Sure Hakkında
Ayet Sayısı
15
Mushaf (Kuran) Sırası
91
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
26
Sure Hakkında Bilgi
90
BELED SURESİ
GİRİŞ
Adı: Birinci ayet’teki “beled” kelimesi sureye isim olmuştur.
Nüzul zamanı: İçeriği ve üslubu, Mekke döneminin başlangıcında nazil olan surelere benzemektedir. Ama surenin içindeki bir işaret, bu sürenin nüzul zamanının, Mekkeli kafirlerin Rasulüllah’a düşman kesilerek O’na karşı her türlü zulmü ve haksızlığı reva gördükleri döneme denk düştüğünü göstermektedir.
Konu: Bu surede geniş bir konuya kısa kısa cümlelerle, özet olarak değinilmiş ve konu toparlanmıştır. Bu da Kur’an-ı Kerim’in icazıdır ki hakkında koca bir kitap yazılabilecek büyük bir konu, bu küçük surede kısa kısa cümlelerle ve müessir ifadeyle beyan edilmiştir. Surenin konusu, insanın dünyadaki yerini anlatmak ve aynı zamanda Allah’ın insan için iki yol olarak saadet ve şekaveti açık bıraktığını belirtmektedir. İnsana, bu iki yolu görmek ve takip etmek imkanı da yaratılmıştır. Saadet yolunu takip ederek güzel bir sona varmak veya şekavet ederek kötü sona ulaşmak insanın gayretine bağlıdır.
Önce Mekke şehrine ve onun içinde bulunan Rasulullah’ın üzerindeki musibetlere yemin edilerek, Rasulullah nazarında bütün Ademoğlu’nun vaziyeti; dünyanın insan için bir dinlenme yeri olmadığına delil olarak ileri sürülmüştür. İnsan bu dünyaya meşakkat içinde gelmiştir. Aynı konuyla ilgili olan Necm Suresinin 39. ayeti ile birleştirecek olursak, insanın istikbalinin, bu dünyadaki çalışmasına ve meşakkatine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
Bundan sonra insanın yanlış düşüncesi olan “bu dünyada sadece insanın varlığı vardır ve ondan üstün güç yoktur. İnsandan hesap da sorulmayacaktır” inancı düzeltilmektedir.
Daha sonra, insanın pek çok cahiliye tasavvurlarından biri olan, bu dünyada büyüklük ve fazîlet için ne gibi yanlış ölçüler kabul edildiği misal olarak ileri sürülmüştür. Bazı şahislar büyüklük için gösteriş olarak yığınlarca mal sarfeder. İsraf ettiği mal ile kibirlenir, halk da ona özenir. Halbuki onu gözeten Zat, kazandığı malı hangi yol ile kazandığını, ne niyetle ve hangi maksatla sarfettiğini gözetlemektedir.
Bundan sonra Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: Biz insana ilmî vasıtalar ve düşünme yeteneği vererek onun önünde iyi ve kötü olmak üzere iki yol açtık. Bir yol onu ahlâkî alçaklığa götürür ve onu izlemek için hiçbir gayrete de ihtiyacı yoktur. Tersine nefsini dünyevi lezzetlere bırakması yeterlidir. İkinci yol ise ahlâkî yüksekliğe ulaştırır. Bu yoldaki zor geçitlerden geçebilmesi için kendi nefsine cebretmesi gerekir. İnsan, zaafı nedeniyle bu zor geçitten geçmek yerine, aşağı düşmeyi tercih eder.
Sonra Allah, o zor geçidin ne olduğunu açıklamaktadır. Bu geçit, insanın oradan geçerek yükselebileceği yoldur. O zor geçit: İnsanın gösteriş, kibir ve riya için mal sarfetmeyi bırakarak; malı yetimlere, miskinlere yardım için sarfetmektir. Allah’a ve onun dinine iman ederek iman edenler topluluğuna katılmaktır. Böyle insanlardan oluşan bir cemiyet kurulmalı ve mensupları birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeli, insanlara merhamet göstermelidirler. Bu yolda yürüyenler Allah’ın rahmetine layık olurlar. Tersine öbür yolu izleyenlerin sonu ise, içinden çıkış yolu bulunmayan cehennem ateşidir.
Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)
1. Evrendeki mükemmel sistemin en parlak işareti olan güneşe ve onun huzur ve hayat verici ışığına, özellikle kuşluk vaktindeki aydınlığa ve yaydığı ısıya, Andolsun
2. Işığını güneşten alarak Güneşin batışından sonra ortaya çıkıp Onu izleyen yansıdığı kadarıyla ışığını aksettiren, güneşi takip eden aya,
3. Dünyanın kendi etrafında dönmesine bağlı olarak Onu yani Güneş’i izleyip açığa çıkardığı zaman gündüze,
4. Güneşi ve Gündüzün aydınlığını örtüp bürüyen geceye
5. Sayısız yıldızlarla dolu uçsuz bucaksız Gökyüzüne ve onu ayakta tutana ve bu denli muhteşem ve mükemmel bina edene. Allah'ın, göğü kurarken koyduğu kanunlara ve bir sistem çerçevesinde düzenleyen yüce Kudrete yemin olsun.
6. Yeryüzüne ve canlıların huzur ve güven içinde yaşayabilmesi için, onu düzenlediği plana, insanların istifadesi için her türlü nimet ve imkânlarla donatıp yayıp döşeyene.
7. İnsan olarak yaratılan her Nefse ve onu üstün ve yetenekli bir varlık olarak yaratılış gayesine uygun olarak şekillendirene. İnsanı yaratılış amacına uygun hale getirerek verdiği özelliklere ve kabiliyetlere.
8. Sonrada insanın tercihine bağlı olarak ona kötülüğe eğilimini ahlaki düşüklüklerini ve onlardan sakınma yollarını, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme yeteneği bahşedip, ilham edene ve öğreten yüce Rabbe yemin olsun ki. İnsan yaratılışından uzaklaşıp insanlığından çıktığı zaman, düzelmesi için doğru yolu gösterene, düşünüp akıl etmesini sağlayana andolsun!
9. Vahyin rehberliğinde, Peygamberin önderliğinde şekillenen bu yolda nefsini kötü alışkanlıklarını, günah kirlerini şirkten temizleyip arındıran kimseler kurtuluşa ermiştir. Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler, nefislerini temizler ve kula kulluktan kurtulurlar.
10. Nefsini korumayıp, günahlarla alçaltarak kirleten hilekâr kimseler ve kötülüklerini kirleriyle örtenlerse zarar edip kaybetmiştir, fitneye ve felakete sürüklenmiştir. Rabbine sırt dönenler dünyada ve âhirette hüsrana uğrarlar. Rabbinin insanlara gönderdiği yasalara değer vermeyenler, Arzularının yolundan giderek çıkarlarına göre yasalar koyanlar, çıkar yasalarına göre yaşayanlar kaybetmiştir. Böyleyken onlar yine Rabbine inanmayı, emirlerine uymayı, kendileri için alçalma olarak görürler. Allah’ı sevdiklerini iddia ederken Dünyadaki yaşamlarına Allah’ı karıştırmazlar. Allah’ın yasalarında ahirette uyulacak emirler varmış gibi, Allah dünyadaki işimize karışmasın, ama isteyen ahiret işlerini yapabilir derler. Onlar nasıl hüküm veriyorlar? Hiç akıllarını kullanmıyorlar mı? Rabbinin hangi yasası dünya için değil? Rabbinin hangi işi ahiret işidir? Andolsun! Rabbinin her yasası dünya işine aittir. Onların gerçek dışı sözlerinin peşine düşerek “Dünya işleri bize ait ahiret işleri Allah’a ait!” demeleri saçmalıktan ibarettir. Dünyada yaşayan insanlara niçin ahirette uyacakları yasalar emredilsin? Dünyadaki insana ahirette uyacakları yasalar emredilseydi, insanlar demez miydi; ahirette uyacağımız yasalardan bize ne? Biz şu an ahirette değil dünyada yaşıyoruz! Allah zalim mi ki ahiret hayatına ait yasaları dünyada emretsin? Ne az düşünüyor ne az akıl ediyorlar! Bilsinler Kur’an ahiret yasalarından değil dünya yasalarından söz eder.
11. Hatırlayınız ki, Peygamberleri Salih’in Allah adına yaptığı daveti reddeden müşrik Semud kavmi de azgınlığı yüzünden benliklerini inkâr ve isyanla kirleterek, Allah’ın azabına uğratılacakları konusunda uyarıldığı halde Sâlih peygamberi ve onunla gelen âyetleri yalanladı. Onlarda dünya işlerimize Allah karışamaz demişlerdi. İnsanlar arasında bozgunculuk yaptılar. Yeryüzündeki varlıklara güç kullanarak zorla el koydular. İnsanların çoğu açlık fakirlik içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışırken, onlar bolluk zenginlik içinde yaşadılar. Her türlü yalanı süslü sözlerle gerçek diye anlattılar. Onlar da aynen sizin gibi, Allah kendi işine baksın bizim dünya işimize karışmasın dediler. Onlar bu istekleriyle Allah’ı kendilerine köle yapmak istiyorlardı. Böylece Rabbine karşı isyan ettiler.
12. En azgın eşkıyaları zorbalık ve küstahlıkla ayaklanıp kesilmesi yasak olan deveyi öldürmek üzere ileri atılarak, Sâlih Peygamberin karşısına dikilmişti. Halkı yalanlarıyla tehditleriyle kandırarak Allah’a karşı gelmeye zorladılar. Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına karşı halkı kışkırttılar.
13. Fakat onlar uyarıları dikkate almaları için Salih’in kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Allah'ın elçisi onlara dedi ki: Allah size, bir mûcize ve imtihân olarak şu deveyi gönderdi. Bu deve sıradan bir deve değil bu deveyle sizi imtihan ediyor. Bu sahipsiz deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Şöyle ki, şu pınardan bir gün devenin, bir gün de sizin ve hayvanlarınızın su içme hakkınız olacak ve bu sıra hiç bozulmayacaktır. Eğer bu sınavda kaybedenlerden olmak istemiyorsanız "Allah'ın deneme için size gönderdiği devesine zarar vermeyin ve onun su içme hakkına engel olmayın". Aksi hâlde, bunun cezasını en ağır biçimde ödersiniz, diye uyarmıştı.
14. Ancak elçiyi hiçe sayıp Salih’i yalanladılar, Allah’a itaatin simgesi olan o deveyi kestiler. Allah’ın kendilerini bununla imtihan edeceğini bildirmesine rağmen, onlar âdeta kendileri Allah’ı imtihan edercesine devenin su içme hakkını kullandırtmadıkları gibi, hayvanı vahşice öldürdüler. Rableri de bu küstahlıkları ve günahları sebebiyle üzerlerine şiddetli azap indirdi ve orayı büyük küçük bırakmadı dümdüz etti. Bakın bakalım! Onlardan bir eser kalmış mı? Andolsun ki Rabbin verdiği örnekteki gibi; yeryüzünde haksızlık eden her toplumu dilediği an cezalandırır. Eğer yaşamalarına izin veriliyorsa; bunda bilmediğiniz nedenler vardır.
15. Helâk onlara müstahak oldu. Çünkü bu toplum kendi sonundan da korkmuyordu, onlarda yaptıkları işin sonucuna dair herhangi bir korku ve endişe yoktu. Onlar böyle bir akıbetle karşılaşacaklarına hiç inanmıyorlardı. Allah, asla Bunun gibi intikamların ve bu işin sonundan da çekinmez ve hiçbir güç O’nu durduramaz. Rabbiniz sizlerden korkmaz. Sanki sizin meydan okumanızdan dolayı Allah korkacak, sizi cezalandırmayacak öyle mi? Andolsun ki yaptığınız her şey yazılmaktadır. Ummadığınız yerden size azap gönderilecektir. Allah’ın azabı geldiği gün neye uğradığınızı şaşırırsınız.”
1-10
MEAL
1. Andolsun güneşe ve onun ışığına,
2. Onu izlediği zaman aya,
3. Onu açığa çıkardığı zaman gündüze,
4. (Gündüzün) aydınlığını örtüp bürüdüğü zaman geceye
5. Gökyüzüne ve onu kurana,
6. Yeryüzüne ve onu yayana,
7. Nefse ve onu şekillendirene,
8. Sonra ona kötülüğe eğilimini ve takvasını ilham edene.
9. Onu arındıran kurtuluşa ermiştir.
10. Onu (kötülüklerin kirleriyle) örtense kaybetmiştir.
MUSTAFA ÇEVİK
1-10 Güneş’e ve onun aydınlığına, Güneş’in ardından gelen Ay’a, (Güneş’in) aydınlattığı zaman ortaya çıkan gündüze, onu örtüp bürüdüğü zaman geceye, göğe ve onu bina edene, yere ve onu yayıp döşeyene, nefse ve onu kusursuz biçimlendirene, sonra da ona doğruyu ve yanlışı ilham edip ayırt etme kabiliyetini bahşedene and olsun ki, Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler, nefislerini tezkiye eder, kula kulluktan ve yozlaşmaktan kurtulurlar. Ona sırt dönenler ise dünyada ve âhirette hüsrana uğrarlar.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Andolsun evrendeki mükemmel sistemin en parlak işareti olan güneşe ve onun huzur ve hayat verici ışığına, özellikle kuşluk vaktindeki aydınlığa, yaydığı ışık ve ısıya,
2. Işığını güneşten alarak Güneşin batışından sonra ortaya çıkıp Onu izleyen yansıdığı kadarıyla ışığını aksettiren, güneşi takip eden aya,
3. Dünyanın kendi etrafında dönmesine bağlı olarak Onu yani Güneş’i izleyip açığa çıkardığı zaman gündüze,
4. Gündüzün aydınlığını örtüp bürüdüğü zaman geceye
5. Sayısız yıldızlarla dolu uçsuz bucaksız Gökyüzüne ve onu ayakta tutana, bu denli muhteşem ve mükemmel bina edene, Allah’ın, göğü kurarken koyduğu kanunlara ve kullandığı tekniğe ve bir sistem çerçevesinde düzenleyen yüce Kudrete
6. Yeryüzüne ve canlıların huzur ve güven içinde yaşayabilmesi için, onu yeryüzünü düzenlediği ölçüye, plana, hesaba, insanların istifadesi için her türlü nimet ve imkânlarla donatıp yayana, yayıp döşeyene,
7. İnsan olarak yaratılan her Nefse ve onu üstün ve yetenekli bir varlık olarak yaratılış gayesine uygun olarak şekillendirene, bir düzen içinde biçim veren, nefse ve onu yaratılış amacına uygun dengeli muhkem hale getirerek verdiği özelliklere ve kabiliyetlere!
8. Sonrada insanın tercihine bağlı olarak ona her nefse, kötülüğe eğilimini imanı ve ahlaki düşüklüklerini ve onlardan sakınma yollarını, küfür ve kötülükten sakınma çarelerini, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme yeteneği bahşedip, ilham edene ve öğreten yüce Rabbe yemin olsun ki. Nefsi, insanı, günah işleme, mantıklı düşünme ve dinin dışına çıkma zaaflarıyla, vicdan azabıyla; takva esaslarını-Kur’an esaslarını benimseme ve hayata geçirme, Allah’a sığınma, emirlerine yapışma, günahlardan arınma, azaptan korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla özgürce şahsiyetini geliştirme, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma kabiliyetiyle donatana! İnsana kötü ile iyiyi, doğruluk ile sapıklığı birbirinden ayıracak özellik ve ölçüyü öğretene veya insanlara hayrı ve şerri, itaat ve isyanı ilham ile öğreten Allah’a, İnsan yaratılışından uzaklaşıp insanlığından çıktığı zaman, kötü yola düştüğü zaman, düzelmesi için kalbine iyiliği koyana, doğru yolu gösterene, düşünüp akıl etmesini sağlayana güneş, ay, gece, gündüz, yer gök gibi yaratılan her şey andolsun!
9. Yaratan Tek olduğu gibi insanlığı dünyada ve ahirette ebedi saadete ulaştıran yol da tektir. Vahyin rehberliğinde, Peygamberin örnekliğinde şekillenen bu yolda nefsini kötü arzu ve alışkanlıklarını, günah kirlerini şirkten temizleyip terbiye eden ve arındıran kimseler kurtuluşa ermiştir. Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler, nefislerini tezkiye eder, kula kulluktan ve yozlaşmaktan kurtulurlar. Allah’a itaat ederek kim benliğini temizlerse, günah ve isyan kirinden kesinlikle kurtulmuştur. Elbette benliğini kötülüklerden arındırıp düzeltenler, iyilikle yücelenler kazanmıştır. Her gün gördüğünüz güneş, ay, gece, gündüz, gökyüzü, yeryüzü ne kadar gerçekse, kendiniz ne kadar gerçekseniz, Rabbinizin emirlerine uyup kurtulmak da o kadar gerçektir. Gerçek olarak gördüklerinizi, gerçek olarak yaşadıklarınızı yalanlayamıyorsanız, Rabbinizin sözünü de yalanlayamazsınız.
10. Onu yani Nefsini korumayıp, günahlarla alçaltarak kirleten, fesada uğratan hilekâr kimseler ve kötülüklerin kirleriyle örtense zarar edip hüsrana uğrayarak kaybetmiştir, fitneye ve felakete sürüklenmiştir. Ona sırt dönenler ise dünyada ve âhirette hüsrana uğrarlar. Rabbinin insanlara gönderdiği yasalara değer vermeyenler. Rabbinin yasalarına göre yaşamayanlar kaybetmiştir. Arzularının yolundan giderek çıkarlarına göre yasalar koyanlar, çıkar yasalarına göre yaşayanlar kaybetmiştir. Onların çıkarlarına yönelik yazboz yasaları insanlığa huzur getirmez. Onların geçmişi yanılgılarla pişmanlıklarla doludur. Böyleyken onlar yine Rabbine inanmayı, emirlerine uymayı, kendileri için alçalma olarak görürler. Allah’ı sevdiklerini iddia ederken Allah dünya işlerini bizim kadar bilemez derler. Dünyadaki yaşamlarına Allah’ı karıştırmazlar. Allah’ın yasalarında ahirette uyulacak emirler varmış gibi, Tanrı dünyadaki işimize karışmasın, ama isteyen ahiret işlerini yapabilir derler. Onlar nasıl hüküm veriyorlar? Hiç düşünmüyorlar mı? Hiç görmüyorlar mı? Hiç akıllarını kullanmıyorlar mı? Rabbinin hangi yasası dünya için değil? Rabbinin hangi işi dünya işi değil? Rabbinin hangi işi ahiret işidir? Andolsun! Rabbinin her yasası dünya işine aittir. Onların gerçek dışı sözlerinin peşine düşerek “Dünya işleri bize ait ahiret işleri tanrıya ait!” demeleri saçmalıktan ibarettir. Rabbin dünyada yaşayan insanlara yasalarını göndermektedir. Dünyada yaşayan insanlara niçin ahirette uyacakları yasalar emredilsin? Dünyadaki insana ahirette uyacakları yasalar emredilseydi, insanlar demez miydi; ahirette uyacağımız yasalardan bize ne? Biz şu an ahirette değil dünyada yaşıyoruz! Allah zalim mi ki ahiret hayatına ait yasaları dünyada emretsin? Ne az düşünüyor ne az akıl ediyorlar! Andolsun ki şeytan onlara büyük bir yalan öğretmiştir. Onlar şeytanın öğrettiği yalana uyuyorlar. Bilsinler ki Kur’an ahiret işlerinden değil dünya işlerinden söz eder. Kur’an ahiret yasalarından değil dünya yasalarından söz eder.
11-15
MEAL
11. Semud (kavmi) azgınlığı yüzünden (peygamberi) yalanladı.
12. En bahtsızları ortaya atılınca.
13. Allah’ın elçisi onlara dedi ki: “Allah’ın devesi(ne) ve onun su içme hakkı(na engel olmayın)”.
14. Ancak onu yalanladılar, o (deve)yi kestiler. Rableri de günâhları dolayısıyla üzerlerine şiddetli azap indirdi ve (orayı) dümdüz etti.
15. Bunun sonundan da korkmamaktadır.
MUSTAFA ÇEVİK
11-15 Peygamberleri Salih’in Allah adına yaptığı daveti reddeden azgın, müşrik Semûd kavmi de bu tutumlarından vazgeçmemeleri halinde, Allah’ın azabına uğratılacakları konusunda uyarılmıştı. Fakat onlar uyarıları dikkate almaları için Salih’in kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Bunun üzerine Allah onlara, O Güne kadar görmedikleri bir deve gönderip, ona zarar vermemeleri konusunda uyarıp, kendi hayvanlarını suladıkları yerden bir gün bu devenin, bir gün de kendi hayvanlarının sıraya riayet ederek su içmelerini bildirdi. Allah’ın kendilerini bununla imtihan edeceğini bildirmesine rağmen, onlar âdeta kendileri Allah’ı imtihan edercesine devenin su içme hakkını kullandırtmadıkları gibi, hayvanı vahşice öldürdüler. Bunun üzerine Allah da bu küstahlıkları, azgınlıkları ve kendisine başkaldırmaları sebebiyle onları yıkıma uğratıp, helak etti. Onlar böyle bir akıbetle karşılaşacaklarına hiç inanmıyorlardı.
MEAL AÇIKLAMASI
11. Hatırlayınız ki, Peygamberleri Salih’in Allah adına yaptığı daveti reddeden azgın, müşrik Semud kavmi de azgınlığı yüzünden benliklerini inkâr ve isyanla kirleterek, Allah’ın azabına uğratılacakları konusunda uyarıldığı halde Hakkı ve Sâlih peygamberi ve onunla gelen âyetleri yalanladı. Geçmişteki topluluklardan Semud kavimi de aynı şeyi yapmıştı. Onlarda dünya işlerimize Allah karışamaz demişlerdi. İnsanlar arasında bozgunculuk yaptılar. İhtiyaç sahiplerini ortada bıraktılar. Yeryüzündeki varlıklara güç kullanarak zorla el koydular. İnsanların çoğu açlık fakirlik içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışırken, onlar bolluk zenginlik içinde yaşadılar. İnsanlar arasında sınıfsal farklılıklar oluşturdular. Her türlü yalanı süslü sözlerle gerçek diye anlattılar. Kendilerini diğer insanlardan üstün gördüler. Onlar da aynen sizin gibi, Allah kendi işine baksın bizim dünya işimize karışmasın dediler. Allah bize baksın, bizi doyursun, yedirsin, içirsin, zayıflıklarımızda güç versin, hastalıklarımızda şifa versin ama dünya hayatımıza karışmasın dediler. Onlar bu istekleriyle Allah’ı kendilerine köle yapmak istiyorlardı. Böylece Rabbine karşı azgınlaştılar. Rabbine karşı isyan ettiler. Yeryüzünde haksızlık yaparak zulmettiler. Bilin ki Allah insanların hizmetçisi değildir.
12. En azgın eşkıyaları bahtsızları zorbalık ve küstahlıkla ayaklanıp kesilmesi yasak olan deveyi öldürmek üzere ileri atılarak, Sâlih Peygamberin karşısına dikilmişti. Onların elebaşları azdıkça azdı! Halkı yalanlarıyla tehditleriyle kandırarak Allah’a karşı gelmeye zorladılar. Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına karşı halkı kışkırttılar.
13. Fakat onlar uyarıları dikkate almaları için Salih’in kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Allah’ın elçisi onlara dedi ki: Allah size, bir mucize ve imtihân olarak şu deveyi gönderdi. Bu deve sıradan bir deve değil bu deveyle sizi imtihan ediyor. Bu sahipsiz deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Şöyle ki, şu pınardan bir gün onun, bir gün de sizin ve hayvanlarınızın su içme hakkınız olacak ve bu sıra hiç bozulmayacaktır. Eğer bu sınavda kaybedenlerden olmak istemiyorsanız “Allah’ın deneme için size gönderdiği devesine zarar vermeyin ve onun su içme hakkına engel olmayın”. Aksi hâlde, bunun cezasını en ağır biçimde ödersiniz, diye uyarmıştı. Allah’ın Resulü Salih “Allah’ın devesine dokunmayın! Rabbimin yarattığı, yeryüzünde yaşattığı bütün canlı varlıkların yeryüzünün nimetlerinden yararlanma hakkı vardır. Bu nedenle sizlerle sözleştik. Eğer gerçekten sözünüzde duruyorsanız, dürüstseniz, haksızlık yapmıyor, adalet içindeyseniz deveye dokunmazsınız. Sözünüze uyarsınız. Rabbim yeryüzündeki nimetleri hak ve adalet içinde paylaşmakla sizleri sınamaktadır. Hiç şüphesiz ki Rabbim içinizdeki düşünceyi bilir. Sizin gerçeğinizi çok iyi bilir!” demişti.
14. Ancak elçiyi hiçe sayıp onu yani, Salih’i yalanladılar, Allah’a itaatin simgesi olan o deveyi kestiler. Allah’ın kendilerini bununla imtihan edeceğini bildirmesine rağmen, onlar âdeta kendileri Allah’ı imtihan edercesine devenin su içme hakkını kullandırtmadıkları gibi, hayvanı vahşice öldürdüler. Rableri de bu küstahlıkları, azgınlıkları ve kendisine başkaldırmaları günahları sebebiyle üzerlerine şiddetli azap indirdi ve orayı büyük küçük bırakmadı dümdüz etti, helake uğrattı. Onlar sözlerini çiğnediler. Salih’le yaptıkları antlaşmayı bozdular. Deveyi keserek öldürdüler. Su hakkında yaptıkları paylaşım kurallarını çiğnediler. Suyu kendi mülklerine geçirdiler. Böylece doğanın dengesini bozdular. Develerini kesince etsiz sütsüz kaldılar. Suların yerini değiştirince sular kayboldu. Yaptıkları haksızlık üzerine doğal yasalar hükmünü sürdürmeye başladı. Doğal dengeler bozulduğu için yaşadıkları yerler yıkıldı, dümdüz oldu. Kesip yiyecekleri hayvanların nesli tükendi. Sular çekildi. Yaşadıkları yerler yaşanmaz bir hale geldi. Bakın bakalım! Onlardan bir eser kalmış mı? Oralardan sürekli geçiyorsunuz. Kervanlarınız onların kalıntıları arasından geçiyor. Kalıntıları gördükleri halde düşünmüyorlar mı? Acaba buralarda yaşayanlara ne oldu demiyorlar mı? Ne oldu da yaşayıp dururken yok edildiler? Suçları neydi? Hiç sormuyorlar mı? Andolsun ki Rabbin verdiği örnekteki gibi; yeryüzünde haksızlık eden her toplumu dilediği an cezalandırır. Eğer yaşamalarına izin veriliyorsa; bunda bilmediğiniz nedenler vardır.
15. Helâk onlara müstahak oldu. Çünkü bu toplum kendi sonundan da korkmuyordu, onlarda yaptıkları işin sonucuna dair herhangi bir korku ve endişe yoktu. Onlar böyle bir akıbetle karşılaşacaklarına hiç inanmıyorlardı. Allah, asla Bunun gibi intikamların ve bu işin sonundan da çekinmez ve hiçbir güç O’nu durduramaz. Sâlih de bunun ümmetine, mü’minlere bir zararı dokunacağı endişesini taşımıyordu. Çünkü O’nun üstünde O’nu sorumlu tutacak, O’na zarar verebilecek hiçbir kuvvet ve kudret yoktur. O adaletle hükmettiği için, her şeyi yerli yerinde ve güzeldir. İmtihan gereği üstünlerin, iyilerin oluşması için, bazılarının kaybetmesi lazım. Ve kimsenin, neden ben böyle oldum? Diye şikâyet hakkı yoktur. Çünkü kendisi isteyerek yanlışı tercih etmiştir. Ey resulüm onlara söyle! “Geçmişteki Semud halkı gibi Rabbinize karşı gelirseniz, emirlerini yerine getirmekten kaçınarak karşı gelirseniz. Başınıza gelecek budur. Gücünüze kuvvetinize dayanarak şımarmanız, Rabbinize karşı isyan etmeniz hiçbir şeyi değiştirmez. Rabbiniz dünyada yapılan her işin sonunu mutlaka tamamlar. Rabbiniz sizlerden korkmaz. Sizlere azap göndermekten de korkmaz. Ne kadar aptalca düşünceler içindesiniz. Sanki sizin meydan okumanızdan dolayı Allah korkacak, sizi cezalandırmayacak öyle mi? Andolsun ki yaptığınız her şey yazılmaktadır. Ummadığınız yerden size azap gönderilecektir. Allah’ın azabı geldiği gün neye uğradığınızı şaşırırsınız.”