Tur Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

49

Mushaf (Kuran) Sırası

52

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

76

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Surenin adı ilk kelimesinden alınmıştır.

Nüzul Zamanı: Bu surenin de Zariyat Suresi’nin nazil olduğu Mekke döneminde nazil olduğu, konuların içinde geçen bilgilerin verdiği ip uçlarından tahmin edilmektedir. Bu sureyi okurken, nazil olduğu günlerde Hz. Peygamber’e karşı koyuşlar, iftira ve itirazların yapıldığı, fakat işkence ve eziyet çarkının bütün gücü ile henüz dönmeye başlamadığı kat’i olarak hissedilmektedir.

Konu: İlk bölümün konusu ahirettir. Zariyat Suresi’nde, ahiretin mümkün olduğu ve mutlaka meydana geleceğine ve ahiretin olmasının gerekliliğine deliller gösterilmişti… O bakımdan burada o deliller tekrarlanmamıştır. Fakat ahireti ispat eden birkaç gerçeğe ve işaretlere yemin edilerek bütün açıklığıyla şöyle buyurulmuştur: Hiç tereddüt ve şüphe olmasın ki, birgün kıyamet gözler önüne serilecek ve kimsede bu kopmayı önleme gücü olmayacaktır.Daha sonra da kıyamet kopunca onu yalanlıyanların akıbetlerinin ne olacağı, ona inanıp takva yolunu seçenlerin Allah tarafından nasıl mükafatlandırılacakları anlatılmaktadır. Bunu müteakip ikinci bölümde Hz. Peygamber’in (s.a) daveti karşısında Kureyş liderlerinin hareket tarzları tenkid edilmekte, kınanmaktadır. Onlar Peygamberimiz’e bazan sihirbaz, bazan deli bazan da şairdir diyerek halk tabakasını, getirdiği mesaja, yaptığı davete gönülden ilgi duymasınlar diye aleyhine kışkırtıyorlardı.

Kureyş ileri gelenleri Peygamberimiz’in şahsını kendi haklarında ansızın gelmiş bir bela kabul ediyorlar ve açık açık ona bir felâket gelse de peşimizi bıraksa diyorlardı. “Bu Kur’ân’ı kendisi düzenliyor da Allah’tan geldi diyerek bize gösteriyor. Bu (hâşâ) bir hiledir, ve (hâşâ) bu kendisinin düzenlediği bir oyundur.” diyerek Peygamber’e iftira ediyorlardı. Onlar sürekli, “Allah’ın Peygamberliği buna mı kaldı?” diye alay ediyorlardı. Onlar, Hz. Peygamber’in (s.a.) davet ve tebliğinden o kadar yılmışlardı ki, sanki peygamber onlardan birşey istemek için peşlerine takılmış da onlar kendilerini kurtarmak için yüzlerini örterek dolaşan insanlar gibiydiler. Aralarında toplanarak, “O’na karşı ne yapalım da, iddiasından vazgeçirelim, davetine son verelim” diye görüşüyorlardı.

Bütün bunları yaparken ne kadar ahmakça inançlar içinde olduklarını, o batıl inanışların karanlıklarından insanları çıkarmak için Hz. Muhammed’in (s.a) tamamen fedakârane hayatını harcadığını düşünmüyorlar, anlamıyorlardı. Allah Teala onların bu tutumunu tenkid ederken arasıra bazı sorular sormaktadır. Bunlardan herbir soru ya onların itirazına bir cevaptır ya da onların beyinsizliklerinden birine işarettir. Daha sonra şöyle buyurulmuştur: Peygamberliğine inandırmak için bu insanlara herhangi bir mucize göstermenin hiçbir faydası yoktur. Çünkü bunlar öyle iz’ansız, vicdansız insanlardır ki, ne gösterilirse gösterilsin onun bir tevil yolunu bularak iman etmekten kaçınacaklardır. Bu bölümün baş tarafında Hz. Peygamber’e: “Bu inatçıların ve karşı çıkanların baskılarına, itirazlarına kulak asmadan sürekli davet ve tebliğini yürüt” emri verilmektedir.

Son kısımda da, Allah Teala’nın hükmü gelinceye kadar bu meşakkatlere karşı koyması pekiştirilerek zikredilmiş, bununla beraber Allah’ın kendisini Hak düşmanlarının karşısında kimsesiz bırakmadığı, bilakis devamlı muhafazası altında bulundurduğunu bildirerek teskin etmiştir.

“Allah’ın emrinin, hükmünün saati gelinceye kadar sen her şeye tahammül etmeye devam et ve Rabbine hamd ve tesbih ederek böyle durumlarda Allah yolunda çalışanların ihtiyaç duyduğu kuvveti elde et” diye de tavsiyede bulunulmaktadır.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-12

1-12 Yemin olsun Sina Dağı’na, satır satır yazdırılan bu ilâhî kitaba, insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet için yaptırılmış olan Kâbe’ye, üzerinizde kubbe gibi yaratılmış olan gökyüzüne, dalgalanıp kabaran denizlere andolsun ki iman etmeyi reddeden ve mü’minlere karşı savaş açanlar için, Allah’ın azabı mutlaka gerçekleşecektir ve onun gerçekleşmesini engelleyecek hiçbir güç de yoktur. O Gün, gökler öyle bir sarsıntı ile sarsılacak ve dağlar korkunç bir gürültü ile yerlerinden oynatılıp yürütülecek ki, Allah’ın davetini yalanlayıp yüz çevirenlerin O Gün vay hallerine. Bu gerçeklerle uyarılmalarına rağmen, müşrik ve kâfirler hâlâ daldıkları bâtıl anlayışlarının bataklığında oyalanıp duruyorlar.

13-16

13-16 Gerçeklere gözlerini kapayıp kulaklarını tıkayıp, ömrünü böylece tamamlamış olanlar, Kıyamet’le birlikte Hesap Günü geldiğinde itilip kakılarak cehennem ateşine atılacaklar ve onlara şöyle seslenilecek: “Dünya hayatınızda uyarılmanıza rağmen, inanmayıp umursamadığınız ateş işte budur. Sizler Kur’an âyetleri için, sihirbazlığa heveslenmiş bir adamın bizleri büyülemek için söylediği sözler diyordunuz. Peki, içine girmeyi hak ettiğiniz bu ateş de bir sihirbazın sihiri mi? Yoksa duymak ve inanmak istemediğiniz bir gerçek mi?” Şimdi gerçekle yüzleştiniz ve artık kabul etseniz de etmeseniz de bu azabı çekeceksiniz.

17-28

17-28 Şirkten, küfürden, nankörlükten sakınarak Allah’ın daveti olan hayat nizamına sarılanlar ise cennetlerde çeşit çeşit nimetlere kavuşacak, daimi olarak saadet, zevk ve safa içinde yaşayacaklar. Rableri onları cehennem ateşinden uzak tutacak. Cennette sıra sıra dizilmiş tahtlarına oturacak, Allah’ın kendilerine lütfettiği tertemiz, saf ve güzel gözlü eşleri ile yaşayacaklar. Bu mü’minlerin kendileri gibi iman edip, imanlarının gereklerini yerine getiren, soylarından olanlarını da cennetlerde buluşturacağız. Böylece hiç kimsenin ameli karşılıksız kalmayacak ve Biz onlara cennetlerde canlarının çektiği etin, meyvenin tertemiz olan her çeşidini aralarında dolaşan tertemiz gençlerin eliyle ikram edeceğiz. Cennete layık görülenler orada, kendilerine boş sözler söyletmeyen, dengesiz davranışlar yaptırmayan, içeni günaha sokmayan ve insanın içtikçe içesi gelen içeceklere kavuşacak, hiç yaşlanma endişesi ve emaresi olmayan, ölümsüz gençlikler yaşayacaklar, tıpkı kabuklarının içinde saklanmış inciler gibi pırıl pırıl ve tertemiz kimseler olarak birbirleriyle sohbet ederlerken, “Biz dünyada çoluk çocuğumuzla yaşarken, bir yandan da sonumuz ne olacak diye de korkar dururduk, şükürler olsun ki Rabbimiz bizi kavurucu ateşin azabından korudu. Biz dünya hayatımızda iyi ki Allah’tan başkasına dua edip yardım dilememişiz. Şüphesiz Rabbimiz kendisine böyle yönelenlere karşı çok şefkatli, merhametli ve lütufkârdır.” diyecekler.

29

29 Ey Peygamber! İnsanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli hayat nizamını yaşamaya, öğüt ve uyarılarla çağırmaya devam et, çünkü sen Rabbinin lütfu ile görevlendirdiği elçisin, bir kâhin, şair yahut aklı başında olmayan birisi değilsin.

30-34

30-34 Müşrikler bu gerçeğe rağmen peygamberleri için, “O bir şair, bize söyledikleri ile yakında başına bir yığın dert alacak, hayat tarzımıza karşı çıkmasının bedelini ödeyecektir, bekleyip başına gelecekleri görelim” diyorlar. Onları doğru kullanmadıkları akılları böyle söylemeye sevk ediyor, nankörlükleri, inatçılıkları ve küstahlıkları sebebi ile azgınlaşıyorlar? Ey Peygamber! Bunlar senin için, “Kur’an’ı da kendisi uydurdu.” diyorlar. Hayır, gerçeğin böyle olmadığını biliyorlar fakat Kur’an ile davet olundukları hayatı yaşamak istemedikleri için böyle söylüyorlar. Şayet Kur’an’ın bir insan sözü olduğu konusundaki iddialarında samimi iseler, onun bir benzerini de onlar ortaya koysunlar da görelim.

35-38

35-38 Bu insanlar sebepsiz yere, boşu boşuna yaratıldıklarını mı sanıyorlar ya da Allah onlara kendi kendilerini yaratma kabiliyetleri mi verdi? O yüzden mi kendi düzenlerini kendileri kurmaya kalkışıyor ve Allah’a ihtiyaç duymuyorlar? Yoksa gökleri ve yeri de mi onlar yaratmış? Hayır, asla öyle olmadığını onlar da biliyorlar, buna rağmen daveti kabul etmeye yanaşmıyorlar. Onlar Rabbinin ilim ve kudret hazinelerine sahip olduklarını mı, bu yüzden de istediklerini yapabileceklerini ve kendi kendilerine yetebileceklerini mi sanıyorlar? Yahut göğe kadar uzanan merdivenleri var da, ona tırmanıp oradan haberler mi alıyorlar? Böyle bir güçleri varsa delillerini ortaya koysunlar

39

39 Bir kısım müşrikler de cahillik, küstahlık ve azgınlıklarını daha da ileri götürerek melekleri Allah’ın kızları kabul ederek, kendilerine yakıştıramadıkları kızları Allah’a isnat edip, erkek çocuklara da sahip olma hakkını kendilerinde görüyorlar.

40-43

40-43 Ey Peygamber! Hâlbuki sen Allah adına yaptığın davete karşılık onlardan bir ücret ya da bir makam da istemiyorsun ve böylece onları ağır bir borç altına da sokmuyorsun! Yoksa onların yanlarında Allah’tan gelmiş bir bilgi, bir kitap var da ona dayanarak mı, senin davetine karşı çıkıyorlar? Hayır, onların amacı şirk, küfür ve zulme dayalı hayat nizamlarını korumak için sana tuzaklar kurup davetini etkisizleştirmektir. Fakat şunu iyi bilsinler ki kurdukları tuzaklara kendileri düşecekler. Onların Allah’la birlikte başka ilahlar edinmekte ısrar etmelerinin tek sebebi dünyevi çıkarlarını sürdürmektir. Fakat şunu da iyi bilsinler ki, Allah kendisinden başka hiç kimseye kulları üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi vermemiştir. O’nun hüküm koyma ve hükmetmekte hiç kimsenin ortaklığına ihtiyacı yoktur. Allah’ın ilmi ve kudreti sonsuz, şanı çok yücedir.

44-47

44-47 Müşrik ve kâfir kalmakta inatla direnenler, “Gökten üzerimize taş yağdır da görelim” diye seninle alay ederlerken, üzerlerine gökten bir parçanın düştüğünü görecek olsalar yine de inanmaz, “Bu olsa olsa üzerimize doğru gelmekte olan yoğun bir bulut kütlesidir.” derler. Ey Peygamber! Gerçeklere gözlerini ve kulaklarını tıkayan, şirki ve küfrü tabiatları haline getirip kendilerini şartlandırmış bu kimseleri, helak olacakları güne kadar kendi hallerine bırak, bataklıklarında debelenip dursunlar. O Gün geldiğinde sana kurdukları tuzaklarının, attıkları iftiraların, kibirlenip büyüklük taslamış olmanın pişmanlığını duyacaklar fakat artık çok geç kalmış olacaklar. Bunların âhirette çekecekleri cehennem azabından önce, dünyada da çekecekleri cezaları vardır. Fakat onların çoğu dünyada başlarına gelen azabın tercih ettikleri hayat nizamı ve ahlak sebebiyle olduğunun bilincinde değiller.

48

48 Ey Peygamber ve onunla birlikte iman edenler! Siz hayatı Rabbinize teslim olarak yaşamak uğrunda canla başla gayret ederken karşılaşacağınız sıkıntılara, saldırılara sabırla, taviz vermeden göğüs gerin, müşrik ve kâfirlerle ilgili Rabbinizin hükmünü bekleyin. O’na güvenip sığının ve unutmayın ki mü’minler Rableri olan Allah’ın himayesi altındadırlar.

49

49 Ey mü’minler! Her yeni güne Rabbinize şükredip, yüceliğini tekrar ederek başlayın. Gecenin bir bölümünde ve sabaha doğru yıldızlar kaybolurken namazla Rabbinize yönelin ve sabah akşam O’nu aklınızdan çıkarmayın.

Scroll to Top