Şura Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

53

Mushaf (Kuran) Sırası

42

Nuzül (İniş)Yeri

62

Nüzül (İniş) Sırası

Mekke

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Surenin adı 38. ayette geçen “şura” kelimesinden alınmıştır.

Nüzul Zamanı: Nüzul zamanıyla ilgili kesin kayıt bulunmamasına rağmen bu sure muhtemelen “Fussilet Suresi”nden hemen sonra nazil olmuştur. Çünkü bu surenin muhtevası, “Fussilet Suresi”nin adeta bir devamı niteliğindedir. Fussilet Suresi’ni dikkatle mutalâa eden bir okuyucu; Mekke ve civarındaki her hassas insanın açıkça müşahede edebilmesi için, Kureyş’in ileri gelenlerinin ne kadar haksızca muhalefet yaptıklarını, buna mukabil Hz. Peygamber’in (s.a) davasının ne kadar ciddi ve mantıklı, kendisinin ne kadar şerefli bir insan olduğunun anlatıldığını görecektir. Bu hususun tam akabinde, İslâm davası öylesine net bir şekilde ortaya konmuştur ki, hakikate saygı gösteren bir kimsenin, artık Kur’an’ı reddetmesi mümkün değildir. Ancak dalâlet içinde olanlar müstesna. Çünkü onlar kör ve sağırlar gibidirler ve girdikleri cehalet bataklığından da çıkamazlar.

Konu: Surenin girişinde şöyle denilmiştir: “Sizler, elçimizin getirdiği mesaj hakkında niçin dedikodu yapıyorsunuz? Rasulullah’ın (s.a) bu daveti yeni bir şey olmadığı gibi, bu davet tarihte ilk defa gönderiliyor da değildir. Nitekim Allah, daha önce de seçtiği kullarına vahyini indirmiş ve insanlara hidayet göndermiştir. O halde kainatın yaratıcı ve hakimi olan Allah’ın biricik ma’bud oluşunda ne gibi bir acaiplik bulunmaktadır?

Asıl acaip olan, Allah’ın yarattığı nimetlerden yararlanmanıza rağmen, başkalarını ma’bud ittihaz etmeniz ve sizleri tevhide davet eden birine kızmanızdır. Oysa sizleri ve kainatı yaratan Allah’a ortak koşmanız, çok büyük bir cürümdür. Bu yüzden, göğün üzerinizde çatlaması, hiç de acaip olmaz. Sözkonusu küstahlığınıza melekler dahi hayret etmekte ve her an azabın üzerinize gelebileceğinden çekinmektedir.

Bundan sonra bir şahsın nebi veya rasul olarak gönderilmesinin, onun, insanların kaderini elinde tuttuğu ve onların nasiplerini değiştirebileceği anlamına gelmeyeceği anlatılmaktadır. Zaten hiçbir peygamber, böyle bir iddiada da bulunmamıştır. İnsanların kader ve kısmetleri ancak Allah’ın elindedir. Peygamberlerin vazifesi ise, sadece gaflet içinde olanları uyarmak ve onlara doğru yolu göstermektir. Peygamberi inkar ederek, ondan yüz çevirenlerden hesap sorulacak ve muhakkak surette azaba çarptırılacaklardır. Ancak, bunu Allah yapacaktır. Dolayısıyla, kendilerine tabi olmadığınızda ya da karşı geldiğinizde, sizleri helâk etmek ve kahretmekle tehdit eden dinî önderlerinizin iddia ettiği gibi, peygamberlerin de aynı iddiayla ortaya çıktığı düşüncesini zihninizden çıkarın. Bu yanlışın tashihi yanısıra, şu hususa da değinilmiştir: “Peygamber (s.a) sizlerin iyiliğinizi ister, kötülüğünüzü değil. Bu yüzden o, takip ettiğiniz yolun felakete götürdüğünü söyleyerek sizleri doğru yola davet etmektedir.”

Daha sona Allah Teâlâ; “Niçin her insanı doğuştan hak yola koymadığı ve insanların inhiraf ederek sapıklığa düşmelerine izin verdiği” gibi meseleleri açıklamıştır. İnsanlara böyle bir serbestî tanımasının nedeni olarak da, onların kendi iradeleriyle Allah’ı tanımalarının ve böylece O’nun sonsuz nimetlerine kavuşmalarının istendiği bildirilmiştir. Bu özellik ise diğer mahlukata verilmemiştir. Bazı insanlar, kendi şuur ve iradeleriyle Allah’ı veli edinirler. İşte bu insanlara, Allah yardım eder, onlara doğru yolu gösterir, salih ameller nasip eder ve onları kendi rahmeti altına alır. Allah’dan başka veli edinen kimseler ise, Allah’ın rahmetinden mahrum kalırlar. Burada ayrıca gerçek velînin Allah olduğundan ve başka hiç kimsenin velâyet hakkına sahip bulunmadığından bahsedilmiştir. Bir kimsenin başarısı, gerçek velisini tesbit edebilmesine, yani yalnız Allah’ı veli edinebilmesine bağlıdır.

Daha sonra Rasulullah’ın öne sürdüğü iddianın keyfiyeti açıklanmıştır.

Öncelikle bilinmelidir ki, Allah, kâinatın ve insanların yaratıcısıdır. Dolayısıyla kainatın asıl sahibi, velisi ve hükümdarı da O’dur. İnsanlar için kurallar koymaya, onlara din ve şeriat vermeye, insanların aralarındaki ihtilaflarda, hakkın ve haksızlığın ne olduğunu bildirmeye de sadece O’nun yetkisi vardır.

O’nun dışında hiçbir kimsenin bu konularda söz söylemeye hakkı yoktur. Başka bir ifadeyle, gerçek hükümdar ve kanun koyucu Allah’tır. Dolayısıyla bir kimsenin bu konularda söz söyleme hakkı yoktur. Başka bir ifadeyle, gerçek hükümdar ve kanun koyucu Allah’tır. Dolayısıyla bir kimse, Allah’tan başkalarının koyduğu kurallara uyduğu takdirde, Allah’ı tek hakim kabul etse dahi, bu bir anlam ifade etmez. Çünkü Allah, insanlara başlangıçtan itibaren bir “din” vermiş, onlara gidecekleri yolu göstermiştir.

Tüm peygamberler, kavimlerine aynı dini getirmiş ve ayrı dinlerden bahsetmemişlerdir. Allah’ın tayin ettiği bu peygamberler, başından beri, nesilden nesile aynı dini takip etmişler ve diğer insanları da aynı dine davet etmişlerdir.

Bu din, sadece kabul etmekle yetinin diye değil, onu yeryüzünde hakim kılın, uygulayın ve arzdaki sapık dinleri ortadan kaldırarak, gerçek dini ikâme edin diye gönderilmiştir. Yine peygamberler bu dini sadece tebliğ etmek için değil, aynı zamanda diğer sapık dinlerin kökünü kazıyarak İslâm’ı hakim kılmaları için görevlendirilmişlerdir.

Aslında insanlar için gönderilen din aynıdır. Ancak peygamberlerden sonra bazı çıkarcı insanlar, sırf kendi menfaatleri için gerçek dini tahrif etmişler, ihtilaf çıkarmışlar ve böylelikle sayısız din ve mezhep icad etmişlerdir. Bütün bunların hepsi, gerçek dinin tahrif olmuş şekilleridir.

İşte Hz. Muhammed (s.a) tahrif edilmiş bu dinlerin yerine, gerçek dini tebliğ etmek ve onu hakim kılmaya çalışmak için gönderilmiştir. Sizler, bu yüzden Allah’a hamd edeceğinize, aksine akılsızlığınızdan dolayı Hz. Peygamber’e (s.a) karşı çıkıyorsunuz. Bu saçma muhalefetinizden ötürü, Hz. Peygamber (s.a) asla davetten vazgeçmeyecektir. Çünkü o, bu davayı sonuna kadar sürdürmekle görevlendirilmiştir. Ondan hiçbir surette taviz beklemeyin, zira o, bu halis dine, sizin adet ve hurafelerinizi sokmayacaktır. Zaten onun görevi, dini bu hurafelerden arındırmaktır.

Sizler, Allah’dan başkasının koyduğu kuralları getirerek, Allah’ın dinine ne kadar büyük düşmanlık yaptığınızı idrak bile edemiyorsunuz. Bunun yanısıra dünyada yaptıklarınızı önemsemiyorsunuz, ama unutmayın ki bu, Allah’ın indinde şirktir, büyük bir suçtur ve cezası da çok ağırdır. Allah’a karşı gelerek kendiliğinden bir “din” ortaya koyanların ve bu dine uyanların hepsi de aynı cezaya çarptırılacaktır.

Dinin gerçek sınırları çizildikten sonra, “Rasulullah (s.a) sizleri yola getirebilmek için, en güzel üslupla tebliğ ve tavsiyede bulunmuştur.” denilmektedir. Bir yanda Allah’ın kitabı, hakikati sizlere kendi dilinizde açıklarken, diğer yanda Hz. Peygamber’in (s.a) ve arkadaşlarının tertemiz hayatları, bu kitabın nasıl insan yetiştirdiğine birer örnek teşkil etmektedir. Fakat buna rağmen hidayeti kabul etmezseniz şayet, artık hiçbir şey sizleri doğru yola getiremez. Böylece sizler, asırlar boyu cehaletinizde ısrar etme sonucunda Allah’ın dalâlette kalanlar için takdir ettiği azaba çarptırılacaksınız.

Bu hakikatler beyan edilirken, yer yer de tevhid ve ahiret hakkında deliller öne sürülmekte ve ayrıca dünyada tamah etmenin kötü sonuçları ile ahiretteki karşılığı hakkında uyarılarda bulunulmaktadır. Ayrıca kafirlerin kendilerinin İslâm’ı kabul etmelerine engel olan ahlâkî zaafları eleştiri konusu yapılmaktadır.

Özetlemek gerekirse, bu surede, iki hususa değinilmiştir.

1) Hz. Muhammed (s.a) daha önce 40 yıl süren hayatı boyunca “Kitap” hakkında hiç bilgiye sahip değildi ve imana taalluk eden meselelerden habersizdi. Şimdiyse birdenbire bu iki konudan (kitap ve iman) bahsetmektedir ki bu da onun, bir peygamber olduğunun apaçık kanıtıdır.

2) Hz. Peygamber’in (s.a) Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğu şeklindeki iddiası, onun, Allah’ı bizzat gördüğü anlamına gelmez. Allah, daha önceki peygamberlere vahyettiği gibi, şu üç yolla mesajını göndermiştir. Birincisi, vahiy yoluyla, ikincisi, perde arkasından, üçüncüsü, melek aracılığıyla. Bu husus, kafirlerin Hz. Peygamber’e (s.a) “Allah ile bizzat konuşuyor” şeklinde itiraz etmelerini önlemek ve hakkı arayanların da Hz. Peygamber’in (s.a) hidayeti hangi vasıtayla aldığını anlamalarını sağlamak için izah edilmiştir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1. Ha. Mim.

2. Ayn. Sin. Kaf. Dinle, ey insanoğlu! Hâ, Mîm, Ayn, Sîn, Kâf gibi, senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşup Allah’ın vahyi olan bu mesaja kulak ver.

3. Resulüm! Sen, Allah tarafından gönderilen ilk peygamber değilsin. Allah senden önceki peygamberlere kendi kavminin dilindeki harflerden oluşan sözlerle buyruklarını nasıl vahyetmişse, işte sana da kavminin dili ile hakikati böyle vahyetmektedir. Karşı konulmaz kudret sahibi olan Allah izzet sahibi olup her şeyi mağlup etmesiyle Azîz ve yarattığı varlıkları en mükemmel şekilde idare etmesiyle de hâkim ve ilim sahibidir.

4. Göklerde ve yerde ne varsa bütün kâinatın yaratıcısı ve tek sahibi yüce Allah’tır. Hepsi O’nun yaratmış olduğudur. O kudreti ve hükümranlığıyla her şeyden daha yücedir, her şeyden de daha azametli ve büyüktür.

5. Buna rağmen insanların büyük çoğunluğu hiçbir güç sahibi olmayan varlıklardan medet umarak Allah’a şirk koşmaları sebebi ile yeryüzünde fesat çıkıp düzen bozulur. Oysa Allah’a ortak koşmak ve O’nun hakkında bu kadar cüret gösterip böylesine, asılsız ve çirkin bir iddiada bulunulması neredeyse yeri göğü titretecek kadar ağır bir durumdur. Çünkü Allah’ın yüceliği, azameti karşısında boyun eğen bütün kâinat ve gökler neredeyse yukarılardan aşağıya çatlayıp parçalanacak duruma gelir. Buna şahit olan melekler de Rablerini övgüyle yüceltip hamd ile tesbih ederlerken bir yandan da yeryüzündeki mü’minler için Rablerinden bağışlanma dilerler. Şunu melekler çok iyi bilir, siz de iyi bilin ki tevbe edip yanlışlarından doğruya yönelen kimsenin günahlarını çok bağışlayan ve ikramı bol olup çok merhamet eden Allah’tır.

6. Allah’ı ilâh edinmekle birlikte, Allah’ın yanına ilahlık payesi verip hükmüne boyun eğdiğiniz birtakım ilâh ve şefaatçiler var. İşte Allah ile araya aracı koyup ta güya işlerini gördürmek için bir takım dost ve koruyucu edinenlere ve böylece de Allah’a şirk koşanlara gelince. Allah her şeyi görüp onların yaptıklarını kaydettirmekte ve cezalarını vermek üzere daima gözetlemektedir. Bu yüzden sen onların tavırları karşısında üzülme! Allah onlara, iman etmeleri için süre tanımaktadır. Sen tebliğ görevini yaptığın sürece onların yaptıklarından ve seçtikleri hayat tarzından sorumlu değilsin. Hüküm ve tasarruf sahibi de değilsin ki, onları sorguya çekesin. Sen yalnızca ilahi mesajı tebliğ eden uyarıcısın.

7. Ey Peygamber! Şehirlerin anası olan Mekke halkını ve çevresindeki şehirleri şirk inancından vazgeçmedikleri takdirde; gerçekleşmesinde hiçbir şüphe olmayan toplanma ve kıyamet gününe karşı, ulaşabildiğin tüm insanları uyarman için tebliğle görevlisin. İşte bunun için her peygambere kavminin diliyle vahyettiğimiz gibi sana da anlasınlar ve diğer insanlara anlatsınlar diye kavminin anadili olan Arapça bir Kur’an vahyettik. O gün ‘dirilip yargılanma zamanı gelince, insanlar ikiye ayrılacaktır. İman edip yasalarımıza uyarak sorumluluklarını yerine getiren bir grup cennete, yüz çevirip reddeden diğer bir grup da hak ettikleri yakıp kavuran cehenneme girecektir.

8. Ey Muhammed! Müşriklerin senin risaletini ve tebliğ ettiğin tevhidi ısrarla inkâr etmeleri seni yıldırmasın. Eğer Allah zorunlu ve cebri düzen koymayı isteseydi ve onları iman etmeye zorlayacak olsaydı. Onların hepsini tevhidi kabullenmeye ve ona uygun yaşamaya mecbur ederek aynı dine mensup tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah, imtihân gereği insanların tercihlerine müdahalede bulunmaz. Her insana doğru ile yanlış olanı bildirip, inanç ve hayat tarzını seçme konusunda serbest bırakmıştır. Allah ancak tercihini doğru yapmaya gayret gösterdikleri için uygun gördüklerini doğru yola sevk ederek rahmetine kavuşturur. Müşrik olmayı tercih edip yaratılış gayesi dışında ömür tüketen zalimlere gelince. Onlar ahirette ne kendilerine şefaat edip yarar sağlayacak gerçek bir dost, ne de Allah’ın azabından kurtaracak bir yardımcı bulamaz.

9. Yoksa o ortak koşanlar Allah’la birlikte şefaat edip kendilerini kurtaracak diye inatla başka ilahlar ve kendilerini koruyup yardım edecek diye de Allah ile aralarında sözde aracılık yapacak birtakım dostlar ediniyorlar öyle mi? Oysa kendisinden yardım beklenebilecek gerçek otorite ve dost da gerçek koruyucu ilah da yalnızca Allah’tır. Onlar ahirette kendilerine yardımcı olmalarını umduktan varlıkların yararını göremeyeceklerdir. Allah, müşriklerin medet umduktan varlıklar gibi aciz değildir. Ölüleri diriltip hayat veren ve can alan yegâne kudret sadece O’dur. O dilediğini yapmaya kadir olup her şeye hakkıyla güç yetirendir. Böyle olduğu için de O’ndan başkasına kulluk edilemez.

10. Ey Peygamber! İşte bu sebeple sen müşriklere de ki: Hiçbir bilgiye, delile dayanmadan, tartışıp anlaşmazlığa düştüğünüz herhangi bir konuda nihaî hüküm verme ve gereğini yapma yetkisi sadece Allah’a aittir. Allah’ın hükmünü ise O’nun kitabından araştırınız. O sizi mutlaka bir sonuca ulaştırır. Öyleyse inkâr edenlere şunu da söyle: “Bu kulu ve kölesi olacağım yegâne hâkimiyet sahibi Allah, işte benim Rabbimdir. Ben bütün samimiyetimle sadece O’na dayanıp güvenirim. Yalnız O’nun yasalarına uyar ve bütün işlerimde gönülden O’na yönelirim. Sizler ise aciz varlıklardan medet ummaktasınız.

11. Oysa biliyorsunuz ki, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah, size de kendi cinsinizden eşler bahşedip; hayvanları da erkekli dişili çiftler şeklinde yaratmıştır. O sizi ve diğer canlıları işte bu şekilde üretip çoğaltmaktadır. İşte bu çokluk ve çift kutupluluk, yaratılmışların özelliğidir. O’nun ise hiçbir eşi ve dengi olamayacağı gibi, benzeri de yoktur. O her şeye güç yetirip ve her şeyi tüm ayrıntılarıyla işitendir, her şeyi bilip görendir. Öyleyse nasıl olur da diğer bazı varlıklardan medet umarsınız?

12. Göklerin ve yerin maddî-manevî tüm kontrol ve idaresinin anahtarları O’nundur. Yani nizam kurma, yarattıklarının yaşayış ve işleyiş yasalarını belirleme, onları yönetme hakkı Allah’a aittir. Böylece bütün canlılar O’nun rahmetiyle rızıklanırlar. Doğru tercihte gayret göstererek çalışana rızkı bol verip genişletir. Çalışmayana da sınırlı tutarak bir ölçüye göre verir. İster ki; rızkı bol verilenler diğerleriyle paylaşarak, insanlık arasında paylaşmayı, saygıyı, sahip çıkmayı öğrensin. Böyle yaparak Rabbinin katında mükâfat kazansın. Hikmeti gereği her şeyi de kime ne kadar vereceğini de yalnız O hakkıyla bilir. Şu hâlde yapmanız gereken şey, hiçbir güce sahip olmayan sıradan varlıklardan medet ummak değil, sadece ve sadece Allah’ a kulluk etmektir.

13. Ey Resûlüm! Allah, bireysel ve toplumsal hayatınız için sana gönderdiği nizam ve ahlak içeren tevhid dinini, geçmişte Nûh’a, İbrahim’e, Musa ve İsa’ya da mutlaka uyulup yaşanması gereken bir inanç sistemini olarak bildirmişti. Ve bu elçileri aracılığıyla, tarih boyunca insanlığa şu çağrıda bulunmuştu: Ey inanan kullarım!  Siz de bu mükemmel inanç sistemini egemen kılıp bu yolda dosdoğru yürüyün. Allah’ın yasalarına samimiyetle uyarak asla tevhitten ayrılmayın. Bu dinin hükümlerini tahrif etmeyin ve adaletli olun. Sakın bâtıl ideolojilere sapıp ta aranızda çekişmeyin ve onun hakkında ayrılığa düşüp bölünmeyin. Sadece Kur’an ile davet olunduğunuz bu dine iman edip yaşamaya yönelin. Ancak, şirki bırakıp Allah merkezli hayat nizamını yaşamaya davet ettiğin bu düzen, Allah’tan başka otoritelerin hükmüne boyun eğip Allah’ın yasalarını terk eden müşriklere, çok zor ve ağır gelecektir ve o zâlimler, bu çağrıyı şiddetle reddedeceklerdir. Hâlbuki Allah bu dini tebliğ için doğruyu arayanları uygun görüp elçi seçer. Kendine gönülden yönelip içtenlikle Allah’ın, yasalarına göre yaşamak isteyeni de ödül olarak dosdoğru yola ulaştırır.

14. Peygamberlere gelen vahiy vasıtasıyla önceki ümmetlere de Allah’ın davetine ait bilgiler ulaştırılmıştı. İçlerinden kimileri sana ve tebliğ ettiğin hususlara îmân ederek Müslüman oldu. Kimileri de bütün peygamberlerin ortak mesajı olan tevhit hakikatini iyice anlamalarına rağmen; sırf aralarındaki kıskançlık çekememezlik ve inat yüzünden, Allah’ın ayetlerini tahrif edip gelen hükümler üzerinde ayrılığa düştüler ve hakkı inkârda ısrar edip şirke bulaştılar. Eğer Rabbin, onlara bu yanlışlarından dönmeleri ve cezalarının âhirete kadar ertelenmesi için, dünya hayatı boyunca bir süre tanımasaydı, onları derhal cezalandırarak haklarında hüküm hemen verilmiş olurdu. Geçmişteki ataları o peygamberlerin ardından, nasıl tevhitten yüz çevirdilerse, maalesef onlardan sonra Tevrat ve İncil adındaki kitaba mirasçı olan kuşaklarda, hala Kur’an ve peygamberin daveti karşısında derin bir kuşku ve tereddütle hareket ediyorlar.

15. Ey Peygamber ve onun izinden yürüyen mümin! İşte bundan dolayı onların bu tavırlarına aldırma. Şüpheleri gidermek için bütün peygamberlere gönderilmiş ortak mesaj olan tevhid inancına insanları sürekli davet et. Ve Allah tarafından emredildiği gibi yasalarıma uyarak tevhit yolunda dosdoğru ol. Dikkat et; o inkârcılar, bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da seni Kur’an’dan saptırmaya çalışacaklar. Ne söylerse söylesinler onların tevhid dinine aykırı batıl yalanlarına ve boş isteklerine asla kulak asıp uymayacağını anlatmak etmek üzere onlara de ki: “Ben kendi uydurduğum şeylere değil, Allah’ın Tevrat ve İncil gibi peygamberlere gönderdiği tüm kitapların aslına iman ettim. Size de içinde yaşadığınız yanlışlardan kurtaracak hak dini tebliğ etmek ve aranızda zengin-fakir, siyah beyaz şeklinde hiçbir ayrım yapmadan adaletli davranmakla ve yeryüzünde hakkı tesis etmekle emrolundum. Ve bu vahyi, hiçbir ilave yapmadan olduğu gibi tebliğ ediyorum. Allah bizim de yegäne Rabbimiz, sizin de yegäne Rabbinizdir. Hepimiz O’nun kullarıyız. Fakat madem sizler benim peygamberliğime inanmıyorsunuz, o halde iyi biliniz ki herkes kendi yaptığının karşılığını alacaktır. Bizim yaptıklarımızın hesabı bize, sizin yaptıklarınızın hesabı da sizedir. Ey Ehl-i kitap! Benim peygamberliğim, tebliğ ettiğim hükümler ve bana vahyolunan Kur’ân, haktır. Vahyi hayatın merkezine koyduğumuzda bizimle sizin aranızda tartışılacak ve düşmanlık gerektirecek bir konu olmadığı gibi, hiçbir faydası da yoktur. Fakat aynı anlayışta olduğumuzu saptayan bir delil de yok. Allah zaten Hesap Günü hepimizi bir araya toplayıp kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracak ve herkese yaptığının karşılığını verecektir. Sonunda hesap vermek üzere hepimizin dönüşü ancak O’nun huzurunadır.”

16. Allah’ın tevhide daveti dürüst ve erdemli insanlar tarafından kabul görünce, kâfirler de bu gerçeğin üstünü örtmeye çalışarak asılsız iddialarla O’nun dini hakkında ileri geri konuşup tartışırlar. Yahudi ve Hıristiyanların Allah’ın davetini amacından saptırmak için öne sürdükleri sözde delillerin, Allah katında hiçbir dayanağı ve geçerliliği yoktur. Çünkü biz ayetlerimizi tartışsınlar diye değil, ayetlerimize uysunlar diye gönderdik. Eğer bu yanlıştan vazgeçmezlerse Allah`ın öfkesi onların üzerine çökecektir. Ve onlar için şiddetli bir azap vardır.

17. Allah Kur’ân’ı ve diğer kitapları, yaratılış gerçeğini apaçık ortaya koymak üzere peygamberine indirendir. Böylece doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edebilme ölçüsünü ve adâletle hükmetmek için gerekli temel hükümleri vahyedendir. Ki herkes bir an önce doğru yola yönelsin. Oysa müşrikler O’nun peygamberine inanmadıkları gibi hesap gününü de hafife almakta ve kendilerini uyaran elçimize, “Hani nerede kaldı bu kıyamet günü?” diye küstahça konuşmaktadırlar. Nereden bileceksin; belki de ecelin gelip kapıya dayanmıştır ya da evrenin eceli olan kıyamet ve Hesap Günü çok yakındır. Sanki zamanını sen biliyormuşsun gibi bir de sana soruyorlar! 

18.  Kıyâmete umursamadıkları için inanmayanlar, onun bir an önce gelmesini istiyorlarmış gibi alay edercesine sana meydan okuyorlar. O günün gerçek olduğuna ve mutlaka geleceğine iman edenler ise bütün bir hayatın hesabını vereceklerini bilerek yaşarlar ve hesap gününün dehşetinden dolayı ürperip korkarlar. Kaldı ki kıyamet hakkında inanmayıp ileri geri tartışanların tutumları tam bir şaşkınlıktan ibarettir ve onlar derin bir sapıklık içindedirler.

19. Allah buna rağmen dünyada mü’min, kafir tüm kullarına karşı lütuf sahibidir ve doğruya yönelmeleri için zaman tanır. Koyduğu kurala göre iyi niyetle çaba gösterip gayretle çalışana dilediği kadar rızık verir. O çok merhametlidir ve daima mutlak güçlüdür hüküm ve iradesinde de üstün olandır.

20. Kim îmân edip yasalarımıza uyar ve yapmış olduğu sâlih ameller ile ahiret nimetlerini elde etmek isterse hem dünyada hem ahirette onun mükâfatını kat kat artırırız. Kim de yaratılış amacını ve ahireti düşünmez, yasalarımıza aykırı davranıp dünya hayatına öncelik verir ve kazanç olarak sadece dünya nimetlerini isteyip bile bile bu yolda gayret gösterirse, belki ona da az çok bir pay veririz. Onlar ancak bu dünyada istediklerinin bir kısmını geçici makam ve çıkar olarak elde ederler. Fakat onun ahiretteki Cennet nimetlerinden hiçbir nasibi olmaz ve acı bir azaba maruz kalır. Zira o Allah’tan başkası için amel etmiştir ve dünyada verdiğimiz her şeyin karşılığı imtihandır. Hal böyleyken, bunlar ne cesaretle Allah’ın hükümlerine alternatif kanunlar, kurallar koyabiliyorlar?

21. Allah’ın dininde olmadığı ve asla izin vermediği halde, sanki dinmiş gibi kanunlar koyarak veya İslam’a aykırı fetvalar vererek onları kabul ediyor ve kendileri gibi yaratılmış olan kimselerin koydukları kuralları dini bir hayat tarzı edinerek kendilerine meşru kılıyorlar. Ve böylece de Allah’la birlikte başka ilahlar ediniyorlar. O halde Allah merkezli bir hayat nizamı ile yaşamaya davet edilmelerine rağmen, Allah’tan başka varlıklardan medet uman müşriklere şu soruları sor. Yoksa onların inanç sistemini belirleyen ve sınırsız egemenliğinde Allah’a ortak olan bazı sözde ilâhları mı var ki, Allah’ın yasalarını kabul etmiyorlar? Allah’ın izin vermediği bu şirk inancını size, kendilerinden medet umduğunuz o varlıklar mı emrediyor? Oysa Allah kendisinden başka hiç kimseye insanlar üzerinde hayat nizamı belirleme hakkı ve yetkisi vermemiştir. Eğer Allah’ın dünya hayatı boyunca mühlet için verdiği cezanın, kıyamet gününe ertelendiğine dair kesinleşmiş karar olmasaydı, bu yaptıklarından dolayı aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu da işleri bu dünyada derhal bitirilirdi. Hayır! Biz onlara zaman tanıyoruz. Belki düşünüp öğüt alırlar. Ancak unutmayınız ki düşünüp öğüt almayan ve yasalarımıza uymayan sizin gibi zalimler için ahirette acıklı bir azap vardır.

22. Ey Muhammed! Yaratılış gayesi dışında hayat sürüp ahireti umursamayan zalimlerin, geçmişte kazandıkları günahlardan dolayı o korkunç azapla yüz yüze geldikleri Kıyamet Günü endişeyle tir tir titrerken bir görsen! Fakat korktukları o acı azap başlarına gelmiştir bir kere. Allah’ın davetine iman edip o imana yaraşır güzellikte emir ve yasaklarına uyup salih ameller işleyenlerse Rableri tarafından kendilerine vaad edilen cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında onlara istedikleri her ilahi nimet vardır. İşte tevhide iman edip ilahi emir ve yasaklara uyan mümin kullar için gerçek ve büyük kazanç budur.

23. İşte Allah, dünyadayken iman edip o imana yaraşır güzellikte salih ameller işleyen kullarını cennet içindeki eşsiz nimetlerle böyle müjdelemektedir. Ey Resûlüm! O Kureyş müşriklerine de ki: “Ben Allah adına yaptığım bu tebliğ vazifesi ve davete karşılık, sizden Allah’a yakın olmanız ve bu çağrıya inanmanız dışında başka bir karşılık beklemiyorum. Çünkü benim mükâfâtımı verecek olan yalnızca Allah’tır. Ama madem beni peygamber olarak kabul etmiyorsunuz, hiç değilse aramızdaki akrabalık bağının hatırına yakınlık gösterin; bana eziyet etmeyin. Kim böyle güzel bir yol tutar ve imanına yakışan bir iyilik yaparsa; Allah’ta yaptığı iyiliğe karşılık ona çok büyük lütuflarda bulunur ve onun ödülünü fazlasıyla verir. Şüphesiz Allah kullarının hatalarını çok bağışlayandır ve kendisine kulluk edilmeye layık tek ilahtır. Güzel davranışları ödüllendirip, yapılan şükrün karşılığını da fazlasıyla verendir.

24. Ey Peygamber! Bunca gerçeğe rağmen müşrikler kalplere vesvese vermek için: Yoksa, “Muhammed Allah adına yalan uyduruyor” veAllah bana ayet gönderdi diye iftira ediyor” mu diyorlar? Bu ne kadar asılsız bir yakıştırmadır. Oysa bilmiyorlar ki sen Allah adına yalan söyleyen biri olsan Allah seni görmeyecek mi? O durumda, Allah istese onlar gibi senin de aklını başından alıp kalbini hemen mühürleyiverirdi. Böylece değil yalan uydurup Allah’a isnat etmek, hiçbir şey düşünemez, tek kelime konuşamaz hale gelirdin. Çünkü ilâhî yasalara göre, Allah adına yalan söyleyen bir insan, çirkin ahlâkı ve saçma iddialarıyla hemen kendini ele verir. Hayır, doğrusu Allah’a iftira atanlar, müşriklerin kendileridir. Allah indirdiği kitabın âyetleri ile şüphe olmayan tevhid gerçeğini ortaya koyar. Böylece vahiy yoluyla aslı astarı olmayan şirk uydurmaları bizzat kendisi ortadan kaldırır. Çünkü O kalplerde gizlenen niyetleri ve düşünceleri çok iyi bilendir.

25. O tevbe edip Allah’ın emirlerine itaat ederek doğruya yönelen kullarının tevbesini kabul eden ve onların yaptıkları kötülükleri ve günahları bağışlayandır. Rızasını kazanma uğrunda yaptıklarınızı tümüyle bilen ve hak ettikleri karşılığı veren O’dur.

26. Allah davetine iman edip, o imana yaraşır güzellikte salih ameller işleyenlerin dualarını kabul eder ve istediklerini verir. Hatta sınırsız lütfuyla onları hak ettiklerinden çok daha fazlasıyla da mükafatlandırır. Gerçeği inkâra şartlanmış ve inatla böyle yaşayıp, tevbe etmeyerek ölen kâfirlere gelince. Allah’ın ayetlerini ve tevhidi gerçekleri reddetmekte ısrar ettikleri için, onları cehennemde çok şiddetli bir azap beklemektedir.

27. Şayet Allah kullarına rızkı sınırsız ölçüde verseydi onlar küstahlaşıp yeryüzünü bozguna uğratırlardı. Allah o yüzden rahmeti gereği dilediği kadar rızkı belirlediği bir ölçüye göre verir. İmtihan gereği yeryüzündeki imkânları, ihtiyaç nispetinde ve emek harcamakla ulaşılacak şekilde var etmektedir. Çünkü O kullarının her ihtiyacından haberdar olandır ve her şeyi görendir. Kullarının ne olduklarını ne yaptıklarını çok iyi bildiği için, kime neyi ne kadar vereceğini O bilir ve verdiklerini kim için nerede ve nasıl kullandıklarını da görüp gözetir.

28. Allah O’dur ki, insanlar susuzluk ve kuraklıktan dolayı çaresiz kalıp ümitlerini tamamen yitirdiği bir anda, bulutlar vasıtasıyla sağanak sağanak yağmuru yağdıran ve böylece yemyeşil bitkilerle, rahmetini canlılar için her yere yayandır. Çünkü, şefkati ve zor zamanda kullarına yardım etmesiyle kullarını koruyup gözeten gerçek dost ve sığınılacak yegâne varlık Allah’tır. O gerçek anlamda her türlü övgüye ve şükredilmeye de layık olandır.

29. Göklerin ve yerin yaratılışı da yeryüzünde ki bütün canlı varlıkları üretip çoğaltması da Allah’ın sınırsız ilminin ve kudretininim delillerindendir. Onları yoktan var eden Allah, dilediğinde onları tekrar diriltip huzurunda toplamaya da her zaman gücü yetendir. Bu yüzden de kulluk edilmeye layık yegâne kudret yalnızca O’dur.

30. Şunu iyi bilin ki başınıza gelen herhangi bir sıkıntı, işlediğiniz günahların ve kendi hatalarınızın sonucudur. Fakat Allah, sizleri her yaptığınız hatadan dolayı da cezalandırmaz ve birçok musibetten korur. Bununla beraber Allah kusurlarınızın birçoğunu da lütfuyla bağışlar.

31. Ey kâfirler! Siz günahlarınızdan dolayı, Rabbinizin sizi cezalandırmayı dilemesi hâlinde Allah’ı yeryüzünde aciz bırakıp azaptan kurtulamazsınız. Şunu bilin ki ne sizin ne de bir başkasının, Allah’ın kudretine karşı koyabilecek gücü yoktur. O sizi cezalandırmak istediği vakit, o hak eden kişiye vereceği cezanın önüne hiçbir şey geçemez. Sizin Allah’tan başka ne koruyabilecek gerçek dostunuz ne de yardımcınız yoktur.

32. Suya koyduğu kaldırma yasası gereği denizlerde batmadan yüzen dağ gibi devasa gemiler ve havada kuşlar gibi uçan uçaklar, O’nun koyduğu muhteşem tabiat yasalarına bağlı olarak hareket ederler. Bunlar O’nun ilminin ve sınırsız kudretinin delillerindendir.

33. Allah dilese rüzgârları dindirir. Böylece yelkenli gemiler yüzemez ve suyun üstünde hareketsiz kalıverir. Şüphesiz bu misallerde Allah’ın kudretini kavrayıp darlıkta çokça sabreden ve bollukta ise O’nun verdiği nimetlere çokça şükreden herkes için ibretlik dersler vardır.

34. Yahut işledikleri günahlar yüzünden, Allah istese karada, denizde, havada giden araçlardaki o kişileri fırtınalarla suda batırır ve helak eder. Fakat bir kısmını derhal cezalandırsa da çoğu zaman tövbe edip doğruya yönelmeleri için merhametiyle muamele eder. Onlara süre vererek fırsat tanır ve yanlışlarından dönerek samimiyetle af dileyenleri bağışlar.

35. Öyle ki, gerçeği açıkça ortaya koymalarına rağmen ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşup tartışanlar, yaşadıkları bu örnekleri düşünüp Allah’ın kudretine delil olan ayetleri hatırlasınlar ve şunu çok iyi bilsinler. Allah cezalandırmayı dilediği takdirde karada, denizde, havada kendileri için cezamızdan kaçacak hiçbir yer ve azabımızdan kurtulma şansı asla yoktur.

36. Ey insanlar! Bu örneklerden yola çıkarak, iyi bilin ki, size dünya hayatında verilen menfaatler ve nimetler dünya hayatının devamının sağlanması için gelip geçicidir. Oysa, iman edip salih ameller işleyenler için, Allah katında olan ahiret ödülleri ise hem sonsuz hem de dünyadakilerden çok daha hayırlı, daha güzel ve kalıcıdır. Bu ödüller iman edip salih ameller işleyen ve duruşlarını değiştirmeyip Rablerine güvenenler içindir.

37. Onlar öyle kimselerdir ki, şirk, cinayet, yalancı şahitlik gibi büyük günahlardan ve zina, fuhuş gibi hayasızlıktan kaçınırlar. Öfkelendikleri zaman haklı bile olsalar bunu kine dönüştürmezler. Öfkelerine hâkim olur ve erdemlilik gösterip affederler.

38. Yine onlar Rablerinin iman davetine uyar ve hükümlerin gereklerini severek yerine getirirler. Namazlarını da hakkıyla dosdoğru ve devamlı kılarlar. Ortak meselelerde ise aralarında danışarak istişare yaparlar ve işlerini şura ile yürütüp çözerler. Kendilerine verdiğimiz mal mülk gibi rızıkları Allah yolunda harcar ve ihtiyaç sahipleriyle de karşılık beklemeden paylaşırlar.

39 Şirk ve zulüm gibi bir haksızlığa uğradıklarında mücadele ederlerken birbirlerine destek olur ve zor durumlara birlikte karşı koyarlar. İşte ahiret ödülleri bu ayetlerde sayılanlar içindir.

40. Sizlere karşı yapılan kötülüklere karşılık verme hakkınız vardır. Ancak unutulmamalıdır ki, bir haksızlığın karşılığı yapılan o haksızlığa benzer denk bir ceza kadar olabilir. Her kim ceza verme gücüne sahip olduğu hâlde kısas alma hakkını bırakıp kendisine yapılan kötülüğü affeder ve o suçlu kişi ile düşmanlığını bitirip barış yolunu tercih ederse onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu Allah, kötülüğe karşılık vermede ileri gidip haksızlık edenleri ve bir kötülüğe karşı daha büyük kötülük yapan zalimleri sevmez.

41. Kim zulme uğradıktan sonra affetmez ve meşru yoldan kendini savunup hakkını alırsa, bundan dolayı suçlanıp sorumlu tutulmaz. Haksızlığa uğradığı için artık onların kınanacak ve suçlanacak bir durumu da yoktur.

42. Ancak şu var ki, haddi aşıp insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere güç kullanarak üstünlük kurup taşkınlık edenlere sorumluluk ve ceza vardır. İşte yaptıklarından dolayı böylelerinin hakkı âhirette acıklı bir azaptır.

43. Fakat her kim de uğradığı haksızlık ve câhillerin sataşmaları karşısında, dişini sıkıp sabreder ve gücü yettiği halde kendisine yapılan kötülüğü bağışlarsa, ona da ne mutlu. Çünkü bu yaptığı takdir edilecek erdemli ve faziletli bir davranış olur.

44. Allah kişinin tercihine bakar. Ve azgınlıkta direnip haddi aştıklarından dolayı da sapmak isteyeni sapıklıkları ile baş başa bırakır. Artık onun doğru yolu gösterecek hiçbir dostu ve koruyucusu olmaz. İşlediği zulüm neticesinde ilahi cezaya müstehak olanlar, Allah’ın huzurunda medet umduklarından hiçbir yardım göremez ve hiç kimse de bunları Allah’ın azabından kurtaramaz. Ey Resûlüm! Öğüt ve uyarılardan yüz çeviren bu zalimler hesap günü cehennem azabıyla karşı karşıya geldiklerinde: “ Eyvah! Bize ikinci bir şans daha verilemez mi? Acaba dünyaya tekrar geri dönmenin ve doğruları yaşayıp, Allah’ı razı edecek işler yapmanın bir yolu var mı?” diye feryat ettiklerine şahit olacaksın. Ama artık iş işten geçmiş, dünya yolu kapanmıştır. Biz insana dünya hayatını imtihan için bir defalığına vermişizdir.

45. Ateşin karşısına getirildiklerinde, onların korku ve alçaklık içinde başlarını öne eğerek ve imdat dilenerek göz ucuyla etrafa gizli gizli bakındıklarını bir görsen. O Gün bu manzarayı gördükten sonra dünyada iken Allah’ın davetine iman eden mü’minler ise ateşi hak edenler için şöyle derler: “ İşte asıl ziyana uğrayanlar ve kıyamet günü hem kendilerini hem de peşlerinden giden akraba ve yandaşlarını mahvedip ziyana uğratanlar bunlardır diye söylenirler. İyi bilin ki Allah’ın davetini reddeden zalimler, o gün ebedi bir azaba mahkûm olacaklardır. Bilmiyorlar mı? Cehenneme girenin çıkışı yoktur.

46. Onların Allah’a karşı kendilerine yardım edecek şefaat bekledikleri dostları da Allah ile aralarına girip koruyacak yardımcıları da olmayacaktır. Kulları için gerçek dost ve yardımcı sadece Allah’tır. Fakat Allah, inatları sebebi ile şirkten vazgeçmeyenleri ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmeyenleri kendi sapıklıkları ile baş başa bırakır. İşte Allah kişinin tercihine bakarak kimi sapıklıkları ile baş başa bırakmışsa, artık zalimlikte direnen böyleleri için hiçbir kurtuluş yolu da yoktur. Allah inkâr edenleri, zorla doğru yola sokacak değildir.

47. Ey insanlar! Öyleyse, Allah tarafından, geleceği kesin ve engellenmesi de mümkün olmayan kıyâmet günü gelmeden ve iş işten geçmeden önce Rabbinizin tevhid çağrısına uyup Allah’ın yasalarına göre yaşayın. O gün sizin için ne sığınacak bir yer ve dost bulabilirsiniz ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz.

48. Ey Resûlüm! Bunca uyarıya rağmen şayet insanlar umursamayıp bu çağrıdan yüz çevirirlerse, artık kendini üzme. Şunu bil ki biz seni onların üzerlerine yanlış yollara gitmelerine mâni olasın diye görevli bir bekçi olarak göndermedik. Senin görevin, onları zorla iman ettirmek değildir. Sana düşen, onları sadece Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet etmek ve bunun için de onlara âyetlerimizi tebliğ etmektir. Gerçek şu ki, insan garip bir varlıktır. Biz kendisini inkâra şartlandırmış olan insana ne zaman katımızdan bir rahmet tattırıp mal mülk, bolluk gibi nimetlerimizi ulaştırsak, bunu kendi yetenek ve zekâsına bağlar ve nasıl da hemen sevinip şımarır. Böylece mutluluğun maddî servet ve rahatlıktan ibaret olduğunu zannederek, kendisine bu nîmetleri bahşeden Allah’ı unutur. Ama ne zaman da kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başına bir kötülük gelse, hemen ümitsizliğe düşüp sızlanmaya başlar. O zaman da isyan edip azgınlaşır ve iyilikleri hemen unutan bir nankör kesilir. Çünkü insanoğlu, gerçekten çok nankördür.

49. Göklerin de yerin de mülkü, yöneticisi ve mutlak hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir. Sen onların; Allah gökyüzünün hükümdarı, biz de yeryüzünün hükümdarıyız dediklerine bakma. Onlar yakında yeryüzünün de hükümdarı kimmiş bilecekler. Her şeyin yaratıcısı da sahibi de O’dur. O dilediğini dilediği zaman, dilediği şekilde yaratır. Mesela, dilediğine kız, dilediğine de erkek evlatlar bahşeder. Koyduğu düzene göre kimin vücut fonksiyonu dişiliğe uygunsa kız çocuk, kimin vücut fonksiyonu da erkekliğe uygunsa erkek çocuk verir.

50. Yahut dilediğine hem kız hem erkek evlat verir. Dilediğini de çocuktan mahrum eder ve kısır bırakır. Bütün bunları, sınırsız ilmi, hikmeti ve kudretiyle yapar. Düşünüp öğüt almıyorlar mı? Şüphesiz O, kullarına ne vereceğini, kimin dünyaya hangi cinsiyetle geleceğini ve her şeyin en doğrusunu bilendir. Her şeye ve dilediğini yapmaya güç yetirendir.

51. Allah’ın hiçbir ölümlü ile doğrudan yüz yüze konuşması olacak şey değildir. Allah bir insanla şu yollarla konuşur: 1) Ya mesajını doğrudan onun kalbine ileterek, yani ilham yoluyla olan bir çeşit vahiyle 2) Ya Sina Dağı’nda Mûsâ örneğinde olduğu gibi manevî bir perde arkasından kendini göstermeden ona seslenir 3) Ya da bir elçi göndererek izni ile ona dilediğini vahyeder. Bunun dışında bir yolla sizlere mesajlarını iletmesi söz konusu değildir. Allah beşerî özelliklerden uzak ve her şeyden çok yücedir. Her şeyi yerli yerince ve en uygun şekilde yapan, daima doğru hükümler veren Hakîm’dir.

52. Ey Peygamber! İşte böylece sana katımızdan insanların yaratılış sebeplerini anlatan ve kalpleri dirilten Kur’an’ı Cebrail aracılığı ile vahyettik. Halbuki sen daha önce okuma yazma nedir, vahiy nedir kitap nedir, Kur’an’ın tarif ettiği tevhid imanı nedir bilmezdin. Fakat şimdi Biz doğruya inanmak isteyenlere Kur’an’ı yürekleri aydınlatan bir ışık kaynağı ve nur kıldık. Kullarımızdan dileyeni ve hak edeni onunla doğru olan yola ulaştırırız. Şüphesiz sen de insanları onunla dosdoğru yolda yaşamaya çağıracaksın.

53. İlahi nizam olan o doğru yol, göklerde ve yerde ne varsa onların hepsini yaratan ve gerçek sahibi olan Allah’ın razı olduğu dosdoğru tevhid yoludur. Gerçek şu ki bütün işler eninde sonunda Allah’a döner ve Allah’ın huzurunda toplanarak bütün ilahi gerçekleri görürler. Her şey Allah’ın bilgisi ve iradesi dahilinde olup biter. O hâlde, ey insanlar! Bu çağrıya kulak verin! Çünkü bu iş burada bitmeyecek; sonunda Rabb’inizin huzuruna varacak ve hesaba çekileceksiniz. Onun için ne yapacaksanız Allah’a hesabını verecek şekilde yapın.

 

1-3

1-3 Hâ. Mim. Ayn. Sin. Kaf. Aziz, Hakim ve ilim sahibi Allah, senden önceki peygamberlere kendi kavminin dilindeki harflerden oluşan sözlerle vahyettiklerini sana da kavminin dili ile vahyetmektedir.

4

4 Göklerde ve yerde olanların yaratıcısı ve tek sahibi yüce Allah’tır.

5-7

8-9

8-9 Şayet Allah dileseydi hepinizi tevhidi kabullenmeye ve ona uygun yaşamaya mecbur tek bir millet yapardı. Fakat O böyle yapmayıp her insana irade bahşederek doğru ile yanlış olanı bildirip tercihi kendilerine bıraktı. Allah dileyeni doğru yoluna kavuşturur; müşrik olmayı dileyen ise kendisine ne gerçek bir dost ne de bir yardımcı bulamaz. Böyleleri buna rağmen inatla Allah’la birlikte ilahlar edinerek onlardan dostluk ve yardım ummaktalar. Şüphesiz gerçek koruyucu (veli), yardımcı, dost ve ilah yalnızca Allah’tır. Ölüleri diriltecek olan da O’dur. O, dilediğini yapmaya kadirdir.

10-11

10-11 Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Kur’an ile yapılan davete karşı çıkıp hiçbir bilgiye, delile dayanmadan benimle tartıştığınız konularda hükmü verecek olan Allah’tır ve tek doğru olan da O’nun bildirdikleridir. Ben yalnızca O’na güvenip O’na yöneldim ve yalnız O’ndan yardım dilerim. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Gökleri ve yeri yaratan Allah, size de kendi cinsinizden eşler bahşedip çoğaltmakla birlikte, sizler için hayvanları da erkekli dişili yaratıp çoğaltmaktadır. Allah her şeyi bilen, her şeye güç yetiren ve her şeyi işitendir. Hiçbir şey O’na benzemez, O’nun eşi ve benzeri yoktur.”

12

13

13 Allah, sana vahyettiği dini (nizam ve ahlakı), geçmişte Nûh’a, İbrahim’e, Musa ve İsa’ya da din olarak bildirmişti. Siz de Kur’an ile davet olunduğunuz bu dine iman edip yaşamaya yönelin. Aranızda çekişip de bölünmeyin. Allah merkezli hayat nizamından oluşan bu dini yaşamak müşrik ve kâfir kalmakta direnenlere çok zor gelir. Allah doğruyu arayanları kendine çeker ve doğru olanla buluşturur.

14

14 Önceki ümmetlere Allah’ın daveti ulaştırıldığında sırf aralarındaki kıskançlık, çekememezlik ve inatları yüzünden gerçeğe yönelmek yerine birbirlerine düştüler. Şayet Rabbinin onları cezalandırması ile ilgili önceden belirlediği bir süre olmasaydı haklarındaki ceza hükmü hemen uygulanırdı. Onların ardından kitaba vâris olanlar, şimdi de sana indirilen Kur’an’ın daveti konusunda şüphe içindeler.

15

15 Ey Peygamber! Sen insanları tevhidi kavramaya ve ona uygun yaşamaya davet et, emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların boş heva ve heveslerine uyma ve onlara de ki: “Ben Allah’ın tüm peygamberlerine vahyettiği âyetlerine iman ederim. Size de içinde yaşadığınız yanlışlardan kurtaracak doğruyu tebliğ etmek ve aranızda adaletle davranmakla emrolundum. Allah bizim de, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınızda size aittir. Bizimle tartışıp düşmanlık etmenizin size hiçbir faydası yoktur. Allah Hesap Günü hepimizi bir araya toplayacak ve herkese yaptığının karşılığını verecektir.”

16-17

16-17 Mü’minler bir yandan imanlarının gerektirdiği nizam ve ahlak üzere yaşama gayreti ile malları ve canlarıyla cihat ederken, öte yandan müşrik ve kâfirler de bu gerçeğin üstünü örtme ve Allah’ın davetini amacından saptırmanın gayreti ile mü’minlerle tartışıp durmaktalar. Bunların gerçeği örtme ve aslından saptırma çabalarının hiçbir dayanağı ve değeri yoktur. Onlar Allah’ın şiddetli azabına uğrayacaklardır. Allah, Peygamberine vahyedip insanlara ulaştırdığı Kitabı ile yaratılış gerçeğini apaçık ortaya koymakta, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden ölçü kitabını elinize vermektedir. O halde siz de onunla ölçüp biçin ve Hesap Günü’ne böylece hazırlanın. Nereden bileceksin, belki Kıyamet ve Hesap Günü çok yakındır!

18-19

18-19 Kıyamet’le birlikte Hesap Günü’ne de inanmak istemeyenler, alaycı tavırlarıyla “O Gün hemen gelsin de görelim.” derler. Mü’minler ise, O Günün mutlak bir gerçek olduğuna ve geleceğine iman eder, dehşetinden ürperirler. İyi bilin ki Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayıp ileri geri konuşanlar, derin bir sapıklık içindeler. Allah buna rağmen bu kullarına da rızık verip, gerçeği kavrayıp doğruya yönelmeleri için zaman tanır. Allah çok merhametlidir, çok yüce ve güçlüdür.

20

20 Kim Âhiret nimetlerini elde etmek isteyerek bu konudaki sorumluluklarını yerine getirirse, onun mükâfatını kat kat artırırız. Kim de sadece dünya hayatının nimetlerini ister, onun gerektirdiklerini yerine getirirse ona da ondan bir pay veririz. Fakat onun âhiret nimetlerinden nasibi olmayacaktır.

21

21 Müşrikler, Allah merkezli bir hayat nizamı ile yaşamaya davet edilmelerine rağmen Allah’ın izin vermediği kendileri gibi yaratılmış olan kimselerin davetini (dini) hayat tarzı edinip böylece Allah’la birlikte başka ilahlar da edinirler. Oysa Allah’tan başka hiç kimsenin insanlar üzerinde hayat nizamı belirlemeye hakkı yoktur, Allah hiç kimseye böyle bir yetki vermemiştir. Şayet Rabbinizin, bunu yapanlar ve yapmaya kalkışanların cezalarını Kıyamet Günü’ne kadar ertelemekle ilgili önceden belirlediği bir yasası olmasaydı, bunlarla da ilgili karar hemen uygulanır ve hak ettikleri azapla cezaları verilirdi. Şüphesiz âhirette onlar için daha çetin bir azap vardır.

22-23

22-23 Kıyamet Günü ile karşılaştıklarında müşriklerin, başlarına geleceklerden korkuya kapılıp tir tir titrediklerini görürsün. Nihayet korktukları başlarına gelmiştir. Allah’ın daveti yaratılış sebepleri olan hayat nizamına iman edip, onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda gayret edenler ise, cennet bahçelerinde Rableri tarafından en güzel ödüllere kavuşturulacaklar. İşte büyük kazanç budur. Allah cennet içindeki eşsiz nimetlerini, işte bu kullarına müjdelemektedir. Ey Peygamber de ki: “Ben Allah adına yaptığım bu davete karşı sizden bana inanmanızdan başka hiçbir karşılık beklemiyorum.” Her kim imanına yakışan güzel bir iş yaparsa Allah da ona çok büyük lütuflarda bulunacaktır. Yanlışından tevbe edip doğru olana sarılanlara karşı Allah çok bağışlayıcıdır.

24-25

24-25 Ey Peygamber! Bunca gerçeğe rağmen müşrikler hâlâ senin için, “Uydurduğu yalanları Allah’a isnat eden bir yalancı.” demeye devam ediyorlar. Hâlbuki sen Allah adına yalan söyleyen biri olsan, O senin kalbini mühürler, aklını başından alırdı. Şüphesiz Allah indirdiği kitabın âyetleri ile bâtılı yok eder; gerçeği ortaya koyar. O, kalplerde gizlenen niyetleri ve düşünceleri çok iyi bilir. Tevbe edip doğruya yönelenleri bağışlar; herkesin yapıp ettiklerini bilir ve hak ettikleri karşılıklarını verir.

26

26 Allah davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirmek için ellerinden geleni yapanların dualarını kabul eder ve hak ettiklerinden çok fazlasıyla ödüllendirir. Gerçeği inkâra kendisini şartlandırmış, inatla böyle yaşayıp hayatlarını sonlandıranları ise çok şiddetli bir azap beklemektedir.

27

27 Şayet Allah insanlara dünya hayatlarında rızkı bol bol verseydi yeryüzünde azgınlık, taşkınlık yapıp daha çok küstahlaşırlardı. O yüzden belli bir ölçüye göre dilediği kadar vermektedir. Çünkü Allah kullarını en iyi tanıyan en iyi bilendir; kime neyi ne kadar vereceğini O bilir ve verdiklerini kim için nerede ve nasıl kullandıklarını da görüp gözetendir.

28

28 Kuraklıktan dolayı insanların tamamen ümitlerini yitirdiklerinde, yağmuru indirip rahmetini her yere yayan Allah’tır. O, merhamet ve şefkatiyle kullarını koruyup gözetir. Gerçek Rab ve ilah, şükredilmeye ve övülmeye layık olan yalnızca Allah’tır.

29

29 Gökleri ve yeri yaratıp yeryüzüne her türlü canlıyı yayıp, üretip çoğaltması Allah’ın ilminin ve kudretinin delillerindendir ve Allah dilediğinde bunları huzurunda toplamaya kadirdir.

30-31

30-31 Şunu iyi bilin ki başınıza gelenler, ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir. Bununla birlikte Allah sizi birçok musibetten de korur. Unutmayın ki dünya hayatınızda yaptıklarınız yanınıza kalmaz. Allah her şeyden haberdardır. O’nun elinden hiç kimse kurtulamaz ve hak edene vereceği cezanın önüne geçebilecek de yoktur. İnsanlar için Allah’tan başka gerçek veli (dost) yoktur.

32-34

32-34 Denizlerin üzerinde dağ gibi gemilerin batmadan akıp gitmesi de Allah’ın koyduğu yasaların sonucudur. Bunlar da O’nun ilminin ve kudretinin delillerindendir. Allah dilerse rüzgârları durdurur ve o gemileri suyun üstünde öylece hareketsiz bırakır. Bu misallerde Allah’ın kudretini kavramak isteyenlerin alacakları dersler vardır. Bunu ancak Allah’ı layıkıyla tanımak isteyenler, sabırla düşünenler ve O’nun verdiği nimetlere şükredenler anlar. Allah dilerse, gemidekileri yapıp ettikleri sebebi ile suda batırıp helak eder. Fakat çoğu zaman da, doğruya yönelmeleri için süre verip fırsatlar tanır.

35

35 Âyetlerimize karşı duyarsız davrananlar ve ileri geri konuşup tartışanlar, şunu çok iyi bilsinler ki kendileri için asla cezadan kurtuluş yoktur.

36-39

36-39 Ey insanlar! İyi bilin ki, size dünya hayatında verilenler, geçici zevklerden ve menfaatlerden ibarettir. İman edip salih ameller işleyenler için Rabbinizin vereceği ödüller çok daha değerli, daha güzel ve kalıcıdır. Onlar öyle kimselerdir ki, büyük günahlardan ve hayâsızlıktan sakınır, öfkelendikleri zaman öfkelerini kontrol edip yener ve bağışlayıp affederler. Rablerinin davetine iman edip gereklerini severek yerine getirir, namazlarını dikkatle ve devamlı kılar, bütün işlerini aralarında şûra ile yürütürler, kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcarlar, şirke, küfre ve zulme karşı mücadele ederlerken birbirlerine destek olurlar.

40-43

40-43 Bir kötülüğün karşılığı, o kötülüğe denk bir cezadır. Ancak kim de affeder ve barış yolunu tercih ederse, onun mükâfatı da Allah’a aittir. Bununla birlikte Allah haksızlık edenleri ve zalimleri sevmez. Ancak zulme uğrayan kimse affetmez de haklarını almak isterse, bundan dolayı da suçlanıp sorumlu tutulmaz. Haddi aşıp zulmedenler, saldırganlık yapıp haksız yere güç kullananlar ise yaptıklarından dolayı sorumlu tutulup hak ettikleri azap ile cezalandırılacaklar. Fakat kim de sıkıntıya göğüs gerip, uğradığı haksızlık karşısında sabırlı davranıp bağışlayıcı olursa bu da takdir edilecek erdemli ve faziletli bir davranıştır.

44-46

44-46 Allah’ın uyarılarını umursamadan zulme yönelip haddi aşanları, başkaldırıp azgınlıklarında direnenleri, Allah sapıklıkları ile baş başa bırakır. Artık böylelerine doğru yolu gösterecek kimse de olmaz ve hiç kimse de bunları Allah’ın azabından kurtaramaz. Bunlar Hesap Günü azabı gördüklerinde, “Eyvah! Acaba dünyaya tekrar dönüp de Allah’ın daveti doğruları yaşamanın bir yolu yok mu?” diye feryat edecekler. Öğüt ve uyarılardan yüz çevirenlerin horluk, hakirlik ve zillet içinde boyunları bükük, ateşin karşısına getirildiklerinde göz ucuyla etraftan imdat dilendiklerini bir görsen. O Gün Allah’ın davetine iman edip de gereklerini yerine getirmiş olan mü’minler, ateşi hak edenler için şöyle diyecekler, “Bugün bunlar hem kendilerini hem de arkalarından gidenleri mahvedenlerdir.” Gerçek şu ki, Allah’ın davetini reddedenler ebedî azaba mahkûm olacaklar ve Allah’a karşı kendilerini koruyacak bir yardımcı da bulamayacaklardır. Allah, inatları sebebi ile şirkten vazgeçmeyenleri sapıklıkları ile baş başa bırakır ve böyleleri için bir kurtuluş yolu da yoktur.

47-48

47-48 Ey insanlar! Geleceği kesin ve geri döndürülmesi de imkânsız olan O Kıyamet ve Hesap Günü gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun! O Gün geldiğinde ne sığınılacak bir yer bulabilir ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz. Ey Peygamber! Şayet insanlar bu çağrıdan yüz çevirir, umursamaz ve karşı çıkarlarsa, bil ki Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik; sana düşen onları âyetlerimizle yaratılış sebepleri olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet etmektir. Kendilerini inkâra şartlandırmış olanlara Biz ne zaman lütufta bulunup da nimetlerimizi ulaştırsak hemen şımarıp, kibirlenip küstahlaşırlar. Ne zaman da elleriyle yaptıkları sonunda başlarına bir musibet gelse, bu defa da nankörce isyan edip azgınlaşırlar.

49-50

49-50 Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O dilediğini yaratır; dilediğine kız, dilediğine erkek evlatlar bahşeder veya hem erkek hem de kız evlatlar nasip eder; dilediğini de çocuktan mahrum eder. Allah her şeyin en doğrusunu bilen ve her şeye güç yetirendir.

51

51 Allah’ın hiçbir ölümlü ile doğrudan konuşması olacak şey değildir. Allah insanın kalbine doğrudan vahyederek yahut bir perde arkasından ya da bir elçi melek göndererek konuşur. Allah beşerî özelliklerden uzak, tek yüce olandır.

52-53

52-53 Ey Peygamber! Sana da insanların yaratılış sebeplerini Kur’an ile vahyettik. Oysa sen bundan önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Biz Kur’an’ı kullarımızdan dileyeni doğru olana ulaştırmak üzere, ışık kaynağı bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanları onunla doğru yolda yaşamaya çağıracaksın. O ilâhî nizam, göklerde ve yerde ne varsa hepsini yaratan ve onların gerçek sahibi olan Rabbinizin yoludur. Gerçek şu ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. Her şey Allah’ın bilgisi ve iradesi dahilinde olup biter.

Scroll to Top