Sure Hakkında
Ayet Sayısı
54
Mushaf (Kuran) Sırası
34
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
58
Sure Hakkında Bilgi
Surenin Adı: Bu sure adını, içinde Sebe kelimesi geçen 15. ayetten alır. Bu da surede Sebe’den (yani Sabiî’lerden) bahsedildiğini belirtmektedir.
Nüzul Zamanı: Surenin kesin nüzul zamanını bildiren sahih rivayetler yoktur. Fakat surenin üslubu Mekke döneminin ilk zamanlarında veya ortalarında nâzil olduğunu göstermektedir. Eğer Mekke döneminin ortalarını kabul edersek, henüz işkencelerin çok ağırlaşmadığı ve İslâmî hareketin sadece alay, küçümseme, söylenti ve dedikodular yayma ve insanların düşüncelerini yanlış yönlendirme gibi araçlarla bastırılmaya çalışıldığı zamanlarda indirilmiş olması muhtemeldir.
Konu ve Anafikir: Sure, kafirlerin Hz. Peygamber’e (s.a) çoğunlukla alay ederek ve küçümseyerek itirazlar yönelttikleri tevhid, ahiret ve Hz. Muhammed’in peygamberliği gibi konuları ele almaktadır. Bu itirazlara bazan, itirazın kendisine değinilerek, bazan da hiç değinilmeksizin cevap verilmekte ve konunun akışı cevaplanan itirazın ne olduğunu göstermektedir. Cevaplar genellikle talimat, öğüt verme ve delil getirme, tartışma şeklinde olmakta, fakat bazı yerlerde kafirler inatçılıklarının yol açacağı kötü akibet ile uyarılmaktadır. Bu hususta Sabiîlerin, Davud ve Süleyman Peygamberlerin kıssaları onlara şu dersi vermek için anlatılmaktadır: “Sizden önce bu iki grup insan da yaşadı. Bir tarafta Allah’ın kendilerinden önce hiç kimseye nasip etmediği büyük güçler, şöhret ve zafer ihsan edilen Davud ve Süleyman Peygamberler var. Bu nimetlere rağmen onlar kibir ve gurura kapılmayıp Rabblerine şükreden kullar olarak yaşadılar. Diğer tarafta ise Allah’ın kendilerine lütuflar ihsan ettiğinde kibre kapılan ve bu yüzden sadece efsanelerde ve destanlarda hatırlanacak şekilde ortadan kaldırılıp helak edilen Sebe’ halkı var. Bunları göz önünde bulundurarak kendiniz için hangi hayatın daha hayırlı olduğuna karar verebilirsiniz. Tevhid’e ve ahiret inancına ve Allah’a karşı şükredici bir tavır takınmaya dayanan bir hayat mı, yoksa küfür, şirk ve ahireti inkara ve dünyaya tapmaya dayanan bir hayat mı?
Meal Açıklaması
1
MUSTAFA ÇEVİK
1 Göklerde ve yerde ne varsa hepsini yaratan, nizamlarını kurup, yasalarına bağlı yaşatan ve gerçek sahibi olan Allah şükredilip övülmeye layık olan tek ilahtır. Âhirette de hamd edilecek olan yalnızca O’dur. Allah her hükmü mutlak doğru olan, her şeyi yerli yerinde yapan ve O her şeyden haberdar olandır.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Her türlü Hamd, göklerde ve yerde ne varsa her türlü nimeti yaratıp nizamlarını kurup, yasalarına bağlı yaşatan ve gerçek sahibi olan Allah’a aittir ve yalnızca O’na yaraşır. Şükredilip övülmeye layık olan tek ilah Allah’tır. Ahirette de ve övgüler yine hamd O’na mahsustur. Her işin başında ve sonunda; hamd edilmeye, övülüp yüceltilmeye lâyık olan sadece O’dur. Allah her hükmü mutlak doğru olan, yer-gök arasında her şeyi yerli yerinde yapan hikmet sahibidir, asla yanlış, çelişkili hüküm vermez. Faydasız ve gereksiz iş yapmaz. Gizli olan her şeyden hakkıyla haberdar olandır, her şeyin iç yüzünü bilendir. O her yaptığınızdan bilgi sahibi olduğu halde size anlayışlı davranandır O’nun ilmi dışında hiçbir şey cereyan etmez. Sizler açığa vursanız da vurmasanız da yaptığınız yapacağınız, düşündüğünüz düşünmediğiniz, kalbinizde sakladığınız saklamadığınız her şeyi bilir.
2
MUSTAFA ÇEVİK
2 Allah toprağa giren ve oradan çıkan, göğe yükselen ve oradan inen ne varsa hepsini bilendir. Allah, mü’minlere karşı da çok merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
2. Allah toprağa gizlenen tohumları, böcek, madenler gibi bütün varlıklar ve yerden su, bitki, maden gibi çıkanları da, gökten inen rızıkları yağmurları, şimşekleri ve oraya yükselen duâ gaz, bulut, ses dalgaları, gibi ne varsa hepsini bilir. Yerde ne olup bitiyor, oraya her an ne girip oradan ne çıkıyor ve gökten ne inip, oraya ne yükseliyorsa, O hepsini bilir. Hiçbir şey Rabbinizin bilgisi dışında değildir. O, mü’minlere karşı rahmet edendir, şefkatli ve günahları bağışlayandır.
3
MUSTAFA ÇEVİK
3 Kıyamet ve Hesap Gününü inkâr edenlere de ki: “Geçmişe, geleceğe ve gayba yönelik ne varsa, hepsinin aslını bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet ve Hesap Günü mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar küçük ya da büyük ne varsa ne oluyorsa hepsi Allah’ın bilgisi dahilinde ve kayıt altındadır. O Gün her insan yaptığıyla yüzleşecektir.”
MEAL AÇIKLAMASI
3. Tekrar diriliş hakikatini inkâr eden kâfirler alay ederek: ” Kıyamet aslabize gelmeyecek, ahiret ve hesap günü diye bir şey hiç olmayacak ” dediler. Ey Resûlüm! Onlara de ki: “Hayır tam aksine yanılıyorsunuz. Geçmişe, geleceğe ve yönelik ne varsa, insan kavrayışının ötesindeki bütün gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki o Kıyamet ve Hesap Günü size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca küçük ya da büyük ne varsa ne oluyorsa hepsi Allah’ın bilgisi dahilinde ve kayıt altındadır. Hiçbir bilinmez ve görünmez şey O’ndan gizli değildir. Sizin bildiğiniz ve bilmediğiniz her şey Allah’ın ilminde vardır. Allah her şeyi bilir Bundan küçük olsun büyük olsun ne varsa hepsi O’nun sonsuz ve sınırsız ilminin unvanı olan levh-i mahfuz adlı apaçık bir kitapta kayıtlıdır. O Gün her insan yaptığıyla yüzleşecektir
4
MUSTAFA ÇEVİK
4 Hesap Günü geldiğinde Allah’ın davetine iman edip imanlarının gereklerini yaşamak için ellerinden geleni yapmış olanlar, nimetlerin en güzelleriyle ödüllendirecekler.
MEAL AÇIKLAMASI
4. Evet, Allah her şeyi bilir, kaydettirir ve muhafaza eder. Çünkü Allah’ın davetine yaraşır güzellikte iman edip imanlarının gereklerini yaşamak için ellerinden geleni yapan ve salih amel işleyenler cennette nimetlerin en güzelleriyle ödüllendireceklerdir. İşte onlara günahlardan bağışlama ve ardı arkası kesilmeyen cömertçe bahşedilmiş muhteşem rızıklar vardır.
5
MUSTAFA ÇEVİK
5 Allah’ın daveti hayat nizamı ile yaşamayı reddeden ve onu etkisiz kılmaya çalışanlar için, çok çetin can yakıcı bir azap vardır.
MEAL AÇIKLAMASI
5. Kur’an’ın insanlara ulaşmasına engel olup akıllarınca hükümlerini geçersiz kılmak ve güya Allah’ı acze düşürmek amacıyla ayetlerimiz aleyhine birbirleriyle yarışırcasına mücâdele edenlere ve Allah’ın hayat nizamı ile yaşamayı reddedenlere gelince. İşte o kurtulacaklarını sananlara yaptıkları bu kötü işlerinin karşılığı olarak, yok dedikleri cehennemde elem dolu ve tiksinti veren can yakıcı bir azap vardır.
6
MUSTAFA ÇEVİK
6 Ey Peygamber! Kitap ehli kimselerden ellerindeki kitaplarda kalmış olan gerçeklerin bilgisine sahip olanlar, Kur’an’la bildirilenlerin, Rabbinizin insanları hakikate daveti olduğunu anlarlar.
MEAL AÇIKLAMASI
6. Ey Peygamber! Mü’minlerden kendilerine ilim verilenler ve kendilerine daha önce vahiy gönderilen kitap ehli kimseler bilirler ki: Rabbinden sana indirilen Kur’an ayetleri, hakikate davetin ta kendisidir. Onlar Kur’an’ın sonsuz kudret sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah’ın dosdoğru yoluna ulaştırdığını da açıkça görmektedirler.
7-11
MEAL
7. İnkâr edenler dediler ki: “Siz büsbütün parçalanıp dağıtıldıktan sonra mutlaka yeni bir yaratılışa tabi tutulacağınızı bildiren bir adamı size gösterelim mi?”
8. “O Allah’a karşı yalan mı uydurdu yoksa kendisinde bir delilik mi var?” Hayır, ahirete inanmayanlar azabın ve uzak bir sapıklığın içindedirler.
9. Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmediler mi? İstesek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda gönülden boyun eğen her kul için ibretler vardır.
10. Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar! Onunla birlikte (onun tesbihini) yankılayın!” Kuşlara da (bunu emrettik). Ona demiri yumuşattık.
11. “Geniş zırhlar yap, dokumasını ölçülü biçimde yap ve (hepiniz) salih ameller işleyin. Şüphesiz ben sizin yaptıklarınızı görmekteyim” diye (bildirdik).
MUSTAFA ÇEVİK
7-11 Gerçeğin üstünü örtmeye kendilerini şartlandırmış olanlar da birbirlerine alaylı bir biçimde, “Ölüp parçalara ayrılıp, un ufak olduktan sonra yeniden diriltilip hesaba çekileceğinizi söyleyen şu adama bakın, kim bilir daha buna benzer neler söyleyecek.” derler. Arkasından da şöyle demeye devam ederler: “Bu adam, ya kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden bir yalancı yahut aklını oynatmış bir deli.” Hayır gerçek hiç de onların dediği gibi değil, aslında o Âhiret Günü’ne inanmak istemeyenler, Hesap Günü ile karşılaşmak istemedikleri için, saplandıkları bataklıkları içinde debelenip durmakta, gerçeği duymak istememektedirler. Bunlar kendilerini çepeçevre kuşatan göğün, yerin ve her ikisinin arasında bulunanlara, kurduğumuz nizamla nasıl hükmettiğimize bakıp da hiç düşünmüyorlar mı? Şayet Biz dilersek onları yerin dibine batırır ya da başlarına gökten taş yağdırırız. Aklını kullanıp düşünenlerin ve Allah’ı layıkıyla kavrayanların bu âyetlerden çıkaracağı dersler vardır. Gökyüzünde ve yeryüzünde yarattıklarımıza nasıl hükmettiğimizi görüp düşünen Davud, Rabbinin ilim ve kudretinin yüceliğini kavrayıp, O’nun davetine yürekten sarılınca Biz de ona peygamberlik ve hükümdarlık bahşettik. Dağların ve kuşların Rablerinin kendileri için oluşturduğu nizam ve yasalara teslim olarak yaşayışları, âdeta Davud’un teslimiyetine de ilham kaynağı olup onu teşvik ediyordu. Biz Davud’a demiri eritip, ona hükmetmeyi de öğrettik ve ona insan vücudunu koruyacak ne ince ne de kalın olmak üzere zırh yapmasını bellettik. Sonra da, yaptıklarını ve yapacaklarını Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmasını bildirdik. Ey mü’minler! Ne yaparsanız yapın, Allah’ın sizin yaptıklarınızdan haberdar olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
MEAL AÇIKLAMASI
7. Gerçeğin üstünü örtmeye kendilerini şartlandırıp Kur’an âyetlerini inkâr edenler, peygamberi de itibarsızlaştırmak için birbirlerine alaylı bir biçimde: “Siz parçalanıp çürüyerek un ufak olduktan sonra hesaba çekilmek için yeniden diriltileceğinizi bildiren şaşırmış bir adam var onu yani Hz Muhammed peygamberi size gösterelim mi? Kim bilir daha buna benzer neler söyleyecek derler
8. Arkasından da şöyle demeye devam ederler: “ Bilmiyoruz, bu adam acaba kendi uydurduklarını Allah’a isnat ederek bile bile Allah’a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa aklını oynatmış bir deli midir anlayamadık? dediler” Hayır asla! Peygamber’de hiçbir delilik yoktur ve gerçek hiç de onların dediği gibi değildir. Allah’ın peygamberine iftira atanlar ve tekrar diriltilmeyi inkâr ederek Ahiret gününe inanmayanlar zihnen ve kalben azap içindedirler. Ve doğru yoldan uzak derin bir sapıklığın içindedirler. Manevi bir azap ve bunalım içinde kıvranıyorlar ve bu yüzden böylesine büyük bir yanılgı içindeler. Hesap Günü ile karşılaşmak istemedikleri için saplandıkları bataklıkları içinde debelenip durmakta, gerçeği duymak istememektedirler.
9. Onlar göğün ve yerin ne kadar az kısmının önlerine serildiğini ne kadarının da gizlendiğini ne kadarının da kendilerini çepeçevre kuşattığını ve önlerinde üstlerinde altlarındaki, mucizelere ibret nazarıyla hiç bakmazlar mı? Göğün yerin ve her ikisinin arasında bulunanlara, kurduğumuz nizamla nasıl hükmettiğimizi görüp de göklerden geleni, yerden çıkanı, önlerinde ve artlarında olanı hiç düşünmüyorlar mı? Şu uçsuz bucaksız evrenin hikmetsiz ve amaçsız yaratılmış olamayacağını, her şeyi mükemmel bir sistem hâlinde düzenleyen Allah’ın onları başıboş bırakmayacağını anlamıyorlar mı? Şayet Biz şartlar oluşup ta uygun görseydik, âyetlerimizi yalanladıkları için onları şiddetli bir depremle yerin dibine geçirir veya gökten başlarına taş yağdırırdık da mahvolup giderlerdi. Şüphesiz bunda aklını kullanıp düşünerek ve pişmanlık duyarak Rabbine boyun eğip gönülden yönelen her kul için âyetlerden çıkarılacak dersler ve ibretler vardır.
10. Andolsun, gökyüzünde ve yeryüzünde yarattıklarımıza nasıl hükmettiğimizi görüp düşünen Davud’ Rabbinin ilim ve kudretinin yüceliğini kavrayıp, O’nun davetine yürekten sarılınca, Biz de ona tarafımızdan peygamberlik ve hükümdarlık gibi lütuflarda bulunduk. “Ey dağlarda yaşayanlar! Siz de Onunla birlikte yankılarla Allah’ın yüceliğini tesbih edin. Ve ey kuşlar sizde cıvıltılarınızla onun zikrine eşlik edin dedik” Dağların ve kuşların Rablerinin kendileri için oluşturduğu nizam ve yasalara teslim olarak yaşayışları, âdeta Davud’un teslimiyetine de ilham kaynağı olup onu teşvik ediyordu. Ayrıca Biz Davud’a demiri mum gibi eritip işlemeyi ve demirden araç gereç yapmanın yolunu da öğrettik.
11. Ona savaşta insan vücudunu koruyacak geniş sağlam zırhlar yapmasını ve ne ince ne de kalın olmak üzere zırhların parçalarını ölçülü biçimde takmasını, böylece de demiri hayatın her alanında kullanmasını bellettik. Siz ey Davud ailesi ve O’nun ashabı! Hepiniz Allah’ın rızası doğrultusunda İyi ve güzel işler yapın. Şüphesiz ben ne yaparsanız yapın sizin yaptıklarınızı görmekteyim aklınızdan çıkarmayın ” diye bildirdik. Size örnek olsun diye peygamberlerin yaptıklarını anlatıyoruz. Çalışın, siz de benzerlerini yapın!
12-13
MEAL
12. Süleyman’a da sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgârı (boyun eğdirdik). Onun için erimiş bakır madenini sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabbinin izniyle onun emrinde çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden sapacak olsa ona şiddetli azaptan tattırırdık.
13. Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, büyük havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükür (görevinizi) yerine getirin. Kullarımdan şükredenler azdır.
MUSTAFA ÇEVİK
12-13 Davud’un izinden giden oğlu Süleyman’a da rüzgârlardan yararlanmayı öğretip emrine amade kıldık. Bu bilgi sayesinde daha önce bir ayda gidilip, bir ayda dönülen yerlere bir günde gidip, bir günde de geri dönüyorlardı. Süleyman’a bakırı eritip ondan yararlanmanın bilgisini de bahşettik. Ayrıca; cin gibi zeki, ele avuca sığmayan, sanatkâr ve fakat şeytani vasıflı bir kısım yabancıları da Süleyman’a boyun eğdirip, ona hizmet ettirdik. Onlar ne zaman başkaldırıp isyana kalkışsalar, can yakıcı bir cezaya çarptırılırlardı. Bunlar Süleyman için mabetler, kaleler, gemiler, yere sabitlenmiş büyük kazanlar, çanak gibi havuzlar yapıyor, şehirleri imar ediyorlardı. Süleyman’ın kavmine dedik ki: “Ey Davud’un soyu! Size bahşedilen bunca nimeti Allah’ın rızası doğrultusunda kullanın ve Rabbinize böylece şükredin.” Maalesef kulları arasında Rabbine şükredenler çok azdır.
MEAL AÇIKLAMASI
12. Davud’un emrine çeşitli nimetler verdiğimiz gibi, izinden giden oğlu Süleyman’a da rüzgârlardan yararlanmayı öğretip emrine vermiştik. Bu bilgi sayesinde daha önce rüzgâr esince onun yelkenli gemileri bir ayda gidilen mesafeyi sabah gidip, bir ayda dönülen mesafeyi de akşam da aşarak geri gelirdi. Bir ayda gidilip, bir ayda dönülen yerlere bir günde gidip, bir günde de geri dönüyorlardı. Dâvûd’a demiri işlemeyi öğrettiğimiz gibi, ona da bakırı işlemeyi öğrettik. Onun kullanması için bakırı su gibi eritip ondan yararlanmanın bilgisini akıttık. Cinlerden ya da Rabbinin izniyle onun emrinde cin gibi diye adlandırılan zeki, ele avuca sığmayan, sanatkâr ve fakat şeytani vasıflı, bir kısım çalışmaya mecbur kılınan savaş esiri yabancılar vardı. Onları. Egemenliğine boyun eğmiş yabancı topluluklar Süleyman’ın devletine hizmet ederlerdi. Onlardan kim yasalarımıza uymayıp emrimizden sapacak olsa şiddetli bir azaba çarptırılırlardı.
13. Bunlar Süleyman için dilediği gibi yüksek kaleler, bunların etrafını süsleyen cansız varlıklara ait figürler, gemiler büyüklüğünde havuzlar çanaklar ve yere sabitlenmiş çok büyük kazanlar yapıyorlar ve şehirleri imar ediyorlardı. Biz demiştik ki: “Ey Davud ailesi! Rabbinize ve size bahşedilen bunca nimete şükretmek için Allah’ın rızası doğrultusunda sürekli çalışın. Hayır amelle çalışınız ta ki, bununla size verilen nimetlerin şükrünü eda edesiniz.” Maalesef kullarımdan nimet ve fırsatlarımın gereğini yerine getirip şükredenler çok azdır.
14
MUSTAFA ÇEVİK
14 Biz Süleyman’ın ölümüne, o asasına dayanmış otururken hükmettik. Ağaç kurdu bastonunu kemirip baston kırılıp da Süleyman yüzüstü devrilinceye kadar, emrinde çalışan o cin gibi, şeytan vasıflı kimseler ölümünü fark edemediler. Şayet ona boyun eğmiş olan bu kimseler, gaybı bilmiş olsalardı onun ölümünden daha önce haberleri olur, çalışmayı bırakıp esaretten kurtulmaya bakarlardı.
MEAL AÇIKLAMASI
14. Biz her fâni gibi bir gün Süleyman’ın ölümüne asasına dayanmış otururken hükmettik. Bir ağaç kurdu bastonunu kemirince baston kırılıp o Süleyman yüzüstü yere yıkıldı. Süleyman’ın emrinde çalışan cin gibi, şeytan vasıflı kimseler onun ölümünü ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler Böylece, “cinler her şeyi bilir” diyen bazı insanlar tarafından anlaşıldı ki ona boyun eğmiş olan bu kimseler eğer gaybı biliyor olsalardı Süleyman’ın ölümünden daha önce haberleri olur, ölü bir adamın emri altında zor işlerde çalışmayı bırakıp esaretten kurtulmaya bakarlardı. Böylece kendilerine işkence gibi gelen aşağılayıcı hizmetçilik azabının içinde yaşamaya devam etmezlerdi. Ülkesindeki yabancı topluluklar Süleyman’ın iktidar gücünün kalmadığını bilselerdi; isyan ederler, Süleyman’ın hükmüne boyun eğmezlerdi. Ancak onlar gizlenmiş bilgileri bilmiyorlardı.
15-17
MEAL
15. Andolsun ki Sebe (halkı)nın kaldığı yerde de bir ibret vardır. Sağdan ve soldan iki bahçe. “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. (Beldeniz) hoş bir belde ve (Rabbiniz) çok bağışlayıcı Rab!”
16. Ancak onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden biz de üzerlerine Arim selini gönderdik ve onların iki bahçelerini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az sayıda Sedir ağacı bulunan iki bahçeye dönüştürdük.
17. Böylelikle, onları nankörlük ettiklerinden dolayı cezalandırdık. Nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?
MUSTAFA ÇEVİK
15-17 Allah’ın sayısız nimetlerle donattığı Sebe halkının, yurtlarından ve yaşadıklarından da alınacak dersler vardır, sağı solu yemyeşil vadi içindeki çeşit çeşit meyvelerle bezenmiş bağlar, bahçeler, onlara âdeta lisanı hal ile Rabbinizin nimetlerinden yararlanırken, yaratılışınızın ve bu nimetlerle donatılışınızın sebebini düşünün diyorlardı. Fakat onlar da bunca nimete rağmen davetten yüz çevirip, nankörlük ederek karşı çıktılar. Bunun üzerine Biz de onların üzerine bentlerini yıkıp bahçelerini yok eden büyük bir sel gönderdik. O güzelim bağlarını, bahçelerini, acı meyveli çalılıklara, birkaç sedir ağacının içinde kaldığı harabelere çevirdik. Bahşettiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz nankörlük yapanlardan başkasını cezalandırmayız.
MEAL AÇIKLAMASI
15. Andolsun ki şehircilikte çok ileri olan ve Allah’ın sayısız nimetlerle donattığı Sebe halkının yurtlarında ve yaşadıklarında, yaratıcının kudretine delâlet eden nice alınacak dersler vardır. Onların yaşadıkları yemyeşil vadinin iki yanında, çeşit çeşit meyvelerle bezenmiş sağlı sollu bağlar ve dillere destan bahçelerle çevriliydi. Bu nimetler onlara âdeta şu çağrıyı yapıyordu: “Rabbinizin bahşettiği rızkından yiyin için. Yaratılışınız ve nimetlerle donatılışınız sebebiyle yalnızca O’na şükredin. Daha ne istiyorsunuz ne güzel bir yurdunuz ve topraklarınız var, Rabbiniz de hatalarınıza karşı ne kadar bağışlayıcı!” düşünün diyorlardı.
16. Ancak onlar bunca nimete rağmen şükretmek yerine nankörlük edip davetten yüz çevirdiler. Bu yüzden biz de üzerlerine bentlerini yıkıp bahçelerini yok eden Arim ismindeki müthiş bir sel gönderdik. Bu selin ardından onların güzelim bağlarını bahçelerini, acı meyveli dikenli kuru çalılıklara ve içinde birkaç sedir ağacının bulunan harabe ve çorak arazilere dönüştürdük.
17. Evet onları Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edip bahşettiğimiz nimetlere karşı nankörlük ettiklerinden dolayı işte böyle cezalandırdık. Biz nimetlere nankörlük yapanlardan başkasını cezalandırmayız.
18-20
MEAL
18. Onlarla içini bereketli kıldığımız beldeler arasında (karşıdan karşıya) görünen kasabalar var ettik ve oralarda yürümeyi takdir ettik. “Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde dolaşın!”
19. Ama onlar: “Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafelerini uzaklaştır” dediler ve kendi kendilerine haksızlık ettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ibretler vardır.
20. Andolsun ki İblis onlar hakkındaki kanaatini doğru çıkardı. Böylece mü’minlerden bir grup dışında (hepsi) ona uydular.
MUSTAFA ÇEVİK
18-20 Oysa Biz, Sebe halkına bu helakten önce bereketli ve mübarek kıldığımız şehirler arasında, birbirlerine yakın, birbirlerini görebilen beldeler de kurdurup, rahatça, güven içinde gece gündüz gidip gelerek de birbirinizden istifade edip, doğruya yönelin demiştik. Fakat onlar bu imkânlardan yüz çevirerek, “Rabbimiz bizi birbirimizden uzaklaştır, aramızdaki mesafeleri uzat.” demeye başlayıp, kendi kendilerine zulmettiler. Hâlbuki yakın olmanın nimetlerinden yararlanarak Rablerine nankörlükten birbirlerini koruyabilirlerdi. Fakat onlar bundan yüz çevirdiler, Biz de onları efsanelere konu olan bir azapla cezalandırıp darmadağın ettik. Sebe halkının kıssasında öğüt almak isteyenler için ibretler vardır. Bundan ancak Rablerinin verdiği nimetler üzerinde düşünen ve Allah’a karşı sorumluluk hissedenler ibret alırlar. Böylece İblis’in insanoğlunu yoldan çıkaracağına dair yemini, Sebe Halkı üzerinde de gerçekleşmiş oldu. Nitekim içlerinden pek az mü’min dışında hepsi İblis’e uydu.
MEAL AÇIKLAMASI
18. Oysa Biz, bu helakten önce Onlarla bereketli ve mübarek kıldığımız şehirler arasında birbirlerini görüş mesafesinde kolayca görebilen nice kasabalar var ettik ve oralarda rahatça gidip gelerek yolculuk yapmayı kolaylaştırdık. Ve onlara: “ Ey Sebe halkı! Bu topraklarda gece gündüz huzur ve güven içinde gezin dolaşın birbirinizden istifade edip, doğruya yönelin demiştik!” Bu bereket ve rahat sebebiyle fakirler bile, köyden köye azıksız gidip geldikleri için zengin tacirler bunu kıskandılar.
19. Ve Yemen’den Şam’a kadar şehirlerin, kasabaların ve konak yerlerinin aralarının yakın olması, küçük sermaye sahiplerinin de ticaret yapması, fiyatların düşük olması büyük sermaye sahiplerini rahatsız etti. Bunun üzerine fakirler gelip onları rahatsız etmesin diye ve daha çok kazanma hırslıyla bu imkânlardan yüz çevirerek: “Rabbimiz! Aramızdaki yolculuk mesafesini uzat, bizi birbirimizden uzaklaştır, tâ ki, bu ticaret işi herkesin kolayca yapabileceği bir iş olmaktan çıksın. Kısa mesafeli yolculuklar güvenli olsa da, fazla kazanç getirmiyor. Ticaret kervanlarının yol güzergâhı üzerinde bulunan konak yerlerinin arasındaki mesafeyi uzat ki, çok yüksek fiyatlarla ticaret yapıp kısa yoldan zengin olalım dediler. Böylece nimetlere şükretmeyi terk etmekle kendi kendilerine zulmettiler. Dünyanın kendilerinin olmasını istiyorlardı. Hâlbuki yakın olmanın nimetlerinden yararlanarak Rablerine nankörlükten birbirlerini koruyabilirlerdi. Biz de onları nimetlere şükretmeyi terk ettiklerinden dolayı, ibret dolu kıssalara konu olan bir azapla cezalandırdık ve kendilerinden sonra gelenler için unutulmuş bir efsaneye çevirdik. Ve bir zamanlar dillere destan olan Sebe’ halkını bu aç gözlü ve bencilce davranışları nedeniyle kendilerini şehirlere yayarak darmadağın ettik. Şüphesiz bu Sebe Halkının kıssasında çokça sabreden ve verilen nimetlere gönülden şükredip öğüt almak isteyen herkes için ibretler vardır.
20. Hırslarına yenik düşüp kendilerine yazık eden ve Sebe’ halkının paramparça olmasına sebep olanlar iblis’i haklı çıkardı. İblis onlarla ilgili “Çağrıma kulak verenleri saptıracağım” derken doğru söylemişti. Böylece İblis’in insanoğlunu yoldan çıkaracağına dair yemini de, Sebe Halkı üzerindeki hayali de gerçekleşmiş oldu. Çünkü Sebe’ halkından bazı mü’minler dışında hepsi onun çağrısına uydu.
21
MUSTAFA ÇEVİK
21 Aslında İblis’in insanlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücü yoktur. Onun isteği ile Bizim ona fırsat vermemizin sebebi, Allah’ın davetine ve Âhiret Günü’ne iman edenlerle, bundan şüphe içinde olup sırt dönenleri ortaya çıkarıp birbirlerinden ayırt etmek ve birbirlerine şahit kılmak içindir. Rabbin her şeyi görüp gözetendir.
MEAL AÇIKLAMASI
21. Birçoklarının yaptığı gibi Sebe’ halkından şeytanın çağrısına kulak verenler de, kendi hatalarını ona fatura ettiler. Hâlbuki İblisin, o insanlar üzerinde hiçbir otoritesi ve zorlayıcı gücü yoktu. Biz İblîs’e sadece, onları kötülüğe çağırma yetkisi verdik. O insanlara zorla bir şey yaptıramaz. Onun yaptığı sadece günahı allayıp, pullayıp cazip göstermekti. Zaten biz kim Allah’ın davetine ve ahiret gününe yakinen inanıyor, kim de sanki hesap günü yokmuş gibi yaşayarak ondan şüphe edip sırt dönüyor kesin bir şekilde ayırt edelim ve birbirlerine şahit kılalım diye insanın şeytanla imtihanı için şeytana bu fırsatı verdik. Sen şeytandan Rabbine sığın! Rabbin her şeyi görüp gözeten ve koruyandır.
22
MUSTAFA ÇEVİK
22 De ki: “Allah’ın yanı sıra ilah edindiklerinize yalvarıp onlardan yardım talep etmeye devam edin bakalım! Ancak iyi bilin ki, onlar göklerde ve yerde hiçbir şeyin sahibi olmadıkları gibi, onların yaratılmasında ve nizamlarının kurulup yasalara bağlanıp yönetilmelerinde hiçbir payları (ortaklıkları) yoktur ve Allah hiç kimseyi yardımcı edinmemiştir.”
MEAL AÇIKLAMASI
22. Ey Müslüman! Allah’a kulluktan yüz çeviren çağdaş inkârcılara de ki: “ Allah’ın yanı sıra hem Allah’a yakın hem de uydurma güçlere sahip olduğunu zannedip, kendisine koşulsuz bağlılık göstererek ilah edindiklerinize istediğiniz kadar yalvarın ve Allah ile aranıza koyduklarınızdan yardım talep etmeye devam edin bakalım. İstediklerinizi size verebilecekler mi ve size faydaları dokunacak mı? Hayır onların göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir güç ve yetkileri olmadığı gibi, göklerin ve yerinyaratılmasında ve yönetilmesinde de en ufakbir ortaklıkları yoktur ki, size faydaları olsun. Bilâkis onlar, kesinlikle âcizdirler, asla ilâh olamazlar. Zannettiğiniz gibi Allah onlar arasından destek için hiçbir yardımcı da seçmemiştir.” Onun için kim kendini Allah’ın yardımcısı görür veya kim bazılarını Allah’ın yardımcısı olarak ilan ederse yalancıdır. Rabbin elbet onlara yaptıklarını soracaktır.
23
MUSTAFA ÇEVİK
23 Allah hiç kimseye bir başkası hakkında şefaat izni vermemişken, nasıl olur da birilerinin şefaatinden fayda umulur? Son Saat’in gelmesi ile ortaya çıkan dehşetin, yerini Hesap Günü’ne bırakması ve müşriklerin kalplerinin o dehşetten sonra sakinleşmesiyle birlikte, melekler onlara: “Rabbimiz dünya hayatınızda size ne buyurup, neye davet etmişti?” diye soracaklar. Onlar da: “Rabbimiz bizi yaratmasının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya çağırmıştı. Şimdi anladık ki uymamız gereken, Yüce Rabbimizin daveti imiş.” derler.
MEAL AÇIKLAMASI
23. Allah hiç kimseye bir başkası hakkında şefaat izni vermemişken, nasıl olur da birilerinin şefaatinden fayda umulur? Onların şefaat edecekler diye inandıklarına biz ne zaman izin vermişiz? Bu nedenle onlardan şefaat beklemeyin. Ancak Allah izin verirse başka. Çünkü Allah’ın huzurunda hiç kimse bir başkasını cezadan kurtarmak için aracılık edemez. Yalnızca izin verilen kimselere O’nun şefaat için izin verdiği mü’min kimselerin şefaati fayda verir. Allah’ın bağışlamasının dışında kişinin şefaatçisi kendi amelleridir. Sonunda Hesap günü, mahşer meydanında şefaat bekleyen müşriklerin kalplerindeki kıyamet korkusu ve panik havası yatışınca melekler onlara: “Rabbimiz dünya hayatınızda size ne söyledi ne buyurup, neye davet etmişti?” diye sorarlar. Onlar da: Rabbimiz her zamanki gibi bizi yaratmasının sebebi olan hayat nizamı ile Hakkı yaşamaya çağırmıştı. Şefaat beklentisinde olduğunuz hiçbir varlığın şefaat edemeyeceğine dair gerçeği söyledi. Şimdi anladık ki uymamız gereken, yüce Rabbimizin davetidir. Allah’ın verdiği cezayı kimse geri döndüremez. Doğru O her şeyden büyüktür derler.
24-26
MEAL
24. De ki: “Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kimdir?” De ki: “Allah’tır. Artık ya biz veya siz ya doğru yol üzereyiz veya apaçık bir sapıklıkta.”
25. De ki: “Siz bizim işlediğimiz suçtan sorulacak değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorulmayız.”
26. De ki: “Rabbimiz (kıyamet günü) bizi biraraya toplayacak sonra aramızda hak üzere hükmedecektir. O hüküm verendir, bilendir.
MUSTAFA ÇEVİK
24-26 Ey Peygamber! Onlara sor bakalım: “Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir?” Ve de ki: “O Allah’tır, şimdi bir düşünün bakalım, O’nun çağrısına uymak mı yoksa nimetlerinden istifade edip nankörlük ederek yaşamak mı insana yaraşır?” De ki: “Ne size bizim suçlarımızdan sorulacak, ne de bize sizin suçlarınızdan sorulacak! Rabbimiz Hesap Günü hepimizi bir araya toplayacak ve aramızda adaletle hükmünü verecek.” Her hükmünde adil olan yalnızca Allah’tır.
MEAL AÇIKLAMASI
24. Ey Resûlüm! Ahirete ait bu manzarayı gösterdikten sonra müşriklere sor bakalım: “ Geçiminizi sağlamak için göklerden yağmur ile ve yerden bitkiler ile size rızık veren kimdir?” Ve onların da itiraz edemeyeceği cevabı kendin vererek de ki: “ Elbette Allah’tır. O’ndan başka, O’nun yaratıp size verdiklerini, verebilecek hiçbir ilah yoktur. İşte biz, her şeyi yaratan, yöneten ve besleyen bir tek Allah’a kulluk eder ve yalnızca O’nun hükmüne boyun eğeriz. Siz ise, yaratamayan, rızık veremeyen başka ilâhlar ediniyorsunuz. Şimdi putlardan ve ölümlü insanlardan medet bekleyenler bir düşünün bakalım. O’nun çağrısına uymak mı yoksa nimetlerinden istifade edip nankörlük ederek yaşamak mı insana yaraşır?” Bu durumda her ikimizin de doğru yolda olması mümkün değildir. Ya O’na ortaklar koşan siz inkârcılar ya da yalnızca O’na ibadet eden biz mü’minler. Evet hangimiz doğru yoldayız veya açıkça bir sapkınlık içindeyiz” Birimiz hidayet üzereyse, öteki mutlaka sapıklık içinde olmalıdır. Ben, Rabbimden bir hidayet üzere olduğuma göre, geriye tek seçenek kalmaktadır. Düşünüp aklınızı kullanın ve kimlerin doğru, kimlerin yanlış yolda olduğuna kendiniz karar verin.
25. Ey Resûlüm! Onlara De ki: ” Eğer sadece Bir Allah’a iman ve ibadet ediyoruz diye yanlış yoldaysak, siz bizim işlediğimiz suçlardan sorumlu değilsiniz. Hiç kimse bir başkasının günahını yüklenemez. Fakat siz yanlış yoldaysanız, bunun cezasını çekecek olan da sadece sizsiniz! Çünkü biz de sizin küfür ve şirk gibi suçlarınızdan sorumlu değiliz.
26. Ve De ki: “Rabbimiz kıyamet günü hepimizi bir araya toplayacak sonra hak ve adalet ile bizi birbirimizden ayırıp aramızda hükmünü verecektir. Çünkü O hakikati apaçık ortaya koyup her hükmünde adil hüküm verendir ve doğru yolda gidenle yanlış yolda gideni birbirinden ayırıp hayır kapılarını açandır. Her şeyi de en mükemmel biçimde ve hakkıyla bilendir.
27
MUSTAFA ÇEVİK
27 De ki: “Allah’ın yanı sıra ilah edindiklerinizin neyi yarattıklarını, güçlerinin nelere yettiğini, başınıza gelebilecek hangi sıkıntıyı giderebileceklerini bir düşünün de, varsa gösterin bakalım? Hayır, onların hiçbir özelliği ve üzerinizde tasarruf hakkı yoktur, hiçbir şeye de güç yetiremezler. Gerçek şu ki mutlak güç, ilim ve üstünlük yalnızca âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”
MEAL AÇIKLAMASI
27. Yine onlara de ki: “ Allah’ın yanı sırailah edinip itaat ve ibâdette O’na ortak saydıklarınız neyi yaratmışlar, güçleri nelere yetiyor, başınıza gelebilecek hangi sıkıntıyı giderebilirler düşünün de bana gösterin bakalım. Hangi sıfatlarından ötürü Allah’a ortak kılıyordunuz. Bütün her şeyin yaratıcısının Allah olduğunu bildiğinize göre nasıl olur da bu işlere güç yetiremeyen varlıkları Allah’a ortaklar koşarsınız? Yücelttiğiniz yetmiyormuş gibi; mallarınızdan paralarınızdan vererek onları güçlendiren sizlersiniz. Sorun kendinize; başkalarından beslenen ilah olabilir mi? Bunlar gerçekten kulluk edilmeye lâyık kimseler mi? Hayır böyle bir şeyin olması asla mümkün değildir. Onlar hiçbir şeye de güç yetiremezler ve asla Allah’ın ortağı olamazlar. Gerçek şu ki Allah, mutlak güçlüdür. Hiçbir hükmünde ortağı olmadığı için hikmet sahibi olan Hakîm’dir. İlim üstünlük ve yarattıklarını gücüyle yönetmek yalnızca âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
28-30
MEAL
28. Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmezler.
29. “Eğer doğru söyleyenlerseniz bu vaad ne zamandır?” diyorlar.
30. De ki: “Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki ondan ne bir saat geri bırakılırsınız ne de öne alınırsınız.”
MUSTAFA ÇEVİK
28-30 Ey Peygamber! Biz seni bütün insanlığa, onları şirkten, küfürden koruyup kurtarmak ve yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet etmek ve O’na yönelenleri müjdelemek için gönderdik. Fakat ne yazık ki insanların çoğu uyarılara kulak vermiyor, üstelik seninle ve uyarıldıkları azapla alay ederek şöyle diyorlar: “Şayet söylediklerin doğru ise, şu bizi tehdit ettiğin azap ne zaman başımıza gelecekmiş onu da söyle bakalım.” Sen onlara de ki: “Vaktini yalnızca Rabbimin belirlediği ve bildiği O Gün gelecek ve herkes hesabı ile mutlaka karşılaşacak. Onun zamanını siz ne bir an öne alabilir ne de erteleyebilirsiniz.”
MEAL AÇIKLAMASI
28. Ey Rasûlüm! Biz seni kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığa onları şirkten koruyup yaratılış sebebi olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet etmek, itâat edip sadece Allah’a yönelenleri rahmetimizle müjdelemek ve dalâlet yollarında gidenleri ise azabımızla uyarmak için gönderdik. Fakat insanların çoğu bu hakikati anlamıyorlar ve ne yazık ki uyarıları dikkate almayıp kulak vermiyorlar.
29. Üstelik inkârcılar seninle ve uyarıldıkları azapla alay edercesine: “Eğer iddialarında doğru ve samimi isen bu vaadettiğin kıyâmet ve azap ne zaman başımıza gelecekmiş onu da söyle Gelsin de görelim bakalım? ” diyorlar.
30. Sen onlara de ki: ” Herkes için olduğu gibi sizin için de vaktini yalnızca Rabbimin bilip belirlediği öyle bir buluşma günü vardır ki siz onun zamanını ne bir an öne alabilir ne de geciktirebilirsiniz.” O Gün gelecek ve herkes hesabı ile mutlaka karşılaşacaktır.
31-33
MEAL
31. İnkâr edenler dediler ki: “Biz ne bu Kur’an’a ne de ondan öncekilere inanırız.” Sen onları, Rablerinin huzurunda durdurulmuş halde birbirlerine söz atarlarken görsen. Zayıf düşürülenler büyüklenenlere: “Eğer siz olmasaydınız biz muhakkak mü’minler olurduk” derler.
32. Büyüklenenler de zayıf düşürülenlere derler ki: “Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi alıkoyduk? Hayır siz kendiniz suçlular idiniz.”
33. Zayıf düşürülenler de büyüklenenlere: “Hayır gece gündüz hileler kuruyor; bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını açığa vururlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar dolarız. İşlediklerinden başka bir şeyle mi cezalandırılıyorlar?
MUSTAFA ÇEVİK
31-33 Kendilerini hakikati inkâra şartlandırmış olanlar, “Biz bu Kur’an’ın da, ondan önceki kitapların da Allah katından gönderilmiş olduklarına inanmıyoruz.” diyorlar. Şimdi böyle diyenleri Hesap Günü Rabbinizin huzurunda el pençe divan durup da birbirlerini suçlarken bir görsen. O Gün dünya hayatlarında zayıf ve yönetilen durumunda olanlar, gücü elinde bulunduran müşrik önderlerine “Bizi buraya ve bu duruma siz düşürdünüz. Bizi saptırmasaydınız biz de mü’min kimselerden olurduk.” diyecekler. Kibirli ve azgın yöneticileri de onlara: “Sizler Allah adına yapılan davete uymak istediniz yahut uydunuz da, biz mi zorla vazgeçirdik? Hayır, sizler de inkâra yatkındınız, bu yüzden de seçiminizi bu doğrultuda kullandınız, onun için suçu kendinizde arayın.” diyecekler. Bunun üzerine güçsüzler, bu defa küstahça kibirlenip büyüklük taslayan önderlerine şöyle diyecekler: “Sizler gece gündüz, bizleri Allah’tan uzaklaştırmak ve kendinize kul köle yapmak için tuzaklar kurdunuz.” Nihayet her iki topluluk da kendilerini bekleyen cehennem azabını gördüklerinde, Allah adına yapılan davete uymamanın pişmanlığını yüreklerinin derinliğinde duyacaklar fakat O Gün pişmanlıklarının onlara hiçbir yararı olmayacak. Biz o müşrik önderlerin ve onlara uyanların boyunlarına kızgın demirden halkalar geçireceğiz. Bu ceza onların Allah’a nankörlük edip başkaldırmalarının adil olan karşılığıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
31. İnkâr edenler dünyadayken: “Biz ne bu Kur’an’a da ondan önceki kutsal kitapların da Allah katından gönderilmiş olduğuna asla inanmıyoruz diyorlar.” Sen Kur’an’ın hükümlerini inkâr eden o zalim kimseleri, Hesap Günü yaptıklarının hesabını vermek üzere Rablerinin huzuruna el pençe divan getirildiklerinde, yaratılış gayesi dışında yaşayan bu kimselerin birbirlerini suçlarken hallerini bir görsen. Yeryüzünde zayıf, ezilen ve azgın yöneticiler tarafından yönetilen durumunda olanlar, gücü elinde bulundurdukları için körü körüne itaat ettikleri o kibirlenen müşrik önderlerine: Bizi buraya ve bu duruma siz düşürdünüz. “Eğer siz bizim baskıcı ve yanıltıcı olarak başımızda olmayıp saptırmasaydınız, biz kesinlikle iman eden mü’min kimselerden olurduk” diyecekler. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!“ deyip kurtulmaya çalışacaklar.
32. Büyüklenen ve haksız yere hakimiyet kurup onları ezen azgın yöneticiler de savunmaya geçerek, güçsüz durumda olanlara derler ki: “ Nasıl olur? Siz Allah adına yapılan davete uymak istediniz yahut uyup hidayet rehberi ve doğru yolu gösteren Kur’an geldikten sonra siz ona iman edecektiniz de biz mi zorla İslam’ın adalet nizamından alıkoyduk? Hayır siz zaten inkâra yatkın günahkâr kimselerdiniz. Fikirlerimizin ve fiillerimizin bâtıl ve bozuk olduğunu bile bile, hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz. Kendi tercihinizle inkâr ettiniz, onun için asıl suçu kendinizde arayın ”
33. Bunun üzerine zayıf ve güçsüz olanlar da dünyada iken büyüklenip küstahça kibirlenenlere ve itaat ettiklerine: “Hayır asıl suçlu sizsiniz. Sizler gece gündüz basın-yayın, televizyon ve internet yoluyla, kanun ve karakol zoruyla bizleri Allah’tan uzaklaştırmak ve kendinize kul köle yapmak için planlar yapıp tuzaklar kuruyordunuz. Çünkü siz bize Allah’ın ortaksız olduğu gerçeğini ve O’nun ayetlerini inkâr etmemiz ve birtakım otoriteler icat ederek daima O’na rakip ortaklar koşmamız için bize baskı yapıyordunuz. Allah’ın yasalarını bırakıp kendi yasalarınıza uymamızı emrediyordunuz. Allah’a ve emirlerine bağlanmak yerine onlara bağlanmamızı emrediyordunuz. Evet, zulüm ve zorbalığa karşı çıkan şuurlu ve onurlu bir Müslüman olmamızı istemiyordunuz. ” derler. Nihayet her iki topluluk da karşılıklı atışırken kendilerini bekleyen cehennem azabını gördüklerinde birbirlerini unutup kendi dertlerine düşer ve Allah adına yapılan davete uymadıkları için yüreklerinde için için yanarak derin bir pişmanlık duyarlar. Fakat O Gün pişmanlıklarının onlara hiçbir yararı olmayacak. Çünkü Biz inkâr eden müşrik önderlerin ve onlara uyanların boyunlarına, kızgın demirden halkalar geçireceğiz ve onları sürekli ateşte tutacağız. Ne yani dünyada yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılacaklardı? Onlara zerre kadar haksızlık yapılmaz, ancak yaptıklarının cezasını çekerler. Bu ceza İlahi adaletin gereği ve onların Allah’a nankörlük edip başkaldırmalarının adil olan karşılığıdır.
34-36
MEAL
34. Biz hangi beldeye bir uyarıcı gönderdiysek muhakkak oranın varlıklıları: “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” dediler.
35. Yine: “Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çok. Biz azaplandırılacak da değiliz” dediler.
36. De ki: “Şüphesiz Rabbim dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Ancak insanların çoğu bilmezler.”
MUSTAFA ÇEVİK
34-36 Biz ne zaman bir topluma, yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden bir peygamber göndersek, onların refahla şımarmış, safahata dalmış ileri gelenleri, ona karşı çıkmakla birlikte, Peygamber ve onunla birlikte olanlara: “Biz mal-mülk, evlat ve itibar bakımından sizlerden çok üstün ve değerliyiz. Bu bakımdan azaba uğratılacağımızı da düşünmüyoruz.” derler. Sen onlara de ki: “Benim Rabbim dilediğine bol rızık verip, dilediğine rızkını sınırlı tutarak kullarını deneyip açığa çıkarır, fakat insanların çoğu bunu anlamak istemez.”
MEAL AÇIKLAMASI
34. Biz ne zaman bir memlekete yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden bir peygamberi uyarıcı olarak göndermişsek muhakkak oranın şımarık ve ileri gelen zenginleri halkın alın terini sömürerek kurdukları düzeninin yıkılacağı endişesiyle İslâm dâvetçilerine şöyle derler: Şunu peşinen söyleyelim, biz sizinle gönderilen ilahi hüküm ve haberleri tanımıyoruz, reddediyoruz”
35. Yine güç sarhoşluğu ile sözlerine devam edip Peygamber ve onunla birlikte olan mü’minlere: “Bizim mallarımız ve çocuklarımız sizlerden daha çok. Bu durum, bizim doğru yolda olduğumuzun ispatıdır. Siz doğru yolda olsaydınız bu nimetlere biz değil siz sahip olurdunuz. Madem dünyada bu kadar nîmete nâil olduk. Bu gücümüz sayesinde sizin iddiâ ettiğiniz gibi âhirette azaba uğratılacak falan değiliz” dediler.
36. Ey Resûlüm! Sen onlara de ki: “Şüphesiz benim Rabbim imtihan sırrı gereğince gayret edene ve tercih ettiğine dilediği kadar rızkı bol bol verir ve dilediğine de kısıtlı verir. Bundan dolayı kibirlenmeye hakkınız yoktur. Ancak insanların çoğu gerçek üstünlük ölçüsünün ancak ahlâk, dürüstlük ve erdemlilik olduğunu anlayıp bilmek istemezler. Bilâkis malın ve evlâdın çokluğunu şeref zannederler.
37-38
MEAL
37. Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de çocuklarınızdır. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna. İşte onlara yaptıklarından dolayı kat kat mükâfat vardır ve onlar (cennet) odalar(ın)da güven içindedirler.
38. Ayetlerimiz konusunda (mü’minleri) acze düşürmek için koşuşturanlara gelince işte onlar da azabın içine getirilirler.
MUSTAFA ÇEVİK
37-38 Ey insanlar! Sizleri Allah’a yakınlaştıracak olan ne mallarınız ne sayılarınız ne de makamlarınızdır. Kim Allah’a iman edip, yalnız O’nu ilah edinir, yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamak ve yaşatmak uğrunda elinden gelen gayreti gösterirse, işte onlar yaptıklarının kat kat karşılığı ile ödüllendirilecekler, cennet köşklerinde mutlu, güven ve huzur içinde yaşayacaklar. Allah adına yapılan davete sırt dönenlerle, onu bozuk göstermeye çalışanlar ise yaptıklarının karşılığı azapla cezalandırılacaklar.
MEAL AÇIKLAMASI
37. Ey insanlar! Bilin ki Bizim katımızda sizi mertebece Allah’a yaklaştıracak olan ne makamlarınız ne mallarınızın çokluğu ne de çocuk sayılarınızdır. Ancak Allah’a iman edip yalnız O’nu ilah edinen ve malını hayra harcayıp, çocuklarını da dini emirlere yönelterek imanlarına yaraşır güzellikte salih amel işleyenler ve Allah’ın istediği hayat nizamını yaşayıp yaşatmak uğrunda elinden gelen gayreti gösterip yasalarımıza uyanlar, bu üstünlüğe lâyık olabilirler. İşte onlara yaptıkları güzel şeylere karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennetin yüksek köşklerinde sonsuza dek huzur ve güven içinde yaşayacaklardır.
38 Kur’an’ın hükümlerini geçersiz kılmak ve insanlara ulaşmasına engel olarak için Allah adına yapılan davete sırt dönenlere ve yasalarımıza karşı çıkıp ayetlerimize karşı yarışırcasına mücâdele edenlere gelince. İşte onlar da yaptıklarının karşılığı olarak inkâr ettikleri cehennemde, korkunç bir azapla yüz yüze geleceklerdir.
39
MUSTAFA ÇEVİK
39 De ki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol, dilediğine de sınırlı verir. Her kim de kendine verilenden Allah’ın daveti yolunda harcarsa, Allah harcadığının yerini doldurur. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
MEAL AÇIKLAMASI
39. Servetinden eksilir korkusuyla yoksullara yardım etmekten kaçınanlara de ki: “Rabbim kullarından gereği üzere çaba sarf edene ve istediğine imtihan için rızkı arttırır ve gerekirse de bir ölçüye göre azaltır. Öyleyse, malınızı cömertçe harcamaktan korkmayın! Unutmayın ki, her kim kendine verilenden Allah’ın daveti ve hayır yolunda her ne harcamışsa, Allah daima onun yerini servet veya kalp huzuru vererek doldurur. Ve dilediği zaman, dilediği şekilde harcadığınız değerli malların yerine bu dünyada daha iyisini ve yenisini verir. Âhirette ise kat kat fazlasıyla verecektir. İyi bilin ki O rızık verenlerin en hayırlısıdır.
40-43
MEAL
40. O gün onların hepsini biraraya toplar sonra meleklere: “Bunlar size mi tapıyorlardı?” der.
41. Derler ki: “Seni tenzih ederiz. Bizim dostumuz onlar değil sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı.”
42. Bugün birbirinize fayda veya zarar vermeye gücünüz yetmez. Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın.
43. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda: “Bu sizi atalarınızın tapmakta olduklarından alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir” derler. Yine: “Bu (Kur’an), uydurulmuş bir düzmeceden başka bir şey değildir” dediler. İnkâr edenler, hak kendilerine gelince onun için: “Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” dediler.
MUSTAFA ÇEVİK
40-43 Hesap Günü Allah dünya hayatlarında meleklerin yardımına sığınanlarla melekleri bir araya getirecek ve onlardan soracak, “Sizleri Allah’la birlikte ilah edinip yardım talep ederek Allah’a ortak koşanlar bunlar mıydı?” Melekler ise şöyle cevap verecekler: “Hâşâ! Bizim asla onların bizden beklediklerini yapmaya gücümüz yetmez. Onlar bizim dostumuz da olamazlar, bizim dostumuz Sensin. Onlar şeytanın vesvesesine kapılıp, körcesine onun tuzağına düşüp oyununa alet oldular.” Bunun üzerine müşrik ve kâfirlere Allah şöyle diyecek: “Siz yaratılmış olanlardan hiçbiriniz, bir diğerinize ne bir fayda verebilir ne de gelecek bir zararı önlemeye güç yetirebilirsiniz. Şimdi inanmak istemediğiniz cehennem azabını tadın bakalım!” Bunlar Allah adına apaçık âyetlerle kendilerini davet eden Peygamber’e: “Bu adam bizleri atalarımızın hayat nizamından koparmak, onun yerine başka bir nizam kurmak isteyen biri, söyledikleri de kendi uydurduklarından başka bir şey değil. Kur’an’da Allah’a isnat ettiği büyüleyici sözlerden ibaret bir düzmece.” diyerek karşı çıkmışlardı
MEAL AÇIKLAMASI
40. Kıyâmetin ardından O Hesap günü, Allah meleklerin yardımına sığınmış olanların hepsini bir araya toplayacak sonra da meleklere soracak: ” Bana ibadet etmeleri gerekirken Allah’la birlikte sizleri ilah edinip yardım talep eden ve böylece Allah’a ortak koşup kulluk edenler bunlar mıydı? Bunu onlara siz mi emrettiniz?
41. Melekler ise derler ki: “ Hâşâ! Biz asla onlara bize tapmalarını emretmedik, böyle bir şey söylemek bizim ne haddimize Ey Rabbimiz! Seni şirkten tenzih ederiz Sen her türlü kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuz olan Subhân’sın. Bizim asla onların bizden beklediklerini yapmaya gücümüz yetmez. Bizim bu iftiralar karşısında sığınacağımız dostumuz velimiz yakın olan koruyucumuz onlar değil yalnız sensin. Aslında, onlar şeytanın vesvesesine kapıldılar ve onun tuzağına düşüp oyununa alet oldular Onlar bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman aslında melek olduklarını zannettikleri görünmez hayali ve varlıklar olan şeytani cinlere körcesine yalvarıp ibâdet ediyorlardı. Hattâ çoğu onların yalanlarına inanmıştı.”
42. Allah Meleklerin bu tanıklığından sonra, müşrik ve kâfirlere şöyle diyecek: Siz yaratılmış olanlar bugün hesap günü. Burada birbirinize fayda veya zarar vermeye ve gelecek bir zararı önlemeye gücünüz yetmez. Şirk ve isyanla nefislerine zulüm edenlere de diyeceğiz ki: Dünyada iken yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın bakalım!”.
43. Allah adına apaçık ayetlerimiz birbirini açıklayacak şekilde onlara okunduğunda o zalimler kendilerini davet eden Peygamber’e ve halka seslenerek: “ Muhammed’in güzel sözlerine aldanmayın! Bu adam atalarınızın kulluk ettiği hayat nizamındansizi vazgeçirmek ve onun yerine başka bir nizam kurmak istiyor ” derler. Bu şekilde halkı kandıramayacaklarını anlayınca: “Bu söyledikleri de Allah’a karşı kendi uydurduğu yalandan başka bir şey değildir” dediler. İnkâr edenler, hakikat kendilerine ulaşıp Kur’an gönülleri fethetmeye başlayınca onun kitlelerce benimsenmesini engellemek için bu sefer de ağız değiştirip: “Bu Kur’an açıkça büyüleyici ve düzmece sözlerden başka bir şey değildir Çünkü okuma yazma bilmeyen bir insan, böylesine harikulade sözler söyleyemez” dediler. Peki bu zâlimler, hangi delile dayanarak Kur’an’ı reddediyorlar?
44
MUSTAFA ÇEVİK
44 Hâlbuki Biz onlara şirk nizamlarının ve ona bağlı ahlakın doğru olduğunu bildiren bir kitap da göndermedik ki, ondan ders almış da onu savunuyor olsunlar. Ayrıca senden önce gönderdiğimiz bir peygamberden de duymuş olamazlar.
MEAL AÇIKLAMASI
44. Sana bu iftirayı atan Mekke’li müşrikler, hangi bilgi veya belgeye dayanıyorlar ki, Kur’an hakkında ileri geri konuşuyorlar? Ey Muhammed Halbuki biz onlara şirk nizamlarının doğru olduğunu bildiren ve Allah’a ortak koşmanın doğruluğuna delil olacak okuyacakları bir kitap göndermedik ki araştırıp ondan ders alsınlar da onu savunuyor olsunlar. Ayrıca senden önce Allah’a ortak koşmaya davet eden kendi aralarından bir uyarıcı da göndermemiştik ki peygamberden de duymuş olamazlar. Hal böyleyken şimdi onlar Kur’an’ı reddedip küfre ve şirke sarılırlarken, bu küfürlerini, bu şirklerini hangi kitaba, hangi elçiye dayandırıyorlar? Uydurulduğunu nereden biliyorlar? Büyülü sözler olduğunu nereden biliyorlar? Dinleyip öğüt almaları gerekmez miydi? O halde kâfirler ve münafık kimseler bu cesareti nereden almaktalar?
45
MUSTAFA ÇEVİK
45 Bu müşriklerden önce gelip geçenlerin de çoğu, Allah adına yapılan daveti reddetmiş, peygamberlerini yalancılıkla suçlamışlardı. Bunlar öncekilere verdiğimiz nimetlerin onda birine bile sahip değiller. Sonunda onları cezalandırmamız çok çetin oldu.
MEAL AÇIKLAMASI
45. Mekke müşrikleri ilk değil, onlardan önceki Âd, Semûd ve Lût gibi gelip geçen ümmetlerin de çoğu Allah adına yapılan daveti reddetmiş, kitap ve uyarıcılar gönderilmesine rağmen, peygamberlerini yalancılıkla suçlamışlardı. Bugünkü müşrikleri de aynı âkıbet bekliyor! Sakın servetlerine, güçlerine güvenmesinler. Halbuki bu Mekkeliler, öncekilere verdiğimiz güç kuvvet ve nimetlerin onda birine bile ulaşamadılar. Fakat bahşettiğimiz bunca nimete rağmen onlar şımararak gerçeği ve elçilerimi yalanladılar. Ama Mekke müşriklerinden on kat güçlü olmaları başlarına gelen felaketi engelleyemez. Sonunda yapmış oldukları küfür ve isyana karşılık olarak kendilerini öyle cezalandırdık ki Beni tanımamak ve inkâr etmek nasılmış gördüler.
46-47
MEAL
46. De ki: “Size bir şeyi öğütlüyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker durup sonra düşünmenizi. (Göreceksiniz ki) arkadaşınızda hiçbir delilik eseri yoktur. O ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.”
47. De ki: “Ben sizden bir ücret istemişsem o sizin olsun. Benim ecrim ancak Allah’a aittir. O, her şeye şahittir.”
MUSTAFA ÇEVİK
46-47 Ey Peygamber! Hakikate sırt dönenlere de ki: “İster bir araya geldiğinizde, isterseniz kendi kendinizle baş başa kaldığınızda elinizi vicdanınıza koyup bir düşünün. O zaman benim size peygamber olarak görevlendirilmiş bir arkadaşınız olduğumu ve bende delilikten bir eser olmadığını anlayacaksınız. Ben yalnızca şiddetli azaba uğramamanız için sizi uyaran bir elçiyim. Ve bu tebliğ vazifeme karşılık sizden herhangi bir ücret ya da başka bir şey beklemiyorum, benim mükâfatımı verecek olan Allah’tır. O, her şeyi görmekte ve bilmektedir.”
MEAL AÇIKLAMASI
46. Ey Peygamber! Hakikate sırt dönenlere de ki: “ Hakkı yalanlamaya devam ederseniz, sizin de sonunuz iyi olmaz. Size bir tek öğüt veriyorum: Bu öğüdümü ister teker teker veya ister baş başa verip ikişer ikişer bir araya gelip Allah’a yönelin. Sonra kendi kendinizle baş başa kaldığınızda samîmî olarak elinizi vicdanınıza koyup Allah için bir düşünün. O zaman anlayacaksınız ki çocukluğunuzdan beri aranızda bulunan ve peygamber olarak görevlendirilmiş arkadaşınızda delilikten hiçbir eser yoktur. O ancak zâlimleri bekleyen şiddetli bir azap öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.”
47. De ki: “ Öğüdüm üzerinde düşünürken şunu da dikkate alın. Ben sizden bu tebliğ vazifeme karşılık en ufak bir ücret ya da başka bir şey istemiyorum. Eğer istemişsem o ücret misliyle sizin olsun. Allah’ın rızasını kazanmak gibi bir ücret varken, dünyada hiçbir ücretin benim için zerre kadar kıymeti yoktur. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ecrimi verecek olan Allah’tır. Başkalarının ne düşündüğü umurumda değil, çünkü O, her şeyi görüp bilir ve her şeye hakkıyla şahittir.”
48
MUSTAFA ÇEVİK
48 Ey Peygamber, de ki: “Rabbimizin bildirdiği âyetler ile amel etmemiz halinde bâtıl yok olup gidecektir. O, hiç kimsenin bilmediği doğruları bilir.”
MEAL AÇIKLAMASI
48. Ey Peygamber de ki: “Şüphesiz Rabbim bildirdiği âyetler ile amel etmemiz halinde bâtılı ortadan kaldıracak hakikati ve yalan olana karşı değişmez olan tüm gerçeği ortaya koyar ve böylece bâtıl yok olup gider. Siz gerçekler karşısında ne kadar direnseniz de O, bütün hiç kimsenin bilmediği ve görme imkânı olmayan gaybı gizlilikleri doğruları çok iyi bilendir? Gayb âlemini, sizin bilmediklerinizi, bilemeyeceklerinizi, yalnız o bilir.
49
MUSTAFA ÇEVİK
49 De ki: “Artık yaratılışınızın sebebi olan ilâhî hakikat gelmiştir. Beşerî olanlar ise sönüp gitmeye mahkûmdur.”
MEAL AÇIKLAMASI
49. O hâlde, küfrün karanlıklarını parçalayıp âlemleri aydınlatan Kur’an’ın meydana getireceği değişimi şimdiden müjdeleyerek de ki: “ Artık Kur’an’la birlikte size yaratılışınızın sebebi olan ilâhî hakikat ve gerçek sistem, İslâm geldi ve değişmez gerçek bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Yalan ve sahte olan beşerî sistemler sönüp gitmeye mahkûmdur. Çünkü Müslümanlar Kur’an’a bağlı kaldıkları sürece, batıl yani değersiz ve sahte olan şirk sistemleri, ne yeni bir şey başlatıp ortaya çıkarabilir, ne de eski gücünü geri getirebilir. Rabbimin gerçekleri ortaya konulunca; yalanların hiçbir hükmü yoktur.“
50-54
MEAL
50. De ki: “Eğer sapıtırsam kendi aleyhime sapıtmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam bu Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O duyandır, yakın olandır.”
51. Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yeri yoktur ve yakın bir yerden yakalanmışlardır.
52. “Ona inandık” derler. Ama onlar için, uzak bir yerden(ahirete göçtükten sonra) (imana) ulaşmak nerede?
53. Daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden Bilmedikleri gayba atıp tutuyorlardı.
54. Daha önce benzerlerine yapıldığı gibi kendileriyle arzuladıkları şeyler arasına engel konmuştur. Onlar gocundurucu bir tereddüt içindeydiler.
MUSTAFA ÇEVİK
50-54 De ki: “Şayet ben bildirilen doğrulardan saparsam kendime zulmetmiş, zarar vermiş olurum. Rabbimin davetine uyarsam, ancak o zaman doğru yolu bulmuş olurum. Allah kuluna şah damarından daha yakındır ve O her şeyi işitir.” Sen Allah’ın âyetlerine kulağını tıkayıp aklını kullanmayanların Kıyamet Günü kıskıvrak yakalandıkları zaman ki korkuyla nasıl büzüldüklerini, kaçacak yer bulamayıp da perişan olduklarını bir görsen! İşte O Gün: “Biz peygamberlerin Allah adına yaptıkları davete inandık.” diyecekler. Fakat asıl inandık, iman ettik demeleri gereken dünya, artık onlardan çok uzakta kalmıştır. Bugün iman etmelerinin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Hâlbuki onlar derin bir şüphe içinde hakikate sırtlarını dönmüş, gaybı umursamazlıktan gelmişlerdi. Şimdi bunlar kendilerinden öncekiler gibi dünyaya geri döndürülüp O’na yönelmenin arzusu ile yalvaracaklar, fakat artık dünyaya dönüş ile aralarına aşılması imkânsız bir set çekilmiştir.
MEAL AÇIKLAMASI
50. De ki: “Eğer ben sizin iddia ettiğiniz gibi bir yanlış yapar da doğru yoldan saparsam kendi aleyhime zulmedip sapıtmış ve zarar vermiş olurum. Sapıklığımın vebali ancak bana aittir. Eğer doğru yoldaysam bilin ki bu Rabbimin daveti olan, bana vahyettiği Kur’an’a ayetlerine uymam sayesindedir. Şüphesiz O kullarının yaptığı her şeyi duyandır ve her daim kuluna şah damarından daha yakın olandır.”
51. Ey Resûlüm! Allah’ın âyetlerine kulağını tıkayıp aklını kullanmayanların Kıyâmet günü kabirlerinden kalkıp korkuya kapıldıkları zaman nasıl perişan olduklarını bir görseydin. Artık onlar için azaptan hiçbir geri dönüş yeri ve kurtuluş yoktur. Ölüm melekleri tarafından cehenneme yakın bir yerde can damarlarından kıskıvrak yakalanmışlardır.
52. İşte o gün. Azabı gördüklerinde:“ Biz o Kur ’ana ve peygamberlerin Allah adına yaptıkları davete şimdi inandık” derler. Fakat iş işten geçip ahirete göçtükten sonra bu kadar uzaktan o kurtarıcı imana ulaşmak için tekrar dünyaya dönmek nasıl mümkün olur? Artık iş işten geçmiştir ve asıl inandık, iman ettik demeleri gereken dünya, artık onlardan çok uzakta kalmıştır. Bugün iman etmelerinin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Orası tevbe ve iman yeri değildir.
53. Halbuki onlar daha önce dünyadayken inanmaları gereken zamanda Kur’an’ı ve peygamberin tebliğ ettiklerini inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden cennet, cehennem gibi bilmedikleri gayb hakkında umursamayıp atıp tutuyorlardı. Hâlbuki hiçbir şey bilmiyorlardı.
54. Şimdi bunlar kendilerinden öncekiler gibi dünyaya geri döndürülüp O’na yönelmenin arzusu ile yalvaracaklar. Fakat daha önce benzerlerine yapıldığı gibi kendileriyle dünyaya dönüş arzuları ve iştah duyup peşlerinden koştukları şeyler arasına aşılması imkânsız bir set çekilmiştir. Çünkü onlar ahiret hakkında halkı tereddüde düşüren derin bir şüphe içinde bocalayıp duruyorlardı ve hakikate sırtlarını dönmüşlerdi. Ey insan! Ahirete ait bu gerçekleri öğrendikten sonra yapacağın şey: Gittiğinde, dünyada yaptıkların için keşke demeyeceğin, güzel bir hayatla Rabbinin huzuruna gitmeyi en büyük hedef yapmak olmalı.