Vakia Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

96

Mushaf (Kuran) Sırası

56

Nuzül (İniş)Yeri

46

Nüzül (İniş) Sırası

Mekke

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Sure, adını birinci ayetten almıştır.

Nüzul Zamanı: İbn Abbas, surelerin nüzul zamanına göre tertibini belirlerken, Taha, Vakıa ve Şuara surelerinin peşisıra nazil olduğunu ifade eder. (El-Itkan, Suyuti). İkrime de aynı görüştedir. (Delail’il-Nübüvve, Beyhaki)

Bu görüş, Hz. Ömer’in İslâm’ı kabul etmesi olayını hikaye eden rivayeti teyid etmektedir. İbn Hişam’ın İbn İshak’tan naklettiğine göre, bir gün Hz. Ömer kızkardeşinin evine gider. Bu esnada evde Taha Suresi okunmaktadır. Hz. Ömer’in geldiğini görünce hemen Kur’an sayfalarını saklarlar. Hz. Ömer, ne okuduklarını sorar ve eniştesinin çekinmeden cevap vermesine karşı, O’na vurur, kızkardeşi de kocasını savunmak için aralarına girince Hz. Ömer O’na da vurur. Ve O da yaralanır, başından kanlar akmaya başlar, Hz. Ömer kızkardeşinin bu halini görünce pişman olur ve sakladıkları sayfaların içinde ne yazdığını görebilmek için onlara bakmayı ister. Bu isteği üzerine kızkardeşi Hz. Ömer’e “Sen müşrik olduğun için necis sayılırsın” demiş ve sözlerine şunları eklemiştir. “Kuşkusuz O’na sadece temiz olan dokunabilir.” Hz. Ömer de yıkandıktan sonra sayfaları almış ve sonra okumuştur. Bu rivayetten daha önce Vakıa Suresi’nin nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu ayet Vakıa Suresi’ndedir. Ayrıca Hz. Ömer’in, Habeşistan hicretinden sonra risaletin 5. yılında Müslüman olduğu bilinmektedir.

Konu: Bu sure, Tevhid, Ahiret ve Kur’an hakkında Mekkeli müşriklerin itirazlarına bir reddiyedir. Onların en önemli itirazı, kıyametin vukuu, kainat nizamının alt-üst olmasından sonra yeniden diriliş, va’dolunan mizan, hesap günü ve tüm bunların sonunda ceza (Cehennem) veya mükafat (Cennet)hakkındadır. Onların “hayal” olarak niteledikleri bu konularla ilgili itirazlarına karşı şöyle cevap verilmiştir: “Bu anlatılanların hepsi gerçekleşecek ve o zaman hiç kimse bunları yalanlama cesaretini gösteremeyecektir. Kıyametin gelişini kimse engelleyemeyeceği gibi, inkar da edemeyecektir. İşte o gün insanlar üç gruba ayrılır. 1) Sabikûn 2 Salihûn 3) Hayatlarının son anına kadar ahireti inkar eden, şirk, küfür ve büyük günahları hiç çekinmeden işleyen Kafirûn. Bu üç gruba da nasıl muamele edileceği 7. ayetten 56. ayete kadar açıklanmıştır.

57-74. ayetlerde İslâmiyet’in Sadakat ve Hakkaniyet ilkeleri hakkında, kafirlerin inkarlarına karşı arka arkaya deliller getirilmiştir. Çünkü onlar, Tevhid, Ahiret ve Kıyamet’in vukuunu inkar ediyorlardı. Söz konusu deliller, yeryüzündeki diğer unsurları ele almayıp sadece insanoğlunun vücuduna dikkat çekmektedir. İnsanın yediği yiyeceklere, içtiği suya ve yemek pişirmek için kullandığı ateşe telmihte bulunularak insanlar, düşünmeleri için ikaz edilmektedir. “Allah sizleri yarattı ve hayatınızı devam ettirebilmeniz için gereken herşeyi verdi. Buna rağmen, O’nun hakkında Allah bu kainatı yaratmıştır ama yeniden diriltmekten acizdir şeklindeki düşüncelere nasıl inanabilirsiniz?”

78-82. Ayetlerde de kafirlerin Kur’an hakkındaki şüpheleri cevaplandırılmıştır. Ve bunlara, “Ey Bedbahtlar! Sizler, bunca nimet için şükretmeniz gerekirken, tam aksine bu nimetleri size vereni yalanlıyorsunuz” denilerek ikaz edilmektedirler. Kur’an’ın hak oluşu ile ilgili, kısa cümleyle sağlam deliller öne sürülerek şöyle buyurulmuştur: “Şayet Kur’an’da anlatılanları düşünürseniz, onun tıpkı kainatın, yıldızların, gezegenlerin, vs. dayandıkları gibi muhkem bir sisteme dayalı olduğunu görür ve sonuçta kainatı yaratan ile Kur’an’ı indiren Zat’ın aynı olduğu gerçeğini açıkça kavrarsınız.” “Ayrıca Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’da olduğu ve her türlü kötü mahluktan korunduğu zikredilmektedir. Yani Rasulullah’a vahiy getiren pâk ve temiz meleklerden başkası ona dokunamaz.

Son olarak, insanın ne kadar gururlanırsa gururlansın neticede öleceği ve ölüm karşısında çaresiz olduğu vurgulanarak, kafirler ikaz edilmişlerdir. Annenizi, babanızı ve çocuklarınızı ölümden kurtaramıyor, sevdiğiniz şeyh, lider ve önderlerin ölümünü onlardan savamıyorsunuz.

Hepsinin de gözlerinizin önünde ölmelerine rağmen, elinizden bir şey gelmiyor. Şayet üstünüzde sizlere hükmeden ve sizleri idare eden bir zatın varlığına inanmıyor ve kendinize çok güveniyorsanız, görüyorsunuz ki, bunun karşısında çaresizsiniz. İşte ceza ve mükafat verileceği va’dolunan hesap gününde de bu şekilde çaresiz olacaksınız. O günün gelişini engelleyemezsiniz. İnansanız da inanmasanız da o gün geldiğinde herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Mukarrebler, salihler, o gün için ne hazırlamışlarsa göreceklerdir. Kafirler de kötü akıbetlerinden kurtulamayacaklardı

Açıklamalı Meal

1. Dünyanın ölüm vakti olan Kıyamet kesin ve kaçınılmaz bir şekilde geldiği zaman onu inkâr etmek ne mümkün.

2.  Artık O saatten sonra onun gerçekleşmesini ve kâfirlerin dünyasının yıkılışını yalanlayabilen ve inkâr edebilen hiç kimse çıkmaz. Andolsun ki dünyanın sonunun gelip parçalanmaya başladığı gün; kıyameti inkâr edecek kimseyi bulamazsın. O gün herkesin gerçek değeri anlaşılacak. Fakat son pişmanlık fayda vermeyecektir.

3. O kıyâmet koptuğunda, amelleri nedeniyle zâlimleri alçaltıp rezil eder ve ateşe koyar. Müminlerin de itibarını yükseltip vezir eder ve cennete koyar. Sonunda her insanın gerçek konumu ortaya çıkar. O gün, münafıklar ve azgınlar yenilgiye uğramış, mücahit ve muttaki kullar ise imrenilecek makamlara ulaşmış olacaklardır.

4. Yer şiddetli bir sarsıntıyla yerinden oynayıp sarsıldığı zaman.

5. Sağlam bilinen dağlar un ufak olup parçalandığı zaman

6. Ve parçalanan dağların havada dağılıp uçuşan toz duman haline geldiği zaman.

7. Siz de hesaba çekilip, derecenize göre o zaman üç gruba ayrılacaksınız.

8. İşte davet edildiklerine iman eden ve amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan birinci gruptaki iyi insanlar var ya. Onlar Allah’ın istediği şekilde yaşayarak âhiret mutluluğuna erdikleri için ne kadar da mutludurlar. İşte o sağduyulu hareket edip hayırlı sonuca kavuşan mübarek topluluğa “Ashabı Meymene” adı verilir. Onlar Allah’a inanmaları ve Allah’ın yasalarına uyarak yaşamalarının mükâfatıyla sevinç içindedirler.

9. Allah adına davet edildikleri hayat nizamını reddedip, şirk ve küfür bataklığı içinde yaşamayı seçen ikinci gruptaki kötü insanlara gelince. Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan o kötü ve cehennemlik insanların vay hâline. Onlar Ashabı Meşe’me adı verilen imansız, ahlâksız vicdansız ve insanı yücelten değerlerden uzak insanlardır. Onlar Cehennemin sıcaklığını hissettikçe korkularından ne yapacaklarını şaşırırlar.

10. Ve en seçkin olan üçüncü gruptakiler inançlarına sadakat göstererek Allah’ı razı edecek amellerde, imanda ve hayırda öne geçenlerdir. Onlar sınırlarını Allah’ın belirlediği hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrunda malları ve canları ile cihat ederler ve yüksek derecelere sahip olduklarından dolayı, cennette de en önde olanlardır. Asıl hedefe varanlar ise, işte onlardır. Onların ardından da peygamberlere iman eden ve ilahi emirlere göre yaşayan diğer tevhit ehli müminler cennete gireceklerdir.

11. İşte onlar dünyada en zor zamanlarda, davasına canla, malla yakın durdukları için yarışta öne geçen ve en yüce makama erişip Allah’a ve müjdeli vaadine yaklaştırılmış olanlardır.

12. Onlar sonsuz nimetlerin olduğu cennet bahçelerinde esenlik ve mutluluk içinde ağırlanırlar. İşte bu en önde koşarak öncülük edenler, cennetin kendileri için hazırlanmış olan en güzel yerlerinde nimetler içinde yaşayacaklardır.

13. Önde olanların çoğu Allah’ın dinine herkesten önce girip omuz verenlerden ya da önceki geçmiş ümmetlerdendir.

14. Ve önde olanlardan az bir grupta Din’e sonradan girip omuz veren, bu haklı ve hayırlı harekete geç katılsa da büyük fedakârlık ve yararlılık gösteren sonraki ümmetlerdendir.

15. Dünyada şanı, şöhreti ellerinin tersiyle iten ve Hakka hayra öncülük eden cihat ehli seçkin mü’minler, cennetlerde mücevherlerle özenle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16. Onların dünyadaki bu tevhit mücadelelerinin karşılığı olarak mutlulukları her hallerinden bellidir. Karşılıklı oturup koltuklara yaslanırlar ve tarifsiz mutluluklar içinde sohbete dalarlar.

17. Cennette onların etraflarında sonsuza dek hizmetkârları olarak yaratılmış gençler dolaşırlar.

18. Sürekli genç kalan hizmetçiler Main çeşmesi olarak bilinen tertemiz cennet pınarlarından doldurulmuş tarifsiz güzellikte testiler, ibrikler ve billur kadehlerle dolaşıp içecekler ikram ederler.

19. Kana kana içtikleri, cennete özel bu içecekler ne baş ağrısı yapar ne de başlarını döndürüp sarhoşluk verir.

20. Bir de beğenip seçtikleri ve hoşlarına giden her türlü meyvalar servis edilir.

21. Ve canlarının çektiği her cinsten iştah verici ve lezzetli kuş etleri istedikleri anda kendilerine ikram edilir.

22. Orada onlar için kusursuz bakışlı iri gözlü eşler ve arkadaşlar vardır.

23. O narin ve göz alıcı eşler sedefler içinde saklı ve gün yüzü görmemiş inciler gibi tertemizdir.

24. İşte bütün bunlar, mü’minlerin vaktiyle zor şartlarda yaptıkları güzel davranış ve amellere karşılık mükâfat olarak verilir. Onlar dünya hayatında Allah için yaptıklarının karşılığını almışlardır.

25. Onlar cennette ne boş bir söz ne de insanları günaha sokacak çirkin söz işitirler.

26. Orada işittikleri tek söz: “ artık ebedi mutluluğa ve selamete erdiniz, size esenlikler, size mutluluklar anlamına gelen “Selâm size ey cennetlikler selâm, mutluluk ve esenlik içinde sonsuza dek yaşayın” sözüdür. Ve yalnızca cennete kavuşmanın iç huzurunu yaşarlar.

27. Davet edildikleri hayat nizamına iman edip, onu yaşama gayreti içinde orta yolu izleyen ve öncülerin arkasından gelen sağdakilere gelince. Onlar sağduyulu hareket edip Allah’ın istediği şekilde yaşayarak âhiret mutluluğuna erenlerdir. Ashab-ı Yemin” ve iyi insanlar olarak bilinen, bu sağdakiler ne kadar da bahtiyar ve mutludurlar. İşte bu hesabı sağ taraflarından görülenler ve hayır yarışında öncülere tâbi olanlar bunlardır.

28. Onlar için de ebedi nimetler vardır. İşte bunlardan bazıları; Dikensiz kiraz ağaçları

29. Meyveleri salkım salkım olmuş insanın iştahını açan muz ağaçları,

30. Ve bu ağaçların yanında dinlenip serinlenecekleri ve sonsuz mutluluğu tadacakları uzun gölgeliklerde sefa sürecekler.

31. Hemen yanı başında sürekli çağlayarak akan serinletici ırmak sularının kenarındadırlar.

32. Ve kiraz, muz gibi her türlü cinsten meyve ağaçlarıyla donatılmış mis kokulu cennet bahçeleri arasında mutlu ve keyifli bir zaman geçirirler.

33. Hiç tükenmeyen ve hiçbiri yasaklanmayan sayısız nimetler arasındadırlar.

34. Bu meyve bahçesinde eşleriyle beraber kabartılmış yüksek koltuklar üzerinde oturup bahtiyar olacaklar.

35. O eşler, Müslüman olarak vefat eden ve Allah’ın izniyle cennete giren eşlerdir. Gerçekten biz bütün hurileri ruh ve beden olarak cennete uygun şekilde ve yepyeni bir yaratılışla ve her türlü kusurdan uzak yaratırız. Onları, gençliği ve çekiciliği pörsümeyen kimseler yaparız.

36. Onları gözleri eşlerinden başkasını görmeyen ve kin, kıskançlık, bıkkınlık gibi ruhsal eksiklikleri bulunmayan ve el sürülmemiş tertemiz olarak yarattık.

37. Ayrıca onları eşlerine karşı sevgi dolu çok düşkün ve kendileriyle yaşıt uyumlu güzeller olarak yarattık.

38. Bütün bunlar öncülere tâbi olup, orta yolu izleyen ve onların arkasından giden sağ ashabı içindir. Yani Ashab-ı Yemin” adı verilen ve cennetle müjdelenip amel defteri sağ taraftan verilen iyi insanlar içindir.

39. Kurtuluşa erenlerin bir kısmı sizden önceki nesillerden olan ümmetlerdendir.

40. Bir kısmı da sizden sonraki ahir zaman ümmetinden olacaktır.

41. Allah’ın razı olmadığı bir hayat yaşadıkları için amel defterleri sol taraflarından verilenlere gelince onlar ne kadar da bedbahttırlar. Ashab-ı Şimal adı verilen o kötü insanların vay hâline. Onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Yeryüzünde yaşarken ayetlerimize karşı çıkmışlar. Sağduyulu hareket etmeyip yasalarımıza uymamışlardır. İnsanların yasalarına uyarak, kullara kulluk etmişlerdir. Sürekli yeryüzünde haksızlık yaparak bozgunculuk yapmışlar, haktan adaletten yana olmamışlardır.

42.  O nankör ve inatçılar, cehennemde iliklerine kadar işleyen kavurucu ve zehirli bir ateşin sıcağı ile kavrulurken bir yandan da kaynar sular içirilerek cezalandırılırlar.

43. Ve kapkara boğucu bir dumanın gölgesi altında azap çekerek kıvranıp duracaklardır. Onlar cehennem sıcağından kurtulmak için gölgelik ararlar. Onların gölgeliği, cehennem ateşinin üzerindeki kara dumanlardır.

44. Ki o, cehennem ne fayda verip serinletir ne de ferahlatıcı bir gölgeliktir. Orada yürekleri dağlayan bir umutsuzluk içinde yanıp duracaklardır.

45. Bütün bunların sebebi ne? Çünkü onlar dünyada iken verilen nimetleri veriliş amacı dışında kullanıp, lüks ve sefahat içinde şımarmışlardı. Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetleri, yalnızca dünya hayatı için ölçüsüzce kullanmışlardı. Bunu yaparken varlıklarına güvenmişlerdi. Şimdi yaptıkları her şey ateş olup onları kuşattı. Böyle olacağını düşünmüyorlardı.

46. Uyarılara rağmen Allah’a ortak koşma, adam öldürme, hırsızlık, yalancı şâhitlik, ana babaya isyan, dolandırıcılık, zina, fuhuş, içki, kumar Allah’a eş ve ortak koşma, gibi büyük günahları işlemekte ısrar ediyorlardı. Ve Allah’a karşı nankörlük edip azgınlaşarak Allah’ın koyduğu sınırları tanımamışlar, kendileri nizamlar kurup hükümler koyarak, sınırları kendileri oluşturmuşlardı. Kısacası günah olarak, ne varsa işlemişlerdi.

47. Ve ilahî adaleti inkâr ederek Ne yani, biz ölüp toprak olup ve çürümüş kemik yığınına geldikten sonra yeniden mi diriltilecekmişiz ve hesaba çekilecekmişiz?” diye alay ederek dolaşırlardı.

48. Ve yoksa bizimle beraber bizden önceki ölmüş olan atalarımız da mı diriltilecek?” diye Kur’an’ın çağrısını alay konusu yaparlardı.

49. Ey Peygamber! Sen ahiret uyarılarına böyle alaycı bir dille karşılık verip bedbaht olmayı hak edenlere şunu söyle: “Şüphesiz hem önceki devirlerde yaşamış olan nesiller hem sonrakiler de elbette diriltilecek.

50. Evet geçmişteki ve gelecekteki herkes diriltilecek ve zamanı sadece Allah tarafından belirlenen bir günde, O’nun huzurunda buluşmak üzere ve yaşamınızın hesabını vermek için mutlaka bir araya toplanacaksınız.

51. Sonra onlara şöyle denilecek: Siz ey dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak yaşayıp, doğru yoldan sapanlar. Ey Allah’ın âyetlerini ve diriliş gerçeği olan bugünü yalan sayanlar!

52. Unutmayınız burası cehennem. Zalimleri bekleyen öldürücü ve zehirli zakkum ağacının meyvesinden ceza olarak kesinlikle yiyeceksiniz.

53. Böylece karınlarınızı o cehennem meyvesi ile tıka basa dolduracaksınız.

54. Onun üzerine de susayacaksınız ama serinlemek ve acınızı dindirmek umuduyla, iç organları paramparça eden kaynar sudan içeceksiniz ve içtikçe daha da perişan olacaksınız.

55. Üstelik öyle bir içeceksiniz ki uzun çöl yolculuğundan gelip te susuzluktan kavrulmuş develerin suya saldırdığı gibi hararetle içecek, içtikçe susayacak ve susadıkça bir daha içeceksiniz. Sonra yine ateşe döneceksiniz ve bu durum, sonsuza dek böyle sürüp gidecek.

56. İşte ceza günü onlara sunulacak bol acılı, ziyafet ve azap sofrası budur. Hesap Günü Allah’ın davetini umursamayıp, âhiret hayatını görmezden gelenler işte bununla karşılaşacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar. O hâlde, ey insanlar, bu feci akıbete uğramak istemiyorsanız, her an gözünüzün önünde cereyan eden şu mucizelere bakıp Rabbinize yönelin.

57. Ey insanlar! Ahirette bu sonucu yaşamak istemiyorsanız, şu sorular üzerinde bir kere daha düşünün. Sizi hiç yoktan biz yarattık. Biz yaşatıyoruz ve yaşamanız için gereken bütün nimetleri de Biz veriyoruz. Bütün bunları görüp bildikten sonra ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ gerçeğini, yeniden dirilişi ve yaratıcınızın hükmünün en doğru, en güzel hüküm olduğunu kabul etmeyecek misiniz? Sizi yaratanın Allah olduğunu bildiğiniz halde niçin kıyamet ve ahiret uyarısını alaya alıyorsunuz? Hâlâ bu gerçeği düşünüp de aklınızı kullanarak yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına dönmeyecek misiniz?

58. Muhteşem bir tevhid ve yaratılış mucizesi olarak; rahimlere akıttığınız meniyi hiç düşünmez misiniz?

59. Onu rahimde çeşitli aşamalardan geçirerek siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? O bir damla suyu, insan haline dönüştüren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Hâlâ anlamayacak mısınız?

60. Aranızda ölümü şaşmaz bir plân çerçevesinde biz takdir ettik ve her doğanın ölmesi gösteriyor ki ölüm konusunda bizim önümüze hiç kimse ve hiçbir güç geçemez.

61. Ey insanlar! Dünyada imtihanın devamı için dilediğimiz takdirde sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeye ve mahiyetini bilmediğiniz bir şekilde ve bilmediğiniz bir âlemde, sizi yeniden yaratmaya elbette ki gücümüz yeter. Sınırsız ilim ve gücümüzle yeniden yaratma konusunda da kimse bizim önümüze geçemez.

62. Andolsun ki ana rahminden dünyaya doğup ilk yaratılışı, yaşayarak gördünüz. Ve Allah’ın sizi, yoktan yarattığı gerçeğini gayet iyi biliyorsunuz. O halde Allah’ın sizi tekrar yaratıp diriltmeye de kâdir olduğunu düşünüp ibret almanız ve bunun ilk yaratılışa göre daha kolay olabileceğini kabul etmeniz gerekmez mi? Buna rağmen niçin yeniden yaratılacağınıza inanmaktan ve Hesap Günü’nü kabul etmekten kaçınıyorsunuz? Etrafınızdaki olaylardan ibret alıp ona göre yaşamanız, yasalarımıza uymanız gerekmez mi?

63. Şu toprağa ektiğiniz tohumun harika içeriğini ve nasıl çatlayıp filiz verdiğini gördünüz mü? Tohuma bir bakıp da düşünün bakalım.

64. Suyun yağmur olup yağmasını sağlayarak onu topraktan yeşertip büyüten, türlü nimetler veren siz misiniz, yoksa biz miyiz?

65.  Şayet uygun görseydik suyu gökten indirmeyerek onu olgunlaşmadan kuru bir çöp yapardık. Siz de ne yapacağınızı bilememenin çaresizliği içinde şaşar kalırdınız.

66. O zaman çaresizlik içinde: Eyvah! Mahvolduk Emeklerimiz boşa gitti, Biz çok borçlandık. Oysa bu yılki mahsule çok bel bağlamıştık derdiniz

67. Elimizde avucumuzda ne varsa harcadık. Daha doğrusu biz artık her şeyimizi kaybettik.” diye sızlanıp dururdunuz ve elinizden hiçbir şey de gelmezdi. Niçin düşünüp öğüt almıyorsunuz? Ekip diktiğiniz şeylerin karşılığını Rabbiniz vermezse ne yapabilirsiniz?

68. Peki ya içtiğiniz o tertemiz suyu ve o suyun size nasıl ulaştığını hiç düşündünüz mü? Onu denizlerden buharlaştırıp, göğe siz mi çıkardınız yoksa Biz mi?

69. Sonra onu yağmur yüklü bulutlardan indiren siz misiniz yoksa yeryüzüne kar ve yağmur olarak yağdıran biz miyiz?

70. Gerek görseydik, o suyu tatlı değil de içemeyeceğiniz tuzlu veya acı bir su yapardık. Görmüyor musunuz? Uçsuz bucaksız denizler tuzlu sulardan oluşuyor. İçebiliyor musunuz? Bulutlardan inen, derelerden, ırmaklardan akan suların hepsi tuzlu olsaydı ne yapardınız? O halde bunca nimetle donatılmış olduğunuz için ve o suyun içimini kolay yaptığı için Rabbinize şükretmeniz ve aklınızı kullanıp da Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?

71. Yaktığınız ve enerjiye kavuştuğunuz ateşi ve onun nasıl yandığını, neye yaradığını hiç düşündünüz mü? Ateşi siz mi yarattınız yoksa biz mi?

72. Şimdi söyleyin bakalım. O ateşin tutuşmasını sağlayan ağacı ve o ağaçların ürettiği oksijeni siz mi yarattınız yoksa onu yaratan biz miyiz?

73. Biz bu ateşi hem cehennemi hatırlatan ve düşünülmesi gereken bir ibret belgesi, hem de ısınmak ve yaşamınızdaki birçok ihtiyacınızı gidermek için vazgeçilmez bir nimet kıldık.

74. Öyleyse sonsuz kudret ve büyüklük sahibi yüce Rabbinin adını şanını, hamd ile övgülerle yücelterek tesbih et. O halde Rabbinizin sizin için yarattıklarını ve onların işleyen mükemmel nizamlarını düşünüp davetine icabet ederek şükredin.

75. Ey insanlar! Müşrikler hâlâ Kur’an’ın bir beşer sözü olduğunu mu iddia ediyorlar? Hayır! Onların dediği her şey boş bir iddiadan ibarettir. Gökteki yıldızların doğup battıkları yerler ve yörüngeleri şahit olsun ki, bu Kur’an, sizi yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya çağıran ilâhî bir kelâmdır.

76. Yemin olsun ki, eğer üzerinde düşünür ve kıymetini bilirseniz, hem yaratılan hem de indirilen âyetler gerçekten çok büyük bir uyarı ve yemindir.

77. Hiç kuşkusuz elinizdeki bu kitap, kıyâmete kadar hayatın her alanına hükmetmesi gereken ve muhataplarına sorumluluklar yükleyen Allah’ın kelamıdır. Bu kitap değeri çok büyük ve Allah’ın insanlara en büyük ikramlarından biri olan yüce Kur’an’dır.

78. Hiçbir kuşkunuz olmasın; bu Kuran Allah tarafından aslı Levh-i Mahfuz’da da yazılı ve kayıtlı olarak korunmuş bir kitaptır.

79. Kaynağından çıkıp Peygambere gelene kadar ona ancak temiz olan melekler dokunabilir. Zira o, ilahi koruma altındadır. Kuranı ancak ahlaki olarak temiz müminler anlayabilir. Ne şeytanlar ne de bilinmeyen varlıklar, kitabın korunduğu yere ulaşamazlar. Kitabın korunduğu yere ancak Rabbinin izin verdikleri girebilir. Onlar da meleklerdir. Onun dışında şeytan ve benzeri gibi hiçbir şerli varlığın ona dokunması, ondan bir şey eksiltmesi veya ona bir şey ilave etmesi mümkün değildir.

80. O Kur’an doğrudan doğruya alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiştir. Rabbinizden gelen ilahi mesajları içerir.

81. Ey müşrikler! Şimdi siz bu kitaba dil uzatarak ilahî sözü hor görüp küçümsüyor musunuz?

82.  Ne yazık ki bu nimete şükredeceğiniz yerde, Kuran ayetlerinin Allah’tan olduğunu yalanlıyorsunuz. Onu küçümsemeye kalkışarak böyle bir nimetten kendinizi mahrum bırakıp da ne elde edeceksiniz. Bizim sözlerimiz onlar için kurtuluş yolu, karanlıklardan aydınlığa çıkış yolu olacakken, onlar ayetlerimizi niçin inkâr ediyorlar? Onlara verdiğimiz rızıkları düşünerek, sözlerimizi tasdik ederek, yasalarımıza uyarak yaşamaları gerekmez miydi?

83. Böyle yapanlar, Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerin emanet olduğunu unutup kendilerinin bir şey olduğunu zannediyorlar. Hele ecel galipte can boğaza dayandığında ne yapacaksınız?

84. O vakit tüm yakınları olarak yanında olsanız ne olur? O size siz de etrafınıza çaresiz gözlerle âciz bir hâlde bakıp durursunuz. Başlarına gelen gerçek karşısında bakakalırlar. Hâlbuki hiç ölmeyecekmiş, yaşamlarının hesabını vermeyecekmiş gibi hayat sürdürüyorlardı. O gün çok geç kaldıklarını fark ederler. Şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmezler. Ölümün dehşetinden yüzleri buz kesmiş, renkleri kaçmıştır.

85. Şunu iyi bilin; Biz ona yani o anda ölümle yüz yüze gelenlere vazifeli meleklerimiz ile sizden daha yakınız fakat siz bizi göremezsiniz ve anlayamazsınız.

86. Hadi bakalım, eğer Allah’ın hükmüne boyun eğmeyecek kadar kudretliyseniz ve ölümden sonra yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeyip ceza görmeyecekseniz;

87. Şayet diriltilme ve hesaba çekilmenin olmayacağı iddianızda doğru söylüyorsanız, ölen kişiyi yeniden hayata geri çevirsenize ve sevdiklerinizin ölmesini engellesenize. Gücünüz yetiyorsa bağlandığınız dünyadan ayrılmayın da görelim.

88. Demek ki, her canlı mutlaka ölümü tadacak ve Rabb’inin huzurunda hesaba çekilecektir. Fakat o ölen kişi, davet edildiği hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen gayreti gösterenlerden ve Allah’a yakın olanlardan ise; onu bekleyen akıbet farklıdır.

89. Bu durumda onu âhirette rahatlık, güzel rızık tarifsiz bir huzur ve bitip tükenmeyen Naîm cennet nimetleri beklemektedir

90. Eğer Ashab-ı Yemin adı verilen ve önde gidenlere tâbi olup amel defterleri sağ taraflarından verilmiş iyi insanlardan ise;

91. Senin gibi cenneti hak eden iyi insanlardan sana selâm olsun artık ebedi mutluluk ve saadete erdin ey bahtiyar kimse!” denilerek sevgiyle karşılanacaklar.

92. Ama eğer âyetlerimizi yalanlayan sapıklardan ve Allah’a nankörlük ederek, verdiği nimetleri görmezden gelip, hakikatten yüz çevirenlerden ise işte asıl bedbaht olanlar onlardır.

93. Artık onlar için başlarından dökülen kaynar sularla kahredici bir ziyafet vardır.

94. Hak ettikleri çılgınca yanan cehennem ateşine atılarak yürek yakan umutsuzluk içinde yanıp kavrulacaklar ve kıvranacaklardır.

95.  İşte ey insanoğlu, bütün bu haber verilenler, şüphe götürmez ve değişmez gerçeklerdir.

96. Öyleyse ey insan! Yüce Rabbinin adını en içten dua ve yakarışlarla yücelterek hamd ile tesbih et. Ki sen de bu gerçeklerin gerektirdiği ilâhî hayat nizamını yaşamayı seçip ona yönelerek yaşayarak kurtulanlardan olabilesin. Şirkten ve elçimizi inkâr etmekten vazgeçin ve yalnızca sonsuz kudret ve nimet sahibi rabbinize kulluk edin! Yasalarına uyarak hayatını devam ettir. İnkâr eden, Rabbinin yasalarına karşı çıkanlardan olmayın.

 

1-3

1-3 Gerçekleşmesi kesin olan Kıyamet günü geldiğinde onu inkâr etmek ne mümkün. Kıyamet’le birlikte kimileri alçaltılıp, kimileri de yüceltilecek.

1.  Dünyanın ölüm vakti olan Kıyametin kesin ve kaçınılmaz bir olay olarak gerçekleştiği zaman.

2. Dünyanın sonunu getireceğimizi kim yalanlayabilir? Artık O saatten sonra Onun gerçekleşmesini kâfirlerin dünyasının yıkılışını yalanlayan ve inkâr edebilen hiç kimse çıkmaz. O gün herkesin gerçek değeri anlaşılacak. Fakat o zaman, son pişmanlık fayda vermeyecektir.

3. O kıyâmetin kopma olayı, kimileri için alçaltıcı, kimileri için de yükselticidir. Kâfirleri ve fasıkları dünyada büyüklük taslayan zalimleri alçaltır, mü’minleri alçakgönüllü kulları da yüceltecektir. O gün, münafıklar ve azgınlar yenilgiye uğramış, mücahit ve muttaki kullar ise zafere ulaşmış olacaklardır.

4-26

4-26 O Gün yeryüzü şiddetle sarsılacak, dağlar un ufak olup savrulacak ve insanlar üç sınıfa ayrılacaklar. Bir sınıf, davet edildiklerine iman edip, onu yaşama gayreti içinde orta yolu izleyen, amel defterleri sağ taraflarından verilecek mutlu kimseler; başka bir sınıf da Allah adına davet edildikleri hayat nizamını reddedip, şirk ve küfür bataklığı içinde yaşamayı seçenlerdir. Bunlara amel defterleri sol taraflarından verilecek ve hak ettiklerini görünce hüsrana uğrayıp mutsuz olacaklar. Bir de davet edildikleri, sınırlarını da Allah’ın belirlediği hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrunda malları ve canları ile cihat edenler var. Bunlar da yarışta öne geçenler ve Allah’a en çok yakınlık sağlayanlardır. İşte bu en önde koşarak öncülük edenler, cennetin kendileri için hazırlanmış olan en güzel yerlerinde nimetler içinde yaşayacaklardır. Bunların birçoğu önceki ümmetlerden, az bir kısmı da sonraki ümmetlerden olacak. Onlar o cennetlerde mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde, karşılıklı oturup, tarifsiz mutluluklar paylaşacaklar, orada ölümsüz ve daima genç olarak kalacak, tertemiz kaynaklardan ibriklere doldurulmuş içecekler ikram edilecek, içtiklerinde ne başları döner ne de sarhoş olurlar. Beğendikleri her türlü meyve, canlarının çektiği kuş etleri ve âdeta sedefler içindeki inciler gibi tertemiz, kusursuz bakışlı eşlerle de ödüllendirilecekler. Orada ne bir boş laf ne de günaha yöneltecek hiçbir söz de duymazlar, yalnızca cennete kavuşmanın iç huzurunu yaşarlar.

4. Yer şiddetli bir sarsıntıyla yerinden oynayıp sarsıldığı zaman.

5. Sağlam bilinen dağlar un ufak olup parçalandığı zaman

6. Ve parçalanan dağların havada dağılıp uçuşan toz duman haline geldiği zaman

7. Siz de hesaba çekilip, derecenize göre üç gruba ayrıldığınız zaman

8. İşte o zaman davet edildiklerine iman eden ve amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan birinci gruptaki iyi insanlar var ya. Onlar Allah’ın istediği şekilde yaşayarak âhiret mutluluğuna erdikleri için ne kadar da mutludurlar. İşte o sağduyulu hareket edip hayırlı sonuca kavuşanlara “Ashabı Meymene” adı verilir.  Onlar Allah’a inanmaları ve Allah’ın yasalarına uyarak yaşamalarının mükâfatıyla sevinç içindedirler.

9. Allah adına davet edildikleri hayat nizamını reddedip, şirk ve küfür bataklığı içinde yaşamayı seçen ikinci gruptaki kötü insanlara gelince. Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan o kötü ve mutsuz insanların vay hâline. Onlar Ashabı Meşe’me adı verilen imansız, ahlâksız vicdansız ve insanı yücelten değerlerden uzak insanlardır. Onlar Cehennemin sıcaklığını hissettikçe korkularından ne yapacaklarını şaşırırlar.

10. Ve en seçkin olan üçüncü gruptakiler inançlarına sadakat göstererek Allah’ı razı edecek amellerde, imanda ve Hayırda öne geçenlerdir. Onlar sınırlarını da Allah’ın belirlediği hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrunda malları ve canları ile cihat ederler ve yüksek derecelere sahip olduklarından dolayı, cennette de en önde olanlardır. Asıl hedefe varanlar ise, işte onlardır.

11. İşte onlar dünyada en zor zamanlarda, davasına canla, malla, heyecanla yakın durdukları için yarışta öne geçen ve en yüce makama erişip Allah’a ve müjdeli vaadine yaklaştırılmış olanlardır.

12. Onlar sonsuz nimetlerin olduğu Naîm cennetlerinde esenlik ve mutluluk içinde ağırlanırlar. İşte bu en önde koşarak öncülük edenler, cennetin kendileri için hazırlanmış olan en güzel yerlerinde nimetler içinde yaşayacaklardır.

13. Önde olanların çoğu önceki geçmiş ümmetlerdendir.

14. Ve Önde olanlardan az bir grupta bu haklı ve hayırlı harekete geç katılsa da büyük fedakârlık ve yararlılık gösteren sonraki ümmetlerdendir.

15. Dünyada şanı, şöhreti ellerinin tersiyle iten ve Hakka hayra öncülük eden cihad ehli seçkin mü’minler cennetlerde Mücevherlerle özenle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16. Onların mutlulukları her hallerinden bellidir. Karşılıklı oturup koltuklara yaslanırlar ve tarifsiz mutluluklar içinde sohbete dalarlar.

17. Cennette onların Etraflarında gençlikleri ebedî olan, ölümsüz ve sonsuza dek hizmetkârları olarak yaratılmış gençler dolaşırlar.

18. Sürekli genç kalan hizmetçiler Main çeşmesi olarak bilinen tertemiz cennet pınarlarından doldurulmuş tarifsiz güzellikte testiler, ibrikler ve billur kadehlerle dolaşıp içecekler ikram ederler.

19. Kana kana içtikleri, cennete özel bu içecekler ne baş ağrısı yapar ne de başlarını döndürüp sarhoşluk verir.

20. Bir de beğenip seçtikleri ve hoşlarına giden her türlü meyveler servis edilir.

21. Ve canlarının çektiği her cinsten iştah verici ve lezzetli kuş etleri istedikleri anda kendilerine ikram edilir.

22. Orada onlar için kusursuz bakışlı iri gözlü eşler arkadaşlar vardır.

23. O narin ve göz alıcı eşler sedefler içinde saklı ve gün yüzü görmemiş inciler gibi tertemizdir.

24. İşte bütün bunlar, mü’minlerin vaktiyle zor şartlarda yaptıkları güzel davranış ve amellere karşılık mükâfat olarak verilir. Onlar dünya hayatında Allah için yaptıklarının karşılığını almışlardır.

25. Onlar cennette ne boş bir söz ne de insanları günaha sokacak çirkin söz işitirler.

26. Orada İşittikleri tek söz: “ artık ebedi mutluluğa ve selamete erdiniz, size esenlikler, size mutluluklar anlamına gelen “Selâm size ey cennetlikler, selâm, mutluluk ve esenlik içinde, sonsuza dek yaşayın” sözüdür. Ve yalnızca cennete kavuşmanın iç huzurunu yaşarlar.

27-40

27-40 Davet edildikleri hayat nizamına iman edip, onu yaşamak arzusu ve gayreti içinde orta yolu izleyenler de her türlü meyve ağaçlarıyla donatılmış mis kokulu cennet bahçelerinde, ırmak başlarında, gölgeliklerde sefa sürecek, kabartılmış döşekler üzerinde oturup bahtiyar olacaklar. Orada onlara da, kendileriyle yaşıt ve gözleri eşlerinden başkasını görmeyen tertemiz, içleri eşlerine karşı sevgi dolu, uyumlu eşler bağışlayacağız. Orta yolu izleyenlerin de bir kısmı eski nesillerden bir kısmı da sonraki nesillerden.

27. Davet edildikleri hayat nizamına iman edip, onu yaşama gayreti içinde orta yolu izleyen ve Öncülerin arkasından gelen sağdakilere gelince. Onlar sağduyulu hareket edip Allah’ın istediği şekilde yaşayarak âhiret mutluluğuna erenlerdir. Ashab-ı Yemin” ve iyi insanlar olarak bilinen, bu sağdakiler ne kadar da bahtiyar ve mutludurlar. İşte bu hesabı sağ taraflarından görülenler ve hayır yarışında öncülere tâbi olanlar bunlardır.

28. Onlar için de ebedi nimetler vardır. İşte bazıları; Dikensiz kiraz ağaçları

29. Meyveleri salkım salkım olmuş insanın iştahını açan muz ağaçları,

30. Ve bu ağaçların yanında dinlenip serinlenecekleri ve sonsuz mutluluğu tadacakları Uzun gölgeliklerde sefa sürecekler.

31. Hemen yanı başında Sürekli çağlayarak akan serinletici ırmak sularının kenarındadırlar.

32. Ve kiraz, muz gibi her türlü cinste meyve ağaçlarıyla donatılmış mis kokulu cennet bahçeleri arasında mutlu ve keyifli bir zaman geçirirler.

33. Hiç tükenmeyen ve hiçbiri yasaklanmayan sayısız nimetler arasındadırlar.

34. Bu meyve bahçesinde eşleriyle beraber Kabartılmış yüksek koltuklar üzerinde oturup bahtiyar olacaklar.

35. O eşler, Müslüman olarak vefat eden ve Allah’ın izniyle cennete giren eşlerdir. Gerçekten biz cennete girecek bütün onları(kadınları) ruh ve beden olarak cennete uygun şekilde ve yepyeni bir yaratılışla ve her türlü kusurdan uzak yaratırız. Onları, gençliği ve çekiciliği pörsümeyen kimseler yaparız.

36. Yeni yaratılışta Onları gözleri eşlerinden başkasını görmeyen ve kin, kıskançlık, bıkkınlık gibi ruhsal eksiklikleri bulunmayan el sürülmemiş tertemiz bakireler kıldık.

37. Ayrıca onları eşlerine karşı sevgi dolu çok düşkün ve kendileriyle yaşıt uyumlu güzeller olarak yarattık.

38. Bütün bunlar öncülere tâbi olup, orta yolu izleyen ve onların arkasından giden Sağ ashabı içindir. Yani Ashab-ı Yemin” adı verilen ve cennetle müjdelenip amel defteri sağ taraftan verilen iyi insanlar içindir.

39. Kurtuluşa erenlerin bir kısmı sizden önceki nesillerden olan ümmetlerdendir.

40. Bir kısmı da sizden sonraki ahir zaman ümmetinden olacaktır.

41-48

41-48 Amel defterleri sol taraflarından verilen bedbahtlara gelince, o nankör ve inatçılar cehennemin kavurucu sıcağı ile kavrulurken, bir yandan da kaynar su içirilecekler, boğucu, simsiyah bir duman içinde yaşayacak, yürekleri dağlayan bir umutsuzluk içinde yanıp duracaklar. Çünkü onlar dünyada iken, Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetleri, yalnızca dünya hayatı için ölçüsüzce kullanmış, Allah’a karşı nankörlük edip azgınlaşmış, O’nun sınırlarını tanımayıp, kendileri nizamlar kurup hükümler koyup, sınırlar oluşturmuşlardı. Ayrıca öldükten sonra Allah’ın insanları tekrar diriltip hesap soracağı günü ve gerçeğini de yalan sayıp, inkâr etmiş, “Ne yani, ölüp kemiklerimiz çürüyüp de toprağa karıştıktan sonra, yeniden mi diriltileceğiz, bizden önceki atalarımız da mı diriltilecek?” diye alay etmişlerdi.

41. Allah’ın razı olmadığı bir hayat yaşadıkları için amel defterleri sol taraflarından verilenlere gelince onlar ne kadar da bedbahttırlar. Ashab-ı Şimal adı verilen o kötü insanların vay hâline. Onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Yeryüzünde yaşarken ayetlerimize karşı çıkmışlar. Sağduyulu hareket etmeyip yasalarımıza uymamışlardır. İnsanların yasalarına uyarak insanlara taparak kullara kulluk etmişlerdir. Sürekli yeryüzünde haksızlık yaparak bozgunculuk yapmışlar, haktan adaletten yana olmamışlardır.

42.  O nankör ve inatçılar cehennemde iliklerine kadar işleyen kavurucu ve zehirli bir ateşin sıcağı ile kavrulurken bir yandan da kaynar sular içirilerek cezalandırılırlar.

43. Ve kapkara boğucu bir dumanın gölgesi altında azap çekerek kıvranıp duracaklardır. Onlar Cehennem sıcağından kurtulmak için gölgelik ararlar. Onların gölgeliği cehennem ateşinin üzerindeki kara dumanlardır.

44. Ki o, cehennem Ne fayda verip serinletir ne de ferahlatıcı bir gölgeliktir. Orada yürekleri dağlayan bir umutsuzluk içinde yanıp duracaklardır.

45. Bütün bunların sebebi ne? Çünkü onlar dünyada iken verilen nimetleri veriliş amacı dışında kullanıp lüks ve sefahat içinde şımarmışlardı. Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetleri, yalnızca dünya hayatı için ölçüsüzce kullanmışlardı.  Bunu yaparken varlıklarına güvenmişlerdi. Şimdi yaptıkları her şey ateş olup onları kuşattı. Böyle olacağını düşünmüyorlardı.

46. Uyarılara rağmen Allah’a ortak koşma, adam öldürme, hırsızlık, yalancı şâhitlik, ana babaya isyan, dolandırıcılık, zina, fuhuş, içki, kumar gibi büyük günahları işlemekte ısrar ediyorlardı. Ve Allah’a karşı nankörlük edip azgınlaşarak Allah’ın koyduğu sınırlarını tanımamışlar, kendileri nizamlar kurup hükümler koyarak, sınırları kendileri oluşturmuşlardı. Kısacası günah olarak, ne varsa işlemişlerdi.

47. Ve ilahî adaleti inkâr ederek Ne yani, Biz ölüp toprak ve çürümüş kemik yığınına geldikten sonra yeniden mi diriltilecekmişiz ve hesaba çekilecekmişiz?” diyerek gururla dolaşırlardı.

48. Ve Yoksa bizimle beraber bizden önceki ölmüş olan atalarımız da mı diriltilecek?” diye Kur’an’ın çağrısını alay konusu yaparlardı.

49-56

49-56 Ey Peygamber! Sen o bedbaht olmayı hak edenlere de ki: “Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de hiç şüpheniz olmasın ki zamanı Allah tarafından belirlenmiş gün geldiğinde diriltilip bir araya toplanacaksınız. Sonunda siz ey dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak yaşayanlar! Sizler cehennemdeki zakkum ağacının meyvesinden yiyeceksiniz, karınlarınızı o cehennem meyvesi ile dolduracak, üzerine de kaynar su içeceksiniz hem de susuzluktan kavrulmuş develerin suya saldırdığı gibi.” Hesap Günü Allah’ın davetine sırt dönüp de, umursamayıp, âhiret hayatını görmezden gelenler işte bununla karşılaşacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar.

49. Ey Peygamber! Sen o bedbaht olmayı hak edenlere De ki: “Şüphesiz hem önceki devirlerde yaşamış olan nesiller de sonrakiler de elbette diriltilecek.

50. Evet geçmişteki ve gelecekteki herkes diriltilecek ve zamanı sadece Allah tarafından belirlenen bir günde O’nun huzurunda buluşmak üzere ve yaşamınızın hesabını vermek için mutlaka bir araya toplanacaksınız.

51. Sonra onlara şöyle denir: siz, ey dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak yaşayarak doğru yoldan sapanlar, Allah’ın âyetlerini ve bu Günü yalan sayanlar!

52. Unutmayınız burası cehennem. Zalimleri bekleyen öldürücü ve zehirli zakkum ağacının meyvesinden ceza olarak kesinlikle yiyeceksiniz.

53. Böylece karınlarınızı o cehennem meyvesi ile tıka basa dolduracaksınız.

54. Onun üzerine de susayacaksınız ama serinlemek ve acınızı dindirmek umuduyla iç organları paramparça eden kaynar sudan içeceksiniz ve içtikçe daha da perişan olacaksınız.

55. Üstelik öyle bir içeceksiniz ki uzun çöl yolculuğundan gelip te susuzluktan kavrulmuş develerin suya saldırdığı gibi hararetle içecek, içtikçe susayacak ve susadıkça bir daha içeceksiniz. Sonra yine ateşe döneceksiniz ve bu durum, sonsuza dek böyle sürüp gidecek.

56. İşte ceza günü onlara sunulacak bol acılı ziyafet ve azap sofrası budur. Hesap Günü Allah’ın davetini umursamayıp, âhiret hayatını görmezden gelenler işte bununla karşılaşacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar. O hâlde, ey insanlar, bu feci akıbete uğramak istemiyorsanız, her an gözünüzün önünde cereyan eden şu mucizelere bakıp Rabbinize yönelin

57-60

57-60 Ey insanlar! Sizi yaratan Biziz, hâlâ bu gerçeği düşünüp, kavrayıp da yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına dönmeyecek misiniz? Rahimlere akıttığınız o meniyi hiç düşünmez misiniz, o bir damla suyu, ete kemiğe bürüyüp, insan haline dönüştüren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Sizin için ölümü takdir eden Biziz ve bunun önüne kimse geçemez.

57. Ey insanlar! Ahirette bu sonucu yaşamak istemiyorsanız, şu sorular üzerinde bir kere daha düşünün. Sizi hiç yoktan biz yarattık. Biz yaşatıyoruz ve yaşamanız için gereken bütün nimetleri de Biz veriyoruz. Bütün bunları görüp bildikten sonra ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ gerçeğini, yeniden dirilişi ve yaratıcınızın hükmünün en doğru, en güzel hüküm olduğuna tasdik etmeyecek misiniz? Hâlâ bu gerçeği düşünüp de aklınızı kullanarak yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına dönmeyecek misiniz?

58. Muhteşem bir tevhid ve yaratılış mucizesi olarak; rahimlere akıttığınız meniyi hiç düşünmez misiniz?

59. Onu rahimde çeşitli aşamalardan geçirdikten sonra siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? O bir damla suyu, insan haline dönüştüren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Hâlâ anlamayacak mısınız?

60. Aranızda ölümü şaşmaz bir plân çerçevesinde biz takdir ettik ve her doğanın ölmesi gösteriyor ki ölüm konusunda bizim önümüze hiç kimse ve hiçbir güç geçemez.

61

61 Ey insanlar! Dilediğimiz takdirde sizi yok edip, yerinize başkalarını getiririz. Dileseydik sizi mahiyetini sizin de bilemediğiniz bir şekil ve özellikte yaratırdık, sınırsız ilim ve gücümüzle dilediğimizi yapmaya elbette ki kâdiriz.

61. Ey insanlar! Dünyada imtihanın devamı için Dilediğimiz takdirde sizi yok edip Yerinize benzerlerinizi getirmeye ve mahiyetini bilmediğiniz bir şekilde ve özellikte bilmediğiniz bir âlemde, sizi yeniden yaratmaya da gücümüz yeter. Sınırsız ilim ve gücümüzle yeniden yaratma konusunda da kimse bizim önümüze geçemez. Dilediğimizi yapmaya elbette ki kâdiriz.

62

62 Aslında, sizler ilk yaratılış gerçeğindeki mükemmel ilim ve kudrete vakıfsınız. Buna rağmen niçin yeniden yaratılacağınıza inanmaktan ve Hesap Günü’nü kabul etmekten kaçınıyorsunuz?

62. Andolsun ki ana rahminden dünyaya doğup ilk yaratılışı yaşayarak gördünüz. Ve muhteşem bir kudret ve iradenin eseri olarak Allah’ın sizi, yoktan yarattığı gerçeğini gayet iyi biliyorsunuz. O halde Allah’ın sizi tekrar yaratıp diriltmeye de kâdir olduğunu düşünüp ibret almanız ve bunun ilk yaratılışa göre daha kolay olabileceğini kabul etmeniz gerekmez mi? Buna rağmen niçin yeniden yaratılacağınıza inanmaktan ve Hesap Günü’nü kabul etmekten kaçınıyorsunuz? Etrafınızdaki olaylardan ibret alıp ona göre yaşamanız, yasalarımıza uymanız gerekmez mi?

63-67

63-67 Şu toprağa attığınız tohuma dönüp bir bakıp da düşünün bakalım, o tohumu orada yeşertip büyüten siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Dileseydik suyu gökten indirmeyip, onu kuru çer çöpe döndürürdük. O zaman siz de çaresizlik içinde, “Eyvah! Mahvolduk” diye sızlanıp dururdunuz ve elinizden hiçbir şey de gelmezdi.

63. Şu toprağa ektiğiniz tohumun harika içeriğini ve nasıl çatlayıp filiz verdiğini gördünüz mü? Tohuma bir bakıp da düşünün bakalım.

64. Suyun yağmur olup yağmasını sağlayarak onu topraktan yeşertip büyüten türlü nimetler veren siz misiniz, yoksa biz miyiz?

65. Dileseydik suyu gökten indirmeyerek onu olgunlaşmadan kuru bir çöp yapardık. Siz de ne yapacağınızı bilememenin çaresizliği içinde şaşar kalırdınız.

66. O zaman çaresizlik içinde şöyle derdiniz: Eyvah! Mahvolduk Emeklerimiz boşa gitti, masraflarımızı bile çıkaramadık, zarar ettik. Biz çok borçlandık. Oysa bu yılki mahsule çok bel bağlamıştık.

67. Elimizde avucumuzda ne varsa harcadık Daha doğrusu biz artık her şeyimizi kaybettik.” diye sızlanıp dururdunuz ve elinizden hiçbir şey de gelmezdi. Niçin düşünüp öğüt almıyorsunuz? Ekip diktiğiniz şeylerin karşılığını Rabbiniz vermezse ne yapabilirsiniz?

68-70

68-70 Peki ya şu içtiğiniz suyu hiç düşündünüz mü, onu buluttan indiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Dileseydik Biz o suyu tatlı değil de tuzlu veya acı da yapabilirdik. Bunca nimetle donatılmış olmanıza karşılık, aklınızı kullanıp da Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?

68. Peki ya İçtiğiniz o tertemiz suyu ve o suyun size nasıl ulaştığını hiç düşündünüz mü? Onu denizlerden buharlaştırıp, göğe siz mi çıkardınız yoksa Biz mi?

69. Sonra Onu yağmur yüklü bulutlardan indiren siz misiniz yoksa yeryüzüne kar ve yağmur olarak yağdıran biz miyiz?

70. Dileseydik onu tatlı değil de içemeyeceğiniz tuzlu veya acı bir su yapardık. Görmüyor musunuz? Uçsuz bucaksız denizler tuzlu sulardan oluşuyor. İçebiliyor musunuz? Bulutlardan inen, derelerden, ırmaklardan akan suların hepsi tuzlu olsaydı ne yapardınız? O halde bunca nimetle donatılmış olduğunuz için ve o suyun içimini kolay yaptığı için Rabbinize şükretmeniz ve aklınızı kullanıp da Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?

71-74

71-74 Şu yaktığınız ateşe bir bakın, o ateşin ağacını siz mi yarattınız yoksa Biz mi? Onun ateşi ile aynı zamanda hem ısınır hem de başka birçok ihtiyacınızı giderirsiniz. O halde Rabbinizin sizin için yarattıklarını ve onların işleyen mükemmel nizamlarını düşünüp davetine icabet ederek şükredin.

71. Yaktığınız ve enerjiye kavuştuğunuz ateşi ve nasıl yandığını, neye yaradığını hiç düşündünüz mü? Ateşi siz mi yarattınız yoksa biz mi?

72. Şimdi söyleyin bakalım. Onun ağacını ve yakıtını, o ağaçların ürettiği oksijeni siz mi yarattınız yoksa onu yaratan biz miyiz?

73. Biz bu ateşi hem cehennemi hatırlatan ve düşünülmesi gereken bir ibret belgesi hem de ısınmak ve yaşamınızdaki birçok ihtiyacınızı gidermek için vazgeçilmez bir nimet kıldık.  

74. Öyleyse sonsuz kudret ve büyüklük sahibi Yüce Rabbinin adını şanını hamd ile övgülerle yücelterek tesbih et. O halde Rabbinizin sizin için yarattıklarını ve onların işleyen mükemmel nizamlarını düşünüp davetine icabet ederek şükredin.

75-76

75-76 Ey insanlar! Yıldızların doğup battıkları yere andolsun ki, bu Kur’an sizi yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya çağırıyor. Şayet bilirseniz bu çok büyük bir yemin ve bir uyarıdır.

75. Ey insanlar! müşrikler hâlâ Kur’an’ın bir beşer sözü olduğunu mu iddia ediyorlar? Hayır! Onların dediği her şey boş bir iddiadan ibarettir. Gökteki Yıldızların doğup battıkları yerler şahit olsun ki, bu Kur’an sizi yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya çağıran ilâhî bir kelâmdır!

76.  Yemin olsun ki Eğer üzerinde düşünür ve kıymetini bilirseniz hem yaratılan âyetler hem de indirilen âyetler gerçekten çok büyük bir uyarı ve şahitliktir.

77-80

77-80 Kur’an muhataplarına sorumluluklar yükleyen çok değerli bir kitaptır ve aslı da korunmuş bir kitaptadır. Onu Rablerine karşı derin bir sorumluluk bilinci içindeki temiz olanlar taşımıştır. O Kitap Rabbinizden gelen ilahi mesajları içerir.

77. Hiç kuşkusuz Elinizdeki bu kitap kıyâmete kadar hayatın her alanına hükmetmesi gereken ve muhataplarına sorumluluklar yükleyen Allah’ın kelamıdır. Bu kitap değeri çok büyük ve Allah’ın insanlara en büyük ikramlarından biri olan yüce bir Kur’an’dır.

78. Hiçbir kuşkunuz olmasın; bu Kuran Allah tarafından aslı Levh-i Mahfuz’da da yazılı ve kayıtlı olarak korunmuş bir kitaptır.

79. Kaynağından çıkıp Peygambere gelene kadar Ona ancak temiz olanlar (melekler) dokunabilir. Kuranı ancak ahlaki olarak temiz müminler anlayabilir. Ne şeytanlar ne de bilinmeyen varlıklar, kitabın korunduğu yere ulaşamazlar. Kitabın korunduğu yere ancak Rabbinin izin verdikleri girebilir. Onlar da meleklerdir. Onun dışında şeytan ve benzeri gibi hiçbir şerli varlığın ona dokunması ondan bir şey eksiltmesi veya ona bir şey ilave etmesi mümkün değildir.

80. O Kur’an doğrudan doğruya alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiştir. Rabbinizden gelen ilahi mesajları içerir.

81-82

81-82 Ey Allah’ın davetinden yüz çevirenler! Rabbinizden indirilmekte olan bu kitaba dil uzatmaya, onu küçümsemeye kalkışarak böyle bir nimetten kendinizi mahrum bırakıp da ne elde edeceksiniz?

81. Ey müşrikler! Şimdi siz bu kitaba dil uzatarak ilahî sözü hor görüp küçümsüyor musunuz?

82. Yazık Bu nimete şükredeceğiniz yerde, Kuran ayetlerinin Allah’tan olduğunu yalanlıyorsunuz. Onu küçümsemeye kalkışarak böyle bir nimetten kendinizi mahrum bırakıp da ne elde edeceksiniz. Bizim sözlerimiz onlar için kurtuluş yolu, karanlıklardan aydınlığa çıkış yolu olacakken, onlar ayetlerimizi niçin inkâr ediyorlar? Onlara verdiğimiz rızıkları düşünerek, sözlerimizi tasdik ederek, yasalarımıza uyarak yaşamaları gerekmez miydi?

83-87

83-87 İnsanın canı boğazına gelip dayandığında, etrafındakiler de çaresiz gözlerle ona bakıp dururken, işte o zaman da yine Biz ona yakınız fakat siz görüp anlayamazsınız. Hayatı Bize borçlu olduğunuza inanmıyorsanız haydi onu geri döndürün de görelim.

83. Böyle yapanlar, Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerin emanet olduğunu unutmuş, kendilerini bir şey zannediyorlar. Hele ecel galipte can boğaza dayandığında ne yapacaksınız?

84. O vakit tüm yakınları olarak yanında olsanız ne olur? O size siz de etrafınıza çaresiz gözlerle âciz ve çaresiz bir hâlde bakıp durursunuz. Başlarına gelen gerçek karşısında bakakalırlar. Hâlbuki hiç ölmeyecekmiş, yaşamlarının hesabını vermeyecekmiş gibi hayat sürdürüyorlardı. O gün çok geç kaldıklarını fark ederler. Şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmezler. Ölümün dehşetinden yüzleri buz kesmiş, renkleri kaçmıştır.

85. Şunu iyi bilin; Biz ona yani o anda ölümle yüz yüze gelenlere vazifeli meleklerimiz ile sizden daha yakınız fakat siz bizi göremezsiniz ve anlayamazsınız.

86. Haydi bakalım, eğer Allah’ın hükmüne boyun eğmeyecek kadar kudretliyseniz ve ölümden sonra yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeyip ceza görmeyecekseniz;

87. Şayet diriltilme ve hesaba çekilmenin olmayacağı iddianızda doğru söylüyorsanız, ölen kişiyi yeniden hayata geri çevirsenize ve sevdiklerinizin ölmesini engellesenize! Gücünüz yetiyorsa bağlandığınız dünyadan ayrılmayınız. Demek ki, her canlı mutlaka ölümü tadacak ve Rabb’inin huzurunda hesaba çekilecektir.

88-91

88-91 Ölen kimse, Allah’a iman etmiş ve davet edildiği hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen gayreti de göstermişse, onu âhirette tarifsiz bir huzur ve bitip tükenmeyen cennet nimetleri beklemektedir. Amel defterleri sağ taraflarından verilmiş olan bu kimseler orada, “Selam olsun sizlere ey bahtiyar kimseler!” denilerek ilgi ve sevgiyle karşılanacaklar.

88. Demek ki, her canlı mutlaka ölümü tadacak ve Rabb’inin huzurunda hesaba çekilecektir. Fakat o ölen kişi, davet edildiği hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen gayreti gösterenlerden ve Allah’a yakın olanlardan ise; onu bekleyen akıbet farklıdır.

89. Bu durumda onu âhirette rahatlık, güzel rızık tarifsiz bir huzur ve bitip tükenmeyen Naîm cennet nimetleri beklemektedir

90. Eğer Ashab-ı Yemin adı verilen ve önde gidenlere tâbi olup amel defterleri sağ taraflarından verilmiş iyi insanlardan ise;

91. Senin gibi cenneti hak eden iyi insanlardan sana selâm olsun artık ebedi mutluluk ve saadete erdin ey bahtiyar kimse!” denilerek ilgi ve sevgiyle karşılanacaklar

92-94

92-94 Allah’a nankörlük ederek, verdiği nimetleri görmezden gelip, hakikatten yüz çevirenler ise hak ettikleri ateşe atılarak, yürek yakan umutsuzluk içinde kıvranacaklar

92. Ama eğer âyetlerimizi yalanlayan sapıklardan ve Allah’a nankörlük ederek, verdiği nimetleri görmezden gelip, hakikatten yüz çevirenlerden ise işte asıl bedbaht onlardır.

93. Artık onlar için başlarından dökülen kaynar sularla kahredici bir ziyafet vardır.

94. Hak ettikleri çılgınca yanan cehennem ateşine atılarak yürek yakan umutsuzluk içinde yanıp kavrulacaklar ve kıvranacaklardır.

95-96

95-96 İşte bunlar şüphe götürmez gerçeklerdir. Öyleyse ey insan! Sen de bu gerçeklerin gerektirdiği ilâhî hayat nizamını yaşamayı seçip ona yönelerek yaşa ki kurtulanlardan olabilesin.

95.  İşte ey insanoğlu, bütün bu haber verilenler, tartışmasız şüphe götürmez ve değişmez gerçeklerdir.

96. Öyleyse ey insan!  Yüce Rabbinin adını en içten dua ve yakarışlarla yücelterek hamd ile tesbih et. Ki sen de bu gerçeklerin gerektirdiği ilâhî hayat nizamını yaşamayı seçip ona yönelerek yaşayarak kurtulanlardan olabilesin. Şanı büyük Rabbini sürekli an! Yasalarına uyarak hayatını devam ettir! İnkâr eden, Rabbinin yasalarına karşı çıkanlardan olma!

Scroll to Top