin girişinde değinilmiştir.
Kafirlerle Hz. Peygamber (s.a.) arasındaki konuşma hakkında, kafirlerin İslâm’ı, kendisinde
bir eksiklik, yanlışlık gördükleri için değil, kin, haset ve körü körüne atalarını taklit
ettiklerinden dolayı reddettikleri söylenmiştir. Çünkü onlar kendi içlerinden bir
peygambere tabi olmayı hazmedemiyorlardı. Bunun üzerine Ebu Talib, Hz. Peygamber’i
(s.a) yanına çağırarak ona “Ey yeğenim! Kavmimizin ileri gelenleri bana geldiler. Onlar,
aranızda âdilane bir anlaşmanın olup, bu çekişmezliğin sona ermesini istiyorlar” dedi ve
sonra yeğenine Kureyşlilerin teklifini iletti. Hz. Peygamber (s.a.) ise amcasına şöyle bir
cevap verdi: “Ey amcacığım! Ben onlara öyle bir kelimeyi kabul ettirmeye çalışıyorum ki, bu
kelimeyi kabul ettikleri takdirde, onlara sadece Araplar değil, tüm dünya tabi olur.”
Kureyş heyetine Hz. Peygamber’in (s.a.) bu cevabı iletilince fena halde bozularak, cevap
veremediler. Böylesine makul bir teklifi reddedebilecek kelimeleri hemen bulamamışlardı.
Fakat kendilerine geldikten sonra, “Biz bir kelime değil, bin kelime bile söylemeye razıyız.
Ama o kelime nedir?” dediler. Hz. Rasulüllah (s.a) “O kelime, la ilahe illallah’tır.” diye
cevap verdi. Bu cevabı duyar duymaz, Kureyş heyeti aniden hiddetlenerek ayağa kalktı ve
söylenerek (ki ne söylediklerini surenin başında Allah Teâlâ beyan ediyor) çıkıp gittiler.
İbn Sa’d “Tabakat” adlı eserinde, bu olayın tümünü sadece “Bu, Ebu Talib’in son hastalığı
değildi” şeklindeki farklılıkla, yukarıdaki gibi zikretmiştir. Ona göre bu olay, “filan şahıs
müslüman olmuş, filan şahıs İslâm’a girmiş” şeklindeki haberlerin kulaktan kulağa yayıldığı
ilk dönemde vuku bulmuştur.
Öyle ki, bu haberler halk arasında yaygınlaşınca, Kureyş’in ileri gelenleri, Ebu Talib’e, Hz.
Peygamber’i (s.a.) İslâm’ı anlatmaktan vazgeçirmesi için peşisıra heyetler gönderdiler.
İşte bu heyetlerden birisi de yukarıda zikredilen heyettir.
Zemahşerî, Razî, Nisaburî ve bazı müfessirlere göre, bu heyet, Hz. Ömer İslâm’ı
kabullendiği zaman Ebu Talib’e gitmiştir. Çünkü Hz.Ömer’in müslüman olması onları
oldukça sarsmıştı. Fakat bu iddiayı doğrulayacak nitelikte hiçbir işaret yoktur. Çünkü
onlar, sırf cehaletlerinden dolayı, içlerinden sadece bir kimsenin hakikati görmüş olmasının
imkansız olduğunu öne sürerek, hakikatı tereddütle karşılıyorlardı. Üstelik bu hakikati,
yani Tevhid ve Ahiret düşüncesini sadece inkâr etmekle kalmayıp, alay konusu da
yapıyorlardı.
Bundan sonra Allah, “Alay ettiğiniz ve önderliğini kabul etmeye yanaşmadığınız bu şahıs,
sizlerin üzerinde galip gelecek ve yine bu şehirde (Mekke’de) onun ayakları altında
kalacaksınız.” diye kafirleri uyarmıştır.
Ardından arka arkaya 9 peygamber zikredilmiştir. Ancak Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın
kıssası, diğerlerinden daha ayrıntılı bir biçimde beyan edilmiştir.
Böylelikle Allah, Kur’an’ı okuyan kimselerin zihinlerine şu hususları yerleştirmek istiyor:
“Adalet kesinlikle tarafsızdır. Allah katında ancak dürüst olan, yanlışta ısrar etmeyen,
yanlışlık yapsa bile, hemen arkasından tevbe edip, dünyada ahiret hesabını dikkate alarak
yaşayan kimseler makbuldur.”
Daha sonra, isyan eden ve müslüman kimselerin ahiretteki hayatlarının bir tablosu
çizilmiştir. Bu bölümde kafirlerin dikkati iki noktaya çekilmektedir. Birincisi, “Hiç
düşünmeden körü körüne önderlerinizin peşinden koşuyor ve dalâlet yolunu takip
ediyorsunuz. Fakat yarın onlar takipçilerinden önce kendilerini cehennemde bulacaklar ve
birbirlerini suçlayacaklardır.”
İkincisi, “Bugün mü’minleri zelil ve hakir görüyorsunuz ama yarın kendiniz azab içindeyken,
cehennemde onlardan kimsenin bulunmadığını hayretle göreceksiniz.”
Surenin sonunda Adem ile İblis kıssası yer almaktadır. Bu kıssanın beyan edilmesinin
amacı, Kureyş’in kafirlerine, Hz. Peygamber’i (s.a.) kabul etmelerine kibirlerinin mani
olduğunun hatırlatılmasıdır. Çünkü aynı kibir, İblis’i Adem’e secdeden alıkoymuştu.
“Allah’ın Adem’e verdiği mevki ve rütbeye rağmen, İblis sırf hasedinden ötürü Allah’a
karşı gelmiş ve lanete müstehak olmuştu. Şimdi de Allah, Hz. Muhammed’e (s.a) bir mevki
ve rütbe vermişken sizler sırf hasedinizden dolayı ona karşı çıkıyorsunuz. Allah onu bir
peygamber olarak görevlendirmiş olmasına rağmen, Hz. Muhammed’i (s.a) reddediyorsunuz.
Bu yüzden sizlerin sonu İblis’in sonu gibi olacaktır.

Açıklamalı Meal

1. Sad.​​ Dinle, ey insan! Rabbin, bu harflerle hiçbir zaman benzeri yapılamayacak mükemmel eşsiz bir kitap gönderdi.​​ Size apaçık öğütler ve uyarılarla gelmekte olan, bu​​ şerefli​​ ibret ve hikmet dolu​​ öğüt veren ve varlık gayesini öğreten​​ Kur'an şahittir​​ ki. İnsanlığı dünyada ve ahirette mutluluğa, kurtuluşa ulaştıracak tek yol, İslâm yoludur.

2. Peki, Mekke’nin müşrikleri bu öğütlere kulak veriyor mu?​​ Hayır. O inkâr edenler​​ hem zenginlikten hem de ilk Müslümanları küçük görmekten kaynaklanan​​ bir​​ büyüklenme ve​​ vahyin hakikatleri karşısında âciz kaldıkları için ne yapacakları konusunda tam bir​​ ayrılık içindedirler.​​ Hakikat karşısında​​ daveti inatla reddedenler,​​ anlamsız bir gurur ve nefretle karşı çıkmaktalar. Rablerine karşı düşmanca ve isyankârca tavır takınıyorlar.

3. Bu konuda tarihten ders almaları gerekir.​​ Oysa bilmiyorlar mı ve duymadılar mı? Yaşadıkları yerleri görmüyorlar mı?​​ Onlardan önce​​ büyüklenen​​ nice nesilleri,​​ saplantıları​​ ve yaptıkları yüzünden​​ helâk ettik.​​ Kendi sonlarını merak edenler, onların sonlarına baksınlar.​​ Başlarına gelen​​ azap​​ karşısında​​ pişmanlık duyup çaresizce yalvararak​​ feryat ettiler. Ama​​ artık​​ kurtuluş vakti değildi.​​ Çünkü kurtulabilmenin vakti çoktan geçmişti.​​ Emrimiz gelince feryat etmeleri hiçbir işe yaramadı.​​ 

4. İnkârcılara gelince:​​ Onlar gökten inecek ve olağanüstü özelliklere sahip olacak bir melek beklerken,​​ içlerinden​​ hesap ve cezayı hatırlatan ve aynen​​ kendileri gibi​​ insan olan​​ bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler.​​ Öğüt ve uyarılarla hakikate davet etmesini içlerine sindiremediler.​​ İnkâr edenler:​​ Kur’an’ın insanlar tarafından benimsenmesini engellemek için, okuduğu o büyüleyici sözlerle vicdanları sarsıp derinden etkileyen​​ bu​​ adam​​ yalancı bir büyücüdür dediler.

5. Bugüne kadar hayatımıza yön veren, nizam ve ahlakımızın belirleyicisi olan​​ ilâhlarımızı​​ tek bir ilâh mı yaptı?​​ Yani bundan sonra Allah’a yaklaşmada aracılarımız olmayacak mı?​​ Bunun aklından zoru mu var?”​​ Peki o zaman, bizim ibadetlerimizi, yakarışlarımızı Allah’a kim ulaştıracak? Düşünebiliyor musunuz; bütün yetkileri kendi elinde toplayan, yaptığımız her şeyi kontrol eden, hayatımıza ahlâkî sınırlar çizen ve bu kurallara uymadığımız takdirde bizi cezalandıracak olan bir tek ilâh öyle mi?​​ Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir​​ diyorlar."​​ Onlara sizi yaratan Rabbinizin yasalarına göre hayatınızı yaşayın demiştik. Ancak kendi ilahları adına yasalar uydurdular. Yasalarımızı inkâr ederek uydurdukları yasalara göre yaşadılar. Kendi yasalarına uymayanları zorladılar. Baskıyla zulümle insanlara egemenlik kurdular.

6. Onlardan ileri gelen​​ bir​​ grup​​ olan önderleri ve yöneticileri, halkı sömürerek kurdukları kölelik sisteminin yıkılacağı​​ ve alışageldikleri lüks ve refah dolu yaşantının sona ereceği endişesiyle​​ ortaya atılıp dediler ki:​​ "​​ Atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımıza sahip çıkmalıyız, düzenimizi korumalı, değiştirilmesine izin vermemeliyiz​​ Gidin ve ilâhlarınıza​​ ve din adamlarınıza​​ sahip çıkın.​​ İlahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam ederek bağlılıkta direnin.​​ Bugün sizden istenen budur.​​ Zaman; kendi liderlerimize, kendi ilahlarınıza sahip çıkma zamanıdır. Biz kendi liderlerimizden, kendi ilahlarımızdan, kendi yasalarımızdan vazgeçmeyelim! Bir yalancının peşine düşmeyelim! Bizim yasalarımız Allah’ın yasalarından üstündür, biz kendi yasalarımıza uyalım.​​ Biz bugüne kadar yalnızca Allah’ı ilah kabul ederek, diğer ilahların terk edilmesi gerektiğini atalarımızdan da duymadık​​ dediler.​​ 

7. “Biz​​ Kur’an’ın ortaya koyduğu tek ilah inancını reddediyoruz. Çünkü​​ atalarımızdan bize gelen​​ son dinde​​ ve kendi gelenek göreneklerimiz içinde,​​ böyle bir şey duymadık.​​ Demek ki​​ bu​​ yeni din, içi boş​​ bir uydurmadan başka bir şey değildir.​​ Bunu düpedüz kendisi uyduruyor”​​ dediler.

8. Haydi​​ Allah bir kitap gönderdi diyelim;​​ Ne yani​​ burada bizim gibi zengin ve soylu insanlar varken​​ bu​​ Kitap,​​ aramızdan​​ özellikle​​ ona mı indirildi.​​ İçimizde peygamberlik verilecek başka biri yok muydu da ona verildi?​​ İçimizde elçiliğe ondan daha layık olanlar var.​​ Allah madem emirlerine uymamızı istiyor, neden hepimize ayrı ayrı melek göndermiyor?"​​ dediler.​​ Hayır müşrikler benim uyarılarım​​ ve​​ Kur’an​​ hakkında​​ şüphe içindedirler.​​ Onların asıl amaçları yalnızca Allah’ın ilah kabul edildiği bir hayat nizamını reddetmektir.​​ Onlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelen azabı düşünmeden, bir bilgiye ve delile de dayanmadan konuşup duruyorlar.​​ Daha doğrusu​​ onlar henüz azabımı tatmadılar.​​ Bu yüzden küstahça başkaldırıyorlar. Yaptıklarından dönmezlerse azabımızı hak edecekler.

9. Bu cesareti nereden alıyorlar, neye güvenerek böyle konuşuyorlar?​​ Yoksa güçlü​​ mutlak kudret​​ ve lütuf sahibi Rabbinin rahmet hazineleri​​ o​​ inkârcıların yanlarında mıdır?​​ Kime neyin verileceğini, kimin neye layık olduğunu ve kimin peygamber olacağını onlar mı belirleyecek?​​ Rabbin kime peygamberlik vereceğini onlara soracak değildir. Yoksa onlara elçi tayin etme yetkisi mi verdik ki​​ diledikleri kişileri Peygamber yapma yetkisini kendilerinde görüyorlar?​​ Böyle bir yetki verdik de biz mi hatırlamıyoruz? Eğer öyleyse delillerini getirsinler ve verdiğimiz yetkiyi yüzümüze çarpsınlar.

10. Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin​​ sahibi,​​ hükümranlığı,​​ mülkü ve yönetimi​​ onlara mı aittir​​ ki, hükmümüzü kabul etmiyorlar? Gökyüzünden nelerin kendilerine gönderileceğine onlar mı karar veriyor? Madem fakirlerin, garibanların arasında yaşayan bir “yetime” Peygamberliği yakıştıramıyorlar?​​ Öyle​​ bir güçleri varsa​​ her türlü​​ vasıtayı kullanarak gökyüzüne yükselsinler​​ de​​ ilahlık makamına​​ oturup yönetmeyi denesinler.​​ Ve oradan âlemi yönetip, kimin peygamber olup olamayacağına karar versinler.​​ Andolsun ki yeryüzü ve gökyüzü onların isteklerine göre hareket etmez. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü, onları yoktan var eden, Allah’a aittir. Yoksa inkârcılar, sahip oldukları sosyal, siyasal ve ekonomik güce mi güveniyorlar?​​ 

11. Şunu iyi bilsinler ki:​​ Onlar parti ve ülke gibi​​ çeşitli gruplardan​​ oluşan,​​ Allah’ın karşısında hakikati kabule yanaşmayan ve daima​​ bozguna​​ uğrayacak​​ derme çatma​​ bir ordudur.​​ Bu kendini bilmez ve Allah’ı yeterince tanımayan azgın, başıbozukların bir araya gelmesinin hiçbir önemi yoktur. Onların gücü ancak birbirlerine yeter.​​ Onlar Allah’ın azabına uğramaya ve mağlup olup yok olmaya mahkûmdurlar.​​ 

12. Onlardan önce Nuh kavmi, Ad kavmi, piramitler​​ ve​​ saltanat​​ sahibi​​ olan​​ zalim​​ Firavun da​​ benzer küstahlıkları yapıp​​ peygamberleri​​ yalanlamıştı.​​ Allah’ın ilahlığının üstünü örtmeye çalışıp davetine ve davetçilerine savaş açmışlardı. (Ayette, Firavun için «kazıklar sahibi» denmesi, onun saray ve saltanat sahibi olmasını belirtmesinin yanı sıra, gazap ettiği kimselerin ellerini, ayaklarını dört kazığa bağlayarak işkence ettiğini de ifade etmektedir.)

13. Semud kavmi, Lut kavmi ve Eyke halkı da​​ onlar gibi yalanlamışlardı. İşte onlar da​​ Rablerine​​ ve​​ peygamberlerine karşı​​ güç toplayıp​​ birleşen​​ ve​​ akıbetleri benzer olan​​ perişan olmuş kâfir​​ gruplardı.​​ İşte onlar, kötülük amacıyla örgütlenmiş birer şer çetesiydi.

14. Onların hepsi de peygamberleri yalanladılar​​ ve Hakk’tan ayrıldılar,​​ böylece cezam​​ azabım​​ hak oldu.​​ Bunlardan ibret almayan çağdaş zalimlere gelince:

15.​​ Bugünkü​​ zalimler​​ ve işbirlikçileri de vakti geldiğinde​​ geri dönüşü olmayan bir tek çığlıktan​​ bir beladan​​ başka ne bekliyorlar?​​ Bunlar da tıpkı geçmiştekiler gibi uyarılarımızı ciddiye almıyorlar.​​ Allah’ın azabını üzerlerine çekmeye çalışıyorlar.​​ İyi bilin ki vakti geldiğinde Allah’ın azabı asla ertelenmez. İllaki kendilerini cezalandıracağımız korkunç bir ses mi bekliyorlar? Hiç düşünmüyorlar mı? Cezamız başlarına gelince geri dönüşü yoktur.

16. Öyle bir gaflet bataklığına gömülmüşler ki; bu gerçeği yeterince kavrayamadıkları için​​ alaylı bir şekilde: "Rabbimiz!​​ Eğer yeniden dirilme ve yargılanma iddiası gerçekse, gücün yetiyorsa ve​​ vaad ettiğin azap doğruysa​​ Hesap gününden önce bizim payımıza düşeni çabucak ver​​ de görelim neymiş o​​ "​​ derler.​​ Böylece onlar başlarına geleceklerini​​ hesap etmeden atıp tutarlar.​​ (Mekke kâfirleri, «Amel defterleri sağ yanından verilenlere gelince...» ayeti indirildiği zaman, ayette belirtilen alaylı ifadeyi sarfetmişlerdi.)

17.​​ Gündem oluşturmaya tek yetkili olan Kur’an ise konuyu belirliyor:​​ Ey Muhammed Ey Müslüman!​​ Bu kafirlerin gündemine​​ takılı kalma.​​ Onların söylediklerine karşı azimli ol. Üzülme, kararlı dur.​​ Sen onların​​ cahilliklerinden dolayı​​ söyledikleri çirkin ve incitici​​ sözlerine​​ de aldırma.​​ Hakaretlerine şimdilik​​ sabret.​​ Senin büyük hedeflerin var. Sen bugünden yarınları inşa edeceksin. İşte bu yüzden, sen her şeye rağmen vahyin gündemini takip et. Vazifene devam et ve​​ bize itaat konusunda çok​​ güçlü​​ bir iradeye sahip olan​​ kulumuz​​ Davud'u​​ hatırla​​ ve onu kendine örnek al.​​ Çünkü o​​ servete, makama, güce esir olmayan, sahibi olduğu her şeyi emanet bilen ve​​ her tutumunda​​ sabırla​​ ve tam bir teslimiyetle​​ Allah'a yönelen biriydi.​​ Şimdi sana gelen âyetlerden yola çıkarak, Dâvûd’u farklı yönleriyle tanı ve tanıt.

18.​​ Davud, ruhları okşayan​​ o tatlı sesiyle​​ Zebur’dan ayetler okurken, Biz​​ bu içli nağmelerle yankılanıp çınlayan​​ dağları​​ ve​​ o dağlardan çıkan demir ve benzeri madenleri​​ onun buyruğuna verdik.​​ Akşam ve sabah onunla​​ birlikte hepsi​​ Allah’ı​​ tesbih ederlerdi.​​ Davud, Allah’a teslimiyet konusunda yaratılışındaki sebebe, dağlar gibi teslim olur, sapasağlam dururdu.​​ 

19. Ve seher vakitlerinde​​ Allah’ı anarken, Davud’un etrafında​​ toplanan kuşlar da​​ ahenkli cıvıltılarıyla ona eşlik ettirerek ona zikir yoldaşı yapmıştık.​​ Davud ve ona eşlik eden​​ kuşlar da yaratılışının sebebine uygun hareket eder,​​ Her biri​​ dua ve yakarışlarla​​ Rablerine yönelirdi.​​ Sabah akşam Allah’ın sınırsız kudretini, kâinattaki nizamını, hükümranlığının mükemmelliğini düşünüp O’na yürekten itaat ederdi.​​ Sen de insanlardan bunaldığında Davut gibi yap. Onu örnek al. İnsanlardan bir müddet uzaklaşarak doğayla kendini bütünleştir. O zaman bütün sorunlardan kurtularak, görevine dönersin.

20.​​ Biz de Davud’un bu teslimiyetine karşılık onun​​ hükümranlığını​​ saltanat ve​​ devlet​​ otoritesini​​ güçlendirmiştik. Ona​​ ilim, sorunları adil ve kesin çözümlere kavuşturmaya dair kesin hüküm verme​​ anlayışı,​​ hikmet​​ ve güzel​​ bir​​ konuşma​​ kabiliyeti vermiştik.​​ Böylece bilgisiyle adaleti sağladı. Toplum arasında hak hukuk tanıyan adil biri olarak ün yaptı. Toplumun sevgisini saygısını kazandı. Toplum onunla hak ve adalet içinde yükseldi.

21.​​ Ey Resulüm güzel bir örnek olarak sana​​ Dâvûd’un huzuruna izinsiz giren​​ ve birbirinden​​ davacı olanların​​ kıssası sana anlatıldı mı?​​ Bu haber bütün zamanlarda, bir hukuk devletinin nasıl olacağını gösterme adına çok önemli bir örnektir. Bir gece vakti, Dâvûd bir devlet adamı​​ olarak yapacağı işleri yapmış ve evinde dinlenmeye çekilmişti. O esnada Dâvûd’un bulunduğu eve,​​ dünyada nasıl imtihan olacaklarını haşa Allah yerine kendileri karar veren ve​​ aralarında anlaşmazlık olan iki davacı geldi.​​ Davud (a.s.), mescitte ibadet ettiği için, muhafızlar gelenlerin girmesine izin vermiyorlardı.​​ Hani onlar​​ kapıdan içeri giremeyince​​ yüksek duvardan tırmanarak mihraba​​ yani​​ Davud’un makamına​​ girmişlerdi.​​ Sözü edilen iki davacı, Hz. Davud’a suikastta bulunmak isteyen iki düşmandı. Çevrelerinde Hz. Davud’un muhafızlarını görüp, maksatlarına erişemeyeceklerini anlayınca bu yapmacık dâvayı uydurmuşlardı.

22. Onlar​​ İslâm’dan sapmanın eşiğinde, ekonomik ve sosyal düzeni alt-üst edecek, toplumsal kıyameti koparacak düşüncelerle​​ Davud’un yanına girdiklerinde​​ Dâvûd​​ ibadetle meşguldü. Onları gördüğünde suikast ihtimalini düşünerek​​ onlardan​​ yani birbirlerinden davacı olan o iki kişiden​​ korktu​​ ve​​ heyecanlandı.​​ Dâvûd’a​​ dediler ki: "​​ Bizden​​ korkma. Biz​​ iki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti.​​ Biz kapıdaki nöbetçiye, içinde bulunduğumuz durumu anlattık. O bizi içeri almadı. Biz de yaşadığımız problemi yarına bırakırsak, daha da büyüyeceğini bildiğimiz için bu şekilde girdik. Kusurumuza bakma. Adil bir yönetici olarak bizi dinle ve​​ sen aramızda adaletle​​ hükmet​​ diye sana geldik.​​ Doğrudan ayrılma ve​​ haksızlık etmeden aramızda adaleti sağlayarak​​ bize doğru yolu göster​​ dediler.​​ Dâvûd, bilge bir yöneticiydi. Devletin imanının adalet olduğu, geciken adaletin de adalet olmayacağı, adaletin olmadığı yerde, yüksek duvarların arkasında yaşansa bile güvende olunmayacağı gerçeğini biliyordu. Bu yüzden onlara kızmadı.​​ 

23.​​ Davud, “Buyurun derdinizi anlatın​​ davanız nedir!” deyince,​​ O iki kişiden biri​​ müsaade isteyerek söz aldı ve​​ şöyle dedi: Bu​​ benim​​ kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var, benimse​​ sadece​​ bir tek koyunum var. Buna rağmen:​​ gözünü hırs bürümüş olmalı ki,​​ kardeşim​​ elindekilerle yetinmeyerek,​​ ona göz dikti.​​ Onu da bana ver​​ böylece ortak oluruz​​ gelişir, ilerleriz​​ dedi ve​​ tartıştığımız​​ konuşmada bana üstün geldi.​​ Şimdi​​ gücünü kullanarak bir şekilde onu da elimden almak istiyor.​​ Söyle, nedir bu adamın yaptığı?

24. İki tarafın da konuşmasını dikkatle dinleyen Davud, ilk konuşmacıya,​​ Dedi ki: "Andolsun, o senin koyununu​​ senin rızan olmadığı halde​​ kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir.​​ Güçlünün zayıfı ezdiği, zayıfın haklarının gözetilmediği bir ortaklık, doğru bir ortaklık değildir.​​ Zaten​​ bu şekilde​​ ortaklık yapıp,​​ mallarını birbirine karıştıran ortakların çoğu birbirlerine​​ maalesef​​ haksızlık​​ ve​​ zulüm​​ ederler. Sadece​​ gerçek anlamda​​ iman edip de iyi işler​​ yapanlar,​​ bu imana yaraşan güzel davranış gösterenler,​​ işini yaparken de Allah’ın huzurunda olma şuuruyla​​ yapanlar​​ müstesna​​ diyerek onları uzlaştırıp yatıştırdı.​​ ​​ Ancak Allah merkezli düşünüp yaşayan mü’minler, böylesi zulüm ve haksızlıktan uzak durur, doğru ve güzel olanı yaparlar.​​ Ama​​ onların sayısı​​ da ne kadar azdır!​​ ki"​​ Davud bir hükümdar olarak tüm ekonomik ve toplumsal düzenden sorumlu idi. Ama o öncelikle bir Peygamberdi. Hayatın her bölümünde Allah’ın huzurunda imtihanda olduğunun bilincindeydi.​​ Davud​​ bu davayı halledince kendi konumunu yeniden düşündü. Allah’ın izni ile hükümdar olarak böyle bir görevdeydi. Aslında bu, onun bir kulluk göreviydi. Her zaman olduğu gibi şu anda da​​ duvardan tırmanan kimselerle​​ kendisini​​ uyarıp​​ imtihan ettiğimizi anladı​​ da Rabbinden bağışlanma diledi. Rükû ederek​​ başını yere eğdi​​ yere kapandı ve gönülden Rabbine yöneldi.​​ İnsanlar çoğunluğun kararlarına uyarak azınlıkların haklarını yer. Bir toplumda çoğunluk ne derse desin gerçekler değişmez. Çoğunluğun bir şeye karar vermesi orada hakkın olduğuna delil değildir. Davut’un huzuruna gelenler dolaylı olarak Davut’u sorgulamışlardır. Yani Davut’a şunu demek istediler. Sen etrafındaki çoğunluğa uyarsan, doksan dokuz koyunu olduğu halde benim bir koyunuma sahip çıkan kişiye benzersin! Sen bize doğruyu hükmettin. Ancak kendi hayatına bak! Kendi hayatında sanki çoğunluğa uyuyorsun! Onun için kendini düzelt! Çoğunluğa değil gerçeklere uy. Doğru neyse ona hüküm ver. Eğer çoğunluğa uyarak hüküm verirsen zalimlerden olursun. Haksızlık ne kadar çok olursa olsun haksızlıktır. Hak ne kadar az olursa olsun haktır. İnsanlardan bazıları vardır ki, ellerindeki iktidar gücünü haktan adaletten ayrılma nedeni yapar. Gerçeklere göre hüküm vereceklerine, yalanlara göre hüküm verirler. Hakkı adaleti arayacaklarına çoğunluğun isteklerine göre hareket ederler. Çoğunluklar adına azınlıkların haklarını yerler. Unutmayın ki ne olursa olsun adaletli hüküm Rabbinizin hükmüdür. Kendi aranızda çoğunluk esasına göre Allah’ın yasalarına aykırı yasalar yaparsanız adalet doğmaz. Oluşturduğunuz yasama meclislerinde Rabbinizin yasalarına aykırı yasalar yapıyorsanız, Rabbinize isyan etmiş, Rabbinizin yasalarına karşı çıkarak suç işlemişsinizdir. Davut meclisini toplayıp meclisinin çoğunluğuna göre hareket etseydi, doksan dokuz koyuna bir koyunu katardı. Ancak Davut hak ile hüküm verdi. Hükmü verdikten sonra anladı ki; çoğunluğa uyarsa zalimlerden olacaktır. 

25. Hatasının farkına vardığı ve hatada ısrar etmediği için​​ Biz de​​ bu samimiyetinden dolayı​​ onun bu hatasını bağışladık. Şüphesiz Davud’un​​ bizim yanımızda bir​​ değeri bir​​ yakınlığı, yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.​​ Âhirette onu güzel bir akıbet beklemektedir.

26. Allah Davud’a şöyle buyurmuştu:​​ "Ey Davud!​​ şunu da unutma ki,​​ Biz seni​​ bütün insanlar gibi​​ yeryüzüne halife,​​ gayretin ve liyakatin sebebiyle de kavmine hükümdar, adâleti gerçekleştirmekle yükümlü bir yönetici ve ümmetinin peygamberi​​ olmak üzere yarattık.​​ Ve sana, bu göreve uygun güç, yetki ve yetenekler bahşettik.​​ O halde insanlar arasında adaletle hükmet ve​​ hukukun, delilleri toplamak, tarafları dinlemek, onlara savunma hakkı vermek gibi objektif ve evrensel normları varken​​ sakın​​ keyfine,​​ kendi heva ve hevesine,​​ başka insanların heva ve heveslerine de​​ uyma.​​ Eğer uyarsan seni Allah'ın yolundan,​​ Allah’ın nizamı ile ahlakının gerektirdiği adaletten​​ saptırırlar.​​ Şüphesiz Allah'ın yolundan​​ umursamayıp​​ sapanlar için hesap gününü unutmalarından dolayı​​ âhirette​​ şiddetli bir azap vardır.​​ Sen insanlar arasında hak ile hüküm ver. Çoğunluğun arzularına çoğunluğun heveslerine de uyma. Çoğunluğa uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap günü şiddetli bir azap vardır." Ey resulüm! Sen de bunlardan kendine ders çıkar. Unutma Hakkın karşısında zulüm ne kadar çok olsa da hak olanı değiştiremez. Davut’u kendine örnek al. Onun gibi seni şaşırtmak için gelenlerden ders çıkar! Zulmedenlerden olmamak için Rabbine yönel.​​ 

27. Biz​​ insanları başıboş yaratmadığımız gibi​​ gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri​​ de​​ amaçsız ve​​ boş yere yaratmadık.​​ Bunlar bir tesadüf eseri de değildir,​​ Bazıları der ki; “Bu dünya boş. Biz boşu boşuna bir hayat yaşıyoruz. Ölünce toprak olup gideceğiz.”​​ Bu​​ iddia,​​ inkâr edenlerin​​ kendilerinin ve yaratılan şeylerin amaçsız olduğunu düşünmeleri sadece kendi​​ kuruntularıdır.​​ Hayır! Hiçbir yaratılış boşuna değildir. Her yaratılışın bir nedeni vardır. Her şey ve herkes bir hikmet ve hizmet için vardır.​​ Allah’a karşı sorumluluklarının olduğunu düşünmek, bilmek ve yerine getirmek istemeyenler, peygamberlerini yalancılıkla suçluyorlar.​​ Oysa, evrenin tesadüfen yaratıldığı ve insanın başıboş bırakıldığı inancı, kaçınılmaz olarak bütün ahlâkî ve insani değerlerin yozlaşması sonucunu doğurur. Öyleyse,​​ gayesiz yaşadıkları için​​ hak ettiği​​ cehennemi boylayacak olan o kâfirlerin vay hallerine!

28. Yoksa biz​​ Allah’ın davetine​​ iman edip​​ sorumluluklarını yerine getirenleri ve​​ salih ameller işleyenleri yeryüzünde bozgunculuk edenlerle​​ bir mi tutacağız? Ya da​​ günahtan sakınan​​ takva sahiplerini​​ günaha girip​​ yoldan çıkanlar gibi​​ değersiz​​ mi tutacağız?​​ Elbette ki hayır.​​ Rabbine karşı gelmekten sakınarak yasalarımıza uyanlarla, inkâr eden, yasamıza uymayan, kendi uydurdukları yasalara göre yaşayanları bir tutmayız. Böyle bir haksızlık Bizim adaletimize yakışmaz. İşte bu yüzden size, doğruyu yanlıştan ayırt etmenizi sağlayacak Kuranı gönderdik:

29.​​ Ey Peygamber! Bu​​ mübarek​​ Kur’an ayetlerini​​ hakikat arayışında olan​​ insanlar​​ kendi düşüncelerini din yapmasınlar,​​ yaratılış sebeplerini ve​​ kendilerine neler kazandırabileceğini iyice​​ düşünsünler,​​ yasalarımıza uyarak yaşasınlar​​ ve akıl sahipleri​​ onu okuyup​​ doğruya ulaşmak için​​ öğüt alsınlar​​ diye sana indirdik.​​ 

30. İşte, ibret verici bir kıssa, örnek bir Peygamber daha:​​ Biz, iman edip sorumluluklarını yerine getiren​​ Davud'a​​ mükâfat olarak​​ hayırlı​​ bir evlat olarak​​ Süleyman'ı bahşettik. O​​ da​​ sürekli Bize yönelen​​ ne güzel bir kuldu! Her tutumunda Allah'a​​ sığınan ve​​ yasalarına​​ yönelen​​ biriydi.​​ Yolunu ve yönünü hiç değiştirmedi.​​ 

31. Hani​​ Süleyman’a​​ bir​​ akşam üstü​​ savaş için hazırlanan ordusunun gücünü, kuvvetini ve ihtişamını sembolize eden,​​ bir ayağını tırnağı üstüne dikip toprağı kazıyan, öbür üç ayağıyla da yerin üzerinde çalımlı duran​​ safkan, yağız​​ ve soylu​​ koşu atları gösterilmişti.

32. Bunun üzerine Süleyman, “Muhakkak ki​​ dünya malı atlar ve​​ hayırlı güzel​​ olan her şey​​ bana Rabbimi​​ hatırlamamı ve​​ anmamı,​​ verdiği her nimeti O’nun yolunda vermemi​​ sağlar.​​ O’na ibadet ve hizmetime vesile olmasından​​ dolayı​​ ben de onları​​ severim.​​ Bu atları da yalnızca Rabb’imin rızası için seviyorum.​​ Onlar bana Allah yolunda cihat etme, zalimlere korku salma, mazlumlara ümit olma, yeryüzünde hak, hukuk ve adaleti tesis etme gibi gayelerime giden yolda vasıta oluyorlar”​​ dedi. Hatta​​ Süleyman​​ Rabbinin yüceliğini,​​ atlar​​ koşmaya başlayıp​​ gözden kayboluncaya kadar​​ atları hayranlıkla seyrederek​​ tekrarladı.​​ 

33. Hz. Süleyman;​​ “Atları​​ tutup​​ bana geri getirin” dedi.​​ Atlar, yanına getirilince​​ hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya​​ yelelerini taramaya​​ başladı.​​ 

34. Andolsun biz Süleyman'ı,​​ dünyadaki saltanatın, servetin, güzelliklerin gelip geçici birer imtihan vesilesi olduğunu​​ ve​​ ölümü unutmaması gerektiği konusunda​​ hastalıkla​​ imtihan ettik.​​ Hükümranlığını zayıf düşürdük​​ ve onu tahtının üzerine​​ yaşayan ölüye benzeyen​​ bir ceset​​ gibi​​ bıraktık.​​ Süleyman hükümdardı. Tahtını öyle başıboş bırakamazdı. Çünkü onun görevi hakkı adaleti gerçekleştirmekti. Tahtını boş bırakırsa, tahtına hâkim olamazsa, hak adalet kaybolur, zulüm doğardı. Bir hükümdarın görevi her ne olursa olsun, mal sevgisini öne çıkarmak değil, tahtında oturup adaleti gerçekleştirmekti. Bilin ki tahtında mal sevgisiyle oturan hükümdarlar tıpkı birer ceset gibidirler. Süleyman ulaştığı bu hükümden dehşete düştü.​​ Nitekim Allah’ın yasası da buydu. Kimine vererek kiminden de alarak imtihan ederdi. Fakat bu benzersiz saltanatı onu şımartmadı.​​ Sonra​​ kendine dönüp toparlandı ve​​ Rabbine​​ sığınıp​​ yöneldi.​​ Zaten hep O’na yalvarıyordu.​​ Süleyman (a.s.), şiddetli bir hastalığa yakalanmak suretiyle imtihan edilmiş, hastalığı sırasında, «cansız ceset» denecek kadar zayıflamış, sonra tekrar sağlığına kavuşmuştu.

35. Hz. Süleyman:​​ Dua makamında ellerini açtı ve​​ dedi ki:​​ "​​ Sana kulluğumun bilincindeyim. Zulme ve küfre karşı gücüm yettiği kadar çalıştım. Yine de Sana layık bir şekilde hakkıyla kul olamadım. Eksik ve noksanlarım, kusur ve kabahatlerim var. Affınla, lütfunla, rahmet ve merhametinle mağfiretini isterim.​​ Rabbim​​ ne olur​​ Beni bağışla​​ davet ettiğin hayatı yaşamayı nasip eyle.​​ Ve benden sonra kimseye nasip olmayacak bir​​ mülk ve​​ hükümranlığı​​ senin yolunda hizmet etmek için, yeryüzünde hakkı, hukuku, adaleti tesis etmek için​​ bana lütfet.​​ Ki, sürekli fitne ve kargaşa çıkaran bu şer odakları karşısında dimdik ayakta durabileyim.​​ Şüphesiz, sen​​ tövbeleri kabul eden​​ çok ihsan sahibisin,​​ lütuf sahibi ve cömert olansın​​ karşılıksız bol bol verensin"​​ diyerek yalvarmıştı

36. Böylece biz de​​ onun duasını kabul edip, çok büyük hükümranlık verdik.​​ Rüzgârları​​ ve rüzgârı arkasına alan yelkenli gemileri,​​ kısa zamanda hedefine ulaştırmak üzere​​ onun emrine verdik.​​ Allah’ın emriyle​​ gemileri​​ dilediği yöne​​ yumuşak bir şekilde​​ akıp yüzdürebiliyordu.​​ Devleti büyüdükçe büyüdü. Rüzgârların başladığı bittiği yerler Süleyman’ın hâkimiyeti altındaydı. Ona rüzgârlardan yararlanmayı öğrettik. Değirmenler, yelkenler, gemiler, çok değişik araçlar, binalarının, evlerinin soğuması, ısınması, Süleyman’ın rüzgârları kullanma bilgisiyle mükemmel bir seviyeye ulaştı.

37. Ayrıca,​​ hizmetinde kullanmak üzere​​ şeytan gibi kibirli, dik başlı​​ inşaat ustaları ve​​ denizcilikte mahir​​ çok zeki, her şeyin altından kalkan​​ cin gibi​​ dalgıçları da onun emrine verdik.

38. Ve​​ kötülük yapmamaları içinesir edip​​ zincirlerle bağlanmış halde daha başkalarını da​​ ülkesine getirerek​​ ona hizmetkâr yaptık.​​ Sanki hepsi zincirle bağlanmış görevliler gibi Süleyman’ın emrindeydiler. Hâlbuki görünürde hiçbir zincir yoktu. Süleyman’ın adil davranışları, hakkı adaleti sağlayışı onları gönülden bağlamıştı. Süleyman’a tutkuları, bağlılıkları, zincirlerle bağlanmış kölelerden daha üstündü. Bütün hükümdarlar onları gördükçe kıskanırdı.

39.​​ Sonra da Süleyman’a şöyle vahyettik:​​ Bu​​ insanların emrinde olması,​​ sana nasip ettiğimiz iktidar ve güç sayesindedir,​​ bizim ihsanımızdır. Artık dilediğini serbest bırak veya​​ bir kısmını​​ elinde tut,​​ bu da senin bileceğin iştir.​​ Bunun bir hesabı yoktur.

40. Şüphesiz​​ geçmişten bugüne servetle sınanan birçokları, servete kul, köle olurken, Süleyman serveti verenin kulu olmayı başardı. İşte bu yüzden​​ Süleyman’ın bizim katımızda, büyük bir​​ değeri ve​​ âhirette de​​ dönüp​​ geleceği​​ güzel bir yer vardır.​​ Verdiğimiz her yetkiyi, her nimeti, her zenginliği bize güzel işler yaparak döndürürdü. O’nun tövbesi, Rabbine yakınlığı böyleydi. Sen de O’ndan ders al. Sana verdiğimiz yetkileri, nimetleri, zenginlikleri güzel bir şekilde bize döndür.

41. Ey hak yolunun yolcusu! Mücadelende sana yol gösterecek bir örnek olarak​​ kulumuz Eyyub'u da hatırla.​​ O da vaktiyle Allah adına yaptığı davete kavminin karşı çıkıp direnmesinden yaptıkları eziyetlerden kendini yorgun, bezgin, hasta hissetmeye başlamıştı​​ ​​ Hani​​ malını, ailesini ve sağlığını kaybederek büyük bir imtihandan geçen Eyyub,​​ Rabbine​​ şöyle dua etmişti:​​ "Doğrusu​​ Eyyûb gerçekten peygamber olsaydı, Allah onu hasta etmezdi diyerek,​​ insanlara vesvese veren​​ şeytan,​​ bana​​ tarifsiz​​ bir yorgunluk,​​ terk edilmişlik duygusu​​ ve azap dokundurdu,​​ Âdeta mecali tükenmiş bir hastayım, aciz ve çaresiz kaldım. Allah’ım​​ Sen bana yardım et.”​​ demişti.​​ İşte Eyyüb, yıllar süren dayanılmaz acılara sabırla katlanmış; bir kez olsun Rabb’ine isyan etmemişti.

42. Biz de çektiği dert ve sıkıntılara sabırla göğüs geren bu kulumuza, “Ey Eyyub!” diye müjdeyi verdik, Artık sıkıntılarından kurtulmanın zamanı geldi. Ayağını yere vur​​ katımızdan​​ bir mûcize​​ olarak yerden bir pınar fışkırsın.​​ İşte hem yıkanmada kullanılacak hem de​​ şifa verici,​​ içilecek soğuk bir su​​ çıkacak, onunla sağlığına ve huzura kavuşacaksın.​​ Ya da​​ Kendini toparla, hareket et, ayağa kalkıp yola koyul. Önüne çıkan soğuk suda hem yıkan hem de içip kendine gel.” diye vahyettik.​​ İşaretimizle doğada verdiğimiz şifaları keşfetti. Kendisine azap veren hastalıklardan kurtuldu. Böylece hem kendine hem gelecek nesillere örnek oldu. Andolsun ki; yarattığımız dünyada  ​​​​ insana şifa verecek çok şey vardır. Sulardan, bitkilerden, sebzelerden, rüzgârlardan, dağlardan, ovalardan, ormanlardan, nehirlerden, pınarlardan, güneşten, geceden, gündüzden, ders alıp düşünenler için bütün bunlar da şifalar vardır.

43.​​ Böylece o da kendini toparlayıp eskisinden daha güçlü ve sabırla kavmini Allah adına, yaratılışının sebebi olan hayata davete başladı.​​ Hastalığından dolayı, mal ve evladı azalan​​ Eyyub'a​​ eski zenginliğini, sağlığını,​​ katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere​​ uzun zamandır ona sırtını dönmüş olan​​ ailesini,​​ malını mülkünü​​ ve​​ onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik.​​ Eyyubun​​ davetine icabet edip, etrafında toparlanarak kenetlendiler​​ ve böylece Allah’ın lütfu ile sayıları da giderek arttı. Böylece Hz. Eyyub’u sağlık, huzur ve rahata ulaştırdık.

44.​​ Bundan önce Eyyub, Allah adına yaptığı daveti kabullenmeyen ailesini cezalandırmak için hanımına yüz değnek vuracağına dair düşünmeden yemin etmişti.​​ Ardından vereceği cezanın fazla olduğunu anladı.​​ Pişmanlık içindeydi. Yaptığı haksızlığın farkına varmış tövbeyle bize​​ yaklaşmıştı. Tarafımızdan sağlığına kavuşturulduktan sonra, hanımı hakkında ettiği yemin ile ilgili olarak ona şöyle bir çözüm yolu bildirmiştik.​​ "100 buğday sapını bağla,​​ Eline bir demet​​ ekin​​ sapı​​ al da onunla​​ hanımına b ir kere​​ hafifçe​​ vur.​​ Böylece hem​​ vefakâr eşini incitmemiş​​ hem de​​ yeminini bozmadan yerine getirmiş olursun dedik."​​ Gerçekten biz onu​​ zorluklara, sıkıntılara karşı çok​​ sabırlı bulduk. Ne iyi bir kuldu. O​​ her​​ şeye rağmen​​ Allah'a yönelen,​​ O’na teslim olmuş​​ güzel​​ bir kuldu.​​ Unutma ki; kim yaptığı hatalardan kurtulmak için kolaylaştırıcı bir yol arıyorsa Rabbine yönelsin. Rabbin hiçbir insana zorluk çıkarmaz. Rabbin gönülden, samimiyetle, kendisine yaklaşanlara mutlaka yol gösterir.

45. Ey Müslüman!​​ Mücadelende sana yol gösterecek birer örnek olarak, hepsi de​​ güçlü bir iradeye ve basiretli bir​​ kavrayış yeteneğine​​ sahip kullarımız İbrahim'i,​​ oğlu​​ İshak'ı ve​​ torunu​​ Yakub'u da​​ ibret ve hikmetle hatırla.

46. Biz​​ elbette​​ Allah’ın davetine teslim olmuş​​ Müslümanları, sabırla, tavizsiz bir gayretle âhireti düşünen ihlaslı ve samimi kimseler kıldık.

47. Şüphesiz onlar bizim katımızda​​ erdemli, faziletli​​ seçkin​​ ve​​ hayırlı kimselerdendir.

48. Ey Müslüman! Yine sana örnek olarak​​ İsmail'i, Elyasa'ı ve Zülkif'i de unutma.​​ Onların​​ hepsi​​ de insanları yaratılış sebepleri olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden, zorluklar karşısında yılmadan görevlerini yerine getiren,​​ çevresine ve ümmetine karşı en​​ hayırlı kullarımızdandı.

49. Ey insanlar!​​ Bu​​ Kur’an ve​​ anlatılanlar Allah tarafından sizlere​​ bir​​ uyarı​​ öğüt​​ ve​​ hatırlatmadır.​​ Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olan​​ ve bu uyarıları dikkate alıp​​ Allah’ın razı olmadığı şeylerden sakınan​​ takva sahiplerini elbette güzel bir gelecek beklemektedir.

50. Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan ve gereklerini yerine getirmek için canları ve malları ile gayret edenler için,​​ kapıları​​ ardına kadar​​ kendilerine açılmış​​ daimî güzelliklerin, mutlulukların yurdu olan,​​ iman, itaat ve cihad ehli için hazırlanmış​​ her türlü güzelliğin kaynağı​​ Adn cennetleri vardır.

51. Orada koltuklara yaslanmış olarak​​ huzurla uzanıp dinlenerek,​​ canlarının çektiği​​ pek çok meyvelerle, içeceklerle nimetlenirler.

52. Yanlarında bakışlarını yalnız eşine çevirmiş​​ kendileri ile​​ yaşıt​​ yumuşak başlı​​ eşler bulacaklar. ​​ 

53.​​ Ve Rableri onlara şöyle seslenir:​​ İşte hesap günü için,​​ Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirmek için ellerinden geleni yapan​​ sizlere vaat edilen​​ Allah’ın verdiği söz​​ budur.​​ 

54. Bunlar bizim​​ sonsuza kadar​​ bitip​​ tükenmeyecek olan nimetlerimizdir.​​ 

55. İşte​​ güzel davranan​​ müminlerin​​ ödülü​​ böyledir.​​ Ve bunlar aynen yaşanacaktır. Rablerine başkaldıran, yasalarımıza uymayan azgınlar ve​​ haddini aşanlar​​ için ise kötü bir gelecek vardır.​​ 

56.​​ O​​ doğruluk ve dürüstlük sınırlarını aşanlar​​ tepetaklak​​ cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir​​ zindan​​ ve orada​​ onları bekleyen yatak; altında ateş olan üzerindekini de yakan​​ ne kötü bir yataktır​​ 

57. İşte​​ onların cezası​​ susadıkça içecekleri, içtikçe de midelerini delecek olan​​ kaynar su ve​​ kendi yaralarından akan pis kokulu​​ irindir.​​ Hadi bakalım​​ onu tatsınlar.

58. Durun daha bu ne! Burada​​ ona benzer daha başka​​ daha beter​​ çeşit çeşit azaplar da vardır.​​ 

59. ​​ Müşrik olan zalim güçlere ve​​ küfrün elebaşlarına şöyle denir: "İşte bunlar da sizinle birlikte​​ sizi takip ettikleri için​​ küfürde​​ körü körüne​​ direnenlerdir​​ ve şimdi cehenneme girenlerdir.​​ Dünyada birbirlerini kandıranlar. Birbirlerini pohpohlayanlar. Birbirlerine alkış tutanlar. Biz Allah’ın yasalarına karşıyız diyerek birbirine arka çıkanlar. Ordularını mahkemelerini Allah’ın yasalarıyla yaşamak isteyenlerin üzerine gönderenler. Cehennemi boyladıklarında birbirlerini suçlarlar. Şirke ve küfre önderlik yapmış​​ elebaşları, vaktiyle kendilerini destekleyerek şımarıp azgınlaşmalarına sebep olan insanlara beddua eder ve​​ kendilerini suçlayan takipçilerine​​ şöyle derler:​​ Onlar rahatlık görmesinler.​​ Elbette bizim davetimize körü körüne koşup gelmeniz sebebi ile​​ bu cezayı bizim gibi hak ettiler.​​ Çünkü onlar​​ da​​ hakikati araştırmadan, bizi körü körüne takip ettikleri için​​ ateşe gireceklerdir​​ derler​​ "​​ 

60.​​ Bu defa önderlerinin arkasından gidenler dönüp onlara​​ öfke ve hışımla derler ki:​​ Buraya gelmemizin asıl sorumluları sizlersiniz, şirk nizamlarını sizler kurdunuz ve bizlere dayattınız.​​ Bizi kandırdınız. Bizi Allah’a inanmaktan, Allah’ın yasalarına göre yaşamaktan alıkoydunuz. " Hayır, asıl size bir merhaba yok.​​ Aksine siz rahatlık görmeyin.​​ Buraya gelmemizin asıl sorumluları sizlersiniz, dünyada bizi aldatıp peşinizden siz sürüklediniz, sizi adım adım izledik fakat bizi getirdiğiniz yere bakın.​​ Bu azabı bizim başımıza siz getirdiniz.​​ Sizin yüzünüzden buraya girdik.​​ Burası ne kötü bir yerdir​​ derler.

61. Manzaranın dehşeti, dünyada her türlü kötülükte yandaş olanları, ahirette birbirine düşürür ve​​ en sonunda, her biri diğerine lânetler yağdırarak​​ derler ki: "Ey Rabbimiz! Bu​​ küfür ve kötülük yolunu​​ bizim başımıza kim getirdiyse,​​ cehenneme girmemize kim sebep olduysa​​ onun​​ ateşteki azabını kat kat arttır."​​ Hâlbuki onlar yeryüzünde yaşarken birbirine destek olmuşlar. Birbirlerine alkış tutmuşlar. Çoğunluklarıyla, iktidarlarıyla, ordularıyla, yasalarıyla Allah’a karşı çıkmışlardı.

62.​​ Cehennemdeki kâfirler ve münafıklar da​​ birbirlerine dönüp,​​ şöyle derler: "Ne oluyor da​​ putlara tapmadıkları için​​ kendilerini kötü​​ ve değersiz​​ saydığımız,​​ horladığımız alay ettiğimiz mü’min ve mücahit​​ adamları​​ cehennemde​​ göremiyoruz?

63. Biz onları​​ dünyadayken küçük görüp, aşağılayıp​​ alaya almıştık.​​ Onlar bizi Allah’ın yasalarına uymaya çağırdıkça onlarla dalga geçiyorduk. Onların hayatını cehenneme çeviriyorduk. Onları yasalarımızla cezalandırıyor, zindanlarımıza atıyorduk.​​ Yoksa onlar​​ burada da biz​​ gözden mi kaçırdık?​​ Sahi nerede bunlar dikkatlerimizden mi kaçtı?​​ 

64. Ey bu dünyada, yalanlarıyla birilerini arkalarına takanlar ve dünyada birilerinin yalanlarına kolayca kananlar. Dinleyin, ey insanlar!​​ Elbette cehennem halkının birbiriyle olan bu tartışması​​ aynen​​ Kur’an’ın haber verdiği gibi​​ gerçekleşecektir.​​ 

65. Ey Peygamber!​​ Ahirette bu kötü sonu yaşayacak olanlara​​ de ki: "Ben ancak​​ sizi seven, size gelecek zarardan endişe eden​​ bir uyarıcıyım.​​ İnanıp inanmamak size kalmış bir şeydir. O hâlde, uyarıyorum:​​ İyi bilin ki: Kâinatın​​ tek ve mutlak üstünlük sahibi​​ dilediğini, dilediği zaman yerle bir edecek gücün sahibi olan​​ Allah'tan başka​​ emrine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz hiçbir otorite ve​​ ilâh yoktur.​​ Yarattıklarını yönetme hakkı yalnızca​​ tek ve gerçek ilah​​ olan Allah’a aittir." Sizi O’na kulluğa çağırmaktayım.​​ Kim haksızlık yaparak hükümranlık taslarsa cehenneme atarız.”

66. Çünkü​​ O​​ düzeninin hâkimi​​ göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir.​​ Gökyüzünü Allah yönetsin, yeryüzünün yönetimi bize ait demeniz sadece şımarıklıktır. Allah’a isyandır. Rabbiniz çok​​ güçlüdür,​​ sonsuz kudret sahibidir, çok ama çok bağışlayandır​​ ve​​ kimi bağışlayacağını da yalnız O bilir.

67. Ey peygamber​​ De ki: "​​ Kur’an’ın bildirdiği​​ bu​​ gerçekler,​​ yeryüzünde bütün zamanların en önemli, en büyük haberini insanlığa taşıyan​​ muazzam bir mesajdır.

68. Siz ise​​ onu size getirenin olağanüstü güçlere sahip bir melek olmadığı ve benim gibi içinizde doğan, büyüyen biri olduğu için​​ hâlâ Kur’an’a gereken ilgiyi göstermemekle,​​ ondan yüz çeviriyorsunuz.​​ Kur’an size kesin olan gerçeği bildirmesine rağmen ondan yüz çevirmekle de birbirinizi ilah edinip, kula kulluk ediyorsunuz.​​ Neden inkâr edip yüz çeviriyorsunuz? Niçin Rabbinizin yasalarına uymayıp insanların uydurduğu yasalarla hayatınızı yaşıyorsunuz? Bakın işte doğru dürüst adaleti sağlayamıyorsunuz. İki de bir yasaları değiştiriyorsunuz. Yazboz yasalarla​​ hayatınızı mahvediyorsunuz. Siz Rabbinizin yasalarında bir değişiklik bulamazsınız.​​ ​​ 

69. ​​ Ey Peygamber! De ki:​​ Şunu iyi bilin: Ben de sizin gibi bir insanım.​​ Aralarında tartışan yüce bir topluluktan söz ediyorsunuz. Allah’ın insanı yaratmaya karar verdiği ve meleklerle birlikte İblis’in de bulunduğu o yerde,​​ aralarında konuştuklarından,​​ peygamber olmama rağmen​​ bana bildirilenlerin dışında​​ bir bilgim yoktur​​ ve olamazdı da.​​ Bunları nereden uyduruyorsunuz?

70.​​ Rabbim bana sen sadece bir uyarıcısın diyor. Ben bunun ötesinde bir şey bilmem. Bana ancak benim apaçık bir uyarıcı olmamdan dolayı bu​​ Yüce Toplulukta olup bitenleri anlatan bu âyetler​​ vahyediliyor."​​ Ben sadece Rabbimin bana bildirdikleriyle sizi uyarırım.

71. Onlar bilmedikleri konularda ileri geri konuşuyorlar. Onlara aldırış etme.​​ Hani Rabbin​​ o yüce mecliste, aralarında İblis​​ adındaki cinin de​​ bulunduğu​​ meleklere​​ demişti ki: "Ben çamurdan, bir insan​​ olan Adem’i yaratacağım demişti​​ 

72. Ben ona​​ insan​​ şeklini​​ ve​​ doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme kabiliyetleri​​ verdim. Ve​​ kendisini yeryüzünün halifesi konumuna yüceltmek için​​ ruhumdan üflediğim zaman siz onun​​ hizmetinde olduğunuzu göstermek​​ için hemen secdeye varın, O’nu yüceltin. Çünkü O Rabbinizin yarattığı varlıktır.​​ " dedim.

73. Bunun üzerine​​ İblis dışındaki​​ meleklerin tümü​​ hürmet kastı ile Âdem’e​​ topluca secde ettiler.​​ Allah’ın emrine boyun eğdiler.

74. Yalnız​​ aslen cinlerden olan​​ İblis hariç.​​ O​​ kıyâmete kadar ona düşmanlık yapacağını ilan ederek​​ büyüklük tasladı.​​ Kibirlenerek Allah’ın bu emrine itaat etmeyip secde etmedi.​​ Âdem’in üstünlüğünü kabullenmedi. Çünkü bunu gururuna yediremedi​​ ve​​ emrimize karşı çıkarak​​ itaat etmeyip​​ inkâr edenlerden oldu.

75. Allah​​ bunun sebebini çok iyi bilmesine rağmen şeytanı azarlamak için dedi ki: "​​ Söyle bakalım, kendini bir şey zanneden​​ Ey İblis! Seni kudretimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan ne oldu,​​ verdiğim emre niçin uymak istemiyorsun?​​ Başka bir yaratık önünde boyun eğmeyecek kadar kibirli misin?​​ Söyle; kendini bir şey zannederek​​ büyüklük mü tasladın yoksa​​ kendini üstün görüp​​ hiç kimsenin önünde boyun eğmeyecek kadar​​ yüce bir varlık mı oldun?

76. Şeytan küstahlaşıp​​ dedi ki: "​​ Sen bile emretmiş olsan, insanın önünde asla eğilemem.​​ Çünkü​​ ben o insandan​​ daha​​ üstünüm.​​ Çünkü​​ beni​​ daha​​ üstün olan​​ ateşten onu ise​​ değersiz bir​​ çamurdan yarattın."​​ Hürmet ve itaat bana layıktı.

77.​​ Yaratılanlar arasında üstünlük hastalığı ve ırkçılığın ilk öncüsü olan​​ İblis’in bu küstah tavrı karşısında​​ Allah dedi ki:​​ "​​ Sen böyle bir makamda bulunmaya layık değilsin.​​ Melekler arasında yaşamaya hakkın yok senin.​​ Öyleyse çık o​​ cennetten,​​ sen artık​​ gözden düşmüş,​​ gazabımı hak etmiş ve rahmetimden​​ kovulmuş birisin.

78. Ceza​​ yani​​ Kıyamet​​ gününe kadar lanetim senin​​ ve sana benzeyenlerin​​ üzerinedir.​​ Kıyametten sonra, lânet ile birlikte en şiddetli azaplar ile karşılaşacaksın.

79. İblis de​​ tevbe etmek yerine hatasında ısrar ederek: "Ey Rabbim! Öyleyse insanların​​ tekrar​​ diriltilecekleri güne kadar,​​ onları saptırıp azdırmam için​​ bana süre ver​​ de önünde eğilmemi istediğin şu varlığın ne kadar değersiz ve önemsiz olduğunu göstereyim​​ dedi.

80. Allah​​ ona​​ dedi ki: "O halde​​ şu imtihan dünyasında​​ sen​​ Benim belirleyip bildiğim bir vakte kadar​​ süre tanınanlardansın.

81. Ancak Benim tarafımdan​​ Bilinen zamanın dolacağı​​ güne​​ yani​​ Kıyamete​​ kadar​​ sana fırsat tanınmıştır.​​ Allah dileseydi İblisi oracıkta yok edip işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, İblis’e istediği süreyi verdi.

82. Bunun üzerine İblis​​ dedi ki: "Senin yüceliğine​​ kudretine​​ yemin olsun ki, muhakkak​​ Senin davetini umursamayanları ve​​ onların tümünü,​​ Sana başkaldırmalarını sağlayıp​​ azdıracağım.​​ Bil ki sana inanmakta şüpheye düşmüş, aklına, nefsine uyarak kendi ilkelerine, kendi yasalarına göre yaşayan, senin yasalarına karşı çıkanların hepsini azdıracağım. Onlar her fırsatta sana isyan edecekler. Azgınlıklarının doruk noktasına ulaşacaklar. Ordularıyla, mahkemeleriyle, yasalarıyla, adamlarıyla birlik olup, yoluna karşı çıkacaklar. Kendi ilkelerini, kendi yasalarını toplumlara dayatarak zorla hâkim kılacaklar. İnsanların haklarını çalıp zulmedecekler.

83. Ancak onlardan​​ sana yürekten bağlanan​​ yalnızca Seni Rab ve ilah edinen ve davetine iman eden, dininde ve davasında sadık olan​​ ihlasa erdirilmiş kulların hariç.​​ Onların üzerinde benim bir etkim ve yaptırım gücüm olamaz. ​​ Onlar benim tuzaklarıma düşmezler, onları yoldan çıkaramam.

84. Allah​​ da İblis’e​​ dedi ki: "İşte bu gerçektir ve ben gerçeği söylerim.​​ Bir başka doğruyu daha söyleyeyim:

85Ey İblis!​​ Andolsun ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım.​​ Sizler yarattığım varlıklara değer vermediniz. Yasalarımı çiğneyerek zulmettiniz. Şımarıklığınız, azgınlığınız, toplumlara zulüm, kan, gözyaşı oldu. Elbette bunun cezası büyük olacaktır. Topunuzu cehenneme atacağım! Ateşte yanacaksınız!” dedi.​​ O halde​​ Ey insan tarafını seç. Şu imtihan dünyasında iki yol vardır. Âdem ve diğer bütün peygamberlerle sembolize edilen yol; Allah’ın razı olduğu ve sonu cennete çıkan yoldur. İblis ve onun etkisinde kalan Firavun ve nemrutlarla temsil edilen yol, Allah’ın razı olmadığı ve sonu cehenneme çıkan yoldur.

86. Ey Peygamber! Bütün uyarılara rağmen hakikatten yüz çeviren zalimlere​​ ve senin hâlâ maddî bir beklenti içinde olmadığını anlayamayanlara gelince onlara​​ De ki: "Ben​​ bana vahyedilen bu gerçekleri​​ size iletmemden​​ dolayı,​​ sizden bir ücret,​​ hiçbir karşılık​​ istemiyorum.​​ Ayrıca​​ kendiliğimden peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkarak,​​ bana vahiy gelmediği halde, geldi diyerek,​​ liderlik hırsıyla sahte iddialar peşinde koşan ve​​ sizleri​​ zorla yükümlülük altına sokan​​ sahtekâr​​ birisi de değilim.​​ Olduğumdan başka türlü de görünmüyorum. Görevim sadece tebliğ etmektir. Aranızda geçirdiğim bir ömür ve size tebliğ ettiğim bu eşsiz kitap, bunun en açık delilidir.​​ 

87. Benimle gönderilmekte olan​​ Bu​​ Kur’an bütün insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet eden bir kitap ve​​ kıyâmete kadar​​ bütün insanlık için bir öğüt​​ bir​​ hatırlatma ve​​ temel anayasadır.​​ Eğer bu uyarıya kulak vermeyecek olursanız, o zaman şunu iyi bilin:

88. Onun haberlerinin doğruluğunu​​ onun davetinin ne kadar önemli olduğunu​​ bugün olmasa bile yarın​​ kimini dünyada, kimini âhirette​​ ama​​ bir süre sonra​​ muhakkak​​ öğrenip​​ bileceksiniz.​​ Ama iş işten geçmiş olacaktır. Sizler istediğiniz kadar yalanlayın. Anlatılanlar başınıza geldiği gün eyvahlarınız hiçbir işe yaramayacaktır.

 

1-2

MEAL

1. Sâd. Zikir sahibi Kur’an’a andolsun;

2. Hayır. O inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.

MUSTAFA ÇEVİK

1-2 Sâd! Yazıp, konuşup, anlaştığınız dilinizin sesleri (harfleri) ile size apaçık öğütler ve uyarılarla gelmekte olan, bu şerefli Kur’an’a andolsun ki, onunla yapılmakta olan daveti inatla reddedenler, anlamsız bir gurur ve nefretle karşı çıkmaktalar.

MEAL AÇIKLAMASI

1. Sâd. Dinle, ey insan! Rabb’in, bu harflerle, hiçbir zaman benzeri yapılamayacak mükemmel eşsiz bir kitap gönderdi. Size apaçık öğütler ve uyarılarla gelmekte olan, bu şerefli ibret ve hikmet dolu Öğüt veren ve varlık gayesini öğreten Kur’an şahittir ki, insanlığı dünyada ve âhirette mutluluğa, kurtuluşa ulaştıracak tek yol, İslâm yoludur.

2. Peki, Mekke’nin müşrikleri bu öğütlere kulak veriyor mu? Hayır. O inkâr edenler hem zenginlikten hem de ilk Müslümanları küçük görmekten kaynaklanan bir büyüklenme ve vahyin hakikatleri karşısında âciz kaldıkları için ne yapacakları konusunda tam bir ayrılık içindedirler. Daveti inatla reddedenler, anlamsız bir gurur ve nefretle karşı çıkmaktalar. Böylece hakikat karşısında inatla direniyorlar. Rablerine karşı düşmanca ve isyankârca tavır takınıyorlar!

3

MEAL

3. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Feryat ettiler ama kurtuluş vakti değildi.

MUSTAFA ÇEVİK

3 Biz onlardan önce de bu saplantıları, nefretleri sebebi ile nice kuşakları azabımızla helak edip, yıkıma uğrattık. Başlarına gelenler karşısında son anda feryat edip imdat dilediler fakat işe yaramadı çünkü kurtulabilmenin vakti çoktan geçmişti.

MEAL AÇIKLAMASI

3. Oysa bilmiyorlar mı Duymadılar mı? Yaşadıkları yerleri görmüyorlar mı? Bu konuda tarihten ders almaları gerekir. Onlardan önce büyüklenen nice nesilleri, bu saplantıları, nefretleri ve yaptıkları yüzünden helâk ettik. Kendi sonlarını merak edenler, onların sonlarına baksınlar. Başlarına gelen azap karşısında pişmanlık duyup çaresizce yalvararak feryat ettiler. Ama artık kurtuluş vakti değildi. Çünkü kurtulabilmenin vakti çoktan geçmişti. Emrimiz gelince feryat etmeleri hiçbir işe yaramadı. Şimdiki inkârcılara gelince:

4-5

MEAL

4. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. İnkâr edenler: “Bu yalancı bir büyücüdür dediler .

5. İlâhları tek bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir.”

MUSTAFA ÇEVİK

4-5 Şimdi de bunlar, içlerinden biri olan Peygamber’in öğüt ve uyarılarla hakikate davet etmesini içlerine sindiremeyip onu yalancılıkla suçluyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

4. Onlar gökten inecek ve olağanüstü özelliklere sahip olacak bir melek beklerken, Kendilerine içlerinden hesap ve cezayı hatırlatan ve aynen kendileri gibi beşerî özellikler taşıyan içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. Öğüt ve uyarılarla hakikate davet etmesini içlerine sindiremediler. Onlar istiyordu ki kendilerinden biri görevlendirilsin! Seçtiğimiz uyarıcıyı beğenmediler. İnkâr edenler: Kur’an’ın kitlelerce benimsenmesini engellemek için, Okuduğu o büyüleyici sözlerle vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu adam yalancı bir büyücüdür dediler

5. Bugüne kadar hayatımıza yön veren, nizam ve ahlakımızın belirleyicisi olan İlâhlarımızı tek bir ilâh mı yaptı? Bunun aklından zoru mu var?” diyorlar. Yani bundan sonra Allah’a yaklaşmada aracılarımız olmayacak mı? Peki o zaman, bizim ibadetlerimizi, yakarışlarımızı Allah’a kim ulaştıracak? Düşünebiliyor musunuz; bütün yetkileri kendi elinde toplayan, yaptığımız her şeyi kontrol eden, hayatımıza ahlâkî sınırlar çizen ve bu kurallara uymadığımız takdirde bizi cezalandıracak olan bir ilâh. Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir.” Bizim düzenimizi yıkmaya, bozmaya çalışıyor! Bunun aklından zoru mu var? Uydurdukları ilahları ret eden ayetlerimize karşı çıktılar. Onlara sizi yaratan Rabbinizin yasalarına göre hayatınızı yaşayın demiştik. Ancak kendi ilahları adına yasalar uydurdular. Yasalarımızı inkâr ederek uydurdukları yasalara göre yaşadılar. Kendi yasalarına uymayanları zorladılar. Baskıyla zulümle insanlara egemenlik kurdular. İnsanları kendilerine köle yaptılar

6

MEAL

6. Onlardan ileri gelen grup ortaya atılıp (dediler ki): “Yürüyün ve ilâhlarınız üzerinde kararlılık gösterin. Çünkü bu (bizden) istenen bir şeydir.

MUSTAFA ÇEVİK

6 Ardından toplumun yöneticileri hemen harekete geçerek, “Atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımız olan dinimize sahip çıkmalıyız, düzenimizi korumalı, değiştirilmesine izin vermemeliyiz. Biz bugüne kadar yalnızca Allah’ın ilah edinilerek, diğer ilahların terk edilmesi gerektiğini atalarımızdan da duymadık.” diyerek halkı kışkırtmaya çalıştılar.

MEAL AÇIKLAMASI

6. Onlardan ileri gelen grup olan önderleri ve yöneticileri, halkı sömürerek kurdukları kölelik sisteminin yıkılacağı ve alışageldikleri lüks ve refah dolu yaşantının sona ereceği endişesiyle ortaya atılıp dediler ki: “ Atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımıza sahip çıkmalıyız, düzenimizi korumalı, değiştirilmesine izin vermemeliyiz. Gidin ve ilâhlarınıza bâtıl dini kurallarınıza ve din adamlarınıza, sahip çıkın. İlahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam ederek bağlılıkta direnin. Bugün sizden istenen budur. Zaman; kendi liderlerimize, kendi ilahlarınıza sahip çıkma zamanıdır. Biz kendi liderlerimizden, kendi ilahlarımızdan, kendi ilkelerimizden, kendi yasalarımızdan vazgeçmeyelim! Bir yalancının peşine düşmeyelim! Bizim yasalarımız Allah’ın yasalarından üstündür, biz kendi yasalarımıza uyalım Biz bugüne kadar yalnızca Allah’ın ilah edinilerek, diğer ilahların terk edilmesi gerektiğini atalarımızdan da duymadık dediler.

7-8

MEAL

7. Biz son dinde böyle bir şey duymadık. Bu bir düzmeceden başka bir şey değildir.”

8. “Zikir (Kitap) aramızdan ona mı indirildi.” Hayır onlar benim zikrimden şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tatmadılar.

MUSTAFA ÇEVİK

7-8 Sonra da, “Ne yani, içimizde peygamberlik verilecek başka biri yok muydu da ona verildi? Bunu düpedüz kendisi uyduruyor!” demeye başladılar. Onların asıl amaçları yalnızca Allah’ın ilah kabul edildiği bir hayat nizamını reddetmektir. Onlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelen azabı düşünmeden, bir bilgiye ve delile de dayanmadan konuşup duruyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

7. Biz, Kur’an’ın ortaya koyduğu tek ilah inancını reddediyoruz. Çünkü atalarımızdan bize gelen son dinde ve kendi gelenek göreneklerimiz içinde, böyle bir şey duymadık. Demek ki bu iddia, bu yeni din, içi boş bir uydurmadan başka bir şey değildir. Bunu düpedüz kendisi uyduruyor Dediler.

8. Haydi Allah bir kitap gönderdi diyelim; Ne yani burada bizim gibi zengin ve soylu insanlar varken bu, Kitap, bu uyarı Aramızdan özellikle ona indirildi. İçimizde peygamberlik verilecek başka biri yok muydu da ona verildi? Onun elçilikte ne hakkı olabilir? İçimizde elçiliğe ondan daha layık olanlar var! Allah madem emirlerine uymamızı istiyor, neden hepimize ayrı ayrı melek göndermiyor?Hayır müşrikler benim uyarılarım ve Kur’an hakkında şüphe içindedirler. Onların asıl amaçları yalnızca Allah’ın ilah kabul edildiği bir hayat nizamını reddetmektir. Onlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelen azabı düşünmeden, bir bilgiye ve delile de dayanmadan konuşup duruyorlar. Daha doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar. Bu yüzden küstahça başkaldırıyorlar! Yaptıklarından dönmezlerse azabımızı hak edecekler.

9

MEAL

9. Yoksa güçlü ve çok ihsan sahibi Rabbinin rahmet hazineleri onların yanlarında mıdır?

MUSTAFA ÇEVİK

9 Yoksa, mutlak kudret ve lütuf sahibi Allah’ın rahmet hazineleri onların elinde de, kime neyin verileceğini, kimin neye layık olduğunu ve kimin peygamber olacağını onlar mı belirleyecek?

MEAL AÇIKLAMASI

9. Bu cesareti nereden alıyorlar, neye güvenerek böyle konuşuyorlar? Yoksa güçlü mutlak kudret ve lütuf sahibi Rabbinin rahmet hazineleri, onların o inkârcıların yanlarında mıdır? Kime neyin verileceğini, kimin neye layık olduğunu ve kimin peygamber olacağını onlar mı belirleyecek? Kimi elçi seçeceğimize biz karar veririz. Rabbinin hazineleri kendi katındadır. Hazinelerinden kime vereceğine Rabbin karar verir. Rabbin kime peygamberlik vereceğini onlara soracak değildir. Yoksa onlara elçi tayin etme yetkisi mi verdik ki diledikleri kişileri Peygamber yapma yetkisini kendilerinde görüyorlar? Böyle bir yetki verdik de biz mi hatırlamıyoruz? Eğer öyleyse delillerini getirsinler! Verdiğimiz yetkiyi yüzümüze çarpsınlar!

10

MEAL

10. Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin hükümranlığı onlara mı aittir? Öyleyse sebepler içinde (sebepleri kullanarak, göğe) yükselsinler.

MUSTAFA ÇEVİK

10 Yahut göklerle, yer ve arasında olanların mülkü ve yönetimi onlara mı ait? Öyle bir güçleri varsa her türlü vasıtayı kullanıp, hüküm makamına oturup yönetmeyi denesinler.

MEAL AÇIKLAMASI

10. Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin hükümranlığı, mülkü ve yönetimi onlara mı aittir ki, hükmümüzü kabul etmiyorlar? Yoksa yeryüzünün ve gökyüzünün sahibi, hükümranı, yöneticisi onlar mı? Gökyüzünden nelerin kendilerine gönderileceğine onlar mı karar veriyor? Madem fakirlerin, garibanların arasında yaşayan bir “yetime” Peygamberliği yakıştıramıyorlar? Öyleyse bir güçleri varsa sebepler içinde sebepleri kullanarak, her türlü vasıtayı kullanıp bir imkân ve güç bularak göğe yükselsinler. Kâinatın tüm işlerini planlasınlar, hüküm makamına oturup yönetmeyi denesinler. İddialarında samimiyseler gökyüzüne hükümran olacak sebepler bulsunlar. Gökyüzünden kendilerine istediklerini indirsinler. Andolsun ki yeryüzü gökyüzü onların isteklerine göre hareket etmez. Her ikisi de ikisinin arasındakiler de yasalarımıza göre hareket ederler. Zira bir şeyi yaratan, yarattığı şeyde her türlü tasarruf sahibidir. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü, onları yoktan var eden, zaman ve mekândan münezzeh olan Allah’a aittir. Yoksa inkârcılar, sahip oldukları sosyal, siyasal ve ekonomik güce mi güveniyorlar? Şunu iyi bilsinler ki: [Not: Bu ayette sebepler ve teknolojik gelişmelerle Ay’a, Yıldızlara ve Uzay’a çıkılabileceğine işaret edilmektedir.]

11-16

MEAL

11. Onlar burada (çeşitli) fırkalardan oluşan bozguna uğratılmış bir ordudur.

12. Onlardan önce Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.

13. Semud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar da (peygamberlerine karşı birleşen) gruplardı.

14. Onların hepsi de peygamberleri yalanladılar, böylece cezam hak oldu.

15. Onlar geri dönüşü olmayan bir tek çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar.

16. (Alayla): “Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim payımızı çabucak ver” derler.

MUSTAFA ÇEVİK

11-16 Bu kendini bilmez, yaratılışına dönüp bir bakmaz ve Allah’ı yeterince tanımayan nankör, azgın, başıbozukların bir araya gelmesinin hiçbir önemi, değeri ve gücü de yoktur, onların gücü ancak birbirlerine yetecek kadardır. Onlar Allah’ın azabına uğramaya, mağlup olup yok olmaya mahkûmdurlar. Bunlardan önce de, Allah’ın ilahlığının üstünü örtmeye çalışıp davetine ve davetçilerine savaş açan Nûh ve Âd kavmi, yüksek sütunlar (piramitler) sahibi Firavun, Semûd, Lût kavmi ve Eykeliler de peygamberlerini yalancılıkla suçladılar, bu yüzden hak ettikleri azaba çarptırıldılar. Şimdi de bu müşrikler, Allah’ın azabını üzerlerine çekmeye çalışıyorlar. İyi bilin ki vakti geldiğinde Allah’ın azabı asla ertelenmez, bir bela çığlığı onları da yakalayıp yok eder. İşte bu gerçeği yeterince kavrayamadıkları için alaylı alaylı, “Rabbimiz Hesap Gününden önce azaptan payımıza düşeni şimdi göster de görelim.” diyorlar.

MEAL AÇIKLAMASI

11. Onlar burada hizip parti, ekip ve ülke gibi çeşitli gruplardan, oluşan Allah’ın karşısında hakikati kabule yanaşmazlarsa daima yenilmeye mahkûm, bozguna uğratılmış, derme çatma bir ordudur. Bugünün ABD NATO ve BM gibi şeytani organizasyonları gibi, bu kendini bilmez ve Allah’ı yeterince tanımayan azgın, başıbozukların bir araya gelmesinin hiçbir önemi yoktur. Onların gücü ancak birbirlerine yeter. Onlar Allah’ın azabına uğramaya, mağlup olup yok olmaya mahkûmdurlar. Yeri ve zamanı gelince bozguna uğratılacaklardır. Şu an bu sözümü inkâr edebilirler. Ne fark eder? Günü gelince nasılsa büyük bir bozgunu yaşayacaklar.

12. Onlardan önce Nuh kavmi, Ad kavmi ve kazıklar piramitler ve saltanat sahibi zalim diktatör Firavun da benzer küstahlıkları yapıp peygamberleri yalanlamıştı. Allah’ın ilahlığının üstünü örtmeye çalışıp davetine ve davetçilerine savaş açmışlardı. (Ayette, Firavun için «kazıklar sahibi» denmesi, onun saray ve saltanat sahibi olmasını belirtmesinin yanı sıra, gazap ettiği kimselerin ellerini, ayaklarını dört kazığa bağlayarak işkence ettiğini de ifade etmektedir.)

13. Semud kavmi, Lut kavmi ve Eyke halkı da onlar gibi yalanlamışlardı. İşte onlar da peygamberlerine karşı birleşen Rablerine ve resullerine karşı birleşip güç toplayan bâtıl partiler ve akıbetleri benzer perişan olmuş kâfir gruplardı. İşte onlar, kötülük amacıyla örgütlenmiş birer şer çetesiydi.

14. Onların hepsi de peygamberleri yalanladılar ve Hakk’tan ayrıldılar, böylece cezam azabımhak oldu. Bunlardan ibret almayan çağdaş zalimlere gelince:

15. Onlar ve bugünkü zalimler ve işbirlikçileri de vakti geldiğinde geri dönüşü olmayan bir tek çığlıktan bir beladan başka ne bekliyorlar? Bunlar da tıpkı geçmiştekiler gibi uyarılarımızı ciddiye almıyorlar. Allah’ın azabını üzerlerine çekmeye çalışıyorlar. İyi bilin ki vakti geldiğinde Allah’ın azabı asla ertelenmez. İllaki kendilerini cezalandıracağımız korkunç bir ses mi bekliyorlar? Hiç düşünmüyorlar mı? Cezamız başlarına gelince geri dönüşü yoktur. Cezamız gelince hepsi yok edilir. Öyle bir gaflet bataklığına gömülmüşler ki:

16. İşte bu gerçeği yeterince kavrayamadıkları için Alaylı bir şekilde: “Rabbimiz! Eğer yeniden dirilme ve yargılanma iddiası gerçekse, gücün yetiyorsa ve vaad ettiğin azap doğruysa Hesap gününden önce bizim payımıza düşeni çabucak ver de görelim neymiş o ” derler. Böylece onlar başlarına geleceklerini hesap etmeden atıp tuttular. Gündem oluşturmaya tek yetkili yani zikir sahibi Kur’an konuyu belirliyor:(Mekke kâfirleri, «Amel defterleri sağ yanından verilenlere gelince…» ayeti indirildiği zaman, ayette belirtilen alaylı ifadeyi sarf etmişlerdi.)

17

MEAL

17. Sen onların sözlerine sabret ve güçlü kulumuz Davud’u an. Çünkü o (her tutumunda Allah’a) yönelen biriydi.

MUSTAFA ÇEVİK

17 Sen onların cahilliklerinden dolayı söylediklerine sabret ve Bize teslimiyeti konusunda çok güçlü bir iradeye sahip olan Davud’u hatırlayıp düşün! O, her zaman sabırla Allah’a yönelir, O’na sığınırdı.

MEAL AÇIKLAMASI

17. Ey Muhammed Ey Müslüman! Bu kafirlerin gündemine takılı kalma. Onların söylediklerine karşı azimli ol. Üzülme, kararlı dur. Sen onların cahilliklerinden dolayı söyledikleri çirkin ve incitici sözlerine de aldırma, hakaretlerine şimdilik sabret. Senin büyük hedeflerin var. Sen bugünden yarınları inşa edeceksin. İşte bu yüzden, sen her şeye rağmen vahyin gündemini takip et. Vazifene devam et ve bize itaat konusunda çok güçlü bir iradeye sahip olan kulumuz, Davud’u hatırla, onu kendine örnek al. Çünkü o servete, makama, güce esir olmayan, sahibi olduğu her şeyi emanet bilen ve her tutumunda sabırla ve tam bir teslimiyetle Allah’a yönelen biriydi. Onların dediklerine boş ver. Şimdi sana gelen âyetlerden yola çıkarak, Dâvûd’u farklı yönleriyle tanı ve tanıt. Onlar başlarına azabımız gelince anlayacaklar.(Sabır sadece Hz. Peygambere değil, aynı zamanda bütün peygamberlere ve bütün inananlara tavsiye ediliyor. Allah, Hz. Davud örneğini verirken sabırla beraber teslimiyete de dikkat çekiyor. Teslimiyetin olmadığı yerde sabır külfet olur. Peygamberler başlarına gelen sıkıntıları, acıları teslimiyetle çözmüş, zorluklara sabırla göğüs germişlerdir.)

18-19

MEAL

18. Biz dağları onun buyruğuna verdik; akşam ve sabah onunla tesbih ederlerdi.

19. Toplanıp gelen kuşları da. Hepsi ona dönerlerdi.

MUSTAFA ÇEVİK

18-19 Davud, Allah’a teslimiyet konusunda yaratılışındaki sebebe dağlar gibi teslim olur, sapasağlam durur. Kuşlar gibi de yaratılışının sebebine uygun hareket eder ve sabah akşam Allah’ın sınırsız kudretini, kâinattaki nizamını, hükümranlığının mükemmelliğini düşünüp O’na yürekten itaat ederdi.

MEAL AÇIKLAMASI

18. Davud, ruhları okşayan o tatlı sesiyle Zebur’dan ayetler okurken ,Biz bu içli nağmelerle yankılanıp çınlayan dağları ve o dağlardan çıkan demir ve benzeri madenleri onun buyruğuna verdik, akşam ve sabah onunla birlikte hepsi Allah’ı tesbih ederlerdi. Demircilik ve maden işlemeciliği konusunda ona yardımcı olunmaktaydı. Davud, Allah’a teslimiyet konusunda yaratılışındaki sebebe, dağlar gibi teslim olur, sapasağlam dururdu. Biz bütün dağlara yasa tayin etmiştik. Onun için Davut doğal yasalara aykırı hareket ederek doğayı yok etmezdi. Suyun akışına, rüzgârın yönüne, bitkilerin doğasına göre hareket ederdi. Hiçbirini tersine döndürmeye çalışmazdı.

19. Ve seher vakitlerinde Allah’ı anarken, Davud’un etrafında Toplanan kuşlar da ahenkli cıvıltılarıyla ona eşlik ettirerek ona zikir yoldaşı yapmıştık. Davud ve ona eşlik eden Kuşlar da yaratılışının sebebine uygun hareket eder Her biri dua ve yakarışlarla Rablerine yönelirdi. Sabah akşam Allah’ın sınırsız kudretini, kâinattaki nizamını, hükümranlığının mükemmelliğini düşünüp O’na yürekten itaat ederdi. Biz Davut’a doğada yarattığımız varlıklarla bütünleşerek yaşamayı öğrettik. O herhangi bir sıkıntısında kendini onların arasında bulurdu. Hepsi yasamıza boyun eğerek bir ahenge girmişti. Hepsi Rabbinin huzurunda kendi yasasıyla birlikte bir bütünlük içindeydi. Sen de insanlardan bunaldığında Davut gibi yap. Onu örnek al. İnsanlardan bir müddet uzaklaşarak doğayla kendini bütünleştir! O zaman bütün sorunlardan kurtularak, görevine dönersin!

20

MEAL

20. Onun hükümranlığını güçlendirmiştik. Ona hikmet ve açık, kesin hüküm verme kabiliyeti vermiştik.

MUSTAFA ÇEVİK

20 Biz de Davud’un bu teslimiyetine karşılık onun iktidarını güçlendirdik, ona ilim, hikmet, keskin bir anlayış, kavrayış ve etkili bir hitabet kabiliyeti bahşettik.

MEAL AÇIKLAMASI

20. Biz de Davud’un bu teslimiyetine karşılık Onun hükümranlığını saltanat ve devlet otoritesini güçlendirmiştik. Ona ilim, sorunları adil ve kesin çözümlere kavuşturma, hüküm ve içtihat yapmaya dair hikmet ve kesin hüküm verme anlayışı, etkili bir hitabet güzel konuşma kabiliyeti vermiştik. Böylece bilgisiyle, bilinciyle adaleti sağladı. Toplum arasında hak hukuk tanıyan adil biri olarak ün yaptı. Toplumun sevgisini saygısını kazandı. Toplum Onunla hak ve adalet içinde yükseldi. (Hz. Davud, heybetli olmak, Allah tarafından yardıma uğramak ve kendisine birçok muhafız verilmek, büyük ordulara kumanda etmek gibi pâyelerle güçlendirilmiş, ayrıca peygamberlik, isabetli görüş, kitap, şerîat, yüksek ilim, amel, güzel konuşma ve hikmete sahip olmuştu.)

21-22

MEAL

21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar yüksek duvardan tırmanarak mihraba girmişlerdi.

22. Onlar Davud’un yanına girdiklerinde kendilerinden korktu. Dediler ki: “Korkma. (Biz) iki davacı(yız). Birimiz ötekine haksızlık etti. Sen aramızda hak ile hükmet, zulme sapma ve bizi yolun ortasına yönelt.

MUSTAFA ÇEVİK

21-22 Senin Davud’un makamına duvardan tırmanarak giren, birbirinden davacı iki kişiden haberin var mı? Davud onları birdenbire karşısında görünce korkup heyecanlandı. Onlar da Davud’a, “Korkma, biz sadece birbirinden davacı iki kardeşiz, aramızda adaletle hüküm veresin diye sana geldik, haksızlık etmeden aramızda adaleti sağla.” dediler.

MEAL AÇIKLAMASI

21. Ey Resulüm güzel bir örnek olarak sana Dâvûd’un huzuruna izinsiz giren ve birbirinden davacı olanların haberi geldi mi? Onların kıssası sana anlatıldı mı? Bu haber bütün zamanlarda, bir hukuk devletinin nasıl olacağını gösterme adına çok önemli bir örnektir. Bir gece vakti, Dâvûd bir devlet adamı olarak yapacağı işleri yapmış ve evinde dinlenmeye çekilmişti. O esnada Dâvûd’un bulunduğu eve, dünyada nasıl imtihan olacaklarını —haşa— Allah yerine kendileri karar veren ve aralarında anlaşmazlık olan iki davacı geldi. Davud (a.s.), mescitte ibadet ettiği için, muhafızlar gelenlerin girmesine izin vermiyorlardı. Hani onlar kapıdan içeri giremeyince yüksek duvardan tırmanarak mihraba yani Davud’un makamına girmişlerdi. Sözü edilen iki davacı, Hz. Davud’a suikastta bulunmak isteyen iki düşmandı. Çevrelerinde Hz. Davud’un muhafızlarını görüp, maksatlarına erişemeyeceklerini anlayınca bu yapmacık dâvayı uydurmuşlardı.

22. Onlar İslâm’dan sapmanın eşiğinde, ekonomik ve sosyal düzeni alt-üst edecek, toplumsal kıyameti koparacak düşüncelerle Davud’un yanına girdiklerinde Dâvûd ibadetle meşguldü. Onları gördüğünde suikast ihtimalini düşünerek onlardan yani birbirlerinden davacı o iki kişiden korktu ve heyecanlandı. Dâvûd’a Dediler ki: “ bizden Korkma. Biz iki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Biz kapıdaki nöbetçiye, içinde bulunduğumuz durumu anlattık. O bizi içeri almadı. Biz de yaşadığımız problemi yarına bıraktığımızda, daha da büyüyeceğini bildiğimiz için bu şekilde girdik. Kusurumuza bakma. Adil bir yönetici olarak bizi dinle ve sen aramızda adaletle hükmet diye sana geldik. Doğrudan ayrılma ve haksızlık etmeden aramızda adaleti sağlayarak bize doğru yolu göster dediler. Dâvûd, bilge bir yöneticiydi. Devletin imanının adalet olduğu, geciken adaletin de adalet olmayacağı, adaletin olmadığı yerde, yüksek duvarların arkasında yaşansa bile güvende olunmayacağı gerçeğini biliyordu. Bu yüzden onlara kızmadı. Davud, “Buyurun derdinizi anlatın davanız nedir, söyleyin!” deyince, ikisinden biri, yanındakini göstererek dedi ki:

23

MEAL

23. Şu kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var, benimse bir tek koyunum var. Böyleyken: “Onu da bana ver” dedi ve konuşmada bana üstün geldi.”

MUSTAFA ÇEVİK

23 O iki kişiden biri söze başlayıp şöyle dedi: “Bu benim kardeşim ve onun doksan dokuz koyunu var, benim ise sadece bir koyunum var. Buna rağmen kardeşim
ona göz dikti, gücünü kullanarak bir şekilde onu da elimden aldı.”

MEAL AÇIKLAMASI

23. O iki kişiden biri müsaade isteyerek söz aldı şöyle dedi: Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var, benimse sadece bir tek koyunum var. Buna rağmen: gözünü hırs bürümüş olmalı ki, kardeşim elindekilerle yetinmeyerek, ona göz dikti Onu da bana ver böylece ortak oluruz gelişir, ilerleriz dedi ve tartıştığımız konuşmada bana üstün geldi. Şimdi gücünü kullanarak bir şekilde onu da elimden almak istiyor. Söyle, nedir bu adamın yaptığı?

24-25

MEAL

24. Dedi ki: “Andolsun, o senin koyununu kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Gerçekten (varlıklarını) birbirine karıştıran ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Sadece iman edip salih ameller işleyenler müstesna. Ama onlar da ne kadar azdır!” Davud kendisini imtihan ettiğimizi sandı da Rabbinden bağışlanma diledi. Rüku ederek yere kapandı ve gönülden (bize) yöneldi. 
25. Biz de onun bu (hatası)nı bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri olan makamı vardır.

MUSTAFA ÇEVİK

24-25 Bunun üzerine Davud, “Doğrusu bu adam, senin koyununu alıp kendininkiler arasına katmakla sana zulmetmiş. Zaten insanların çoğu birbirlerine maalesef böylesine haksızlık ve zulümler yapmaktalar. Ancak Allah merkezli düşünüp yaşayan mü’minler, böylesi zulüm ve haksızlıktan uzak durur, doğru ve güzel olanı yaparlar ama onların sayısı çok azdır.” dedi ve bunları söylerken bir yandan da kendi yaptıklarını düşünüp, Bizim kendini bu olayla uyarmakta olduğumuzu anladı ve derhal başını yere eğip, iki büklüm bir vaziyette af dileyerek Rabbine yöneldi. Biz de onu bağışladık. Onun Bizim yanımızda güzel bir yeri ve değeri vardır, âhirette onu güzel bir akıbet beklemektedir.

MEAL AÇIKLAMASI

24. İki tarafın da konuşmasını dikkatle dinleyen Davud, ilk konuşmacıya, Dedi ki: “Andolsun, o senin koyununu senin rızan olmadığı halde kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Güçlünün zayıfı ezdiği, zayıfın haklarının gözetilmediği bir ortaklık, doğru bir ortaklık değildir. Zaten bu şekilde ortaklık yapıp, mallarını birbirine karıştıran ortakların çoğu birbirlerine maalesef haksızlık ve zulüm ederler. Sadece gerçek anlamda iman edip de iyi işler yapanlar, bu imana yaraşan güzel davranış gösterenler, işini yaparken de Allah’ın huzurunda olma şuuruyla yapanlar müstesna diyerek onları uzlaştırıp yatıştırdı.  Ancak Allah merkezli düşünüp yaşayan mü’minler, böylesi zulüm ve haksızlıktan uzak durur, doğru ve güzel olanı yaparlar. Ama onların sayısı da ne kadar azdır! kiDavud bir hükümdar olarak tüm ekonomik ve toplumsal düzenden sorumlu idi. Ama o öncelikle bir Peygamberdi. Hayatın her bölümünde Allah’ın huzurunda imtihanda olduğunun bilincindeydi. Davud bu davayı halledince kendi konumunu yeniden düşündü. Allah’ın izni ile hükümdar olarak böyle bir görevdeydi. Aslında bu, onun bir kulluk göreviydi. Her zaman olduğu gibi şu anda da duvardan tırmanan kimselerle kendisini uyarıp imtihan ettiğimizi anladı da Rabbinden bağışlanma diledi. Rükû ederek başını yere eğdi yere kapandı ve gönülden Rabbine yöneldi. İnsanlar çoğunluğun kararlarına uyarak azınlıkların haklarını yer. Bir toplumda çoğunluk ne derse desin gerçekler değişmez. Çoğunluğun bir şeye karar vermesi orada hakkın olduğuna delil değildir. Davut’un huzuruna gelenler dolaylı olarak Davut’u sorgulamışlardır. Yani Davut’a şunu demek istediler. Sen etrafındaki çoğunluğa uyarsan, doksan dokuz koyunu olduğu halde benim bir koyunuma sahip çıkan kişiye benzersin! Sen bize doğruyu hükmettin! Ancak kendi hayatına bak! Kendi hayatında sanki çoğunluğa uyuyorsun! Onun için kendini düzelt! Çoğunluğa değil gerçeklere uy! Doğru neyse ona hüküm ver. Eğer çoğunluğa uyarak hüküm verirsen zalimlerden olursun! Haksızlık ne kadar çok olursa olsun haksızlıktır. Hak ne kadar az olursa olsun haktır. İnsanlardan bazıları vardır ki, ellerindeki iktidar gücünü haktan adaletten ayrılma nedeni yapar. Gerçeklere göre hüküm vereceklerine, yalanlara göre hüküm verirler. Hakkı adaleti arayacaklarına çoğunluğun isteklerine göre hareket ederler. Çoğunluklar adına azınlıkların haklarını yerler. Unutmayın ki ne olursa olsun adaletli hüküm Rabbinizin hükmüdür. Kendi aranızda çoğunluk esasına göre Allah’ın yasalarına aykırı yasalar yaparsanız, adalet doğmaz. Oluşturduğunuz yasama meclislerinde Rabbinizin yasalarına aykırı yasalar yapıyorsanız, Rabbinize isyan etmiş, Rabbinizin yasalarına karşı çıkarak suç işlemişsinizdir. Davut meclisini toplayıp meclisinin çoğunluğuna göre hareket etseydi, doksan dokuz koyuna bir koyunu katardı. Ancak Davut hak ile hüküm verdi. Hükmü verdikten sonra anladı ki; çoğunluğa uyarsa zalimlerden olacaktır. [Not: Bu ayetteki örnekle, ekonomik birikimlerini ve güçlerini ortaklık sistemiyle birleştiren dürüst insanların çok daha kazançlı çıkacağı, ama maalesef fırsatçı ve menfaatçi insanların kendi hesabına hile ve haksızlığa kalkışacağı durumlara karşı tedbirler alınması lüzumu vurgulanmaktadır.] (Bu örnekte, Davud peygamber, şikayetçi tarafı dinledikten sonra duygularına kapılarak karar veriyor. Diğer tarafı dinlememesi büyük bir hata idi. Adalet, tek tarafı dinleyerek gerçekleşmez. Şikayetçi, olayı tek taraflı aktarabilir veya olayla ilgili bazı önemli detayları gizleyebilir. Davaya sosyal adalet kaygısıyla yaklaşılsa bile durum değişmez. Şikayetçi taraf çok büyük bir araziye, bağ ve bahçelere sahipken, diğer tarafın tüm varlığı yüz koyundan ibaret olabilirdi.)

25. Hatasının farkına vardığı ve hatada ısrar etmediği için Biz de bu samimiyetinden dolayı onun bu hatasını bağışladık. Şüphesiz onun yani Davud’un bizim yanımızda bir değeri bir yakınlığı ve yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır, âhirette onu güzel bir akıbet beklemektedir.

26

MEAL

26. “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve keyfe uyma. Eğer uyasan seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmalarından dolayı çetin bir azap vardır.

MUSTAFA ÇEVİK

26 Allah Davud’a şöyle buyurmuştu: “Ey Davud! Biz seni (bütün insanlar gibi) yeryüzüne halife olmak üzere yarattık, gayretin ve liyakatin sebebiyle de kavmine hükümdar kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Sakın kendi heva ve hevesine, başka insanların heva ve heveslerine de uyma. Uyarsan seni ilâhi nizam ile ahlakın gerektirdiği adaletten saptırırlar. Allah’ın yolunu umursamayıp sapanları âhirette şiddetli bir azap beklemektedir.”

MEAL AÇIKLAMASI

26. Allah Davud’a şöyle buyurmuştu: “Ey Davud! şunu da unutma ki, Biz seni bütün insanlar gibi yeryüzüne halife, gayretin ve liyakatin sebebiyle de kavmine hükümdar, adâleti gerçekleştirmekle yükümlü bir yönetici, ve ümmetinin peygamberi olmak üzere yarattık. Ve sana, bu göreve uygun güç, yetki ve yetenekler bahşettik. O halde insanlar arasında adaletle hükmet ve Hukukun, delilleri toplamak, tarafları dinlemek, onlara savunma hakkı vermek gibi objektif ve evrensel normları varken sakın keyfe, kendi heva ve hevesine, başka insanların heva ve heveslerine de uyma. Eğer uyarsan seni Allah’ın yolundan, Allah’ın nizamı ile ahlakının gerektirdiği adaletten saptırırlar. Şüphesiz Allah’ın yolundan umursamayıp sapanlar için hesap gününü unutmalarından dolayı âhirette şiddetli bir azap vardır. Sen senden önceki iktidarların halefisin! Senden öncekiler haktan adaletten ayrıldılar. Zulümle inşanlar üzerine hükümdar oldular. Sen insanlar arasında hak ile hüküm ver. Arzularına heveslerine uyma! Yoksa nefsin seni Allah’ın yolundan saptırır. Çoğunluğun arzularına çoğunluğun heveslerine de uyma! Çoğunluğa uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap günü şiddetli bir azap vardır.” Ey resulüm! Sen de bunlardan kendine ders çıkar. Çoğunluklar senin karşına dikilip kendi arzularına, kendi heveslerine göre karar verdirmek ister. Unutma Hakkın karşısında zulüm ne kadar çok olsa da hak olanı değiştiremez. Sen gaflete düşer, bir an için çoğunluğa uyarsan kaybedenlerden olursun. Davut’u kendine örnek al. Onun gibi seni şaşırtmak için gelenlerden ders çıkar! Zulmedenlerden olmamak için Rabbine yönel. Rabbine tövbe edenlerden ol. Unutma ki Rabbine tövbe edenler, yapacakları yanlışlardan uzak duranlardır. Kim aklında, kalbinde kötülük yapabileceğine, yoldan sapabileceğine dair bir şüphe duyarsa, hemen tövbe etsin! Suç işlememek üzere yapılan tövbenizi Rabbiniz kabul eder. Sizi korumaya alır. Kim Rabbine güvenir, Rabbinin korumasına girerse; O’na korkacak bir şey yoktur.

27

MEAL

27. Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır. (İçine atılacakları) ateşten dolayı inkâr edenlerin vay haline!

MUSTAFA ÇEVİK

27 Biz gökleri, yeri ve arasında olanları, amaçsız ve boş yere yaratmadık. Allah’a karşı sorumluluklarının olduğunu, düşünmek, bilmek ve yerine getirmek istemeyenler, peygamberlerini yalancılıkla suçluyorlar. Bunlar sonunda hak ettikleri cehennem ateşine girecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

27. Biz insanları başıboş yaratmadığımız gibi gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri de gelişigüzel, amaçsız ve boş yere yaratmadık. Bunlar bir tesadüf eseri de değildir, Bazıları der ki; “Bu dünya boş! Biz boşu boşuna bir hayat yaşıyoruz. Ölünce toprak olup gideceğiz. Bu iddia, inkâr edenlerin kendilerinin ve yaratılan şeylerin amaçsız olduğunu düşünmeleri sadece kendi zannıdır, kendi kuruntularıdır. Hayır! Hiçbir yaratılış boşuna değildir. Her yaratılışın bir nedeni vardır. Her şey ve herkes bir hikmet ve hizmet için vardır. Allah’a karşı sorumluluklarının olduğunu, düşünmek, bilmek ve yerine getirmek istemeyenler, peygamberlerini yalancılıkla suçluyorlar. Oysa, evrenin tesadüfen yaratıldığı ve insanın başıboş bırakıldığı inancı, kaçınılmaz olarak bütün ahlâkî ve insani değerlerin yozlaşması sonucunu doğurur. Bu durum, insanı vahşî bir hayvana, yeryüzünü de cehenneme çevirir! Kim yaratılışına göre hareket edip Rabbinin uyardığı gerçeklere göre yaşamazsa ona hak ettiği cehennem vardır.  Öyleyse, gayesiz yaşadıkları için Cehennemi boylayacak olan o kâfirlerin vay hallerine!

28

MEAL

28. Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri yeryüzünde bozgunculuk edenler gibi mi tutacağız? Ya da takva sahiplerini yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız?

MUSTAFA ÇEVİK

28 Elbette Allah, davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenlerle sırt dönenleri bir tutmayacaktır.

MEAL AÇIKLAMASI

28. Yoksa biz Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenleri ve salih ameller işleyenleri yeryüzünde bozgunculuk edenleri gibi onlarla bir mi tutacağız? Ya da günahtan sakınan takva sahiplerini günaha girip yoldan çıkanlar gibi değersiz mi tutacağız? Elbette ki hayır. Rabbine karşı gelmekten sakınarak yasalarımıza uyanlarla, inkâr eden, yasamıza uymayan, kendi uydurdukları yasalara göre yaşayanları bir tutmayız. Böyle bir haksızlık Bizim adaletimize yakışır mı? Asla! İşte bu yüzden size, doğruyu yanlıştan ayırt etmenizi sağlayacak bir kılavuz gönderdik:

29

MEAL

29. (Bu), ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

MUSTAFA ÇEVİK

29 Ey Peygamber! İnsanlar yaratılış sebeplerini bilip öğrensinler, üzerinde düşünüp doğru olana ulaşsınlar diye sana bu ilahi kitabı indirmekteyiz. Doğru olana ulaşmak isteyen temiz akıl sahipleri bundan öğüt alıp davete uyarlar.

MEAL AÇIKLAMASI

29. Ey Peygamber! Bu mübarek Kur’an ayetlerini hakikat arayışında olan insanlar kendi zanlarını din yapmasınlar, yaratılış sebeplerini iyice düşünsünler ve yasalarımıza uyarak yaşasınlar ve akıl sahipleri onu okuyup doğruya ulaşmak için öğüt alsınlar diye sana indirdik.

30

MEAL

30. Davud’a Süleyman’ı bahşettik. O ne güzel bir kuldu! (Her tutumunda Allah’a) yönelen biriydi.

MUSTAFA ÇEVİK

30 Biz, iman edip sorumluluklarını yerine getiren Davud’a mükâfat olarak Süleyman’ı armağan ettik. O da sürekli Bize yönelen bir kuldu.

MEAL AÇIKLAMASI

30. İşte, ibret verici bir kıssa, örnek bir Peygamber daha: Biz, iman edip sorumluluklarını yerine getiren Davud’a mükâfat olarak hayırlı oğlu Süleyman’ı bahşettik. O da sürekli Bize yönelen ne güzel bir kuldu! Her tutumunda Allah’a ve yasalarına yönelen sığınan biriydi yolunu ve yönünü hiç değiştirmedi.

31-33

MEAL

31. Hani Süleyman’a akşam üstü safkan, yağız koşu atları gösterilmişti.

32. Bunun üzerine (Süleyman), “Muhakkak ki ben güzel / iyi hayırlı olanı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı severim” dedi. Hatta bunu onlar/atlar gözden kayboluncaya kadar tekrarladı.

33. “Onları bana geri getirin” dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

MUSTAFA ÇEVİK

31-33 Bir akşamüstü Süleyman, kendisine getirilip gösterilmekte olan soylu koşu atlarını inceleyip seyrederken, bir yandan da şöyle söyleniyordu: “Güzel olan her şey bana Rabbimi hatırlatır ve ben de onları severim.” Nihayet atlar koşmaya başlayıp da gözden uzaklaşıncaya kadar Süleyman durmadan Rabbinin yüceliğini tekrar edip durdu ve sonra da onları bana getirin diyerek atları yanına getirtip ayaklarını ve boyunlarını şefkatle sıvazladı.

MEAL AÇIKLAMASI

31. Hani Süleyman’a bir akşam üstü savaş için hazırlanan; ordusunun gücünü, kuvvetini ve ihtişamını sembolize eden bir ayağını tırnağı üstüne dikip toprağı kazıyan, öbür üç ayağıyla da yerin üzerinde çalımlı duran, cihat için hazırlanan safkan, yağız pahalı ve soylu koşu atları gösterilmişti.

32. Bunun üzerine Süleyman, “Muhakkak ki dünya malı atlar ve hayırlı güzel olan her şey bana Rabbimi hatırlamamı ve anmamı, verdiği her nimeti O’nun yolunda vermemi sağlar. O’na ibadet ve hizmetime vesile olmasından dolayı ben de onları severim. Bu atları da yalnızca Rabb’imin rızası için seviyorum. Onlar bana Allah yolunda cihat etme, zalimlere korku salma, mazlumlara ümit olma, yeryüzünde hak, hukuk ve adaleti tesis etme gibi gayelerime giden yolda vasıta oluyorlar dedi. Hatta Süleyman Rabbinin yüceliğini atlar koşmaya başlayıp gözden kayboluncaya kadar ve atları hayranlıkla seyrederek tekrarladı.

33. Hz. Süleyman;Atları tutup bana geri getirin” dedi. Atlar, yanına getirilince Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya yelelerini taramaya başladı.

34

MEAL

34. Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik ve onun tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra (bize) yöneldi.

MUSTAFA ÇEVİK

34 Biz Süleyman’ın tahtının üzerine bir ceset bırakıp, ölümü unutmaması gerektiği konusunda kendisini uyarmış, dünyadaki saltanatın, servetin, güzelliklerin gelip geçici birer imtihan vesilesi olduğunu göstermiştik. Bunun üzerine kendine dönüp toparlandı.

MEAL AÇIKLAMASI

34. Andolsun biz Süleyman’ı, dünyadaki saltanatın, servetin, güzelliklerin gelip geçici birer imtihan vesilesi olduğunu ve ölümü unutmaması gerektiği konusunda hastalıkla imtihan ettik hükümranlığını zayıf düşürdük ve onu tahtının üzerine yaşayan ölüye benzeyen bir ceset gibi bıraktık. Süleyman hükümdardı. Tahtını öyle başıboş bırakamazdı. Çünkü onun görevi hakkı adaleti gerçekleştirmekti. Tahtını boş bırakırsa, tahtına hâkim olamazsa, hak adalet kaybolur, zulüm doğardı. Bir hükümdarın görevi her ne olursa olsun, mal sevgisini öne çıkarmak değil, tahtında oturup adaleti gerçekleştirmekti. Bilin ki tahtında mal sevgisiyle oturan hükümdarlar tıpkı birer ceset gibidirler. Süleyman ulaştığı bu hükümden dehşete düştü. Nitekim Allah’ın yasası da buydu. Kimine vererek kiminden alarak imtihan ederdi. Fakat bu benzersiz saltanat onu şımartmadı. Sonra kendine dönüp toparlandı ve Rabbine sığınıp yöneldi. Zaten hep O’na yalvarıyordu. Süleyman (a.s., şiddetli bir hastalığa yakalanmak suretiyle imtihan edilmiş, hastalığı sırasında, «cansız ceset» denecek kadar zayıflamış, sonra tekrar sağlığına kavuşmuştu.

35

MEAL

35. Dedi ki: “Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık lütfet. Şüphesiz, sen çok ihsan sahibisin.”

MUSTAFA ÇEVİK

35 Ardından da Süleyman, “Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra da kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ve Senin davet ettiğin hayatı yaşamayı nasip eyle, çünkü Sen sonsuz lütuf sahibi ve cömert olansın.” diye dua etti.

MEAL AÇIKLAMASI

35. Hz. Süleyman: Dua makamında ellerini açtı ve Dedi ki: “ Sana kulluğumun bilincindeyim. Zulme ve küfre karşı gücüm yettiği kadar çalıştım. Yine de Sana layık bir şekilde hakkıyla kul olamadım. Eksik ve noksanlarım, kusur ve kabahatlerim var. Affınla, lütfunla, rahmet ve merhametinle mağfiretini isterim. Rabbim Ne olur Beni bağışla davet ettiğin hayatı yaşamayı nasip eyle ve benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ve hükümranlığı senin yolunda hizmet etmek için, yeryüzünde hakkı, hukuku, adaleti tesis etmek için bana lütfet, ki, sürekli fitne ve kargaşa çıkaran bu şer odakları karşısında dimdik ayakta durabileyim. Şüphesiz, sen tövbeleri kabul eden çok ihsan sahibisin, lütuf sahibi ve cömert olansın karşılıksız bol bol verensindiye yalvarmıştı

36

MEAL

36. Böylece biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Onun emriyle dilediği tarafa yumuşak bir şekilde akıp gidiyordu.

MUSTAFA ÇEVİK

36 Biz de onun duasını kabul edip ülkesindeki rüzgârı hizmetine verdik ki Süleyman emrindeki gemileri istediği yere doğru yüzdürebilsin.

MEAL AÇIKLAMASI

36. Böylece biz de onun duasını kabul edip, çok büyük hükümranlık verdik, rüzgârları ve rüzgârı arkasına alan yelkenli gemileri Hz. Süleyman’ı ve yakın adamlarını kısa zamanda hedefine ulaştırmak üzere onun emrine verdik. Onun emriyle gemileri dilediği yöne yumuşak bir şekilde akıp yüzdürebiliyordu. Devleti büyüdükçe büyüdü. Rüzgârların başladığı bittiği yerler Süleyman’ın hâkimiyeti altındaydı. Ona rüzgârlardan yararlanmayı öğrettik. Değirmenler, yelkenler, gemiler, çok değişik araçlar, binalarının, evlerinin soğuması, ısınması, Süleyman’ın rüzgârları kullanma bilgisiyle mükemmel bir seviyeye ulaştı.

37-38

MEAL

37. Bütün bina ustası ve dalgıç şeytanları da (onun emrine verdik).

38. Bukağılara vurulmuş halde birbirlerine yaklaştırılmış olan daha başkalarını da.

MUSTAFA ÇEVİK

37-38 Süleyman kendisine bahşettiğimiz güçle hizmetinde kullanmak üzere,
şeytan gibi kibirli, dik başlı bir kısım yapı ustalarını, denizcilikte mahir bazı kimseleri ve dalgıçları da esir edip zincirleyip ülkesine getirerek emrine amade kıldı.

MEAL AÇIKLAMASI

37. Ayrıca, hizmetinde kullanmak üzere şeytan gibi kibirli, dik başlı inşaat ustaları ve denizcilikte mahir çok zeki, her şeyin altından kalkan cin gibi dalgıçları da onun emrine verdik.

38. Ve Kötülük yapmamaları içinesir edip zincirlerle bağlanmış halde daha başkalarını da ülkesine getirerek ona hizmetkâr yaptık. Sanki hepsi zincirle bağlanmış görevliler gibi Süleyman’ın emrindeydiler. Hâlbuki görünürde hiçbir zincir yoktu. Süleyman’ın adil davranışları, hakkı adaleti sağlayışı onları gönülden bağlamıştı. Süleyman’a tutkuları, bağlılıkları, zincirlerle bağlanmış kölelerden daha üstündü. Bütün hükümdarlar onları gördükçe kıskanırdı.

39-40

MEAL

39. Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya tut. (Bunun) bir hesabı yoktur.

40. Şüphesiz Süleyman’ın bizim katımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri (veya geleceği) vardır.

MUSTAFA ÇEVİK

39-40 Sonra da Süleyman’a şöyle vahyettik: “Bütün bu insanların emrinde olması, Bizim sana nasip ettiğimiz iktidar ve güç sayesindedir. Sen de onları istersen serbest bırak, istersen de elinde tut, bu da senin bileceğin iştir.” Süleyman’ın Bizim yanımızda bir değeri ve âhirette de güzel bir yeri vardır

MEAL AÇIKLAMASI

39. Sonra da Süleyman’a şöyle vahyettik: Bu insanların emrinde olması, sana nasip ettiğimiz iktidar ve güç sayesindedir, bizim ihsanımızdır. Artık dilediğini serbest bırak veya bir kısmını elinde tut, bu da senin bileceğin iştir. Bunun bir hesabı yoktur.

40. Şüphesiz geçmişten bugüne servetle sınanan birçokları servete kul, köle olurken, Süleyman serveti verenin kulu olmayı başardı. İşte bu yüzden Süleyman’ın bizim katımızda, büyük bir değeri ve âhirette de dönüp geleceği güzel bir yer vardır. Verdiğimiz her yetkiyi, her nimeti, her zenginliği bize güzel işler yaparak döndürürdü. O’nun tövbesi, Rabbine yakınlığı böyleydi. Sen de O’ndan ders al. Sana verdiğimiz yetkileri, nimetleri, zenginlikleri güzel bir şekilde bize döndür.

41-42

MEAL

41. Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani Rabbine: “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu” diye seslenmişti.

42. “Ayağını yere vur. İşte hem yıkanmada kullanılacak hem de içilecek soğuk bir su!”

MUSTAFA ÇEVİK

41-42 Kulumuz Eyyub’u da hatırla! O da vaktiyle (Allah adına yaptığı davete kavminin karşı çıkıp direnmesinden yaptıkları eziyetlerden kendini yorgun, bezgin, hasta hissetmeye başlamış) şöyle dua etmişti: “Rabbim! Şüphesiz şeytan bana tarifsiz bir bezginlik, terk edilmişlik duygusu ve acısı hissettirmekte. Âdeta mecali tükenmiş bir hastayım, Sen bana yardım et.” Bunun üzerine Biz de ona, “Kendini toparla, hareket et, ayağa kalkıp yola koyul. Önüne çıkan soğuk suda hem yıkan hem de içip kendine gel.” diye vahyettik.

MEAL AÇIKLAMASI

41. Ey hak yolunun yolcusu! Mücadelende sana yol gösterecek bir örnek olarak Kulumuz Eyyub’u da hatırla. O da vaktiyle Allah adına yaptığı davete kavminin karşı çıkıp direnmesinden yaptıkları eziyetlerden kendini yorgun, bezgin, hasta hissetmeye başlamıştı  Hani malını, ailesini ve sağlığını kaybederek büyük bir imtihandan geçen Eyyub, Rabbine şöyle dua etmişti: Doğrusu Eyyûb gerçekten peygamber olsaydı, Allah onu hasta etmezdi diyerek, insanlara vesvese veren şeytan, terk edilmişlik duygusu ve acısı hissettirerek bana tarifsiz bir yorgunluk, terk edilmişlik duygusu ve azap dokundurdu, Âdeta mecali tükenmiş bir hastayım, aciz ve çaresiz kaldım Allah’ım!Sen bana yardım et. ”demişti. Uğradığım zahmet, meşakkat ve hastalık yüzünden şeytan vesveseye yol bulup beni yordu. İşte Eyyüb, yıllar süren dayanılmaz acılara sabırla katlanmış; bir kez olsun Rabb’ine isyan etmemişti.

42. “ Biz de çektiği dert ve sıkıntılara sabırla göğüs geren bu kulumuza, “Ey Eyyub!” diye müjdeyi verdik, Artık sıkıntılarından kurtulmanın zamanı geldi! Ayağını yere vur katımızdan bir mûcize olarak yerden bir pınar fışkırsın. İşte hem yıkanmada kullanılacak hem de şifa verici, içilecek soğuk bir su çıkacak, onunla sağlığına ve huzura kavuşacaksın. Ya da Kendini toparla, hareket et, ayağa kalkıp yola koyul Önüne çıkan soğuk suda hem yıkan hem de içip kendine gel.” diye vahyettik. İşaretimizle doğada verdiğimiz şifaları keşfetti. Kendisine azap veren hastalıklardan kurtuldu. Böylece hem kendine hem gelecek nesillere örnek oldu. Andolsun ki; yarattığımız dünyada insana şifa verecek çok şey vardır. Sulardan, bitkilerden, sebzelerden, rüzgârlardan, dağlardan, ovalardan, ormanlardan, nehirlerden, pınarlardan, güneşten, geceden, gündüzden, ders alıp düşünenler için bütün bunlar da şifalar vardır.

43

MEAL

43. Eyyub’a katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olması üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik.

MUSTAFA ÇEVİK

43 Böylece o da kendini toparlayıp eskisinden daha güçlü ve sabırla kavmini Allah adına, yaratılışının sebebi olan hayata davete başladı. Kısa bir süre sonra da uzun zamandır ona sırt dönmüş olan ailesi ve çevresindeki birçok insan davetine icabet edip, etrafında toparlanarak kenetlendiler ve böylece Allah’ın lütfu ile sayıları da giderek arttı.

MEAL AÇIKLAMASI

43. Böylece o da kendini toparlayıp eskisinden daha güçlü ve sabırla kavmini Allah adına, yaratılışının sebebi olan hayata davete başladı. Hastalığından dolayı, mal ve evladı azalan Eyyub’a eski zenginliğini, sağlığını, katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere uzun zamandır ona sırtını dönmüş olan ailesini, malını mülkünü ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik. Eyyubun davetine icabet edip, etrafında toparlanarak kenetlendiler ve böylece Allah’ın lütfu ile sayıları da giderek arttı. Böylece Hz. Eyyub’u sağlık, huzur ve rahata ulaştırdık.

44

MEAL

44. “Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminini bozma.” Gerçekten biz onu sabırlı bulduk. Ne iyi bir kuldu! O (her tutumunda Allah’a) yönelen biriydi.

MUSTAFA ÇEVİK

44 (Bundan önce Eyyub, Allah adına yaptığı daveti kabullenmeyen ailesini cezalandırmak için yemin etmişti.) Biz de ona, eline bir deste çöp alıp onunla onlara vurarak yeminini bozmadan yerine getir, dedik. Eyyub’u da zorluklara ve sıkıntılara karşı çok sabırlı bulduk. O, her daim Allah’a yönelen, O’na teslim olmuş güzel bir kuldu.

MEAL AÇIKLAMASI

44. Bundan önce Eyyub, Allah adına yaptığı daveti kabullenmeyen ailesini cezalandırmak için hanımına yüz değnek vuracağına düşünmeden yemin etmişti. Ardından vereceği cezanın fazla olduğunu anladı. Pişmanlık içindeydi. Yaptığı haksızlığın farkına varmış tövbeyle bize yaklaşmıştı. Tarafımızdan sağlığına kavuşturulduktan sonra, hanımı hakkında ettiği yemin ile ilgili olarak ona şöyle bir çözüm yolu bildirmiştik. 100 buğday sapını bağla, Eline bir demet ekin sapı al da onunla hanımına bir kere hafifçe vur. Böylece hem vefakâr eşini incitmemiş hem de yeminini bozmadan yerine getirmiş olursun dedik.” Gerçekten biz onu zorluklara, sıkıntılara karşı çok sabırlı bulduk. Ne iyi bir kuldu! O her şeye rağmen Allah’a yönelen, O’na teslim olmuş güzel bir kuldu. Unutma ki; kim yaptığı hatalardan kurtulmak için kolaylaştırıcı bir yol arıyorsa Rabbine yönelsin! Rabbin hiçbir insana zorluk çıkarmaz. Gönülden, samimiyetle, Rabbine yaklaşanlara mutlaka yol gösterir.

45-47

MEAL

45. Güç ve basiret sahibi kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da hatırla.

46. Biz onları (ahiret) yurdu(nu) anmaktan ibaret halis bir özellikle ihlaslı kimseler kıldık.

47. Şüphesiz onlar bizim katımızda seçkinlerden, hayırlılardandırlar.

MUSTAFA ÇEVİK

45-47 Güçlü bir iradeye ve keskin kavrayış yeteneğine sahip olan has kullarımızdan İbrahim, İshak ve Yakub’u da hatırla! Onlar da Allah’ın davetine teslim olup sabırla, tavizsiz bir gayretle ve hep âhireti düşünerek yaşamış, erdemli, faziletli kullarımızdandı.

MEAL AÇIKLAMASI

45. Ey Müslüman! Mücadelende sana yol gösterecek birer örnek olarak, hepsi de Güçlü bir iradeye ve basiretli bir kavrayış yeteneğine sahip kullarımız İbrahim’i, oğlu İshak’ı ve torunu Yakub’u da ibret ve hikmetle hatırla.

46. Biz onları ve elbette her asırdaki sağlam Müslümanları da Allah’ın davetine teslim olmuş, sabırla, tavizsiz bir gayretle âhireti düşünen ihlaslı ve samimi kimseler kıldık.

47. Şüphesiz onlar bizim katımızda erdemli, faziletli ve seçkinlerden, hayırlılardandırlar.

48

MEAL

48. İsmail’i, Elyasa’ı ve Zülkifl’i de unutma. Hepsi hayırlılardandı.

MUSTAFA ÇEVİK

48 İsmail, Elyasa ve Zülkifl’i de unutma! Onlar da insanları yaratılış sebepleri olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden, zorluklar karşısında yılmadan görevlerini yerine getiren hayırlı ve ihlâslı kullarımızdı.

MEAL AÇIKLAMASI

48. Ey Müslüman! Yine sana örnek olarak İsmail’i, Elyasa’ı ve Zülkifl’i de unutma. Onların Hepsi de insanları yaratılış sebepleri olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden, zorluklar karşısında yılmadan görevlerini yerine getiren, çevresine ve ümmetine en hayırlı kullarımızdandı.

49

MEAL

49. Bu bir hatırlatmadır. Takva sahipleri için elbette güzel bir varış yeri vardır.

MUSTAFA ÇEVİK

49 Bu anlatılanlar Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için bir hatırlatma, bir uyarıdır.

MEAL AÇIKLAMASI

49. Ey insanlar! Bu Kur’an ve anlatılanlar Allah tarafından sizlere bir uyarı öğüt ve hatırlatmadır. Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olan ve bu uyarıları dikkate alıp Allah’ın razı olmadığı şeylerden sakınan takva sahiplerini elbette güzel bir gelecek beklemektedir.

50-54

MEAL

50. Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.

51. Orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyvelerle, içeceklerle nimetlenirler

52. Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş yaşıt eşler vardır.

53. İşte hesap günü için size vaadedilen budur.

54. Doğrusu bu bizim tükenmeyecek olan nimetlerimizdir.

MUSTAFA ÇEVİK

50-54 Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan ve gereklerini yerine getirmek için canları ve malları ile gayret edenleri, daimî güzelliklerin ve mutlulukların yurdu olan cennet kapısı açık beklemektedir. Orada huzur bulacak, huzurla uzanıp dinlenecek, canlarının istediği her türlü yiyecek ve içeceğe kavuşacaklar, yanlarında da bakışlarını sadece eşine çevirmiş, kendisi ile yaşıt, yumuşak başlı eşler bulacaklar. İşte bu, Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirmek için ellerinden geleni yapanlara Allah’ın verdiği sözün yerine getirilmesidir. O’nun nimetlerinin tükenme riski de yoktur.

MEAL AÇIKLAMASI

50. Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan ve gereklerini yerine getirmek için canları ve malları ile gayret edenler için, Kapıları ardına kadar kendilerine açılmış daimî güzelliklerin, mutlulukların yurdu olan, iman, itaat ve cihad ehli için hazırlanan ve her türlü güzelliğin kaynağı olan Adn cennetleri vardır.

51. Orada koltuklara yaslanmış olarak huzurla uzanıp, dinlenecek, canlarının çektiği pek çok meyvelerle, içeceklerle nimetlenirler.

52. Yanlarında bakışlarını yalnız eşine çevirmiş kendileri ile yaşıt yumuşak başlı eşler bulacaklar.  Ve Rableri, onlara şöyle seslenecek:

53. Rableri onlara şöyle seslenir: İşte hesap günü için, Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirmek için ellerinden geleni yapan sizlere vaat edilen Allah’ın verdiği söz budur. Herkes ettiğini bulacak, ektiğini toplayacaktır.

54. Bunlar bizim sonsuza kadar bitip tükenmeyecek olan nimetlerimizdir. O’nun nimetlerinin tükenme riski de yoktur.

55-61

MEAL

55. Bu böyledir. Azgınlar için ise en kötü bir varış yeri vardır.

56. Cehennem. Oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

57. İşte bu. Onu tatsınlar. Kaynar su ve irin(dir).

58. Ona benzer daha başka çeşit çeşit (azaplar) da vardır.

59. (Küfrün elebaşlarına şöyle denir): “İşte bunlar da sizinle birlikte (küfürde) direnenlerdir.” “Onlar rahatlık görmesinler. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir.”

60. Derler ki: “Aksine siz rahatlık görmeyin. Bu azabı bizim başımıza siz getirdiniz. (Bu) ne kötü bir durak!”

61. Derler ki: “Ey Rabbimiz! Bunu bizim başımıza kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır.”

MUSTAFA ÇEVİK

55-61 Cehennemde azabı hak edenlerle onlara önderlik yapmış olanlara şöyle denilecek: “İşte sizin ve arkanıza düşenlerin hak ettiği ceza budur.” Şirke ve küfre önderlik yapmış olanlar kendilerini suçlayan takipçilerine şöyle derler: “Elbette bizim davetimize körü körüne koşup gelmeniz sebebi ile siz de bu cezayı bizim gibi hak etmişlerdensiniz.” Bu defa önderlerinin arkasından gidenler dönüp onlara, “Buraya gelmemizin asıl sorumluları sizlersiniz, şirk nizamlarını sizler kurdunuz ve bizlere dayattınız. Rabbimiz! Bizim önümüze bu nizamları koyup, bizi ona uymaya davet eden bu kimselere iki kat fazla azap et.” diyecekler ve orada hepsinin cezası kaynar su ve irin olacaktır.

MEAL AÇIKLAMASI

55. İşte güzel davrananların ödülü böyledir, müminlere mahsustur. Ve bunlar aynen yaşanacaktır. Rablerine başkaldıran, yasalarımıza uymayan azgınlar ve haddini aşanlar için ise kötü bir gelecek vardır

56. Onlar tepetaklak cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir zindan ve orada onları bekleyen yatak; altında ateş olan üzerindekini yakan ne kötü bir yataktır

57. İşte onların cezası susadıkça içecekleri, içtikçe de midelerini delecek olan kaynar su ve kendi yaralarından akan pis kokulu irindir. Hadi bakalım Onu tatsınlar.

58. Durun daha bu ne! Burada Ona benzer daha başka daha beter çeşit çeşit azaplar da vardır.

59.  Müşrik olan zalim güçlere, Küfrün elebaşlarına şöyle denir: “İşte bunlar da sizinle birlikte sizi takip ettikleri için küfürde körü körüne direnenlerdir ve şimdi cehenneme girenlerdir. Dünyada birbirlerini kandıranlar. Birbirlerini pohpohlayanlar. Birbirlerine alkış tutanlar. Biz Allah’ın yasalarına karşıyız diyerek birbirine arka çıkanlar. Ordularını mahkemelerini Allah’ın yasalarıyla yaşamak isteyenlerin üzerine gönderenler. Cehennemi boyladıklarında birbirlerini suçlarlar.  Bunun üzerine kâfirlerin ileri gelenleri, vaktiyle kendilerini körü körüne takip edenlere, kendilerini destekleyerek şımarıp azgınlaşmalarına sebep olan halk yığınlarına beddua ederek, onlara bir merhaba bile yoktur. Şirke ve küfre önderlik yapmış elebaşları, vaktiyle kendilerini destekleyerek şımarıp azgınlaşmalarına sebep olan halk yığınlarına beddua eder ve kendilerini suçlayan takipçilerine şöyle derler: Onlar rahatlık görmesinler, siz de bu cezayı bizim gibi hak etmişlerdensiniz. Elbette bizim davetimize körü körüne koşup gelmeniz sebebi ile siz de bu cezayı bizim gibi hak etmişlerdensiniz. Çünkü onlar da hakikati araştırmadan, bizi körü körüne takip ettikleri için ateşe gireceklerdir derler

60. Bu defa önderlerinin arkasından gidenler dönüp onlara öfke ve hışımla Derler ki: Buraya gelmemizin asıl sorumluları sizlersiniz, şirk nizamlarını sizler kurdunuz ve bizlere dayattınız. Bizi kandıranlar. Bizi Allah’a inanmaktan, Allah’ın yasalarına göre yaşamaktan alıkoyanlar. ” Hayır, sizler var ya; asıl size bir merhaba yok. Aksine siz rahatlık görmeyin. Buraya gelmemizin asıl sorumluları sizlersiniz, şirk nizamlarını sizler kurdunuz ve bizlere dayattınız, dünyada siz bizi aldatıp peşinizden sürüklediniz, sizi adım adım izledik fakat bizi getirdiğiniz yere bakın. Bu azabı bizim başımıza siz getirdiniz. Sizin yüzünüzden buraya girdik. Burası ne kötü bir durak, başımıza neler getirdiniz diye çıkışacaklardır.

61. Manzaranın dehşeti, dünyada her türlü kötülükte yandaş olanları, ahirette birbirine düşürür ve en sonunda, her biri diğerine lânetler yağdırarak Derler ki: “Ey Rabbimiz! Bunu küfür ve kötülük yolunu bizim başımıza kim getirdiyse, cehenneme girmemize kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat artır.” Hâlbuki onlar yeryüzünde yaşarken birbirine destek olmuşlar. Birbirlerine alkış tutmuşlar. Çoğunluklarıyla, iktidarlarıyla, ordularıyla, yasalarıyla Allah’a karşı çıkmışlardı.

62-64

MEAL

62. Derler ki: “Ne oluyor da, kendilerini kötü saydığımız adamları göremiyoruz?

63. Biz onları alaya almıştık. Yoksa onları gözlerimizden mi kaçırdık?

64. İşte cehennem halkının birbiriyle olan bu tartışması kesin gerçektir.

MUSTAFA ÇEVİK

62-64 Cehennemdekiler sonra da birbirlerine dönüp, şöyle demeye başlarlar, “Dünyada iken kendilerini küçük görüp alay ettiklerimizi burada göremiyoruz, yoksa onlar burada değiller mi?” İşte cehennem halkı kendi aralarında böyle çekişip duracaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

62. Cehennemdeki kâfirler ve münafıklar da birbirlerine dönüp, şöyle Derler: “Ne oluyor da putlara tapmadıkları için kendilerini kötü ve değersiz saydığımız, dünyada mü’min ve mücahit oldukları için horladığımız alay ettiğimiz adamları cehennemde göremiyoruz?

63. Biz onları dünyadayken küçük görüp, aşağılayıp alaya almıştık. Onlar Allah’ın yasalarına uymaya çağırdıkça onlarla dalga geçiyorduk. Onlar Allah’ın yasalarına uydukça onları horluyor, onları kötülüyorduk. Onların hayatını cehenneme çeviriyorduk. Onları yasalarımızla cezalandırıyor, zindanlarımıza atıyorduk. Yoksa onlar burada değiller de, gözden mi mi kaçırdık? Sahi nerede bunlar dikkatlerimizden mi kaçtı? Onlar burada değiller mi dediler.

64. Ey bu dünyada, yalanlarıyla birilerini arkalarına takanlar! Ey bu dünyada birilerinin yalanlarına kolayca kananlar. Dinleyin, ey insanlar! İşte cehennem halkının birbiriyle olan bu tartışması aynen böyle Kur’an’ın haber verdiği gibi şüphesiz gerçekleşecektir.

65-66

MEAL

65. De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve mutlak üstünlük sahibi Allah’tan başka ilâh yoktur.”

66. (O) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir, güçlüdür, çok bağışlayandır.

MUSTAFA ÇEVİK

65-66 Ey Peygamber! De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım! Kahhar olan Allah, tek ve gerçek ilâhtır. Göklerin, yerin ve arasında olanların sahibi O’dur.” O çok güçlüdür, kimi bağışlayacağını da yalnız O bilir.

MEAL AÇIKLAMASI

65. Ey Peygamber! Ahirette bu kötü sonu yaşayacak onlara De ki: “Ben ancak sizi seven, size gelecek zarardan endişe eden bir uyarıcıyım. İnanıp inanmamak size kalmış bir şeydir. O hâlde, uyarıyorum: İyi bilin ki: Kâinatın Tek ve mutlak üstünlük sahibi dilediğini, dilediği zaman yerle bir edecek gücün sahibi olan Allah’tan başka emrine kayıtsız şartsız boyun eğeceğiniz hiçbir otorite ve ilâh yoktur. Yarattıklarını yönetme hakkı yalnızca tek ve gerçek ilah olan Allah’a aittir.” Sizi O’na kulluğa çağırmaktayım. Kim haksızlık yaparak hükümranlık taslarsa cehenneme atarız.

66. Çünkü O düzeninin hâkimi göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Gökyüzünü Allah yönetsin, yeryüzünün yönetimi bize ait demeniz sadece şımarıklıktır. Allah’a isyandır. Rabbiniz çok güçlüdür, sonsuz kudret sahibidir, çok ama çok bağışlayandır ve kimi bağışlayacağını da yalnız O bilir.

67-68

MEAL

67. De ki: “Bu büyük bir haberdir.

68. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.

MUSTAFA ÇEVİK

67-68 De ki: “Kur’an size kesin olan gerçeği bildirmesine rağmen ondan yüz çevirip birbirinizi ilah edinip, kula kulluk ediyorsunuz.”

MEAL AÇIKLAMASI

67. Ey peygamber De ki: “ Kur’an’ın bildirdiği bu gerçekler, yeryüzünde bütün zamanların en önemli, en büyük haberini insanlığa taşıyan çok büyük bir haberdir.

68. Siz ise onu size getiren olağanüstü güçlere sahip bir melek olmadığı, benim gibi içinizde doğan, büyüyen biri olduğu için hâlâ Kur’an’a gereken ilgiyi göstermemekle, ondan yüz çeviriyorsunuz. Kur’an size kesin olan gerçeği bildirmesine rağmen ondan yüz çevirip birbirinizi ilah edinip, kula kulluk ediyorsunuz. Neden inkâr edip yüz çeviriyorsunuz? Niçin Rabbinizin yasalarına uymuyorsunuz? Niçin insanların uydurduğu yasalarla hayatınızı yaşıyorsunuz? Bakın işte! Doğru dürüst adaleti sağlayamıyorsunuz. İki de bir yasaları değiştiriyorsunuz. Yazboz yasalarla hayatınızı mahvediyorsunuz. Siz Rabbinizin yasalarında bir değişiklik bulamazsınız. Rabbinizin yasaları hakkın adaletin yasalarıdır. Hak ve adalet asla değiştirilemez. Hak ve adalet yaratılışın temel ilkesidir.

69-73

MEAL

69. Yüce topluluk (mele-i a’la) aralarında tartışırlarken benim (haklarında) bir bilgim yoktu.

70. Bana ancak benim apaçık bir uyarıcı olmamdan dolayı (bunlar) vahyediliyor.”

71. Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan, bir insan yaratacağım.

72. Ben ona şeklini verdiğim ve içine ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye varın”.

73. Bunun üzerine meleklerin tümü topluca secde ettiler.

MUSTAFA ÇEVİK

69-73 Onlara şunu da de: “Allah’ın insanı yaratmaya karar vermesi ve meleklerle birlikte İblis’in de bulunduğu o yerde konuşulanlardan, bana bildirilenlerin dışında bir bilgiye sahip değilim.” Bana bildirilense, Rabbimizin meleklere, “Ben balçıktan bir insan yaratacağım, şeklini verdikten sonra ona ruh üfleyip, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme kabiliyetleri bahşedip sorumluluk yükleyeceğim. O zaman siz de ona hizmete hazır olun.” dediği ve bu emri üzerine, meleklerin de (İblis dışında) Allah’a secde ederek emrini yerine getireceklerini bildirmiş olmalarıdır.

MEAL AÇIKLAMASI

69.  Ey Peygamber! De ki: Şunu iyi bilin: Ben de sizin gibi bir insanım. Aralarında tartışan yüce bir topluluktan söz ediyorsunuz. Allah’ın insanı yaratmaya karar verdiği ve meleklerle birlikte İblis’in de bulunduğu o yerde, aralarında konuştuklarından, peygamber olmama rağmen, bana bildirilenlerin dışında bir bilgim yoktur ve olamazdı da. Bunları nereden uyduruyorsunuz?

70. Rabbim bana sen sadece bir uyarıcısın diyor. Ben bunun ötesinde bir şey bilmem. Bana ancak benim apaçık bir uyarıcı olmamdan dolayı bunlar o Yüce Toplulukta olup bitenleri anlatan bu âyetler vahyediliyor.” Ben sadece Rabbimin bana bildirdikleriyle sizi uyarırım!

71. Onlar bilmedikleri konularda ileri geri konuşuyorlar. Onlara aldırış etme. Hani Rabbin o yüce mecliste, aralarında İblis  adındaki bir cinin de de bulunduğu meleklere demişti ki: “Ben çamurdan, bir insan olan Adem’i yaratacağım, demiş ve emretmişti:

72. Ben ona insan şeklini ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme kabiliyetleri verdim. Ve kendisini yeryüzünün halifesi konumuna yüceltmek için ruhumdan üflediğim zaman siz onun hizmetinde olduğunuzu göstermek için hemen secdeye varın, O’nu yüceltin! Çünkü O Rabbinizin yarattığı varlıktır. dedim.

73. Bunun üzerine İblis dışındaki meleklerin tümü hürmet kastı ile Âdem’e topluca secde ettiler. Allah’ın emrine boyun eğdiler.

74-76

MEAL

74. Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu.

75. (Allah) dedi ki: “Ey İblis! Seni iki elimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan ne oldu? Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun?

76. Dedi ki: “Ben o insandan hayırlıyım. Beni ateşten onu ise çamurdan yarattın.”

MUSTAFA ÇEVİK

74-76 İblis kibirlenerek Allah’ın bu emrine itaat etmeyip secde etmemiştir. Bunun üzerine Allah, “Ey İblis! Kudretimle yarattığım bu insana hizmet etmen için verdiğim emre niçin uymak istemiyorsun? Yoksa kendini herkesten üstün mü görüyorsun?” deyince, İblis de “Evet, ben o insandan daha üstünüm, çünkü beni ateşten onu ise balçıktan yarattın.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

74. Yalnız aslen cinlerden olan İblis hariç. O kıyâmete kadar ona düşmanlık yapacağını ilan ederek büyüklük tasladı, kibirlenerek Allah’ın bu emrine itaat etmeyip secde etmedi. Âdem’in üstünlüğünü kabullenmedi, çünkü bunu gururuna yediremedi ve emrimize karşı çıkarak itaat etmeyip inkâr edenlerden oldu.

75. Bunun sebebini çok iyi bilmesine rağmen şeytanı azarlamak için Allah dedi ki: “ Söyle bakalım, kendini bir şey zanneden Ey İblis! Seni Kudretimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan ne oldu, verdiğim emre niçin uymak istemiyorsun? Başka bir yaratık önünde boyun eğmeyecek kadar kibirli misin? Söyle; kendini bir şey zannederek Büyüklük mü tasladın yoksa kendini üstün görüp hiç kimsenin önünde boyun eğmeyecek kadar yüce bir varlık mı oldun?

76. Şeytan küstahlaşıp Dedi ki: “ Sen bile emretmiş olsan, insanın önünde asla eğilemem, çünkü ben o insandan daha üstünüm çünkü Beni daha üstün olan ateşten onu ise değersiz bir çamurdan yarattın.” Hürmet ve itaat bana layıktı.

77-78

MEAL

77. (Allah) dedi ki: “Öyleyse çık oradan, sen artık kovulmuş birisin.

78. Ceza gününe kadar lanetim senin üzerinedir”.

MUSTAFA ÇEVİK

77-78 Allah, İblis’in bu küstah tavrı karşısında, “Sen böyle bir makamda bulunmaya layık değilsin, çık git, artık gözden düşmüş, kovulmayı hak etmiş birisin. Benim lanetim Kıyamet Günü’ne kadar senin üstünde olacak.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

77. Yaratılanlar arasında üstünlük hastalığının ve ırkçılığın ilk öncüsü olan İblis’in bu küstah tavrı karşısında Allah dedi ki: Sen böyle bir makamda bulunmaya layık değilsin. Melekler arasında yaşamaya hakkın yok senin. Öyleyse çık oradan cennetten, sen artık gözden düşmüş, gazabımı hak etmiş ve rahmetimden kovulmuş birisin.

78. Ceza yani Kıyamet gününe kadar lanetim senin ve sana benzeyenlerin üzerinedir. Kıyametten sonra, lânet ile birlikte en şiddetli azaplar ile karşılaşacaksın.

79

MEAL

79. Dedi ki: “Ey Rabbim! Öyleyse onların diriltilecekleri güne kadar bana süre tanı”.

MUSTAFA ÇEVİK

79 İblis de bu defa, “Rabbim öyleyse bana insanların tekrar diriltileceği O Güne kadar süre tanı.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

79. İblis de tevbe etmek yerine hatasında ısrar ederek: “Ey Rabbim! Öyleyse insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar, onları saptırıp azdırmam için bana süre ver de önünde eğilmemi istediğin şu varlığın ne kadar değersiz ve önemsiz bir varlık olduğunu göstereyim dedi.

80-85

MEAL

80. (Allah) dedi ki: “O halde sen süre tanınanlardansın.

81. Bilinen zamanın (dolacağı) güne kadar”.

82. Dedi ki: “Senin yüceliğine andolsun ki, muhakkak onların tümünü azdıracağım.

83. Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların müstesna”.

84. (Allah) dedi ki: “İşte bu gerçektir ve ben gerçeği söylerim.

85. Andolsun ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım.

MUSTAFA ÇEVİK

80-85 Allah da ona, “Peki, sen zamanını yalnız Benim belirleyip de bildiğim O Kıyamet ve Hesap Günü’ne kadar süre tanınanlardansın.” dedi. Bunun üzerine İblis, “Senin yüceliğine, kudretine yemin olsun ki, ben de Senin davetine karşı duyarlı olmayıp umursamayanları daha da azgınlaştırıp Sana başkaldırmalarını sağlayacağım. Ancak yalnızca Seni Rab ve ilah edinen ve davetine iman eden kullarının üzerinde benim bir etkim ve yaptırım gücüm olamaz, onlar benim tuzaklarıma düşmezler.” dedi. Allah da İblis’e, “Zaten gerçek budur. Andolsun ki Ben, cehennemi senin gibilerle ve size uyanlarla dolduracağım.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

80. Allah ona dedi ki: “O halde şu imtihan dünyasında sen Benim belirleyip de bildiğim bir vakte kadar süre tanınanlardansın.

81. Ancak Benim tarafımdan Bilinen zamanın dolacağı güne yani Kıyamete kadar sana fırsat tanınmıştır. Allah dileseydi, İblisi oracıkta yok edip işini bitirebilirdi. Fakat sonsuz ilim ve hikmeti gereğince, İblis’e istediği süreyi verdi.

82. Bunun üzerine İblis Dedi ki: “Senin yüceliğine kudretine yemin olsun ki, muhakkak onların tümünü, Senin davetine karşı duyarlı olmayıp umursamayanları Sana başkaldırmalarını sağlayıp azdıracağım. Bil ki sana inanmakta şüpheye düşmüş, aklına, nefsine uyarak kendi ilkelerine, kendi yasalarına göre yaşayan, senin yasalarına karşı çıkanların hepsini azdıracağım! Onlar her fırsatta sana isyan edecekler. Azgınlıklarının doruk noktasına ulaşacaklar. Ordularıyla, mahkemeleriyle, yasalarıyla, adamlarıyla birlik olup, yoluna karşı çıkacaklar. Kendi ilkelerini, kendi yasalarını toplumlara dayatarak zorla hâkim kılacaklar. İnsanların haklarını çalıp zulmedecekler!

83. Ancak onlardan sana yürekten bağlanan yalnızca Seni Rab ve ilah edinen ve davetine iman eden, dininde ve davasında sadık olan ihlasa erdirilmiş kulların hariç. Onların üzerinde benim bir etkim ve yaptırım gücüm olamaz, onlar benim tuzaklarıma düşmezler, onları yoldan çıkaramam.

84. Allah da İblis’e dedi ki: “İşte bu gerçektir ve ben gerçeği söylerim. Bir başka doğruyu söyleyeyim:

85. Ey İblis! Andolsun ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım. Sizler yarattığım varlıklara değer vermediniz. Yasalarımı çiğneyerek zulmettiniz. Şımarıklığınız, azgınlığınız, toplumlara zulüm, kan, gözyaşı oldu. Elbette bunun cezası büyük olacaktır. Topunuzu cehenneme atacağım! Ateşte yanacaksınız!” dedik. O halde Ey insan tarafını seç! Şu imtihan dünyasında yol ikidir. Âdem ve diğer bütün peygamberlerle sembolize edilen yol; Allah’ın razı olduğu ve sonu cennete çıkan yoldur. İblis ve onun etkisinde kalan Firavun ve nemrutlarla temsil edilen yol, Allah’ın razı olmadığı ve sonu cehenneme çıkan yoldur.

86

MEAL

86. De ki: “Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden bir yükümlülük getirenlerden (öylesine kuruntuya girenlerden) değilim.

MUSTAFA ÇEVİK

86 Ey Peygamber! De ki: “Ben bana vahyedilen bu gerçekleri size iletmemden dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyor ve beklemiyorum, ayrıca ben kendiliğimden peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmış birisi de değilim.

MEAL AÇIKLAMASI

86. Ey Peygamber! Bütün uyarılara rağmen hakikatten yüz çeviren zalimlere ve senin hâlâ maddî bir beklenti içinde olmadığını anlamayanlara gelince onlara De ki: “Ben bana vahyedilen bu gerçekleri size iletmemden dolayı, sizden bir ücret, hiçbir karşılık istemiyorum. Ayrıca kendiliğimden peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkarak, bana vahiy gelmediği halde, geldi diyerek, liderlik hırsıyla sahte iddialar peşinde koşan ve sizleri zorla yükümlülük altına sokan sahtekâr birisi de değilim. Olduğumdan başka türlü de görünmüyorum. Görevim sadece tebliğ etmektir. Aranızda geçirdiğim bir ömür ve size tebliğ ettiğim bu eşsiz kitap, bunun en açık delilidir.

87-88

MEAL

87. Bu ancak alemler için bir hatırlatmadır.

88. Onun haberini bir süre sonra muhakkak bileceksiniz.

MUSTAFA ÇEVİK

87-88 Benimle gönderilmekte olan bu Kur’an bütün insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet eden bir kitaptır, onun davetinin ne kadar önemli olduğunu bir gün mutlaka anlayacaksınız.

MEAL AÇIKLAMASI

87. Benimle gönderilmekte olan Bu Kur’an bütün insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet eden bir kitap ve kıyâmete kadar bütün insanlık için bir öğüt ve hatırlatma ve temel anayasadır. Eğer bu uyarıya kulak vermeyecek olursanız, o zaman şunu iyi bilin:

88. Onun haberlerinin doğruluğunu onun davetinin ne kadar önemli olduğunu bugün olmasa bile yarın kimini dünyada, kimini âhirette ama bir süre sonra muhakkak öğrenip bileceksiniz. Ama iş işten geçmiş olacaktır. Sizler istediğiniz kadar yalanlayın! Anlatılanlar başınıza geldiği gün eyvahlarınız hiçbir işe yaramayacaktır.

Scroll to Top