TaHa Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

135

Mushaf (Kuran) Sırası

20

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

45

Sure Hakkında Bilgi

20

TÂ-HÂ SURESİ

GİRİŞ

Adı: Bu sure adını ilk kelimesi olan “TÂ-H”dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.

Nüzul Zamanı: Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan’a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer’in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.

Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber’i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: “Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin” dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd’i Habbab b. Eret’den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de “Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap” diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için “okuduğunuz şeyi bana gösterin.” dedi. Kızkardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve “Temizlenmeden ona dokunamazsın” dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında “Ne mükemmel bir şey!” diye bağırmaktan kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: “Allah’a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.

Çünkü dün Peygamber’in (s.a): ‘Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil), ya da Ömer b. Hattab ile İslâm’ı destekle’ diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah’a dön, Allah’a dön!” dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab’la birlikte, İslâm’ı kabul etmek üzere Peygamber’in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan’a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.

Anafikir ve Ele Alınan Konular: Bu sure, Kur’an’ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: “Ey Muhammed, bu Kur’an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur’an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah’dan korkan ve kendilerini O’nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur’an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O’na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir.”

Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa’yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:

1) Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. “Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık” diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed’in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.

2) Hz. Muhammed’in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa’nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.

3) Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk’ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa’ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah’ın hayret verici işleridir. O, Medyen’den Mısır’a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: “Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş” der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa’nın isteği üzerine kardeşi Harun’u kendisine yardımcı tayin etmesidir.

4) Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun’un da Musa’ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah’ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun’u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah’ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun’un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.

5) Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah’ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a)’de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.

O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed’e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: “Kur’an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız.”

Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: “Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem’in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah’a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur.”

En sonunda Peygamber’e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: “Onları Allah’a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz.”

Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah’ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.

Açıklamalı Meal

1. Taha Dinle, ey hak yolunun yolcusu! Kendilerine Kur’an’ı tebliğ ettiğin hâlde, inatla hakkı inkâr eden zalimlerin davranışları seni üzüp, ümitsizliğe ve yılgınlığa düşürmesin.

2. Ey Resûlüm! Kur’an’ın mesajının insanlara ulaşması için gösterdiğin gayreti ve bu uğurda yaşadığın sıkıntıları biliyoruz. Biz sana Kur’an’ı o kâfirlerin söz ve davranışlarından dolayı üzülüp güçlük çekmen ya da tebliğ görevinde senin mutsuz olman için indirmedik. Onları illa da inandırmak gibi bir görevin yok. Sana yapamayacağın bir görev yüklemiş de değiliz. Onun için kendini zorlama. Okuduğun ayetlere karşı insanların duyarsız olmalarına aldırış da etme. Onların cahilce tavırları seni üzmesin. Sen onlara sadece Kur’an’ı oku, inkâr edenleri ise bana bırak.

3. Onu ancak razı olmadığı şeyleri yaparsak sevgisini kaybederiz düşüncesiyle, içi titreyerek Allah’tan korkanlar ve yaratılışının sebebini düşünüp Allah’a karşı sorumluluklarını bilmek isteyenler için bir uyarı ve öğüt olarak indirdik. Ancak ayetlerimizden öğüt alanlar kendilerini düzeltip hayatlarını ayetlerimize göre kurarlar. Senin görevin, ilahi mesajı tebliğ etmek, Allah’tan ve hesap gününden korkan kimseleri uyarmaktır.

4. İnkâr edenler ne derse desin! Bu Kur’an yeri ve yüce göklerin yaratıcısı ve mutlak hâkimi olan Allah tarafından, insanlara öğüt vermen ve hidayetlerine vesile olman için peyderpey indirilmiş bir kitaptır.

5. Rahman olan Allah ilmin, adaletin ve kudretin kaynağıdır. O gökleri ve yeri, insanın yaşamasına hazır hale getirdikten sonra, yarattıklarına kurduğu nizam ve yasalarla hükmetmiştir. Mutlak kudret ve hâkimiyetinin sembolü olan Arş’ı kuşatmıştır. Yarattığı her şeyin kanununu koymuş ve onlar üzerinde egemenlik tahtına kurulmuştur.  Kâinatın kumanda merkezi ve her zerresi O’nun hükmündedir.

6. Göklerde yerde ve bu ikisinin arasında hatta toprağın altında bulunan ne varsa hepsi O’nundur, her şeyin tek yaratıcısı ve gerçek sahibi Allah’tır. İnsanların dünyada mal mülk edinmelerinin, Rabbinin katında hiçbirinin geçerliliği yoktur. Çünkü o mala mülke sahip çıkanın da sahip çıktıklarının da gerçek sahibi biziz.

7. O’nun mülkünde her şey kaydedilir. Sen Rabbine dua ederken sözünü ve sesini açıktan söylemiş olsan da düşündüklerini, inandıklarını içinde gizlesen de Allah için fark etmez. Çünkü muhakkak O gizliyi de henüz içinden dahi geçmemiş olan fısıltıyı da ondan daha gizlisini de bilir. Hiçbir şey O’ndan saklanamaz. Bunun için bağırarak dua etmene de lüzum yok, huzur ve ihlâsla dua etmen yeter.

8. Ey insanlar! Şüphesiz sizin fıtratınıza en uygun olan hayat tarzını yalnızca Allah bilir. Allah O’dur ki, gelmiş geçmiş bütün Peygamberler ve kutsal kitaplar “O’ndan başka hiçbir gerçek ilâh yoktur” gerçeğini dile getirmiş ve bu temel prensiplere dayalı bir inanç sistemi ortaya koymuşlardır. Rabbinden başka otorite yoktur. Yarattığı insanlar üzerine hiç kimse kendi yasalarıyla hâkimiyet kuramaz. Bilin ki en güzel isimler ve en mükemmel nitelikler yalnızca O’na mahsustur. Onun için güzel isimlerle Rabbinize yaklaşın!

9. Ey Resulüm. Senden önce de peygamberler bu hak dava uğrunda çok büyük sıkıntılara ve eziyetlere katlanmışlardır. Senin şu müşriklere karşı verdiğin, tevhid mücadelesinin bir benzerini Firavuna karşı veren Musa’nın başından geçen olayların haberi sana geldi mi? Sana şimdi Musa’nın yaşadıklarının bir bölümünü bildireceğiz.

10. Hani o on yıla yakın kaldığı ve adeta peygamberliğe hazırlık için Şuayb Peygamberden manevî eğitim aldığı Medyen ’den, gecenin bir vaktinde ailesiyle birlikte ülkesi olan Mısır’a yolculuk ediyordu. Gece vakti yolunu kaybetmiş ve Sina Dağı’nın eteklerinde yanan bir ateş görüp ailesine şöyle demişti: “Siz bekleyin. Sanki şu dağın yamacında bir ateş gördüm, gidip o ateşin olduğu yere bir bakayım. Umarım ısınmak için o ateşten size bir kor getirir yahut ateşin yanında yol tarif edecek birisini bulabilirim ” demişti.

11. Ateşin yanına gelince ona: “Ey Musa!” diye tarafımızdan seslenildi.

12. “Ben, şüphesiz gelecekteki misyonuna hazırlanman için, seni terbiye eden Rabbinim. Vazifeye koyulmanın vakti geldi. Nefsi-dünyevi bağımlılıklarını bırak, ayakkabılarını çıkar, sana ayak bağı olan, seni yolundan alı koyan, sana yük olan şeylerden kurtul. Çünkü sen artık Sina Dağı’nın eteklerindeki mukaddes vadi olan Tuva’dasın.

13. Ben seni peygamber olarak seçtim. Şimdi sana vahyettiklerimi dikkatlice dinle, tebliğ ve tatbik et, şunu bil ki vazifen ağırdır.

14. Şüphesiz ben kâinatı ve içindekileri yaratan, nizamlarını kurup yasalarını oluşturan Allah’ım. Ve gerçek ilah Benim. Yarattığım her şey şahittir ki, yasalarıyla insanları yönetecek Benden başka ilâh yoktur. Şu hâlde yalnızca bana kulluk et, bu gerçeği hatırlamak, benimle bağını güçlü tutmak ve beni anmak için hakkıyla namaz kıl ve bana itaatini aksatma. Beni dinle ve emirlerimi yerine getir. Sana göndereceğim bilgilerle kendini bilinçlendir. Huzurumda bana hesap vererek kendini sorgula ve yanlışlarından tövbe et. Sana vahyolunan öğütleri anla ve insanlara ulaştırmak için gayret et.

15. Muhakkak kıyamet ansızın kopacaktır ve ardından da insanlar yeniden diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşamış olduklarından hesaba çekilecektir. Böylece de hak ettiklerinin karşılığını göreceklerdir. Bu öyle büyük bir hakikattir ki, herkesin gösterdiği çabanın karşılığını en âdil biçimde görmesi için. Onun vaktini kimseye bildirmedim. Gizledim ki insanlar dünya yaşamını özgürce kursun ve iyiyi kötüyü seçerek yaşasın. İnsanları dünya yaşamından verecekleri hesapla uyarıyorum ki; ona göre davransınlar.

16. Hesap gününü yok sayarak inanmayıp da kendi arzusuna uyan ve isteklerinin peşinden koşanlar seni ona inanmaktan ve gerçekleri anlatmaktan alıkoymasın ve sakın seni bu konuda yanıltıp, aldatmasın. Yoksa onlara uyarsan onlarla birlikte sen de helâk olursun.

17. Bu öğütlerin ardından Allah, Musa’ya, peygamberliğini kanıtlayacak ayrıcalığı bildirmek için şöyle seslendi: Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?”

18. Musa da dedi ki: “O benim asamdır. Yürürken yorulunca ona dayanırım. Onunla koyunlarım için ağaçlardan yaprak silkelerim ve daha başka birçok iş görürüm diye cevap verdi.”

19. Bunun üzerine Allah: “Onu yere bırak, ey Musa diye buyurdu.”

20. Musa değneğini yere atınca o asa, birden kıvrılıp hareket eden bir yılana dönüşüverdi. Hâlbuki Musa onunla hayatını kazanıyor ve yaprak silkeleyerek hayvanlarını besliyordu. Niçin kendini sokmak isteyen yılan gibi kendine doğru koşuyordu? Düşünmeye başladı. Sağ el gücün iktidarın sembolüydü. Musa’nın kendisi için kurduğu hayat, hayvanlarını beslemek ve yaşamı için onlardan yararlanmaktan ibaretti.

21. Allah gördüğü durumdan korkuya kapılan Musa’ya dedi ki: “ Korkma! Onu eline al ve tut. Göreceksin ki onu tekrar eski haline döndüreceğiz. Şimdi Rabbinin hidayetiyle karşı karşıyasın. Rabbinin hidayetinden öğüt alanlar, dünya hayatına yeni başlamış gibidir. O nedenle şu anki durumun ve geçmişin seni korkutmasın. Senin dayandığın şeyler, kurduğun, yaşadığın hayatın esasları bundan böyle Rabbinin öğreteceği esaslar olacaktır.

22. Ey Musa! Şimdi de daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koynuna sok. Elini geri çıkardığında başka bir mucize olarak, gözleri kamaştıracak derecede kusursuz ve bembeyaz bir ışık çıktığını göreceksin. Elini vicdanına koy ve ayetlerimle iyi bir iç hesaplaşma geçir. Yanlışlarından arın ve seni bir hastalık gibi tüketecek günahlardan kurtul. Ayetlerimin gösterdiği esaslar olan asa ile karanlıklardan aydınlığa çık! O zaman günahlardan arınmış, ayetlerimle bilgilenmiş ve bilinçlenmiş olarak insanların huzurunda parlayacaksın. Böylece ayetlerimle bir insan nasıl temizlenir, nasıl iyi bir insan olur, nasıl insanlık için yol gösterici olur görsünler.

23. İşte böylece vazifene başlamadan önce sana, büyük mucizelerimizden bazılarını, seni o vazifeye hazırlamak için göstermiş oluyoruz. Ayetlerimle arınıp kendini bilinçlendirirsen, sana başka ayetlerimizi de gösteririz. Hiç ummadığın hayalini bile kurmadığın bir hayat veririz.

24. Ey Musa! Artık Allah tarafından peygamber olarak seçilip görevlendirildiğini anla ve şimdi Firavun’a git. Onu bir tek Allah’a kulluğa, imana ve insafa davet et. Çünkü o kendisini ilah zannederek iyice azdı dedi.”

25. Bunun üzerine Musa, tebliğe başlamadan her dava insanının yapması gerekeni yaptı ve dua için ellerini açıp dedi ki: “Rabbim, bu ağır görevi başarmam için bana cesaret, kararlılık ve özgüven bahşet. Benim göğsüme gönlüme genişlik ve ferahlık ver. Benim göğsümü aç ki hayatımla ilgili beni dünyaya bağlayan düşüncelerden sıkıntılardan arınayım.

26. Bu vazifenin zor olduğunu biliyorum. Yıllarca Firavun kavminin arasında kaldım. Onların nasıl zorba bir topluluk olduğunu bilirim. Ne olur bana verdiğin Risalet görevimi kolaylaştır.

27. Maksadımı en güzel şekilde ifade edebilmem için dilimden kekemeliği giderip düğümü çöz, ki Firavunun yanında bocalamayayım ve konuşma kabiliyetim de artsın.

28. Böylece hakikati tebliğ edeceğim insanlar tarafından söyleyeceklerim daha iyi anlaşılsın.

29. Ey Rabbim! Ne olur bana vezir olarak ailemde bir yardımcı ver.

30. Kimi istiyorsun dersen; mesela hitabeti benden daha iyi olan kardeşim Harun’u yardımcı olarak görevlendir.

31. Benim arkamı onunla güçlendir ve gücümü pekiştir.

32. Onu işimde ortak olarak destekçi kıl ki görevim kolaylaşsın.

33. Kardeşim Harun Firavunluk kültürüyle büyümedi. Benim bocaladığım yerlerde bana destek olur.

Böylece seni daha çok tesbih edelim ve yüceliğini tüm dünyaya ilan edelim.

34. Ve senin gerçek Rab ve ilah olduğunu daha iyi anlatıp sürekli seni analım. Emrini ve hükümlerini yerine getirip şükredelim.

35. Şüphesiz sen bizim her halimizi her an bilmekte ve görmektesin.

36. Allah Musa’nın bu isteğini kabul etti ve şöyle buyurdu: “ Duanı kabul ettim. İstediklerin sana verilmiştir, ey Musa! Harun da sana yardımcı olarak görevlendirildi.

37.  Bildiğin gibi biz sana daha öncede nimetler bahşedip lütuflarda bulunmuştuk. Şimdi geçmişini bir hatırla bakalım; hatırla ki, seni o günlerden bugünlere getirmeye Kâdir olan Rabbinin, gelecekte nelere Kâdir olacağını da anlayasın.

38. Hani sen daha küçücük bir bebektin, bir zaman İsrâiloğullarından her doğan erkek bebek Firavunun emriyle öldürülürken, seni yeni doğurmuş olan annen “Seni nasıl kurtaracağını” bilememiş ve telaşa kapılmıştı. Oysa senin, bu kutsal görev için yaşaman gerekiyordu. Bunun için, Biz seni Firavunun askerlerinden kurtarmak üzere, yapması gereken şeyi annene ilham ederek şöyle vahyetmiştik:

39. “Onu tabut şeklinde küçük bir sandığa koyup Nil nehrine bırak. Suyun akıntısı onu kıyıya ulaştıracak. Hem benim düşmanım hem de ileride o bebeğe düşman kesilecek biri onu alacaktır.” Gözetimim altında merhametle yetiştirilmen ve olgunlaşman için tarafımdan sana gönülleri cezbeden bir şirinlik ve sevimlilik verdim. Seni gören Firavun ve ailesi seni sevmek için birbiriyle yarıştılar.

40. Hani seni nehirde bulup saraya getirdiklerinde sen hiçbir kadının sütünü emmemiştin. O sırada nehir boyu sandığı takip edip olup biteni uzaktan izleyen kız kardeşin de Firavun’ a gidip: “Ona bakıp sütannelik yapacak birini size bulayım mı?” diye söylemişti. Böylece kısa bir hasretin ardından yüzü gülüp içi rahatlasın ve daha fazla üzülmesin diye tekrar seni annene kavuşturmuştuk. Saraylarda büyüdün. Hatta erişkin bir yaşa gelince, bir kavga sırasında sen kavminden birini korumak isterken kazayla suçsuz bir adamı öldürmüştün. Fakat ölen kişi Mısırlı olduğu için Firavun’un adamları peşine düşmüşlerdi ve seni şehirden çıkarmıştık. Pişmanlık içerisinde Allah’a yalvarıp tövbe etmiştin. Tevbeni kabul etmek suretiyle seni bu talihsiz olayın sıkıntısından kurtarmış ve çeşitli sınavlardan geçirerek yetiştirip olgunlaştırmıştık. Seni saraylardan aldık, dağlarda çoban yaptık. Çobanlık yaptığın esnada Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra da tâ ezelden belirlenmiş bir takdir gereği bugün bu makama geldin, ey Musa!

41. İşte bu hazırlık döneminin ardından seni kendim için elçi olarak seçtim ve üstün meziyetlerle donatıp hazırladım.

42. Haydi şimdi, Hârûn’u bul ve yaşadıklarını ona anlat. Sonra sen ve kardeşin ayetlerimle ve sana bağışladığım mucizelerle Mısır’daki Firavun’a gidin ve asla benim vahyimin belirlediği yoldan ayrılmayın. Sakın emirlerimi yerine getirmek ve Firavun’la beraberindekileri, yalnız Benim ilahlığıma davet konusunda gevşeklik göstermeyin.

43. Evet, ikiniz birden o nankör ve küstah Firavun’a gidin. İsrailoğullarına yaptığı zulümden vazgeçip, emirlerime itaat etmesi için onu uyarın. Çünkü o gerçekten sınırı aştı ve azdı.

44. Ona insanların yaratıcısı Allah’ın onların gerçek Rabbi ve ilahı olduğunu, dolayısıyla insanlar üzerinde nizam kurma ve ahlak kuralları belirleme yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu tebliğ edin. Bunu yaparken de erdemli, nezaketli bir üslupla hitap ederek yumuşak söz söyleyin ki mesajınız üzerinde etkili olsun. Siz bilemezsiniz. Belki böylece aklını başına alıp öğüt alır veya ilahî azaptan ve zulüm yapmaktan korkar da azgınlıktan vazgeçip gerçeğe yönelir.

45. Bu ilahî tavsiyeden sonra iki kardeş sarayın yolunu tuttular. Fakat içlerinde hâlâ birtakım endişeler vardı. Bu nedenle dediler ki: “Rabbimiz! Biz senin adına yapacağımız bu davete karşılık onun bize karşı, şiddet uygulayıp aşırı derecede kötü davranmasından ya da iyice azmasından korkuyoruz.”

46. Allah da onlara dedi ki: “ Koltuğunun altına soktuğunda bembeyaz olan elini ve yere attığında yılana dönüşen değneğini hatırla. Bir kere daha bilin ki; onun arkasında binlerce kişi olsa da sakın korkmayın! Çünkü ben yardımım ile sizinleyim. Ben her şeyi duyuyor ve görüyorum ve sizi koruyup gözetliyorum.”

47. Haydi durmayın doğruca ona gidip deyin ki: “Biz Rabbinin iki elçisiyiz. Seni de bizi de bütün bir kâinatı da yaratıp terbiye eden O’dur. Allah’ın kulları üzerindeki baskı ve zulmünden vazgeç, İsrailoğullarını özgür bırakıp bizimle birlikte bize vaad edilen topraklara gönder. Artık köle muamelesi yaparak onlara işkence etme. Çünkü onların da senin de bizim de Rabbimiz ve ilahımız yalnızca Allah’tır. Şüphesiz biz sana Rabbinden hak peygamber olduğumuzu gösteren bir mucize getirdik. Eğer kurtuluşa ulaşmak istiyorsan, Allah’ın gösterdiği yolda yürümelisin. Bizler Allah adına, seni ve beraberindekileri gerçeğe yani, yaratılış sebebiniz olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyoruz. Şunu iyi bil ki, doğru yolda olup hidayete uyanlara selam olsun. Dünyada ve ahirette selamet ve mutluluğa ancak bu davete uygun yaşamakla ulaşılabilir. Ancak Rabbinin ayetlerine inananlar, emirlerine uyanlar ve yasalarına göre yaşayanlar kurtulur.

48. Ey Firavun! Doğrusu bize vahyedilen bilgilere göre ahiretteki korkunç azap, kesinlikle Allah’ın elçilerine karşı çıkıp yalanlayanların ve Rabbimizin davetine iman etmekten yüz çeviren zalimlerin üzerine olacaktır.”

49. Kendi üzerinde başka bir otorite tanımayan Firavun, Musa ile Harun’un söylediklerini dinledikten sonra, haddini aşarak ve alaylı bir üslupla dedi ki: “ Bu halkın en yüce Rabbi benim. Benden büyüğü yok.” Gerçek bu iken, şimdi söyleyin bana, Sizi yetiştiren Rabbiniz de kimmiş, ey Musa?”

50. Musa da buna şöyle cevap verdi: “Rabbimiz var olan her şeye yaratılış biçimini veren, sonra da varlık gayelerine uygun olarak nasıl yaşanılacaüını öğretip doğru yola iletendir. Her şeyi olmasını takdir ettiği gibi yaratan ve sorumluluklar yükleyip sonra da bundan hesaba çekecek olan Allah’tır.” Kulağa duymayı, göze görmeyi, balığa yüzmeyi ve ağaca çiçek açıp meyve vermeyi öğreten Allah, işte bize de ayetleriyle kendisine kulluk etmeyi öğretiyor. Rabbimin ayetleriyle bildirdiği ve yasalarıyla hükmettiği yoldan daha doğru bir yol yoktur.

51. Fakat kendini âciz bırakan bu cevap karşısında şaşkına dönen Firavun, konuyu değiştirmek amacıyla Musa’ya dedi ki: “ Peki öyleyse, bu tebliğden önce Allah’tan başka Rab ve ilahlar edinerek yaşamış olan kavimlerin durumu ne olacak? Onlar da mı azaba uğratılacak? Sizin bana getirdiğiniz bilgilerden onların haberi yoktu. Rabbin neden onlara doğru yolu göstermedi? Onlar akılsız mıydı ki sen bizim atalarımıza hakaret ediyorsun. Eğer onlar cehennemlikse, her şeye yolunu gösteren Rabb’in onları neden doğru yola iletmedi? Yok cennetlik iseler, o hâlde biz neden cehennemlik olalım?

52. Musa bu sorulara soğukkanlı bir şekilde şöyle cevap verdi: ” Rabbim hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Onların şaşmaz bilgisi Rabbimin yasalarıyla belirlenmiştir ve onlar hakkında en doğru hükmü verecektir. Bütün hayatları, sevapları ve günahları, O’nun katında levh-i mahfuz adı verilen bir kitapta kayıtlıdır. Bu, gayba ait bir meseledir ve ben bunu bilemem. Hiç endişen olmasın haklarında ne karar verileceğini yalnızca O bilir. Benim Rabbim hiçbir konuda asla yanılmaz ve hiçbir şeyi unutmaz.

53. Mûsa sarayda yankılanan gür sesiyle, Rabb’inin ayetlerini okumaya devam etti. O öyle bir Allah’tır ki, siz kullarının rahatı için yeryüzünü, hızla döndüğü halde sarsılmayasınız diye, adeta bir döşek gibi yapmış, hayatınızı kolaylaştırmak için de size yollar ve geçitler açmıştır. Hayatın devamı için gökten bulutlar vasıtasıyla yağmuru yağdıran da O’dur.” Peki o yağmur inince, şu ölü topraktan bitkileri çıkaran kim? Bu konuda Rabbimiz şöyle diyor: Böylece o su ile topraktan çeşit çeşit bitkileri çifter çifter çıkardık ki hem insanları hem de hayvanları nimetlerle besledik.

54. Bütün bu ürünlerden, Benim ikramım olarak yiyin ve hayvanlarınızı besleyin. Şüphesiz bunda kötülüklerden sakınan akıl sahipleri için, Allah’ın kâinatta ne varsa hepsinin Rabbi ve ilahı olduğuna dair apaçık deliller ve ibretlik dersler vardır. Allah’ın kudretine ait bu delilleri, ancak, aklını kullanıp düşünenler anlar.

55. Ey insanlar! Niçin düşünmezsiniz? Sizi topraktan yarattık, ölümünüzle birlikte yine toprağa döndüreceğiz ve baharda türlü türlü bitkileri topraktan çıkardığımız gibi bir kere daha çürümüş ve dağılmış bedenlerinizi ve ruhlarınızı diriltip zamanı gelince oradan mahşere çıkaracağız. Topraktaki dirilişi görmüyor musunuz? Şaşıp kalmayasınız diye uyarıyoruz!

56. Andolsun ki yapılan bu tebliğ ile yaratılışının sebebi olan hayat nizamına davet için bütün bu delillerimizi ve mucizelerimizi Firavun’a gösterdik. Fakat o müşrik ve kâfirlikte inatla direnerek peygamberlerimizi ve onların tebliğ ettiklerinin hepsini yalanladı ve inkarcılıkta ayak diretti.

57. Firavun zulüm saltanatının yıkılacağı kuşkusuyla ve yandaşları nezdinde Mûsâ’nın büyük bir tehdit olduğu algısını uyandırmak için Musa’ya dönüp dedi ki: “ Ey Musa! Asıl amacın ne? Yoksa sen, sihir marifetinle bizim nizamımızı ortadan kaldırıp ülkemizi ele geçirmek ve malımızdan mülkümüzden edip yönetime el koymak için mi geldin?

58. Eğer öyle bir amacın varsa muhakkak ki biz de sana karşı benzer ve daha etkili bir büyü getireceğiz. Böylece senin bu oyununu bozup, çürüteceğiz. Senin niyetin insanların kafasını karıştırıp ikilik çıkarmak. Büyüleyen sözlerinle insanları kandırıp düzenimizi bozmak. Şimdi kendine güveniyorsan, sen bir buluşma vakti belirle. Sihir yarışması için ikimizin de itiraz etmeyeceği uygun bir yer olsun ki, herkesin gözü önünde seninle kozlarımızı paylaşıp hesaplaşalım.

59. Musa bu durumu, insanlara hakkı ve tevhidi anlatmak için bir fırsat bildi ve ilâhî vahyin yönlendirmesiyle Firavun’a dedi ki: “ Peki buluşma ve haklılığımızı ispatlama vaktimiz, ülkenin bayram günü ve herkesin panayırda toplanacağı kuşluk vakti olsun ki insanlar gerçekleri görüp anlasın.” Firavun da bu teklifi kabul etti, amacı Mûsâ’nın itibarını halkın gözü önünde sıfırlamaktı.

60. Bunun üzerine teklifi kabul eden Firavun, oradan ayrılıp gitti. Musa’ya karşı tuzak kurmak üzere hilesini gerçekleştirecek en usta sihirbazlarını sarayında topladı ve adamlarına talimatlar verip hazırlıkları gözden geçirdi. Hep birlikte Musa’nın esas aldığı bilgileri çürütecek planlar yaptılar. Nihayet belirlenen zamanda buluşma yerine geldiler. Bütün halk olanları duymuş merakla bekliyordu. Bugüne kadar Firavuna, Firavunluk düzenine kimse bir şey diyememişti. Musa’nın cesaretine hayran kalmışlar ve Firavunun adamlarının da ne yapacağını merak ediyorlardı.

61. Musa bir peygamber olarak onları dinine davet etti. Onlar da Firavun gibi Mûsâ’yı yalanladılar. Bunun üzerine Mûsâ, karşısındaki sihirbazları uyarmak için onlara dedi ki: “Benim bir sihirbaz değil de Allah’ın peygamberi olduğumu biliyorsunuz. Firavun ‘un oyununa gelip de sihir numaraları yaparak insanları aldatmaya ve Allah’ın peygamberini yalanlamaya kalkışmayınız. Sırf Firavun’un gönlü olsun diye sihir yaparsanız, yazıklar olsun acırım size! Allah’tan başkalarını da Rab ve ilah edinip, onları Allah’a ortak koşmakla hem kendinize yazık eder hem de Allah’a nankörlük edip, isyan ve iftira etmiş oluyorsunuz. Doğrusunu bildiğiniz halde, Allah’a karşı yalan uydurmayın. Sonra vazgeçip de Allah’ın sizleri yaratma sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmezseniz, Allah sizleri korkunç bir azapla cezalandırıp, sizin kökünüzü kurutur. Şüpheniz olmasın ki Allah’a eş ve ortak koşmak suretiyle Allah’a iftira edip, yalan uyduran ve Allah’ın davetini kabul etmeyenler, eninde sonunda perişan olur ve baştan kaybetmiş demektir.

62. Başlangıçta çok hevesli olan büyücüler, Musa’nın bu cesur sözleri üzerine bir an için tereddüde düştüler ve endişe edip bu işten vazgeçmek istediler. Bunun üzerine ona nasıl bir sihirle karşılık verecekleri hususunda yapacakları işleri aralarında yeniden tartıştılar. Durumu gören Firavun ve adamları olaya müdahale ederek sihirbazlarla gizlice konuştular.

63. Ve halka karşı Firavunun hoşuna gidecek bir açıklama yapmaya karar verip dediler ki: “ Bu Musa ile kardeşinin niyeti apaçık ortaya çıktı. Mûsâ ve kardeşi kesinlikle büyücüdürler. Bize yol gösteren Firavuna karşı çıkarak Firavunluk düzenini yıkmak istiyorlar. Bunlar muhakkak peygamber değil, düpedüz sihirbazdırlar. Bizim tahmin ettiğimiz gibi, büyüleriyle halkı ayaklandırıp yönetimi ele geçirmek, sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin mevcut nizamınızı yıkıp, ülkeyi kendi istedikleri gibi yöneterek örnek dininizi ortadan kaldırmak isteyen iki büyücüdür diyerek Musa hakkındaki kararlarını kesinleştirdiler.

64. Firavun, sihirbazlara şöyle dedi: Öyleyse büyü ile ilgili bütün hünerlerinize iyi karar verin. Sonra aranızda görüş birliğine varın. Zira bugün üstün gelen, zafer kazanmış olur.

65. Bu tarz bir hile ve oyun kuran sihirbazlar Musa’ya dediler ki: “ Kim önce başlasın Ey Musa! Ya sen hünerini önce göster ya da biz gösterelim!” Sen mi dayandığın bilgileri, ilkeleri, ortaya koyacaksın yoksa biz mi ortaya koyalım.

66. Musa kendinden emin bir şekilde sihirbazlara: Buyurun önce siz başlayın da hünerlerinizi görelim” dedi. Bunun üzerine sihirbazlar öyle acayip hünerler ortaya dökmüşler ve halkın gözünü büyülemişlerdi ki, onları dehşet ve korku kaplamıştı. Böylece büyük bir sihirbazlık gösterisi yapmışlardı. Sihirbazlar ellerindeki ipleri ve sopaları yere attılar. Onların attıkları ipler ve sopalar sihirbazlık hilesi ile yılan gibi hızla hareket ederek Musa’ya sanki yürüyormuş gibi göründü. Firavunun adamları bütün maharetlerini ortaya koydular. Halk onların ardı ardına söylediklerinden etkilendi. Yaşadığı düzen olmazsa başlarına ne geleceğini düşünmeye başladılar. Konuşmacılar bir yandan Firavun düzeninde elde ettikleri yaşam haklarından, diğer yandan düzene uymazlarsa başlarına geleceklerden söz ederek halkı ikna edici bir dille tehdit ediyorlardı. İnsanlar korkularından ne yapacaklarını şaşırdılar. Öyle ya Firavun düzeni yıkılırsa ne yaparlardı?

67. Bu yüzden Musa, telaşlanıp içinde bir korku hissetti. Firavunun adamlarının kurduğu tuzak işe yaramıştı. Halk Musa’ya güveniyordu. Ancak anlatılanlardan şüphe duymaya başladılar. Konuşmacılar Musa’yı Firavuna karşı nankörlükle suçluyorlardı. Çünkü Firavunun ailesi Musa’yı büyütmüş, O’na güzel bir yaşam vermişti. Öyle bir hava yarattılar ki sanki Musa yıllar sonra geri dönmüş, Firavundan ve Firavunluk düzeninden intikam almak istiyordu.

68. Biz de Musa’ya dedik ki: “ Sakın korkma! sakin ol. Onların yaptıkları basit bir göz boyamaca iken sen Allah’ın peygamberisin ve üstün gelecek olan kesinlikle sensin diyerek manevi destek sağlamıştık.

69. Şimdi daha önce hünerini gördüğün sağ elindeki asanı yere bırak. Ayetlerimizin anlattığı gerçekleri onlara anlat. Dayandığın ilkeleri, yasaları, Rabbinin insanlar için emrettiği düzeni anlat. Onların sihirbazlık hilesi ile yaptıklarının göz boyaması olduğunu ortaya çıkaracak, sihirlerinin etkisini yok edip yutacaktır. Ayetlerimizle anlatılan gerçekler de onların yalanlarını yok edecektir. Hiçbir sihirli söz ayetlerimizle anlattığımız gerçeklerin önüne geçemez. Çünkü onların göz boyayarak yaptıkları şey işte bu kadar basittir ve yalnızca bir sihirbazlık tuzağıdır. Bilesin ki sihirbazlar ne yaparlarsa yapsınlar asla iflah olmaz ve hedefledikleri başarıya ulaşamazlar.” Öyle de oldu. Musa ayetleri okumaya başladı. Ayetler insanların yaratılışından, Allah’ın insanlara sunduğu nimetlerden söz ediyor ve Firavunun ilah değil insan olduğunu vurguluyordu. Firavun düzenini ayakta tutan şey, etrafındaki dalkavukların yalanlarından ibaretti. Halk yalanlara inanmazsa dalkavukların söylediklerinin hiçbir anlamı yoktu. Firavun haksız bir şekilde kendini insanlardan üstün görüyor. Yine haksız bir şekilde Allah’ın yarattığı insanlara egemen olmak için yasalar koyuyordu. Hâlbuki Firavunlar da doğuyor, büyüyor, hastalanıyor, ölüyorlardı. O hâlde, ey müminler; siz de zamanınızın Mûsâ’sı olup zalimlerin karşısına, Allah’ın ayetleriyle çıkınız. Böylece zalimler bir kez daha yenilgiye uğrayacak, hatta onların “sihirbazları” bile, hakikatin gücü karşısında teslim olacaklardır.

70. Firavunun düzenini savunanlar, ortaya koydukları yalanın farkındaydılar. Zaten aralarında anlaşarak Musa’ya tuzak hazırlamışlardı. Ancak Allah’ın ayetleri okununca, yaptıkları hatanın farkına vardılar. Mûsâ asasını atınca, asa sihirbazların bütün sihirlerini yuttu. Bunun üzerine büyücüler Musa’nın ortaya koyduğu bu durumun, sihirbazlık sanatı ile olacak bir iş olmadığını, bunun bir mucize ve Musa’nın da peygamber olduğunu kabul ederek, hemen iman edip secdeye kapandılar. Ve herkesin içinde: “Bu bir sihir değil. Bizler, Harun ve Musa’nın Rabbine iman ettik, Allah’ın davetine teslim oluyoruz” dediler. Firavun ne diyeceğini ne yapacağını şaşırmıştı.

71. İktidarının güç kaybetmesinden, halkın üzerindeki otoritesinin sarsılmasından endişe eden ve öfkeden çıldıran Firavun sihirbazlardan bunları duyunca, onlara dedi ki: “ Demek ben size izin vermeden Musa’nın peygamberliğini kabul edip, onun yanına geçmek suretiyle ona iman ettiniz? Demek siz, Mûsâ adına çalışan birer ajandınız. Anlaşılan size büyüyü öğreten ustanız ve elebaşınız Musa’ymış. Nasıl da düşünemedim; ta başından beri bunu plânlayıp bana oyun oynadınız. Fakat bu size çok pahalıya mal olacak. Öyleyse ben de bu yaptığınız dönekliği yanınıza bırakmayacağım. Acılar içinde öleceksiniz. Sizin bu ihanetinize karşılık bütün halkın huzurunda ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama keseceğim ve ibret olsun diye sizi hurma dallarına asacağım. İşte o zaman siz de hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu anlayacaksınız. Musa’nın söz ettiği Rabbinizin mi yoksa benim mi?”

72. Büyücüler ise Firavun’un bu tehditlerine hiç aldırmadan dönüp ona şöyle cevap verdiler: ” Şu andan itibaren, bize tehditlerin sökmez. Musa’dan gelen açık delillerden sonra senin ilahlığını kabul edecek değiliz. Duyup gördüğümüz bunca kesin kanıtı görmezden gelerek, bizi yaratan Allah’ı bırakıp sana uymayacağız. Hem senden de korkmuyoruz. Sen ne hüküm veriyorsan ver. Elinden geleni ardına koyma, ama bizi asla Rabbimizin davetine iman etmekten vazgeçiremezsin. Unutma, sen ancak şu kısacık dünya hayatında, peşinden gidenlere sözünü geçirebilirsin. Allah’ın vereceği ödül de ceza da senin vereceğinden çok büyüktür. O yüzden asıl korkması gereken sensin. Sen de bir yaratılmış iken, biz seni yaratana tercih etmeyiz diyerek, imanlarında sağlam durmuşlardı.

73. Biz, bilmeden yaptığımız hatalarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın sihirbazlığı bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Bizi şerefli, onurlu ve özgür kılacak Rabbimizin davet ettiği hayat nizamına yöneldik. Umut ediyoruz ki Rabbimiz, sihirbazlık yoluyla yaptığımız göz boyama işlerinden dolayı, bizi bağışlar. Allah vereceği mükafata umut bağlananların en hayırlı ve en kalıcıdır. Hayırlı ve devamlı olan da Rabbimizin katında olanıdırdediler. Böylece, sabahleyin Mûsâ’ya meydan okuma cüretini gösteren sihirbazlar, aynı günün akşamı şehâdet şerbetini içerek en yüce makama ulaştılar. Bu olay, Firavunun bütün suçlamalarını anlamsız kılmış ve Hz. Mûsâ’nın Peygamberliğini gözler önüne sermişti.

74. Firavun ve onun izinden yürüyenlere gelince: Gerçek şu ki davetinden yüz çevirmiş olarak Allah’a şirk koşan ve O’nun peygamberlerine inanmayanlar cehennem azabına müstehak olacak ve orada ölümden beter bir azap tadacaklardır. Kim Rabbinin huzuruna iman etmeden suçlu ve günahkâr olarak gelirse, onun yeri cehennemdir. Orada ne ölüp azaptan kurtulabilir ne de mutlu bir hayat sürerek yaşar, kurtuluş yoktur.

75. Mûsâ ve ona iman edenler örneğinde olduğu gibi, kim de Allah’ın huzuruna imanına yaraşır salih ameller işleyen ve O’nun emir ve yasaklarına uygun yaşayan bir mü’min olarak gelirse. İşte onlar için Allah katında yüksek makamlar vardır

76. Bu makamlar, Müminlerin içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan ve mutluluk diyarı olan sınırsız nimetlerle dolu Adn cennetleridir. İşte bu, tertemiz bir hayat yaşayarak kötülüklerden sakınanların mükâfatıdır. O’ndan başka Rab ve ilah edinmeyip şirkten ve küfürden arınan, peygambere iman eden ve onun öğütlerini dikkate alarak yaşayanların ödülü budur.

77. Andolsun ki Firavun İsrailoğullarına zulüm ve baskısını daha da artırınca, Biz de tedbir olsun diye Musa’ya şöyle vahyettik: “Kullarımla birlikte, size vaad edilen topraklara doğru geceleyin yola çık. Kızıldeniz sahilindeki yol güzergâhında su engelleriyle karşılaşırsan kullarım için, asanı suya vur ve Allah’ın izniyle mucize olarak tünel gibi kuru bir yol aç. Firavunun size yetişecek olmasından endişe etmeyin. Yol üzerindeki sularda boğulmaktan da korkmayın demiştik.

78.  Firavun, İsrâiloğullarının Mısırdan ayrıldığını öğrendi ve ordusuyla birlikte peşlerine düştü ve Kızıldeniz’de onlara yetişti, Musa, asasıyla denize vurup sözümüzü yerine getirdi. Allah’ın izniyle deniz ikiye yarıldı ve İsrâiloğulları denizde açılan yola girdiler. Firavun bu mucizeyi gördüğü halde ders almak yerine, ordusuyla birlikte denizde açılan yola girerek takibi sürdürdü. Ne var ki, İsrâiloğulları karşıya sağ salim geçtikten sonra, deniz, açılan yolda ilerlemekte olan Firavun ve adamlarının üstlerine dev dalgalarla kapanıp onları kuşatarak yutuverdi ve boğulup gittiler.

79. Firavun bir lider olarak kavmini saptırdı ve kendi çıkarları için toplumunu kullandı. Baştan beri halkını doğru yola yöneltmek yerine helake sürükledi. Halkı da körü körüne onun peşine düştü.

80. Musa ve İsrailoğulları, Firavun’un zulmünden kurtulup karşıya geçince onlara şöyle vahyettik: Ey İsrailoğulları! İşte böylece sizi düşmanınız Firavun’dan ve onun zulmünden kurtardık, Tur Dağı’nın sağ yamacında Musa’ya vahyimizi iletip sizlere dünya ve ahiret huzurunu kazandıracak ilahi ilkeleri vererek sizinle bir antlaşma yaptık. Emirlerime uyup Allah’tan başka Rab ve ilah edinmeyeceğinize, dair sizden söz aldık. O verimsiz çölde nimet olarak size taşların arasından çıkan suyu ikram ederken, yanına katık olsun diye de kudret helvası ve kızartılmış bıldırcın eti gönderdik.

81. Diğer taraftan dedik ki: Bu çöl şartlarında sizlere çeşitli nimetler lütfettik. Size rızık olarak verdiğimiz helal ve temiz nimetleri yiyin ve bu konuda ölçüyü aşıp birbirinize haksızlık etmeyin. Fakat haddinizi aşarak da şımarıp, taşkınlık etmeyin. Sakın nankörlük edip azmayın, doğru olandan da sapmayın. Verilenleri adalet içinde paylaşın! Aksi takdirde gazabım uğrarsınız. Benim gazabıma uğrayan kimse bilsin ki, gerçekten tepe taklak uçuruma yuvarlanır, kendine yazık ederek helak olur ve ateşe atılır.

82. Şüphesiz Benim rahmetim gazabımı geçmiş ve her şeyi kuşatmıştır. O yüzden şunu da bilin ki, ben şirkten ve tüm günahlardan vazgeçip tevbe eden ve Allah’ın davetine iman edip, salih amel işleyen, böylece de sorumluluklarını yerine getirip hidayete eren kimse için çok şefkatli ve bağışlayıcıyımdır.

83. Hani Mûsâ, Rabbiyle buluşmanın özlemiyle, bir an önce huzurumuza gelmek üzere kavmini bırakıp Sînâ dağına çıkmıştı. Oysa yüzyıllarca tutsaklık hayatı yaşadıktan sonra özgürlüğe daha yeni adım atmış olan bu insanların, beklenen olgunluk seviyesine ulaşıncaya dek başıboş bırakılmamaları gerekiyordu. Bu yüzden Musa kardeşi Harun’u yerine vekil bırakıp Allah’tan yeni gelen Tevrat âyetlerini almak ve kavmine iletmek için bir süre sonra Sina Dağı’na tekrar gelmişti. Biz de ona “Seni birlikte yola çıktığın ve senin rehberliğine ihtiyacı olan kavminden, çabucak ayrılmaya yönelten sebep nedir, ey Musa? diye sorduk.

84. Musa da dedi ki: “ Rabbim gözüm arkada değil onlar da inanç ve davranışta benim izimdedirler. Ey Rabbim! Sen hoşnut olasın, senin mesajlarını bir an önce alayım ve rızanı kazanayım diye sana gelmekte acele ettim.”

85. Bunun üzerine, Allah dedi ki: “ Ey Musa! Sen “Kavmim benim yolumdadır” zannediyorsun. Fakat Harun’u yerine bırakıp, kavminin yanından ayrıldıktan sonra, Biz her kavmi sınadığımız gibi senin kavmini de ağzı iyi lâf yapan birkaç münafıkla imtihan ettik. Ne var ki onlar imtihanı kaybettiler. Eski dinindeki bâtıl inançları tevhid dinine taşıyan Sâmirî adındaki bir Mısırlı, yaptığı buzağı heykeline tapmalarını sağladı. Sonunda onları şaşırtıp şirke saptırdı.” Böylece Allah, Sâmirî adlı bu kişinin kavmini yoldan çıkardığı bilgisini Mûsâ’ya vermiş oldu.

86. Musa bu haberi öğrenince, öfkeli ve üzgün bir halde kavmine döndü ve onların bir buzağıya tapınmakta olduklarını görünce onlara çıkışıp: Ey kavmim! Bu ne hal? Rabbiniz, iman edip salih amel işleme sözünüze karşılık size bir kitap ve diğer her türlü nimeti bahşedeceğine dair güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu hâlde bu ilahi vaadin gerçekleşme süresi size uzun mu geldi? Ki, bir süre geç kaldım diye sabırsız davranıp, hemen şirke döndünüz. Niçin Rabbinizden umut kesip doğru yol olan tevhid inancından saptınız? Yoksa Rabbiniz katından üzerinize bir gazap inmesini mi istediniz ki Allah’a ve bana verdiğiniz sözden hemen dönüverdiniz ve buzağıya taptınız?” diyerek onları azarladı.

87. Musa’nın bu serzenişi üzerine, kavmi de Musa’ya dönüp, Mûsâ yokken olanları anlatmak için şöyle bir mazeret bildirdiler ve dediler ki: “Biz buzağıya aslında istemeden tazimde bulunduk ve sana verdiğimiz sözden kasıtlı olarak kendi başımıza dönmedik. Çünkü bu hususta yanıltıldık, şöyle ki: Senin Tûr dağından geri dönmen gecikince, Sâmirî bu gecikmenin sebebinin, işlemiş olduğumuz bir günahtan ötürü olduğunu söyledi. Yanımızda Mısır halkından haksız ve izinsiz yere aldığımız ziynet eşyaları vardı. Ziynet eşyalarını sahiplerine geri vermeyerek günaha girmiştik. Yaşadığımız vicdan azabı nedeniyle ve günahlarımızdan kurtulmak için onları ateşe attık. Aynı şekilde görüşlerine çok değer verdiğimiz Sâmirî de bizimle birlikte kendinde olan ziynet eşyalarını ateşe attı.” Bilindiği gibi, İsrâiloğulları Mısır’da putlara tapıyordu. Hâlâ görünmeyen bir ilaha iman içlerine sinmemişti. Gözlerinin gördüğü, dokunabilecekleri bir ilah arayışına girmişlerdi.

88. Samiri ateşte erimiş olan mücevherleri çıkarıp bir kalıba dökerek onlara rüzgârla böğüren buzağı heykeli yapıp İsrail halkının huzuruna çıkardı. Neticede Samiri onları saptırmış, ziynet eşyalarıyla süslediği bir buzağıyı onlara gösterip: “, “Bu mücevherleri ödünç alıp geri vermemiş olmanın günahından kurtulmak için bu buzağıya dua etmelisiniz. İşte sizin de Musa’nın da ilâhı budur. Aslında Musa’da böyle yapmalıydı ama o geçmişini unuttu, bize de unutturmaya çalışıyor diyerek bizi yanılttı Ama farkında değil. Onu dağ başlarında aramaya gitti” dedi.

89. Yıllardır Mûsâ’dan tevhid dersi alan İsrailoğulları, ilah olarak kendilerine yol göstermesini ve sorunlarına çare olmasını bekledikleri heykelin, kendilerine hiçbir sözle cevap veremeyeceğini ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar dokundurma gücünün olmadığını görmüyorlar mıydı? Ne yazık ki görüp bildikleri halde bu gerçeği anlamadılar ve Samiri’ye uyarak düşüncesizce buzağıya taptılar. Böylece, bütün varlıkların rabbi olan Allah’a karşı büyük bir suç işlemiş oldular.

90. Andolsun ki Musa Sina Dağı’ndan dönmeden önce bu sapkınlığa bulaştıklarında Harun onları uyarıp: “Ey kavmim! Aklınızı başınıza alın. Şüphesiz siz bu buzağı heykeli ile imtihan oluyorsunuz ve ayartılıp, saptırılmaktasınız. Yaptığınız büyük bir hatadır. Gelin tövbe edin. Sizin gerçek Rabbiniz çok merhametli olan Rahman’dır. Bilesiniz ki bütün varlıkları yaratan ve sonsuz merhamet sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Ben de onun peygamberiyim. O sınırsız rahmet sahibidir. Sakın Samiri’ye uyarak buzağıyı kutsallaştırıp sapıklaşmayın. Umulur ki, tövbe ederseniz Allah sizi affedip şefkatiyle karşılar. Onun için Rabbinize karşı yaptığınız hatalardan dolayı tövbe edin. Haydi şimdi siz tevhide geri dönün. Samiri’ye değil bana uyun ve buzağıya tapınmaktan vazgeçip sözümü dinleyin ” demişti.

91. Ne var ki onlar hatada ısrar ederek Harun’a şöyle seslendiler: “Musa bize dönünceye kadar geçmişteki inancımızın sembolü olan ve bize yardım edip, yol göstereceğine, bizi koruyacağına inandığımız bu buzağı heykeline saygı göstereceğiz, Onun önünde boyun büküp, yardımına sığınmaktan, asla vazgeçmeyiz. Servet ve şehvet düşkünlüğümüzün alâmeti olan bu altın heykele tapınacağız” dediler.

92. Musa kavminin yanına dönünce kendi yokluğunda olanları dinledi. Sonra Harun ‘un insanları tevhitte sabit tutmak için ne kadar çabaladığını bilmediği için onu suçladı ve kardeşi Harun’a çıkışıp, sert bir ses tonuyla dedi ki: “Ey Harun! Onların yoldan çıkıp sapıttıklarını gördüğün halde, seni bundan engelleyen neydi. Niye bu rezalete engel olmadın? Bu insanlar şirke bulaştıklarında sen neredeydin?

93. Giderken sana yapman gerekenleri söylemiştim. Neden söylediklerimi yapmadın? Yoksa sana verdiğim vekalet görevini umursamayıp bunlara engel olmamakla emrime karşı mı geldin? diyerek Harun’a çıkışmıştı.

94. Harun bir yandan böyle söylenen, bir yandan da sakalını çekiştiren Musa’ya cevaben dedi ki: “Ey canım annemin oğlu kardeşim! Saçımı sakalımı çekiştirmeyi bırak, önce beni bir dinle! Ben Sâmirî’nin yaptıklarına zorla engel olduğum takdirde, Sâmirî’nin dediklerine inananlar ile bana tâbi olanlar arasında savaş çıkmasından korktum. Ben, aslında olaya müdahale edebilirdim. AmaŞirke bulaşanlarla savaşmaya kalkışırsam, İsrailoğullarının arasına ayrılık sokup, halkın bölünmesine sebep oldun ve sözümü tutmadın” demenden korktum. Ben şirke bulaşanları engellemeye çalıştım, ama dinlemediler, hatta beni öldürmeye dahi kalkıştılar. Şimdi sen de beni onlarla bir tutup kınama! Beni hiç dinlemediler, fakat onları güzel bir üslûp ile hakka davet etmekten de geri durmadım dedi.” Harun’un sözleri çok tehlikeliydi. Asıl fitne, asıl ayrılık, Allah yolundan ayrılmaktı. İnsanlar buzağı heykeli yaparken zaten Allah’ın yolundan ayrılarak fitneye düşmüşlerdi. Onları bu ayrılıştan çekip almak, gerekirse sapanlarla mücadele etmek Harun’un göreviydi. Harun bana karşı çıkarlar, beni dinlemezler diye çekinmiş, aralarında tartışma çıkarsa fitneci olacağını zannetmişti.

95. Hârûn’un mevcut problemi büyütmemek için böyle davrandığını anlayan Musa bu defa da Samiri’ye dönerek: “ Söyle bakalım ey Sâmiri, senin amacın ve derdin neydi? Niçin insanları yeniden şirke sevk ederek bu sapıklığı tekrar gündeme getirdin? diye çıkıştı. Hz. Musa’nın bu sözü, hiç kimseyi yargısız infaza tabi tutmamak gerektiğinin deliliydi.

96. Samiri de Musa’ya hem durumunu mazur göstermek hem de Mûsâ’yı övüp yücelterek muhtemel bir cezadan kurtulmak amacıyla, derhal bir yalan uydurarak şöyle cevap verdi: “ Ben başlangıçta senin dinine biraz inanmış ve senin anlattıklarından etkilenmiştim. Fakat onların göremediği bazı şeyleri gördüm. Diğer insanların düşündüklerinden farklı düşünmeye başladım. Senin davetine onların gözüyle bakmadım, onlar gibi iman edip inanmadım ve sana uyan bu kavmin gidişatının doğru bir gidişat olmadığını anladım. “Neyi görüp öğrendin dersen?” Senin yolunun yanlış olduğu kanaatine varıp soyut bir Allah’a inanmak yerine elle tutulur gözle görülür bir ilah düşüncesi bana daha cazip geldi. Gerçi ben senin din anlayışından bir şeyler öğrendim, ama onlar da benim işime gelmedi ve çıkarlarıma uymadı. Onları da kafamdan çıkarıp attım ve senin dinini terk ettim. İçimden bu heykeli yapmak geldi ve yaptım. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi.” Böylece buzağı heykeli canlıymış gibi böğürmeye başladı. Biz de bunu Rabbimizin bir mucizesi sanıp secdeye kapandık dedi.

97. Bu yalana inanmayan Musa Samiri’ye dedi ki: “ Defol git karşımdan, bir daha gözüme görünme bundan sonra bizler tarafından hep dışlanacak ve yalnızlığa terk edileceksin. Bu yaptıklarına karşılık bir ceza olarak devası olmayan bir hastalığa yakalanacaksın. Senin hayat boyunca yapacağın, “Yanıma yaklaşmayın, bana dokunulmasın” demek olacaktır. Bu toplumdan tamamen dışlanacak, bir vahşî gibi yapayalnız yaşamaya mahkûm olacaksın. Bu, işlediğin suçun dünyadaki cezasıdır. Senin için ölümünden sonra ne yaparsan yap kendisinden kaçınamayacağın azap dolu bir buluşma vakti de vardır. O vakit asla kaçıp kurtulamayacağın bir azaba mahkûm edileceksin. Şimdi kendisine tapındığın altın buzağı heykeli olan şu düzmece ilâhına son bir kez daha iyi bak! Andolsun biz senin ilah diye insanların önüne koyduğun şu heykeli birazdan ateşe atıp yakacağız. Sonra da eriterek darmadağın edip küllerini da toz duman halinde denize savuracağız. Bak bakalım buna engel olabilecek gücü var mı?

98. Musa bu konuşmanın ardından Samiri’ye kanıp şirke bulaşan kavmine döndü ve hem Samiri’ye hem de onlara şu tevhit dersini tekrarladı: Ey İsrâiloğulları! Sizin tek ve gerçek ilâhınız kendinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O sınırsız ilmiyle her şeyi yaratmış ve nizamını kurup her yönden kuşatmıştır. Yaptığınız her şeyi bilir ve ona göre karşılık verir.

99. Ey Peygamber! İşte böyle, Biz geçmişteki önemli haberlerin bir kısmını sana ve senin yanındaki muhataplarına Kur’an ile anlatıyoruz. Böylece senden önce yaşamış peygamberlerin hayatlarından kesitler anlatarak ibret alınacak dersler sunmuş bulunuyoruz. Gerçekten katımızdan sana bir de bütün insanlar öğüt alsın diye Kur’an’ı verdik ki, böylece yolunu aydınlattık.

100. Kur’an hakikati ortaya koyarken, her kim ondan yüz çevirip, onu görmezden gelirse, her kim onu dikkate almayıp dersler çıkarmazsa ve kitabımızda açıklanan yasalara göre yaşamazsa; şüphesiz kıyamet gününe kadar sırtlarında ağır bir günâh yükü taşıyacaktır ve korkunç bir azaba mahkûm olacaktır.

101. Bu günahın yükü öylesine ağır ki, dünya hayatına aldanıp heveslerinin peşine takılanlar ve ayetlerimize karşı yüz çevirenler orada sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Kıyamet günü onlar için bu ne kötü bir yüktür.

102. Diriliş Günü gelip de Sûr’a ikinci defa üfürüldüğü ve bütün insanların yeniden diriltildiği gün, inkârcı günahkarları ve isyancı zalimleri korkudan gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi pişmanlıktan kaskatı kesilip donakalmış bir halde mahşerde bir araya toplayacağız.

103. Biraz sakinleştikten sonra, çok uzun zannettikleri ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadıkları dünya hayatının günleri hakkında konuşurlar ve sanki Biz onları duymuyormuşuz gibi kendi aralarında “dünyada on gün kadar kaldık herhalde” diye birbirlerine fısıldaşıp pişmanlık duyarlar.

104. Aralarında ne konuştuklarını biz daha iyi biliriz. O vakit içlerinden en iyi tahmin yürüten ve en aklı başında olanları ise: “ Yok canım ne on günü olsa olsa bir gün kalmışızdır” diyecek ve bitmez sandıkları dünya hayatının ne kadar kısa olduğuna şaşıracaklardır.

105. Senden bu âyetleri duyan müşrikler, sana bu sağlam ve sarsılmaz gördükleri dağların Kıyamet Günü ne olacağını soruyorlar ve onlar da mı yok olacak diyorlar? Ey Resûlüm onlara de ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak,

106. O dağların bulundukları yerleri dümdüz, çırılçıplak ve bomboş bir hale dönüştürecektir.

107. O kadar düz ki yeryüzünde ne bir çukur ne de bir tümsek görebileceksin.

108. O gün herkes kendisinden kaçıp kurtulamayacağı bir davetçinin peşinden büyük mahkemeye, yani mahşer yerine götürülecektir. Bütün insanlar, mecburen hiçbir tarafa sapmadan adı İsrafil olan çağırıcıya uyacaklar. O gün Ona karşı yan çizmek yoktur ve sonsuz merhamet kaynağı olan Rahman’a karşı bütün sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltı, titreme ve hırıltıdan başka bir şey duyamazsın. Dünyadaki gibi yalanla, riyayla, araya adam sokmayla kurtulamayacaklarını anlarlar. Herkes hakkında verilecek kararı merakla beklemektedir.

109. O gün kimsenin kimseye bir yararı olmayacak ve dünyadayken Allah katında şefaatçi olarak gördüğünüz ilahların hükmü kalmayacaktır. Ancak Allah’ın kendilerinden razı olduğu ve sözlerini makbul karşıladığı müminler, kendilerini kurtarabileceklerdir. Rahman’ın yaratılış amacına uygun olan hayat nizamına iman edip, gereklerini yerine getirme gayreti göstermiş oldukları için, izin verdiği ve tevhide imanından hoşnut olduğu kimselerin dışındakilere şefaat fayda vermeyecektir. O gün hiç kimse suçluların lehine şahitlik etmeye cesaret edemez. Çünkü herkes kendi derdine düşmüştür. İman edip güzel şeyler yapanlar, yasalarımıza uyanlar ise onlardan ayrılmıştır.

110. O gün kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz. Çünkü Allah, onların sakladıklarını, açıktan yaptıklarını, önlerinde, arkalarında ne bıraktılarsa hepsini, yani şimdiye kadarki geçmişlerini de bundan sonra ki geleceklerini de bilir ve herkese hak ettiği karşılığı verir. Onlar mevcut bilgileriyle Allah’ı asla kavrayamaz. O’nunla ilgili hiçbir bilgiye de sahip değildirler. İnsanlar yeryüzünde yaşarken her şeyi bildiklerini sanırlar. İnsanların bilme kapasitelerini dünya yaşamında sınırladık. İnsanların geleceği bilmesi mümkün değildir. Hâlbuki Rabbinin bilgisi geçmişi de geleceği de kuşatmıştır.

111. Hesap Günü huzurumuza geldiklerinde bütün başlar, her zaman sonsuz hayat sahibi olan ve yarattığı her şeye daima hâkim olup koruyup gözeten Allah’a saygıyla boyun eğmiştir. Ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi yaratıp, nizamını kuran, varlığı hiçbir şeye bağlı olmayan Allah karşısında herkes saygı ile eğilecektir. Zulüm yüküyle gelenlerin hayalleri ise boşa çıkmıştır. Allah’ın davetinden yüz çevirip suçlu ve günahkâr olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar hüsrana uğrayacaklardır. Onlara yasalarımıza uyun denildiğinde karşı çıkmışlardı. Allah’ın yasaları da neymiş biz kendi yasalarımıza uyarız demişlerdi. Yeryüzünde Allah yokmuş gibi yaşayarak alay etmişlerdi.

112. Ancak Allah’ın davetine iman eden ve sorumluluklarını yerine getirip mü’min olarak salih ameller işleyenler ve bu yolda ölüm gelene kadar sebat edenler ise o gün kendine haksızlık edilmesinden de hak ettikleri mükafatı alamamaktan da korkmaz.

113. Ey Peygamber! İşte konuşup, okuyup, yazdığınız bu kitabı, kolayca anlaşılması ve anlatılması için hiç bilmediğiniz bir dilde değil, kendi dilinizin harflerinden oluşan Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve içerisinde Allah’a şirk koşmaya devam ettikleri takdirde başlarına nelerin geleceğini bir bir anlattık. Tehditleri, uyarıları çeşitli şekillerde tekrar tekrar ele alıp açıkladık. Umulur ki insanlar uyarıları iyice anlayıp Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ya da ibret verici ayetler, onların düşünmelerini sağlasın. Böylece gaflet uykusundan uyansınlar ve Allah’a ortak koşmaktan sakınıp, O’ndan başka Rab ve ilahlar edinmesiler diye kitapta her şeyi tekrar tekrar açıkladık. Gereken uyarıları defalarca yaptık. Umulur ki hata yapmaktan, yasalarımıza karşı çıkarak suç işlemekten kurtulurlar. Başlarına gelenlerden ve ayetlerimizden kendilerine gerekli dersleri çıkarırlar. Böylece de şaşırmaktan, şaşırtılmaktan kurtulurlar.

114. Mutlak egemenlik sahibi ve gerçek gerçek hükümdar olan Allah, insanoğlunun tasavvur ettiği her şeyin üstünde ve ötesindedir, eşi benzeri yoktur ve yüceler yücesidir. Yalnız, Allah’ın yasalarıyla çizilen yol geçerlidir. Her kim Allah’ın yasalarına karşı çıkar, kendine önder seçtiği liderlerinin sınırlı akıllarıyla yaptığı yazboz yasalarıyla kendine yol çizerse; onlar suç işlemişlerdir. Onlara gereken ceza, hesap günü verilir. Hiçbir yasa koyucunun hükmü Allah’ın yasasının önüne geçemez. Ey Resul! Her şeyin yaratıcısı ve ilahı olan Allah’ın ayetlerinin vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’a başvururken kesin hüküm vermekte acele etme. Ve onların başlarına hemen ilahi azabın gelmesi için acele edip vaat edilen şeylerin gerçekleşmesini hemen bekleme. Kuran’ı unutma endişesinden de korkma. Bütün ayetleri senin kalbine nakşedip, hepsini ezberlemeni sağlayacağız. Ve sen, ey Kur’an okuyucusu; bu kitabı doğru anlamak istiyorsan, peşin ve aceleci yaklaşımlardan sakın ve onlardan aceleci hükümler çıkarma. Kur’an’ı bir bütün olarak ele al ve birkaç anlama gelebilecek ayetleri, o bütün içinde değerlendirmeye çalış. Ve ne kadar bilgili olursan ol, hiçbir konuda kendini yeterli görme. Daima,Rabbim ilmimi irfanımı artır. İndirdiğin ayetleri, içime sindirmeyi, davranışlarımda güzel ahlak olarak göstermeyi nasip eyle diye dua et.

115. Ey elçimiz! Mekkeli müşriklerin seni yalanlamalarına ve Kur’an’ın ilahi kelam olduğunu kabul etmemelerine üzülme. Çünkü onlar bunu şeytan ayarttığı için yapmaktadırlar. Nitekim biz daha önce ataları Adem’e şu ağaçtan yeme diye emir verip, kendisi için koyduğumuz yasağa uymasını bildirmiştik. Ancak o bir melek değildi. İnsandı ve insan olması nedeniyle, daha ilk sınavında yasaklı meyveden yememe sözünü unuttu ve yasağı çiğnedi. Biz Adem’de emrimize bağlılık konusunda, yeterli bir azim ve kararlılık, verdiği sözü de tutacak güçlü bir irade bulamadık. Çünkü uyarılarımızı unutup arzularına yönelmişti.

116. Biz vaktiyle meleklere: “ Hizmetinde olduğunuzu göstermek için halifelik görevi verdiğimiz Adem’e hürmeten üstünlüğünü kabul edip secde edin. Onun otoritesini kabul ederek, ona saygı duyun,” demiştik. İblis dışında hepsi O’nu yücelterek secde etmişti. İblis ise bunu gururuna yediremeyip, kibrine yenilmişti. Allah’ın emrine rağmen O’na isyan etmiş ve Âdem’in önünde boyun eğmekten kaçınmıştı.

117. Bunun üzerine biz de dedik ki: “Ey Âdem! Şüphesiz bu İblisin niyeti kötü. Sana da eşine de düşmandır ve kıyâmete kadar da düşmanınız olacaktır. Onun hilelerine karşı dikkatli olun. Sakın kuracağı tuzaklara düşmeyin ve ondan uzak durun ki sizi cennetten çıkarmasın. Sonra sıkıntı çekersiniz, çok pişman ve bedbaht olursunuz diye uyardık.”

118. Oysa sen ve eşin cennette acıkmayacak ve üzerinizi örtecek giysiler bulup kendinizi çıplak hissetmeyeceksiniz.

119. Yine burada mutluluğun zirvesinde yaşayıp susamayacak ve güneş sıcaklığından da etkilenmeyeceksiniz. Burası ferahlık ve rahatlık diyarıdır. İşte bu cennette yaşayın ve burada dilediğiniz yerden, dilediğiniz kadar yiyin için. Bu güzel yerde kalmak için, tek yapmanız gereken; meyvesini yemenizi yasakladığım şu ağaca yaklaşmamak dedik.

120. Gerçek kendilerine bu kadar açıkça bildirilmişken, ne var ki şeytanlaşmış olan İblis, onların kalplerine vesvese verdi ve ilahi emre karşı gelmelerini sağlayıp şöyle fısıldadı: “Ey Âdem! İçinde bulunduğun cennet bâki, sen ise fânisin. Eğer burada sürekli kalmak istersen, sana ölümsüzlük ağacını ve yok olmayacak bir saltanatın yolunu göstereyim mi? Bakın sizi ölümsüz kılacak, işte şu yasak edilen ağaç ve meyvesi! Zaten Allah, bu yüzden onun meyvesinden yemenizi yasakladı dedi. Ve onları yasaklanmış ağaca yaklaştırıp, meyvesinden yemeye ikna etti.

121. Şeytan, en büyük arzularından biri “ebedi yaşamak” olan insanın, bu zaafını iyi biliyordu. Âdem ve eşi bu cazip teklife daha fazla dayanamadılar. Böylece bu yasağı unutuverdiler ve o ağacın yasaklanmış meyvesinden yediler. Allah’ın emrettiği yasağı çiğneyince; içlerindeki suç işleme duygusu ortaya çıkmıştı. Onlar ebedi olup yok olmamak için suç işlemişlerdi. İşledikleri suçla Allah’ın hükmüne karşı çıkıp; arzularına göre hüküm verme aklı ve iradesi ortaya çıkmıştı. Allah’a verdikleri sözü hatırladılar. Yollarını şaşırarak İblise uydular ve Allah’ın yasasına aykırı davrandılar.  Bunun üzerine gördükleri zaman birbirlerinden utanacakları edep yerleri kendilerine görünüverdi. O güne kadar fark etmedikleri cinsel güdülerini keşfetmişlerdi. Çıplak bir durumda şaşırıp kaldılar, pişmanlık ve utançla cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Böylece Âdem ve eşi unutarak bile olsa Rabbinin buyruğuna karşı geldi ve günaha girip çok büyük bir yanlış yapmış oldu. Ne yapacaklarını bilmeyerek korku içinde cennet ağaçlarının yaprakları arkasına gizlendiler. Sanki Allah onları orada göremeyecekti. Suçluluk duygusu o kadar ağır basmıştı ki ne yaptıklarını bilmiyorlar, yanlıştan yanlışa düşüyorlardı.

122. Fakat Allah’tan kaçış olmayacağını anlayan Âdem, İblis gibi kibre kapılıp günahında diretmedi. Aksine, tövbe ederek Rabbinden bağışlanma dileyip, pişmanlığını belirtti ve hatasını anlayıp yalvarmaya başladı. Bunun üzerine Rabbi onu peygamber olarak seçip tövbesini kabul buyurdu ve ona razı olduğu doğru yolu gösterdi. Yeniden Rahmetiyle arıtıp temizledi de seçkin kıldı. İnsan affedilmişti ama hazır bulduğu nimetin kıymetini bilemeyen bir yapısı vardı. Cenneti elde etmesi için emek harcaması, bedel ödemesi ve sonunda bir liyakat kazanması gerekiyordu.

123. Ancak ilahi tavsiyeye uymadıklarından dolayı manevi yönden derece kaybettiklerini kendilerine bildirmek üzere onlara: “Şeytan ve sizler ilahi emri çiğnemekle hata ettiniz, artık cennette kalmayı hak etmiyorsunuz. Şimdiye kadar huzur ve mutluluk içinde yaşadığınız cennetten, birbirinize düşman olarak çıkın gidin. Artık imtihan dünyasındasınız, bedel ödemeniz, zahmet çekmeniz, gayret etmeniz gerekiyor. Size verilen ömür süresince yeryüzünde, düşmanınız olan şeytan ile mücadele edeceksiniz. Size benden hidayet rehberi gelir de kim o rehberime uyarsa o ne yolunu şaşırır ne de ahirette sıkıntı çeker. Bundan böyle sizlere gönderdiğim vahiylere uyup peygamberlerin izinden gidenler, dünya ve ahirette huzurlu bir yaşam süreceklerdir” diye buyurduk. Daha sonra Âdem ve Havva, işledikleri günahın cezasını çekmek için değil, asıl yaratılış gayeleri olan halifelik görevini yerine getirmek üzere cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderildiler. Çünkü zaten tövbeleri kabul edilmiş, suçları da bağışlanmıştı.

124. Ama kim de benim zikrim olan Kur’an-ı Kerim’den ve sınırlarını Allah’ın belirlediği hayat nizamından yüz çevirip, küfür ve kötülüğe yönelirse, onun için huzurdan yoksun ve endişe içinde sıkıntılı bir hayat vardır. Dünyadayken, hakikati gösteren onca delili görmezden gelip onlara kör kaldığı için kıyamet günü de onu ilahi gerçeklere kör olarak diriltiriz ve mahşer yerine kör olarak getiririz.

125. O zaman da ilahi gerçeklere kör olarak getirdiğimiz kişi Bize: “Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin, oysa ben dünyada iken gözleri gören biriydim?” der.

126. Allah da der ki: “ Doğrudur. Hatırlarsan, dünyadayken sana elçilerimizle beraber ayetlerimiz gelmişti de ayetlerimize kör gibi davranıp görmezden gelmiştin ve onları umursamayıp unutmuştun. Bugün de Allah’tan gelenlere yaptığın muamelenin aynısı sana yapılır. Sen işte bu şekilde hak ettiğin azaba götürülüp unutulacaksın. Ve sana rahmetimiz ulaşmayacak.”

127. İşte kendilerine bahşedilmiş olan akıl, güç, yetenek, sağlık, servet gibi nîmetleri kötü yolda kullanarak sınırı aşan ve kulaklarını tıkayıp duymazdan gelerek Rabbinin ayetlerine inanmayanları, malının mülkünün ve evladının hayrını görememek ve dünyada aradığı mutluluktan mahrum etmek gibi ruhsal bunalımlarla böyle cezalandırırız. Hiç şüpheniz olmasın ki böylelerinin ahiret azabı dünyadaki sıkıntılı hayatlarından çok daha şiddetli ve sürekli olacaktır. Oysa geçmişte doğru yoldan sapanların haline düşünüp bir baksalardı, belki de onların yaşadıkları sonu yaşamayacaklardı ve zalimlerinin sonunun hep aynı olduğunu göreceklerdi. Düşüncelerinde davranışlarında aşırıya gidip yasalarımıza karşı çıkan, yasalarımızı horlayarak sınırları aşanlar ve Allah’a karşı suç işleyerek akıllarını israf edenler, Hesap günü işte böyle cezalandırılır. Onlar kendilerini kandırmasınlar. Biz cezamızı çekip sonra cennete gideriz demesinler. Böyle bir şey yok. Cehenneme giden ateşte sürekli kalacaktır.

128. Kendilerinden önce Ad ve Semud gibi nice büyük medeniyetleri ve güçlü toplumları helâk etmiş olmamız onları hâlâ yola getirmedi mi? Onların helak edilişlerinin sebeplerini hiç düşünmezler mi? Oysa kendileri de onların seyahat ve ticaret için kaldıkları yerlerde gezip dolaşıyorlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için o medeniyetlerin feci akıbetlerine dair nice dersler vardır. Hala görüp ibret almıyorlar mı? Bu kadar gerçeğe karşı hala yola gelmiyorlar mı? 

129. Günahkarların cezasının belli bir süreye kadar ertelenmesi hususunda eğer Rabbin tarafından önceden verilmiş ilâhi bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, o müşrik ve kâfirlerin de diğer kavimler gibi bir azapla cezalandırılması kaçınılmaz olurdu. Fakat ilâhî hikmet, bu dünyanın bir mücâdele ve imtihân yurdu olmasını takdir etti. Onların bilmediği nedenlerden dolayı dünyada suç işleseler de yaşamalarına izin verdik. İstedik ki özgür iradeleriyle düşünüp akıl etsinler. Kendilerini düzeltip tövbe etsinler. Cezamızdan kurtulup cennete girsinler. Fakat bunu anlayacak olanlar aklıselim ve sağduyu sahibi kimselerdir.

130. Ey Peygamber! Müşriklerin sana ne yaptıklarını biliyoruz. O halde peygamberliğini yalanlamalarına, sana şair, mecnun, kâhin, sihirbaz gibi yakıştırmalarda bulunmalarına ve Kur’an’ın ilahi vahiy oluşunu kabul etmemelerine aldırma. Onların sana ve davet ettiğin nizam ile ahlaka saldırarak yaptıkları eziyetlere ve gerçekleri inkâr edenlerin söylediklerine şimdilik sabret, Sabrını imanla, imanını da ibadetle beslemek, manevî halsizlik yaşamamak için güneşin doğmasından önce ve batmasından önce namaz kılıp ibadet ederek Rabbini hamd ile tesbih et. Rabbinin kudretini ve yüceliğini aklından çıkarma. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün iki tarafında da yine namazla överek Rabbini yücelt. Bütün ibadetlerinde tevhidi esas al. Umulur ki hoşnut ve huzurlu olursun. Rabbinin huzuruna durduğunda ayetlerimizi oku. Rabbinin yasalarını hatırla ve yaptığın yapamadığın işlerin muhasebesini yap. Umulur ki Rabbinin huzurunda yapacağın muhasebe senin için güzel şeyler doğurur.

131. Resulüm! Kendilerini imtihan etmek için müşriklerden bir kısmına geçici olarak yararlandırdığımız dünya hayatının mal, mülk, makam, evlat gibi göz kamaştırıcı süslerine lükse ve gösterişe gözünü dikip verdiğimiz imkânlara sakın imrenme. Bu nimetleri elde etme adına, Allah yolunda göstermen gereken fedakârlığı sekteye uğratmayasın. Hak ve adâletin egemen olması için de verdiğin mücadelede, bir an olsun gevşekliğe düşme. Rabbinin sana vereceği helal ve temiz nimetler, az bile olsa, insanı yoldan çıkaran her türlü dünyalıktan hem daha hayırlı hem de daha devamlı ve kalıcıdır. Onların dünyada kazandıkları her şey dünyada kalır. Sadece yaptıklarının ateşi hesap gününe gelir.

132. Ey Peygamber! Her mü’mine şunu söyle. Ailene ve ümmetine namazı sevdir, onun hikmetlerini anlat. İstenen kıvama geldikten sonra da namaz kılmalarını emret. Bıkıp usanmadan, bu görevine dikkat et. Ailen de Rabbinin huzurunda bilgisini, bilincini artırıp günlük muhasebesini yapsın. Kendin de namaza sabırla devam et ve tebliğ çabalarında karşılaşacağın güçlüklere karşı sabırlı ol. Rızık peşinde koşacağım diye namazı ihmal etme. Biz senden yalnızca rızık peşinde koşmanı istemiyoruz. Dünya telaşına kapılıp kendini kaybetme! Aksine seni hem maddî hem de manevî olarak biz rızıklandırıyoruz. Onun için rızık peşinde koşarken dünya meşgalelerine dalıp da, Rabbinin huzurunda durmayı unutanlardan olma! En hayırlı ve başarılı sonuç, iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyarak, kötülüklerden titizlikle sakınan takva sahiplerinindir. Unutmayın ki mutluluk, adalet ve huzura, ancak Allah merkezli bir hayat yaşamakla ulaşılabilir.  Biz her türlü ihtiyaçtan uzak olduğumuza göre, bu tür yükümlülükleri yalnızca insanların kendi yararları için emretmekteyiz. O hâlde, sakın Allah’a kulluğu terk etme; Bil ki ahiret hayatın için güzel sonuç, dünyada yaşarken Rabbinin yasalarımıza uyarak yaşamandır.

133. Bütün bu gerçeklere rağmen, mazeretleri bitip tükenme bilmeyen inkârcı müşrikler: Muhammed ben peygamberim” diyor ama, Rabbinden bize peygamberliğini doğrulayan bir mucize getirmesi gerekmez miydi?” dediler. Peki onlara son peygamberin geleceğine dair Tevrat ve İncil gibi önceki semavi kitaplardaki bilgileri açıklayan Kur’an gelmedi mi? Sizden öncekilerin mucizelerle uyarılmalarına rağmen, daveti reddetmeleri sebebi ile nasıl helak edildiklerini Kur’an size anlatmıyor mu?

134. Kaldı ki biz müşrikleri büyük mucizelerle değil, akıllarına hitap eden Kur’an delilleriyle,a elçimize iman etmeye çağıyoruz. Eğer onları peygamber göndermeden daha önce işledikleri günahlardan dolayı bir azapla helak edecek olsaydık mazeretleri hazırdı. Mutlaka: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de ona inansaydık, aşağılık ve rezil olmadan önce de senin ayetlerine uysaydık” derlerdi. Bunun için Rabb’in, halkı ilâhî uyarılardan habersiz olan hiçbir ülkeyi, onlara doğru yolu gösteren uyarıcılar göndermeden öyle haksız yere helâk edecek değildir.

135. Ey Resûlüm! Sen, bütün bunlara rağmen, yine de mazeret üreterek inkârcılıkta direten ve kendilerine anlattığın ahiret vaadini ciddiye almayan insanlara de ki: Allah adına yapmakta olduğum davet, size ulaşmışken, onun kıymetini bilin ve unutmayın. Herkes gelecek adına kendisi için ne olacağını ve işin sonunu ümitle bekliyor ve hak ettiği ile karşılaşacaktır. Öyleyse siz de bekleyin bakalım. Gün gelecek, şimdi sahip olduğunuz saltanat sona erecek ve yakında anlayacaksınız. Doğru yolun yolcuları kimmiş! Hidayette olan kimmiş günü gelince öğreneceksiniz. Sizler Allah’ın yoluna uymamak için sürekli bahane üreten bir toplumsunuz.

 

1

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

1. Ta. Ha.

MEAL AÇIKLAMASI

1.Taha​​ 

2-4

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

2-4 Biz Bu Kur’an’ı sana sıkıntı vermek ya da seni mutsuz etmek için indirmedik. Aksine yaratılışının sebebini düşünen ve Allah’a karşı sorumluluklarını bilmek isteyenlere bir uyarı ve öğüt olması için indirdik.

MEAL AÇIKLAMASI

2.​​ Ey Resulüm! Kur’an’ın mesajının insanlara ulaşması için gösterdiğin gayreti ve bu uğurda yaşadığın sıkıntıları biliyoruz.​​ Biz sana Kur’an’ı​​ o kâfirlerin söz ve davranışlarından dolayı üzülüp​​ güçlük çekmen​​ ya da seni mutsuz etmek​​ için indirmedik.​​ Onun için kendini zorlama! Okuduğun ayetlere karşı insanların duyarsız olmalarına aldırış etme! Onların cahilce tavırları seni üzmesin! Sen onlara sadece Kur’an’ı oku! İnkâr edenleri bana bırak!

3.​​ Onu​​ ancak​​ razı olmadığı şeyleri yaparsak sevgisini kaybederiz düşüncesiyle​​ Allah’tan korkanlara,​​ yaratılışının sebebini düşünen ve Allah’a karşı sorumluluklarını bilmek isteyenler​​ için bir​​ uyarı ve​​ öğüt olarak indirdik.​​ Her kışın arkasından baharı ve yazı getirmeye Kâdir olan Rabbin, bu yaşadığın sıkıntılı günlerin ardından, verdiğin öğütlerin ilk meyvelerini görüp, sevineceğin günleri de gösterecektir.​​ Ayetlerimizden öğüt alanlar kendilerini düzeltip hayatlarını ayetlerimize göre kurarlar.

4.​​ İnkâr edenler ne derse desin!​​ İşte​​ Bu Kur’an​​ yeri ve yüce gökleri yaratan​​ Allah​​ tarafından​​ insanlara öğüt vermen ve hidayetlerine vesile olman için​​ peyderpey​​ indirilmiş bir kitaptır.

5

MEAL

5. O Rahman, Arş’ı kuşatmıştır.

MUSTAFA ÇEVİK

5 İlmin, adaletin, mutluluğun ve kudretin kaynağı olan Allah, yarattıklarına kurduğu nizam ve yasalarla hükmetmektedir.

MEAL AÇIKLAMASI

5. İlmin, adaletin, mutluluğun ve kudretin kaynağı olan O Rahman, gökleri ve yeri insanın yaşamasına hazır hale getirdikten sonra, yarattıklarına kurduğu nizam ve yasalarla hükmederek mutlak kudret ve hâkimiyetinin sembolü olan Arş’ı kuşatmıştır. Yarattığı her şeyin kanununu koymuş ve onlar üzerinde egemenlik tahtına kurulmuştur.  Kudretiyle âlemleri kuşatıvermiştir. Kâinatın kumanda merkezi ve her zerresi O’nun hükmündedir.

6

MEAL

6. Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur.

MUSTAFA ÇEVİK

6 Göklerde, yerde bunların arasında ve toprağın altında bulunan her şeyin tek yaratıcısı ve gerçek sahibi Allah’tır

MEAL AÇIKLAMASI

6. Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur veher şeyin tek yaratıcısı ve gerçek sahibi Allah’tır. Hiç birine başkası sahip çıkamaz. Sadece sahip çıktıklarını zannederler. İnsanların dünyada mal mülk edinmeleri sadece insanlar için geçerlidir. Rabbinin katında hiç birinin geçerliliği yoktur. Çünkü sahip çıkanın da sahip çıktıklarının da gerçek sahibi biziz. Sahip çıkanlar sahip çıktıkları şeylerle övünürken canlarını alıveririz. Ya da sahip çıktıklarını ellerinden alıveririz. Rabbine karşı hiçbir şey yapamazlar!

7

MEAL

7. Sen sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü muhakkak O gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.

MUSTAFA ÇEVİK

7 Düşündüklerini, inandıklarını, yaptıklarını, gizlesen de açıklasan da Allah için
fark etmez, çünkü O gizliyi de, gizliden daha gizli olduğuna inandıklarınızı da bilir.

MEAL AÇIKLAMASI

7. O’nun mülkünde her şey kaydedilir. Sen Rabbine dua ederken sözünü ve sesini açığa vursan da düşündüklerini, inandıklarını, yaptıklarını içinde gizlesen de Allah için fark etmez birdir. Çünkü muhakkak O gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir. Hatta sizin bilmediklerinizi de bilir. Ey insan! Kendin hakkında ne biliyorsun ki? İnsan kendisini bildiğini zanneder. Aslında insan kendisi hakkında hiçbir şey bilmiyordur.

8

MEAL

8. Allah (O’dur) ki, O’ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur.

MUSTAFA ÇEVİK

8 Ey insanlar! Şüphesiz sizin fıtratınıza en uygun olan hayat tarzını yalnızca Allah bilir. Sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yoktur. En doğru, en güzel ve en mükemmel nitelikler yalnızca O’na mahsustur

MEAL AÇIKLAMASI

8. Ey insanlar! Şüphesiz sizin fıtratınıza en uygun olan hayat tarzını yalnızca Allah bilir. Allah (O’dur) ki, O’ndan başka gerçek ilâh yoktur. Rabbin ilah olarak bütün yarattıklarına hâkimdir. Otorite sahibidir. Rabbinden başka otorite yoktur. Herhangi bir kişi veya kurum çıkarlarına göre çıkardıkları yasalarla hâkim olursa onları şiddetle cezalandırırız. Yarattığım insanlar üzerine hiç kimse kendi yasalarıyla hâkimiyet kuramaz. Rabbin bunun için kimseye izin vermemiştir. En güzel isimler ve en mükemmel nitelikler yalnızca O’na mahsustur. Onun için güzel isimlerle Rabbinize yaklaşın!

9-10

MEAL

9. Sana Musa’nın haberi geldi mi?

MUSTAFA ÇEVİK

9-10 Sana Musa’nın yaşadıklarının bir bölümünü bildireceğiz. Hani o, gecenin bir vaktinde ailesiyle birlikte yolculuk ederken uzakta bir ateş görmüş ve ailesine demişti ki: “Siz durun, ben gidip o ateşin olduğu yere bir bakayım, belki size ondan bir kor getiririm ya da onun yanında yol gösterici birini bulurum.”

MEAL AÇIKLAMASI

9. Ey Rasûlüm. Senden önce de peygamberler bu hak dava uğrunda çok büyük sıkıntılara ve eziyetlere katlanmışlardır. Senin şu müşriklere karşı verdiğin, tevhid mücadelesinin bir benzerini Firavuna karşı veren Musa’nın başından geçen olayların haberi sana geldi mi? Sana Musa’nın yaşadıklarının bir bölümünü bildireceğiz

10. Hani o on yıla yakın kaldığı ve adeta peygamberliğe hazırlık için Şuayb Peygamberden manevî eğitim aldığı Medyen’den, gecenin bir vaktinde ailesiyle birlikte ülkesi olan Mısır’a yolculuk ederken, gece vakti yolunu kaybetmiş ve Sina Dağı’nın eteklerinde yanan bir ateş görmüştü de ailesine: “Siz durun. Ben bir ateş gördüm gidip o ateşin olduğu yere bir bakayım. Umarım ısınmak için oradan size bir kor getirir yahut ateşin yanında yol gösterecek birini bulurum” demişti.

11-20

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

11-20 Musa ateşe yaklaşınca ona şöyle seslenildi: “Ey Musa! Ben senin Rabbinim, ayakkabılarını çıkar, çünkü kutsal kılınmış Tuva Vadisi’nde bulunuyorsun. Seni peygamber olarak seçtim. Şimdi sana vahyedilecek olanları dikkatlice dinle. Kâinatı ve içindekileri yaratan, nizamlarını kurup yasalarını oluşturan gerçek İlah Benim, o itibarla sen de bu gerçeği hatırlamak için namaz kıl ve Bana itaatini aksatma. Gerçek şu ki Son Saat gelip kâinat yok edilecek ve ardından da insanlar yeniden diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşamış olduklarından hesaba çekilecek, hak ettiklerinin karşılığını görecekler. Son Saat’in vaktini kimseye bildirmedim. Onun geleceğine inanmayan, kendi boş arzu ve isteklerinin peşinden koşanlar, sakın seni bu konuda yanıltıp, aldatmasın. Yoksa sen de hüsrana uğrayanlardan olursun.” dedikten sonra da Allah sözlerine şöyle devam etti. “Ey Musa! O sağ elindeki nedir?” Musa da “O benim asamdır. Yorulunca buna dayanırım, onunla hayvanlarım için ağaçlardan yaprak çırpar ve yine onunla başka işler de yaparım.” dedi. Sonra da Allah Musa’ya, “Şimdi onu yere bırak, ey Musa!” dedi. Musa da elindeki asasını yere bırakınca, asa hızla hareket eden bir yılana dönüştü.

MEAL AÇIKLAMASI

11. Onun yanına gelince ateşe yaklaşınca: “Ey Musa!” diye seslenildi.

12. “Ben, şüphesiz gelecekteki misyonuna hazırlanman için, seni terbiye eden senin Rabbinim. Vazifeye koyulmanın vakti geldi. Nefsi-dünyevi bağımlılıklarını bırak, Ayakkabılarını çıkar, sana ayak bağı olan, seni yolundan alı koyan, sana yük olan şeylerden kurtul. çünkü Sen artık Sina Dağı’nın eteklerindeki kutsal vadi olan Tuva’dasın.

13. Ben seni peygamber olarak seçtim. Artık vahyolunanı dikkatlice dinle öğren, tebliğ ve tatbik et ki vazifen ağırdır.

14. Şüphesiz ben Kâinatı ve içindekileri yaratan, nizamlarını kurup yasalarını oluşturan Allah’ım. Ve gerçek İlah Benim. Yarattığım her şey şahittir ki Benden başka ilâh yoktur. Kendi yasalarıyla insanları yönetecek yoktur. Yasalarına uymayanları cezalandıracak yoktur. Beni dinle! Benim emirlerimi yerine getir. Yasalarıma uy! Sana göndereceğim bilgilerle kendini bilinçlendir. Huzurumda bana hesap vererek kendini sorgula! Yanlışlarından tövbe et! Bir daha yapmamaya kararlı ol. Şu hâlde yalnızca bana kulluk et, bu gerçeği hatırlamak, benimle bağını güçlü tutmak ve beni anmak için namaz kıl ve bana itaatini aksatma. Sana vahyolunan öğütleri anla ve insanlara ulaştırmak için olması gereken desteği ver.

15. Muhakkak kıyamet gelecektir ve ardından da insanlar yeniden diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşamış olduklarından hesaba çekilecek, hak ettiklerinin karşılığını göreceklerdir. Her canın gösterdiği çabanın karşılığını görmesi için onu gizlemekteyim. Son Saat’in vaktini kimseye bildirmedim. Gizledim ki insanlar dünya yaşamını özgürce kursun! İyiyi kötüyü seçerek yaşasın! Sonlarını açık seçik bildirseydim, verdikleri söz üzerine onları imtihan edemezdim! Bildirseydim gaybı bilirler ona göre hareket ederlerdi. İnsanları dünya yaşamından verecekleri hesapla uyarıyorum ki; ona göre davransınlar.”

16. Ona yani hesap gününü yok sayıp inanmayıp da kendi arzusuna uyan ve isteklerinin peşinden koşanlar seni ondan alıkoymasın, sakın seni bu konuda yanıltıp, aldatmasın. Yoksa onlara uyarsan onlarla birlikte sen de helâk olursun.

17. Bu öğütlerin ardından Allah, Mûsâ’yı ruhen yatıştırıp onu Firavunun sihirbazları ile yapacağı müsabakaya hazırlama faslına geçti ve Allah sözlerine şöyle devam etti: Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?”

18. Musa da Dedi ki: “O benim asamdır. Yorulunca Ona dayanırım. Onunla koyunlarıma (yaprak) silkerim. Onda benim için daha başka yararlar da vardır.”

19. (Allah) dedi ki: “Onu yere at, ey Musa!”

20. Böylece onu attı. Birden o asa, hızla hareket eden bir yılan oluverdi. Hâlbuki Musa onunla hayatını kazanıyor. Yaprak silkeleyerek hayvanlarını besliyordu. Şimdi niçin hayatının tehlikesi olarak görünüyor? Niçin kendini sokmak isteyen yılan gibi kendine doğru koşuyordu? Düşünmeye başladı. Rabbi bununla neyi anlatmak istiyordu? Bunun üzerinde düşündü. Musa anladıklarından korktu. Rabbinin sağ elindeki nedir Ey Musa? Sorusunun gerçeği ile karşı karşıya geldi. Sağ el gücün iktidarın sembolüydü. Musa’nın elindeki güç, elindeki iktidar, dayandığı esaslar, yasalar, bilgi, kendisi için kurduğu hayat, hayvanlarını beslemek, onlardan hayatı için yararlanmaktan ibaretti

21-23

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

21-23 Gördüğü durumdan korkuya kapılan Musa’ya Allah “Ey Musa! Korkma ve onu tut, Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz, şimdi de elini koynuna sok! Herhangi bir hastalık sebebi ya da belirtisi olmayıp bembeyaz bir ışık kaynağı olarak çıkacak, işte böylece sana bazı büyük mucizeler de göstermiş olduk.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

21. Gördüğü durumdan korkuya kapılan Musa’ya (Allah) dedi ki: “Onu al tut ve korkma. Onu tekrar ilk haline döndüreceğiz. Anladığın gerçeklerden korkmana gerek yok. Çünkü sana hidayetimiz ulaşmamıştı. Sen hidayetin ne olduğunu bilmiyordun. Sen yaratılışından gelen aklınla, gücünle, iradenle bu yaşantıyı seçmiştin. Şimdi Rabbinin hidayetiyle karşı karşıyasın! Rabbinin hidayetiyle karşı karşıya gelenler, Rabbinin hidayetinden öğüt alanlar, dünya hayatına yeni başlamış gibidir. Dünyaya geldikleri gibi tertemiz haldedirler. O nedenle şu anki durumun ve geçmişin seni korkutmasın! Senin dayandığın şeyler, kurduğun, yaşadığın hayatın esasları bundan böyle Rabbinin öğreteceği esaslar olacaktır. Bundan böyle Rabbinin asasıyla (yasalarıyla) yolunu çiz

22. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için Elini koynuna sok. geri çıkardığında Bir hastalık belirtisi olmadan, başka bir mucize olarak, gözleri kamaştıracak derecede lekesiz bembeyaz bir ışık kaynağı olarak çıksın. Elini vicdanına koy! Ayetlerimle iyi bir iç hesaplaşma geçir. Yanlışlarından arın! Seni bir hastalık gibi tüketecek günahlardan kurtul! Ayetlerimin gösterdiği asa (esaslar) ile karanlıklardan aydınlığa çık! O zaman göreceksin! Günahlardan arınmış, ayetlerimle bilgilenmiş bilinçlenmiş olarak insanların huzurunda parlayacaksın. Böylece ayetlerimle bir insan nasıl temizlenir, nasıl iyi bir insan olur, nasıl insanlık için yol gösterici olur görsünler!

23. Böylece vazifene başlamadan önce, seni o vazifeye hazırlamak için sana, büyük mucizelerimizden birini göstermiş olalım. Ayetlerimle arınıp kendini bilinçlendirirsen, sana başka ayetlerimizi de gösteririz. Hiç ummadığın hayalini bile kurmadığın bir hayat veririz. Yaşayacağın hayat ayetim olarak insanlara delil olur.

24-35

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

24-35 Ey Musa! Şimdi de o nankör, azgın Firavun’a git. Bunun üzerine Musa, “Rabbim göğsüme genişlik ver, görevimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki söyleyeceklerim iyice anlaşılsın, ey Rabbim! Bana ailemden biri olan, kardeşim Harun’u da yardımcı olarak görevlendir ve beni onunla güçlendir. Böylece Senin gerçek Rab ve ilah olduğunu daha iyi anlatabilelim. Şüphesiz Sen bizim her halimizi görmekte, bilmektesin.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

24. Ey Musa! Firavun’a git onu bir tek Allah’a kulluğa, imana ve insafa davet et. Çünkü o gerçekten azdı.”

25. Bunun üzerine Musa tebliğe başlamadan önce her dava insanının yapması gerekeni yaptı ve dua için ellerini açtı ve Dedi ki: “Rabbim! bu ağır görevi başarmam için bana cesaret, kararlılık ve özgüven bahşederek Benim göğsüme genişlik ver, gönlüme genişlik ve ferahlık ulaştır. Benim göğsümü aç ki hayatımla ilgili beni dünyaya bağlayan düşüncelerden sıkıntılardan arınayım. Beni yolundan ayıran duygulardan kurtulayım!”

26. Bu vazifenin zor olduğunu biliyorum. Yıllarca Firavun kavminin arasında kaldım. Onların nasıl zorba bir topluluk olduğunu bilirim.  Ne olur Bana işimi, Risalet görevimi kolaylaştır.

27. Maksadımı en güzel şekilde ifade edebilmem için Dilimden düğümü çöz konuşma kabiliyetimi ve ifade yeteneğimi arttır. Aralarında uzun bir hayat yaşadım. Yaşadığım hayatın kültürüyle konuşuyorum! Benim dilimi çöz ki ayetlerinle konuşur hale geleyim! Firavunun yanında bocalamayayım! Onlar beni tanıyorlar. Ben onların kültürüyle büyüdüm! Bir zamanlar yaşadığım Firavunluk kültürünü dilimde bitirip hidayetinin kültürüyle konuşacak hale geleyim

28. Ki hakikati tebliğ edeceğim insanlar söyleyeceğim sözümü iyi anlasınlar.

29. ey Rabbim! Bana ailemden bir vezir bir yardımcı ver.

30. Kardeşim Harun’u bir Peygamber yardımcı olarak görevlendir.

31. Onunla arkamı güçlendir, bana destek çık onunla gücümü pekiştir.

32. Onu işimde ortak kıl ki görevim kolaylaşsın.

33. Böylece seni çokça tesbih edelim ve yüceliğini tüm dünyaya ilan edelim. Dinini tebliğ edip şanını yüceltelim. Birlikte senin yasalarına uyarak güçlenelim. Birlikte kuvvet bulalım. Birbirimize destek olalım. Kardeşim Harun Firavunluk kültürüyle büyümedi. O Firavunluk kültüründen uzak! Daha yalın sana daha yakın bir kültürle büyüdü. Benim bocaladığım yerlerde destek olur

34. Ve seni çok analım gerçek Rab ve ilah olduğunu daha iyi anlatabilelim. Emrini ve hükümlerini yerine getirip şükredelim.

35. Şüphesiz sen her an bizim her halimizi bilmekte ve görmektesin.”

36-44

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

36-44 Allah Musa’ya, “Ey Musa! Dileğin kabul edildi. Harun da sana yardımcı olarak görevlendirildi. Bir zamanlar annene de yardım etmiş, ona ilham ederek, “Bebeğini bir sandığa koyarak nehrin akıntısına bırak, akıntı onu kıyıya ulaştıracak, kıyıdan da hem Allah’a hem de ona düşman olan birinin eşine aldırıp evinde evlatlık olarak sahip çıkartacağız.” diye bildirmiştik. İşte ey Musa! Seni ta o zamandan beri şefkat ve merhametle gözetimim altında yetiştirip olgunlaşmanı sağladım. Kız kardeşinin de seni kıyıdan alan Firavun’un ailesine gidip, “O bebeğe bakacak birini size önerebilirim.” dediği zamanda, onun böyle olmasını Biz takdir edip, oraya yönlendirmiştik. Böylece seni annene yeniden kavuşturduk ki onun da yüzü gülsün ve üzülmesin. Derken erişkin bir yaşa gelince de, kazaen bir cana kıyıp birini öldürmüştün ve Biz seni bu tasadan da kurtarmıştık. Ey Musa! Seni birtakım sınavlardan geçirip olgunlaştırdık ve sonra da yıllarca doğup büyüdüğün yerden uzakta, Medyen halkının arasında kaldın, sonunda yine Bizim takdirimiz gereği tekrar buraya geldin. Ey Musa! Seni kendime elçi olarak seçip, hazırladım. Şimdi sen ve kardeşin Harun, sana bağışladığım mucize belgelerle Firavun’a gidin ve sakın onu ve beraberindekileri, yalnız Benim Rabliğime ve ilahlığıma davet konusunda gevşeklik, ürkeklik göstermeyin. İkiniz birden o nankör, azgın, küstahın karşısına çıkın ve ona erdemli, nezaketli bir üslupla hitap ederek, insanların yaratıcısı Allah’ın onların gerçek Rabbi ve ilahı olduğunu dolayısıyla insanlar üzerinde nizam kurmak, ahlak kuralları belirlemek yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu tebliğ edin. Siz bilemezsiniz. Belki bu gerçeği anlayıp da aklını başına alıp, düşünmeye başlar yahut yüreğine Allah korkusu düşer de gerçeğe yönelir.”

MEAL AÇIKLAMASI

36. (Allah) dedi ki: “ Duanı kabul ettim İstediğin sana verilmiştir, ey Musa! Harun da sana yardımcı olarak görevlendirildi.

37. Şimdi geçmişini bir hatırla bakalım; hatırla ki, seni o günlerden bugünlere getirmeye Kâdir olan Rabbinin, gelecekte nelere Kâdir olacağını da anlayasın. Andolsun biz sana geçmişte bir kez daha lütufta bulunmuştuk.

38. Hani sen daha küçücük bir bebektin, bir zaman İsrâiloğullarından her doğan erkek bebek Firavunun emriyle öldürülürken, seni yeni doğurmuş olan annen “Seni nasıl kurtaracağını” düşünüyordu, oysa senin, bu kutsal görev için yaşaman gerekiyordu. Bunun için, seni Firavunun askerlerinden kurtarmak üzere,

 Biz annene ilham edilmesi gereken şeyleri yani seni kurtarması için yapması gereken şeyi vahyolunanı vahyetmiştik.

39. “Onu sandığa koyup suya bırak, akıntı onu kıyıya ulaştıracak su onu sahile bıraksın. Benim de düşmanım onun da düşmanı olan kişi (Firavun) onu alacaktır.” Gözümün önünde yetiştirilmen ve merhametle gözetimim altında yetiştirip olgunlaşman için tarafımdan sana bir sevgi bıraktım. Seni görenler yok etmeye kıyamadılar. Seni sevmek seninle olmak için birbiriyle yarıştılar. Sana koyduğumuz sevgi senin hayatını kurtardı. Senin için temel korunak oldu. Onlar seni en güzel şekilde yaşatmak için bakıcılar aramaya başladılar.

40. Hani seni nehirde bulup saraya getirdiklerinde sen hiçbir kadının sütünü emmemiştin. O sırada olup biteni uzaktan izleyen kız kardeşin dolaşıp: “Ona bakacak sütannelik yapacak birini size bildireyim mi?” diyordu. Böylece kısa bir hasretin ardından) gözü aydın olsun yüzü gülsün ve üzülmesin diye seni annene döndürdük. saraylarda büyüdün Derken erişkin bir yaşa gelince de bir kavga sırasında kavminden birini korumak isterken kazayla Sen bir can öldürmüştün (ya da öldürdüğünü zannetmiştin) de seni şehirden çıkardık, tevbeni kabul etmek suretiyle seni bu tasadan kurtarmış ve çeşitli şekillerde olgunlaştırıp sınavlardan geçirerek imtihan etmiştik. Seni saraylardan aldık, dağlarda çoban yaptık. Çobanlık yaptığın esnada Medyen halkı arasında yıllarca kaldın sonra da tâ ezelden belirlenmiş bir takdir üzere bugün buraya bu makama geldin, ey Musa!

41. İşte bu hazırlık döneminin ardından Seni kendim için elçi seçtim ve hazırladım.

42. İlk olarak, Hârûn’u bul ve yaşadıklarını ona anlat. Sonra Sen ve kardeşin ayetlerimle, sana bağışladığım mucize belgelerle Mısır’daki Firavun’a gidin ve sakın beni anmakta onu ve beraberindekileri, yalnız Benim Rabliğime ve ilahlığıma davet konusunda gevşeklik göstermeyin.

43. İkiniz birden o nankör, küstah Firavun’a gidin İsrailoğullarına yaptığı zulümden vazgeçip, emirlerime itaat etmesi için onu uyarın. Çünkü o gerçekten sınırı aştı ve azdı.

44. Ona erdemli, nezaketli bir üslupla hitap ederek yumuşak söz söyleyin, insanların yaratıcısı Allah’ın onların gerçek Rabbi ve ilahı olduğunu dolayısıyla insanlar üzerinde nizam kurmak, ahlak kuralları belirlemek yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu tebliğ edin. Siz bilemezsiniz Umulur ki aklını başına alıp, düşünmeye başlar öğüt alır veya ilahî azaptan korkup zulüm ve haksızlık yapmaktan korkar da gerçeğe yönelir.

45-48

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

45-48 Daha sonra Musa dedi ki: “Rabbim! Bizim Senin adına yapacağımız bu davete karşılık Firavun’un bize düşmanca davranıp, şiddet uygulamasından ve daha çok azgınlaşmasından korkarız.” Allah da onlara şöyle buyurdu: “Korkmayın! Ben her şeyi işitip görmekteyim ve sizinle birlikteyim, sizi koruyup gözetmekteyim, şimdi doğruca ona gidin ve deyin ki: “Biz ikimiz Rabbimizin elçileriyiz. Allah’ın kulları üzerindeki baskı ve zulmünden vazgeç, çünkü onların da, senin de, bizim de Rabbimiz ve ilahımız yalnızca Allah’tır.” Bizler Allah adına, seni ve beraberindekileri gerçeğe, yaratılış sebebiniz olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyoruz. Dünyada ve ahirette selamet ve mutluluğa ancak bu davete uygun yaşamakla ulaşılabilir. Şu İsrailoğullarına zulmetmekten de vazgeç ve onları özgür bırakıp bizimle gelmelerine izin ver. Ey Firavun! Rabbimizin davetinden yüz çeviren nankör ve zalimlerin, dünyada da ahirette de çetin bir azaba uğratılacağı bize vahyedildi.”

MEAL AÇIKLAMASI

45. Bu ilahî tavsiyeden sonra iki kardeş sarayın yolunu tuttular. Fakat içlerinde hâlâ birtakım endişeler vardı. Bu nedenle Dediler ki: “Rabbimiz! Biz senin adına yapacağımız bu davete karşılık onun bize karşı düşmanca davranıp, şiddet uygulamasından taşkınlık etmesinden ya da iyice azmasından korkuyoruz.”

46. Allah da onlara Dedi ki: “ koltuğunun altına soktuğunda bembeyaz olan elini, yere attığında yılana dönüşen değneğini hatırla ve bir kere daha bil ki; onun arkasında binlerce kişi olsa da, sizin arkanızda kimse olmasa da sakın Korkmayın! Çünkü ben yardımım ile sizinleyim. Ben her şeyi Duyuyor ve görüyorum ve sizinle birlikteyim, sizi koruyup gözetmekteyim.”

47. Haydi durmayın doğruca ona gidip deyin ki: “Biz Rabbinin iki elçisiyiz. Seni de, bizi de bütün bir kâinatı da yaratıp terbiye eden O’dur. Allah’ın kulları üzerindeki baskı ve zulmünden vazgeç, İsrailoğullarını özgür bırakıp bizimle birlikte bize vaat edilen topraklara gönder ve köle muamelesi yaparak onlara işkence etme, çünkü onların da senin de bizim de Rabbimiz ve ilahımız yalnızca Allah’tır. Şüphesiz biz sana Rabbinden hak peygamber olduğumuzu gösteren mucizelerle ve ayetlerle geldik. Eğer kurtuluşa ulaşmak istiyorsan, Allah’ın gösterdiği yolda yürümelisin. Bizler Allah adına, seni ve beraberindekileri gerçeğe, yaratılış sebebiniz olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamaya davet ediyoruz. Şunu iyi bil ki, ebedî kurtuluş ve sonsuz mutluluğun ifadesi olan Selâm hidayete uyanların üzerinedir. Dünyada ve ahirette selamet ve mutluluğa ancak bu davete uygun yaşamakla ulaşılabilir. Rabbinin ayetlerine inananlar, emirlerine uyanlar, yasalarına göre yaşayanlar kurtulur.

48. Ey Firavun! Doğrusu bize vahyedilen bilgilere göre ahiretteki korkunç azap kesinlikle, Allah’ın elçilerini yalanlayanların nankör ve zalimlerin ve Rabbimizin davetinden, iman etmekten yüz çevirenlerin, buyruklarına karşı çıkanların üzerine olacaktır.”

49-50

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

49-50 Musa ile Harun’un söylediklerini dinleyen Firavun, “Kimmiş sizin Rabbiniz ey Musa!” dedi. Musa da, “Bizim Rabbimiz her şeyi olmasını takdir ettiği gibi yaratan ve yaratılış amacına uygun olan yola yönelten, sorumluluklar yükleyip sonra da bundan hesaba çekecek olan Allah’tır.”

MEAL AÇIKLAMASI

49. Musa ile Harun’un söylediklerini ve Allah’tan aldıkları direktifi aktardıklarını dinleyen Firavun haddini aşıp, kibrinin zirvesine çıkarak dedi ki: “ Bu halkın en yüce Rabbi benim. Benden büyüğü yok.” Gerçek bu iken, şimdi söyleyin bana, Sizin Rabbiniz de kimmiş, ey Musa?”

50. Musa da Dedi ki: “Rabbimiz her şeye yaratılış (biçim)ini veren sonra da varlık gayelerine uygun olarak doğru yola iletendir, her şeyi olmasını takdir ettiği gibi yaratan ve sorumluluklar yükleyip sonra da bundan hesaba çekecek olan Allah’tır.” Kulağa duymayı, göze görmeyi, balığa yüzmeyi, kelebeğe uçmayı, toprağa bitki çıkarmayı ve ağaca çiçek açıp meyve vermeyi öğreten Allah, işte bize de ayetleriyle Kendisine kulluk etmeyi öğretiyor. Rabbimin ayetleriyle bildirdiği, yasalarıyla hükmettiği yoldan daha doğru bir yol yoktur.

51-54

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

51-54 Firavun bunun üzerine Musa’ya, “Peki öyleyse, Allah’tan başka Rab ve ilahlar edinmiş olan önceki kavimlerin durumu ne olacak? Onlar da mı azaba uğratılacak?” dedi. Musa da, “Onların durumları Rabbimin yasaları ile belirlenmiştir, haklarında ne karar verileceğini yalnızca O bilir. Benim Rabbim asla yanılmaz ve unutmaz ve O, öyle bir Allah’tır ki yeryüzünü kullarının rahatı için bir döşek gibi yaymış, orada yollar, geçitler açmış, gökten yağmur indirip, topraktan çeşit çeşit ve çift çift bitkiler çıkarıp, hem insanları hem de hayvanları nimetleriyle beslemektedir. Şüphesiz bütün bunlar Allah’ın kâinatta olanların Rabbi ve ilahı olduğunun apaçık delilleridir. Bunu ancak, aklını kullanıp da düşünenler anlayıp kavrarlar.”

MEAL AÇIKLAMASI

51. Fakat kendini âciz bırakan bu cevap karşısında şaşkına dönen Firavun konuyu değiştirmek amacıyla Musa’ya dedi ki: “Peki Allah’tan başka Rab ve ilahlar edinmiş olan önceki kavimlerin durumu nedir? Sizin bana getirdiğiniz bilgilerden onların haberi yoktu. Atalarımız bâtıl yolda mıydı? Eğer onlar cehennemlikse, her şeye yolunu gösteren Rabb’in onları neden doğru yola iletmedi? Yok cennetlik iseler, o hâlde biz neden cehennemlik olalım? Onlar nereye gittiler? Rabb’leri kimdi? Sözünü ettiğin Allah’ı tanımadan öldülerse durumları ne olacak? Rabbin neden onlara doğru yolu göstermedi? Onlar da mı azaba uğratılacak? Onlara nasıl muamele edilecektir?

52. Musa soğukkanlı bir şekilde dedi ki: ” Rabbim hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Onlar hakkında en doğru hükmü verecektir. Onların şaşmaz bilgisi Rabbimin katında levh-i mahfuz adı verilen bir kitaptadır, Rabbimin yasaları ile belirlenmiştir, haklarında ne karar verileceğini yalnızca O bilir. Bütün hayatları, sevapları ve günahları kayıtlıdır. Hiç endişen olmasın. Benim Rabbim ne yanılır ne de unutur! Sen onları bırak! Sen kendinden sorumlusun! Onlardan sorumlu değilsin!”

53. Mûsa sarayda yankılanan gür sesiyle Rabb’inin ayetlerini okumaya devam etti: : O öyle bir Allah’tır ki, siz kullarının rahatı için yeryüzünü hızla döndüğü halde sarsılmayasınız diye, adeta bir döşek, bir beşik yapan, hayatınızı kolaylaştırmak için size yollar geçitler açan ve hayatın devamı için gökten bulutlar vasıtasıyla yağmur indirendir.” Peki o yağmur inince, şu ölü topraktan bitkileri çıkaran kim? Bu konuda Rabbimiz şöyle diyor: Böylece o su ile topraktan çeşitli bitkilerden çift çift çıkardık hem insanları hem de hayvanları nimetlerle besledik.

54. Bütün bu ürünlerden, Benim ikramım olarak Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda çirkinlik ve kötülükten nehyeden akıl sahipleri için, Allah’ın kâinatta olanların Rabbi ve ilahı olduğuna dair apaçık deliller dersler ve ayetler vardır. Bunu ancak, aklını kullanıp da düşünenler anlayıp kavrarlar.

55-58

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

55-58 Ey insanlar! Biz sizi topraktan yarattık, ölümünüzle birlikte yine toprağa döndüreceğiz ve sonra da tekrar oradan diriltip çıkaracağız. Doğrusu Biz, Firavun’u mucizeler ve âyetlerimizle gerçeğe, yaratılışının sebebi olan hayat nizamına davet ettik. Fakat o, hepsini yalan sayıp sırt döndü, müşrik ve kâfirlikte inatla direndi. Firavun Musa’ya dönüp, “Ey Musa! Sen sihirbazlıkla bizim nizamımızı ortadan kaldırmaya, bizi yerimizden, yurdumuzdan çıkarmaya, yönetime el koymaya mı geldin? Fakat bilesin ki biz de sana daha etkili bir sihirle karşılık vereceğiz, böylece senin bu oyununu bozup, çürüteceğiz. Şimdi sen uygun bir yer ve zaman belirle de herkesin gözü önünde seninle hesaplaşalım.” dedi

MEAL AÇIKLAMASI

55. Ey insanlar! Niçin düşünmezsiniz? Sizi topraktan yarattık, ölümünüzle birlikte yine toprağa döndüreceğiz ve baharda türlü türlü bitkileri topraktan çıkardığımız gibi bir kere daha çürümüş ve dağılmış bedenlerinizi toplayıp ruhlarınızı iade ederek diriltip oradan mahşere çıkaracağız. Topraktaki dirilişi görmüyor musunuz? İşte sizin de dirilişiniz böyle olacaktır. Bir bakarsınız toprak üstünde bir şey yok. Sonra onu diriltiriz de şaşar kalırsınız. Sizi de dirilteceğiz. Şaşıp kalmayasınız diye uyarıyoruz!

56. Andolsun ki yapılan bu tebliğ ile Firavun’a ayetlerimizin, mucizelerimizin tümünü gösterdik yaratılışının sebebi olan hayat nizamına davet ettik, fakat oyine de o peygamberlerimizi ve tebliğ ettiklerini yalanladı ve ayak diretti, müşrik ve kâfirlikte inatla direndi.

57. Firavun Zulüm saltanatının yıkılacağı kuşkusuyla ve yandaşları nezdinde Mûsâ’nın büyük bir tehdit olduğu algısını uyandırmak için Musa’ya dönüp Dedi ki: “ Ey Musa! Asıl amacın ne, yoksa Sen, büyünle bizi yurdumuzdan çıkarmak, malımızdan mülkümüzden etmek bizim nizamımızı ortadan kaldırmak, yönetime el koymak için mi geldin?

58. Eğer öyle bir amacın varsa Muhakkak, bilesin ki biz de sana karşı benzer daha etkili bir büyü getireceğiz, böylece senin bu oyununu bozup, çürüteceğiz.  Senin niyetin insanların kafasını karıştırıp ikilik çıkarmak! Büyüleyen sözlerinle insanları kandırıp düzenimizi bozmak. Şimdi sen kendinle bizim aramızda bir buluşma yer ve zamanı belirle. Senin de bizim de karşı olmayacağımız uygun bir yer olsun, herkesin gözü önünde seninle hesaplaşalım.

59-60

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

59-60 Musa da Firavun’a, “O zaman bayram günü, halkın toplandığı kuşluk vaktinde; meydanda, halkın önünde buluşalım.” dedi. Bunun üzerine Firavun sihirbazlarını toplayıp, hazırladı, nihayet buluşma günü bir araya geldiler.

MEAL AÇIKLAMASI

59. Musa da Firavun’a ilâhî vahyin yönlendirmesiyle, Dedi ki: “Buluşma ve haklılığımızı ispatlama zamanımız ülkenin ulusal bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun ki herkes gerçekleri görüp anlasın.” Firavun da, bu teklifi kabul ederken Mûsâ’nın itibarını halkın gözü önünde sıfırlamak istiyordu.

60. Bunun üzerine teklifi kabul eden Firavun oradan ayrılıp gitti, hilesini gerçekleştirecek en usta büyücülerini Musa’ya karşı tuzak kurmak üzere sarayında topladı, adamlarına talimatlar verdi, hazırlığını gözden geçirdi. Hep birlikte Musa’nın esas aldığı bilgileri, ilkeleri, yasaları çürütecek plan yaptılar. Sonra buluşma günü bir araya geldiler. Bütün halk olanları duymuş merakla bekliyordu. Bugüne kadar Firavuna, Firavunluk düzenine kimse bir şey diyememişti. Musa’nın cesaretine hayran kalmışlar, Firavunun adamlarının ne yapacağını merak ediyorlardı.

61

MEAL

61. Musa onlara dedi ki: “Yazık size! Allah’a karşı yalan uydurmayın. Sonra bir azapla sizin kökünüzü kurutur. Yalan uyduran perişan olmuştur.”

MUSTAFA ÇEVİK

61 Musa Firavun’a, onunla birlikte gelenlere ve halka seslenerek, “Allah’tan başkalarını da Rab ve ilah edinip, onları Allah’a ortak koşmakla hem kendinize yazık ediyor hem de Allah’a nankörlük edip, isyan ve iftira etmiş oluyorsunuz. Bundan vazgeçip de, Allah’ın sizleri yaratma sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmezseniz, Allah sizleri korkunç bir azapla cezalandırıp, kökünüzü kurutur. Şüpheniz olmasın ki Allah’ın davetini kabul etmeyenlerin sonu hep hüsran olmuştur.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

61. Musa bir peygamber olarak onları dinine davet etti. Onlar da Firavun gibi Mûsâ’yı yalanladılar. Bunun üzerine Mûsâ, karşısındaki sihirbazları uyarmak için onlara, dedi ki: “ Sırf Firavun’un gönlü olsun diye sihir yaparsanız Yazıklar olsun size! Allah’tan başkalarını da Rab ve ilah edinip, onları Allah’a ortak koşmakla hem kendinize yazık ediyor hem de Allah’a nankörlük edip, isyan ve iftira etmiş oluyorsunuz. Doğrusunu bildiğiniz halde Allah’a karşı yalan uydurmayın. Sonra vazgeçip de, Allah’ın sizleri yaratma sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmezseniz Allah sizleri korkunç bir azapla cezalandırıp, sizin kökünüzü kurutur. Şüpheniz olmasın ki Allah’a iftira eden, Yalan uyduran ve Allah’ın davetini kabul etmeyenler baştan kaybetmiş demektir, eninde sonunda perişan olur unutmayın.”

62-64

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

62-64 Musa’nın bu sözleri üzerine Firavun ile önde gelen danışmanları kendi aralarında gizlice konuşarak, “Bu Musa ile kardeşinin niyeti apaçık ortaya çıktı. Bunlar bizim tahmin ettiğimiz gibi sihirbazlık sanatını kullanarak halkı etkilemek, onları bize karşı ayaklandırıp mevcut nizamı yıkmak ve yönetimi ele geçirip ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek istiyorlar.” diyerek Musa hakkındaki kararlarını kesinleştirdiler. Ardından da sihirbazları çağırıp Musa’yı mağlup etmeleri hususunda bütün marifetlerini ortaya koymaları ve bunu mutlaka başarmaları gerektiğini söylediler.

MEAL AÇIKLAMASI

62. Musa’nın bu cesur ve pervasız sözleri üzerine büyücüler endişe ve korkuyla bir an için tereddüde düşerek, başlangıçta çok hevesli oldukları bu işten vazgeçmek istediler. işlerini aralarında yeniden tartıştılar ve durumu gören Firavun ve adamları olaya müdahale ederek sihirbazlarla gizlice konuştular.

63. Ve halka karşı Firavunun hoşuna gidecek bir açıklama yapmaya karar verip Dediler ki: “ Bu Musa ile kardeşinin niyeti apaçık ortaya çıktı. Mûsâ ve kardeşi kesinlikle büyücüdürler. Bize yol gösteren Firavuna karşı çıkarak Firavunluk düzenini yıkmak istiyorlar Bunlar muhakkak bizim tahmin ettiğimiz gibi, büyüleriyle halkı etkilemek, onları bize karşı ayaklandırıp mevcut nizamı yıkmak ve yönetimi ele geçirip ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu (dininizi) yok etmek isteyen iki büyücüdür diyerek Musa hakkındaki kararlarını kesinleştirdiler.

64. Firavun, sihirbazlara şöyle dedi: Onun için Büyü ile ilgili bütün marifetlerinizi tuzaklarınızı toplayın sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen umduğuna erer.”

65-71

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

65-71 Böylece meydana çıkan sihirbazlar da Musa’ya, “Ey Musa! Hünerini önce sen mi ortaya koyacaksın, yoksa biz mi? dediler. Musa da sihirbazlara, “Önce siz hünerlerinizi ortaya koyun.” dedi. Bunun üzerine sihirbazlar ellerindeki iplerini ve sopalarını yere attılar. İpler, sopalar sihirbazlık hilesi ile yılan gibi hareket ederek Musa’ya doğru gelmeye başladı, bu durum karşısında Musa telaşlanıp, korkmaya başladı. Biz de Musa’ya, “Sakın korkma, üstün gelecek olan sensin, şimdi elindeki asanı yere bırak, asan onların sihirbazlık hilesi ile ortaya koyduklarının hepsini yutacak, onların yaptıkları göz boyamaktan başka bir şey değil ve iyi bilesin ki, sihirbazlar ne yaparlarsa yapsınlar asla başarıya ulaşamazlar” diye vahyettik. Öyle de oldu. Bunu gören sihirbazlar, Musa’nın ortaya koyduğu bu durumun, sihirbazlık sanatı ile olacak bir iş olmadığını, bunun bir mucize, Musa’nın da peygamber olduğunu anlayıp, kabul ederek, Allah’a secde edip herkesin içinde şöyle dediler: “Biz, Musa ile Harun’un Rabbine iman ettik, davetine teslim oluyoruz.” Firavun sihirbazlardan bunları duyunca, onlara: “Demek, siz benden izin almadan Musa’nın peygamberliğini kabul edip, onun yanına geçtiniz öyle mi? Anlaşılan size sihirbazlığı öğreten ustanız Musa imiş, ben de bu yaptığınıza karşılık sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hurma kütüklerine asacağım, işte o zaman anlayacaksınız Rabbinizin mi yoksa benim mi azabım daha şiddetliymiş.” dedi

MEAL AÇIKLAMASI

65. Bu tarz bir hile ve oyun kuran sihirbazlar Musa’ya Dediler ki: “Ey Musa! Ya sen at hünerini göster ya da önce atan biz olalım!” Sen mi dayandığın bilgileri, ilkeleri, yasaları ortaya koyacaksın yoksa biz mi ortaya koyalım

66. Musa da sihirbazlara “Hayır, siz atın, Önce siz hünerlerinizi ortaya koyun da marifetinizi görelim ” dedi. Bunun üzerine sihirbazlar öyle acayip hünerler ortaya dökmüşler ve halkın gözlerini büyülemişlerdi ki, onları dehşet ve korku kaplamıştı. Böylece büyük bir sihirbazlık gösterisi yapmışlardı. Birden, büyülerinden dolayı onların ipleri ve değnekleri yere attılar. İpler, sopalar sihirbazlık hilesi ile yılan gibi hareket ederek kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü. Firavunun adamları bütün maharetlerini ortaya koydular. Sırayla geliyor, Firavunluğu, Firavun düzeninin tarihini, felsefesini, ilkelerini, yasalarını, insanlara kazandırdıklarını anlatıyorlardı. Halk onların ardı ardına söylediklerinden etkilendi. Yaşadıkları düzeni zaten biliyorlardı. Yaşadığı düzen olmazsa başlarına ne geleceğini düşünmeye başladılar. Konuşmacılar bir yandan Firavun düzeninde elde ettikleri yaşam haklarından, diğer yandan düzene uymazlarsa başlarına geleceklerden söz ederek halkı ikna edici bir dille tehdit ediyorlardı. Firavun düzeni yıkılırsa hepsi altında kalırdı. O zaman ne yaparlardı? Bu sözler insanların akıllarında kalplerinde dolaşıyor, insanları zehirliyordu. Zehirlenen insanlar korkularından ne yapacaklarını şaşırdılar. Öyle ya Firavun düzeni yıkılırsa ne yaparlardı? Bugüne kadar başka bir yaşam şekli bilmiyorlardı! Üstelik Firavun çok güçlü bir hükümdardı. Orduları adamları her yere hâkimdi. Halkın gidebilecekleri bir yer yoktu. Onlar nereye giderse gitsin Firavunun gücü onlara ulaşırdı.

67. Bu yüzden Musa, telaşlanıp içinde bir korku hissetti.  Firavunun adamlarının kurduğu tuzak işe yaramıştı. Halk Musa’ya güveniyordu. Ancak anlatılanlardan şüphe duymaya başladılar. Konuşmacılar Musa’yı Firavuna karşı nankörlükle suçluyorlardı. Çünkü Firavunun ailesi Musa’yı büyütmüş, O’na güzel bir yaşam vermişti. Öyle bir hava yarattılar ki sanki Musa yıllar sonra geri dönmüş, Firavundan, Firavunluk düzeninden intikam almak istiyordu.

68. Biz de Musa’ya Dedik ki: “ Sakın Korkma! sakin ol, Şüphesiz üstün gelecek sensin sen diyerek manevi destek sağlamıştık.

69. Şimdi daha önce hünerini gördüğün Sağ elindekini at, asanı yere bırak, onların sihirbazlık hilesi ile yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü tuzağıdır, göz boyamaktan başka bir şey değildir. Büyücüler ise nereye varsa kurtulamaz, asla başarıya ulaşamazlar.” Öyle de oldu. Sen de ayetlerimizi onlara oku! Ayetlerimizin anlattığı gerçekleri onlara anlat! Dayandığın ilkeleri, yasaları, Rabbinin insanlar için emrettiği düzeni anlat! Ayetlerimizle anlatılan gerçekler onların yalanlarını yok edecektir. Onların yaptığı sadece sihirli sözler söylemekten ibarettir. Hiçbir sihirli söz ayetlerimizle anlattığımız gerçeklerin önüne geçemez. Allah’a karşı yalan uyduranların hiç biri iflah olmaz. Rabbin mutlaka onları cezalandırır!” Bunun üzerine Musa ayetleri okumaya başladı. Ayetler insanların yaratılışından, Allah’ın insanlara sunduğu nimetlerden söz ediyor. Firavunun Tanrı değil insan olduğunu vurguluyordu. Firavun düzenini ayakta tutan şey etrafındaki dalkavukların yalanlarından ibaretti. Halk yalanlara inanmazsa dalkavukların söylediklerinin hiçbir anlamı yoktu. Allah bütün insanları eşit yaratmış. Herkese aynı hakkı vermişti. Firavun haksız bir şekilde kendini insanlardan üstün görüyor. Yine haksız bir şekilde Allah’ın yarattığı insanlara egemen olmak için yasalar koyuyor. İnsanları köleleştiriyordu. Hâlbuki Firavunlar da doğuyor, büyüyor, hastalanıyor, ölüyorlardı. Bu gerçeği kendini Tanrı ilan eden Firavun bile değiştiremiyordu. O hâlde, ey müminler; siz de zamanınızın Mûsâ’sı olup zalimlerin karşısına Allah’ın ayetleriyle çıkınız. Böylece zalimler bir kez daha yenilgiye uğrayacak, hatta onların “sihirbazları” bile, hakikatin gücü karşısında teslim olmaktan kendilerini alamayacaklardır

70. Firavunun düzenini savunanlar ortaya koydukları yalanın farkındaydılar. Zaten aralarında anlaşarak Musa’ya tuzak hazırlamışlardı. Ancak Allah’ın ayetleri okununca yaptıkları hatanın farkına vardılar. Bir hiç olan Firavunu üstün göstermeye çalışanlar onlardı. Onlar olmasaydı Firavun da, Firavunun düzeni de yıkılır giderdi. Mûsâ asasını atınca, asa sihirbazların bütün sihirlerini yuttu. Bunun üzerine büyücüler Musa’nın ortaya koyduğu bu durumun, sihirbazlık sanatı ile olacak bir iş olmadığını, bunun bir mucize, Musa’nın da peygamber olduğunu anlayıp, kabul ederek, secdeye kapandılar. Ve herkesin içinde: Biz, Harun ve Musa’nın Rabbine iman ettik, davetine teslim oluyoruz ” dediler. Firavun ne diyeceğini ne yapacağını şaşırdı.

71. İktidarının güç kaybetmesinden, halkın üzerindeki otoritesinin sarsılmasından endişe eden ve öfkeden çıldıran Firavun sihirbazlardan bunları duyunca onlara dedi ki: “Ben size izin vermeden önce Musa’nın peygamberliğini kabul edip, onun yanına geçerek ona iman mı ettiniz? Demek siz, Mûsâ adına çalışan birer ajandınız. Anlaşılan o size büyüyü öğreten ustanız ve büyüğünüzmüş. Nasıl da düşünemedim; ta başından beri bunu plânlayıp bana oyun oynadınız. Fakat bu size çok pahalıya mal olacak Öyleyse ben de bu yaptığınız dönekliği yanınıza bırakmayacağım, sizin bu yaptığınıza karşılık ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma dallarına asacağım, işte o zaman anlayacaksınız. Siz de hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu bileceksiniz, Rabbinizin mi yoksa benim mi!”

72-73

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

72-73 Sihirbazlar da dönüp Firavun’a şöyle dediler: “Musa’dan duyup gördüğümüz apaçık gerçekler ortada dururken, senin Rabliğini kabul edecek değiliz. Elinden geleni ardına koyma, ama bizi asla Rabbimizin davetine iman etmekten vazgeçiremezsin, senin hükmün ancak kısacık olan şu dünya hayatında, senin peşinden gidenlere geçebilir. Biz yaratılış sebebimiz olan, bizi şerefli, onurlu ve özgür kılacak Rabbimizin davet ettiği hayat nizamına yöneldik, umut ediyoruz ki Rabbimiz, sihirbazlık yaparak göz boyama işlerimizden dolayı bizi bağışlar. Hayırlı ve devamlı olan Rabbimizin katında olandır.” dediler

MEAL AÇIKLAMASI

72. (Büyücüler) dönüp Firavun’a dediler ki: ” Şu andan itibaren Bize gelen Musa’dan duyup gördüğümüz açık delillere ve bizi yaratana seni tercih etmeyeceğiz, senin Rabliğini kabul edecek değiliz. Hem senden korkmuyoruz; Sen ne hüküm veriyorsan ver. Elinden geleni ardına koyma, ama bizi asla Rabbimizin davetine iman etmekten vazgeçiremezsin. unutma ki, Sen ancak şu kısacık dünya hayatında senin peşinden gidenlere hükmünü yürütebilirsin, sen de bir yaratılmış iken, biz seni yaratana tercih etmeyiz diyerek imanlarında sağlam durmuşlardı.

73. Biz, bilmeden yaptığımız hatalarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik, yaratılış sebebimiz olan, bizi şerefli, onurlu ve özgür kılacak Rabbimizin davet ettiği hayat nizamına yöneldik, umut ediyoruz ki Rabbimiz, sihirbazlık yaparak göz boyama işlerimizden dolayı bizi bağışlar. Allah’ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır” dediler. Böylece, sabahleyin Mûsâ’ya meydan okuma cüretini gösteren sihirbazlar, aynı günün akşamı şehâdet şerbetini içerek en yüce makâma ulaştılar. Bu olay, Firavunun bütün suçlamalarını anlamsız kılmış ve Hz. Mûsâ’nın Peygamberliğini gözler önüne sermişti.

74

MEAL

74. Kim Rabbine suçlu olarak gelirse ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de yaşar.

MUSTAFA ÇEVİK

74 Gerçek şu ki kim, Rabbinin huzuruna, davetinden yüz çevirmiş olarak gelirse, onun yeri cehennemdir, orada ne ölüm vardır ne de oradan kurtuluş.

MEAL AÇIKLAMASI

74. Firavuna ve onun izinden yürüyenlere gelince: Gerçek şu ki davetinden yüz çevirmiş olarak Kim Rabbine iman etmeden suçlu ve günahkâr olarak gelirse ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de mutlu bir hayat sürerek yaşar, kurtuluş yoktur.

75-76

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

75-76 Rablerinin huzuruna O’ndan başka Rab ve ilah edinmemiş, böylece şirk ve küfürden arınmış olarak gelenler ise en yüksek makamlarla mükâfatlandırılacaklar ve içlerinden ırmaklar akan en güzel nimetlerin bulunduğu cennetlerde daimi olarak kalacaklardır. Arınmış olanların ödülleri işte böyle olacak.

MEAL AÇIKLAMASI

75. Mûsâ ve ona iman edenler örneğinde olduğu gibi Kim de imanına yaraşır salih ameller işlemiş, Rablerinin huzuruna O’ndan başka Rab ve ilah edinmemiş, böylece şirk ve küfürden arınmış bir mü’min olarak gelirse işte onlar için yüksek dereceler vardır.

76. İçinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan sınırsız mutluluk diyarı olan Adn cennetleri vardır. İşte bu, Tertemiz bir hayat yaşayarak kötülüklerden arınanların mükâfatıdır.

77-79

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

77-79 Firavun İsrailoğullarına zulüm ve baskısını daha da artırınca, Biz de Musa’ya şöyle vahyettik: “Kullarımla birlikte geceleyin yola çıkın ve korkmayın. Denize gelince de asanı suya vur, size oradan kuru bir yol açacağız, arkanızdan gelmekte olan Firavun ve ordusundan da endişe etme.” Denizde açılan yoldan geçen İsrailoğullarının peşi sıra onları takip eden Firavun ve ordusu, denizin kapanmasıyla sularda boğuluverdi. Firavun doğru olanı kabul etmemiş, halkına da engel olmuş, halkı da körü körüne onun peşine düşmüştü.

MEAL AÇIKLAMASI

77. Andolsun ki Firavun İsrailoğullarına zulüm ve baskısını daha da artırınca, Biz de Musa’ya: “Kullarımla birlikte size vaat edilen topraklara doğru tedbir olsun diye geceleyin yola çık. Firavunun size yetişmesinden korkmayın. Yol üzerindeki sularda boğulmaktan endişe etmeyin. Yol güzergâhında su engelleriyle karşılaşırsan kullarım için Kızıldeniz sahiline geldiğinde, asanı suya vur ve Allah’ın izniyle mucize olarak tünel gibi kuru bir yol aç!” diye vahyettik. O da sözümüzü yerine getirmişti.

78.  Firavun, İsrâiloğullarının Mısırdan ayrıldığını öğrendi ve ordusuyla birlikte peşlerine düştü ve Kızıldeniz’de onlara yetişti. Mûsâ asasıyla denize vurdu, iznimizle deniz ikiye yarıldı ve İsrâiloğulları denizde açılan yola girdiler. Firavun bu mucizeyi gördüğü halde ders almak yerine ordusuyla birlikte denizde açılan yola girerek takibi sürdürdü. Ne var ki, İsrâiloğulları karşıya sağ salim geçtikten sonra, deniz, açılan yolda ilerlemekte olan Firavun ve adamlarının üstlerine dev dalgalarla kapanıp onları kuşatarak içine aldı ve boğulup gittiler.

79. Firavun bir lider olarak kavmini saptırdı, halkına da engel oldu, halkı da körü körüne onun peşine düştü ve onları doğru yola yöneltmedi. Kendi bencilliği, kendi çıkarları için toplumunu kullandı.

80-82

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

80-82 Ey İsrailoğulları! İşte böylece, sizi Firavun’un zulmünden kurtardık ve sonra Sina Dağı’nın sağ yamacında Allah’tan başka Rabler ve ilahlar edinmeyeceğinize dair sizden söz aldık. Ardından da size çölde nimet olarak bıldırcın ve kudret helvası gönderip rızıklandırdık ve dedik ki: “Size rızık olarak ikram ettiğimiz helal ve temiz nimetleri yiyin, fakat sakın nankörlük edip azmayın, doğru olandan sapmayın, aksi takdirde gazabımı hak etmiş olursunuz. Kim de Benim gazabımı hak ederse kendine yazık etmiş olur. Her kim de şirkinden, küfründen ve tüm günahlarından tövbe edip de Allah’ın davetine yönelerek sorumluluklarını yerine getirirse, Allah merhamet eden ve bağışlayandır.”

MEAL AÇIKLAMASI

80. Ey İsrailoğulları! İşte böylece Sizi düşmanınızdan veFiravun’un zulmünden kurtardık, Tur’un (Sina Dağı’nın) sağ yanında bir antlaşma yaptık, Allah’tan başka Rabler ve ilahlar edinmeyeceğinize, emirlerime uyacağınıza dair sizden söz aldık ve o verimsiz çölde nimet olarak size taşların arasından çıkan suyu ikram ederken, yanına katık olsun diye de kudret helvasıyla kızartılmış bıldırcın eti gönderdik. Verimsiz çöllerde; gökten çiğ damlası gibi dökülen, yerden mantar gibi biten tatlı bir gıdayla sizi besledik, gelip ayaklarınızın dibine düşen bıldırcın sürülerini üzerinize gönderdik.

81. ve dedik ki: Size rızık olarak verdiklerimizin helal ve temizlerinden yiyin ve bu konuda ölçüyü aşıp haddinizi aşarak, şımararak, şükür etmeyerek, taşkınlık etmeyin sakın nankörlük edip azmayın, doğru olandan sapmayın. Birbirinize haksızlık yaparak verdiklerime sahip çıkmayın! Verilenleri adalet içinde paylaşın! Yoksa gazabım üzerinize iner. Benim gazabıma uğrayan kimse bilsin ki, gerçekten tepe taklak uçuruma yuvarlanır, kendine yazık ederek helak olur ve ateşe atılır..

82. Şüphesiz Benim rahmetim gazabımı geçmiş ve her şeyi kuşatmıştır. O yüzden ben şirkinden, küfründen ve tüm günahlarından tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen yasalarıma göre yaşayan, yararlı işler yapan sonra Allah’ın davetine yönelerek sorumluluklarını yerine getirip hidayete eren kimse için çok bağışlayıcıyım.

83-85

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

83-85 Musa bir süre sonra Allah’tan yeni mesajlar almak ve kavmine iletmek için aceleyle Sina Dağı’na tekrar gelince, Allah ona, “Ey Musa! Kavminin başından ayrılıp gelmekte niçin bu kadar acele ettin?” dedi. Musa da, “Rabbim onlar benim yolumu izlemekteler, ben de Senin mesajlarını bir an önce almak, Senin hoşnutluğunu kazanmak için acele geldim.” deyince, Allah ona, “Ey Musa! Sen öyle diyorsun ama Biz senin yokluğunda onları sınadık, onlar da Samiri’ye uyup yoldan çıktılar.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

83. Hani Mûsâ, Rabb’iyle buluşmanın özlemiyle, bir an önce huzurumuza gelmek üzere kavmini bırakıp Sînâ dağına çıkmıştı. Oysa yüzyıllarca tutsaklık hayatı yaşadıktan sonra özgürlüğe daha yeni adım atmış olan bu insanların, beklenen olgunluk seviyesine ulaşıncaya dek başıboş bırakılmamaları gerekiyordu. Bu yüzden Musa bir süre sonra Allah’tan yeni mesajlar ve Tevrat ayetlerini almak ve kavmine iletmek için aceleyle Sina Dağı’na tekrar gelince, Allah ona “Seni birlikte yola çıktığın ve senin rehberliğine ihtiyacı olan yetmiş kişilik kavminden çabucak ayrılmaya yönelten sebep nedir, ey Musa?”

84. Musa da Dedi ki: “ Rabbim Onlar da inanç ve davranışta benim izimdedirler. Rabbim! Hoşnut olman, senin rızanı kazanmak ve Senin mesajlarını bir an önce almak için sana gelmekte acele ettim.”

85. Bunun üzerine, (Allah) dedi ki: “ Ey Musa! Biz kavminden ayrılıp yerine Hârûn’u bıraktıktan sonra her kavmi sınadığımız gibi senin kavmini de ağzı iyi lâf yapan birkaç münâfıkla karşılaştırarak imtihan ettik. Eski dinindeki bâtıl inançları tevhid dinine taşıyan Sâmirî adındaki bir Mısırlı, yaptığı buzağı heykeline tapmalarını sağlayarak onları şaşırtıp saptırdı.” Allah, bu kişinin kavmini yoldan çıkardığı bilgisini Mûsâ’ya verdi.

86

MEAL

86. Bunun üzerine Musa öfkeli ve tasalı olarak kavmine döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Aradan geçen zaman size uzun mu geldi yoksa Rabbiniz katından üzerinize bir gazap inmesini mi istediniz ki bana olan sözünüzden döndünüz?” dedi.

MUSTAFA ÇEVİK

86 Musa bunu duyunca öfke ve üzüntü ile kavmine döndü. Yanlarına gelince onlara çıkışıp, “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmuştu, bu vaadin yerine geleceği zaman size çok mu uzun geldi de, beklemeyip Rabbinizden umut kesip doğru yoldan ayrıldınız? Yoksa siz Rabbinizin azabına uğramak mı istiyorsunuz, bu yüzden mi Allah’a ve bana verdiğiniz sözden döndünüz?” diyerek onları azarladı.

MEAL AÇIKLAMASI

86. Bunun üzerine Musa öfkeli ve tasalı olarak kavmine döndü. “ Yanlarına gelince onlara çıkışıp, Ey kavmim! Rabbiniz Tevhid inancından sapmadığınız müddetçe, iman edip salih amel işleme sözünüze karşılık size her türlü nimeti bahşedeceğine dair güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Aradan geçen ve bu vaadin yerine geleceği zaman size uzun mu geldi de, beklemeyip Rabbinizden umut kesip doğru yoldan ayrıldınız? Niye sabırsız davrandınız! Yoksa Rabbiniz katından üzerinize bir gazap inmesini mi istediniz ki Allah’a ve bana olan sözünüzden döndünüz ve buzağıya taptınız?” diyerek onları azarladı.

87-88

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

87-88 Kavmi de Musa’ya dönüp, “Biz Rabbimize ve sana verdiğimiz sözden kasıtlı olarak ve isteyerek dönmedik. Yanımızda Mısır halkından haksız yere aldığımız ziynet eşyaları vardı, biz de onların vebalinden kurtulmak için ateşe attık. Samiri de bizimle birlikte kendinde olanları attı, sonra da ateşte erimiş olanları çıkarıp bir kalıba dökerek ondan da rüzgârla böğürme sesi çıkaran bir buzağı heykeli yaptı. Ardından işte bu bizim de, Musa’nın da ilahı ama Musa geçmişini unuttu, bize de unutturmaya çalışıyor diyerek bizi yanılttı.” dediler.

MEAL AÇIKLAMASI

87. Kavmi de Mûsâ yokken olanları anlatmak için Musa’ya dönüp Dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza kasıtlı olarak ve isteyerek dönmedik. Ancak bu hususta yanıltıldık, şöyle ki: Senin Tûr dağından geri dönmen gecikince, Sâmirî bu gecikmenin sebebinin, işlemiş olduğumuz bir günahtan ötürü olduğunu söyledi. Yanımızda Mısır halkından haksız ve izinsiz yere aldığımız ziynet eşyaları vardı. Onları Yaşadığımız vicdan azabı nedeniyle ve vebalinden kurtulmak için (ateşe) attık. Aynı şekilde görüşlerine çok değer verdiğimiz saygıdeğer büyüğümüz Sâmirî de bize bu konuda önayak oldu, bizimle birlikte kendinde olanları attı.” İsrâiloğulları Mısır’da putlara tapıyordu. Hâlâ görünmeyen bir ilaha iman içlerine sinmemişti. Gözlerinin gördüğü, dokunabilecekleri bir ilah arayışına girmişlerdi

88. Sonra ateşte erimiş olanları çıkarıp bir kalıba dökerek onlara rüzgârla böğüren buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Sizin ilâhınız da Musa’nın ilâhı da işte budur. Fakat Musa geçmişini, gerçek tanrısını burada unuttu bize de unutturmaya çalışıyor diyerek bizi yanılttı Ama farkında değil. Onu dağ başlarında aramaya gitti” dediler.

89-91

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

89-91 İsrailoğulları ilah olarak kendilerine yol göstermesini, sorunlarına çare olmasını bekledikleri heykelin, kendilerine hiçbir yararının dokunamayacağını düşünmeden Samiri’ye uymuşlardı. Hâlbuki Harun, Musa Sina Dağı’ndan dönmeden önce de onları uyarıp, “Ey kavmim! Siz bu buzağı heykeli ile ayartılıp, saptırılmaktasınız, sizin gerçek Rabbiniz ve ilahınız Allah’tır ve O sınırsız rahmet sahibidir. Buzağıyı kutsallaştırıp sapıklaşmayın, bana itaat edin.” demişti. Onlar da Harun’a, “Musa geri dönüp gelinceye kadar, geçmişteki inancımızın sembolü olan ve bize yardım edip, yol göstereceğine, bizi koruyacağına inandığımız bu buzağı heykeline saygı gösterip, önünde boyun büküp, yardımına sığınacağız.” diyerek cevap verdiler.

MEAL AÇIKLAMASI

89. Yıllardır Mûsâ’dan tevhid dersi alan İsrailoğulları ilah olarak kendilerine yol göstermesini, sorunlarına çare olmasını bekledikleri heykelin, Kendilerine bir sözle cevap veremediğini ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar dokundurma gücünün olmadığını görmüyorlar mıydı? Bunu düşünmeden Samiri’ye uymuşlardı.

90. Andolsun ki Harun onlara Musa Sina Dağı’ndan dönmeden daha önce: “Ey kavmim! Şüphesiz siz bununla imtihan olundunuz bu buzağı heykeli ile ayartılıp, saptırılmaktasınız. Yaptığınız büyük bir hatadır. Maalesef bu sınavı kaybettiniz. Gelin tövbe edin. Sizin gerçek Rabbiniz ve ilahınız çok merhametli olan Rahman’dır. Ben de onun peygamberiyim. O sınırsız rahmet sahibidir. Sakın Samiri’ye uyarak Buzağıyı kutsallaştırıp sapıklaşmayın. Umulur ki, sizi affeder. Tövbe ederseniz sizi şefkatiyle karşılar. Size af kapılarını açar. Onun için Rabbinize karşı yaptığınız hatalardan dolayı tövbe edin. Haydi şimdi Siz bana uyun ve emrime itaat edin ” demişti.

91. Onlar da Hatada ısrar ederek Harun’a Dediler ki: “Musa bize dönünceye kadar geçmişteki inancımızın sembolü olan ve bize yardım edip, yol göstereceğine, bizi koruyacağına inandığımız bu buzağı heykeline saygı gösterip, önünde boyun büküp, yardımına sığınacağız, ona tapınmaktan geri durmayacağız.” Servet ve şehvet düşkünlüğümüzün alâmeti olan bu altın heykele tapınacağız.

92-94

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

92-94 Musa kavminin yanına dönünce önce kardeşi Harun’a çıkışıp, şöyle dedi: “Ey Harun! Bunların yoldan çıktıklarını gördüğün halde neden engel olmayıp da benim emrime karşı geldin, seni bundan alıkoyan neydi?” Harun bir yandan böyle söylenen, bir yandan da sakalını çekiştiren Musa’ya, “Ey anamın oğlu! Saçımı sakalımı çekiştirmeyi bırak da önce beni bir dinle. Ben “İsrailoğullarının arasına ayrılık tohumları saçıp, onların bölünmesine sebep oldun, bunları bir arada tutamadın”, diyeceğinden korkup çekindiğim için daha fazla müdahale edemedim, beni hiç dinlemediler.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

92. (Musa) kendi yokluğunda olanları dinledikten sonra kavminin yanına dönünce önce kardeşi Harun’a çıkışıp, sert bir ses tonuyla dedi ki: “Ey Harun! Onların sapıttıklarını, yoldan çıktıklarını gördüğünde seni bundan engelleyen neydi! Niye bu dalâlet ve rezalete mâni olmadın?

93. Giderken sana yapman gerekenleri söylemiştim. Neden bana uymadın? bütün bunlara engel olmamakla Emrime karşı mı geldin? Neden onlar doğru yoldan saptıklarında engel olmadın? diyerek onu sıkıştırmıştı.

94. (Harun) bir yandan böyle söylenen, bir yandan da sakalını çekiştiren Musa’ya dedi ki: “Ey annemin oğlu! Sakalımdan ve başımdan tutma, önce beni bir dinle! Ben Sâmirî’nin yaptıklarına zorla engel olduğum takdirde, Sâmirî’nin dediklerine inananlar ile bana tâbi olanlar arasında savaş çıkmasından korktum. Ben: Aslında olaya müdahale edebilirdim ama “İsrailoğullarının arasında ayrılık çıkardın, onların bölünmesine sebep oldun ve sözümü tutmadın” demenden korktum beni hiç dinlemediler, fakat onları güzel bir üslûp ile hakka davet etmekten de geri durmadım dedi.” Harun’un sözleri çok tehlikeliydi. Asıl fitne, asıl ayrılık, Allah yolundan ayrılmaktı. İnsanlar buzağı heykeli yaparken zaten Allah’ın yolundan ayrılarak fitneye düşmüşlerdi. Onları bu ayrılıştan çekip almak, gerekirse sapanlarla mücadele etmek Harun’un göreviydi. Harun bana karşı çıkarlar, beni dinlemezler diye çekinmiş, aralarında tartışma çıkarsa fitneci olacağını zannetmişti.

95-96

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

95-96 Musa bu defa da Samiri’ye dönerek, “Sen söyle bakalım ey Samiri! Senin amacın neydi, niçin bu sapıklığı yeniden gündeme getirdin?” Samiri de Musa’ya, “Ben senin davetine onların gözüyle bakmadım, onlar gibi iman edip inanmadım, gözle görülür bir ilah düşüncesi bana daha cazip geldi, gerçi ben senden de bazı şeyler öğrendim ama onlar da benim işime gelmedi, çıkarlarıma uymadı, o bakımdan senin ardından onları da kafamdan çıkarıp attım. İçimden bu heykeli yapmak geldi ve yaptım.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

95. Hârûn’un mevcut problemi büyütmemek için böyle davrandığını anlayan (Musa) bu defa da Samiri’ye dönerek: “Ya senin yaptığın nedir, söyle bakalım ey Sâmiri?” dedi. Senin amacın neydi, niçin bu sapıklığı yeniden gündeme getirdin? Hz. Musa’nın bu sözü, hiç kimseyi yargısız infaza tabi tutmamak gerektiğinin delilidir.

96. Samiri de Musa’ya hem durumunu mazur göstermek hem de Mûsâ’yı övüp yücelterek muhtemel bir cezadan kurtulmak amacıyla, derhal bir yalan uydurarak Dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm, Neyi gördün?” dersen, sana vahiy getiren meleği gördüm ve elçinin (Cebrail’in) ayak izinden bir avuç (toprak) aldım ve berekete vesile olur ümidiyle onu (buzağı heykelinin içine) attım. Böylece buzağı heykeli canlıymış gibi böğürmeye başladı. Biz de bunu Rabbimizin bir mucizesi sanıp secdeye kapandık. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi.” Ayrıca ben, Tanrıyı gözle görülemez, elle tutulamaz soyut bir varlık olarak tanımlayan bu inanç sisteminin, diğer müminlerin göremedikleri birtakım eksiklikler, yanlışlıklar içerdiğini gördüm. Bu yüzden, Peygamberin izinden, yani onun bıraktığı ilkelerden bir kısmını alıp dinin muhtevasından çıkardım. Bunu kötü niyetle yapmadım; böyle yapmamın iyi olacağı içime doğdu. Ben senin davetine onların gözüyle bakmadım, onlar gibi iman edip inanmadım. Gözle görülür bir ilah düşüncesi bana daha cazip geldi, gerçi ben senden de bazı şeyler öğrendim ama onlar da benim işime gelmedi, çıkarlarıma uymadı, o bakımdan senin ardından onları da kafamdan çıkarıp attım. İçimden bu heykeli yapmak geldi ve yaptım.” dedi

97-98

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

97-98 Bunun üzerine Musa Samiri’ye, “Defol git karşımdan, bir daha gözüme görünme, bundan sonra bizler tarafından hep dışlanacak ve yalnızlığa terk edileceksin, ölümünden sonra da asla kaçıp kurtulamayacağın bir azaba mahkûm edileceksin, şimdi şu senin ilah diye insanların önüne koyduğun heykeli de yakıp, küllerini denize atacağız, bak bakalım buna engel olabilecek gücü var mı? Senin de bizim de tek ve gerçek ilahımız Allah’tır. O, sınırsız ilmiyle her şeyi yaratmış ve nizamlarını kurmuştur.”

MEAL AÇIKLAMASI

97. Bu yalana inanmayan (Musa) Samiri’ye dedi ki: “ Defol Git karşımdan, bir daha gözüme görünme bundan sonra bizler tarafından hep dışlanacak ve yalnızlığa terk edileceksin! Bu yaptıklarına karşılık bir ceza olarak devası olmayan bir hastalığa yakalanacaksın ve Senin hayat boyunca yapacağın ” Yanıma yaklaşmayın, bana dokunulmasın” demek olacaktır. Bu toplumdan tamamen dışlanacak, bir vahşî gibi yapayalnız yaşamaya mahkûm olacaksın. Bu, işlediğin suçun dünyadaki cezasıdır. Senin için ölümünden sonra ne yaparsan yap kendisinden kaçınamayacağın azap dolu bir buluşma vakti de vardır, asla kaçıp kurtulamayacağın bir azaba mahkûm edileceksin. Şimdi kendisine tapındığın altın buzağı heykeli olan şu düzmece ilâhına iyi bak! Andolsun biz şu senin ilah diye insanların önüne koyduğun heykeli de yakacak sonra da eriterek darmadağın edip küllerini toz duman halinde denize savuracağız. Bak bakalım buna engel olabilecek gücü var mı?

98. Size gelince ey İsrâiloğulları! Sizin tek ve gerçek ilâhınız ancak kendinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O ilim yönünden sınırsızdır, her şeyi yaratmış ve nizamını kurup kuşatmıştır.”

99-101

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

99-101 Ey Peygamber! Biz sana geçmişte yaşanan bu ve benzeri olup bitenleri Kur’an (zikir) ile bildiriyoruz ki, gerekli dersler çıkarılsın. Her kim Kur’an’dan yüz çevirir, onu görmezden gelir, dikkate almaz dersler çıkarmazsa, böyleleri Kıyamet Günü sırtlarında büyük bir vebalin yükünü taşıyacaklar ve bunun cezasını çekecekler.

MEAL AÇIKLAMASI

99. Ey Peygamber! İşte böyle, Biz sana geçmişlerin haberlerinden bazılarını sana ve senin şahsında muhataplarına Kur’an ile anlatıyoruz. Gerçekten katımızdan sana bütün insanlar öğüt alsın diye bir de Kur’an’ı verdik ki, gerekli dersler çıkarılsın ve gönlünü ve yolunu aydınlattık.

100. Kur’an’ın hakikati ortaya koyduğu yerde Her Kim ondan yüz çevirirse, onu görmezden gelir, dikkate almaz dersler çıkarmazsa, kitabımızda açıklanan ilkelere yasalara göre yaşamazsa; şüphesiz o kıyamet günü bir günâh yükü yüklenecektir ve korkunç bir azaba mahkûm olacaktır.

101. Bu günahın yükü öylesine ağır ki, Dünya hayatına aldanıp arzularının heveslerinin peşine takılanlar, ayetlerimize karşı yüz çevirenler Orada sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür! Onların dünyada yaptıkları şey kıyamet günü kendilerine büyük bir yük olacaktır.

102-104

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

102-104 Diriliş Günü gelip de Sûr’a üflendiğinde inkârcı ve isyancı zalimler, gözleri korkudan yuvalarından fırlayacakmış gibi dehşet içinde bir araya toplanacaklar ve sanki Biz onları duymuyormuşuz gibi kendi aralarında fısıldaşarak birbirlerine, “Dünyada herhalde on gün kadar yaşadık.” derken içlerinden biri de: “Yok canım ne on günü, ancak bir gün yaşadık.” diyecek.

MEAL AÇIKLAMASI

102. Diriliş Günü gelip de Sûr’a ikinci defa üfürüldüğü ve bütün insanların yeniden diriltildiği gün, günahkarları inkârcı ve isyancı zalimleri korkudan gözleri, donuk yuvalarından fırlayacakmış gibi kaskatı göğermiş vepişmanlıktan, donakalmış bir halde mahşerde bir araya toplayacağız.

103. Biraz sakinleştikten sonra, çok uzun zannettikleri ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadıkları dünya hayatının günleri hakkında konuşurlar ve sanki Biz onları duymuyormuşuz gibi kendi aralarında birbirlerine “(Dünyada) sadece on (gün) kaldınız” diye aralarında fısıldaşırlar ve pişmanlık duyarlar.104. Aralarında ne konuştuklarını biz daha iyi biliriz. O vakit içlerinden en iyi tahmin yürütenleri, en aklı başında olanları da: “ Yok canım ne on günü Sadece bir gün kaldınız” der.

105-109

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

105-109 Sana Kıyamet Günü dağların ne olacağını soruyorlar, onlara de ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak, bulundukları yerleri dümdüz edecek, yeryüzünde ne bir tümsek ne de bir çukur kalacak. O Gün herkes kendisinden kaçıp kurtulamayacağı bir davetçinin peşinden mahşer yerine götürülecek, artık herkes sesi kısılmış, fısıltı ve hırıltıdan başka bir ses çıkaramaz hale gelmiştir. Ve yine O Gün, Allah yaratılış amacına uygun olan hayat nizamına iman edip, gereklerini yerine getirme gayreti göstermiş olanların dışında hiç kimseye şefaat etmeyecektir.”

MEAL AÇIKLAMASI

105. Senden bu âyetleri duyan müşrikler Sana bu sağlam ve sarsılmaz gördükleri  dağların Kıyamet Günü ne olacağını soruyorlar onlar da mı yok olacak diyorlar? Ey Resûlüm onlara De ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak,

106. O dağların bulundukları Yerleri dümdüz, çırılçıplak bomboş bir hale dönüştürecektir.

107. O kadar düz ki Yeryüzünde ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin.

108. O gün bütün insanlar, mecburen hiçbir tarafa sapmadan adı İsrafil olan çağırıcıya uyarlar, herkes kendisinden kaçıp kurtulamayacağı bir davetçinin peşinden büyük mahkemeye, mahşer yerine götürülecektir. Ona karşı yan çizmek yoktur. O gün sonsuz merhametin kaynağı olan Rahman’a karşı bütün sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltı titreme, hıçkırık ve hırıltıdan başka bir şey duymazsın. Dünyadaki gibi yalanla, riyayla, araya adam sokmayla kurtulamayacaklarını anlarlar. “Ne olacak halimiz?” sözü aralarında dolaşan fısıltıdan başka bir ses değildir. Çünkü herkes bu dehşetten korkup sinmiştir. Herkes hakkında verilecek kararı merakla beklemektedir.

109. O gün, kendisine Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. Bizim Allah katındaki şefaatçilerimiz” dediğiniz sözde ilahlarınızın size hiçbir faydası olmayacak. Allah yaratılış amacına uygun olan hayat nizamına iman edip, gereklerini yerine getirme gayreti göstermiş olanların dışında hiç kimseye şefaat etmeyecektir. Hiç kimse suçluların lehine şahitlik etmeye cesaret edemez. Çünkü herkes kendi derdine düşmüştür. İman edip güzel şeyler yapanlar, yasalarımıza uyanlar onlardan ayrılmıştır.

110-111

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

110-111 Allah insanların sakladıklarını, açıktan yaptıklarını, önlerinde, arkalarında ne bıraktılarsa hepsini bilir ve herkese hak ettiği karşılığı verir. Hesap Günü ezelî ve ebedî olan, ilmi ile her şeyi yaratıp, nizamını kuran, varlığı hiçbir şeye bağlı olmayan Allah karşısında herkes saygı ile eğilip, yaptıklarının karşılığını endişe içinde bekleyecek, sonunda Allah’ın davetinden yüz çevirip suçlu ve günahkâr olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar hüsrana uğrayacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

110. O gün kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz. Çünkü O Allah, onların sakladıklarını, açıktan yaptıklarını, önlerinde, arkalarında ne bıraktılarsa hepsini, kısacası önlerindekini, şimdiye kadar işlediklerini de arkalarındakini, bundan sonra yapıp edeceklerini de, bilir ve herkese hak ettiği karşılığı verir. Onlarsa O’nu bilgi bakımından kavrayamazlar. İnsanlar yeryüzünde yaşarken her şeyi bildiklerini sanırlar. İnsanların bilme kapasitelerini dünya yaşamında sınırladık. İnsanların geleceği bilmesi mümkün değildir. Hâlbuki Rabbinin bilgisi geçmişi geleceği kuşatmıştır.

111. Hesap Günü Yüzler her zaman diri olan ve her zaman koruyup gözeten (Allah)’a saygıyla boyun eğmiştir. Ezelî ve ebedî olan, ilmi ile her şeyi yaratıp, nizamını kuran, varlığı hiçbir şeye bağlı olmayan Allah karşısında herkes saygı ile eğilecektir. Zulüm yüklenen ise kaybetmiştir. Allah’ın davetinden yüz çevirip suçlu ve günahkâr olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar hüsrana uğrayacaklardır. Huzurumuza geldiklerinde bütün yüzler yok dedikleri, varlığını inkâr ettikleri, her şeyin sahibi, mutlak yöneticisi Rabbine boyun eğmiştir. Dünyada yaptıklarından dolayı ceza görecekler perişandır. Onlara yasalarımıza uyun denildiğinde karşı çıkmışlardı. Allah’ın yasaları da neymiş biz kendi yasalarımıza uyarız demişlerdi. Yeryüzünde Allah yokmuş gibi yaşamışlar. Allah var, yasaları var, uymayanlara ceza var diyenlerle alay etmişlerdi.

112

MEAL

112. Kim de mü’min olarak salih ameller işlerse o ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.

MUSTAFA ÇEVİK

112 Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise O’nun mükâfatı ile buluşacaklar.

MEAL AÇIKLAMASI

112. Kim de mü’min olarak Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getir ve salih ameller işlerse ve bu yolda ölüm gelene kadar sebat ederse o ne zulümden haksızlığa uğratılmaktan ne de hakkının çiğnenmesinden korkar. O’nun mükâfatı ile buluşacaktır.

113

MEAL

113. İşte onu böyle Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda tehditleri çeşitli şekillerde açıkladık. Umulur ki sakınırlar ya da bu onlara bir ibret verir.

MUSTAFA ÇEVİK

113 Ey Peygamber! Biz bu Kur’an’ı sana, konuşup, anlaştığınız, okuyup, yazdığınız, apaçık Arapça dilinizin harflerinden oluşan sözlerle indirdik ki, kavmin uyarıları iyice anlayıp kavrasın ve Allah’a ortak koşmaktan sakınıp, O’ndan başka Rab ve ilahlar edinmesinler.

MEAL AÇIKLAMASI

113. Ey Peygamber! İşte onu böyle konuşup, anlaştığınız, okuyup, yazdığınız, apaçık kolay anlaşılması ve anlatılması için Arapça yani,hiç bilmediğiniz bir dilde değil,  dilinizin harflerinden oluşan bir Kur’an olarak indirdik ve onda tehditleri, uyarıları çeşitli şekillerde tekrar tekrar ele alıp açıkladık. Umulur ki kavmin uyarıları iyice anlayıp kavrar ve sakınırlar ya da bu onlara bir ibret verir, en azından gaflet uykusundan uyanmalarını ve öğüt alıp düşünmelerini sağlar ve Allah’a ortak koşmaktan sakınıp, O’ndan başka Rab ve ilahlar edinmezler. Kitapta yol gösteren bilgiler verdik. Akıl edip düşünmeleri için deliller sunduk. Her şeyi tekrar tekrar açıkladık. Gereken uyarıları defalarca yaptık. Umulur ki hata yapmaktan, yasalarımıza karşı çıkarak suç işlemekten kurtulurlar. Kendilerine güzel bir yol çizerler. Yasalarımıza uyarak tertemiz insan olurlar. Başlarına gelenlerden, yaşadıklarından, ayetlerimizden kendilerine gerekli dersleri çıkarırlar. Böylece şaşırmaktan, şaşırtılmaktan kurtulurlar.

114

MEAL

114. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur’an(‘ı okuma)da acele etme ve: “Rabbim! İlmimi artır! de.

MUSTAFA ÇEVİK

114 Ey Peygamber! Her şeyin yaratıcısı Yüce Rabbi ve ilahı olan Allah’ın mesajları sana vahyedilirken, onlar tamamlanmadan herhangi bir konuda acele edip hüküm vermeye kalkma! Mutlak hüküm ve egemenlik sahibi, gerçek yüce olan hükümdar Allah’tır. Sen, “Rabbim ilmimi artır.” diye dua et.

MEAL AÇIKLAMASI

114. Mutlak egemenlik sahibi, gerçek Gerçek hükümdar olan Allah insanoğlunun tasavvur ettiği her şeyin üstünde ve ötesindedir, eşi benzeri yoktur yücedir. Yalnız Allah’ın yasalarıyla çizilen yol geçerlidir. Her kim Allah’ın yasalarına karşı çıkar, kendi yasalarıyla veya yoluna uyarak, kendine önder seçtiği liderlerinin sınırlı akıllarıyla yaptığı yazboz yasalarıyla kendine yol çizerse; onlar suç işlemişlerdir. Onlara gereken ceza hesap günü verilir. Allah’ın şanı yücedir. Hiçbir yasa koyucunun hükmü Allah’ın yasasının önüne geçemez (Ey Resul!) Her şeyin yaratıcısı Yüce Rabbi ve ilahı olan Allah’ın mesajları olan Kur’an’ın sana vahyi tamamlanmadan hüküm vermekte ve unutma endişesiyle okumada, ezberlemede acele etme. Korkma, bütün ayetleri senin kalbine nakşedip, hepsini ezberlemeni sağlayacağız. Ve sen, ey Kur’an okuyucusu; bu kitabı doğru anlamak istiyorsan, peşin ve aceleci yaklaşımlardan sakın; ayetleri, ait olduğu genel anlam örgüsünden soyutlayarak onlardan aceleci hükümler çıkarma. Kur’an’ı bir bütün olarak ele al ve bir kaç anlama gelebilecek ayetleri, o bütün içinde değerlendirmeye çalış. Mutlak hüküm ve egemenlik sahibi, gerçek yüce olan hükümdar Allah’tır. Ve ne kadar bilgili olursan ol, hiçbir konuda kendini yeterli görme; daima, “Rabbim ilmimi irfanımı artır İndirdiğin ayetleri, içime sindirmeyi, davranışlarımda güzel ahlak olarak göstermeyi nasip eyle de! Rabbin seni yalnız, ilimsiz bırakmaz.

115-119

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

115-119 Biz daha önce Âdem’e emrimizi ulaştırıp, kendisi için koyduğumuz ya[1]sağa uymasını bildirmiştik, fakat o bunu unuttu. Onu emrimize uymakta azimli ve kararlı bulmadık, siz de öyle olmaktan sakının. Meleklere, Âdem’e saygı gösterip, hizmetine hazır olun dediğimizde, iblis dışındaki hepsi, Bize secde ederek emrimizi yerine getireceklerini belirttiler fakat İblis emrimize uymayı kabul etmedi. Bunun üzerine Biz de Âdem’i “Ey Âdem! Bilesiniz ki İblis senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın onun sizi cennetten çıkarmak için kuracağı tuzaklara düşmeyin ve ondan uzak durun, yoksa çok pişman ve bedbaht olursunuz diye uyardık, sonra da sen ve eşin cennette açlık, susuzluk çekmeden, güneşin sıcağı altında bunalmadan, mutluluğun zirvesinde yaşayın.” dedik.

MEAL AÇIKLAMASI

115. Andolsun biz daha önce ataları Adem’e Rabbinin emirlerine uyma konusunda ahid tavsiye ve talimat vermiştik, emrimizi ulaştırıp, kendisi için koyduğumuz yasağa uymasını bildirmiştik, ancak o bir melek değildi. İnsandı ve insan olması hasebiyle, daha ilk sınavında yasaklı meyveden yememe sözünü unuttu. Biz onda emrimize uymakta bir azim ve kararlılık verdiği sözü tutacak güçlü bir irade bulamadık siz de öyle olmaktan sakının. Çünkü uyarılarımızı unutup arzularına yönelmişti.

116. Biz meleklere: “ kendisine halifelik görevi verdiğimiz Adem’e hizmetinde olduğunuzu göstermek için hürmeten secde edin, onun size üstünlüğünü kabul ederek, önünde saygıyla eğilin, O’nun yüceliğini şanını tasdik edin ” dediğimizde İblis dışında hepsi O’nu yücelterek secde etmişti. O ise bunu gururuna yediremedi kibrine yenildi ve Allah’ın emrine rağmen Âdem’in önünde boyun eğmekten kaçınmıştı.

117. Bunun üzerine dedik ki: “Ey Âdem! Şüphesiz bu İblis, sana da, eşine de düşmandır ve kıyâmete kadar da düşmanınız olacaktır. Niyeti kötü. Onun hilelerine karşı dikkatli olun. Sakın kuracağı tuzaklara düşmeyin ve ondan uzak durun sizi cennetten çıkarmasın. Sonra zorluk çekersiniz, çok pişman ve bedbaht olursunuz diye uyardık.”

118. Şüphesiz sen ve eşin cennette acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın.119. Ve orada susamayacak ve güneş sıcağında yanmayacaksınız mutluluğun zirvesinde yaşayacaksınız, Burası ferahlık ve rahatlık diyarıdır. İşte bu cennette yaşayın ve burada dilediğiniz yerden, dilediğiniz kadar yiyin için. Bu güzel yerde kalmak için, tek yapmanız gereken; meyvesini yemenizi yasakladığım şu ağaca yaklaşmamak. dedik.

120-121

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

120-121 Gerçek bu kadar açıkça kendilerine bildirilmişken, şeytanlaşmış olan İblis onların kalplerine fısıldayarak, “Ey Âdem! Ben size, sizi ölümsüz kılacak dolayısıyla hiç son bulmayacak bir hayatın, saltanatın yolunu göstereyim mi? Bakın sizi ölümsüz kılacak, işte şu yasak edilen ağaç ve meyvesi!” diyerek yaklaşmaları yasaklanmış ağaca yaklaştırıp, meyvesinden de yemeye onları ikna etti, bu yasağı çiğnemeleri üzerine de gördükleri zaman birbirlerinden utanacakları mahrem yerleri kendilerine gözüküverdi, çıplak bir durumda şaşırıp kaldılar ve hemen cennetten topladıkları yapraklarla örtünmeye başladılar. Böylece Âdem ve eşi Rablerine karşı gelmiş, büyük bir yanlışa düşüp günaha girmiş oldular.

MEAL AÇIKLAMASI

120. İnsanın bulduğu ile yetinmeyen, hep daha fazlasında gözü olan bir yapısı vardı Sonunda Gerçek bu kadar açıkça kendilerine bildirilmişken şeytanlaşmış olan İblis ona vesvese verdi ve: “Ey Adem! içinde bulunduğun cennet bâki, sen ise fânisin. Eğer burada sürekli kalmak istersen Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü bildireyim mi? Ben size, sizi ölümsüz kılacak dolayısıyla hiç son bulmayacak bir hayatın, saltanatın yolunu göstereyim mi Bakın sizi ölümsüz kılacak, işte şu yasak edilen ağaç ve meyvesi! Zaten Allah, bu yüzden onun meyvesinden yemenizi yasakladı.” Dedi. Ve yaklaşmaları yasaklanmış ağaca yaklaştırıp, meyvesinden de yemeye onları ikna etti.

121. Şeytan, en büyük arzularından biri “ebedi yaşamak” olan insanın, bu zaafını iyi biliyordu. Âdem ve eşi bu cazip teklife daha fazla dayanamadılar ve Böylece bu yasağı unutuverdiler ve ondan yediler. Ölümsüz ve ebedi olmak gibi bir düşüncenin cazibesine kapılan Âdem’le eşi, ağacın meyvesinden yediler. Allah’ın emrettiği yasağı çiğneyince; içlerindeki suç işleme duygusu ortaya çıkmıştı. Onlar ebedi olup yok olmamak için suç işlemişlerdi. İşledikleri suçla Allah’ın hükmüne karşı çıkıp; arzularına göre hüküm verme aklı iradesi ortaya çıkmıştı. Allah’a verdikleri sözü hatırladılar. Yollarını şaşırarak İblise (Şeytana) uydular ve Allah’ın yasasına aykırı davrandılar.  Bunun üzerine kendilerine gördükleri zaman birbirlerinden utanacakları ayıp yerleri açıldı, O güne kadar fark etmedikleri cinsel güdülerini keşfetmişlerdi. çıplak bir durumda şaşırıp kaldılar pişmanlık ve utançla cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Böylece Âdem ve eşi Rabbinin buyruğuna unutarak bile olsa karşı geldi ve yolu şaşırdı, yanlışa düşüp günaha girmiş oldular. Ne yapacaklarını bilmeyerek korku içinde cennet ağaçlarının yaprakları arkasına gizlendiler. Sanki Allah onları orada göremeyecekti. Suçluluk duygusu o kadar ağır basmıştı ki ne yaptıklarını bilmiyorlar, yanlıştan yanlışa düşüyorlardı. Allah’tan kaçış olmayacağını anlayarak tövbeye yöneldiler.

122-123

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

122-123 Daha sonra, Âdem tevbe ederek Rabbinden bağışlanma dileyip, pişmanlığını belirtti. Bunun üzerine Rabbi de onu seçip ayırdı, doğru yola yöneltti. Ardından da “Artık cennette kalmayı hak etmiyorsunuz, hep birlikte ve birbirinize düşman olarak oradan çıkın, bundan sonra da benden size, bir doğru yol bilgisi geldiğinde, her kim O’na uyarsa şaşırıp kalmaz, mahzun ve mutsuz da olmaz.” dedi.

MEAL AÇIKLAMASI

122. Fakat Âdem, İblis gibi kibre kapılıp günahında diretmedi aksine, tövbe ederek Rabbinden bağışlanma dileyip, pişmanlığını belirtti hatasını anlayıp yalvarmaya başladı. Bunun üzerine Rabbi onu seçkin kıldı arıtıp temizledi de tövbesini kabul buyurdu ve ona razı olduğu doğru yolu gösterdi. İnsan affedilmişti ama hazır bulduğu nimetin kıymetini bilemeyen bir yapısı vardı. Cenneti elde etmesi için emek harcaması, bedel ödemesi ve sonunda bir liyakat kazanması gerekiyordu.

123. Rabbi onlara seslenerek Dedi ki: “ Şeytan ve sizler Artık cennette kalmayı hak etmiyorsunuz, Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan çıkın. Artık imtihan dünyasındasınız, artık bedel ödemeniz, zahmet çekmeniz, gayret etmeniz gerekiyor size benden hidayet geldiğinde kim hidayetime uyarsa şaşırıp kalmaz o ne sapar ne de bedbaht olur. Daha sonra Âdem ve Havva, işledikleri günahın cezasını çekmek için değil, asıl yaratılış gayeleri olan halifelik görevini yerine getirmek üzere cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderildiler. Çünkü zaten tövbeleri kabul edilmiş, suçları da bağışlanmıştı.

124-126

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

124-126 Kim de Benim zikrimden (Kur’an-ı Kerim’den, sınırlarını Allah’ın belirlediği hayat nizamından) yüz çevirirse dünyada çok sıkıntılı bir hayat yaşamaya mahkûm olacağı gibi Kıyamet Günü de mahşer yerine kör olarak getirilecektir. O zaman da Bize, “Rabbim! Neden buraya kör olarak getirildim, hâlbuki ben dünyada iken gözleri gören biriydim.” diyecek. Allah da ona: “Bizim âyetlerimiz dünyada iken sana gelmişti de sen onlara kör gibi davranıp, görmezden gelmiştin. İşte bu yüzden bugün sen de hak ettiğin azaba bu şekilde götürüleceksin” diyecek.

MEAL AÇIKLAMASI

124. Kim de benim zikrimden Kur’an-ı Kerim’den, sınırlarını Allah’ın belirlediği hayat nizamından yüz çevirirse, küfür ve kötülüğe yönelirse onun için mutluluk ve huzurdan yoksun, stres ve endişe içinde sıkıntılı bir hayat vardır. Dünyada maneviyata kör kaldığı için Kıyamet günü de onu kör olarak diriltiriz.

125. O: “Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin, oysa ben dünyada iken gözleri gören biriydim?” der.

126. (Allah da) der ki: “Öyledir. Sana elçilerimizle beraber ayetlerimiz gelmişti de onları unutmuştun onlara kör gibi davranıp, görmezden gelmiştin. Bugün de Allah’tan gelenlere yaptığın muamelenin aynısı sana yapılır ve sen işte böyle hak ettiğin azaba bu şekilde götürülüp unutulursun!”

127-129

MEAL

MUSTAFA ÇEVİK

127-129 Âyetlerimize kulaklarını tıkayıp duymazdan gelenleri böylece cezalandırırız, onların cehennemde çekecekleri azap, dünyadakinden çok şiddetli ve devamlı olacak. Böyleleri kendilerinden öncekilerin yurtları üzerinden gelip geçerken, onların helak edilişlerinin sebeplerini hiç düşünmezler mi? Hâlbuki onların akıbetlerinden alınması gereken nice dersler vardır. Rabbinin müşrik ve kâfirleri cezalandırması için önceden belirlediği bir süre olmasaydı, bunların da hemen cezalandırılmaları kaçınılmaz olurdu.

MEAL AÇIKLAMASI

127. İşte kendilerine bahşedilmiş olan akıl, güç, yetenek, sağlık, servet gibi nîmetleri kötü yolda kullanarak sınırı aşan ve Rabbinin ayetlerine kulaklarını tıkayıp duymazdan gelenleri ve inanmayanları böyle malının, mülkünün ve evladının hayrını görememekle, dünyada aradığı huzur ve mutluluktan mahrum etmekle ruhsal bunalımlarla cezalandırırız. İyi bilin ki, dünyada başınıza gelenler numunelerdir. Ahiret azabı elbette daha şiddetli ve kalıcıdır. Oysa durup, düşünüp geçmişte doğru yoldan sapanların haline bir baksalardı, belki de onların yaşadıkları sonu yaşamayacaklardı. Oysa insanlık tarihini şöyle bir gözden geçirip devletlerin, medeniyetlerin yıkılış sebepleri üzerinde düşünselerdi, zâlimlerinin sonunun hep aynı olduğunu göreceklerdi. Düşüncelerinde davranışlarında aşırıya gidip yasalarımıza karşı çıkan, yasalarımızı horlayarak sınırları aşanlar. Allah’a karşı suç işleyerek akıllarını israf edenler. Hesap günü böyle cezalandırılır. Suçlular bilsin ki onlara ahiret hayatında vereceğimiz ceza hiç bitmez. Onlar kendilerini kandırmasınlar. Biz cezamızı çekip cennete gideriz demesinler. Böyle bir şey yok. Bu söylem onların kuruntularından başka bir şey değil. Cehenneme giden ateşte sürekli kalacaktır. Günanlarımızın karşılığını çeker sonra cennete gideriz demesinler. Böyle bir şey olmayacaktır.

128. Kendilerinden önce nice nesilleri büyük medeniyetleri ve güçlü toplumları helâk etmiş olmamız onları hâlâ yola getirmedi mi? Onların helak edilişlerinin sebeplerini hiç düşünmezler mi? Oysa kendileri de onların seyahat ve ticaret için kaldıkları yerlerde dolaşıyorlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için Allah’ın “tercihe göre takdir yasasının” nasıl işlediğine dair nice dersler vardır. Onlardan ö Gezip dolaştıkları yerlerde düşünen toplumlar için elbette dersler var. Düşünüp ibret almaları gerekmez mi? nce nice nesilleri yok ettiğimi görmüyorlar mı? Hala görüp ibret almıyorlar mı? Bu kadar gerçeğe karşı hala yola gelmiyorlar mı? 

129. Rabbin tarafından önceden verilmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı günah işleyenlerin, müşrik ve kâfirlerin öteki kavimler gibi derhal cezalandırılması, kaçınılmaz olurdu. Azap onları da kuşatırdı. Fakat ilâhî hikmet, bu dünyanın bir mücâdele ve imtihân yurdu olmasını takdir etti. Onların bilmediği nedenlerden dolayı dünyada suç işleseler de yaşamalarına izin verdik. İstedik ki düşünüp akıl etsinler. Kendilerini düzeltip tövbe etsinler. Cezamızdan kurtulup cennete girsinler.

130

MEAL

130. Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih et. Umulur ki hoşnut olursun.

MUSTAFA ÇEVİK

130 Ey Peygamber! Onların sana ve davet ettiğin nizam ile ahlaka saldırmalarına karşı şimdilik sabret, güneşin doğuşundan ve batışından önce, gecenin bir kısmında ve gündüzün iki yakasında da Rabbinin yüceliğini aklından çıkarma ki (tesbîh et ki) huzur bulabilesin.

MEAL AÇIKLAMASI

130. Ey Peygamber! Müşriklerin sana ne yaptıklarını biliyoruz Sen onların sana ve davet ettiğin nizam ile ahlaka saldırmalarına dediklerine şimdilik sabret ve Sabrını imanla, imanını da ibadetle beslemek, manevî halsizlik yaşamamak için güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile namazla tesbih et Rabbinin kudret ve yüceliğini an. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da (iki yakasında da) yine namazla tesbih et, Rabbinin yüceliğini aklından çıkarma. Umulur ki hoşnut ve huzurlu olursun. Rabbinin huzuruna durduğunda ayetlerimizi oku! Rabbinin yasalarını hatırla! Yaptığın yapamadığın işlerin muhasebesini yap. Umulur ki Rabbinin huzurunda yapacağın muhasebe senin için güzel şeyler doğurur.

131

MEAL

131. Kendilerini imtihan etmek için onlardan bazılarını yararlandırdığımız dünya hayatının süslerine gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.

MUSTAFA ÇEVİK

131 Sakın o müşriklerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatında verdiğimiz imkânlara da imrenme, Rabbinin sana vereceği nimetler çok daha güzel ve kalıcıdır.

MEAL AÇIKLAMASI

131. Resulüm! Sakın o müşriklerden bir kısmına Kendilerini imtihan etmek için onlardan bazılarını geçici olarak yararlandırdığımız dünya hayatının mal, mülk, makam, mansıp, evlat gibi göz kamaştırıcı süslerine lükse, gösterişe gözlerini dikme, verdiğimiz imkânlara da imrenme. Bu nimetleri elde etme adına Allah yolunda göstermen gereken fedakârlığı sekteye uğratmayasın; hak ve adâletin egemen olması için verdiğin mücadelede, bir an olsun gevşekliğe düşme. Rabbinin rızkı, sana vereceği helal ve temiz nimetler az bile olsa, insanı şımartan, onu yoldan çıkaran her türlü dünyalıktan daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Bazı insanları denemek için dünyada mal, mülk, servet veririz. Onları çocuklarla çoğaltırız. Bakalım ne yapacaklar? Varlıklarıyla övünüp yoldan çıkacaklar mı çıkmayacaklar mı? Sakın biz onları denerken onlara özenme! Onlar gibi servet evlat peşinde koşma! Rabbinin sana verdiği nimetler hem daha hayırlı, hem daha süreklidir. Onların dünyada kazandıkları her şey dünyada kalır. Sadece yaptıklarının ateşi hesap gününe gelir. Ateş onları şiddetli bir şekilde yakar kavurur. Ama öldürmez.

132

MEAL

132. Ailene namazı emret. Kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takva (sahipleri)nindir.

MUSTAFA ÇEVİK

132 Ey Peygamber! Aile fertlerine ve ümmetine namaz kılmayı emret. Kendin de ona sabırla devam et! Biz sizin yalnızca rızık peşinde koşmanızı istemiyoruz. Sizin rızkınızı Biz yaratmaktayız, unutmayın ki mutluluk, adalet ve huzura Allah merkezli bir hayatı yaşamakla ulaşılabilir.

MEAL AÇIKLAMASI

132. Ey Peygamber! Her mü’mine şunu söyle Ailene ve ümmetine namazı sevdir, onun hikmetlerini anlat, “yap” demeden önce “yapma şuuru” ver. İstenen kıvama geldikten sonra da namazı emret, bıkıp usanma, bu görevine dikkat et. Ailen de Rabbinin huzurunda günün bazı vakitlerinde durarak bilgisini, bilincini artırsın. Günlük muhasebesini yapsın Kendin de ona sabırla devam et. Rızık peşinde koşarak onu ihmal etme.  Biz senden rızık istemiyoruz, yalnızca rızık peşinde koşmanı istemiyoruz. Dünya telaşına kapılıp kendini kaybetme! Aksine Seni hem maddî hem de manevî olarak biz rızıklandırıyoruz. Onun için rızık peşinde koşarken dünya meşgalelerine dalıp da, Rabbinin huzuruna gelmeyi, Rabbinin huzurunda durmayı unutanlardan olma! En hayırlı ve başarılı Sonuç iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyarak, kötülüklerden titizlikle sakınanların, Allah’ın güzel görmediği her şeyden sakınma anlamına gelen takva sahiplerinindir, unutmayın ki mutluluk, adalet ve huzura Allah merkezli bir hayatı yaşamakla ulaşılabilir.  Biz her türlü ihtiyaçtan uzak olduğumuza göre, bu tür yükümlülükleri yalnızca insanların kendi yararları için emretmekteyiz. O hâlde, sakın Allah’a kulluğu terk etme; Bil ki ahiret hayatın için güzel sonuç, dünyada yaşarken Rabbinin yasalarımıza uyarak yaşamandır.

133

MEAL

133. “O (Muhammed), bize Rabbinden bir ayet getirmeli değil miydi?” dediler. Onlara önceki kitaplarda bulunan açık delil(ler) gelmedi mi?

MUSTAFA ÇEVİK

133 İnkârcılar bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ, “Muhammed şayet peygamberse mucize getirip, göstermesi gerekmez mi?” diyorlar. Sen onlara de ki: “Sizden öncekilerin mucizelerle uyarılmalarına rağmen, daveti reddetmeleri sebebi ile nasıl helak edildiklerini Kur’an size anlatmıyor mu?”

MEAL AÇIKLAMASI

133. Mazeretleri bitip tükenme bilmeyen İnkârcı müşrikler bütün bu gerçeklere rağmen “O Muhammed ben peygamberim” diyor ama, bize Rabbinden bir mucize getirmesi gerekmez miydi?” dediler. Peki Onlara önceki Tevrat ve İncil gibi kitaplarda bulunan Son Peygamberin geleceğine dair açık delilleribarındıran Kur’an gelmedi mi? Sizden öncekilerin mucizelerle uyarılmalarına rağmen, daveti reddetmeleri sebebi ile nasıl helak edildiklerini Kur’an size anlatmıyor mu? Hidayet ve istikamet bulmak için Kur’an yeterli sayılmadı mı? Sanki önceden gelen ayetlere inandılar? Sanki senden önce gelen kitaplardaki ayetlere inandılar? Onlara sor; “Daha önce kitap gönderilen toplumlar onlara kitabımızdan haber vermediler mi? Hala neyin peşindeler? Hala neyin ayetini bekliyorlar?” Rabbin onların arzularına göre ayet göndermez. Rabbin kime ne zaman neyi göndereceğini bilir. Hâlâ böyle düşünmeye nasıl devam edebiliyorlar? Sanıyorlar ki Rabbin nasıl bir ayet göndereceğini onlara soracak! Böyle bir şeye nasıl inanırlar? Bilsinler ki Rabbin kime ne zaman nasıl ayet göndereceğini onlara sormaz. O hâlde, artık hiç kimsenin iman etmemek için bir mazereti kalmamıştır.

134

MEAL

134. Eğer onları daha önce bir azapla helâk etseydik mutlaka: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılık ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık” derlerdi.

MUSTAFA ÇEVİK

134 Şayet Biz onları peygamber göndermeden helak etseydik, o zaman da “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin bu duruma düşmez, peygamberine uyardık.” diyeceklerdi

MEAL AÇIKLAMASI

134. Eğer onları peygamber göndermeden daha önce işledikleri günahlardan dolayı bir azapla helâk etseydik mazeretleri hazırdı mutlaka: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılık ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık” derlerdi. Bunun için Rabb’in, halkı ilâhî uyarılardan habersiz olan hiçbir ülkeyi, onlara doğru yolu gösteren uyarıcılar göndermeden öyle haksız yere helâk edecek değildir.

135

MEAL

135. De ki: “Herkes gözetlemektedir. Siz de gözetleyin. Düzgün yolda gidenlerin kimler olduklarını ve hidayete erenlerin kimler olduklarını yakında bileceksiniz.”

MUSTAFA ÇEVİK

135 Sen insanlara de ki: “Allah adına yapmakta olduğum davet, size ulaşmaktayken onun kıymetini bilin ve unutmayın ki sonunda herkes hak ettiği ile karşılaşacaktır. Şimdi artık siz de bekleyin bakalım, doğru yolda olanların kimler olduğunu günü gelince öğreneceksiniz?”

MEAL AÇIKLAMASI

135. Ey Resûlüm! Sen Sürekli bu ve benzeri mazeret üretmeye hazır olanlara, Bütün bunlara rağmen, yine de inkârcılıkta direten insanlara De ki: Ey kâfirler! Allah adına yapmakta olduğum davet, size ulaşmaktayken onun kıymetini bilin ve unutmayın ki sonunda Herkes geleceğin, kendilerine getireceği şeyi, işin sonunu ümitle beklemektedir, hak ettiği ile karşılaşacaktır. Öyleyse siz de, bekleyin bakalım. Yakında bileceksiniz, doğru yolun yolcuları kimmiş! Hidayette olan kimmiş günü gelince öğreneceksiniz! Sizler Allah’ın yoluna uymamak için sürekli bahane üreten bir toplumsunuz.

Scroll to Top