Tebbet Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

5

Mushaf (Kuran) Sırası

111

Nuzül (İniş) Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

6

Sure Hakkında Bilgi

LEHEB (TEBBET) SURESİ
GİRİŞ
Adı: Birinci ayetteki “Leheb” kelimesi sureye isim olmuştur.
Nüzul Zamanı: Bu surenin Mekkî olduğu konusu, müfessirler arasında ihtilaflıdır. Aynı
zamanda, surenin tam nüzul zamanının, Mekke döneminin hangi kesiminde olduğunu tayin
etmek de oldukça güçtür. Fakat surenin Ebu Leheb’i zikretmesinden, bu kişinin
Rasulullah’a karşı davranışının, sınırı aştığı bir dönemde nazil olduğu çıkarılabilir. Bu şahıs
o dönemde İslam’a karşı önemli bir engel durumundaydı. İhtimaldir ki bu sure, Kureyş’in
diğer kabilelerinin Rasulullah’a ve O’nun kabilesine karşı boykot ilan edip, onları mahsur
bıraktıkları, ancak yalnız Ebu Leheb’in, boykot altındaki kabilesini terkederek düşmanların
safında yer aldığı zaman nazil olmuştur. Benim bu çıkarımım şuna dayanır: Ebu Leheb
Rasulullah’ın amcasıydı. Bu nedenle, Ebu Leheb sınırı aşmadıkça yeğeninin ağzından kötü
söz çıkması münasip olmazdı. İslam’a muhalefetin başlangıcında bu sure nazil olsaydı,
Kureyş’in ahlâkî anlayışına göre bir yeğenin amcasını kötülemesi ayıp sayılacaktı. Onun için
sure, Ebu Leheb sınırı aştığı zaman nazil oldu.
Tarihî arkaplan: Kur’an-ı Kerim’in sadece bir yerinde, bir İslam düşmanı ismi anılarak
lanetlenmiştir. Oysa hem Mekke’de, hem de hicretten sonra Medine’de bazı kişiler İslam
ve Rasulullah’a düşmanlıkta Ebu Leheb’ten de ileri gitmişlerdi. Burada bu şahsın isim
anılarak lanetlenmesinin, hangi özelliğinden dolayı olduğu sorulabilir. Bunu anlamak için, o
dönemin Arap toplumuna ve o toplumda Ebu Leheb’in rolüne bakmak gerekir.
Arabistan’ın eski dönemlerinde her tarafta anarşi ve kanunsuzluk yaygındı. Asırlarca
süren bu hal içinde bir kişinin mal, can, şeref güvenliği için aile, kan ve kabile bağından
başka bir güvencesi yoktu. Onun için o dönemdeki Arap toplumunda akrabalara iyi
davranmak temel ahlâkî unsurlardandı ve buna çok önem veriliyordu. Sı-la-i rahimi kesmek
büyük bir ayıp sayılıyordu. Bu nedenle, Rasulullah İslamî davete başlayıp, Kureyş’in diğer
kabileleri ve reisleri de O’na karşı çıktıklarında, Haşim oğulları ve Muttalib oğulları
Rasulullah’a karşı çıkmamışlar, üstelik açıkça himaye etmişlerdi. Halbuki birçoğu
Rasulullah’ın nübüvvetine inanmıyordu. Diğer kabileler, Haşim ve Muttalib oğullarını hiçbir
zaman atalarının dininden dönmekle suçlamamışlardı. Çünkü onların, kabilelerinden bir
kişiyi düşmana teslim etmeyecekleri biliniyor ve kabul ediliyordu. Kabileden birisini himaye
etmek, Kureyş’e göre doğal bir durumdu.
Cahiliye dönemi Araplarının bile vacibu’l ihtiram kabul ettikleri bu ahlâkî anlayışa sadece
Rasulullah’ın, babası Abdullah ile aynı babadan olan amcası Ebu Leheb karşı çıkmıştı. Oysa
Araplarda amca, baba yerine sayılıyordu. Yeğenin babası ölmüşse, amcanın, yeğenine kendi
çocuğu gibi bakması beklenirdi. Ama bu şahıs İslam’a buğzu ve küfre de muhabbeti
nedeniyle bu Arap geleneğini çiğnemişti.
Muhaddisler pek çok senet ile, İbn Abbas’tan şu rivayeti nakletmişlerdir: Rasulullah’a,
daveti genel olarak yayma emri verildiği ve Kur’an’dan, “önce yakın akrabalarını uyar”
ayeti nazil olduğu zaman Rasulullah safa tepesine çıkarak: “Ey Sabaha! (sabahın afeti)”
diye bağırdı. Araplarda bu çağrı, tam sabaha karşı düşmanın bir kabileye hücum etmek için
geldiği görüldüğü zaman yapılırdı. Çevrede, “bu ses kimindir?” diye sorulduğunda,
“Muhammed’in (s.a) sesi” cevabı verildi. Bunu duyan Kureyş’in bütün kabileleri koşarak
geldiler. Gelemeyenler, kendi yerlerine bir temsilci gönderdiler. Herkes toplandığında
Rasulullah her bir kabileyi ismi ile çağırarak ‘ey benî Haşim, ey beni Muttalib, ey benî
Fahr v.s. Dağın arkasında bir ordu size hücum edecek desem inanır mısınız?” dedi.
Oradakiler “evet, çünkü biz senden hiç yalan söz işitmedik” dediler. Bunun üzerine
Rasulullah: “Ben sizi ilerideki büyük azap ile uyarıyorum” dedi. Herkesten önce Ebu Leheb
“Tebbe leke, hel li hâzâ cema’te nâ? (kahrolası, bunun için mi bizi topladın?) dedi. Bir
rivayet de şöyledir: Ebu Leheb, Rasulullah’a atmak için taş aldı. (Müsned-i Ahmed, Buharî,
Tirmizî, İbn Cerir, Müslim v.s.).
İbn Zeyd’den şöyle rivayet edilmiştir: Ebu Leheb bir gün Rasulullah’a, “Eğer dinini kabul
edersem benim için ne var?” diye sordu. Rasulullah: “Diğer iman edenlere ne varsa senin
için de o var” buyurdu. Ebu Leheb: “Benim için bir ayrıcalık yok mu?” dedi. Rasulullah,
“Başka ne istiyorsun?” buyurdu. Ebu Leheb şöyle karşılık verdi: “Kahrolası din, beni
başkaları ile eşit kılıyor.” (İbn Cerir)
Ebu Leheb Mekke’de Rasulullah’ın kapı komşusuydu. İki ev arasında sadece bir duvar
vardı. Ayrıca Hâkim b. As (Mervan’ın babası), Utbe b. Ebu Muayt, Adiyy b. Hamra ve
İbnü’l Asdâu’l Hazelî de Rasulullah’a komşu idiler. Bunlar Rasulullah’ı evinde de rahat
bırakmıyorlardı. Rasulullah namaz kılarken, üzerine keçinin işkembesini atıyorlardı. Bazen
de Rasulullah’ın evinde pişen yemeğe pislik bulaştırıyorlardı. Rasulullah ise dışarı çıkıp
onlara, “ey Benî Abdumenaf, bu ne biçim komşuluk” dedi. Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil
de (Ebu Süfyan’ın kız kardeşi) her gece, Rasulullah sabah erken dışarı çıkarken ayaklarına
batsın diye Rasulullah’ın kapısının önüne dikenler koyardı. (Beyhakî, İbn Ebi Hatim, İbn
Cerir, İbn Asakir, İbn Hişam).
Nübüvvetten önce Rasulullah’ın iki kızı, Ebu Leheb’in iki oğlu olan Utbe ve Uteybe ile
evliydi. Rasulullah İslamî davete başladığında Ebu Leheb, oğullarına, “Muhammed’in
kızlarını boşamadıkça sizlerle görüşmem haram olsun” dedi. Bunun üzerine oğulları
Rasulullah’ın kızlarını boşadılar. Ama Uteybe bununla da kalmayarak cahiliyette o kadar
ileri gitti ki, bir gün Rasulullah’ın karşısına çıkarak, “Ben, en-necmu îzâ heva’yı ve ellezî
denâ fe tedella’yı inkâr ediyorum” dedi. Böyle söyledikten sonra Rasulullah’ın tarafına
tükürdü. Ama bu, Rasulullah’a isabet etmedi. Rasulullah şöyle dedi: “Allah’ım buna
köpeklerinden bir köpeği musallat et”. Daha sonra Uteybe babası ile Şam seferine gitti.
Sefer sırasında kafile gece bir yerde kamp kurdu. Oradaki yerliler onlara, geceleri vahşi
hayvanların geldiğini söylediler. Ebu Leheb arkadaşlarına, “Ey ehli Kureyş, oğlumu korumak
için bir tedbir alın. Çünkü Muhammed ona beddua etti” dedi. Bunun üzerine kafiledekiler
develerini Uteybe’nin çevresine çöktürerek uyudular. Gece bir aslan gelerek develerin
arasından geçti ve Uteybe’yi parçalayarak yedi. (el-İstiab İbn Abdilberr, el-İsabe İbn
hacer, Delailu’l Nübüvve Naim el-İsfahanî, Ravzu’l anf Süheylî) rivayetlerde ihtilaf
vardır. Bazılarına göre bu olay nübüvvetten hemen sonra vuku bulmuş, bazılarına göre de
Leheb suresinin nüzulünden sonra meydana gelmiştir. Ölen kişinin Utbe mi, Uteybe mi
olduğunda ihtilaf vardır. Ancak Utbe’nin, Mekke fethinden sonra İslam’ı kabul edip
Rasulullah’a biat ettiği sabittir. Öyleyse ölen kişi Uteybe idi.
Ebu Leheb’in kötülüğü o kadar ileriydi ki, Rasulullah’ın oğlu Kasım’dan sonra Abdullah da
vefat ettiğinde, yeğenini teselli edeceği yerde bayram yapmıştı. Koşarak Kureyş
reislerinin yanına gitmiş ve onlara Hz. Muhammed’in (s.a) köksüz kaldığını müjdelemiş(!)ti.
Bu davranışı Kevser suresinde zikretmiştik.
Rasulullah İslamî davet için nereye gitse Ebu Leheb de peşinden gider ve oradakileri,
Rasulullah’ın anlattıklarına kulak vermemeleri için uyarırdı. Rubeyye b. Abâde’d Deylî
şöyle beyan eder: Ben gençtim. Babamla beraber Zu’l Mecaz pazarına gittim. Orada
Rasulullah’ı, “Ey insanlar! Allah’tan başka mabud yoktur deyin, kurtulun” derken gördüm.
O’nun arkasında bir şahıs da: “Bu yalancıdır. Atalarının dininden dönmüştür” diyordu. Bu
şahsın kim olduğunu sordum. Bana, amcası Ebu Leheb olduğu söylendi. (Müsned-i Ahmed,
Beyhakî). İkinci rivayet yine Rubeyye’den ve şöyledir: Ben Rasulullah’ı, her kabilenin
kaldığı yere giderek, “Ey beni filan! Ben size Allah’ın Rasulü olarak gönderildim. Yalnız
Allah’a ibadet etmenizi ve O’na ortak koşmamanızı tavsiye ediyorum. Siz de beni tasdik
edin ve bana yardım edin. Sayenizde Allah’ın beni görevlendirdiği bu işi tamamlıyayım”
derken gördüm. O’nun arkasından da başka bir şahıs gelir ve: “Ey benî filan! Bu kişi sizi
Lat ve Uzza’dan döndürerek, getirdiği bid’at ve sapıklığa sürüklemek istiyor. Dediklerine
kesinlikle kulak vermeyin, onu kabul etmeyin” diyordu. Ben babama bu şahsın kim olduğunu
sordum. Babam: “O’nun amcası Ebu Leheb” dedi. (Müsned-i Ahmed, Taberanî). Tarık b.
Abdullah el-Muharibi’nin rivayeti de bunun benzeridir. O şöyle diyor: Ben Zu’l Mecaz
pazarında Rasulullah’ın halka: “Ey insanlar! Lâ ilahe illallah deyin, kurtulun” dediğini
gördüm. Arkasından bir şahıs da ona taş atıyordu. Hatta Rasulullah’ın ayakkabısı kan ile
dolmuştu. O şahıs şöyle diyordu: “O yalancıdır. Söylediklerine kulak asmayın”. Ben bu
şahsın kim olduğunu halka sordum. Onlar: “Onun amcası Ebu Leheb” dediler. (Tirmizî).
Nübüvvetin 7. senesinde Kureyş’in bütün kabileleri, Benî Haşim ve Benî Muttalib’i sosyal
ve ekonomik olarak boykot etmişlerdi. Ancak bu iki kabile de Rasulullah’ı himaye etmede
sebat gösterdiler ve Şib-i Ebi Talib’te mahsur kaldılar. O günlerde, kabilesinden ayrılarak
kâfir Kureyş’lilerin yanında yer alan tek kişi Ebu Leheb’ti. Bu boykot 3 sene devam etti.
Bu sırada Benî Haşim ve Benî Muttalib aç kalmışlardı. Yiyecek almak için Mekke’ye gelen
ticarî kafilelere yaklaştıklarında Ebu Leheb kafiledekilere şöyle derdi: “Bunlardan çok
yüksek fiat taleb edin ki o malı alamasınlar. Zararınızı ben karşılarım.”
Bu nedenle tüccarlar çok yüksek fiat istiyorlardı. Ebi Talib mahallesinde mahsur kalanlar
da ihtiyaçlarını alamıyorlar ve aç kalan çoluk çocuklarına elleri boş dönüyorlardı. Daha
sonra Ebu Leheb o tüccarlardan, normal piyasa fiatı ile bütün mallarını satın alıyordu. (İbn
Sa’d ve İbn Hişam).
Bu şahıs, bu tip hareketleri nedeniyle Leheb suresinde ismi anılarak lanetlenmiştir. Buna
özellikle gerek vardı. Çünkü, Mekke’ye dışardan gelen hacılar çeşitli yerlerde konaklayıp
pazarlarda toplandıklarında, Rasulullah’a kendi amcası arkasından giderek karşı çıkıyordu.
Arap adetlerine göre bir amcanın sebepsiz olarak yeğenine kötü davranması mümkün
değildi. O’nu taşlaması ve itham etmesi de imkânsızdı. Onun için hacılar, Ebu Leheb’in
Rasulullah’a muhalefet etmesi nedeniyle Rasulullah hakkında şüpheye düşüyorlardı. Bu
sure nazil olduktan sonra Ebu Leheb’in dengesi bozuldu, kızarak saçmalamaya başladı.
Ondan sonra herkes, bu şahsın Rasulullah’a olan düşmanlığından dolayı deli divaneye
döndüğünü ve sözüne itibar edilemeyeceğini düşünmeye başladı.
Ayrıca Rasulullah’ın amcasının, isim anılarak lanetlenmesinden sonra herkeste,
Rasulullah’ın din hakkında uzlaşmaya girebileceği ümidi kesildi. Çünkü Rasulullah kendi
amcası için bile bunları söyledikten sonra, bir başkası ile uzlaşmasına hiç imkân yoktu.
İman eden bir yabancı Rasulullah’a akrabasından da yakın oluyor, küfür üzerinde devam
eden kişi, kendi akrabası bile olsa bir yabancı olarak kalıyordu. Şunun veya bunun oğlu
olmasının hiçbir önemi yoktu.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1. İslam dininin yayılmasına engel olmak için fitne ve fesat ateşini alevlendiren ve​​ Allah’ın daveti olan hayat nizamını reddeden ve Peygamber’e küstahça saldıran,​​ Hz. Peygamberin zalim olan amcası Ebu Leheb'in,​​ Ebû Lehebler'in​​ iki eli,​​ ekonomik ve siyasi güçleri ve bütün imkânları,​​ dünyası ve ahireti, malı ve kazancı​​ kurusun ve zaten​​ kahrolup​​ kurudu da.​​ O​​ kim peygambere kulak veriyorsa, ona “Bu yalancıya inanmayın” diyordu.​​ Kendisi de helâk oldu. İki dünyada da azaba uğratılıp helak olmayı hak ederek, Allah’ın kahrından kurtulamadı. O bütün gücüyle ayetlerimizin toplumda açıklanmasına engel oluyor. Ellerini her yere uzatıyor. Zannediyor ki yaptıklarıyla ayetlerimizin önüne geçecek. Düşmanlıkta inkâr edenlerle el ele oluyor. Gece gündüz aleyhimize çalışıyor. Başına geleceklerin farkında değil. Onun elleriyle dokunduğu her destek yıkılıp kuruyacak! Ayetlerimize düşmanlık için inkâr edenler bilsinler ki asla başaramayacaklar. O elleri ile bize düşman olanlara yardım etmiş, onlara güç vermişti. Bu yüzden biz de O’na cehennem ateşi hazırladık.  

2. Allah’ın Rabliği ile ilahlığını kabul etmeyen bu nankör ve zalimin, güvendiği​​ Malı ve kazandığı​​ para, itibar makam ve sahip olduğu çocuklar,​​ ona bir yarar sağlamadı.​​ Allah'ın bu dünyada ve ahirette vereceği azabından​​ ne​​ güvendiği​​ malı, mülkü,​​ sosyal statüsü​​ ne de​​ peygamber ile arasında olan kan bağı ve​​ başka birisi asla​​ kurtaramadı. Zannediyor ki ayetlerimize engel olabilecek. Mallarını kurtarabilecek. Kazançlarına sahip çıkabilecek. Hâlbuki ona kazandıklarını biz verdik. Kazandıklarında yoksullar, yetimler, yolda kalmışlar için haklar belirledik. Verdiğimiz zenginlikleri O’ndan alır. Elindeki gücü kuruturuz. O kazandığı mevkiler, makamlar, mallarla elinin güçlü olduğunu zannediyor.​​ 

3. O​​ Bilsin ki ayetlerimize düşmanlığa devam ederse,​​ İşlediği günahlardan dolayı,​​ alevli bir ateşe girecektir.

4. Dedikodu yapıp, laf taşıyan, Küfre hizmet için Peygambere eziyet ve düşmanlık yapan, adeta kendi cehennemine odun taşır gibi dikenli çalılar getirip peygamberin yoluna döken​​ Hanımı da​​ sırtında​​ Odun taşıyarak cehenneme girecek​​ ve​​ kocasına eşlik edecektir,​​ Tevhid dinine yapılan daveti durdurma konusunda Ebu Leheb’e en büyük destek veren Mekke sosyetesinde saygın bir yeri olan karısı Ümmü Cemil idi.​​ Ümmü Cemil, dikenler toplar, demet yapar, iple bağlayıp sırtına bağlar, getirir, Hz. Muhammed’in geçeceği yollara döşerdi. Karısı bilse ki; yardım ettiğini sandığı şey, kocası için cehennem odunu taşımaktan başka bir şey değil. Ama bilmiyor ki!

5. Boynunda da​​ dillere destan kolyesi olan gerdanlık yerine​​ kalınca​​ hurma lifinden,​​ örülmüş​​ halat şeklinde​​ bir ip​​ olduğu halde​​ alevli bir​​ ateşe girecektir Kötülükleri boynuna dolanmış halde cehennemi boylayacaktır. Çünkü, hakaret ve zahmet olsun diye peygamberin kapısı önüne, dikenli dalları da aynen böyle taşıyıp yığmıştır. Onların bize karşı kendi aralarında birleşerek yaptıkları yardım faaliyetleri, onlar için cehennem ateşi olur. Boyunlarına dolanan hurma lifi gibi ateş halkaları, onları cehennemin dibine doğru çeker. Biz onlara zulmetmeyiz. Onlar kendi kendine zulmeder. Boyunlarına dolanan ateşi kendi yaptıklarıyla kazanırlar. Ayetlerimize aykırı yaptıkları her şey, onları cehenneme bağlayan ateşten hurma lifleridir.

 

1

MEAL

1. Ebu Leheb’in iki eli kurusun ve (zaten) kurudu da.

MUSTAFA ÇEVİK

1 Allah’ın daveti olan hayat nizamını reddeden ve Peygamber’e küstahça saldıran azgın Ebu Leheb, elbette iki dünyada da azaba uğratılıp helak olmayı hak etmiş, böylece iki eli (dünya ve âhireti) de kurumuştur.

MEAL AÇIKLAMASI

1. İslam dininin yayılmasına engel olmak için fitne ve fesat ateşini alevlendiren ve Allah’ın daveti olan hayat nizamını reddeden ve Peygamber’e küstahça saldıran, Hz. Peygamberin zalim olan amcası Ebu Leheb’in, Ebû Lehebler’in iki eli, ekonomik ve siyasi güçleri ve bütün imkânları, dünyası ve ahireti, malı ve kazancı kurusun ve zaten kahrolup kurudu da. O kim peygambere kulak veriyorsa, ona “Bu yalancıya inanmayın” diyordu. Kendisi de helâk oldu. İki dünyada da azaba uğratılıp helak olmayı hak ederek, Allah’ın kahrından kurtulamadı. O bütün gücüyle ayetlerimizin toplumda açıklanmasına engel oluyor. Ellerini her yere uzatıyor. Zannediyor ki yaptıklarıyla ayetlerimizin önüne geçecek. Düşmanlıkta inkâr edenlerle el ele oluyor. Gece gündüz aleyhimize çalışıyor. Başına geleceklerin farkında değil. Onun elleriyle dokunduğu her destek yıkılıp kuruyacak! Ayetlerimize düşmanlık için inkâr edenler bilsinler ki asla başaramayacaklar. O elleri ile bize düşman olanlara yardım etmiş, onlara güç vermişti. Bu yüzden biz de O’na cehennem ateşi hazırladık. (Ebu Leheb, Resulullah (a.s.)`ın amcasıydı. Ancak Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden ve Ebu Cehl ile birlikte Resulullah (a.s.)`a en çok düşmanlık edenlerdendi. Resulullah (a.s.)`a çok eziyet ederdi. Rivayetlerde bildirildiğine göre asıl adı Abduluzza`ydı. Leheb adında oğlu olmadığı halde şiddetli cehennem azabına çarptırılacağına işaret için, “çılgın alevli ateş” anlamına gelen Leheb kelimesine nisbet edilerek Ebu Leheb (Leheb`in babası) diye adlandırılmıştır. Ama kendisi bu adla çağrılmaktan hoşlanmazdı. Bununla birlikte onun Resulullah (a.s.)`a eziyet etmesine karşılık Yüce Allah kendisini bu surede hoşlanmadığı adıyla anmıştır. Fakat sahip olduğu güç ve servetiyle kibre kapılarak İslâm çağrısını reddetmişti. Başından beri Peygambere şiddetli muhâlefet göstermiş ve onun çağrısının insanlara ulaşmaması için elinden geleni yapmıştı. Allah katında üstünlük ölçüsünün mal ve servet değil, ahlâk ve erdemlilik olduğunu ifâde eden İslâm prensibi, onun bu dine düşman olmasının en büyük sebebiydi. Ebû Leheb’in, İslâm’a düşmanlıkta kendisinden hiç de geri kalmayan Ümmü Cemil adında bir karısı vardı. Mekke “sosyetesinin” en parlak simalarından biri olan ve Peygambere duyduğu kin ve öfke yüzünden onun evinin önüne ve geçtiği yollara dikenler atacak derecede azgınlaşan bu kadın, ayrıca, mücevherlerle süslü değerli bir kolyesini Müslümanlara karşı savaşta kullanılmak üzere Kureyş ordusuna hibe etmişti. Hz. Peygamber, yakınlarını açıkça uyarma görevini (26. Şuarâ: 214) alınca, Kâbe’nin hemen yanındaki Safâ tepesine çıkıp her kabîleyi ismi ile çağırarak şöyle seslendi: “Size ‘Şu dağın arkasında düşman askerleri saldırmak üzere bekliyor!’ desem bana inanır mıydınız?” Onlar da “Evet!” diye cevap verdiler, “Çünkü sen hiçbir zaman yalan söylemezsin!” Bunun üzerine Peygamber, “O hâlde, sizi kıyâmet ve âhiret gerçeği ile uyarıyorum!” deyince, dinleyiciler arasında bulunan Ebû Leheb, “Yazıklar olsun sana, bizi bunun için mi buraya topladın!” diyerek yerden taş-toprak almış, Hz. Peygamber’e atarak yüz çevirip gitmişti. Kısa bir süre sonra, bu sûre nazil oldu.)

2

MEAL

2. Malı ve kazandığı ona bir yarar sağlamadı.

MUSTAFA ÇEVİK

2 Allah’ın Rabliği ile ilahlığını kabul etmeyen bu nankör ve zalimi, hak ettiği azaptan ne malı mülkü ne de başka birisi asla kurtaramaz.

MEAL AÇIKLAMASI

2. Allah’ın Rabliği ile ilahlığını kabul etmeyen bu nankör ve zalimin, güvendiği Malı ve kazandığı para, itibar makam ve sahip olduğu çocuklar, ona bir yarar sağlamadı. Allah’ın bu dünyada ve ahirette vereceği azabından ne güvendiği malı, mülkü, sosyal statüsü ne de peygamber ile arasında olan kan bağı ve başka birisi asla kurtaramadı. Zannediyor ki ayetlerimize engel olabilecek. Mallarını kurtarabilecek. Kazançlarına sahip çıkabilecek. Hâlbuki ona kazandıklarını biz verdik. Kazandıklarında yoksullar, yetimler, yolda kalmışlar için haklar belirledik. Verdiğimiz zenginlikleri O’ndan alır. Elindeki gücü kuruturuz. O kazandığı mevkiler, makamlar, mallarla elinin güçlü olduğunu zannediyor.

3-5

MEAL

3. O alevli bir ateşe girecektir.

4. Hanımı da, Odun taşıyarak oraya girecek

5. Boynunda da kalınca bükülmüş bir ip olarak.

MUSTAFA ÇEVİK

3-5 O müşrik ve kâfire saldırganlık konusunda yardımcı olan karısı da, boynunda tasma ile sırtında cehenneme odun taşıyan biri olarak alevli ateşe kocasıyla birlikte atılacaktır.

MEAL AÇIKLAMASI

3. O Bilsin ki ayetlerimize düşmanlığa devam ederse, İşlediği günahlardan dolayı, alevli bir ateşe girecektir.

4. Dedikodu yapıp, laf taşıyan, Küfre hizmet için Peygambere eziyet ve düşmanlık yapan, adeta kendi cehennemine odun taşır gibi dikenli çalılar getirip peygamberin yoluna döken Hanımı da sırtında Odun taşıyarak cehenneme girecek ve kocasına eşlik edecektir, Tevhid dinine yapılan daveti durdurma konusunda Ebu Leheb’e en büyük destek veren Mekke sosyetesinde saygın bir yeri olan karısı Ümmü Cemil idi. Ümmü Cemil, dikenler toplar, demet yapar, iple bağlayıp sırtına bağlar, getirir, Hz. Muhammed’in geçeceği yollara döşerdi. Karısı bilse ki; yardım ettiğini sandığı şey, kocası için cehennem odunu taşımaktan başka bir şey değil. Ama bilmiyor ki!

5. Boynunda da dillere destan kolyesi olan gerdanlık yerine kalınca hurma lifinden, örülmüş halat şeklinde bir ip olduğu halde alevli bir ateşe girecektir Kötülükleri boynuna dolanmış halde cehennemi boylayacaktır. Çünkü, hakaret ve zahmet olsun diye peygamberin kapısı önüne, dikenli dalları da aynen böyle taşıyıp yığmıştır. Onların bize karşı kendi aralarında birleşerek yaptıkları yardım faaliyetleri, onlar için cehennem ateşi olur. Boyunlarına dolanan hurma lifi gibi ateş halkaları, onları cehennemin dibine doğru çeker. Biz onlara zulmetmeyiz. Onlar kendi kendine zulmeder. Boyunlarına dolanan ateşi kendi yaptıklarıyla kazanırlar. Ayetlerimize aykırı yaptıkları her şey, onları cehenneme bağlayan ateşten hurma lifleridir.

Scroll to Top