Şuara Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

Mushaf (Kuran) Sırası

Nuzül (İniş)Yeri

Nüzül (İniş) Sırası

Sure Hakkında Bilgi

Açıklamalı Meal

1. Ta. Sin. Mim. Bunlar sizin dilinizi oluşturan seslerin harfleridir.

2. Dinle bak, Ey dünya işlerine dalmış insan. Bunlar insanlığa mutluluk ve kurtuluş yollarını gösteren ve gerçeği bütün açıklığıyla apaçık şekilde ortaya koyan Kitab’ın ayetleridir. Kur’an ile sizlere konuşup, anlaştığınız, dilinizin seslerinden oluşan sözlerle gerçekler açıkça bildirilmektedir.

3. Ey Peygamber! İnsanları o kadar çok seviyor, onların ebedi hayatlarını öylesine dert ediniyorsun ki, onlar bu kitabın âyetlerine ve çağrına uymayıp iman etmiyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini kahredeceksin. Bu kadar niçin üzülüyorsun? Ayetlerimizle bütün gerçekleri açıkladık. Yine de inkâr mı ediyorlar? Nasılsa günü gelince inkârlarının hesabını verecekler.

4. Şayet biz onları zorla imana getirmeyi istesek, onların üzerlerine gökten öyle müthiş bir mucize indirirdik ki. O zaman mecburen hepsi Allah’ın hükmüne derhal teslim olup boyun eğerlerdi. Ayı, güneşi dünyaya yakınlaştırsaydık, engellemeye güçleri yeter miydi? Güneş onlara birazcık yaklaştırılsa veya birazcık uzaklaştırılsa halleri nice olurdu? Ama buna gerek duymadık. Biz sana onların istedikleri mucizeleri değil, insanlara tevhit hakikatini açık seçik anlatan Kur’an ayetlerini vahyediyoruz. Biz insanların zorla değil, özgür bir şekilde iman etmelerini isteriz. O hâlde, iman etmiyorlar diye kendini daha fazla perişan etme.

5. Hakikati inkâra kendilerini şartlandırmış olan müşriklere, Rahman’dan ne zaman yeni bir uyarı, bir peygamber veya kitap gelse, mutlaka inkâr edip ondan yüz çevirirler. Hâlbuki Rabbin belki düşünüp yanlışlarından vazgeçerler diye onları bağışlamak için öğüt veriyor.

6. Nitekim onlar kıyâmet ve öldükten sonra dirilme gibi gerçekleri yalanlıyor ve Kur’an’ı alaya alıp yüz çeviriyorlar. Kendilerine tevhit hakikatini ve senin peygamberliğini açıkça gösteren o kadar ayet geldiği halde ısrarla hepsini reddetmektedirler. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar yalanladıkları ve alaya aldıkları bu şeylerin gerçek olduğuyla ilgili azap haberleri pek yakında yakalarına yapışacaktır. Onlar alay edip yüz çevirdikleri davetin, gerçeğin ta kendisi olduğunu ve nasıl bir hüsranla karşılaşacaklarını yakında göreceklerdir.

7. Bu gerçeğin şahitliğinde, yeryüzüne ibretle ve dikkatle bakmazlar mı? İnsanların faydasına sunduklarımız üzerinde hiç düşünmezler mi? Biz orada ilim ve kudretimizle her canlıdan çift çift güzel türler ve cansız topraktan nice değerli bitkiler yaratıp da yetiştirdik. Toprağa yeniden hayat veren Allah, elbette ki toprağa girmiş insan bedenini yeniden diriltip hayat vermeye de muktedirdir.

8. Şüphesiz aklını işletenler için bunların her birinde Allah’ın kudretine ve ahiretin varlığına işaret eden, apaçık deliller ve araştırılıp çıkarılacak nice dersler vardır. Fakat insanların çoğu gerçeklere karşı gözlerini kapatırlar ve şartlanmış oldukları için yine de ibret alıp iman etmezler. Dünyadaki olayları izleseler, yarattığımız her şeyde alınacak dersler olduğunu görecekler! Hiç düşünmüyorlar mı? Gördükleri her şey gücümüzü yansıtmaktadır. Ama onlar yine de inkârı seçiyorlar.

9. Şüphesiz yalnız senin Rabbin vaad ettiği her şeyi yerine getiren ve karşı konulmaz bir kudret sahibidir. Gerçeği görmek ve bilmek isteyenlere karşı da çok merhametli ve şefkatlidir. Merhameti sebebiyle inkarcıları derhal cezalandırmıyor ve, tövbe etmeleri için onlara süre ve fırsat veriyor.

10. Ey elçimiz Muhammed! Müşriklerin ısrarlı inkarları seni üzmesin! Onlardan önce de nice toplumlar, gönderdiğimiz elçilere benzer şekilde davranmışlardı. İşte bu elçilerimizden biri, daha önce de sana kıssasını anlattığımız Musa idi. Hani biz ona peygamberlik görevi vermiş ve halkını ezen zalim Firavun’u ve kavmini uyarmak üzere göndermiştik. Firavun İnsanlara zulmediyor, haklarına saldırıyor, onları kendi hizmetinde kullanmak için köleleştiriyordu ve şımararak iyice azmıştı. O nedenle Rabbin vaktiyle Musa’ya şöyle seslenmişti: Ey Musa! Âyetlerimi tebliğ etmek üzere yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimler topluluğu olan Firavun’un kavmine git.

11. Firavun’un kavmini yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet et ve Allah’ın emrine karşı gelmekten dolayı sakınmayacaklar mı? Başlarına geleceklerden korkmuyorlar mı ki, hâlâ azgınlıktan vazgeçmiyorlar diye sor bakalım demiştik.”

12. Mûsâ’nın birtakım çekinceleri vardı. Firavun ve erkanının kendisini yalanlamasından çekinmiş, daha önce yanlışlıkla bir Mısırlıyı öldürdüğü için oraya tekrar dönmekten korkmuştu. Mesajı yeterince anlatamayacağını düşünen Musa demişti ki: “ Ey Rabbim! Doğrusu onların beni peygamber olduğuma ve söyleyeceklerime inanmayıp yalancılıkla suçlamalarından ve beni yakalamalarından korkuyorum.

13. Ayrıca korku ve heyecandan düzgün ve etkili konuşamıyorum. Onların suçlamalarına karşılık ne söyleyeceğimi şaşırabilirim. Göğsüm daralır ve dilim dolaşıp dönmez diye endişe ediyorum. Onun için bana yardımcı olarak ağabeyim Harun’a da elçilik görevi ver. Bana destek çıksın. O zalim kavme onunla beraber iki elçi olarak gidelim.

14.  Hem ben, onların gözünde suçluyum. Vaktiyle istemeyerek de olsa içlerinden birini öldürmüştüm. Zaten bu yüzden Mısır’dan kaçıp Medyen’e gelmiştim. Dolayısıyla ellerinde bana karşı kullanacakları deliller var beni öldürmelerinden korkuyorum.”

15. Bunun üzerine Allah Musa’ya: Hayır korkma asla zarar veremezler. O hâlde her ikiniz apaçık mûcize ve ayetlerimle o zâlim topluma gidin ve onları hak dine dâvet edin. Şüphesiz biz yardımımızla sizinle beraberiz. Her şeyi görüp gözeterek işitmekteyiz dedi.

16. Böylece Mûsâ Mısır’a geldi ve olup bitenleri Harun’a anlattı. Bunun üzerine Allah her ikisine şöyle buyurdu. Şimdi hemen ikiniz mûcize ve ayetlerimle Firavun’a gidin ve ona deyin ki: “Biz her şeyi varlık gayesine en uygun şekilde yaratıp, terbiye eden alemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş elçileriz. Seni O’nun âyetleri ile insanların yaratılış sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ediyoruz.

17. Haksızlıkla mallarını aldığın ve çocuklarını öldürdüğün İsrailoğullarının kadınlarını hizmetçi, erkeklerini de yıllardır köle olarak kullandığın yeter. Mısır’dan ayrılıp özgürlüğümüze doğru gitmek istiyoruz. Onları serbest bırak bizimle beraber Filistin’e gelmelerine izin ver diye söylemelerini emretmiştik.

18. Musa bunları söyleyince Firavun da ona şöyle dedi: “Sen şu sarayda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Biz seni bebekken nehirde bulup aramıza alarak içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi?

19. Üstelik bizden suçsuz bir adamı öldürerek yapacağın kötü işi de yaptın. Görünen o ki sen yaptığımız iyilikleri unutan nankörün tekisin.” Şimdi de karşıma çıkıp peygamber olduğunu mu iddia ediyorsun?

20. Musa hatasını kabul ederek Firavun’a dedi ki: ” “O bahsettiğin olay bir kaza idi. Ben onu cahillerden bilgisizlerden olduğum zamanda istemeyerek yaptım. O adam İbranilerden birini tartaklıyordu, ona engel olmak için sadece bir yumruk vurdum. Amacım kesinlikle öldürmek değildi.

21. Sizden bazıları o gün benim öldürülmeme karar vermişti. Onların adaletle hüküm vermeyip yargısız infaz yapmasından korkunca da aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana ayetleriyle doğru düşünme ve doğruyla eğri arasında hüküm verebilme yeteneğini öğretip hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı.

22. Nankörsün diyerek benim başıma kaktığın sarayında besleyip yetiştirmek gibi göstermeye çalıştığın iyilikler ise İsrailoğullarını kendine köleleştirmenin bir sonucuydu.” Sen, kavmimin mallarını aldın, kadınlarını hizmetçi, erkeklerini en ağır işlerde kullanmak üzere köle yaptın ve büyük bir zalimlikle onların çocuklarını öldürdün. Sen bu zulümleri yapmasaydın, annem beni Nil nehrine bırakmaz ve senin sarayında yetişmek zorunda kalmazdım. Dolayısıyla beni besleyip büyütmenden dolayı üzerimde hiçbir hakkın yok. Senin sarayında büyümüş olmam senin iyiliğine değil, zulmüne delildir. Dolayısıyla sana herhangi bir minnet borcum yoktur.

23. Bu cevaplar üzerine Firavun konuyu değiştirip Musa’ya şöyle dedi: “ Peki söyler misin ben Rab olarak burada dururken, şu Alemlerin Rabbi dediğin de kim oluyormuş ey Musa?” Bu sözünü ettiğin Allah, bu ülkenin de mi sahibi ve yöneticisi oluyor?

24. Musa dedi ki: “. Eğer gerçekten doğru olanı kesin bir şekilde öğrenmek ve O’na yürekten inanıp, O’na göre yaşamak istiyorsan söyleyeyim” Allah sadece bu ülkenin değil göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan ve şu etrafında gördüğün her şeyin gerçek sahibi, yöneticisi ve Rabbidir. Yeter ki sizler kâinata bu gözle bakmasını ve ondan ders almasını bilin” diye cevap verdi

25. Firavun etrafındakilere alaycı bir tavırla: “Duydunuz mu bu adam neler saçmalıyor?” dedi. Bunu söylerken Musa’ya küçümseyerek bakıyordu.

26. Musa onların alay etmesine aldırmadan: ” Allah hem sizin Rabb’ inizdir, hem de sizden önceki atalarınızın yani tüm insanların Rabbidir ” dedi.

27. Firavun bu sözlere çok öfkelenmişti. Söylenenler onun ülke üzerindeki otoritesini sarsıyordu. Onun için Musa’yı toplumun gözünden düşürmek istedi. Alaycı bir tavırla yanındakilere dönerek: “ Size Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini iddia eden Musa, kesinlikle aklını kaçırmış ve ne söylediğini bilmeyen bir delidir” dedi.

28. Musa tebliğine devam ederek: “ Allah doğunun, batının ve bu ikisi arasında ne varsa her şeyin Rabbidir ve ibadet edilmeye layık yegâne kudret O’dur. Eğer aklınızı kullanırsanız ve anlattıklarım üzerinde biraz düşünürseniz bunu anlarsınız.” dedi.

29. Bunları duydukça daha çok hiddetlenen Firavun, Mûsâ’nın sözleri karşısında verecek cevap bulamayıp çaresiz kalınca, tehditler savurarak: “Eğer ben varken benden başka Rab ve ilâh edinirsen yemin ederim seni zindana atarım, orada çürürsün dedi.

30. Firavun’un bu tehdidi karşısında Musa şöyle dedi: “Sana Allah’ın bana lütfettiği mucizelerle Peygamber olduğumu, kanıtlayacak apaçık bir delil getirirsem de mi inanmayıp beni zindana atacaksın?”

31. Kendine aşırı güveni olan Firavun, bu soruya cevabı vermeyip ona: “Eğer söylediklerin doğru ise şu delillerini ve mucizelerini göster bakalım da görelim ” dedi.

32. Musa bunun üzerine sihirde ve sihirbazlıkta kendini çok üstün gören Firavunu en güçlü yanından vurmak için asasını yere attı ve sıradan bir sopa gibi görünen o asa Allah’ın izniyle herkesin gözleri önünde bir anda koca bir yılana dönüşüverdi.

33. Ardından elini koynuna sokup çıkardı. O el bakanlara göz kamaştırıcı bir ışık kaynağı gibi bembeyaz görünüverdi. O el aslında bir semboldü: Eğer bir insan geçmişte eliyle, diliyle herhangi bir günah işlemiş ve sonrada onun tövbesini yapmış ve pişmanlığını yaşamışsa, Allah’ın o insanı dilerse affedeceğinin sembolüydü. Böylece ne Firavunun ne de adamlarının, Mûsâ’nın doğru söylediğine dair en ufak bir şüpheleri kalmadı. Fakat kibir ve ihtirasları, onları imandan alıkoydu. Bu yüzden, Mûsâ’nın dâvetini etkisiz kılmak amacıyla plânlar kurmaya başladılar.

34. Mûsâ’nın gösterdiği mucizeler karşısında âdeta kanı donan Firavun şaşkınlık içinde çevresindekilere dedi ki: Şüphesiz bu çok usta bir sihirbaz olmuş.

35. Belli ki sihir numaralarıyla insanları etkileyip çevresine toplamak ve bizi yurdumuzdan çıkarmak gibi bir amacı var. Böylece malımıza mülkümüze konmak ve nizamımızı ortadan kaldırıp iktidarımıza sahip olmak istiyor. Ey ileri gelenler buna göre görüşünüz nedir? Ne yapmamı ve nasıl bir tedbir almamı tavsiye edersiniz? diye sordu.

36. Bunun üzerine, Firavun’un kurmayları olan çevresindekiler Firavuna dediler ki: “ Mûsâ’nın elinde bu asa olduğu sürece, onu öldürmemize imkân yok. Hadi öldürdük diyelim, o zaman Musa halkın gözünde kahraman olur. İsrail Oğulları da isyan edecektir. Bunu asla göze alamayız. Öyle yapmak yerine onu halkın gözünde küçük düşürelim. Böylece hem gücümüzü göstermiş oluruz hem de onun itibarını sıfırlamış oluruz. En iyisi onu ve kardeşini şimdilik burada tutup insanlarla temastan alıkoy ve oyalayarak beklet. Sonra bütün şehirlere en kısa zamanda haber sal.

37. Mûsâ’yı yenebilecek hüner sahibi bütün usta sihirbazları toplayıp sana getirsinler. Sonra onlarla Mûsâ’yı halkın huzurunda yarıştıralım. Sihirbazlar Mûsâ’ya karşı kesin bir üstünlük elde edemeseler bile, Mûsâ’nın mucizelerinin, büyücülerin yaptıkları türden ilginç bir gösteriden ibaret olduğunu insanlara göstermiş oluruz. Nasıl olsa halk, sihirbazların göz boyaması ile Peygamberin mucizesi arasındaki farkı ayırt edemez. Mûsâ’nın taraftar toplamasına, ancak bu şekilde engel olabiliriz diyerek Firavunu yönlendirdiler. Bu plan Firavunun kafasına yatmıştı. Güya hem halka gücünü gösterecek, hem Mûsâ’yı ezecek hem de iktidarını pekiştirecekti.

38. Böylece plân uygulanmaya kondu. Halka, sihirbazlar ile Musa arasında büyük bir düello yapılacağı duyuruldu ve herkes davet edildi. Ülkenin farklı yerlerinden toplanan en usta sihirbazlar halk tarafından bayram olarak belirlenen bir günde ve saatte Mûsâ ile kozlarını paylaşmak üzere büyük meydanda toplandılar.

39. Artık her şey hazır gibiydi. Zaten olayı duyan halk da sabırsızlıkla bugünü bekliyordu. Beklenen büyük gün geldi. Tellallar sokağa çıktı ve Halka: “ Haydi ne duruyorsunuz? Sizde bu muhteşem gösteriyi izlemek ve büyücüleri desteklemek üzere çabuk toplanın” dediler. Ve halkın da toplandığı meydanda karşı karşıya geldiler. Firavunun amacı belliydi. Musa’yı halkın önünde küçük düşürmekti. Sihirbazlar Musa’ya galip gelirlerse onun sıradan bir sihirbaz olduğu ortaya çıkacak ve kimsenin ona uymasına gerek kalmayacak diye ümit etmekteydiler.

40.  Ardından da Firavun ve adamları sanki adalet sahibiymiş gibi etrafındakilere şöyle dediler: “ Bir araya toplanalım da sihirbazlara arka çıkalım. Umarız ki, sahip olduğumuz ideolojiyi ve hayat tarzını savunmak için mücadele eden bu sihirbazlar Musa’ya galip gelirler. Böylece Musa’nın da sihirbaz olduğu ortaya çıkar ve halk onun peygamber değil, aslında kendilerini aldatan biri olduğunu görüp peşine düşmez. Bizde ondan kurtulmuş oluruz ve daha güçlü bir şekilde inançlarımız uğrunda mücadele eden sihirbazlara uyarız onların yolundan gideriz.”

41. Şehirlerden toplanan sihirbazlar son talimatlar için Firavunun yanına geldiklerinde iktidarını ayakta tutmak için Firavunun kendilerine muhtaç olduğunu çok iyi biliyorlardı. O yüzden: Firavuna hayır” diyemeyeceği bir teklif yaparak dediler ki; “Ey efendimiz! Eğer Mûsâ’ya karşı galip gelirsek bize yakışır bir ödül olacak değil mi” diye sordular ve iyi bir ücret istediler?

42. Firavun ise onlara: “Evet, elbette ödül alacaksınız. Yeter ki siz Musa’nın sihrinden daha güçlü bir sihir yapın! Onun peygamber değil de sihirbaz olduğunu ortaya koyun. O takdirde siz en yakınımdaki gözde ve seçkin kimselerden olacaksınız. Hiç şüphe etmeyin, sizleri yanımda yüksek mevkilere getiririm diye vaatte bulundu.

43. Sihirbazlar, yüksek bir moralle meydana çıkıp, ilk kimin başlayacağını Mûsâ’ya sordular. Allah’ın izniyle kendine güvenen Musa meydana gelen sihirbazlara meydan okurcasına: “ Haydi hünerlerinizi ortaya koyun bakalım ne atacaksanız atın” dedi.

44. Böylece sihirbazlar da ellerindeki iplerini ve asalarını yere attılar ve: “ Firavun’un gücü ve büyüklüğü adına yemin ediyoruz ki mutlaka biz galip geleceğiz. Böylece Firavun’un izzet ve şerefini daha da güçlendirip yücelteceğiz.” dediler. Onların attıkları ipler ve sopalar kendisine koşar gibi göründüğünde Mûsâ korktu. Allah “korkma” diyerek onu sakinleştirdi.

45. Sihirbazların bu sözleri ardından Musa da asasını yere attı. Bir de ne görsünler Musa’nın asası korkunç bir yılana dönüştü ve onların uydurdukları hile ve düzenbazlıkları yalanlayıp doğruları anlatarak yutuverdi. Firavunun adamları, uydurdukları yalanların gerçekler karşısında kaybolup gittiğini görünce hatalarını anladılar. Ama Firavun hakîkati kabule yine yanaşmadı.

46. Böylece Musa’nın yaptığı şeyin sihir değil, Allah tarafından verilen bir mucize olduğu, sihirbazların yaptıklarının ise sadece aldatmaca ve göz boyama olduğu açıkça ortaya çıkmış oldu. Bunu gören ve mucize ile büyü arasındaki farkı iyi bilen sihirbazlar, Mûsâ’nın sihirbaz olmadığını, bilakis, göstermiş olduğu mucize ile peygamber olduğunu anlayınca derhal secdeye kapandılar.

47. Dediler ki: “Alemlerin Rabbine iman ettik.

48. Musa ile Harun’un Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna ve kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın gerçekten de Musa ile Harun’u elçi olarak gönderdiğine iman eder, O’na secde ederiz.” dediler.”

49. Firavun gördükleri karşısında otoritesinin sarsılmasını engellemek için etrafına tehditler savurmaya başladı ve hırçın şekilde sihirbazlara seslenerek dedi ki: “Benden izin almadan ona iman mı ettiniz? O sadece büyücülükte sizden biraz daha ileri giden bir kişiden başkası değildir. Demek ki size sihirbazlığı öğreten ustanız oymuş. Büyük ihtimal onunla iş birliği yaptınız. Siz Musa ile birlikte bana tuzak kurarak ülkeyi ele geçirip bizi alaşağı etmeyi hedeflediniz öyle mi? Çok yakında ihanetinize karşılık size nasıl bir ceza vereceğimi muhakkak göreceksiniz. Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra bununla da kalmayıp hepinizi feci şekilde hurma ağaçlarına asacağım.” Mûsâ’nın Rabi’nin azabı mı, yoksa benim azabım mı daha çetin ve daha sürekliymiş, o zaman göreceksiniz diye tehditler savurdu.

50. Allah’ın Rabliği ve ilahlığına iman eden sihirbazlar bu tehdit ve tehlikelere hiç aldırmadan Firavun’a dediler ki: ” Hiç önemli değil. İster as ister kes, ne yaparsan yap, imanımızdan ve davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Senin tehditlerin bizi imanımızdan asla döndüremez, Çünkü biz er ya da geç zaten öleceğiz ve Rabbimize döneceğiz ve kimin haklı olduğunu hesap gününde göreceksin.

51. Bizler bugün Firavuna yakın insanlar içinde, Rabbimize iman eden mü’minlerin ilkiyiz. Bizim için önemli olan senin tehditlerin değil; Allah’ın şirk, sihir ve diğer günahlarımızı affetmesidir. Bundan dolayı umarız ki Rabbimiz bizim şimdiye kadar olan hatalarımızı ve günahlarımızı bağışlar.” diye cevap verdiler. Böylece, Firavunun saltanatını koruma adına Mûsâ’ya meydan okuma cüretini gösteren sihirbazlar, o günün sabahı ruhlarında müthiş bir değişim gerçekleştirerek Mûsâ’ya meydan okurlarken, aynı günün akşamında iman edip şehadet şerbeti içerek en yüce makamlardan birine ulaştılar. Onların bu “şehadeti” Firavun’un bütün suçlamalarını anlamsız kılmış ve Mûsâ’nın peygamberliğini açıkça gözler önüne sermişti.

52. Sihirbazların kahramanca şehit oluşu binlerce insanın manevî dirilişine vesile oldu. Yıllarca Mısır’da Firavunlar tarafından köleleştirilen İsrâiloğulları, Mûsâ’ya iman edince Firavunun baskıları daha da arttı. Bunun üzerine Biz de Musa’ya: “ Bana iman eden kullarımı alıp geceleyin alıp yola çık. Ama şunu da bilin ki siz, cezalandırılmak için Firavun ve adamları tarafından mutlaka takip edileceksiniz. Fakat korkmayın zalimleri helâk edeceğim ” diye vahyettik.

53. O gecenin sabahında İsrâiloğullarının topluca şehirden ayrıldığını duyan Firavun da büyük bir ordu hazırlayıp onların peşine düşmek için bütün şehirlere asker toplayan haberciler gönderdi.

54. Askerler toplandığında Firavun halkı kışkırtıp İsrailoğullarının üzerine sürmek için, onlara şu kısa konuşmayı yaptı; “Siz söylentilere inanmayın. Aslında bunlar bir avuç aşağılık çapulcu. Sayıca az ve savaş tecrübesi olmayan zayıf bir topluluk.

55. Ve bunlar boylarına poslarına bakmadan bize küstahça kafa tutuyorlar. Bizden izin almadan yaptıkları işler sebebiyle de bizi çok öfkelendirdiler. Ülkede karışıklık çıkarmaya çalıştıklarından dolayı onlara karşı dikkatli ve hazırlıklı olmak gerekir.

56. Biz ise şüphesiz İsrailoğullarından gelebilecek tehlikelere karşı hazırlıklı ve savaş tecrübesi olarak, onlardan daha güçlü, daha kalabalık ve asil bir topluluğuz. O hâlde, Mısır’dan kaçmak üzere olan İsrailoğulları’nı tümüyle kılıçtan geçirmek için daha ne bekliyoruz?” dedi.

57. Bu konuşmanın ardından Firavun ordusuyla birlikte Mısır’dan yola çıktı. Böylece onları kibirleri ve Allah’ın davetine karşı takındıkları müşrik ve kâfirce tutumlarından dolayı hiç tahmin etmeyecekleri bir sona doğru hazırladık. Onları Musa’yı yakalamak telaşıyla İsrâiloğullarının peşine düşürdük ve kendilerinin zannettikleri bahçelerden ve pınarlardan geri dönmemek üzere sürüp çıkardık.

58. Tekrar döneceklerine inanarak; eşlerinden, çocuklarından, saraylarından hazinelerinden ve üstün makamlarından da çekip çıkarıp, mahrum ettik. Hepsi yollara düşmüş, hazinelerini, şerefli makamlarını geride bırakmışlardı.

59. İşte olaylar böyle cereyan etti ve bütün zâlim yönetimlerin sonu da böyle olacaktır. Böylece onların geride bıraktığı saraylarını, köşklerini yerle bir ettik. Ve İsrailoğullarına Firavun kavminin sahip olduklarından daha fazlasını vererek bunları mirasçı yaptık. Onlara tuzaklar hazırladık. Tuzaklarla onların terk ettikleri yerleri de Musa ve kavmine bıraktık. Onlar ise kurduğumuz tuzağın farkında değillerdi.

60. Nihayet Firavun ve adamları İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmak için gece yola çıktığını öğrendiler. Başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde gün doğarken Musa ve kavmini yakalamak için onların peşlerine düştüler.

61. İki topluluk Kızıldeniz’in kenarında birbirini görünce Musa’nın adamları korku ve endişe ile: “ Eyvah önümüz deniz, arkamızda da düşman. İşte şimdi yakalandık” dediler.

62. Musa ise kavmine dedi ki: “Hayır korkmayın. Allah’tan ümit kesmeyin. Allah şüphesiz bizimle beraberdir. O elbette bir çıkış yolu gösterecektir. Bize düşen O’na güvenip beklemektir” diyerek onları sakinleştirmeye çalıştı.

63. Bunun üzerine Biz Musa’ya: “ Yakalanmaktan yahut boğulmaktan korkma ve asanla denize vur” diye vahyettik. Musa asasını vurunca deniz yarıldı ve koridor gibi açılan yolun her iki yanında sular yükselerek kocaman birer dağ gibi oldu.

64. Musa ve adamları denizin ortasında açılan yoldan karşıya geçtiler. Bu arada Firavun ve askerlerini de helâk etmek için oraya yaklaştırdık ve peşlerinden açılan yarığa daldırdık.

65. Derken, sadece Musa’yı ve ona inananları denizde açılan yoldan geçirerek sahile çıkartıp kurtardık.

66. Firavun ve adamları denizin ortasına geldiklerinde sular tekrar birleşti. Sonra Firavun ve askerlerini hazırladığımız tuzaklarla tekrar kapanan suda boğduk.

67.  Hiç kuşkusuz aklını kullanıp düşünen insanlar için bu anlatılanlarda Rabbinizin karşı gelinmez kudretine ait ibretlik bir ders ve ilahî adaleti gözler önüne seren apaçık bir delil vardır. Aslında bütün bunlar Allah’ın peygamberlerine iman etmemenin kötü sonunu gösteren bilgi niteliğindedir. Ancak ne yazık ki onların çoğu bunca hakikatlere rağmen bu gibi hadiselerden ders çıkarmıyor ve inanmamakta ısrar ediyorlar.

68. Buna karşın Rabbin kullarına karşı yine de çok merhametlidir. Çünkü O her işinde eşi benzeri olmayan sonsuz kudret sahibidir. Unutma ki yaptıklarından vazgeçmezlerse, Rabbin o müşrikleri, cezasız bırakacak değildir. Fakat onlara merhametiyle muamele etmekte ve iman etmeleri için süre tanımaktadır.

69. Ey Peygamber! Sen şirk koşanlara düşünmeleri için tevhid mücadelesinin öncüsü olan İbrahim peygamberin ibret dolu öyküsünü ve başından geçenleri de anlat.

70. Hani İbrahim, yaptıkları yanlış üzerinde düşündürmek için, babasının da aralarında bulunduğu ve şefaatçi olacaklarını düşündükleri için Allah’a ortak koştukları putlardan medet uman kavmine: “Siz neye ve kimlere niçin kulluk edip körü körüne tapıyorsunuz?” Şu kendilerini şefaatçi kabul edip medet umduğunuz varlıklar neyin nesidir? Bunların Allah’a ortak koşulmayı hak eden ne gibi vasıflan vardır? diye sormuştu.

71. Kavmi İbrâhim’in niyetini anlamıştı. O yüzden onlar da kararlı bir dille ve içerisinde bulundukları şirk inancı ile övünürcesine: Bizler bunların şefaatçi olduklarına inanıyoruz. Onun için bu günkü hayat tarzımızı borçlu olduğumuz putlara kulluk edip onlara dua ediyoruz. Hep onlara bağlı kalacağız ve ilâhlarımızın önünde saygıyla eğilip ibadet etmeye devam edeceğiz. Onların bize emrettiği yasalara uyarak kulluk edeceğiz. Onlar bize her zaman yardım eder” dediler.

72. Bunun üzerine İbrahim de onlara dedi ki: “ Peki dua ettiğiniz ve sorunlarınızın çözümü için yalvarıp yakardığınız bu putlar, onları yardıma çağırdığınız zaman da duyuyorlar mı?

73. Yahut siz onlara ibadetten vazgeçtiğinizde size bir zarar vermeye güçleri yetiyor mu veya ibadet ettiğinizde, en ufak bir fayda verebiliyorlar mı? Ya da ihtiyacınız olduğunuzda size gelebilecek zararları önleyebileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?dedi.

74. Onlar İbrahim’in sorularına cevap veremeyince şöyle çıkıştılar: “Hayır elbette duyamazlar cevap veremezler, bize fayda ve zararları da dokunamaz. Fakat atalarımızın bu şekilde inandıklarını ve böyle yaptıklarını gördük. Onlar da bu nizamı kuranları ilah edinip, putlaştırıp onlara tapıyor ve kulluk ediyorlardı. Onların yaptıklarını hiç eleştirmeden aynen taklit ediyor ve onların yolundan gidiyoruz. Ne yani, sen atalarımızdan daha mı akıllısın? Atalarımızın inancını sürdürmemizde ne kötülük görüyorsun? dediler. Aslında verdikleri bu cevap; geleneğin etkisinde kaldıklarının ve körü körüne taklit ettiklerinin itirafıydı.

75. İbrahim’in müşrik kavmi sorular karşısında putlar hakkındaki, gerçekleri itiraf etmek zorunda kalmışlardı. İbrahim halkının bu körü körüne taklit zihniyetini şöyle tenkit etti ve dedi ki: “Şimdi sizin ve atalarınızın neye taptığınızı ve kimlere ibadet etmekte olduğunuzu hiç düşünüp sorguladınız mı? Hem sizi işitmediklerini ve size fayda yâda zarar veremeyeceklerini söylüyorsunuz, hem de bunları bilerek onlara tapıyorsunuz. Böyle saçmalık ve sapkınlık olur mu? Andolsun bu yaptığınız düpedüz cahilliktir.

76. Ne siz ve ne de geçmişteki atalarınız, aklını ve vicdanını kullanmayan bir topluluksunuz. Yıllarca şu sözde ilâhlara nasıl kulluk edip taptınız? Birazcık da olsa hiç düşünmediniz mi? Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

77. Ey kavmim. Bu sorularımdan benim size düşman olduğum gibi bir sonuç çıkarmayın. Şimdi size açıkça söylüyorum. İyi bilin ki, aslında bu taptığınız düzmece ilahlar sizin ve benim için birer düşmandır. Benim düşmanım da siz değil, sizin taptığınız putlardır. Benim için tek ve gerçek ilâh olan, alemlerin Rabbinden başka dost yoktur. Yerde, gökte, taşta, toprakta ilah aramayın. Her fayda verene, yer tanrısı, gök tanrısı gibi ilahlık yetkisi vermeyin. Onlarla benim yakınlığım yoktur. Ben sizler veya atalarınız gibi cahillik yapıp, Rabbime isyan etmem. Ben yalnızca âlemlerin Rabbini ilah edinip yalnız O’na kulluk ederim.

78. Çünkü beni bir insan olarak en güzel şekilde yaratan ve hayatımın her döneminde ve her konuda bana en doğru yolu gösteren, beni imanla şereflendiren de O’dur. O nedenle ben cahillik edip, atalarınızın cahillikleriyle kararttığı yola girmem.

79. Açlık ve susuzluğumu giderecek nimetleri yaratan ve rızkımı veren, beni yediren ve içiren O’dur. Kaldı ki putlarınız ne yedirir ne de içirir.

80. Hastalandığım zaman bana şifa veren beni iyileştiren de O’dur.

81. Günü geldiğinde beni öldürecek, sonra tekrar diriltecek olan da O’dur.

82. Hesap ve ceza günü hatalarımı ve günahlarımı bağışlayıp beni cennetine koymasını umduğum da ancak O’dur. Bütün bunları sağlayacak Allah’tan başka bir kudret var mıdır ki ona dua edip kendisinden medet umuyorsunuz? Bilesiniz ki ben bu varlıklara asla değer vermem. Zira onlar ahiret günü hiçbir yarar sağlayamayacaklardır.

83. İbrahim kavmine yaptığı bu tebliğin ardından şöyle dua etmeye başladı: Ey Rabbim! Bana ilim, irfan ve bilgelik bahşedip gerçekleri göster. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme yeteneği olan hikmet ve adâletle hükmetme gücü ver. Beni emir ve yasakların doğrultusunda yaşayan faziletli, erdemli ve hayırlı kullarının arasına kat. Atalarımın yalan yanlış yollarına düşmekten beni koru.

84. İbrahim, Allah’a yakarışına şöyle devam etti: Rabbim! Beni razı olduğun bir hayatla yaşatıp sonra gelecek ümmetler arasında kıyâmete kadar doğruluk ve iyilikle anılmayı nasip et.

85. Nimetleri bol olan cennetinin mirasçıları arasına beni de kat.

86. Yolunu şaşırmış olan babamı da iman edenler arasında görmeyi nasip eyle. Eğer tevbe ederse, onu bağışla. Zira o dalalete düşmüş ve yanlış yolda olanlardandır. İbrahim bu sözleri, babasına duyduğu derin şefkat ve merhametinden dolayı söylemişti. Fakat babası inkâr üzere ölüp de kesin cehennemlik olduğu anlaşılınca, onun için dua etmekten vazgeçti.

87. İbrâhim utanacak bir durumu olmamasına rağmen, kulluğuna yakışır bir derecede tevazu ile duasına devam ederek şöyle dedi: Allah’ım bütün insanların yeniden diriltileceği gün hatalarımı açığa vurup beni utandırma.

88. Biliyor ve iman ediyorum ki o gün kişiye ne mal mülk, nede evlat bir yarar sağlamayacaktır.

89. O gün sadece küfür şirk ve günahtan arınarak temiz bir kalple Allah’ın huzuruna gelenler, salih amelleri ile O’nun rızasına nail olup kurtulacaktır.

90. O gün tüm insanlar Allah’ın huzuruna çıkarılacaktır. Allah’ın razı olmadığı her şeyden uzak durarak sorumluluklarını yerine getiren, yolunu Allah’ın kitabıyla bulan ve iman edip dürüst ve erdemli bir hayat sürerek kötülüklerden sakınan takva sahiplerine cennet yaklaştırılır. İşte görüldüğü gibi, İbrahim’in dilekleriyle dünyada yaşayan, iyi şeyler yapıp Rabbinin azabından korkanlar hiç korkmasınlar. Hesap günü yeryüzünde Allah’ın yasalarına uyarak yaşayanlar cennete girecektir.

91. Cehennem ise Allah’tan başka varlıkları ilah edinen ve Allah’a karşı sorumluluklarını umursamayıp sırt dönen azgınlara yakınlaştırılıp tüm korkunçluğuyla apaçık gösterilecektir.

92. Cehennemi hak edenle müşrikler, dünyada kendilerine ilahi mesajı getiren peygamberlere kulak vermedikleri için hayıflanır, eyvah ederler. Onlara denir ki: “ Allah’tan başka yasalarına uyarak peşine düştüğünüz ve kullukta kusur etmemeniz nedeniyle ilah diye ibadet ettikleriniz nerede? Şefaatlerini umarak körü körüne itaat ettiğiniz efendiler, kurtarıcılar ve âhireti kaybetme pahasına, uğrunda hayatınızı harcadığınız servet, iktidar, makam, şöhret gibi dünya zevkleri hani şimdi nerede? Sizler Rabbinizin sözlerini dinlemiyordunuz. Rabbinizin ilkelerini yasalarını hiçe sayıyor, sizden olan insanların yasalarına uyarak onlara ibadet ediyordunuz. Sizlere elçilerimiz gelip uyarıda bulunduklarında hem Rabbinizle hem elçilerimizle hem de ayetlerimizle eğleniyordunuz. 

93. Allah’tan başka sığındıklarınız ve kurtarıcı sandıklarınız size yardım edebiliyorlar mı? Ya da kendilerine dahi yardımları dokunabiliyor mu? Kendilerini cehennem azabından kurtarabiliyorlar mı?” Başınız her sıkıştığında, sizi yaratan, size her türlü nimetleriyle yaşamınızı kolaylaştıran Rabbinizden yardım isteyeceğinize, kendilerine bile yararı olmayanlardan yardım bekliyordunuz. Buna güçleri yetiyor mu?

94. Artık ilahlık taslayan azgınlar da onlara taparak onların peşlerinden giderek kul köle olanlar da tepetaklak o cehenneme atılırlar. Onlar insanların zaaflarından yararlanarak kanla zulümle hükümran olmak neymiş görecekler.

95. Hem de kötü davranışları süsleyip, güzel gösteren iblis ve İblis’in bütün yandaşları da hep birlikte cehennem ateşine atılacaklar.

96. Sapan, saptıran, tapan ve tapılan müşriklerin tamamını cehenneme attığımız zaman, cehennemde birbirlerini suçlayıp çekişerek şöyle derler:

97. Vallahi biz dünyada iken gerçekten de apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

98. Çünkü bizler sizden medet umarken, meğer ne büyük yanılgı içerisindeymişiz. Bizi yoldan çıkaran şey ise bizden önce Allah’a şirk koşanların peşinden gitmemiz oldu. Buraya girince anladık ki yaratılmışların uydurduğu hayat nizamlarına uymakla sizin gibi sahte şefaatçi ve ilahları, egemenlik ve hüküm verme konusunda alemlerin Rabbi olan Allah ile denk tutmuş oluyorduk. Âlemlerin Rabbi bize uyarılar gönderdiğinde kulaklarımızı tıkıyor, sizin söylediklerinizi dinliyorduk. Rabbimizin yasalarını hiçe sayıyor, sizin yasalarınıza uyuyorduk.

99. Bizi şuursuzca arkalarından gitmemiz nedeniyle, şirk düzenini bize hayat nizamı olarak kabullendiren o suçlular ve günahlara gömülüp giden elebaşılarımız saptırdı. Onlar bizi şeytani akıllarıyla kandırdı. Yalan sözleriyle aldattı. Dünyada iyi yaşamanın ancak kendilerine tâbi olmakla mümkün olacağını söyleyip, bizi de süslü yalanlarına inandırdılar. İnananları horladılar ve küçümsediler. Allah’tan gelen, kanun ve kuralların hiçbir işe yaramayacağını, çağın sorunlarını çözemeyeceğini söyleyerek, bizleri yollarına uydurdular.

100. Eyvahlar olsun! Artık burada bize arka çıkabilen, yardım edebilen, bizi Allah’ın gazabından kurtarabilen ve yakın dostluk gösterebilen şefaatçilerimiz de yok.

101. Bize merhametle kucak açacak, cezamızın hafiflemesine yardımcı olacak güveneceğimiz ve yakın bir dostumuz da yoktur. Bugün ne bize arka çıkabiliyor ne de dostluk gösterebiliyorsunuz.

102. Keşke bize bir fırsat verilse de dünya hayatına bir kere daha geri dönebilsek. Ve Allah adına, peygamber ve kitaplarla yapılan davete iman eden müminlerden olabilsek diye sızlanacaklardır.

103. Dinle, ey insan; hiç şüphesiz aklını işletip düşünen insanlar için, Kur’an’da anlatılan bu kıssalarda, ibret alınacak büyük bir ders ve ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil vardır. Ama ne yazık ki onların çoğu kendilerine haber verilen gerçeklerle karşılaşmadıkça ders almıyor ve bunca hakikatlere rağmen, iman etmekte diretiyorlar.

104. Ey elçimiz Muhammed! Sen onların bu tavırlarına aldırma. Unutma ki senin Rabbin, müşrikleri bu yaptıklarından vazgeçmedikleri takdirde, cezasız bırakacak değildir. Fakat kullarına karşı yine de çok merhametlidir. Onlara merhametiyle muamele etmekte ve iman etmeleri için süre tanımaktadır. Çünkü O çok yüce ve sonsuz kudret sahibi olandır. Rabbin insanları yaratılış gerçekleri üzerine uyarsınlar diye elçileriyle birlikte ayetler gönderir. Bütün gerçekleri herkesin anlayacağı şekilde açıkça anlatır.

105. Ey Resûlüm! Sen ilk değilsin. Geçmişte Nuh’un kavmi de Nuh’a inanmadı. Allah’ın kitap ve elçi göndererek insanlığa yol göstereceği gerçeğini inkâr etmek suretiyle, Nuh’un Peygamberliğini inkâr ederek onu yalanlamıştı.

106. Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Nuh onlara demişti ki: “Siz artık zulüm ve haksızlıklardan, O’nun razı olmadığı şeylerden sakınmıyor ve Allah’a karşı gelmekten korkmuyor musunuz?

107. Doğrusu ben size hakkı, hakikati tebliğ etmek üzere Rabbiniz Allah tarafından gönderilmiş ve sözüne itimat edilmesi gereken güvenilir bir peygamberim.

108. O halde Allah’tan gelen âyetlerin rehberliğinde yaşayarak, Allah’a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının ve Allah’a kulluk konusunda beni örnek alın bana uyun.

109. Düşünmüyor musunuz? Dünyada sizin önder gördükleriniz, sizin dost olarak bildikleriniz, size yapıverdikleri her şey için mutlaka bir ücret bekler. Fakat iyi bilin ki; ben bunun için sizden bir ücret ve herhangi bir menfaat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi ve mükâfatımı ancak alemlerin Rabbi verecektir.

110. Haydi, artık verdiği bunca nimetleri düşünerek Allah’tan ve Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının ve O’nun önerdiği doğru yolda yürümek için beni takip edin. Allah’tan korkun ve ilahî mesajı size bildiren bir elçi olarak benim izimden yürüyün.

111. Nuh’tan bunları işiten müşrikler kibirlerine yenik düşüp ona şöyle dediler: “ Sana toplumun en alt kesiminden olan en düşük seviyeli sıradan insanlar uymuşken, biz hiç onların seviyesine düşüp de sana iman eder miyiz?” Eğer dediğin gibi, bu din hak olsaydı, ona ilk önce bu toplumun en akıllısı, en zengini, en yeteneklisi olan bizlerin inanması gerekmez miydi? Fakat görüyoruz ki, hep fakir ve zayıf insanlar senin peşine takılmış. Bizim miskinlerin, işe yaramazların arasında ne işimiz var? Önce onları yanından kov, belki o zaman sana inanırız diye çıkıştılar. Nuh’a inanıp toplumun yoksul kesimleri ile aynı safta olmayı kabullenemediler.

112. Nûh onların kendisine inananları bu şekilde suçlamalarına şaşırdı ve dedi ki: “Onların iman etmeden önce yapmakta oldukları ne amaç taşıdıkları meslekleri ve soyları hakkında benim bilgim yoktur. Kalplerinde olanları da bilemem. Zaten bilmem de gerekmez. Bana uyanların, hangi sınıftan olduklarının, imkânlarının azlığının, çokluğunun ve önceki toplumsal durumlarının hiçbir önemi yoktur. İzzet ve şeref, sizin zannettiğiniz gibi zenginlikte ya da soy sop da değildir. Ben yalnızca insanlar hakkında gördüğüm kadarını bilirim ve inanıp inanmadıklarına bakarım.

113. Onlar hakkında yargıda bulunmak ve hesaba çekmek, size de bana da düşmez. Kulları hakkında yargıda bulunma hakkı sadece Rabbime aittir. Bir kötülükleri varsa onu Allah bilir ve cezasını verecek olan O’dur. Keşke Allah katında üstünlüğün takva ile olduğunu görseydiniz, keşke sizler de düşünüp bunun böyle olduğunu anlasaydınız.

114. Şunu da iyi bilin ki, makam ve mevki sahibi olmayan yoksul kimseleri küçümsemeniz, çok büyük bir yanlıştır. Ben sırf siz fakir görüyorsunuz ve istemiyorsunuz diye Allah’a iman eden mü’minleri asla yanımdan uzaklaştırıp kovacak değilim.

115. Kimin iman edip etmeyeceğine ben karar veremem. Ben ancak sizleri Allah’ın daveti olan nizam ile ahlaka çağırıyorum. Ben sadece Allah’ın bana ilettiği mesajları açıklayıp, gerçekleri apaçık ortaya koyan bir uyarıcıyım.”

116. Nûh’un bu sözleri üzerine inkârcı kavmi de ona dedi ki: “Ey Nuh! Eğer bu davandan, söylediklerinden ve bu uyarılardan vazgeçmezsen sonun kötü olur. Ağır hakaretlerimize uğrar ve taşa tutulup öldürülürsün” diyerek Nuh’u tehdit ettiler.

117. Böyle devam eden uzun bir mücadelenin ardından Nuh, Allah’a yalvararak dedi ki: “Ey her şeyi gören bilen Rabbim. Kavmim davetimi reddedip bana inatla direniyor ve beni yalanlamakta kararlı.

118. Ya Rab onların yanlış olan yollarından uzak tutup bana yardım et. Artık benimle onların arasında nihaî azap hükmünü ver. Beni ve benimle beraber olan iman etmiş mü’minleri selamete erdir ve bu zalimlerin elinden kurtar diye yakarmıştı.

119. Bunun üzerine Biz de Nûh’u ve berberindeki mü’minleri yanlarına aldıkları yüklerle dolu bir gemiye bindirip tufandan kurtardık.

120. Sonra inkârda ısrar ettikleri için o korkunç tufanı gönderdik. Ve gemiye binmeyip te geride kalanların hepsini sulara gömdük.

121. Dinle ey insan; şüphesiz aklını kullananlar için, Nûh’un bu kıssasında, ilâhî adâleti gözler önüne seren nice ibretlik bilgiler ve sabrın zafer nedeni olduğuna dair çıkarılacak büyük dersler vardır. Fakat gel gör ki insanların çoğu bu ibretlik hadiseleri duymalarına rağmen yine de inanmıyorlar.

122. Ey elçimiz Muhammed! Gerçek şu ki senin Rabbin güçlü ve tövbe edip yaptıklarından vazgeçmezlerse onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ancak Rabbin aynı zamanda kullarına karşı çok acıyıp, esirgeyen ve merhamet sahibi olandır. Bu yüzden onları cezalandırmayı erteliyor.

123. Vaktiyle Ad kavmine de kendi içlerinden biri olan Hud’u elçi gönderdik. Ad kavmi Hûd’a karşı gelip, kendilerine gönderilen peygamberlerini yalancılıkla suçladı.

124. Hani kardeşleri Hud kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu söyleyerek onları uyarmış ve demişti ki: Siz zulüm haksızlık ve kötülük yapmaktan ve Allah’a karşı gelmekten korkup sakınmaz mısınız? Sizi yaratan ve bunca nimetlerle donatan, Allah’a karşı sorumluluk duyup da sizi niçin yaratmış olduğunu düşünmeniz gerekmez mi?

125. Halbuki ben size hakkı tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilen ve sözüne itimat edilmesi gereken güvenilir bir elçiyim. Sizi sınırlarını Allah’ın belirlediği ve yaratılış sebebiniz olan bir hayatı yaşamaya çağırıyorum.

126. Yalan söylemem mümkün değil. Gelin artık Allah’tan gelen âyetlerin rehberliğinde yaşayıp, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Allah’a karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön verin. Allah’a kulluk konusunda beni izleyip örnek alın ve benim izimden yürüyün ki doğru yolu bulasınız.

127. Bunun için sizden bu davet karşılığında dünyevi bir ücret istemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim yapmış olduğum tebliğe karşılık olarak mükafatımı verecek olan ancak ve ancak alemlerin Rabbidir.

128. Hûd sözlerine devam etti ve kurdukları yüksek yapılara güvenen ve kendilerini yenilmez sanan kavmine dedi ki: Ey kavmim siz ihtiyacınız olmadığı halde, servet ve gücünüzü göstermek için her yüksek yere anlamsız anıt veya heykel gibi tapınaklar dikip binalar yapmayı marifet sayarak boş işlerle mi oyalanıyorsunuz?

129. Yoksa dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi lüksün, israfın ve gösterişin sembolü olan sağlam ve gösterişli yapılar kaleler, saraylar mı yapıyorsunuz? Yaptığınız o saraylarda sonsuza dek yaşayacağınızı ve dünyaya kazık çakacağınızı mı sanıyorsunuz?

130. Elinize her fırsat geçtikçe, zayıf biçarelerin hakkına tecavüz edip, hak hukuk tanımadan zorbalık mı yapacaksınız? Yollara ve yüksek yerlere diktiğiniz işaretlerle, yoldan gelip geçenleri zorbalıkla yakalıyor, onların mallarına el koyarak, canlarına zarar verip zulüm yapıyorsunuz.

131. Gelin, artık aklınızı başınıza alıp Allah’a karşı gelen bu hayat tarzınızı terk edin. Allah’tan ve O’nun razı olmadığı küfür, zulüm ve kötülük gibi her şeyden titizlikle sakının. Allah’tan korkun ve Allah’ın yasalarına uyun. Sakınma konusunda beni örnek alın ve ilâhî mesajı size bildiren bir elçi olarak bana uyun.

132. Haksızlık ve ahlâksızlık gibi Allah’ın razı olmadığı şeyleri terk etmek suretiyle, aklınıza gelen tüm nimetleri karşılıksız olarak bolca veren Allah’tan sakınıp korkun ve O’na karşı nankörlük etmeyin.

133. O size etinden, sütünden, yününden, gücünden istifade ettiğiniz sürü sürü hayvanlar ve evlatlar vererek ihsanda bulundu.

134. Yine meyvelerle dolu bağlar, bahçeler ve suyundan içtiğiniz pınarlar veren Rabbinizin davetine yönelin ve Rabbinize karşı saygılı ve itaatkâr olun.

135. Doğrusu bu sayılan nimetler karşısında nankörlük edip şirk ve küfür nizamı ile yaşamakta ısrar ederseniz, ben sizin adınıza her nimetten hesaba çekileceğimiz büyük bir günün dehşet verici azabından korkuyorum.”

136. Hûd Peygamber’in bu uyarılarına karşılık, kavmi bu uyarıları pek de ciddiye almadı ve ona şöyle dediler: “ Ey Hûd boşuna çeneni yorma. Çünkü sen bize öğüt versen de vermesen de bizim açımızdan değişen bir şey olmaz. Çünkü sana karşı kulaklarımız tıkalıdır. Biz, senin Allah’ın peygamberi olduğuna inanmıyoruz ve davetine de uyacak değiliz.

137. Bizim takip ettiğimiz bu yol, bizden önceki atalarımızın geleneğidir. Biz atalarımızı hangi yol üzerinde bulduysak, o yolu takip ederiz. Senin bu, söylediklerin senden öncekilerin din diye uydurduğu masallardan başka bir şey değildir. Biz atalarımızdan bize kalan bu hayat nizamından vazgeçmeyiz. Sen gelip yalan yanlış sözlerinle bu hayat tarzımızı değiştiremezsin.

138.  Bu inancımızdan dolayı, biz senin haber verdiğin azaba uğrayacağımıza da inanmıyoruz. Aksine sen bunları kendin uyduruyor ve bizim dinimizi bozmaya çalışıyorsun.

139. İşte onlar umursamayıp yüz çevirerek Hûd’u böyle yalanladılar. Biz de inkârda ısrarlar ettikleri için onları üzerlerine gönderdiğimiz korkunç bir kasırgayla helak ettik. Şüphesiz Hûd’un bu kıssasında ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve gelecek toplumlar için alınacak nice ibretlik dersler vardır. Ancak onların çoğu duyduğu bildiği halde ne yazık ki bu gerçeklerden ibret almaz ve iman etmezler.

140. Ey Muhammed! Sen onların bu tavırlarına aldırma. Şüphesiz senin Rabbin eşi benzeri olmayan yüce ve güçlülerin en güçlüdür. Unutma ki rabbin o müşrikleri, bu yaptıklarından vazgeçmezlerse elbette cezasız bırakacak değildir. Onları her an cezalandırmaya da muktedirdir. Fakat kullarına yine de çok merhametlidir. Bu yüzden, iman etmeleri için süre tanımakta ve ceza vermede acele etmemektedir.

141. Hud kavmi gibi, Semud kavmi de kendilerine gönderilen peygamberleri Salih’i yalanladı ve Allah adına yaptığı daveti kabullenmedi.

142. Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Salih onlara: “Sizi yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinerek doğru olanı yaşamaya çağırıyorum. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Artık yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti.

143. Salih onlara, “Ey kavmim! Doğrusu ben size hakkı tebliğ etmek üzere, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş ve görevlendirilmiş güvenilir bir elçiyim dedi.

144. Salih sonra da sözlerine şöyle devam etti: “O halde artık Allah’tan ve O’nun yasalarını çiğnemekten korkup yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun. O’na karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Ve âyetlerin rehberliğinde yaşayarak, bana uyun.

145. Üstelik bunun için sizden dünyevi bir ücret istemiyorum. Allah’ın dediklerini tebliğ etmeme karşılık bir menfaat veya mükâfat da beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi, alemlerin Rabbi olan Allah verecektir.

146. Siz burada kurduğunuz bu güçlü ve zengin medeniyetin imkânlarıyla huzur ve güven içinde sonsuza kadar yaşayacağınızı mı zannediyorsunuz?

147. Yani, şu taptaze meyvelerle dolu bağların bahçelerin ve soğuk suları olan pınarların arasında hep böyle sefa süreceğinizi mi sanıyorsunuz?

148. Boy boy filiz veren sarı sarı ekinlerin ve yumuşacık salkımları sarkmış, bakanların iştahını kabartan hurma ağaçlarının arasında kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?

149. Bir de dağlarda ustalıkla evler yontuyorsunuz. Dağlarda kayaları yontarak korunmak için yaptığınız malikânelerinizde şımarıklık içinde yaşayıp da Allah’ın nankörlüğünüzün cezasını vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Bu evlerde otururken şımarıkça keyif çatıyor ve kendinizi aşırı güvende hissediyorsunuz. Hayır sizler Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına uymazsanız bu durum hep böyle gitmez.

150. Haydi, artık aklınızı başınıza toplayın ve sizleri şirk inancına sürükleyen önderlerinizin peşine düşmeyin. Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek kötü davranışlardan sakının ve Allah’a karşı sorumlu davranmak üzere beni izleyip bana uyun.

151. Ölçüsüzce azgınca davrananların sayılarının çokluğuna aldananların ve Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp başkaldıran önderlerinizin peşinden gidip onların emirlerine uymayın. Onların sadece kendilerini düşünen zalimler olduğunu bilmiyor musunuz?”

152. Ki onlar yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapan ve Allah ile barışık bir hayat yaşamayıp ıslah için çalışmayan kimselerdir. Sadece kendi çıkarlarını düşünürler. İnsanların mallarını haklarını çalarak adaleti bozarlar. Bir avuç mutlu azınlık olmak için birbirlerini kollar, birbirlerinin yardımcısı olurlar. İnsanların çoğunluğunu ezerler. Böyle zalimlere uyarak zulümlerine ortak mı oluyorsunuz? Haddi aşanların ve kafirlik, nankörlük zorbalık gibi bozgunculuk peşinde koşanların aklına uymayın.

153. Salih’in bu uyarı ve öğütlerinin ardından uyarılardan ders almayan kavmi ona şöyle dedi: “ Ey Sâlih. Peygamber oluğunu iddia ettiğine göre, belli ki sen ilâhlarımızın gazabına uğrayıp büyülenmiş olmalısın. Neticede sen aklını yitirmişsin ve ne dediğini bilmiyorsun. Öyle şeyler söylüyorsun ki, bu söylediklerin aramızda bozgunculuk çıkarmaktan başka bir işe yaramaz! O yüzden de peygamberlik iddiasında bulunuyorsun.

154. Halbuki bizden hiçbir farkın yok ve sen de bizim gibi bir insansın. Senin bizden ne üstünlüğün var ki, bize Peygamberlik taslıyorsun! Eğer bu iddianda doğru isen o zaman peygamberliğinin delili olarak bize iddialarını kanıtlayan bir mucize göster de görelim.”

155. Sâlih:İlk sınavınız, sınırlı olan su kaynakları üzerinden olacak. İşte benim Peygamberliğimi kesin olarak ispatlayan mucize dişi bir devedir. Su içme hakkı belirli bir gün onundur. Allah’ın suyunu, Allah’ın devesinden esirgemeyin. Hayvanlarınızın ve sizin de nöbetleşe olarak belirli bir gün su içme hakkı olsun. Bu deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır dedi.

156. Sakın ona bir zarar vermeyin yoksa hiç ummadığınız bir zamanda sizi korkunç bir günün azabı kıskıvrak yakalar. Hakkınıza razı olmak, sizin adaletinizi ortaya koyacaktır. Eğer adil olanlardan olursanız kurtulursunuz. Aksi halde zulmedenlerden olursunuz ki, Allah zalimleri sevmez.

157. Ne var ki bu uyarıya rağmen müşrik ve kâfirler, dokunulmaması gereken ve cennetten mahrum edebilecek bütün yasakların sembolü olan o deveyi, acımasızca boğazlayıp öldürdüler. Ancak ertesi sabah azap başlarına geldiğinde, yaptıkları hatayı anlayıp çok pişman oldular.

158. Fakat artık çoktan iş işten geçmişti son pişmanlık fayda vermedi. Çünkü Salih’in uyarıp haberini verdiği azap kendilerini kıskıvrak yakalayıvermişti. Şiddetli bir sarsıntının ardından gelen korkunç bir sesle helâk oldular. Şüphesiz Salih’in kavminin bu yaşadıklarında gelecek kuşaklar için ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve ibretlik dersler vardır. Fakat ne yazık ki bu onların çoğu bunları duyup bildiği halde uyarılara yüz çevirmiş ve iman etmemişti. Bu Allah’ın yasasıydı. Düşünseler; Allah’ın yaratılış yasasında insanların alacağı dersler var. Yasalarına uymayan zalimleri Allah mutlaka cezalandırır.

159. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve çok yücedir. Dolayısıyla onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ama buna rağmen kullarına karşı yine de çok merhametlidir. Çünkü O iman eden kullarına karşı da sonsuz merhametiyle her zaman Rahîm olandır. Bu yüzden, ceza vermede acele etmemektedir.

160. Vaktiyle Lût kavmi de Lût’un peygamberliğini kabul etmeyip onu yalanladı. Aslında O’nu yalanlamakla ilâhî mesajı insanlığa ileten bütün resulleri yalanlamış oldular.

161. Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Lut onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Siz günahlardan ve Allah’ın emirlerine karşı gelmekten hiç mi korkup sakınmazsınız?

162. Şüphesiz ki ben size hakkı tebliğ etmek üzere âlemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş güvenilir ve sözüne itimat edilmesi gereken bir peygamberim. Yaratılışınızın amacına uygun bir hayatı ve nasıl yaşamanız gerektiğini size bildirmek üzere Allah, elçi olarak beni tayin etti.

163. O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve beni izleyip bana uyun.

164. Üsteli bunun için sizden bir ücret ve tebliğ vazifeme karşılık dünyevi bir menfaat beklemiyorum. Benim mükafatımı takdir edip verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi’dir.

165. Siz “İnsanlar içinde böyle göz göre göre şehvetin esiri olup kadınları bırakarak erkeklerle mi cinsel ilişkiye giriyorsunuz?

166. Yazıklar olsun size. Neden Rabbinizin sizin için yarattığı ve helâl kıldığı eşlerinizi bırakıyorsunuz ve bu çirkin işi yapıyorsunuz. Niçin kadınlarla evlenerek, huzurlu, mutlu bir aile kurup neslinizi çoğaltmıyorsunuz? Niçin cinsel arzularınızı erkek erkeğe tatmin ederek neslinizi yok ediyorsunuz? Yaptığınız bu çirkin iş, daha önce kimsenin yapmadığı bir rezilliktir. Doğrusu siz sınır tanımayıp haddi aşan ve iyiye yoldan çıkmış sapkın bir kavimsiniz.

167. Lût’un bu sözlerine rağmen sapık kavmi ona kulak asmadı, halkı hatta o çirkin işi yapanlar Lut’u tehdit ettiler. Ve ona şöyle dediler: “Ey Lut! Eğer sen bize ahlak dersi vermeye kalkıyorsun. Bu can sıkıcı nasihatlerine son vermezsen muhakkak ki seni bu şehirden sürüp çıkartırız. “

168. Bunun üzerine Lut ise onlara dönüp: “Doğrusu ben sizin bu yaptıklarınızdan tiksiniyorum ve sizi şiddetle kınıyorum diye cevap verdi.

169. Sonra da ellerini açıp dua ederek: Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların şerrinden koru ve yaptıkları iğrenç davranışlarından dolayı başımıza gelecek azaptan da kurtar diye Allah’a yalvarmıştı.

170. Bunun üzerine biz Lût’u ve bütün mü’min ailesini azabımız gelmeden önce zalimlerin elinden kurtardık.

171. Yalnızca geride kâfirlerle birlikte kalmayı tercih eden ve iman etmeyen Lût’un yaşlı karısını bıraktık. Çünkü o inançlarıyla, tavırlarıyla zalim kavimden yanaydı. Hain sapkınlara destek çıkmıştı ve o kurtulamadı.

172. İman edenleri kurtardıktan sonra Lut’un karısıyla birlikte diğerlerini kırıp geçirdik ve yerle bir ettik.

173. Onların üzerine yağmur gibi öyle bir taş yağdırdık ki. Yerlerini yurtlarını yıkıp yok ettik. Sağlam binalarını, saraylarını, evlerini başlarına geçirdik. Uyarılan, fakat uyarıldığı halde doğru yolu seçmeyip azap tehdidine kulak asmayanların, küfür ve isyanda ısrar edenlerin başına gelen felaket yağmurları işte ne kadar korkunç ve ne kadar kötüdür.

174. Şüphesiz, Lut kavmini kıssasındaki bu anlatılanlarda, aklını kullanıp düşünenler için iman etmemenin kötü sonunu gösteren ibretlik bilgiler vardır. Onların bu tavırları ve başlarına gelen hazin son arkadan gelecek nesiller için ilâhî adâleti gözler önüne seren ders niteliğindedir. Ama onların çoğu bu ibretlik bilgilere rağmen, ders almadıkları için ne yazık ki iman etmezler.

175. Şüphesiz senin Rabbin gücü her şeye yeten ve eşi benzeri olmayan çok yüce biridir. Dolayısıyla onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ama buna rağmen kullarına karşı yine de merhamet sahibi olandır. Mü’minlere karşı da çok şefkatli ve sonsuz merhametiyle her zaman Rahîm’dir. Bu yüzden, ceza vermede acele etmemektedir

176. Medyen halkı gibi vaktiyle Eyke halkı da kendilerine gönderilen Şuayb’ın peygamberliğini kabul etmeyip, davetine inanmadı. Aslında Şuayb’ı yalanlamakla, ilâhî mesajları insanlara ileten bütün peygamberleri yalanlamış oldular.

177. Hani Şuayb onları uyarıp, kendisine Allah’tan gelen vahye uymalarını istemiş ve onlara demişti ki: “Siz Allah’a karşı gelip O’na isyan etmekten, zulüm ve haksızlık yapmaktan korkup sakınmaz mısınız? Sizi yüce bir amaç için yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç merak etmez misiniz? Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?”

178. Doğrusu ben size sorumluluklarınızı bildirmek için hakkı tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş güvenilir ve sözüne itimat edilmesi gereken bir peygamberim.

179. Artık yolunuzu, Allah’ın kitabıyla bulun. Allah’tan korkun ve O’na karşı gelmekten sakının. Bana inanıp, güvenin ve beni örnek alıp itaat edin.

180. Sizleri yaratılış sebebinize uygun olan hayat nizamı ile yaşamaya davet etmişken, bu davetim karşılığında sizden bir ücret bir menfaat veya mükâfat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi takdir edip verecek olan ancak alemlerin Rabbidir.

181. Alışverişinizde ölçüyü tartıyı tam yapın. Sakın ha eksik ölçerek insanların haklarını gasp etmeyin, eksik verenlerden hak yiyenlerden ve aldatanlardan olmayın.

182. Gerek odun tartarken gerekse de altın tartarken, kısacası her işinizde tartarken dosdoğru terazi ile tartın. Hiçbir işinizde adaletten asla ayrılmayın. Hak ve adalet duygularınız, bilgileriniz, hükümleriniz dengeli olsun. Yaptığınız yapacağınız bütün işleri doğruluk terazisine vurun.

183. İnsanların alacağını eksilterek, onları mallarındaki haklarından mahrum etmeyin. İnsanların emeğini sömürmeyin, karaborsacılığa ve faiz sahtekârlığına yönelmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak ülkede nizamı bozup karışıklık çıkarmayın. Yozlaşmaya ve ahlaki çürümüşlüğe sebep olmayın. Böyle hayırsız işler yaparak dirlik düzeni bozmayın. Eğer hep kendi çıkarlarınızı ön plana tutarsanız andolsun ki; bozgunculardan olursunuz.

184. Allah’ın razı olmadığı şeyleri yapmaktan uzak durmak suretiyle sizi ve önceki nesilleri yaratan Allah’a karşı gelmekten korkun ve sakının. Allah’a karşı saygılı ve itaatkâr olun. Allah’tan başka, gerçek Rabbiniz ve ilahınız olmadığını unutmayın ve O’na karşı sorumluluklarınızın bilincinde olun.” dedi.

185.  Şuayb’ın yaptığı davete karşılık Eykeliler’de dediler ki: “ Ey Şuayb, anlaşılan sen birileri tarafından ilâhlarımızın gazabına uğratılmış ve adamakıllı büyülenmişsin. Boş hayal ve hevesler peşindesin. Peygamber olduğunu da nereden çıkarıyorsun? Neticede sen aklını yitirmiş birisisin.

186. Senin bizden farklı bir yanın ve üstünlüğün yok ki. Sen de bizim gibi bir insansın. Biz senin söylediklerine inanmıyoruz. Sen göz göre göre bize yalan söylüyorsun.

187. Eğer sen ille de peygamberlik iddiasındaysan ve gerçekten doğru söylüyorsan, savurduğun tehditleri gerçekleştir. Mesela gökten başımıza azap yağdır da görelim.” dediler.”

188. Şuayb de onlara: “ Ben sizler gibi bir insanım, sadece sizi uyarmakla görevliyim ve elimden geleni yaptım. Benim görevim sadece tebliğdir. Rabbim sizin söylediklerinizi ve yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Hakkınızda gereken hükmü verip, size nasıl ceza vereceğini en iyi kendisi bilir. Sizi O’na havale ediyorum dedi.”

189. Şuayb elinden geleni yaptı fakat Eyke halkı da Şuayb’ı böyle yalanladı ve sonuçta üzerlerini kara bulutların kapladığı bir gün, dehşetli bir azap onları yakalayıverdi. Ortalığın toz dumana karıştığı o müthiş felaket, kara bulutlar halinde geldi ve helâk edildiler. Bu gerçekten tarifi mümkün olmayan büyük ve korkunç bir günün azabıydı ve bunu hak etmişlerdi.

190. Dinle, ey insan! şüphesiz bu anlatılanlarda gelecek kuşaklar için düşünüp alınacak çok önemli dersler vardır. Şuayb Peygamber’in kıssası ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve iman etmemenin kötü sonunu gösteren ibretlik bir bilgi niteliğindedir. Fakat onların çoğu bu ibretlik hadiseleri duyduğu, bildiği halde ders almaktan kaçıp iman etmezler ve ne yazık ki inanmamakta diretirler.

191. Şüphesiz senin Rabbin güçlüdür ve sonsuz kudretiyle gücü her şeye yetendir. Dolayısıyla onları her an cezalandırmaya muktedirdir. Ama aynı zamanda tövbe ettikleri takdirde kullarını bağışlayan ve merhamet sahibi olandır. Bu yüzden, inanmaları için kullarına süre tanımakta ve ceza vermede acele etmemektedir.

192.  Şüphesiz ki vahye müracaat etmeden, hiçbir insanın veremeyeceği geçmişe ait bu bilgileri en doğru şekilde veren Kur’an, alemlerin Rabbi ve ilahı olan Allah tarafından bölüm bölüm indirilmiş bir kitaptır.

193. Ey Peygamber! O Kuranı Rûhu’l-Emîn adıyla da bilinen ve daha önceki bütün Peygamberlere ilâhî mesajı getirmiş olan vahiy meleği Cebrail getirdi.

194. Senin kalbine vahiy emanetini yerleştirdi ve kıyâmete kadar gelecek bütün insanları hakikate çağırarak, gittikleri yolun sonuçları konusunda ikaz edip uyarasın diye indirdi.

195. Hem de apaçık konuşup anlaştığınız Arapça bir lisanla herkes anlasın diye gönderilmiştir.

196. Şüphesiz bu Kur’an’ın geleceği haberi, önceki peygamberlerin ve onların kavimlerine gönderilen ilâhi kitaplarda da mevcuttur. Ve önceki ilâhi kitaplardaki vahiyleri de içermektedir.

197. İsrâiloğulları içindeki Yahudi din âlimlerinin, bu Kur’an’ı duyar duymaz onun Allah kelâmı olduğu gerçeğini ve Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indirileceği bilmesi ve bu hakîkati açıkça itiraf etmeleri, o müşrikler için Kur’an’ın, Allah tarafından vahyedildiğine yeterli bir delil değil midir?

198. Müşrikler inanmamak için sürekli bahane getiriyorlardı. Bir bahane olarak da “Muhammed’in dili Arapça, bu kitabı Arapça olarak o uydurdu dediler.” Eğer onu Arap olmayan ve bir tek kelime Arapça bilmeyen birine indirseydik.

199. Ve bu kişi de kendi lisanı ile Kur’an’ı onlara okusaydı, müşrik ve kâfirler “Bunun dilini anlamıyoruz” diye yine bir bahane bulup ona inanmayacaklardı.  İçlerinden tanıdıkları birini seçtik ki; aleyhlerine olmasın. Yine öyleyken inkâr mı ediyorlar?

200. Biz de iman etmemekte ısrar eden ve davetimizi kabul etmediği için inatla direnen suçluların kalplerine inkâr duygusunu işte böyle yerleştirdik. Onların kalplerinde âyetlerimizin yankı bulması mümkün değildir. Bu yüzden onların hidayetleri kararmıştır.

201. Onlar Kur’an’ın manasını anlar, kusursuz ifadelerinin güzelliğini tanırlar. Önceki kitaplarda bahsi geçen bu mesajın, bildirdiği mucizevi haberler ve ortaya koyduğu mükemmel inanç sitemi açısından bir benzerinin yapılamayacağını da bilirler. Fakat İnkârda ısrar edenler can yakıcı ve acıklı azabı görünceye kadar kibir, inat, haset gibi saplantıları yüzünden okuyup anlasalar da yine Kur’an’a inanmazlar.

202. Sonunda o azap onları, hiç beklemedikleri bir anda ansızın ve kıskıvrak yakalayıverir.

203. Bunun üzerine o zaman da inleyerek: “Bize iman etmemiz için birazcık daha süre ve fırsat tanınsa da davet edildiğimiz hayat nizamına sarılarak kendimizi düzeltebilsek” diyerek yalvarmaya başlayacaklardır. Hâlbuki onlar peygamberlerine: “Bize bahsettiğin o azap ne zaman gelecekmiş.” demiyorlar mıydı? Onlar bilmiyor mu? Azabımız onlara geldikten sonra artık mühlet yoktur. Rabbin onlara azap etmeden önce mutlaka uyarmıştır. 

204. Ama onlara şöyle karşılık verilecek: Onlar “Madem doğru söylüyorsun, gökten başımıza azap yağdır da görelim”, bizi tehdit ettiğin azabı çabuk getir” gibi alaylı laflar ederek azabımızın çabucak gelmesini istemiyorlar mıydı?

205. Düşünsene o zalimlere istedikleri süreyi verip onları dünyada yıllarca refah içinde yaşatsak da bahşettiğimiz ömrün ve dünya nimetlerinin niçin verildiğini düşünüp, kıymetini bilmezler. Allah’ın davetine ve O’nun istediği hayat nizamına uymaları için yapılan çağrılara kulaklarını tıkarlar.

206. Sonra bu yüzden kendilerine vaadedilen azap başlarına gelse ne dersin?

207. İman etmedikleri müddetçe faydalandırıldıkları nimetler ve kaçırdıkları fırsatlar ahirette onlara ne yarar sağlayabilir? Yaşatıldıkları zevkli hayatın kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Aksine verilen nimetler arttıkça, hesabı da zorlaşacaktır.

208. Biz günah işleyen hiçbir toplumu yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden uyarıcılar göndermeden ve uyarıcılar yoluyla o halkı açık ve net bir şekilde uyarmadan helak etmeyiz.

209. Onlar peygamberlerimiz tarafından sürekli ikaz edilip uyarıldılar. En azgın zâlimleri bile, cezalandırmadan önce güzelce öğüt verip uyarmışızdır Çünkü Biz hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmayız ve asla zalim değiliz. Onlar helak olmayı hak ettikleri için helak oldular. İşte bu yüzdendir ki, sizleri uyarmak için bu son kitabı gönderdik. Başlarına azap geldiğinde artık kendilerine ikinci bir süre tanınmayacaktır. Gerçek şu ki o durumda onlara yeniden süre verilecek olsa ve aynı uyanlar kendilerine tekrar yapılsa yine fayda etmezdi.

210. Onlar şaşkınlıktan ne dediklerini bilmiyorlar. Vahyettiğimiz gerçekler karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. İnanmamak için şimdi de “cinler şairlere Kur’an’ı ilham yoluyla vahyetti” mi diyorlar? Ciddi bir şekilde okuduğunuz zaman siz de göreceksiniz ki, bu Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.

211. Bu asılsız bir yakıştırmadır. Kur’an’ı indirmek onların yapacağı bir iş değildir. Çünkü şeytan, insanı doğru yola ve, iyiliğe değil; sapkınlığa, bozgunculuğa ve inkâra çağırır. Zaten onların ne ilmi ne de güçleri asla böyle bir şeye yetmez. Şeytanlar ve yoldaş olup şeytana uyanlar; ancak inkâr edenlere yalan yanlış şeyler fısıldar.

212. Çünkü onlar Resul’e iletilmesi sırasında vahyi işitmekten ve onun içeriğine müdahale etmekten kesinlikle men edilmişlerdir. Demek ki Kur’an, kesinlikle cinler veya şairler tarafından uydurulmuş değildir. O, doğrudan doğruya Allah’tan gelen bir mesajdır.

213. Ey insan! Bütün bu gerçekler ortadayken sakın Allah’la beraber başka bir Rab ve ilah edinme ve onların yasalarına uyarak Allah’a şirk koşma. Allah’tan başka birtakım sahte ilâhlara da dua edip yardım talep ederek yalvarma. Aksi takdirde azabı hak edenlerden olursunuz.

214. Öncelikle aileni ve en yakın akrabalarını şirkten vazgeçmeleri için uyararak tebliğe başla. Ulaşabildiğin bütün insanları Kur’an ile uyar.

215. Allah’ın davetine iman edip sana uyan müminlere daima şefkat ve merhametle kol kanat gerip onları sevindir. Zorluklarla karşılaştıklarında onlara destek ver.

216. Eğer yakınların uyarılardan yüz çevirip sana karşı gelirlerse onlara da de ki: “ Ben sizi uyarmakla görevliyim. Siz yaptıklarınıza devam edebilirsiniz ama ben sizin şirk inancı üzere yaptığınız her şeyden uzağım onlarla hiçbir alâkam yok. Sizin yapıp ettiklerinizden ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızdan da sorumlu değilim” de.

217. Sen sonsuz güç kudret ve merhamet sahibi olan yüce Allah’ a güven O’na sığın ve tevekkül et.

218. Ki O nerede olursan ol kendisine ibadet için tek başına namaza kalktığın zaman seni görüyor. Ayrıca her zaman O’nun emirlerini yerine getirmeye hazır olduğunu da görüyor.

219. O’nun huzurunda senin saygıyla secdeye kapananlar arasında yer aldığını ve insanları tevhide çağırdığını da bilmektedir.

220. Hiç şüphesiz her şeyi hakkıyla işiten gören ve bilen O’dur. Yaptığınız her şeyden haberdardır. Senin ve sana inananların ödülünü vereceği gibi, seni yalanlayan müşriklerin cezasını da verecektir. Bu sebeple sen Allah’a güven! Allah onlara karşı sana yardım edecek ve seni zafere ulaştıracaktır.

221. Ey Peygamber! Müşriklerin “Kur’an’ı sana şeytanlar getiriyor” demesi seni üzüyor. Sen Kur’an’ı şeytandan gelen vesvese olarak niteleyen o müşriklere de ki: Ben size şeytanların asıl kimlerin başına üşüştüğünü ve hangi yanlış ve saptırıcı şeyleri ilham ettiğini bildireyim mi?

222. Şeytanlar günaha boğulmuş yalancı iftiracı ve Allah hakkında asılsız şeyler söyleyen düzenbaz insanların başına üşüşürler, sonra da onları peşlerine takarlar.

223. Çünkü onlar hep şeytanlara kulak verirler ve onlardan duyduklarını kendi yandaşlarına iletirler. Zaten onların çoğu zaten yalancıdırlar. Bunlar güya cinlerle, şeytanlarla irtibat kurduklarını iddia eder ve yalan yanlış iddialarını insanlara kabul ettirirler. Kendilerini özel güçlere sahip kimseler olarak takdim eder ve tıpkı kendileri gibi yoldan çıkmış kimseleri peşlerinden sürüklerler

224. Şiirlerinde abartıyı ve yalanı bolca kullanan ve cinlerden haber aldığını iddia eden şairlere gelince. Onlar şeytanlara kulak verir ve güya Kur’an’a benzer sözler söyleme gayretine girişirler. Ancak bilgisiz, bilinçsiz cahil ve kendileri gibi yoldan çıkan azgınlar onlara uyarlar. Hem kendilerini hem de başkalarını aldatmaya yatkındırlar.

225. Bu tür şairler her konuda şaşkın şaşkın ve boş hayaller peşinden koşarak her konuda ahkam kesip her telden çalarlar.

226. Ve onlar çoğu zaman sözlerinin tesirini artırmak için abartarak anlatmayı severler. Ayrıca, yapmadıkları ve asla yapamayacakları şeyleri de söylerler. Şair geçinen o insanlar bir gün doğru dediklerine başka gün yanlış der ve sahip olmadıkları meziyetlerle uydurup övünüp dururlar.

227. Ancak gerçek şairler böyle değildir. Yaratılış sebeplerine uygun yaşamak uğrunda iman edip salih ameller işleyen, Allah’ı çokça anan ve haksızlığa uğradığında düşmana aynen karşılık veren ve hakkı şiir gibi çağının en etkili silahı ile savunanlar müstesnadır. Suçlu ve günahkârlıkta inatla direnen zalimler de onlara şiirleri ile destek veren yandaşları da kendilerinin büyük bir yıkımla nasıl alt üst edileceklerini yakında anlayacaklar.

 

1-6

1-6 Ta. Sin. Mim. Bunlar sizin dilinizi oluşturan seslerin harfleridir. Kur’an ile sizlere konuşup, anlaştığınız, yazıştığınız dilinizin seslerinden oluşan sözlerle gerçekler açıkça bildirilmektedir. Ey Peygamber! Onlar iman etmiyorlar diye, sen üzüntüden neredeyse kendini helak edeceksin. Şayet biz dileseydik, onlara gökten öyle müthiş bir mucize indirirdik ki hemen hepsi o zaman boyun eğip, teslim olurlardı. Hakikati inkâra kendilerini şartlandırmış olanlara ne zaman Rahman’ın katından uyarıcı bir peygamber ve kitap gelse, hemen onu inkâr ederler. Nitekim Kur’an’ı da yalanlayıp, alaya alıp yüz çevirmekteler. Alay edip yüz çevirdikleri davetin, gerçeğin ta kendisi olduğu onlara yakında gösterilecek

1. Nasıl yaratılan âyetleri yaratmada tüm insanlık âciz kalmışsa, indirilen âyetleri içinde toplayan Kur’an’ın benzerini ortaya koymada da tüm insanlık âciz kalmıştır. İşte Ta. Sin. Mim. Bunlar sizin dilinizi oluşturan seslerin harfleridir. Bu harfler, Allah ile Resulü arasında birer şifredir ve gizemli hikmet formüllerini içermiş olabilir.

2. Ey dünya işlerine dalmış insanlar. Dikkat edin bunlar insanlığa mutluluk ve kurtuluş yollarını gösteren ve gerçeği bütün açıklığıyla apaçık şekilde ortaya koyan Kitab’ın ayetleridir. Kur’an ile sizlere konuşup, anlaştığınız, yazıştığınız dilinizin seslerinden oluşan sözlerle gerçekler açıkça bildirilmektedir.

3. Ey Peygamber! İnsanları o kadar çok seviyor, onların ebedi hayatlarını öylesine dert ediniyorsun ki onlar bu kitabın âyetlerine ve çağrına uymayıp iman etmiyorlar diye üzüntüden neredeyse kendini kahredeceksin. Bu kadar niçin üzülüyorsun? Ayetlerimizle bütün gerçekleri açıkladık. Yine de inkâr mı ediyorlar? Onların inkârlarından sana ne. Nasılsa günü gelince inkârlarının hesabını verecekler.

4. Şayet biz onları zorla imana getirmeyi dileseydik onların üzerlerine gökten öyle müthiş bir mucize indirirdik de hemen hepsi mecburen Allah’ın hükmüne derhal teslim olup boyun eğerlerdi. Fırtına, şimşek, yıldırım, sel felaketleri, depremler, yanardağ patlamaları, kıtlıklar, yokluklar, bolluklar da ayetlerimizdir. Ayı, güneşi dünyaya yakınlaştırsaydık, engellemeye güçleri yeter miydi? Güneş onlara birazcık yaklaştırılsa veya birazcık uzaklaştırılsa halleri nice olur? Ama buna gerek duymadık. O hâlde, iman etmiyorlar diye kendini daha fazla perişan etme.

5. İman etmeyenler öylesine şartlanmışlar ki hakikati inkâra kendilerini şartlandırmış olanlara Rahman’dan ne zaman yeni bir uyarı, bir peygamber veya kitap gelse mutlaka inkâr edip ondan yüz çevirirler. Hâlbuki Rabbin onları korumak, onları bağışlamak için öğüt veriyor. Belki düşünüp yanlışlarından vazgeçerler.

6. Onlar kıyâmet ve öldükten sonra dirilme gibi gerçekleri yalanladılar, Kur’an’ı da alaya alıp yüz çevirdiler. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar yalanladıkları ve alaya aldıkları bu şeylerin gerçekleştiği haberleri yakında kendilerine gelecektir. Onlar alay edip yüz çevirdikleri davetin, gerçeğin ta kendisi olduğunu yakında göreceklerdir.

7-9

7-9 Bunlar şu yeryüzüne dikkatle bakıp orada ilim ve kudretimizle her canlıdan çift çift yaratıp da, insanların faydasına sunduklarımız üzerinde hiç düşünmezler mi? Şüphesiz aklını işletenler için, bunlardan çıkarılacak dersler vardır fakat insanların çoğu yine de gerçeklere karşı gözlerini kapatırlar. Senin Rabbin gerçeği görmek, bilmek isteyenlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir.

7. Bu gerçeğin şahitliğinde yeryüzüne ibrete ve dikkatle bakmadılar mı ki, orada ilim ve kudretimizle insan bedeni gibi toprağa girmiş tohumlara hayat verip her canlıdan çift çift güzel türler yaratıp da yetiştirdik. İnsanların faydasına sunduklarımız üzerinde hiç düşünmezler mi?

8. Şüphesiz aklını işletenler için bunların her birinde Allah’ın kudretine ve ahiretin varlığına işaret eden nice çıkarılacak dersler ve apaçık deliller vardır. Fakat insanların çoğu gerçeklere karşı gözlerini kapatırlar ve şartlanmış oldukları için iman etmezler. Dünyadaki olayları izleseler, yarattığımız her şeyde alınacak dersler olduğunu görecekler! Hiç düşünmüyorlar mı? Gördükleri her şey gücümüzü yansıtmaktadır. Ama onlar yine de inkârı seçiyorlar.

9. Şüphesiz senin Rabbin vaad ettiği her şeyi yerine getiren ve gücüne erişilemeyen mutlak kudret sahibidir. Gerçeği görmek, bilmek isteyenlere karşı da çok merhametli ve şefkatlidir. O’nun bu sıfatları, insanlara peygamber göndermesini gerektirir.

10-11

10-11 Rabbin vaktiyle Musa’ya şöyle seslenmişti: “Ey Musa! Şu zalimler topluluğu Firavun’un kavmine git ve yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet edip, sorumluluklarını hatırlat.”

10. Hani Rabbin Musa’ya şöyle seslenmişti: Ey Musa! Âyetlerimi tebliğ etmek üzere yaratılış gayesi dışında yaşayan zalimler topluluğu olan Firavun’un kavmine git.

11. Firavun’un kavmine yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet edip, sorumluluklarını hatırlat ve hâlâ Allah’a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı diye sor?”

12-14

12-14 Bunun üzerine de Musa, “Ey Rabbim! Onların benim söyleyeceklerime inanmayacaklarından korkarım, bundan dolayı da dilim dolaşır, göğsüm daralır, bu yüzden kardeşim Harun’u da bana yardımcı, elçi olarak görevlendir. Ayrıca ben vaktiyle onlardan birini de öldürmüştüm, bundan dolayı ellerinde bana karşı kullanacakları bir delilleri de var, bu sebeple beni öldürmelerinden de korkuyorum.” dedi.

12. Mûsâ’nın birtakım çekinceleri vardı. Bunun üzerine de Musa Dedi ki: “ Ey Rabbim! Doğrusu onların beni peygamber olduğuma ve söyleyeceklerime inanmayıp yalancılıkla suçlamalarından ve yakalamalarından korkuyorum.

13. Ayrıca korku ve heyecandan göğsüm daralıyor ve dilim dolaşıp açılmıyor. Güzel ve etkili konuşamıyorum. Onların suçlamalarına karşılık ne söyleyeceğimi şaşırabilirim Onun için bana yardımcı olarak ağabeyim Harun’a da elçilik görevi ver. Bana destek çıksın. O zalim kavme onunla beraber iki elçi olarak gidelim.

14. Hem ben, onların gözünde suçluyum, ellerinde bana karşı kullanacakları bir delilleri var. Vaktiyle istemeyerek de olsa içlerinden birini öldürmüştüm. Zaten bu yüzden Mısır’dan kaçıp Medyen’e gelmiştim. Dolayısıyla beni öldürmelerinden korkuyorum.”

15-17

15-17 Allah Musa’ya, “Korkmana gerek yok, asla öyle olmayacak, Ben sizinleyim, sizi görüp gözeteceğim. Şimdi ikiniz birlikte Firavun’a gidin ve ona deyin ki: “Biz âlemlerin Rabbinin elçileriyiz, seni O’nun âyetleri ile insanların yaratılış sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ediyoruz. Şayet kabul etmez isen İsrailoğullarının bizimle buradan ayrılmalarına izin ver.”

15. Allah Musa’ya dedi ki: “Hayır korkma asla seni öldüremezler. İkiniz de mûcize ve ayetlerimizle o zâlim topluma gidin ve onları hak dine dâvet edin. Şüphesiz biz yardımımızla sizinle beraberiz. Her şeyi görüp gözeterek işitmekteyiz.

16. Böylece Mûsâ Mısır’a geldi ve olup bitenleri Harun’a anlattı. Bunun üzerine Allah her ikisine şöyle buyurdu. Şimdi hemen ikiniz mûcize ve ayetlerimle Firavun’a gidin ve ona deyin ki: “Biz her şeyi varlık gayesine en uygun şekilde yaratıp, terbiye eden alemlerin Rabbi olan Allah tarafından gönderilmiş elçileriz. Seni O’nun âyetleri ile insanların yaratılış sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ediyoruz

17. Haksızlıkla mallarını aldığın ve çocuklarını öldürdüğün İsrailoğullarının kadınlarını hizmetçi, erkeklerini de yıllardır köle olarak kullandığın yeter. Mısır’dan ayrılıp özgürlüğümüze doğru gitmek istiyoruz. Onları serbest bırak bizimle beraber Filistin’e gelmelerine izin ver.

18-19

18-19 Musa bunları söyleyince Firavun da, “Biz seni küçük bir bebekken aramıza alıp büyütüp, yetiştirmedik mi? Ömrünün pek çok yılını bizim içimizde geçirdin, ama buna rağmen nankörlük ettin ve yapmaman gerekeni de yapıp birini öldürdün.” dedi

18. Musa bunları söyleyince Firavun da dedi ki: “Biz seni bebekken nehirde bulup aramıza alarak içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi?

19. Sonuçta suçsuz bir adamı öldürerek yapacağın kötü işi de yaptın. Görünen o ki sen yaptığımız iyilikleri unutup nankörlük ettin.”

20-22

20-22 Musa da Firavun’a, “Evet ben sizden biri olan o adamın ölümüne sebep oldum. Fakat o zaman şaşkınlardan, cahillerden biriydim, sizden korkup buralardan da kaçtım, sonra Rabbim bana doğru düşünme, doğru karar verme ve doğru yapma yolunu öğretti ve beni elçileri arasına kattı. Bugün benim başıma kaktığın iyilik ise İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu.” dedi.

20. Musa hatasını kabul ederek Firavun’a dedi ki: “ Ben onu şaşkınlardan, cahillerden bilgisizlerden olduğum zamanda istemeyerek kazara yapmıştım. O adam İbranilerden birini tartaklıyordu, ona engel olmak için sadece bir yumruk vurdum. Amacım kesinlikle öldürmek değildi.

21. Sizden bazıları o gün benim öldürülmeme karar vermişti. Onların adaletle hüküm vermeyip yargısız infaz yapmasından korkunca da aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana ayetleriyle doğru düşünme ve doğruyla eğri arasında hüküm verebilme yeteneğini öğretip hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı.

22. Nankörsün diyerek benim başıma kaktığın sarayında besleyip yetiştirmek gibi göstermeye çalıştığın iyilikler ise İsrailoğullarını kendine köleleştirmenin bir sonucuydu.” Sen, kavmimin mallarını aldın, kadınlarını hizmetçi, erkeklerini en ağır işlerde kullanmak üzere köle yaptın ve büyük bir zalimlikle onların çocuklarını öldürdün. Sen bu zulümleri yapmasaydın, annem beni Nil nehrine bırakmaz ve senin sarayında yetişmek zorunda kalmazdım, dolayısıyla beni besleyip büyütmenden dolayı üzerimde hiçbir hakkın yok. Senin sarayında büyümüş olmam senin iyiliğine değil, zulmüne delildir.

23-28

23-28 Firavun bu defa da Musa’ya, “Ben Rab olarak burada dururken, şu âlemlerin Rabbi de kim oluyormuş ey Musa?” diye sordu. Musa ona, “Eğer sen gerçekten doğru olanı öğrenmek ve O’na yürekten inanıp, O’na göre de yaşamak istiyorsan söyleyeyim! O; göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların hepsinin Rabbi (sahibi) olandır.” dedi. Bunun üzerine Firavun etrafındakilere dönüp, “Duydunuz mu bu ne diyor?” dedi. Musa sözlerine devamla, “O sizin de, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.” deyince Firavun orada bulunanlara, “Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini söyleyen bu Musa aklını kaçırmış, ne söylediğini bilmiyor.” dedi. Musa da ona, “O doğunun, batının ve bu ikisi arasında ne varsa hepsinin, her yerin Rabbidir, aklını kullanan her insan da bunun gerçek olduğunu görüp anlayabilir.” dedi.

23. Bu cevaplar üzerine Firavun konuyu değiştirip Musa’ya dedi ki: “ Peki söyler misin ben Rab olarak burada dururken, şu Alemlerin Rabbi dediğin de kim oluyormuş ey Musa?” Bu sözünü ettiğin Allah, bu ülkenin de mi sahibi ve yöneticisi oluyor?

24. Musa dedi ki: “. Eğer gerçekten doğru olanı kesin bir şekilde öğrenmek ve O’na yürekten inanıp, O’na göre yaşamak istiyorsan söyleyeyim” Allah sadece bu ülkenin değil göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan ve şu etrafında gördüğün her şeyin gerçek sahibi, yöneticisi ve Rabbidir.

25. Firavun etrafındakilere alaycı bir tavırla: “duydunuz mu bu neler saçmalıyor?” dedi. Bunu söylerken Musa’ya küçümseyerek bakıyordu.

26. Musa onların alay etmesine aldırmadan: “ hem sizin Rabb’ inizdir, hem de sizden önceki atalarınızın yani tüm insanların Rabbidir ” dedi.

27. Firavun bu sözlere çok öfkelenmişti. Söylenenler onun ülke üzerindeki otoritesini sarsıyordu. Onun için Musa’yı toplumun gözünden düşürmek istedi. Alaycı bir tavırla yanındakilere dönerek: “ Size Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini iddia eden Musa kesinlikle aklını kaçırmış ve ne söylediğini bilmeyen bir delidir” dedi.

28. Musa tebliğine devam ederek: “ Allah doğunun, batının ve bu ikisi arasında ne varsa her şeyin Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız ve anlattıklarım üzerinde biraz düşünürseniz bunu anlarsınız.” dedi.

29-33

29-33 Bunları duydukça daha çok hiddetlenen Firavun Musa’ya dönüp, “Benden başkasını Rab ve ilah olarak kabul etmekte ısrar edersen, andolsun seni zindana atar, orada çürütürüm.” diyerek tehditler savurmaya başladı. Musa bu defa Firavun’a, “Peki, ben sana Peygamber olduğumu, Allah’ın bana lütfettiği mucizelerle ortaya koyarsam, o zaman da mı kabul etmeyeceksin?” diye sordu. Firavun da ona: “Haydi söylediklerin doğru ise göster bakalım şu mucize delillerini.” dedi. Bunun üzerine de Musa asasını yere bıraktı ve asa birdenbire koca bir yılan oluverdi. Ardından da elini koynuna sokup çıkarınca, eli bakanların gözünü kamaştıran bir ışık kaynağına dönüşüverdi.

29. Bunları duydukça daha çok hiddetlenen Firavun, Mûsâ’nın sözleri karşısında çaresiz kalınca, tehditler savurarak dedi ki: “Eğer ben varken benden başka Rab ve ilâh edinirsen yemin ederim seni zindana atacağım orada çürürsün.

30. Musa: “Sana Peygamber olduğumu, Allah’ın bana lütfettiği mucizelerle ortaya koyarak apaçık bir şey getirirsem de mi inanmayıp beni zindana atacaksın?” dedi.

31. Kendine aşırı güveni olan Firavun, bu soruya cevabı vermeyip ona: “Eğer söylediklerin doğru ise şu delillerini ve mucizelerini göster bakalım da görelim ” dedi.

32. Musa bunun üzerine sihirde ve sihirbazlıkta kendini çok üstün gören Firavunu en güçlü yanından vurmak için asasını yere attı ve sıradan bir sopa gibi görünen o asa Allah’ın izniyle herkesin gözleri önünde bir anda koca bir yılan oluverdi.

33. Ardından elini koynuna sokup çıkardı. O el bakanlara göz kamaştırıcı bir ışık kaynağı gibi bembeyaz görünüverdi. O el aslında bir semboldü: Eğer bir insan geçmişte eliyle, diliyle herhangi bir günah işlemiş, onun tövbesini yapmış ve pişmanlığını yaşamışsa Allah’ın o insanı dilerse affedeceğinin sembolüydü. Böylece ne Firavunun ne de adamlarının, Mûsâ’nın doğru söylediğine dair en ufak bir şüpheleri kalmadı. Fakat kibir ve ihtirasları, onları imandan alıkoydu. Bu yüzden, Mûsâ’nın dâvetini etkisiz kılmak amacıyla plânlar kurmaya başladılar.

34-35

34-35 Bunları gören Firavun şaşkınlık içinde çevresindekilere, “Bu gerçekten çok usta bir sihirbaz olmuş, sihrin büyüsüyle bizi ve toplumu etkileyip, nizamımızı ortadan kaldırıp, bizleri yurdumuzdan çıkarmanın peşinde, buna karşı nasıl bir tedbir almalıyız?” diye sordu.

34. Mûsâ’nın gösterdiği mucizeler karşısında âdeta kanı donan Firavun şaşkınlık içinde çevresindekilere dedi ki: “Şüphesiz bu çok bilgili ve usta bir sihirbaz olmuş.

35. Asıl amacı sihrin büyüsüyle bizi yurdumuzdan çıkarmak malımıza mülkümüze konmak, nizamımızı ortadan kaldırıp iktidarımıza sahip olmak istiyor. Buna göre ey ileri gelenler, ne yapmamı nasıl bir tedbir almamı tavsiye edersiniz? diye sordu.

36-37

36-37 Firavun’un kurmayları olan ileri gelenler de Firavun’a, “Sen Musa ve kardeşi Harun’u bir süre burada tutup insanlarla temastan alıkoy. Bu arada bütün şehirlerine adam gönderip hüner sahibi sihirbazları buraya getir.” diyerek onu yönlendirdiler.

36. Bu kararı aldıktan sonra tavsiye makamındakiler Firavuna dediler ki: “ Mûsâ’nın elinde bu asa olduğu sürece, onu öldürmemize imkân yok. Hadi öldürdük diyelim, o zaman Musa halkın gözünde kahraman olur. İsrail Oğulları da isyan edecektir. Bunu asla göze alamayız. Öyle yapmak yerine onu halkın gözünde küçük düşürelim. Böylece hem gücümüzü göstermiş oluruz hem de onun itibarını sıfırlamış oluruz. En iyisi onu ve kardeşini şimdilik burada tutup insanlarla temastan alıkoy ve oyalayarak beklet. Sonra bütün şehirlere en kısa zamanda haberciler gönder.

37. Mûsâ’yı yenebilecek hüner sahibi bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler. Sonra onlarla Mûsâ’yı halkın huzurunda yarıştıralım. Sihirbazlar Mûsâ’ya karşı kesin bir üstünlük elde edemeseler bile, Mûsâ’nın mucizelerinin, büyücülerin yaptıkları türden ilginç bir gösteriden ibaret olduğunu insanlara göstermiş oluruz. Nasıl olsa halk, sihirbazların göz boyaması ile Peygamberin mucizesi arasındaki farkı ayırt edemez. Mûsâ’nın taraftar toplamasına, ancak bu şekilde engel olabiliriz diyerek Firavunu yönlendirdiler. Bu plan Firavunun kafasına yatmıştı. Hem halka gücünü gösterecek hem Mûsâ’yı ezecek hem de iktidarını pekiştirecekti.

38-39

38-39 Nihayet ülkeden toplanan sihirbazlar, Musa ile kararlaştırılan günde ve saatte, halkın da toplandığı meydanda karşı karşıya geldiler.

38. Böylece plân uygulanmaya kondu. Ülkenin farklı yerlerinden toplanan en usta sihirbazlar halk tarafından bayram olarak bilinen bir günde ve saatte Mûsâ ile kozlarını paylaşmak üzere büyük meydanda bir araya geldiler.

39. Artık her şey hazır gibiydi. Zaten olayı duyan halk da sabırsızlıkla bugünü bekliyordu. Beklenen büyük gün geldi. Tellallar sokağa çıktı ve Halka: “Siz de bu muhteşem gösteriyi izlemek ve büyücüleri desteklemek üzere toplanın haydi çabuk olun ” dediler. Ve halkın da toplandığı meydanda karşı karşıya geldiler. Halk meydanda toplandı. Firavunun amacı belliydi. Musa’yı halkın önünde küçük düşürmekti.

40

40 Firavun ve adamları bir yandan kendi aralarında, “Şu sihirbazlar Musa’ya üstün gelip, onun sihirbaz olduğunu ortaya çıkarsınlar da, böylece halk onun peygamber değil, aslında kendilerini aldatan biri olduğunu görüp peşine düşmesinler. Böylece biz de ondan kurtulmuş oluruz.” diye konuşup duruyorlardı.

40. Ardından da Firavun ve adamları sanki adalet sahibiymiş gibi etrafındakilere şöyle dediler: “Umarız ki, sahip olduğumuz ideolojiyi ve hayat tarzını savunmak için mücadele eden bu sihirbazlar Musa’ya üstün gelirler. Böylece Musa’nın da sihirbaz olduğu ortaya çıkar ve halk onun peygamber değil, aslında kendilerini aldatan biri olduğunu görüp peşine düşmez. Bizde ondan kurtulmuş oluruz ve daha güçlü bir şekilde inançlarımız uğrunda mücadele eden sihirbazlara uyarız onların yolundan gideriz.”

41-42

41-42 Şehirlerden toplanan sihirbazlar ise Firavun’un önüne gelerek, “Musa’yı alt ettiğimiz takdirde bize ne mükâfat vereceksin?” diye sordular. Firavun da onlara: “Galip gelmeniz halinde sizleri yanımda yüksek mevkilere getireceğim.” diye vaatte bulundu.

41. Şehirlerden toplanan sihirbazlar son talimatlar için Firavunun yanına geldiklerinde iktidarını ayakta tutmak için Firavunun kendilerine muhtaç olduğunu çok iyi biliyorlardı. O yüzden: Firavuna hayır” diyemeyeceği bir teklif yaparak dediler ki; “Eğer Mûsâ’ya karşı üstün gelirsek bize yakışır bir mükâfat olacak değil mi?” dediler.

42. Firavun ise onlara: “Evet. Hem o zaman siz benim yakın adamlarım arasında olacaksınız, sizleri yanımda yüksek mevkilere getireceğim hiç şüphe etmeyin ” dedi.

43-44

43-44 Nihayet Musa meydana gelen sihirbazlara, “Haydi hünerlerinizi ortaya koyun bakalım.” dedi. Sihirbazlar da ellerindeki ipleri ve asalarını yere bırakırken bir yandan da kendi aralarında, “Bizler galip gelip Firavun’un izzet ve şerefini daha da güçlendirip yücelteceğiz.” diye konuşuyorlardı.

43. Sihirbazlar, yüksek bir moralle meydana çıkıp, ilk kimin başlayacağını Mûsâ’ya sordular. Allah’ın izniyle kendine güvenen Musa meydana gelen sihirbazlara meydan okurcasına: “ Haydi hünerlerinizi ortaya koyun bakalım ne atacaksanız atın” dedi.

44. Böylece sihirbazlar da ellerindeki iplerini ve asalarını yere attılar ve: “ ilah olarak gördükleri Firavun’un büyüklüğü adına yemin ediyoruz ve mutlaka biz üstün geleceğiz. Böylece Firavun’un izzet ve şerefini daha da güçlendirip yücelteceğiz.” dediler. Onların attıkları ipler ve sopalar kendisine koşar gibi göründüğünde Mûsâ korktu. Allah “korkma” diyerek onu sakinleştirdi.

45-48

45-48 Onların ardından da Musa asasını yere bıraktı, kocaman bir yılana dönüşen Musa’nın asası sihirbazların göz boyadıkları sihirbazlık malzemelerinin hepsini yutuverdi. Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak, “Musa ile Harun’un ve âlemlerin Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna iman eder, O’na secde ederiz.” dediler.

45. Sihirbazların bu sözleri ardından Musa da asasını yere attı. Bir de ne görsünler Musa’nın asası korkunç bir yılana dönüştü ve onların hile ve düzenbazlık adına uyduruverdikleri şeyleri yuttuğunu gördüler. Firavunun adamları uydurdukları yalanların gerçekler karşısında kaybolup gittiğini görünce hatalarını anladılar. Ama yine de ne Firavun ne de adamları hakîkati kabule yanaşmadılar. Öte yandan, hakîkati görür görmez iman edenler de vardı.

46. Bunu gören ve mucize ile büyü arasındaki farkı iyi bilen sihirbazlar Mûsâ’nın sihirbaz olmadığını, bilakis, göstermiş olduğu mucize ile peygamber olduğunu anlayınca derhal secdeye kapandılar.

47. Dediler ki: “Alemlerin Rabbine iman ettik.

48. Kendisinden başka ilah olmayan Musa ve Harun’un Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna iman eder, O’na secde ederiz.” dediler.”

49

49 Gördükleri karşısında Firavun sihirbazlara seslenerek, “Ben size izin vermeden nasıl oluyor da O’na inanıyorsunuz, demek ki size sihirbazlığı öğreten ustanız O ve siz onunla birlikte bana tuzak kurdunuz öyle mi? Size nasıl bir ceza vereceğimi göreceksiniz, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama kestirip, sonra da sizi astıracağım.” dedi

49. Firavun gördükleri karşısında otoritesinin sarsılmasını engellemek için etrafına tehditler savurmaya başladı ve hırçın şekilde sihirbazlara seslenerek dedi ki: “Ben size izin vermeden nasıl oluyor da ona iman ettiniz? Hem O’na iman edecek ne var? O sadece büyücülükte sizden biraz daha ileri giden  bir kişiden başkası değildir. Demek ki O size sihirbazlığı öğreten ustanızdır. Büyük ihtimal bu meydana çıkmadan önce onunla iş birliği yaptınız. Ve siz onunla birlikte bana tuzak kurdunuz öyle mi? Yakında ihanetinize karşılık size nasıl bir ceza vereceğimi muhakkak göreceksiniz. Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestikten sonra hepinizi en feci şekilde hurma ağaçlarına asacağım.” Mûsâ’nın Rabi’nin azabı mı, yoksa benim azabım mı daha çetin ve daha sürekliymiş, o zaman göreceksiniz

50-52

50-52 Allah’ın Rabliği ve ilahlığına iman eden sihirbazlar da Firavun’a şöyle dediler: “Senin tehditlerin bizi imanımızdan asla döndüremez, hepimiz nasıl olsa er ya da geç Rabbimize döneceğiz. Bizler bugün burada Rabbimize iman edenlerin ilkiyiz, bundan dolayı da Rabbimizin, şimdiye kadar olan günahlarımızı bağışlamasını umarız.” Sonra Biz de Musa’ya, “Kullarımı alıp, geceleyin yola çıkar, ama şunu da bilin ki, Firavun ve adamları tarafından takip edileceksiniz.” diye vahyettik.

50. Allah’ın Rabliği ve ilahlığına iman eden sihirbazlar bu tehdit ve tehlikelere hiç aldırmadan Firavun’a dediler ki: “Hiç zararı yok ne yaparsan yap, imanımızdan ve davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Senin tehditlerin bizi imanımızdan asla döndüremez, Çünkü biz er ya da geç zaten öleceğiz ve Rabbimize döneceğiz.

51. Bizler bugün Firavuna yakın insanlar içinden Rabbimize iman eden Mü’minlerin ilkiyiz. Bundan dolayı Rabbimizin bizim şimdiye kadar olan günahlarımızı hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.” Böylece, Firavunun saltanatını koruma adına Mûsâ’ya meydan okuma cüretini gösteren sihirbazlar o günün sabahı ruhlarında müthiş bir değişim gerçekleştirerek Mûsâ’ya meydan okurlarken, aynı günün akşamında iman edip şehadet şerbeti içerek en yüce makamlardan birine ulaştılar. Onların bu “şehadeti” Firavun’un bütün suçlamalarını anlamsız kılmış ve Hz. Mûsâ’nın Peygamberliğini açıkça gözler önüne sermişti.

52. Sihirbazların kahramanca şehit oluşu binlerce insanın manevî dirilişine vesile oldu. Yıllarca Mısır’da Firavunlar tarafından köleleştirilen İsrâiloğulları Hz. Mûsâ’ya iman edince Firavunun baskıları daha da arttı. Bunun üzerine Biz de Musa’ya: “ Bana iman eden kullarımı alıp geceleyin yola çıkar. Ama şunu da bilin ki Firavun ve adamları tarafından siz mutlaka takip edileceksiniz. Fakat korkmayın zalimleri helâk edeceğim ” diye vahyettik.

53-56

53-56 Firavun da bu arada şehirlere haberciler göndererek İsrailoğullarının soysuz, sefil, aşağılık ve nankör bir topluluk olduğunu ve ülkede karışıklık çıkarmaya çalıştıklarını o yüzden onlara karşı dikkatli ve hazırlıklı olunması gerektiğini halkına ilan ettirirken bir yandan da Mısır halkının soylu, üstün, güçlü ve asil bir halk olduğunu söyleyerek, İsrailoğullarından gelebilecek tehlikelere karşı birlik ve beraberlik içinde olmaya çağırıyordu.

53. O gecenin sabahında İsrâiloğullarının topluca şehirden ayrıldığını duyan Firavun da büyük bir ordu hazırlayıp onların peşine düşmek için bütün şehirlere asker toplayan haberciler gönderdi.

54. Askerler toplandığında halkı kışkırtıp İsrailoğullarının üzerine sürmek için, onlara şu kısa konuşmayı yaptı; “Siz söylentilere inanmayın. Aslında bunlar soysuz, aşağılık sayıca az ve savaş tecrübesi olmayan zayıf bir topluluktur.

55. Ve bunlar boylarına poslarına bakmadan diş bileyerek bize küstahça kafa tutuyorlar. Bizden izin almadan yaptıkları işler sebebiyle de bizi çok öfkelendirmişlerdir. Ülkede karışıklık çıkarmaya çalıştıklarından dolayı onlara karşı dikkatli ve hazırlıklı olmak gerekir.56. Biz ise şüphesiz İsrailoğullarından gelebilecek tehlikelere karşı hazırlıklı ve savaş tecrübesi olarak, onlarla kıyas kabul etmeyecek kadar güçlü, onlardan çok kalabalık ve asil bir topluluğuz. O hâlde, Mısır’dan kaçmak üzere olan İsrailoğulları’nı tümüyle kılıçtan geçirmek için daha ne bekliyoruz?” dedi.

57-59

57-59 İşte bu kibirleri ve Allah’ın daveti hayat nizamına karşı takındıkları müşrik ve kâfirce tavırlarından dolayı, onları sahip olduklarını zannettikleri has bahçelerinden, pınar başlarından, mallarından, mülklerinden ve makamlarından çekip çıkarıp, mahrum ettik. Ardından da İsrailoğullarına Firavun’un kavminin sahip olduklarından daha fazlasını bahşettik.

57. Bu konuşmanın ardından Firavun ordusuyla birlikte Mısır’dan yola çıktı. Böylece onları kibirleri ve Allah’ın davetine karşı takındıkları müşrik ve kâfirce tutumlarından dolayı hiç tahmin etmeyecekleri bir sona doğru hazırladık. Onları kendilerinin zannettikleri bahçelerden ve pınarlardan Musa’yı yakalamak telaşıyla İsrâiloğullarının peşine düşürdük ve geri dönmemek üzere sürüp çıkardık.

58. Tekrar döneceklerine inanarak; eşlerinden, çocuklarından, saraylarından hazinelerinden ve üstün makamlarından da çekip çıkarıp, mahrum ettik. Hepsi yollara düşmüş, hazinelerini, şerefli makamlarını geride bırakmışlardı.

59. İşte bütün zâlim yönetimlerin sonu böyle olacaktır. Böylece onların geride bıraktığı saraylarını, köşklerini yerle bir ettik. Ve Firavun kavminin sahip olduklarından daha fazlasını İsrailoğullarına vererek bunlara mirasçı yaptık. Onlara tuzaklar hazırladık. Tuzaklarla onların terk ettikleri yerleri Musa ile kavmine bıraktık. Onlar kurduğumuz tuzağın farkında değillerdi.

60-62

60-62 Nihayet İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmak için gece yola çıktığını öğrenen Firavun, adamları ile birlikte, gün doğarken onların peşine düştü, Musa ve onunla birlikte olanlara denizin kıyısında yaklaşınca, Musa’nın yanında bulunanlar, “Eyvah yakalandık.” dediler. Musa da onlara, “Korkmayın, Rabbim benimle, O elbette bir çıkış yolu gösterecektir.” dedi.

60. Nihayet Firavun ve adamları İsrailoğullarının Mısır’dan ayrılmak için gece yola çıktığını öğrendiler. Başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde gün doğarken Musa ve ashabını yakalamak için onların peşlerine düştüler.

61. İki topluluk Kızıldeniz’in kenarında birbirini görünce Musa’nın adamları korku ve endişe ile: “ Eyvah önümüz deniz, arkamızda da düşman işte şimdi yakalandık” dediler.

62. Musa da onlara dedi ki: “Hayır korkmayın. Allah’tan ümit kesmeyin. Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir. O elbette bir çıkış yolu gösterecektir. Bize düşen O’na güvenip beklemektir” diyerek onları sakinleştirmeye çalıştı.

63-66

63-66 Bunun üzerine Musa’ya, “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Musa asasını vurunca deniz ortasından ikiye ayrıldı ve her iki yanı büyük iki dağ gibi, su kütlesi oldu. Musa ve adamları denizin ortasında açılan yoldan karşıya geçtiler, arkalarından onları yakalamak üzere Firavun ve adamları aynı yola girince de onları sulara gömdük.

63. Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize vur” diye vahyettik. Musa asasını vurunca deniz yarıldı ve her iki yana yükselen bölümü koridor gibi açılan yolun iki yanında sular yükselerek kocaman birer dağ gibi oldu.

64. Musa ve adamları denizin ortasında açılan yoldan karşıya geçtiler. Firavun ve ordularını da helâk etmek için oraya yaklaştırdık.

65. Ama sadece Musa’yı ve beraberinde olanların tümünü denizde açılan yoldan geçirip sahile çıkararak kurtardık.

66. Sonra ötekilerini hazırladığımız tuzaklarla denizin ortasına geldiklerinde tekrar kapanan suda boğduk.

67-68

67-68 Elbette Musa’nın bu kıssasından alınacak ibretlik dersler vardır, fakat insanların çoğu yine de ders çıkarmamakta direniyorlar. Gerçek şu ki, Rabbinin gücü, ilmi sınırsızdır ve O mü’minlere karşı çok şefkatli merhametlidir.

67. Şüphesiz bunda ilahî adaleti gözler önüne seren apaçık bir delil bir işaret ve alınacak nice ibretlik dersler vardır. Onların çoğu bunca hakikatlere rağmen bu gibi hadiselerden ders çıkarmayıp inanmamakta diretiyor.

68. Şüphesiz senin Rabbin her işinde sonsuz kudret sahibi ve mü’minlere karşı çok merhametlidir.

69-74

69-74 Ey Peygamber! Sen onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat. Hani o babasına ve kavmine, “Sizler neye, kimlere ve niçin kulluk ediyorsunuz?” diye sordu. Onlar da, “Bizler bu günkü hayat tarzımızı borçlu olduğumuz putlarımıza tapar, onlara kulluk ederiz ve hep onlara bağlı kalacağız.” dediler. İbrahim de onlara, “Peki sorunlarınızın çözümü için yalvarıp yakarıp da onları yardıma çağırdığınız da, size bir faydaları dokunuyor mu ya da size gelebilecek zararları önleyebiliyorlar mı?” dedi. Onlar da, “Hayır ama biz atalarımızdan böyle gördük, onlar da bu nizamı kuranları kutsayıp ilah edinip, putlaştırıp onlara tapıyor, kulluk ediyorlardı.” dediler.

69. Ey Peygamber! Sen onlara tevhid mücadelesinin öncü ve örnek isimlerinden biri olan İbrahim’in başından geçen ibret dolu gerçek öyküsünü de anlat.

70. Hani o putlara tapan babasına ve kavmine yaptıkları yanlış üzerinde düşündürmek, aleyhlerine delil getirmek ve bu yolla tebliğ yapmak için: “Siz neye ve kimlere niçin kulluk edip körü körüne tapıyorsunuz?” diye sormuştu.

71. Kavmi İbrâhim’in niyetini anlamıştı, o yüzden onlar da kararlı bir dille Bizler bu günkü hayat tarzımızı borçlu olduğumuz putlara kulluk edip tapıyoruz. Ve hep onlara bağlı kalarak onların önünde bel büküp ibadet etmeye devam edeceğiz. Onların bize emrettiği yasalara uyarak kulluk edeceğiz. Onlar bize her zaman yardım eder ” dediler.

72. İbrahim de onlara dedi ki: “ Peki dua ettiğiniz ve sorunlarınızın çözümü için bu putlara yalvarıp yakararak onları yardıma çağırdığınız zaman da işitiyorlar mı?

73. Yahut size en ufak fayda veya zarar verebiliyorlar mı? Ya da ihtiyacınız olduğunuzda size gelebilecek zararları önleyebileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?dedi.

74. Onlar da “Hayır bize cevap veremezler, fayda ve zararları da dokunmaz. Fakat atalarımızın böyle yaptıklarını gördük. Onlar da bu nizamı kuranları ilah edinip, putlaştırıp onlara tapıyor ve kulluk ediyorlardı. Onların uygulamalarını hiç eleştirmeden aynen taklit ediyoruz. Ne yani, sen atalarımızdan daha mı akıllısın? dediler.  Aslında verdikleri bu cevap; geleneğin etkisinde kaldıklarının ve körü körüne taklit ettiklerinin itirafı olan bir cümleydi.

75-82

75-82 İbrahim onlara, “Peki de bu kendilerine kulluk edip, tapındıklarınızla ilgili ne siz ne de atalarınız hiç düşünmediniz mi? Şimdi ben size açıkça söylüyorum ki bu taptıklarınız aslında sizin ve benim için birer düşmandır. Ben yalnızca âlemlerin Rabbini ilah edinip yalnız O’na kulluk ederim. Çünkü beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren, açlık ve susuzluğumu giderecek nimetleri yaratan, hastalandığımda şifa verecek olan, beni öldürecek, sonra da tekrar diriltecek olan, Hesap Günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O’dur.”

75. İbrahim soruları karşısında, putlar hakkındaki, gerçekleri itiraf etmek zorunda kalanlara dedi ki: “Şimdi sizin ve atalarınızın neye taptığınızı gördünüz mü? Hem sizi işitmediklerini hem size fayda yâda zarar veremeyeceklerini söylüyorsunuz, hem de bunları bilerek onlara tapıyorsunuz. Böyle saçmalık ve sapkınlık olur mu? Andolsun bu yaptığınız düpedüz cahilliktir.

76. Ne siz ve ne de geçmişteki atalarınız aklını ve vicdanını kullanmayan bir topluluksunuz. Yıllarca şu sözde ilâhlara nasıl kulluk edip taptınız ve birazcık da olsa hiç düşünmediniz mi?

77. Ey kavmim. Bu sorularımdan benim size düşman olduğum gibi bir sonuç çıkarmayın. Şimdi size açıkça söylüyorum. İyi bilin ki, aslında bu taptığınız tüm düzmece ilahlar sizin ve benim için birer düşmandır. Benim düşmanım da siz değil, sizin taptığınız putlardır. Yalnızca sizin de en büyük ilâh saydığınız alemlerin Rabbi benim dostumdur. Yerde, gökte, taşta, toprakta ilah aramayın. Her fayda verene, yer tanrısı, gök tanrısı gibi ilahlık yetkisi vermeyin. Onlara benim yakınlığım yoktur. Ben sizler veya atalarınız gibi cahillik yapıp, Rabbime isyan etmem. Ben yalnızca âlemlerin Rabbini ilah edinip yalnız O’na kulluk ederim.

78. Çünkü beni insan olarak yaratan ve hayatımın her döneminde ve her konuda bana en doğru yolu gösteren, beni imanla şereflendirende O’dur. O nedenle ben cahillik edip, atalarınızın cahillikleriyle kararttığı yola girmem.

79. Açlık ve susuzluğumu giderecek nimetleri yaratan ve rızkımı veren beni yediren ve içiren O’dur. Kaldı ki putlarınız ne yedirir ne de içirir. Bana yediren ve içiren âlemlerin Rabbidir.

80. Hastalandığım zaman bana şifa veren beni iyileştiren de O’dur.

81. Günü geldiğinde beni öldürecek, sonra da tekrar diriltecek olan da O’dur.

82. Hesap ve ceza günü hatalarımı günahlarımı bağışlamasını beni cennetine koymasını umduğum da ancak O’dur.

83-86

83-86 Ve İbrahim şöyle dua etmeye başladı: “Rabbim, bana doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme yeteneği, doğru hükmedebilme gücü bahşet ve beni faziletli, erdemli, hayırlı kulların arasına kat, doğruluk timsali olarak anılan kullarından eyle. Cennetinin nimetlerine kavuşanlar arasına beni de kat ve babamı da affeyle, çünkü o yolunu şaşırmış biridir. Rabbim beni Hesap Günü mahcup etme.”

83. İbrahim kavmine yaptığı bu tebliğin ardından şöyle dua etmeye başladı: Ey Rabbim! Bana gerçekleri göster. Bana doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme yeteneği olan hikmet ve adâletle hükmetme gücü ver. Beni lütfun ile salihlerin faziletli, erdemli, hayırlı kullarının arasına kat. Atalarımın yalan yanlış yollarına düşmekten beni koru.

84. Beni razı olduğun bir hayatla yaşatıp sonra gelecek ümmetler arasında kıyâmete kadar doğruluk ve iyilikle anılmayı nasip et.

85. Nimetleri bol olan cennetinin mirasçıları arasına beni de kat

86. Yolunu şaşırmış olan babamı da iman edenler arasında görmeyi nasip eyle. Eğer tevbe ederse, onu bağışla. İbrahim bu sözleri, babasına duyduğu derin şefkat ve merhametinden dolayı söylemişti. Fakat babası inkâr üzere ölüp de kesin cehennemlik olduğu anlaşılınca, onun için dua etmekten vazgeçti.

87-89

87-89 Hesap Günü hiç kimseye malın, mülkün ve evladın bir yararı olmayacak. O Gün yalnızca, salih amelleri ile ve günahtan arınmış selim bir kalple Allah’ın huzuruna çıkanlar O’nun rızasına nail olup ödüllendirilecekler.

87. İbrahim utanacak bir durumu olmamasına rağmen, duasına, kulluğuna yakışır bir derecede tevazu ile devam ederek şöyle dedi: Allah’ım bütün insanların yeniden diriltilecekleri gün hatalarımı açığa vurup beni utandırma.

88. Biliyor ve iman ediyorum ki o gün kişiye ne mal mülk nede evlat bir yarar sağlamayacaktır.

89. O gün sadece salih amelleri ile küfür ve şirkten korunan ve günahtan arınarak temiz bir kalple Allah’ın huzuruna gelenler O’nun rızasına nail olup kurtulacaktır.

90-91

90-91 Cennet O Gün, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirenlere yakınlaştırılacak. Cehennem de Allah’a karşı sorumluluklarını umursamayıp sırt dönenlere yakınlaştırılıp karşılarına çıkarılacak.

90. O gün tüm insanlar Allah’ın huzuruna çıkarılacak ve cennet Allah’ın razı olmadığı her şeyden uzak durarak sorumluluklarını yerine getiren yolunu Allah’ın kitabıyla bulan ve iman edip dürüst ve erdemli bir hayat sürerek kötülüklerden sakınan takva sahiplerine yaklaştırılır. İşte böyle! İbrahim’in dilekleriyle dünyada yaşayan, iyi şeyler yapıp Rabbinin azabından korkanlar hiç korkmasınlar. Hesap günü sadece yeryüzünde Allah’ın yasalarına uyarak yaşayanlar cennete girecektir.

91. Cehennem ise Allah’tan başka varlıkları ilah edinen ve Allah’a karşı sorumluluklarını umursamayıp sırt dönen azgınlara yakınlaştırılıp tüm korkunçluğuyla apaçık gösterilecektir.

92-102

92-102 Cehennemi hak edenlere, “O peşine düşüp, kullukta kusur etmediğiniz ilahlarınız şimdi nerede? Bakalım onların kendilerine ya da size yardıma güçleri yetecek mi?” denilecek. Sonunda hem onlar hem de bilinçsizce onların peşlerinden gidenler, hep birlikte iblisin avanesi olarak cehennem ateşine atılacaklar. Ve orada birbirlerini suçlayarak, “Vallahi biz dünyada iken, büsbütün sapıklık içinde yaşamışız, sizin gibi yaratılmışların uydurduğu hayat nizamlarına uyup, sizi âlemlerin Rabbi ile bir tutmuştuk, dolayısı ile bizi siz saptırdınız, şirki, küfrü hayat nizamı halinde bize kabullendirdiniz. Fakat bugün ne bize arka çıkabiliyor ne de dostluk gösterebiliyorsunuz. Keşke dünya hayatına tekrar dönme imkânımız olsa da, biz de Allah adına, peygamber ve kitaplarla yapılan davete iman edip teslim olanlardan olabilsek.” diyerek pişmanlık içinde kıvranacaklar.

92. Cehennemi hak edenlere denir ki: “ O peşine düşüp, kullukta kusur etmemeniz nedeniyle Allah’tan başka yasalarına uyarak ilah diye taptıklarınız nerede? Şefaatlerini umarak körü körüne itaat ettiğiniz efendiler, önderler kurtarıcılar ve âhireti kaybetme pahasına, uğrunda hayatınızı harcadığınız servet, iktidar, makam, şöhret gibi dünya zevkleri hani şimdi nerede? Sizler Rabbinizin sözlerini dinlemiyordunuz. Rabbinizin ilkelerini yasalarını hiçe sayıyor, sizden olan insanların yasalarına uyarak onlara ibadet ediyordunuz. Sizlere elçilerimiz gelip uyarıda bulunduklarında hem Rabbinizle hem elçilerimizle hem de ayetlerimizle eğleniyordunuz. 

93. Allah’tan başka taptıklarınız sığındıklarınız ve kurtarıcı sandıklarınız size yardım edebiliyorlar mı? Ya da kendilerine dahi yardımları dokunup kendilerini de cehennem azabından kurtarabiliyorlar mı?” Buna güçleri yetiyor mu? Başınız her sıkıştığında, sizi yaratan, size her türlü nimetleriyle yaşamınızı kolaylaştıran Rabbinizden yardım isteyeceğinize, kendilerine bile yararı olmayanlardan yardım bekliyordunuz.

94. Artık ilahlık taslayan azgınlar da onlara taparak onların peşlerinden giderek kul köle olanlar da tepetaklak o cehenneme atılırlar. Hem uyanları hem kendilerine uyulanları birlikte cehennem atacağız. Onlar insanların zaaflarından yararlanarak kanla zulümle hükümran olmak neymiş görecekler.

95. Kötü davranışları süsleyip, güzel gösteren iblis ve İblis’in bütün askerleri de onlara katılıp hep birlikte cehennem ateşine atılacaklar.

96. Onları cehenneme attığımız zaman, sapanlar, saptıranlar, tapanlar, tapılanlar orada birbirlerini suçlayıp çekişerek derler ki:

97. Vallahi biz dünyada iken gerçekten de apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

98. Çünkü buraya girince anladık ki sizin gibi yaratılmışların uydurduğu hayat nizamlarına uyup size tapmakla sizi ve sahte şefaatçileri egemenlik ve hüküm verme konusunda alemlerin Rabbi olan Allah ile denk tutuyorduk. Âlemlerin Rabbi bize uyarılar gönderdiğinde kulaklarımızı tıkıyor, sizin söylediklerinizi dinliyorduk. Rabbimizin yasalarını hiçe sayıyor, sizin yasalarınıza uyuyorduk.

99. Bizi şuursuzca arkalarından gitmemiz nedeniyle şirk düzenini bize hayat nizamı olarak kabullendiren o suçlular ve günahlara gömülüp giden elebaşlarımız saptırdı. Onlar bizi şeytani akıllarıyla kandırdı. Yalan sözleriyle aldattı. Dünyayı bize süslediler. Dünyada iyi yaşamanın ancak kendilerine tâbi olmakla mümkün olacağını söyleyip, bizi de süslü yalanlarına inandırdılar. İnananları horladılar, küçümsediler. Allah’tan gelen, kanun ve kuralların hiçbir işe yaramayacağını, çağın sorunlarını çözemeyeceğini söyleyerek, bizleri yollarına uydurdular.

100. Artık burada bize arka çıkabilen, yardım edebilen, bizi Allah’ın gazabından kurtarabilen ve yakın dostluk gösterebilen şefaatçilerimiz de yok.

101. Bize merhametle kucak açacak, cezamızın hafiflemesine yardımcı olacak candan ve yakın bir yakın dostumuz da yoktur. Bugün ne bize arka çıkabiliyor ne de dostluk gösterebiliyorsunuz.

102. Keşke dünya hayatına bir kere daha geri dönebilsek ve biz de Allah adına, peygamber ve kitaplarla yapılan davete iman edip teslim olan müminlerden olabilsek. Yeni yaşamımızda inananlardan olup, ahirete inanmış olarak gelebilsek diye pişmanlık göstereceklerdir.

103-104

103-104 Elbette aklını işletip de düşünenler için bu kıssadan alınacak dersler vardır. Unutmayın ki sizin Rabbinizin gücü ve rahmeti sonsuzdur.

103. Dinle, ey insan; hiç şüphesiz aklını işletip de düşünen insanlar için bütün bu Kur’an’da anlatılanlarda alınacak büyük bir ders ve ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil vardır. Bunca hakikatlere rağmen, onların çoğu kendilerine haber verilen gerçeklerle karşılaşmadıkça ders almayıp iman etmekte diretiyorlar.

104. Şüphesiz senin Rabbin sonsuz kudret ve rahmet sahibi olandır. Rabbin hiç kimseyi cehenneme atmak istemez. Ancak insanlar tüm uyarılara rağmen cehenneme atılmak için çaba gösterirler. Rabbin insanları yaratılış gerçekleri üzerine uyarsınlar diye elçileriyle birlikte ayetler gönderir. Bütün gerçekleri herkesin anlayacağı şekilde açıkça anlatır. Çünkü Rabbin, inkâr eden insanların düşünceleri ne olursa olsun, üstündür ve merhametlidir. Onlar bunu anlasalar da anlamasalar da gerçek budur.

105-110

105-110 Geçmişte Nûh’un kavmi de, peygamberleri Nûh’a inanmayıp, onu yalancılıkla suçlamıştı. Hâlbuki soydaşları Nûh onları Allah’a karşı sorumlu davranmaya çağırmış ve “Ben size Rabbiniz Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana uyun. Bunun için sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Haydi, artık Allah’ın verdiği bunca nimetleri düşünüp de O’nun önerdiği doğru yolda yürümek için beni takip edin.” demişti.

105. Ey Resûlüm! Sen ilk değilsin. Geçmişte Nuh’un kavmi de Nuh’a inanmadı. Allah’ın kitap ve elçi göndererek insanlığa yol göstereceği gerçeğini inkâr etmek suretiyle, Nuh’un Peygamberliğini inkâr ederek yalancılıkla suçlamıştı.

106. Hani soydaşları kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Nuh onlara demişti ki: “Siz artık zulüm ve haksızlıklardan, O’nun razı olmadığı şeylerden sakınmıyor ve Allah’a karşı gelmekten korkmuyor musunuz?

107. Doğrusu ben size hakkı, hakikati tebliğ ve temsil etmek üzere Rabbiniz Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.

108. Artık Allah’tan gelen âyetlerin rehberliğinde yaşayarak, Allah’a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten O’nun razı olmadığı her şeyden sakının ve Allah’a kulluk konusunda beni örnek alarak bana itaat edin.

109. Düşünmüyor musunuz? Dünyada sizin önder gördükleriniz, sizin dost olarak bildikleriniz, size yapıverdikleri her şey için mutlaka bir ücret bekler. Fakat iyi bilin ki; ben bunun için sizden bir ücret ve herhangi bir menfaat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretim ve mükâfatım ancak alemlerin Rabbine aittir.

110. Haydi, artık verdiği bunca nimetleri düşünerek Allah’tan ve Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının ve O’nun önerdiği doğru yolda yürümek için beni takip edin. Allah’tan korkun ve ilahî mesajı size bildiren bir elçi olarak bana itaat edin.

111-115

111-115 Nuh’tan bunları işiten müşrik kavmi ona, “Ne yani, toplumun en alt kesiminden olanların sana uyduklarını göre göre bizim de mi sana uymamızı bekliyorsun?” dediler. Nûh onlara şöyle dedi: “Bana uyanların geçmişte neyi, ne niyetle yaptıklarını bilemem, hangi sınıftan olduklarının, imkânlarının azlığının, çokluğunun bana gelmeden önceki toplumsal durumlarının hiçbir önemi yok. Onlar hakkında yargıda bulunmak size de bana da düşmez, kulları hakkında yargıda bulunmak yalnızca Rabbime aittir. Keşke sizler de bunu anlayıp, böyle düşünebilseydiniz. Şunu da iyi bilin ki, ben Allah’a iman edip imanının gerektirdiği gibi yaşamak isteyenleri yanımdan uzaklaştıracak değilim. Ben yalnızca sizleri Allah adına, O’nun daveti olan nizam ile ahlaka çağıran bir peygamberim.”

111. Nuh’tan bunları işiten müşrikler kibirlerine yenik düşüp ona şöyle dediler: “ Sana toplumun en alt kesiminden olan en düşük seviyeli sıradan kimseler ve aşağı tabakadan insanlar uymuşken biz hiç onların seviyesine düşüp de sana iman eder miyiz?” Eğer dediğin gibi, bu din hak olsaydı, ona ilk önce bu toplumun en akıllısı, en zengini, en yeteneklisi olan bizlerin inanması gerekmez miydi? Fakat görüyoruz ki, hep fakir ve zayıf insanlar senin peşine takılmış. Bizim miskinlerin, işe yaramazların arasında ne işimiz var? Önce onları yanından kov, belki o zaman sana inanırız.

112. Nûh onlara dedi ki: “Onların iman etmeden önce yapmakta oldukları ne amaç taşıdıkları meslekleri ve soyları hakkında benim bilgim yoktur. Zaten bilmem de gerekmez. Bana uyanların geçmişte neyi ve ne niyetle yaptıklarını bilemem, hangi sınıftan olduklarının, imkânlarının azlığının, çokluğunun bana gelmeden önceki toplumsal durumlarının hiçbir önemi yoktur. İzzet ve şeref, sizin zannettiğiniz gibi zenginlikte ya da soy sop da değildir. Ben yalnızca inanıp inanmadıklarına bakarım.

113. Onlar hakkında yargıda bulunmak ve yaptıklarının karşılığını vermek size de bana da düşmez. Kulları hakkında yargıda bulunma hakkı sadece Rabbime aittir. Eğer Allah katında üstünlüğün takva ile olduğu gerçeğini hayatın merkezine koyarsanız sizler de bunu böyle düşünüp anlardınız.

114. Şunu da iyi bilin ki, Ben sırf siz fakir görüyorsunuz ve istemiyorsunuz diye Allah’a iman edip imanının gerektirdiği gibi yaşamak isteyen mü’minleri asla yanımdan uzaklaştırıp kovacak değilim.

115. Kimin iman edip etmeyeceğine ben karar veremem. Ben ancak sizleri Allah adına, O’nun daveti olan nizam ile ahlaka çağıran, sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayıp gerçekleri apaçık ortaya koyan bir uyarıcıyım.”

116

116 Nûh’un bu sözleri üzerine kavmi de ona “Ey Nûh! Bu tutumundan vazgeçmezsen, kesinlikle çok ağır hakaretlerimize uğrayacak ve taşa tutulacaksın.” dediler.

116. Nûh’un bu sözleri üzerine inkârcı kavmi de ona dedi ki: “Ey Nuh! Eğer bu davandan, söylediklerinden ve bu uyarılardan vazgeçmezsen ağır hakaretlerimize uğrayacak ve taşa tutulup öldürülenlerden olacaksın.”

117-118

117-118 Bunun üzerine Nûh da Rabbine şöyle dua etti: “Rabbim kavmim bana inanmamakta inatla direniyor, artık onlarla benim aramda hükmünü ver, beni ve benimle beraber iman eden mü’minleri selamete erdir.”

117. Böyle devam eden uzun bir mücadelenin ardından Nuh yalvararak dedi ki: “Ey her şeyi gören bilen Rabbim. Kavmim bana inatla direnip beni yalanladı. Davetimi ve tehditlerimi hesaba katmadı.

118. Ya Rabb artık benimle onların arasında nihaî azap hükmünü ver. Beni ve benimle beraber olan iman etmiş mü’minleri selamete erdir ve bu zalimlerin elinden kurtar diye yakarmıştı.

119-120

119. Böylece Biz de Nûh’u ve berberindeki mü’minleri yanlarına aldıkları yükler ile dolu olan geminin içinde kurtardık.

120. Sonra o korkunç tufanı gönderdik ve gemiye binmeyip te geride kalanların hepsini inkârda ısrar ettikleri için suda boğduk.

121-122

121-122 Hiç şüphesiz Nûh’un kıssasında da aklını kullananlar için çıkarılacak dersler vardır. Gerçek şu ki, Rabbinizin gücü ve mü’minlere olan merhameti sonsuzdur.

121. Dinle ey insan; şüphesiz bu Nûh’un kıssasında aklını kullananlar için, ilâhî adâleti gözler önüne seren nice çıkarılacak dersler ve alınacak bir ibret vardır. Fakat onların çoğu bu ibretlik hadiseleri duymalarına rağmen yine de iman etmemişti.

122. Gerçek şu ki şüphesiz senin Rabbin güçlü ve çok acıyıp, esirgeyen merhamet sahibi olandır. Rabbiniz mutlak gücün sahibi olan Azîz ve mü’minlere olan merhameti sonsuz olan Rahîm’dir.

123-127

123-127 Âd kavmi de kendilerine gelen soydaşları Peygamber Hûd’u yalanlamıştı. Hûd da onlara şöyle demişti: “Sizi yaratan ve bunca nimetlerle donatan, Allah’a karşı sorumluluk duyup da, sizi niçin yaratmış olduğunu düşünmeniz gerekmez mi?” Ben, size Allah’ın gönderdiği güvenilir bir elçiyim, sizi yaratılış sebebiniz olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya çağırıyorum. O yüzden beni izleyin ki doğru yolu bulabilesiniz. Bu davet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum, benim ecrimin takdiri Rabbime aittir.

123. Ad kavmi de Allah’ın kitap ve elçi göndererek insanlığa yol göstereceği gerçeğini inkâr etmek suretiyle kendilerine gönderilen peygamberleri Hûd’u yalanladı ve karşı geldi.

124. Hani kardeşleri Hud onlara demişti ki: Siz Allah’a karşı gelmekten korkmaz mısınız, zulüm ve haksızlıktan küfür ve kötülükten sakınmaz mısınız? Sizi yaratan ve bunca nimetlerle donatan, Allah’a karşı sorumluluk duyup da sizi niçin yaratmış olduğunu düşünmeniz gerekmez mi?

125. Doğrusu ben size Allah tarafından hakkı tebliğ etmek üzere gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Sizi yaratılış sebebiniz olan sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya çağırıyorum.

126. Yalan söylemem mümkün değil. Gelin artık Allah’tan gelen âyetlerin rehberliğinde yaşayıp, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Allah’a karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön verin. Allah’a kulluk konusunda beni izleyip örnek alın ve bana itaat edin ki doğru yolu bulasınız.

127. Bunun için sizden bu davet karşılığında bir ücret istemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim yapmış olduğum tebliğe karşılık olarak mükafatımı verecek olan ancak ve ancak alemlerin Rabbidir.

128-135

128-135 Hûd sözlerine devamla, “Ey kavmim! Siz her yüksek tepeye anıtlar dikmeyi, binalar yapmayı marifet mi sayıyorsunuz? Yoksa bu yaptığınız malikânelerinizde ebedî olarak yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Elinize fırsat geçtikçe de hak hukuk tanımadan zorbalık yapmaya devam mı edeceksiniz? Haydi, artık aklınızı başınıza alıp, Allah’a karşı sorumlu davranıp, bu hayat tarzınızı terk edin ve O’na karşı saygılı davranmaya başlayın. Size aklınıza gelebilecek her türlü nimeti veren, sürü sürü hayvanlar, bağlar, bahçeler, evlatlar, pınarlar, ırmaklar bahşeden Rabbinizin davetine yönelin. Bundan yüz çevirip de şirk ve küfür nizamı ile ahlakınıza bağlı yaşamakta ısrar ederseniz, bir gün korkunç bir azapla cezalandırılacağınızdan endişe ederim.

128. Hûd sözlerine devamla dedi ki: Ey kavmim siz servet ve gücünüzü göstermek için her yüksek yere anlamsız anıt heykel veya tapınakları dikip binalar yapmayı marifet sayarak boş işlerle mi oyalanıyorsunuz?

129. Yoksa dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi lüksün, israfın ve gösterişin sembolü olan sağlam ve gösterişli yapılar kaleler, köşkler, saraylar mı yapıyorsunuz?

130. Elinize her fırsat geçtikçe, hak hukuk tanımadan zayıf biçarelerin hakkına tecavüz edip zorbalık yapmaya devam mı edeceksiniz? Yollara ve yüksek yerlere diktiğiniz işaretlerle, yoldan gelip geçenleri zorbalıkla yakalıyor, onların mallarına el koyarak, canlarına zarar verip zulüm yapıyorsunuz.

131. Artık aklınızı başınıza alıp bu hayat tarzınızı terk edin. Allah’tan ve O’nun razı olmadığı küfür, zulüm ve kötülük gibi her şeyden titizlikle sakının. Allah’tan korkun. Allah’ın yasalarına uyun Sakınma konusunda beni örnek alın veilâhî mesajı size bildiren bir elçi olarak bana itaat edin.

132. Hayatınızda ne büyük bir öneme sahip olduğunu çok iyibildiğiniz tüm nimetleri karşılıksız olarak bolca veren Allah’tan haksızlık ve ahlâksızlık gibi razı olmadığı şeyleri terk etmek suretiyle sakınıp korkun.

133. O size etinden, sütünden, yününden, gücünden istifade ettiğiniz sürü sürü hayvanlar ve evlatlar vererek ihsanda bulundu.

134. Yine meyvelerle dolu bağlar, bahçeler ve suyundan içtiğiniz pınarlar veren Rabbinizin davetine yönelin ve Rabbinize karşı saygılı ve itaatkâr olun.

135. Doğrusu bu sayılan nimetler karşısında nankörlük edip şirk ve küfür nizamı ile yaşamakta ısrar ederseniz ben sizin adınıza her nimetten hesaba çekileceğimiz büyük bir günün dehşet verici azabından korkuyorum.”

136-138

136-138 Hûd Peygamber’in bu uyarılarına karşılık kavmi de ona “Ey Hûd! Sen bize öğüt versen de, vermesen de fark etmez, biz sana ve davetine uyacak değiliz.” Senin söylediklerin eskilerin uydurduklarından başka bir şey değildir. Biz atalarımızdan bize kalan bu hayat nizamından vazgeçmeyiz. Bu sebeple azaba uğratılacağımıza da inanmıyoruz.” dedi.

136. Hûd Peygamber’in bu uyarılarına karşılık kavmi bu uyarıları pek de ciddiye almadı ve ona şöyle dediler: “ Ey Hûd boşuna çeneni yorma. Çünkü sen bize öğüt versen de vermesen de bu durum bizim için fark etmez. Biz sana ve davetine uyacak değiliz. Senin söylediğin her şey, bizim için sanki söylenmemiş gibidir. Sana karşı kulaklarımız tıkalıdır.

137. Bizim takip ettiğimiz bu yol, bizden önceki atalarımızın geleneğidir. Biz atalarımızı hangi yol üzerinde bulduysak, o yolu takip ederiz. Senin bu, söylediklerin öncekilerin uydurdukları masallardan başka bir şey değildir. Biz atalarımızdan bize kalan bu hayat nizamından vazgeçmeyiz. Sen gelip yalan yanlış sözlerinle bu hayat tarzımızı değiştiremezsin.

138. Biz hiçbir şekilde hesap sorulacak ve senin haber verdiğin azaba uğratılacak da değiliz.

139

139 Kavmi Hûd’u işte böyle yalanladı ve umursamayıp ondan yüz çevirdi. Bunun üzerine Biz de onları azabımızla helak ettik. Hûd’un kıssasında ibretler vardır fakat yine de insanların çoğu gerçeği kabullenmek ve ibret almak istemiyorlar.

139. Böylece onlar Hûd’u umursamayıp ondan yüz çevirerek yalancılıkla suçladılar. Biz de inkârda ısrarlarının bir sonucu olarak onları üzerlerine gönderdiğimiz korkunç bir kasırgayla helak ettik. Şüphesiz bu Hûd’un kıssasında ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil, gelecek toplumlar için alınacak bir ders ve nice ibretler vardır. Onların çoğu bu gerçekleri duyduğu bildiği halde kabullenmeyerek ve ibret almayarak iman etmezler.

140

140 Şüphesiz Rabbinizin gücü her şeye yeter. O, mü’minlere karşı çok merhametlidir.

140. Şüphesiz senin Rabbin güçlülerin en güçlü ve mü’minlere karşı çok merhametli olandır.

141-142

141-142 Semûd toplumu da kendilerine gönderilen soydaşları Salih Peygamber’i yalancılıkla suçlayıp, Allah adına yaptığı daveti kabullenmedi. Salih de onları yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinmeye ve böylece doğru olanı yaşamaya çağırmıştı.

141. Hud kavmi gibi Semud kavmi de kendilerine gönderilen peygamberleri olan Salih’i yalanladı ve Allah adına yaptığı daveti kabullenmedi.

142. Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Salih onlara: “Sizi yalnızca Allah’ı Rab ve ilah edinerek doğru olanı yaşamaya çağırıyorum. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Artık yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?” demişti.

143

143 Salih onlara, “Ey kavmim! Ben Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir elçiyim, sizleri O’na karşı sorumlu ve duyarlı olmaya çağırıyorum. Bu çağrıma kulak verip bana uyun ki, doğru yola yönelesiniz. Davetime karşı sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Benim ecrimi verecek olan âlemlerin Rabbi Allah’tır.” dedi.

143. Salih onlara, “Ey kavmim! Doğrusu ben size hakkı tebliğ etmek üzere, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş ve görevlendirilmiş güvenilir bir elçiyim dedi.

144-152

144-152 Salih sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Allah’ın yaratıp lütfettiği bağlar, bahçeler, pınarlar, salkım salkım hurmalıklar, ekinler arasında ve dağlarda kayaları yontarak yaptığınız malikânelerinizde şımarıklık içinde yaşayıp da, Allah’ın nankörlüğünüzün cezasını vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Ey kavmim! Bir an önce bu nankörlük, şımarıklık ve azgınlıktan vazgeçip, Allah’a karşı sorumlu davranmak üzere beni izleyin. Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp başkaldıran önderlerinizin peşinden gitmeyin. Böyleleri yeryüzünde fesat çıkarmaktan başka bir şey yapmazlar.”

144. Salih sonra da sözlerine şöyle devam etti: “O halde artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten Allah’ın yasalarını çiğnemekten ve âyetlerin rehberliğinde yaşayarak, O’nun razı olmadığı her şeyden sakının ve bana itaat edin. Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ve bana uyun.

145. Bunun için Allah’ın dediklerini tebliğ etmeme karşılık sizden bir ücret bir menfaat veya mükâfat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi, alemlerin Rabbi olan Allah verecektir.

146. Siz burada kurduğunuz bu güçlü ve zengin medeniyetin imkânlarıyla huzur ve güven içinde sonsuza kadar yaşayacağınızı mı zannediyorsunuz? Allah’ın nankörlüğünüzün cezasını vermeyeceğini mi sanıyorsunuz?

147. Yani, şu taptaze meyvelerle dolu bağlar bahçelerin ve soğuk suları olan pınarların arasında kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?

148. Boy boy filiz veren sarı sarı ekinlerin ve yumuşacık salkımları sarkmış, bakanların iştahını kabartan hurma ağaçlarının arasında kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?

149. Bir de dağlarda ustalıkla evler yontuyorsunuz. Bu evlerde otururken kendinizi aşırı güvende hissediyorsunuz. Korunmak için dağlardan ustalıkla yonttuğunuz evlerde rahatlık ve huzur içinde yaşayıp gidecek misiniz? Gerçekten hep böyle mi olacak zannediyorsunuz? Hayır sizler Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına uymazsanız bu durum hep böyle gitmez.

150. Artık Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek kötü davranışlardan sakının ve Allah’a karşı sorumlu davranmak üzere beni izleyin bana itaat edin.

151. Ölçüsüzce azgınca davrananların sayılarının çokluğuna aldananların ve Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp başkaldıran önderlerinizin peşinden gidip onların emirlerine uymayın. Onların sadece kendilerini düşünen zalimler olduğunu bilmiyor musunuz?”

152. Ki onlar yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapan ve Allah ile barışık bir hayat yaşamayıp ıslah için çalışmayan kimselerdir. Sadece kendi çıkarlarını düşünürler. İnsanların mallarını haklarını çalarak adaleti bozarlar. Bir avuç mutlu azınlık olmak için birbirlerini kollar, birbirlerinin yardımcısı olurlar. İnsanların çoğunluğunu ezerler. Böyle zalimlere uyarak zulümlerine ortak mı oluyorsunuz?

153-158

153-158 Salih’in bu uyarı ve öğütlerinin ardından kavmi de ona, “Ey Salih! Seni galiba birileri büyülemiş, o yüzden de peygamberlik iddiasında bulunuyorsun. Senin bizden hiçbir farkın yok, sen de bizim gibi bir insansın. Şayet söylediklerin gerçekten doğruysa ve sen peygambersen o zaman bize peygamberliğinin bir delili olarak mucize göster.” dediler. Salih de onlara: “İstediğiniz mucize işte şu dişi devedir, hayvanlarınızın sulandığı yerden su içme hakkı bir gün bu deveye, bir gün de sizin hayvanlarınıza ait olsun ve sakın ola bu deveye bir zarar vermeye kalkmayın, o takdirde müthiş bir azaba çarptırılırsınız.” Bu uyarıya rağmen o müşrik ve kâfirler, deveyi hunharca katlettiler, ardından Salih’in uyarıp haberini verdiği azap, onları kıskıvrak yakaladı, yaptıklarına çok pişman oldular, fakat artık çoktan iş işten geçmişti. Salih’in kavminin bu yaşadıklarından alınacak ibretlik dersler vardır. Fakat buna rağmen insanların çoğu uyarılardan yüz çevirirler.

153. Salih’in bu uyarı ve öğütlerinin ardından uyarılardan ders almayan kavmi dedi ki: “ Ey Sâlih sen ilâhlarımızın gazabına uğrayarak büyülenmiş birisin neticede sen aklını yitirmişsin. Ne dediğini bilmiyorsun! Öyle şeyler söylüyorsun ki, bu söylediklerin aramızda bozgunculuk çıkarmaktan başka bir işe yaramaz! O yüzden de peygamberlik iddiasında bulunuyorsun.

154. Bizden hiçbir farkın yok. Sen de bizim gibi bir insansın. Senin bizden ne üstünlüğün var ki, bize Peygamberlik taslıyorsun! Eğer bu iddianda doğru isen o zaman peygamberliğinin delili olarak bize iddialarını ispat edecek bir mucize göster.”

155. Sâlih: İlk sınavınız, sınırlı olan su kaynakları üzerinden olacak. İşte benim Peygamberliğimi kesin olarak ispatlayan mucize şu bir dişi devedir. Su içme hakkı bir gün onundur. Hayvanlarınızın ve sizin de belli bir gün su içme hakkı vardır. Allah’ın suyunu, Allah’ın devesinden esirgemeyin. Bu deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır dedi.

156. Sakın ona bir zarar vermeyin yoksa sizi korkunç bir günün azabı hiç ummadığınız bir zamanda kıskıvrak yakalar. Hakkınıza razı olmak, sizin adaletinizi ortaya koyacaktır. Eğer adil olanlardan olursanız kurtulursunuz. Aksi halde zulmedenlerden olursunuz ki, Allah zalimleri sevmez.

157. Bu uyarıya rağmen o müşrik ve kâfirler dokunulmaması gereken bütün zayıfların, uzak durulması gereken ve cennetten mahrum edebilecek bütün yasakların sembolü olan o deveyi acımasızca boğazlayıp öldürdüler. Ama başlarına geleceklerin alametini görünce yaptıklarına çok pişman oldular.

158. Fakat artık çoktan iş işten geçmişti son pişmanlık fayda vermedi. Çünkü Salih’in uyarıp haberini verdiği azap kendilerini kıskıvrak yakaladı. Şiddetli bir sarsıntının ardından gelen korkunç bir sesle helâk oldular. Şüphesiz bunda gelecek kuşaklar için ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve ibretlik dersler vardır. Fakat buna rağmen onların çoğu bunları duyup bildiği halde uyarılardan yüz çevirip iman etmemişti. Bu Allah’ın yasasıydı. Düşünseler; Allah’ın yaratılış yasasında insanların alacağı dersler var. Yasalarına uymayan zalimleri Allah mutlaka cezalandırır.

159

159 Rabbinizin gücü her şeye yeter. O, mü’minlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir.

159. Şüphesiz senin Rabbin güçlü mü’minlere karşı şefkatli ve çok merhametli olandır.

160-166

160-166 Lût’un içinde yaşadığı kavim de Lût’un peygamberliğini kabul etmeyip, onu yalancılıkla suçlamışlardı. Lût onlara şöyle seslenmişti: “Ey kavmim! Yaratılışınızın amacına uygun bir hayatı, nasıl yaşamanız gerektiğini size bildirmek üzere Allah, güvenilir bir elçisi olarak beni görevlendirdi. Sizler de Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve yerine getirmek üzere beni izleyin. Ben davet karşılığında, sizlerden herhangi bir ücret istemiyorum, benim ecrimi takdir edecek olan Rabbimdir. Sizler nasıl oluyor da Allah’ın birbiriniz için yarattığı kadınlarınızı bırakıp da, erkeklerle ilişkiye girebiliyorsunuz, doğrusu siz sınır tanımayan sapkın bir toplumsunuz.

160. Lut kavmi de peygamberleri Lût’un peygamberliğini kabul etmeyip onu yalanladı. Ve O’nu yalanlamakla ilâhî mesajı insanlığa ileten bütün resulleri yalanlamış oldular.

161. Hani kardeşleri gibi yakından tanıdıkları Lut onlara şu tebliğde bulunmuştu: “Siz günahlardan Allah’ın emirlerine karşı gelmekten korkmaz ve sakınmaz mısınız?

162. Şüphesiz ki ben size hakkı tebliğ etmek üzere âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Yaratılışınızın amacına uygun bir hayatı, nasıl yaşamanız gerektiğini size bildirmek üzere Allah, güvenilir bir elçi olarak beni görevlendirdi.

163. Artık Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten ve O’nun razı olmadığı her şeyden sakının. Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve beni izleyip örnek alarak bana itaat edin.

164. Bunun için sizden bir ücret bir menfaat veya mükâfat beklemiyorum. Benim ücretimi takdir edip verecek olan ancak Âlemlerin Rabbidir.

165. Siz “İnsanlar içinde böyle göz göre göre şehvetin esiri olup kadınları bırakarak erkeklere mi gidiyorsunuz ve erkeklerle mi ilişkiye giriyorsunuz?

166. Neden Rabbinizin sizin için yarattığı ve helâl kıldığı eşlerinizi bırakıyorsunuz ve bu çirkin işi yapıyorsunuz. Yazıklar olsun size. Doğrusu siz sınır tanımayıp haddi aşmış azgın ve sapkın bir kavimsiniz. Niçin kadınlarla evlenerek, huzurlu, mutlu bir aile kurup neslinizi çoğaltmıyorsunuz? Niçin cinsel arzularınızı erkek erkeğe tatmin ederek neslinizi yok ediyorsunuz?

167

167 Lût’un bu sözlerine karşı sapık kavmi de ona şöyle dedi: “Ey Lût! Bize ahlak dersi vermeye kalkarsan, seni bu memleketten sürüp çıkarırız.”

167. Lût’un bu sözlerine karşı sapık kavmi de ona şöylededi: “Ey Lut! Eğer sen bize ahlak dersi vermeye kalkıp bu can sıkıcı nasihatlerine son vermezsen muhakkak ki seni bu şehirden sürüp çıkartırız. “

168-169

168-169 Lût da dönüp onlara dedi ki: “Sizin bu yaptıklarınızdan tiksiniyor ve sizi nefretle kınıyorum.” Sonra da Allah’a dua ederek, “Rabbim beni ve ailemi bunların yaptıkları iğrençliklerden koru, kurtar.” dedi

168. Lut ise dönüp onlara dedi ki: “Doğrusu ben sizin bu yaptığınızdan tiksinip nefret ediyorum.

169. Onların ıslahı için elinden geleni yaptıktan sonra, ellerini açıp dua ederek: Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların yaptığı iğrenç davranışlarından dolayı başımıza gelecek azaptan koru ve kurtar diye yalvarmıştı.

170-173

170-173 Biz de Lût’u ve ailesini kurtardık, geri de kalmayı tercih eden yaşlı karısı da içlerinde olmak üzere o müşrik, kâfir, sapık kavmin üzerine yağmur gibi taş yağdırıp hepsini kırıp geçirdik ve uyarıldıkları halde doğru yolu seçmeyenlerin başına gelen felaket, işte böyle korkunç oldu.

170. Bunun üzerine biz Lût’u ve bütün ailesini mü’minleri azabımız gelmeden önce zâlimlerin elinden kurtardık.

171. Yalnızca geride kâfirlerle birlikte kalmayı tercih eden ve Lût’un iman etmeyen yaşlı karısını bıraktık. Çünkü o inançlarıyla, tavırlarıyla zalim kavimden yanaydı. Hain sapkınlara destek çıkmıştı ve o kurtulamadı.

172. İman edenleri kurtardıktan sonra Lut’un karısıyla birlikte diğerlerini kırıp geçirdik ve yerle bir ettik.

173. Üzerlerine de öyle bir yağmur gibi taş yağdırdık ki. Yerlerini yurtlarını yıkıp yok ettik. Sağlam binalarını, saraylarını, evlerini başlarına geçirdik. Uyarılan, fakat uyarıldığı halde doğru yolu seçmeyip azap tehdidine kulak asmayanların, küfür ve isyanda ısrar edenlerin başına gelen felaket yağmurları işte böyle ne kadar korkunç ve ne kadar kötüdür.

174

174 Şüphesiz bu kavmin kıssasında da aklını kullanıp düşünenler için alınması gereken dersler vardır

174. Şüphesiz bu kavmin kıssasında ve olup bitenlerde, aklını kullanıp düşünenler ve arkadan gelecek nesiller için alınması gereken dersler, ilâhî adâleti gözler önüne seren çok önemli bir ibret vardır. Doğrusu, onların çoğu ders almadıkları için iman etmezler.

175

175 Şüphesiz senin Rabbinin gücü her şeye yeter. O, mü’minlere karşı çok şefkatlidir

175. Şüphesiz senin Rabbin gücü her şeye yeten Azîz ve mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhamet sahibi olan Rahîm’dir.

176-184

176-184 Vaktiyle Eyke Halkı da kendilerine gönderilen Şuayb’ın peygamberliğini kabul etmeyip, davetine inanmadı. Şuayb da onlara, “Sizi yüce bir amaç için yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç merak etmez misiniz? İşte ben sorumluluklarınızı size bildirmek için Allah’ın görevlendirdiği bir elçiyim, Allah’a karşı gelmekten sakınabilmeniz için bana inanıp, güvenin ve uyun. Ben sizleri yaratılış sebebinize uygun olan hayat nizamı ve ahlakı ile yaşamaya davet ederken, sizden bir karşılık da beklemiyorum. Benim karşılığımı takdir edecek olan âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Allah’ın davet ettiği ahlak ile ahlaklanın; ölçüyü, tartıyı tam tutun; eksik ölçerek insanların haklarını gasp etmeyin. Tarttığınız teraziler doğru tartsın, insanları hak ettikleri şeylerden mahrum bırakmayın, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp, yozlaşmaya ve ahlaki çürümüşlüğe sebep olmayın. Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemeyin. Sizleri de, sizden öncekileri de yaratan Allah’tan başka gerçek Rabbiniz ve ilahınızın olmadığını unutmayın ve O’na karşı sorumluluklarınızın bilincinde olun.” dedi.

176. Medyen halkı gibi Eyke halkı da kendilerine gönderilen Şuayb’ın peygamberliğini kabul etmeyip, davetine inanmadı. O’nu yalanlamakla ilâhî mesajı insanlığa ileten bütün peygamberleri yalanlamış oldular.

177. Hani Şuayb Allah’ı her yönüyle tanıttıktan sonra onlara demişti ki: “Siz Allah’a karşı gelip O’na isyan etmekten, zulüm ve haksızlık yapmaktan korkup sakınmaz mısınız? Sizi yüce bir amaç için yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu hiç merak etmez misiniz? Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmayacak mısınız?”

178. Doğrusu ben size sorumluluklarınızı bildirmek için hakkı tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.

179. Artık yolunuzu, Allah’ın kitabıyla bulun. Allah’tan korkun ve O’na karşı gelmekten sakının. Bana inanıp, güvenin ve beni örnek alıp itaat edin.

180. Sizleri yaratılış sebebinize uygun olan hayat nizamı ve ahlakı ile yaşamaya davet ederken, bu davetim karşılığında sizden bir ücret bir menfaat veya mükâfat beklemiyorum. Allah’ın rızasını dünyada hiçbir ücrete değişmem. Benim ücretimi takdir edip verecek olan ancak alemlerin Rabbidir.

181. Alışverişinizde ölçüyü tartıyı tam yapın. Sakın ha eksik ölçerek insanların haklarını gasp etmeyin ve eksik verenlerden hak yiyenlerden aldatanlardan, başkalarına zarar verenlerden olmayın.

182. Gerek odun tartarken gerekse de altın tartarken, kısacası her işinizde tartarken dosdoğru terazi ile tartın. Hiçbir işinizde adaletten asla ayrılmayın. Hak ve adalet duygularınız, bilgileriniz, hükümleriniz dengeli olsun. Yaptığınız yapacağınız bütün işleri doğruluk terazisine vurun.

183. İnsanların mallarını alacağını eksilterek onları haklarından mahrum etmeyin. İnsanların emeğini sömürmeyin, karaborsacılığa ve faiz sahtekârlığına yönelmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak ülkede nizamı bozup karışıklık çıkarmayın. Yozlaşmaya ve ahlaki çürümüşlüğe sebep olmayın. Eğer hep kendi çıkarlarınızı ön plana tutarsanız andolsun ki; bozgunculardan olursunuz.

184. Allah’ın razı olmadığı şeyleri yapmaktan uzak durmak suretiyle sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten korkun ve sakının. Allah’a karşı saygılı ve itaatkâr olun. Allah’tan başka gerçek Rabbiniz ve ilahınız olmadığını unutmayın ve O’na karşı sorumluluklarınızın bilincinde olun.” dedi.

185-187

185-187 Şuayb’ın bu uyarılarına rağmen Eykeliler ona, “Anlaşılan birileri seni büyülemiş, kafanı karıştırmış, sen de sadece bizim gibi bir insansın, peygamber olduğunu da nereden çıkarıyorsun? Biz senin söylediklerine inanmıyoruz fakat sen ille de peygamberlik iddiasındaysan ve söylediklerin doğru ise, o zaman gökten başımıza bir parça düşür de görelim.” dediler.

185. Şuayb’ın bu uyarılarına rağmen Eykeliler Şuayb’ın yaptığı davete karşılık dediler ki: “ Ey Şuayb anlaşılan sen birileri tarafından ilâhlarımızın gazabına uğrayarak büyülenmişsin. Boş hayal ve hevesler peşindesin. Neticede sen aklını yitirmişsin. Peygamber olduğunu da nereden çıkarıyorsun?

186. Senin bizden farklı bir yanın üstünlüğün yok ki sen de bizim gibi bir insansın. Biz senin söylediklerine inanmıyoruz. Sen göz göre göre bize yalan söylüyorsun.

187. Eğer sen ille de peygamberlik iddiasındaysan ve gerçekten doğru söylüyorsan savurduğun tehditleri gerçekleştir. Mesela üzerimize gök parçaları düşürüp bizleri azaba uğrat da görelim.” dediler.”

188

188 Şuayb da onlara, “Rabbim bütün söylediklerinizi ve yaptıklarınızı bilmektedir, sizleri nasıl cezalandıracağını en iyi kendisi bilir.” dedi.

188. Şuayb de onlara: “ Ben elimden geleni yaptım. Rabbim sizin söylediklerinizi ve yaptıklarınızı çok daha iyi biliyor. Benim görevim sadece tebliğdir. Hakkınızda gereken hükmü verip sizleri nasıl cezalandıracağını en iyi kendisi bilir. Sizi O’na havale ediyorum dedi.”

189

189 Eykelileri, peygamberlerini yalanlayıp yaptığı çağrıya sırtlarını dönmeleri sebebi ile üzerlerini kara bulutların kapladığı bir gün, korkunç bir azapla cezalandırdık.

189. Şuayb elinden geleni yaptı fakat Eyke halkı da Şuayb’ı yalanladılar ve sonuçta üzerlerini gölgelerin kara bulutlarınkapladığı bir gün dehşetli bir azaponları yakalayıverdi. Felaket kara bulutlar halinde geldi. Sıcak bir günde, bir bulut gibi üzerlerine gelen azap ile helâk edildiler. Bu gerçekten tarifi mümkün olmayan büyük ve korkunç bir günün azabıydı ve bunu hak etmişlerdi.

190

190 Şüphesiz Şuayb Peygamber’in kıssasında da düşünenler için alınacak dersler vardır. Fakat insanların çoğu ders almaktan kaçarlar.

190. Dinle, ey insan şüphesiz bütün bu olup bitenlerde ve Şuayb Peygamber’in kıssasında, gelecek kuşaklar için çok önemli bir ibret ilâhî adâleti gözler önüne seren apaçık bir delil ve düşünüp alınacak dersler vardır. Onların çoğu bu ibretlik hadiseleri duyduğu, bildiği halde ders almaktan kaçıp iman etmezler ve inanmamakta diretirler.

191

191. Şüphesiz senin Rabbin güçlüdür ve sonsuz kudretiyle gücü her şeye yetendir. Mü’minleri esirgeyen, bağışlayan ve merhamet sahibi olandır.

192-195

192-195 Ey Peygamber! Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi ve ilahı olan Allah tarafından insanları uyarasın diye, apaçık konuşup anlaştığınız dilinizin sesleri olan sözlerle, Ruhü’l-Kudüs (Cebrâil) aracılığıyla vahyedilip senin kalbine yerleştirilmiştir.

192.  Şüphesiz ki vahye müracaat etmeden, hiçbir insanın veremeyeceği geçmişe ait bu bilgileri en doğru şekilde veren Kur’an, alemlerin Rabbi ve ilahı olan Allah tarafından bölüm bölüm indirilmiş bir kitaptır.

193. Ey Peygamber! O Kuranı unvanı Rûhu’l-Emîn adıyla da bilinen ve daha önceki bütün Peygamberlere ilâhî mesajı getirmiş olan vahiy meleği Cebrail getirdi.

194. Senin kalbine vahiy emanetini yerleştirdi ve kıyâmete kadar gelecek bütün insanları hakikate çağırarak gittikleri yolun sonuçları konusunda ikaz edip uyarasın diye indirdi.

195. Apaçık konuşup anlaştığınız Arapça bir dille herkes anlasın diye gönderilmiştir.

196-197

196-197 Bu Kur’an, önceki peygamberler ve onların kavimlerine gönderilen ilâhi kitaplardaki vahiyleri de içermektedir. İsrailoğullarının âlim olanlarının bu gerçeği biliyor olmaları onlar için bir delil sayılmaz mı?

196. Şüphesiz o Kur’an’ın önceki peygamberlerin ve onların kavimlerine gönderilen ilâhi kitaplarda da geleceği haberi yer almaktadır. Ve öncekiilâhi kitaplardaki vahiyleri de içermektedir.

197. Bu Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indirileceği gerçeğini İsrâiloğulları içindeki Yahudi din âlimlerinin Kur’an’ı duyar duymaz onun Allah kelâmı olduğunubilmesi ve bu hakîkati açıkça itiraf etmeleri, o müşrikler için yeterli bir delil sayılmaz mı?

198-199

198-199 Şayet Biz bu Kur’an’ı Arap olmayan ve Arapça da bilmeyen birine indirseydik, bu kişi de onlara bunu okumaya kalksaydı, bu defa bu müşrik ve kâfirler, “Bunun dilini anlamıyoruz.” diyerek inanmayacaklardı.

198. Müşrikler inanmamak için sürekli bahane getiriyorlardı. Bir bahane olarak da “Muhammed’in dili Arapça, bu kitabı Arapça olarak o uydurdu dediler.” Eğer onu Arap olmayan Arapçadan başka dil konuşan ve bir tek kelime Arapça bilmeyen birine indirseydik.

199. Ve bu kişi de kendi lisanı ile Kur’an’ı onlara okusaydı, müşrik ve kâfirler yine bir bahane bulup “Bunun dilini anlamıyoruz” diyerek ona inanmayacaklardı.  İçlerinden tanıdıkları birini seçtik ki; aleyhlerine olmasın. Yine öyleyken inkâr mı ediyorlar?

200-204

200-204 Bizim davetimizi kabul etmemekte inatla direnenlerin kalplerinde âyetlerimizin yankı bulması mümkün değildir. Onlar o can yakıcı azapla karşılaşıncaya kadar, Kur’an’a inanmazlar. Sonunda o can yakıcı azap onları ansızın yakalayacak, o zaman da, “Keşke şimdi bize birazcık zaman tanınsa, bir fırsat daha verilse de, davet edildiğimiz hayat nizamına sarılsak.” diyecekler. Hâlbuki onlar peygamberlerine: “Bize bahsettiğin o azap ne zaman gelecek.” demiyorlar mıydı?

200. Biz de iman etmemekte ısrar eden ve davetimizi kabul etmeyerek inatla direnen suçluların kalplerine inkâr duygusunu işte böyle yerleştirdik. Bu yüzden onların hidayetleri kararmıştır. Onların kalplerinde âyetlerimizin yankı bulması mümkün değildir.

201. Onlar Kur’an’ın manasını anlar, kusursuz ifadelerinin güzelliğini tanırlar. Önceki kitaplarda bahsi geçen bu mesajın, bildirdiği mucizevi haberler ve ortaya koyduğu mükemmel inanç sitemi açısından bir benzerinin yapılamayacağını da bilirler. Fakat İnkârda ısrar edenler can yakıcı ve acıklı azabı görünceye kadar kibir, inat, haset gibi saplantıları yüzünden okuyup anlasalar da yine Kur’an’a inanmazlar.

202. Sonunda o azap onları, hiç beklemedikleri bir anda ansızın ve kıskıvrak yakalayıverir.

203. Bunun üzerine o zaman da inleyerek: “Bize birazcık daha süre tanınsa, iman etmemiz için bir fırsat daha verilse de davet edildiğimiz hayat nizamına sarılarak kendimizi düzeltebilsek” diyerek yalvarmaya başlayacaklardır. Hâlbuki onlar peygamberlerine: “Bize bahsettiğin o azap ne zaman gelecekmiş.” demiyorlar mıydı? Onlar bilmiyor mu? Azabımız onlara geldikten sonra artık mühlet yoktur. Rabbin onlara azap etmeden önce mutlaka uyarmıştır. 

204. Onlar “bizi tehdit ettiğin azabı çabuk getir!” gibi laflar ederek azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar? Kendilerine bütün gerçekler anlatıldı. Halâ ders almıyorlar mı?

205-207

205-207 Dünya hayatlarında yıllarca bahşettiğimiz ömrün ve yararlandırdığımız nimetlerin niçin verildiğini düşünüp, kıymetini bilmediler, Allah’ın daveti hayat nizamına uymaları için yapılan çağrılara kulaklarını tıkadılar. İşte bu yüzden de azapla karşılaştıklarında kaçırdıkları fırsatların onlara hiçbir yararı olmadı.

205. Düşünsene o zalimlereistedikleri süreyi verip onları dünyada yıllarca refah içinde yaşatsak da bahşettiğimiz ömrün ve dünya nimetlerinin niçin verildiğini düşünüp, kıymetini bilmezler. Allah’ın davetine ve O’nun istediği hayat nizamına uymaları için yapılan çağrılara kulaklarını tıkarlar.

206. Sonra bu yüzden kendilerine vaat edilen azap başlarına geldiğinde,

207. İman etmedikleri müddetçe faydalandırıldıkları nimetler ve kaçırdıkları fırsatlar ahirette onlara ne sağlayabilir? Yaşatıldıkları zevkli hayatın kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Aksine verilen nimetler arttıkça, hesabı da zorlaşacaktır.

208-209

208-209 Biz hiçbir beldenin halkını, yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden peygamberler göndermedikçe, helak etmeyiz. Çünkü Biz zalim değiliz.

208. Biz günah işleyen hiçbir toplumu yaratılış sebepleri olan hayat nizamına davet eden uyarıcılar gönderip halkını açık ve net bir şekilde uyarmadan helak etmeyiz.

209. Onlar peygamberlerimiz tarafından sürekli ikaz edilip uyarıldılar. En azgın zalimleri bile, cezalandırmadan önce güzelce öğüt verip uyarmışızdır Çünkü Biz zalim değiliz. Hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmadık, yapmayız da. Onlar helak olmayı hak ettikleri için helak oldular. İşte bu yüzdendir ki, sizleri uyarmak için bu son kitabı gönderdik.

210-212

210-212 Şunu iyi bilin ki, bu Kur’an’ı şeytanlar indirmedi, çünkü onların ne ilmi ne de güçleri asla buna yetmez, zaten onlar vahyi işitmekten de men edilmişlerdir.

210. Onlar şaşkınlıktan ne dediklerini bilmiyorlar. Vahyettiğimiz gerçekler karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. İnanmamak için şimdi de Kur’an’ı şeytanlar mı vahyetti diyorlar? Cddi bir şekilde okuduğunuz zaman siz de göreceksiniz ki, bu Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.

211. Bu Kur’an’ı indirmek onların yapacağı bir iş değildir. Çünkü şeytan insanı doğru yola, iyiliğe, güzelliğe değil; sapkınlığa, bozgunculuğa, inkâra çağırır. Zaten onların ne ilmi ne de güçleri asla böyle bir şeye yetmez. Şeytanlar ve sizin bilmediğiniz şeytana uyanlar; ancak inkâr edenlere yalan yanlış şeyler fısıldar.

212. Çünkü onlar Rasûl’e iletilmesi sırasında vahyi işitmekten ve onun içeriğine müdahale etmekten kesinlikle men edilmişlerdir. Demek ki Kur’an, kesinlikle cinler veya şairler tarafından uydurulmuş değildir! O, doğrudan doğruya Allah’tan gelen bir mesajdır.

213-216

213-216 Ey insanlar! Sakın Allah’la beraber başkalarını Rab ve ilah edinmeyin. Dolayısıyla Allah’tan başkasından yardım talep etmeyin. Aksi takdirde azabı hak edenlerden olursunuz. Öğüt ve uyarıları yapmaya, önce yakınlarınızdan başlayın, onlardan sana karşı çıkıp uyarılardan yüz çevirenler olursa, onlara da de ki: “Ben sizi uyarmakla görevliyim, sizin yapıp ettiklerinizden ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızdan sorumlu değilim.” Öğüt ve uyarılarına kulak verip, Allah’ın davetine iman edenlere de kol kanat ger.

213. Ey insan! Bütün bu gerçekler ortadayken sakın Allah’la beraber başka bir Rab ve ilah edinme ve onların yasalarına uyarak Allah’a şirk koşma. Allah’tan başka birtakım sahte ilâhlara da dua edip yardım talep ederek yalvarma. Yoksa azabı hak edenlerden olursunuz.

214. Öncelikle aileni ve en yakın akrabalarını uyararak tebliğe başla. Ulaşabildiğin bütün insanları Kur’an ile uyar.

215. Allah’ın davetine iman edip sana uyan müminlere daima şefkat ve merhametle kol kanat gerip onları sahiplenip sevindir. Zorluklarla karşılaştıklarında onlara destek ver.

216. Eğer yakınların uyarılardan yüz çevirip sana karşı gelirlerse onlara da de ki: “ Ben sizi uyarmakla görevliyim. Siz yaptıklarınıza devam edebilirsiniz ama ben sizin yaptıklarınızdan uzağım onlarla hiçbir alâkam yok. Sizin yapıp ettiklerinizden ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızdan da sorumlu değilim” de.

217-220

217-220 Sen gücü sonsuz, merhameti bol olan Yüce Allah’a güvenip O’na sığın. Geceleyin namaza kalktığında ve secde edenlerle birlikte olduğunda da seni gören azametli ve merhametli olan Allah’a sığın. Allah her şeyi işiten ve bilendir.

217. Sen sonsuz güç kudret ve merhamet sahibi olan yüce Allah’ a güven O’na sığın ve tevekkül et.

218. Ki O nerede olursan ol kendisine ibadet için tek başına namaza kalktığın zaman seni görüyor. Ayrıca her zaman O’nun emirlerini yerine getirmeye hazır olduğunu da görüyor.

219. O’nun huzurunda saygıyla secde edenler ile birlikte secde ettiğini, moral vermek için o fedakâr müminler arasında dolaşmanı da görüyor.

220. Hiç şüphesiz her şeyi hakkıyla işiten gören ve bilen O’dur.

221-223

221-223 Şeytanlar, nerede Allah’a nankörlük eden, müfteri, günahı alışkanlık haline getirenler varsa, onlara musallat olur ve onları etkiler, sonra da peşlerine takar. Çünkü onlar hep şeytanlara kulak verirler, zaten onlar yalancılığı da meslek edinmiş kimselerdir.

221. Onların “Kur’an’ı sana şeytanlar getiriyor” demesi seni üzüyor. Üzülme şeytanların asıl kime indiğini ve hangi yanlış ve saptırıcı şeyleri ilham edeceğini size haber vereyim mi?

222. Onlar günaha boğulmuş yalancı iftiracı ve düzenbaz insanlara musallat olup inerler.

223. Çünkü onlar hep şeytanlara kulak verirler ve onlardan duyduklarını kendi yandaşlarına iletirler. Zaten onların çoğu gerçekte de yalancıdırlar.

224-227

224-227 Şairlere gelince, onlar da hem kendilerini hem de başkalarını aldatmaya yatkındırlar, çoğu zaman yapmadıklarını söyler, boş hayaller peşinden koşarlar. Onlara da bilgisiz, bilinçsiz ve cahiller uyarlar. Ancak yaratılış sebeplerine uygun yaşamak uğrunda bütün güç ve imkânlarıyla gayret gösteren, Allah’ı sürekli hatırda tutan, zulme uğradığında hakkı savunanlar başka. Suçlu ve günahkârlıkta inatla direnen zalimler, büyük bir yıkımla nasıl alt üst edileceklerini yakında görecekler.

224. Şiirlerinde abartıyı ve yalanı bolca kullanan ve cinlerden haber aldığını iddia eden şairlere gelince. Onlara bilgisiz, bilinçsiz cahil ve ancak kendileri gibi yoldan çıkan azgınlar uyarlar. Hem kendilerini hem de başkalarını aldatmaya yatkındırlar.

225. Bu tür şairlerin her vadide nasıl şaşkın şaşkın ve boş hayaller peşinden koşarak her konuda ahkam kesip dolaşıp durduklarını görmedin mi?

226. Ve onlar çoğu zaman sözlerinin tesirini artırmak için yapmadıkları ve asla yapamayacakları şeyleri de söylerler.

227. Ancak her şâir böyle değildir. Yaratılış sebeplerine uygun yaşamak uğrunda iman edip salih ameller işleyen, Allah’ı çokça anan ve haksızlığa uğradığında düşmana aynen karşılık veren ve hakkı şiir gibi çağının en etkili silahı ile savunanlar müstesnadır. Suçlu ve günahkârlıkta inatla direnen Mekkeli zalimler de onlara şiirleri ile destek veren yandaşları da kendilerinin büyük bir yıkımla nasıl alt üst edileceklerini yakında görecekler.

Scroll to Top