Sure Hakkında
Ayet Sayısı
83
Mushaf (Kuran) Sırası
36
Nuzül (İniş)Yeri
Mekke
Nüzül (İniş) Sırası
41
Sure Hakkında Bilgi
36
YASİN SURESİ
GİRİŞ
Adı: Birinci ayette geçen “Yasin” kelimesi surenin adı olmuştur.
Nüzul Zamanı: Bu surenin muhtevasından, Mekke döneminin ortalarında veya sonlarına doğru nazil olduğu anlaşılmaktadır.
Konu: Kısaca bu surede, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliğini inkar etmenin, alay ve zulüm ile karşı koymanın korkunç sonuçlarıyla Kureyşli müşrikler korkutulmaktadır. Her ne kadar deliller öne sürülerek açıklamalar yapılıyorsa da bu surede “İnzar” esastır ve ağır basmaktadır.
Üç hususta deliller öne sürülmüştür.
1) Tevhid hakkında delil olarak, kâinatta cerayan eden hadiselere işaret edilerek, insanın aklına hitab edilmiştir.
2) Ahiret hakkında ise, kâinat, insan yapısı ve her akıl sahibinin düşünebileceği hususlar delil olarak ileri sürülmüştür.
3) Risalet hakkında şunlar delil olarak verilmiştir: Hz. Peygamber (s.a) İslam’ın tebliği dolayısıyla çektiği meşakkatlerden ötürü, sizlerden hiçbir surette ücret istemez. Çünkü, o bunları karşılıksız yapmaktadır. Ayrıca Rasûlullah’ın (s.a) tebliğ ettiği mesaj akla uygundur ve bu mesajı kabul etmek sizlerin yararınadır.
Burada, kalplerdeki kilitlerin kırılması ve kalbinde az çok duygu bulunan hiçbir kimsenin etkilenmekten hali kalmaması için, kuvvetli bir üslûbla tehdit ve tenbih gayet şiddetli bir şekilde tekrarlanmıştır.
İmam Ahmed, Ebu Davud, Nesaî, İbn Mace ve Taberani, Hz. Muakkıl b. Yesar’dan, Rasûlullah’ın (s.a) şöyle bir hadisini rivayet etmişlerdir: “Yasin Suresi Kur’an’ın kalbidiir.” Fatiha Suresi hakkında, adeta Kur’an’ın bir özeti olduğundan nasıl “Kitab’ın anası” denmişse, Yasin suresi için de “Kur’an’ın çarpan kalbi” denmiştir. Sureye böyle denilmesinin nedeni, onun etkileyici bir üslûbta ruhları harekete geçirmesi ve onları durgunluktan kurtarmasıdır.
Yine Hz. Muakkıl b. Yesar’dan İmam Ahmed, Ebu Davut ve İbn Mace, Rasûlullah’dan şöyle bir hadis rivayet ederler: “Ölmekte olanlara Yasin Suresi’ni okuyun.” Hadisin maksadı, ölüm yaklaştığında, İslam’ı toplu bir şekilde hatırlatmak ve İslam akidesinin zihinlerde tazelenmesini sağlamaktır. Böylece sözkonusu kişinin gözü önünde ahiret manzarası canlanacağı için, öbür dünyada ne gibi sahnelerle karşılaşacağını bilir ve kendisini buna hazırlar. Bunun bir faydası olabilmesi için kişi Arapçayı bilmiyorsa da, zikrin amacına ulaşabilmesi bakımından mealini okuması gerekir.
Açıklamalı Meal
1. Yasin dinle ey insanoğlu. Bak bunu sana Allah söylüyor. Sen bunları Allah sözü olarak dinle, başkalarının sözüne benzetme! Nasıl yaratılan ayetleri yaratmada tüm insanlık âciz kalmışsa, indirilen âyetleri içinde toplayan Kur’an’ın benzerini ortaya koymada da tüm insanlık âciz kalmıştır. İşte Rabb’in, bu harfleri yan yana dizerek, hiçbir beşer tarafından bir benzeri yapılamayacak eşsiz bir kitap gönderdi:
2. Ey şanlı Elçi. En güzel öğütleri, en doğru hükümleri içinde barındıran ve senin Peygamberliğinin delili ve yaratılış sebebini apaçık bildirmekte olan bu hikmetli Kur’an hakikatlere şahittir.
3. Kuşkusuz sen Allah tarafından seçilip gönderilmiş ve tevhid sancağını elden ele taşıyarak insanlığı vahiy nuruyla aydınlatan ve bütün insanlara örnek olmak için gönderilmiş peygamberlerdensin.
4. Hem de hiç eğriliği olmayan, insanı hem dünyada hem ahirette kurtuluşa ileten, putperestliğin temeli olan şirkten arınmış dosdoğru bir yola davet üzerindesin. Bu yol, Âdem ile başlayan ve cennette biten İslâm yoludur. İnsanlık tarihi boyunca, bu yoldan cehenneme ayrılan her yol sapağında elçiler görevlendirilmiştir. Sen insanlara karşı özgürlüğünü ilan ederek, sadece Rabbine itaat eden, Rabbinin yasalarına göre hayatını yaşayansın.
5. Doğru yolun rehberi olan bu Kur’ân, kâinatın yaratıcısı güçlü ve merhamet sahibi Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Emrimiz gereği onlara açıklamaktasın.
6. Uzun bir süredir ataları uyarılmamış, ya da uyarıldığı halde uyanmamış, gerçeklerden habersizmiş gibi davranan bu yüzden de kendileri küfrün ve zulmün karanlıklarına gömülerek gaflet içinde kalmış bir toplumu onları bekleyen tehlikelere ve cehenneme karşı uyarmak için seni ve bu kitabı gönderdik.
7. Andolsun ki, Sen, sana muhatap olan müşriklere karşı uyarı görevini yapıyorsun ama onların çoğu hakkında, Allah adına, Peygamber’in Kur’an ile yapmakta olduğu davete inatla karşı çıkıp inkârda ve müşrik kalmakta diretmeleri ve isyana devam etmeleri yüzünden, ahirette vaat edilen ilahi o azap sözü mutlaka gerçekleşecektir. Artık onlar hakikati bildikleri hâlde, uyarsan da uyarmasan da iman etmezler.
8. Biz kibir ve inat sebebiyle ısrarla hakkı inkâr etmeleri ve Allah’ın davetine boyun eğmediklerinden dolayı böylelerinin boyunlarına kadar dayanan manevi demir tasmalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o tasmalar onları öyle sıkar ki yere bakamazlar burunları havada ve kafaları yukarı kalkıktır. Küstahça böbürlenmeleri yüzünden Hakka boyun eğmezler. Gözlerini kör eden kibir ve inatları, hemen önlerindeki hakikati görmelerine ve Allah’ın hükmüne boyun eğmelerine mâni olmaktadır.
9. Geçmişlerine ve geleceklerine perde çektik de mal hırsı, dünya sevgisi ile onların gönül ekranlarını karartıp görüş alanını kapattık. Artık imani ve Kur’ani gerçekleri göremezler. Bu tasvire göre, karşında kibrin sembolü olarak, boynu yukarıda, burnu havada ve gerçeği göremeyen insanlar var. Bu durumdaki insanlar daha hayattayken bedenlerini ruhlarına tabut yapmış manevî ölülerdir. Onlar geçmiş olaylardan ders alıp da günahlardan vazgeçmez, gelecekte kendilerini bekleyen tehlikelerden sakınmazlar. Onlar şımarıkça hareketleriyle kendilerini üstün gören, kendilerinden başkasını dinlemeyenlerdir. Adam yerine koymadıkları insanları dinlemezler. Toplumu sınıflara ayırarak zulmederler.
10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, onlar durumlarını değiştirmez ve inanmazlar. Aslında senin onlara okuduğun ayetlerde gerçekleri görüyorlar ama vazgeçmiyorlar. O hâlde, onlardan dolayı üzülme, ümidini ve heyecanını yitirme. Bu çağrıya kulak verecek tertemiz gönüllere ulaşıncaya dek, bıkıp usanmadan tebliğe devam et.
11. Ey Peygamber! Unutma ki: Sen ancak niçin yaratılmış olduklarını ve nasıl yaşamaları gerektiğini düşünen ve samimiyetle bu maksatla Allah’a yönelen, adı Kur’an olan zikre uyan ve görmediği halde ayetlerine iman edip Rahman’dan korkan, Allah’a yürekten saygı duyan kimseyi uyarabilirsin. Senin uyarıların, ancak iyiliğe, güzelliğe böyle açık olan kimselerde etkisini gösterir. Onlar, Allah’ın, duyu organlarıyla kavranamayacak yüce bir varlık olduğunu bilir, bu yüzden, O’nun bir tek rab ve ilâh oluşu gerçeğinin üzerinde düşünerek, Rablerine iman eder, derin bir saygı ve şükranla O’nun hükümlerine boyun eğerler. İşte böyle kişileri, Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri halinde bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele. Onlar dünyada izzet ve devlete, ahirette ise cennete ulaşacaklardır. Onun için inkâr edenlere ayetlerimi okuduktan sonra fazla üsteleme. Onları kendi hallerine bırak. Belki düşünüp öğüt alırlar.
12. Şüphesiz maddî-manevî bütün ölüleri hesap vermeleri için yalnız biz diriltiriz ve hayattayken onların sevap ve günah olarak önceden yaptıklarını da arkada bıraktıkları iyi-kötü bütün eserleri de biz yazarız. Zaten biz insanın yapıp ettiği her şeyi Levh-i Mahfuz olarak bilinen apaçık bir kitaba ayrıntılı olarak kaydetmişizdir. Onun için kendilerine çok güvenmesinler. Onların yaptığı hiçbir şey unutulmayacak. Yaptıklarının hesabını vermek üzere huzurumuza gelecekler.
13. Ey Muhammed; Sen Onlara geride, iyi-kötü iz bırakmak nedir anlasınlar diye İsa’nın gönderdiği elçilerin gönderildiği şu şehir halkının halini ibret verici örnek olarak anlat. Bu olayın nerede, ne zaman yaşandığı ve kahramanlarının hangi isimleri taşıdığı hiç önemli değil. Önemli olan, içinde barındırdığı ve tüm insanlığa ışık tutacak ibret dolu mesajlardır. Bu örnek toplumda üç sınıf insan var: 1-Elçiler, 2-Onlara karşı gelenler, 3-Elçilere destek olmak için bütün varlıklarını ortaya koyan fedakâr insanlar. Bu kıssa size şunu anlatıyor: “Eğer içinde yaşadığınız toplumda sizden önce Allah’ın mesajı duyulmadı ise, hemen işe başlayın, artık Peygamberin göreviyle görevli bir elçisiniz. Birileri size engel olmaya çalışacak fakat korkmayın, Allah mutlaka yardımını gönderecektir. Yok eğer toplumda sizden önce Peygamberin görevini kendilerine görev bilenler varsa, size düşen onların yardımına koşmaktır. Dikkat edin, eğer karşı safta yer alır veya hak ile bâtılın mücadelesinde tarafsız kalırsanız, o zaman sonunuz kesinlikle hüsran ve helâk olacaktır.” İnsanlık tarihinin her devrinde tekrar tekrar yaşanacak olan kıssa şöyle başlıyor:
14. Biz onlara iki elçi davetçi gönderdik. Yaratılışlarının sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ettik. Onlar her iki elçiyi de yalanladılar, biz de benzer hakikatleri farklı bir dil ve sima anlatsın diye üçüncü bir elçi daha gönderdik. Üçü de dediler ki: “Ey insanlar Biz size gönderilen elçileriz.” Bizi dinleyiniz ve Allah’a iman ediniz. O’nun size yönelik emir ve talimatları var, onları size bildirmek için geldik.
15. Bunun üzerine şehirliler elçilere dediler ki: “Siz de bizim gibi yiyip içen sıradan birer insansınız. Allah, melekler dururken elçi olarak sizi mi gönderdi? Rahman olan Allah size bir şey bir kitap bir vahiy indirmemiştir. Her şeyi yoktan var eden, sahip olduğumuz bütün nimetleri bize bahşeden yüce bir yaratıcının varlığını kabul ederiz fakat o kitap ve elçi gönderip de hayatımıza kurallar koymaz, bizim yeme içmemizle, basit hayatımızla uğraşmaz. O bizleri tamamen serbest bırakmıştır, dilediğimizi yapar, dilediğimiz gibi yaşarız. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.” dediler.
16. Elçiler yakışan bir dille dediler ki: “Siz ne söylerseniz söyleyin sizin bu itirazlarınız, bizi asla yılgınlığa, ümitsizliğe düşüremeyecektir. Çünkü bütün insanlık inkâr etse de Rabbimiz bilir ki biz gerçekten size hakkı tebliğ etmek için gönderilmiş elçileriz.
17. Bizim üzerimize düşen, açık ve net bir şekilde duyurmaktır, Allah’ın ayetleriyle yaratılış sebebiniz olan hayat nizamını size açıkça tebliğden ibarettir. İnkârınızdan dolayı başınıza geleceklerden, sadece kendiniz sorumlusunuz dediler.
18. Gerçekten de o zalimler, isyanlarından dolayı birtakım belalara, felâketlere maruz kaldılar. Bunun üzerine şehirli halk da iyice küstahlaşarak şöyle karşılık verdi “Yeter artık doğrusu siz bize uğursuzluk getirdiniz. Ortaya attığınız iddialarla, insanları birbirine düşürüp fitne çıkardınız. Yoksulları, köleleri, zayıfları, efendilerine karşı kışkırtarak kargaşa çıkardınız. Ayrıca, ilahlarımız aleyhinde ileri geri konuştuğunuz için başımıza musibetler, felâketler yağmaya başladı. Yağmur yağmaz oldu, kıtlığa maruz kaldık. Eğer bu işten ve bizim hayat tarzımızı değiştirmeye çağırmaktan vazgeçmezseniz, her işimizde Allah’ın hayata karışıp durduğunu hatırlatmaya devam ederseniz, gözünüzün yaşına bakmadan mutlaka sizi öldüresiye taşlarız hakaretler ederiz ve bizden size acı bir azap dokunur. Hem sizi hem de size inanacak olan herkesi en korkunç işkencelere mahkûm ederiz. Ya bizimle birlikte bizim gibi aynı hayatı yaşarsınız, ya da çeker gider, ülkemizi terk edersiniz dediler.
19. Elçiler de dönüp onlara dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz seçmiş olduğunuz hayat tarzınızdan kaynaklanıyor. Huysuzluğunuz ve huzursuzluğunuz kendi küfrünüz ve kötülükleriniz sebebiyledir, uğursuzluk sizin kendinizdedir. Size açıklanan gerçekler mi yoksa doğru yola çağrılmanız mı uğursuzluk? Size öğüt verildiği ve doğru olana davet edip uyardığımız için mi uğursuzluğa uğradığınızı söyleyerek bizi suçluyorsunuz? Hayır siz ilâhî buyrukları reddeden, hak hukuk tanımayan, Allah’ın yasalarını çiğneyen, insanların haklarını çalan, helal haram tanımayarak aşırı giden azgınlaşmış ve nankör bir kavimsiniz.”
20. Elçilerle topluluk arasında bunlar konuşulurken tartışmanın dozu sürekli artıyordu. İnkârcılar tam şiddete baş vuracakken şehrin en uzak yerinden elçilerin geldiğini ve kavminin onları inkâr ettiğini haber alan yiğit ve vicdanlı bir adam koşarak geldi ve kavmine: “Ey kavmim, elçilere uyun.” Bakın ben onları dinledim. Eğer bu elçiler, herhangi bir menfaat için bu işi yapsalardı, şimdiye kadar çoktan bu işten vazgeçerlerdi. Uğrunda ölmeyi dahi göze aldıkları bir sözün arkasında durmaları onların samimiyetine en büyük delildir dedi.
21. Gelin artık karşılığında sizden bir ücret istemeyenlere, dünyalık bir beklenti gözetmeyenlere ve Allah adına yaptıkları çağrıya uyun ki dünyada ve âhirette kurtuluşa erin. Belli ki; onlar sizi doğru olana çağırıyorlar ve kendileri de doğru yoldadırlar. Demek ki, Allah’ın dinini tebliğ edenler bu elçilerin sahip olduğu özellikleri taşımalıdırlar. Davetçinin sözleri ve davranışları ilâhî ölçülere uygun olmalı, hem de bu iş karşılığında herhangi bir dünyalık beklememelidir. Tarih boyunca, bu özellikleri taşımayan hiçbir davetçi başarıya ulaşamamıştır.
22. Elçileri desteklemek üzere canını dişine takıp koşarak gelen adam, sözüne devamla dedi ki:
Dinleyin ey halkım hidayet denen nimet, bu elçilerle ayağıma kadar gelmişken ben niçin beni de sizi de nimetlerle donatıp, hiç yoktan yaratana kulluk etmeyeyim? O’na kulluktan kaçınmaya ne hakkım var benim? Bundan daha büyük bir ahlaksızlık, daha büyük bir nankörlük olabilir mi? Unutmayın ki, kimse bu dünyada kalıcı değil. Hepimiz dünya hayatındaki yaşayış biçiminizden hesap vermek üzere diriltilip sonunda O’na döneceğiz. Elçilerin menfaatlerine istediği bir şey yok. Onlar sadece Yaratıcının yasalarına uymamızı istiyorlar. Bir gün yaşamımızdan hesaba çekileceğiz. Hesap günü başımıza kötülük gelmesin istiyorlar. Hepimiz Yaratan’a dönmeyecek miyiz? Andolsun ki; öldükten sonra Rabbimizin huzuruna çağırılacak, dünya yaşamımızdan hesaba çekileceğiz. Bugünden hazırlıklı olmamız gerekmez mi?
23. Ey kavmim bu gerçek ortada dururken, ben Rabbimi bırakıp O’ndan başka ilahlar edinir miyim, onların nizamlarına ve yasalarına hiç uyar mıyım? Sizler; insanlardan bazılarına ilahlık yetkisi vererek Allah’ın yasalarına uyuyorsunuz. Eğer O Rahman olan çok esirgeyen Allah, bana bir zarar vermek istese, O’nun dışındaki Rab ve ilah edindiklerinizin sözde şefaati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni Allah’ın elinden kurtaramazlar.” Unutmayın ki Allah bana ceza verecek olsa, Allah’tan başka beni kurtaracak yoktur. Hesap günü şefaatiyle bana yardım edeceğine, cezadan beni kurtaracağına inandığım kimseler yoktur. Onlar beni asla kurtaramaz. Zaten onların da başı kendi hesaplarıyla derttedir. Yeryüzünde kendi ilkelerini, kendi yasalarını uygulayarak, Allah’a karşı gelenler, insanların yasalarına uyanlar elbette cezalandırılacaklar.
24. Peki, diyelim ki Allah’tan başka ilâhlar edindim, o zaman beni O’nun gazabından kim kurtaracak? Ben de o putlara taparsam, asıl işte o zaman ben göz göre göre kendimi ateşe atarak apaçık bir sapıklık içinde olurum.
25. Beni şimdi duyan ve kıyâmete kadar duyacak olanlar; Bir kere daha ilan ediyorum: Ben, hepimizin Rabbi olan Allah’ın davetine iman ettim ve yalnız O’nu ilah edindim, Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına uymaktayım. Allah’ı bırakıp insanların yasalarına uyarak ilahlar edinmeyin. Rabbimizin elçileri bize doğru yolu gösteriyor. Gelin siz de bunun şahitleri olup beni dinleyin ve siz de iman edin. Şu sözde ilahları bırakın. Allah’ın tek ilah olduğunu kabul edin. En sevdiğiniz şeyler dahi olsa, O’nun razı olmadığı her şeyi terk edin. Böylece dünyada ve ahirette ebedi saadete erin. Siz de hayatınıza karışmaya ve program yapmaya tam yetkili, kulu kölesi olacağınız Allah’a inanın ve bu imanın güvencesi altında, dünya ve âhirette huzur ve esenliğe ulaşın.
26. Bu sözleri duyunca çılgına dönen zalimler, Onun nasihatlerine rağmen, onu öldürmeye karar verdi ve bu yiğit ve kahraman insanı hemen oracıkta öldürüp şehit ettiler, Rabbi de Ona: “Şehitler için hazırlanmış olan şu cennetime gir” diyerek cennet müjdesini verdi. O ise hâlâ, halkının içler acısı durumunu düşünerek “Keşke, dedi, Beni kanlara bulayarak işi bitireceğini zanneden kavmim şimdi ne durumda olduğumu anlayıp bilseydi.
27. Rabbimin beni geçmişteki günahlarımı bağışladığını ve beni ödüllendirerek cennette ağırlananlardan kıldığını keşke görselerdi de inadı bırakıp elçilere iman etselerdi. Hayatımdan ibret almadılar, bari ölümümden ibret alsalardı dedi.
28. Peki, onu katleden zalimlerin sonu ne oldu dersiniz? O müminin şehit edilmesinden sonra biz, kavminin üzerine onları helak etmek için, gökteki meleklerden oluşan bir ordu indirmedik, zaten tenezzül ederek indirmeyiz de. O kadar acizlerdi ki, onları helak etmek için ordulara gerek yoktu.
29. Sadece şehrin altını üstüne getiren korkunç bir gürültü oldu ve yetti. Hemen çığlık çığlığa helak olup birer saman alevi gibi sönüverdiler. Şeytana uyarak hırsları yüzünden birbirine girdiler. Çıkar peşinde koşarken birçok düşman edindiler. Aralarında çıkan kavgalar, açlıklar, yokluklar, ölümler, dökülen kanlar sonlarını hazırladı. Felaketleri yaşadıkça çığlıkları dünyayı kapladı.
30. Yazıklar olsun vahyin mesajına sırt çeviren şu insanlara. Kendilerine gelen ve yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet eden her elçiyi mutlaka yalanlayarak alay ederlerdi. Bir insan düşünün ki, Allah’ın mesajıyla karşı karşıya gelecek ve alaycı sözleri, umursamaz tavrıyla ondan yüz çevirecek. Yazık ona! Hâlbuki gönderilen her elçi gerçeklerden haber veriyordu. İnkâr edenler gerçeklere karşı gözlerini kapattılar, kulaklarını tıkadılar. Akıllarını boş şeylere harcadılar. Keşke dünyada insana verilen ömrün, ahiretteki ömrün yanında bir hiç olduğunu bilselerdi.
31. Böyle davranmakla alay edip ısrarla direnen müşrikler, görmediler mi kendilerinden önce benzer tavrı sergileyen nice nesilleri yok ettik; hiç düşünüp de ibret almazlar mı? Onlar bir daha asla kendilerine dönüp gelemezler yerlerinde yeller eser. İnsanlık tarihini inceleyip de nice toplumların yıkılıp gittiğini, bu dünyanın kendilerine de kalmayacağını anlamıyorlar mı? Geçmişte Allah’ın yasalarına karşı çıkanları ve onları destekleyenleri nasıl yok ettik? Tarihe hiç bakmıyorlar mı? Onların hangisi yaşayarak bugünlere geldi?
32. Onlar ve onlardan önceki ve sonrakilerin hepsi de inkâr edip, alaya aldıkları kıyâmet günü yaptıkları her şeyin hesabını vermek üzere huzurumuza toplanıp getirileceklerdir. Bunun için delil mi istiyorlar? Öyleyse gözlerini açıp etraflarına dikkatlice bir baksınlar.
33. Oysa her kış ayında tamamen kuruyan ve ölü hale gelen toprak, onlar için Allah’ın sonsuz ilmi, kudret ve merhametini gösteren bir mucize ve yeniden dirilişi ispatlayan muhteşem delildir. Hiç düşünmüyorlar mı? Biz ölü gönüllere vahiy yağmuru ile hayat verdiğimiz gibi toprağı her baharda yağmurla diriltir ve ondan çeşit çeşit taneler ekinler çıkarırız da onlardan afiyetle yerler. Düşünen insanlara bunlar birer örnektir. Onlar kendileri ölüp toprağa karışınca, yok olup gideceklerini mi sandılar?
34. Biz her kışın ardından gelen baharla yeryüzünde nice hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler pınarlar dereler, çaylar, akıttık ki bunların hepsi Bizim nimetlerimizdir.
35. Dünya’yı yarattık ve çeşitli imkânlarla donattık ki, insanlar Onların meyvelerinden ve kendi ellerinizle yaratmadığınız ve hiç kimsenin veremeyeceği bu nimetlerden afiyetle yesinler. Hâlâ şükretmeyecekler mi? Çünkü insanların kendi alın teri ve emeği ile kazanıp helâl lokma yemeleri de kutlu bir bereket ve ibadettir. Hâlâ düşünüp öğüt almayacaklar mı?
36. Bitkileri, insanları ve insanların henüz hiçbir bilgiye sahip olmadıkları nice yeni öğrendikleri ve gelecekte bilecekleri birçok şeyi erkekli dişili çiftler halinde yaratan Allah ne yücedir. Her türlü noksanlık, yanlışlık ve haksızlıktan münezzehtir. Hâlbuki insanlar için yeryüzünü bir yasaya bağladık. Yasamız gereği insanların ihtiyacı olan şeyleri yeryüzüne yerleştirdik. Yeryüzüne hâkim kıldığımız yasanın aslını esasını insanlar bilmez. Her şeyi bolca çiftler halinde yarattık. Bütün bunlardan insanların ders çıkarmaları ve yaratılış gerçeğini düşünmeleri gerekmez mi?
37. Allah’ın kâinattaki nizamının mükemmel işleyişinde bir delil olan ve istirahatleri için yaratılan gece de onlar için ilim, irade ve kudretimizi gösteren bir mucize ve delildir. Bu mucizelerden alınacak dersler vardır. Güneşin batışı ile gündüzün ışığını ondan çekip alırız da her şey karanlıkta kalıverir. Düşünmüyorlar mı? Elçilerle gerçekleri bildirmeseydik; insanlar yalanlarıyla karanlıkta kalmazlar mıydı? Hâlbuki biz gerekli dersleri alsınlar diye onlara yol gösteriyoruz.
38. Hiç güneşe bakmıyorlar mı? Güneşte ve etrafındaki gezegenlerde onlar için bir alamet ve işaret vardır. O da kendine ait bir yasa dâhilinde, sürekli ve sistemli şekilde belirlenmiş yörüngede dönerek akıp gider. Bu muazzam ve muhteşem sistem, kudret sahibi ve her şeyi bilen ilmiyle her şeyi kuşatan Allah’ın iradesinin bir sonucudur. Güneş belirlenen yasayla hareket eder. Mevsimlere göre yer değiştirir. Güneşe koyduğumuz yasayı değiştirebilirler mi? Güneşin hareketlerini bir yasaya bağlamasaydık; onlar ne gündüzü ne geceyi ne de mevsimleri bilebilirlerdi.
39. Ve ayda da insanlığa kudret ve merhametimizi gösteren apaçık bir işaret ve alamet vardır ki, biz onu hilal şeklinde kuru ve eğik bir hurma dalını andırır hale gelinceye kadar, hilal, dolunay, yarımay gibi çeşitli safhalardan geçirdik. Güneş ve Ay’ın Allah’ın koyduğu yasalarının sınırları içinde tayin edilmiş olan yörüngelerinde akıp gitmeleri, düşünen kimselere Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösterir. Ayın doğudan batarak, batıdan doğarak geçirdiği evrelerde düşünenler için hikmetler vardır. Keşke düşünüp akıl edebilseler.
40. Evrendeki sistem öyle mükemmel bir ölçüyle ayarlanmıştır ki, Ne güneşin, aya yetişip çarpması mümkündür, ne de gece gündüzün önüne geçer. Bütün yıldızların ve gezegenlerin her biri bağlı oldukları yasaların sınırları içinde kendileri için takdir edilmiş bir yörüngede, dönmeye devam eder. İşte, hayat programınızı çizen Allah böylesine güçlü, böylesine bilgilidir. Yasamız ortadan kalkarsa hepsi birbirine girer. Hiç düşünmüyorlar mı? Yasamıza uymadıklarında neler olduğunu görmüyorlar mı? Yeryüzü kan gölüne dönüyor. İnsanların evlerini barklarını başlarına geçiriyorlar. İnsanların yaşadıkları ülkelere saldırıyorlar. Haksız yere canlara kıyıyorlar. Aralarında kini, nefreti, intikamı yükseltiyorlar. Böylece yok olup gidiyorlar.
41. Nuh tufanı ve benzerlerinde olduğu gibi denizlerde kurduğumuz nizam sayesinde onların soylarını kendilerine nice fayda verecek yüklerle dolu gemilerde taşımamız da kendileri için Allah’ın varlığına ve rahmetine bir delildir. Onlar suya koyduğumuz yasayla bunu yapabiliyorlar. Bundan hiç ibret almıyorlar mı? Nereye baksalar yasamızı görürler. Yasamız olmasaydı onların hali nice olurdu?
42. Biz onlar için, gemiye benzer otomobil tren uçak gibi daha nice binekler nakil vasıtaları yarattık.
43. Dilesek kibir ve nankörlükleri sebebiyle suyun kaldırma kuvvetini kaldırarak onları derin sularda batırıp boğarız veya havadan yere çakarız. Kimse de yardımlarına gelemez ne onların imdatlarına feryadına yetişen olur, ne de kendileri boğulmaktan kurtulabilirler.
44. Ancak onları hâlâ helâk etmediysek, bizden bir rahmet ve bir süreye kadar imtihan için verilen mühletten yararlanarak kalıyorlar. İşte, hayat programınızı çizen Allah böylesine lütufkâr, böylesine merhametlidir. Her insan için bir ömür tayin ettik. Ömürleri bitinceye kadar yeryüzündeki nimetlerimizden yararlanırlar. İnançları ne olursa olsun ecelleri gelinceye kadar yeryüzünden yararlanmalarına izin veririz. Belki düşünüp öğüt alırlar.
45. Onlara, yani Allah’ın daveti olan nizam ile yaşamayı inatla reddedenlere “Önünüzde sizi bekleyen hesap gününden dünyada Allah’a karşı gelmekten ve arkanızda bırakmış olduğunuz tövbesi yapılmamış geçmiş günahlarınızdan, korkup sakının. Sizden öncekilerin başına gelenlerden ibret alın da ileride başınıza gelebilecek felâketlerden kendinizi koruyun. Rabbinizden de af dileyin. Belki esirgenirsiniz” denildiğinde bunları boş bir tehdit sayıp alay ederler ve dinlemeyip aldırmazlar ve küfre saparlar.
46. Zaten, ne zaman onlara Allah adına yapılmakta olan davete uyun diye Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, ders almak yerine, sırtlarını dönüp yüz çevirirler ve atalarının uydurduğu yolları izlerler. Niçin yüz çeviriyorlar? Belki kendilerine gönderilen ayet onların hayrına olacak. Belki onlara lazım olan bir gerçeği hatırlatıyor.
47. Onlara: “Allah’ın size verdiği rızıktan bir miktarını Allah’ın daveti yolunda ve Allah için, muhtaçlara da verin!” dendiği zaman, nankörler, dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğunu görmezlikten gelerek çok bilmiş bir dille mü’minlere şöyle derler: “Ne yani, Sizin inancınıza göre dilediği takdirde Allah’ın doyuracağı mal mülk sahibi yapacağı kimseyi biz mi doyuracağız? Allah fakir edecek, biz besleyeceğiz, öyle mi? Biz Allah’tan ne daha zenginiz ne de daha merhametli. Ey Müslümanlar, doğrusu siz şaşırmışsınız bu kafayla apaçık bir sapıklık içindesiniz.” derler.
48. Onlar biraz daha ileri giderek mü’minlere şımarıkça derler ki: “Yok biz ölümden sonra diriltilecekmişiz, yok hesap-kitap varmış, ne saçmalık. Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ettiğiniz yeniden diriliş, hesap ve vaat edilen azap ne zaman gelecek?” diyorlar.
49. Onlar, birbirleriyle çekişip dururlarken Rabbinin belirlediği vakit gelip de o belalı günde, dehşet verici bir gürültüyle patlayıp kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir çığlık ve ses bekliyorlar fakat farkında değiller. Onların işi sadece Azrail’in hayat fişini çekmesine veya İsrafil’in sûra üflemesiyle duyulacak korkunç bir sese bakar.
50. Bekledikleri azap başlarına gelse onlar hiçbir şey yapamazlar. O çığlık duyulduğunda Artık ne bir vasiyette ve tavsiyede bulunabilirler, ne de geriye evlerine ailelerine dönebilirler. O saatle aniden karşılaşacaklar. Hâlbuki düşünseler; Rabbin onlara, aranızdaki fakirleri, yoksulları, yetimleri, yolda kalmışları doyurun derken onların ahiretteki konumlarını yükseltmek istiyor. Onlara mükâfatlar vermek istiyor. Onlar ise dünyaya dalıp gittiler. Bencillikleri yüzünden kayboldular.
51.Ve İsrâfîl tarafından ikinci patlama olarak Sur’a üflenir. İşte onlar kabirlerden yeniden diriltilip hesap vermek üzere Rablerine doğru akın akın koşarlar.
52. Hepsi birden kabirlerinden çıkarak korku ve şaşkınlıkla şöyle derler: Vay başımıza gelene! bizi yattığımız yerden kim niçin kaldırdı? diyecek ve sorduklarına da kendileri cevap vererek: Eyvah nimetlerine şükretmeyip saygısızlık ettiğimiz Rahman olan Allah’ın mutlaka olacak diye hesap için vadettiği gün işte bu olsa gerek. Demek ki peygamberlerin söyledikleri doğruymuş!” diyecekler.
53. Ve ardından, sura son kez üflenecek İşte O Gün sadece bir tek çığlık ve gürültü olur, hemen onların hepsi o sesle diriltilip, hesap vermek üzere huzurumuza getirilirler. O zaman sesler kesilecek, başlar öne eğilecek ve ilâhî ferman duyulacak.
54. O gün dünyada yaptıkları her şey en hassas terazilerde tartılır hiç kimseye zerre kadar bir haksızlık yapılmaz. Ey insanlar siz ancak yaptıklarınızın ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızın karşılığını bulursunuz. Amelleriniz iyi ise mükâfata, kötü ise cezaya hak kazanırsınız.
55. Şüphesiz cennetlikler o gün sevinçli bir telaş içinde en güzel nimetlerle meşguldürler, keyif ve mutluluk içinde zevk sürerler. Dünyadaki amellerinin mükâfatlarına karşılık huzurlu hayatlarına başlarlar.
56. Kendileri ve vaat edilen eşleri vaat edilen cennetteki serin gölgelerde koltuklara kurulup yaslanmışlardır.
57. Orada onlar için canlarının istediği, çeşit çeşit meyveler ve ne isterlerse istesinler istedikleri her şey vardır.
58. Onlara, koruyup gözeten esirgeyen Rabbinin selâmı vardır. Bundan sonra sizin için acı, keder yok, ebedi mutluluk ve saadet var sözü ile hitap edilecektir. Bu onlara rahmeti sonsuz Rablerinin bir ödülüdür. Rablerinin bu iltifatıyla öylesine büyük bir mutluluk duyacaklar ki, diğer bütün nimetler geride kalacaktır.
59. Ama Allah’ın ayetlerini inkâr edip davetinden yüz çevirenlere “Hayat benimdir, dilediğim gibi yaşarım” diyenlere gelince, o Gün onlara denilecek ki: “Ey günahkâr suçlular, bugün artık müminlerden şöyle ayrılın bakalım” başka bir alana toplanın denir.
60. Ey Âdem oğulları, vaktiyle gönderdiğim mesajlar ve elçiler aracılığıyla, ben size şu sözleşmede bulunmamış mıydım: Şeytan sizin düşmanınızdır. Sakın şeytana uyup kulluk ve itaat etmeyin; vesveselerini dinlemeyin! “Lâ ilâhe” deyin. Yani Emirlerine kayıtsız şartsız itaat edilmeye lâyık hiçbir güç, hiçbir otorite yoktur deyin. Çünkü o sizin mahvolmanız için elinden geleni yapmaya ant içmiş apaçık düşmanınızdır. Yoksa cehennemi hak edersiniz demedim mi?
61. Söz verdiğiniz gibi yalnızca bana kulluk edin, sadece benim emirlerimi yerine getirin. İllallah deyin Yani, Kulluk edilecek, hükmüne boyun eğilecek olan yalnızca Allah’tır! deyin. Ayetlerimle bildirdiğim ilkelere, yasalara göre yaşayın. Rabbinizin davetine uyun ki nankörlerden, zalimlerden, müşriklerden olmayasınız, İşte sizi dünyada ve âhirette kurtuluşa iletecek dosdoğru yol budur diye emretmemiş miydim?
62. Ama işin doğrusu Şeytan sizden önceki pek çok milleti kandırıp saptırdı. Bunu gördüğünüz halde Niçin şeytanın peşine düşenlerin başlarına gelenlerden ibret alıp dersler çıkarmadınız? Halâ akıl erdiremiyor musunuz? Aklınızı başınıza almanız gerekmez miydi?
63. O gün, bütün bu uyarılara kulak tıkamış, şeytana tâbi olarak yaşamış olanlara şöyle denir: Ey kâfirler İşte şimdi onunla karşılaştınız İşte size söylenen elçilerim tarafından tekrar tekrar uyarıldığınız halde hak ettiğiniz cehennem budur. Oysa Rabbinizin davetine uyun ki nankörlerden, zalimlerden, müşriklerden olmayasınız diye de peygamberler ve kitaplar gönderip uyarmıştık
64. Orayı fazlasıyla hak ettiniz. İnkarınızdan dolayı bugün oraya girin bakalım. Size vaat edilen de zaten burası idi.
65. O gün cehennemliklerin mazeretler uydurup sızlanıp yakınmalarının hiçbir önemi yoktur. O zalimlerin ağızlarını mühürleriz. Ardından şahitlerin dinlenmesine geçilir. Önce elleri dile gelip bize konuşur ve yaptığı kötülüklerini, işlediği günahlarını söyler. Ayakları da yaptıklarına ve gittiği her yer hakkında şahitlik eder.
66. Ahirette kimsenin haklı bir mazereti olmayacak. Şayet insanların gerçeği kavrayıp davetimize yönelmemelerini dileseydik dünyada iken onların gözlerini maddî-manevî büsbütün kör ederdik. Ve gördüklerini duyduklarını anlama yetenekleri ile yaratmazdık. O zaman şaşırıp kalırlar doğru yolu bulmak için sağa sola koşuşurlar, ama onlar bir düşünsünler bakalım bu durumda gerçeği nasıl göreceklerdi?
67. Yine doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını dileseydik onları farklı bir amaç için farklı bir tabiatla yaratarak şekillerini konum ve durumlarını değiştirirdik. Ve onları oldukları yerde sabitleştirip zamanlarını dondururduk, arzularını gerçekleştirmek için ne ileri gidebilir ne de önceki hallerine geri dönebilirlerdi. Geçmiş ve gelecek düşünceleri ve hareket yetenekleri köreltilirdi. Öyleyse, kendilerine görme, işitme, hareket etme ve benzeri yetenekleri bahşeden Allah’a kulluk etsinler. Ayrıca, bu nimetlerin ebedî olmadığını, bir gün mutlaka ellerinden alınacağını da unutmasınlar.
68. Ey insan! Bu gerçekler ışığında hayatını programla. Gençlikte yapman gerekenleri, ihtiyarlığa öteleme. Bil ki; Biz kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz, yaşlandıkça güç ve yeteneklerini azaltırız. Hiç düşünmüyorlar mı? İnsan bakıma muhtaç bir bebek olarak doğuyor, büyüyor! Sonra bakıma muhtaç ihtiyar olarak ölüyor. Yaşlandığında bir bebek kadar zayıf olur ama bir bebek kadar sevimli olmaz. Onlar şöyle mi zannediyor? Biz ilelebet güçlü kuvvetli kalacağız. Kimse bize güç yetiremeyecek. Hayır gençlik denen nimetin hakkını vermeyenler bu gerçeklere rağmen, hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı? Güç ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu idrak edip O’na kul olmayacaklar mı? O halde elden ayaktan düşmeden, Allah adına yapılan davete icabet ederek kurtulanlardan, ödüle layık olanlardan olmaya gayret edin.
69. Yoksa bu kitabı bir şâirin bir kâhinin sözü diye ciddiye almıyorlar mı? Varsa böyle düşünen bilsin ki; Muhammed bir şâir değildi. Biz Peygamber’e şiir öğretmedik, O, Kur’an ile öğüt verip uyaran bir elçidir, şiir ona yakışmaz da. Muhammed’e vahyettiğimiz ayetler, insan ruhunu okşayan, yürekleri sarsıp derinden etkileyen muhteşem güzelliğine rağmen, asla şiir değildir! O, sizi bir şairin sözüne değil, Rabbinizin kitabı ile yaratılışınızın amacı olan hayat nizamı ile yaşamaya davet ediyor. Ona âlemlerin Rabb’i tarafından vahyedilen tüm insanlığa sadece bir öğüt ve insanın bulunduğu her yerde okunsun, anlaşılsın ve hayata hükmetsin diye gönderilen, gerçekten okunmaya değer ve daima okunması gereken apaçık bir Kur’an’dır.
70. Bu kitabı okuyanlar iyi bilsinler ki, bu kitap kabirlerde uyarılmalarına gerek kalmayan ölülere okunsun diye inmemiştir. Peygamber ve İslam davetçilerinin Kur’an ile yaptığı tebliğ, kalpleri diri olanları, aklını kullanıp düşünenleri, uyarıp korkutmak ve gerçeği yalanlayan kâfirlerin de hak ettikleri azap sözünün gerçekleşmesi ve hiçbir bahanelerinin kalmaması için indirilmiştir. Peygamber’in Kur’an ile yaptığı uyarılardan diri olanlar, aklını kullanıp düşünenler yararlanırlar. Kur’an bunun için indirilmiştir. Yoksa sen ayetlerimizi ölülere mi okuyorsun? Ayetleri ölülere okuduğun için mi işitmiyorlar? Ölülere okuduğun için mi ders çıkarmıyorlar? Andolsun ki ayetlerimize karşı gözlerini körleştiren, kulaklarını sağırlaştıran, kalbini soğutanlar var ya; onlar kabirlerdeki ölüler gibidir. Onlara ayetlerimi okusan işitmezler. Sanki onlar mezarların başına gidip ayetlerimi arkalarından okuduğunuz ölülere benzer. Onun için onlara gerçekleri göstersen görmezler. Hani hiç düşünmüyorlar. Sor onlara. Mezarların başına gidip ayetlerimi okumanızın ölülere faydası ne? Andolsun ki böyle yapanların mezardaki ölülerden farkı yoktur. Bilin ki Kitap diriler için gönderildi. İşte Kur’an’ın varlık sebebi ve temel görevi budur.
71. Nimetlerimizden istifade edip de Allah’a kulluktan kaçınan o gâfiller, görmediler mi kudretimizin ve rahmetimizin bir eseri olarak nice hayvanlar yarattık da kendileri etinden, sütünden ve gücünden faydalanmaları için onlara sahip olmaktadırlar? Rabbiniz sizden başka hiçbir canlı yaratmayabilirdi. Sadece otlarla, bitkilerle, meyvelerle, sebzelerle beslenmek zorunda kalırdınız.
72. Bu hayvanları onların, emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazılarını da kesip etlerini yerler.
73. Kendileri için onlarda süt-yumurta deri ve yün gibi daha birçok yararlı şeyler ve içecekler var. Bütün bunlardan istifade edip de hala şükretmiyorlar mı?
74. Bütün bunlara rağmen insanlardan bir kısmı, Allah'a şükür yerine kendilerine yardım edecekleri ümidiyle, Allah’tan başkasına dinî ve siyasi önderlere taparcasına bir bağlılıkla yönelir ve onların hizmetine girerek zalim tağutları ve işbirlikçi iktidarları kendilerine ilahlar edinirler. Edindikleri ilahların ilkelerine yasalarına uyarak onlara taptılar. Allah’ın yasalarına uymadılar. Onlar yasalarımıza uyarak hem dünyada hem ahirette kazanacaklardı. Bunu anlayamadılar. Yeryüzünde insanlardan edindikleri ilahlara uyarak; uydurdukları ilahların yardımlarını umdular.
75. Ne var ki o sahte İlâhların gerçek anlamda onlara yardım edecek güçleri yoktur. Aksine insanların yardım bekledikleri yalancı ilahlar; hep insanlardan yardım bekler. Tam Aksine kendileri, AB, ABD ve NATO gibi hain ilâhlara yardıma hazır, görevli askerler durumunadırlar. Bu halleri ile hepsi birbirine muhtaç, hepsi birbirinin yardımını bekleyen güçsüz ve âciz varlıklardır.
76. Ey peygamber, ey Müslüman sen duruşunla doğru yoldasın. Artık Onların, o nankör, azgın ve küstahların, inkâr ve hakaret dolu sözleri seni üzmesin. Hiç endişelenme, Biz onların niyetlerini ve kalplerinde gizlediklerini de dilleriyle açığa vurduklarını da biliyoruz. Hangi niyetle sana karşı çıktıklarını, hangi nedenle ayetlerimizi inkâr ettiklerini ve onların elindeki imkânı da biliriz. Sen her şeye rağmen tevhid delillerini anlatmaya insanları diriliş gerçeği üzerinde düşündürmeye devam et Onların Allah’tan başka kaçacakları yer yoktur! İşte o zaman gerçeği anlayacaklar.
77. O edepsiz insan, kendisini basit görünümlü bir damla meniden yarattığımızı ve şekil verip bunca nimetlerle donattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, bize ve elçilerimize karşı, aklınca deliller ileri sürerek apaçık bir düşman kesilmiştir. Yaratılışlarını unutup haddi aşıyorlar. Kendilerini yaratana düşman kesiliyorlar. Onlar kendilerini ne zannediyor? Bize nankörlük edip başkaldırarak isyan etmeye kalkmasını yanına bırakır mıyız?
78. Kendi yaratılışını unutuyor ve nasıl yaşaması gerektiğini düşünmeden, bize örnek getirmeye kalkışıyor ve “Her şeye kadir olan Yaratıcıyı, yaratılanlarla bir tutup hiç utanmadan, Şu toprağa karışmış çürümüş kemiklere kim yeniden diriltip can verecekmiş?” diyor.
79. Ey Resûlüm! O müşrik ve kâfire De ki: “Onları ortada hiçbir şey yokken ilk defa yaratan günü gelince tekrar diriltecek. Allah’ın ilmi ve gücü dilediği her şeyi en mükemmel şekilde yaratmaya yeter. O’nun ilminin sınırı yoktur.
80. O size çöldeki yeşil ağaçtan kuru ateş yarattı da siz, toprak altında binlerce yıl kalarak kömüre ve petrole dönüşen maddeleri hayatın birçok alanında yakıp kullanıyorsunuz. Fotosentez yoluyla da yeşil bitkilerden çıkan oksijenle ateşi tutuşturup yakmaktasınız. Hâlâ düşünmez misiniz?
81. Gökleri ve yeri yaratan Allah, sonsuz ilim ve kudretiyle onları aynı şekilde yeniden yaratamaz mı? Elbette yaratır. Çünkü O her şeyi kusursuzca Yaratan ve her şeyin gerçeğini bilendir.
82. Allah, eşsiz yaratma ilmi ve gücü ile bir şeyi yaratmak istediğinde O’nun emri sadece ona: “Ol” demesidir. O da hemen oluverir. Düşünüp öğüt alsınlar. Dünya hayatı için doğduk, yaşadık, öldük, mesele bitti demesinler.
83. Ne yaparsanız yapın her şeyin mülkü, yönetimi mutlak hüküm ve hükümranlığı, kendisinde olan yüceler yücesi Allah’ın şanı ne kadar da yücedir. Ve hepiniz bir gün ölecek, dirilecek ve kesinlikle bütün bir hayatın hesabını vermek için eninde sonunda O’na döndürüleceksiniz. İster emirlerimize uyar, yasalarımıza göre yaşar, yüzünüzün akıyla hesaba gelirsiniz. İster ayetlerimi inkâr eder, aklınızdan uydurduğunuz yasalara göre yaşar, yüzünüzün karasıyla hesaba gelirsiniz. Hala öğüt alıp kendinizi düzeltmeyecek misiniz?
1-4
MEAL
1. Yasin
2. Hikmetli Kur’an’a andolsun.
3. Kuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin.
4. Dosdoğru bir yol üzerinde,
MUSTAFA ÇEVİK
1-4 Ey insanoğlu! Yaratılışının sebebini apaçık bildirmekte olan hikmetli Kur’an’a andolsun ki, Muhammed insanları dosdoğru yola davet eden bir peygamberdir.
MEAL AÇIKLAMASI
1. Yasin dinle ey insanoğlu. Bak bunu sana Allah söylüyor. Sen bunları Allah sözü olarak dinle, başkalarının sözüne benzetme! İşte Rabb’in, bu harfleri yan yana dizerek, hiçbir beşer tarafından bir benzeri yapılamayacak eşsiz bir kitap gönderdi:
2. Ey şanlı Elçi. En güzel öğütleri, en doğru hükümleri içinde barındıran ve senin Peygamberliğinin delili ve yaratılış sebebini apaçık bildirmekte olan bu hikmetli Kur’an hakikatlere şahittir.
3. Kuşkusuz sen Allah tarafından seçilip gönderilmiş ve tevhid sancağını elden ele taşıyarak insanlığı vahiy nuruyla aydınlatan ve bütün insanlara örnek olmak için gönderilmiş peygamberlerdensin.
4. Hem de hiç eğriliği olmayan, insanı hem dünyada hem ahirette kurtuluşa ileten, putperestliğin temeli olan şirkten arınmış dosdoğru bir yola davet üzerindesin. Bu yol, Âdem ile başlayan ve cennette biten İslâm yoludur. İnsanlık tarihi boyunca, bu yoldan cehenneme ayrılan her yol sapağında elçiler görevlendirilmiştir. Sen insanlara karşı özgürlüğünü ilan ederek, sadece Rabbine itaat eden, Rabbinin yasalarına göre hayatını yaşayansın.
5-6
MEAL
5. Bu Kur’ân, güçlü ve merhamet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.
6. Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarmak için seni gönderdik.
MUSTAFA ÇEVİK
5-6 Bu Kur’an; kâinatın yaratıcısı Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından, bir süredir ataları uyarılmamış olan kavmin uyarılması için gönderilmiştir.
MEAL AÇIKLAMASI
5. Doğru yolun rehberi olan bu Kur’ân, kâinatın yaratıcısı güçlü ve merhamet sahibi Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Emrimiz gereği onlara açıklamaktasın.
6. Bir süredir babaları ataları uyarılmamış, ya da uyarıldığı halde uyanmamış, gerçeklerden habersizmiş gibi davranan bu yüzden de kendileri küfrün ve zulmün karanlıklarına gömülerek gaflet içinde kalmış bir toplumu onları bekleyen tehlikelere ve cehenneme karşı uyarmak için seni ve bu kitabı gönderdik.
7-10
MEAL
7. Andolsun ki, onların çoğu üzerine, o azap sözü hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
8. Biz böylelerinin boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.
9. Önlerinden ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık göremezler.
10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
MUSTAFA ÇEVİK
7-10 Allah adına, Peygamber’in Kur’an ile yapmakta olduğu davete inatla karşı çıkıp müşrik kalmakta direnenler için, Allah’ın azap sözü mutlaka gerçekleşecektir. Böylelerinin Allah’ın davetine boyun eğmemek için sanki boyunlarına demirden tasmalar geçirilmiş, yahut gerçeği görmemeleri için önlerine ve arkalarına setler çekilmiş ya da gözlerine perdeler inmiş de göremez olmuşlar. Bunları ne kadar uyarsan da fark etmez, iman etmezler.
MEAL AÇIKLAMASI
7. Andolsun ki, Sen, sana muhatap olan müşriklere karşı uyarı görevini yapıyorsun ama onların çoğu hakkında, Allah adına, Peygamber’in Kur’an ile yapmakta olduğu davete inatla karşı çıkıp inkârda ve müşrik kalmakta diretmeleri ve isyana devam etmeleri yüzünden, ahirette vaat edilen ilahi o azap sözü mutlaka gerçekleşecektir. Artık onlar hakikati bildikleri hâlde, uyarsan da uyarmasan da iman etmezler.
8. Biz kibir ve inat sebebiyle ısrarla hakkı inkâr etmeleri ve Allah’ın davetine boyun eğmediklerinden dolayı böylelerinin boyunlarına kadar dayanan manevi demir tasmalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o tasmalar onları öyle sıkar ki yere bakamazlar burunları havada ve kafaları yukarı kalkıktır. Küstahça böbürlenmeleri yüzünden Hakka boyun eğmezler. Gözlerini kör eden kibir ve inatları, hemen önlerindeki hakikati görmelerine ve Allah’ın hükmüne boyun eğmelerine mâni olmaktadır.
9. Önlerinden ve arkalarından bir set çektik de mal hırsı, dünya sevgisi ile onların görüş alanını kapattık ve gönül ekranlarını kararttık. Artık gözlerine perdeler inmiş gibi imani ve Kur’ani gerçekleri göremezler. Bu tasvire göre, karşında kibrin sembolü olarak, boynu yukarıda, burnu havada ve gerçeği göremeyen insanlar var. Bu durumdaki insanlar daha hayattayken bedenlerini ruhlarına tabut yapmış manevî ölülerdir. Onlar geçmiş olaylardan ders alıp da günahlardan vazgeçmez, gelecekte kendilerini bekleyen tehlikelerden sakınmazlar. Onlar şımarıkça hareketleriyle kendilerini üstün gören, kendilerinden başkasını dinlemeyenlerdir. Adam yerine koymadıkları insanları dinlemezler. Toplumu sınıflara ayırarak zulmederler.
10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, onlar durumlarını değiştirmez ve inanmazlar. Aslında senin onlara okuduğun ayetlerde gerçekleri görüyorlar ama vazgeçmiyorlar. O hâlde, onlardan dolayı üzülme, ümidini ve heyecanını yitirme. Bu çağrıya kulak verecek tertemiz gönüllere ulaşıncaya dek, bıkıp usanmadan tebliğe devam et.
11
MEAL
11. Sen ancak Zikre uyan ve görmediği halde Rahman’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.
MUSTAFA ÇEVİK
11 Ey Peygamber! Sen ancak, niçin yaratılmış olduklarını ve nasıl yaşamaları gerektiğini düşünen, onun arayışı içinde olan, samimiyetle ve bu maksatla Allah’a yönelip bunun cevabını bulmaya çalışanları uyarabilirsin. Bu kimselere Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri halinde mükâfatlandırılacaklarını müjdele.
MEAL AÇIKLAMASI
11. Ey Peygamber! Unutma ki: Sen ancak niçin yaratılmış olduklarını ve nasıl yaşamaları gerektiğini düşünen, onun arayışı içinde olan, samimiyetle ve bu maksatla Allah’a yönelen, adı Kur’an olan zikre uyan ve görmediği halde harika yaratılış eserleriyle tanıyıp iman ettikleri Rahman’dan korkan, Allah’a yürekten saygı duyan kimseyi uyarabilirsin. Senin uyarıların, ancak iyiliğe, güzelliğe böyle açık olan kimselerde etkisini gösterir. Onlar, Allah’ın, duyu organlarıyla kavranamayacak yüce bir varlık olduğunu bilir, bu yüzden, O’nun bir tek rab ve ilâh oluşu gerçeğinin üzerinde düşünerek, Rablerine iman eder, derin bir saygı ve şükranla O’nun hükümlerine boyun eğerler. İşte böyle kişileri, Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri halinde bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele. Onlar dünyada izzet ve devlete, ahirette ise cennete ulaşacaklardır. Onun için inkâr edenlere ayetlerimi okuduktan sonra fazla üsteleme. Onları kendi hallerine bırak. Belki düşünüp öğüt alırlar. Sen ancak ayetlerime inanan, emirlerimi yerine getiren, görmediği halde Rabbinden sakınan kimseyi uyarabilirsin.
12
MEAL
12. Biziz, biz ki, öldükten sonra sizi diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.
MUSTAFA ÇEVİK
12 Biz, elbette öldükten sonra sizi dirilteceğiz. Hepinizin önden gönderdiklerinin de arkada bıraktıklarının da hesabını soracağız. Her insanın yapıp ettiklerinin kayıtları tutulmuştur.
MEAL AÇIKLAMASI
12. Şüphesiz maddî-manevî bütün ölüleri yalnız biz hesap vermeleri için diriltiriz ve hayattayken onların gelecek için sevap ve günah olarak önceden yaptıklarını da arkada bıraktıkları iyi-kötü bütün eserleri de biz yazarız. Zaten biz insanın yapıp ettiği her şeyi Levh-i Mahfuz olarak bilinen apaçık bir kitaba ayrıntılı olarak kaydetmişizdir. Onun için kendilerine çok güvenmesinler. Onların yaptığı hiçbir şey unutulmayacak. Yaptıklarının hesabını vermek üzere huzurumuza gelecekler.
13-15
MEAL
13. Onlara elçilerin gönderildiği şu şehir halkını örnek olarak anlat:
14. Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: “Biz size gönderilen elçileriz.”
15. (Şehirliler) Dediler ki: “Siz de bizim gibi insansınız. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
MUSTAFA ÇEVİK
13-15 Sen onlara kendilerine peygamber gönderdiğimiz şu şehir halkının kıssasını anlat. Bir zamanlar o şehrin halkına iki elçi göndermiş ve onları da yaratılışlarının sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet etmiştik ama onlar her iki elçiyi de reddettiler. Bunun üzerine bir üçüncüyü de onlara destek için gönderdik. Üçü de Allah’ın elçileri olduklarını bildirmelerine rağmen o şehrin halkı onlara dedi ki: “Sizler de bizim gibi birer insansınız. Rahman olan Allah size hiçbir şey indirmedi. Sizler birer yalancısınız.”
MEAL AÇIKLAMASI
13. Ey Muhammed; Sen Onlara geride, iyi-kötü iz bırakmak nedir anlasınlar diye İsa’nın gönderdiği elçilerin gönderildiği şu şehir halkının halini ibret verici örnek olarak anlat. Bu olayın nerede, ne zaman yaşandığı ve kahramanlarının hangi isimleri taşıdığı hiç önemli değil. Önemli olan, içinde barındırdığı ve tüm insanlığa ışık tutacak ibret dolu mesajlardır. Bu örnek toplumda üç sınıf insan var: 1-Elçiler, 2-Onlara karşı gelenler, 3-Elçilere destek olmak için bütün varlıklarını ortaya koyan fedakâr insanlar. Bu kıssa size şunu anlatıyor: “Eğer içinde yaşadığınız toplumda sizden önce Allah’ın mesajı duyulmadı ise, hemen işe başlayın, artık Peygamberin göreviyle görevli bir elçisiniz. Birileri size engel olmaya çalışacak fakat korkmayın, Allah mutlaka yardımını gönderecektir. Yok eğer toplumda sizden önce Peygamberin görevini kendilerine görev bilenler varsa, size düşen onların yardımına koşmaktır. Dikkat edin, eğer karşı safta yer alır veya hak ile bâtılın mücadelesinde tarafsız kalırsanız, o zaman sonunuz kesinlikle hüsran ve helâk olacaktır.” İnsanlık tarihinin her devrinde tekrar tekrar yaşanacak olan kıssa şöyle başlıyor:
14. Biz onlara iki elçi davetçi gönderdik. Yaratılışlarının sebebi olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet ettik. Onlar her iki elçiyi de yalanladılar, biz de benzer hakikatleri farklı bir dil ve sima anlatsın diye üçüncü bir elçi daha gönderdik. Üçü de Dediler ki: “Ey insanlar Biz size gönderilen elçileriz.” Bizi dinleyiniz ve Allah’a iman ediniz. O’nun size yönelik emir ve talimatları var, onları size bildirmek için geldik.
15. Buna karşılık Şehirliler: “Siz de bizim gibi yiyip içen sıradan birer insansınız. Allah, melekler dururken elçi olarak sizi mi gönderdi? Rahman olan Allah size bir şey bir kitap bir vahiy indirmemiştir. Her şeyi yoktan var eden, sahip olduğumuz bütün nimetleri bize bahşeden yüce bir yaratıcının varlığını kabul ederiz fakat o kitap ve elçi gönderip de hayatımıza kurallar koymaz, bizim yeme içmemizle, basit hayatımızla uğraşmaz. O bizleri tamamen serbest bırakmıştır, dilediğimizi yapar, dilediğimiz gibi yaşarız. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.” dediler.
16-17
MEAL
16. (Elçiler) Dediler ki: “Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz.”
17. Bizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır.
MUSTAFA ÇEVİK
16-17 Bunun üzerine elçiler şöyle cevap verdiler: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilen elçileriz. Bizim görevimiz, Allah’ın âyetleriyle yaratılış sebebiniz olan hayat nizamını size açıkça tebliğ etmektir.”
MEAL AÇIKLAMASI
16. Elçiler yakışan bir dille dediler ki: “Siz ne söylerseniz söyleyin sizin bu itirazlarınız, bizi asla yılgınlığa, ümitsizliğe düşüremeyecektir. Çünkü bütün insanlık inkâr etse de Rabbimiz bilir ki biz gerçekten size hakkı tebliğ etmek için gönderilmiş elçileriz.
17. Bizim üzerimize düşen, açık ve net bir şekilde duyurmaktır, Allah’ın ayetleriyle yaratılış sebebiniz olan hayat nizamını size açıkça tebliğden ibarettir. İnkârınızdan dolayı başınıza geleceklerden, sadece kendiniz sorumlusunuz dediler.
18-19
MEAL
18. (Kentliler) Dediler ki: “Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur.”
19. (Elçiler) Dediler ki: “Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi bizi suçluyorsunuz ? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz.”
MUSTAFA ÇEVİK
18-19 Halk da şöyle karşılık verdi: “Bize uğursuzluk getirdiniz. Şayet bizim hayat tarzımızı değiştirmeye kalkmaktan vazgeçmezseniz, sizi öldüresiye taşa tutar, hakaretler eder ve canınızı yakarız.” Elçiler de dönüp onlara dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz, seçmiş olduğunuz hayat tarzınızdan kaynaklanıyor. Sizi doğru olana davet edip, öğüt vererek uyardığımız için mi bizi suçluyorsunuz? Maalesef siz haddi aşıp azgınlaşmış nankör bir topluluksunuz.”
MEAL AÇIKLAMASI
18. Gerçekten de o zalimler, isyanlarından dolayı birtakım belalara, felâketlere maruz kaldılar. Bunun üzerine şehirli halk da iyice küstahlaşarak şöyle karşılık verdi“ Yeter artık doğrusu siz bize uğursuzluk getirdiniz Ortaya attığınız iddialarla, insanları birbirine düşürüp fitne çıkardınız. Yoksulları, köleleri, zayıfları, efendilerine karşı kışkırtarak kargaşa çıkardınız. Ayrıca, ilahlarımız aleyhinde ileri geri konuştuğunuz için başımıza musibetler, felâketler yağmaya başladı. Yağmur yağmaz oldu, kıtlığa maruz kaldık. Eğer bu işten ve bizim hayat tarzımızı değiştirmeye çağırmaktan vazgeçmezseniz, her işimizde Allah’ın hayata karışıp durduğunu hatırlatmaya devam ederseniz, gözünüzün yaşına bakmadan mutlaka sizi öldüresiye taşlarız hakaretler ederiz ve bizden size acı bir azap dokunur. Hem sizi hem de size inanacak olan herkesi en korkunç işkencelere mahkûm ederiz. Ya bizimle birlikte bizim gibi aynı hayatı yaşarsınız, ya da çeker gider, ülkemizi terk edersiniz dediler.
19. Elçiler de dönüp onlara dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz seçmiş olduğunuz hayat tarzınızdan kaynaklanıyor. Huysuzluğunuz ve huzursuzluğunuz kendi küfrünüz ve kötülükleriniz sebebiyledir, uğursuzluk sizin kendinizdedir. Size açıklanan gerçekler mi yoksa doğru yola çağrılmanız mı uğursuzluk? Size öğüt verildiği ve doğru olana davet edip uyardığımız için mi uğursuzluğa uğradığınızı söyleyerek bizi suçluyorsunuz? Hayır siz ilâhî buyrukları reddeden, hak hukuk tanımayan, Allah’ın yasalarını çiğneyen, insanların haklarını çalan, helal haram tanımayarak aşırı giden azgınlaşmış ve nankör bir kavimsiniz.”
20-25
MEAL
20. Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: “Ey kavmim, elçilere uyun.” dedi.
21. Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.
22. Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de O’na döndürüleceksiniz.
23. O’ndan başka ilahlar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa’ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar.”
24. O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum.
25. Ben, hepimizin Rabbi olan Allah’ın davetine iman ettim, (gelin) beni dinleyin.
MUSTAFA ÇEVİK
20-25 Peygamberlerle topluluk arasında bunlar konuşulurken, şehrin bir ucundan bir adam koşarak geldi ve kavmine, “Ey kavmim! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu insanların Allah adına yaptıkları çağrıya uyun! Zira bunlar sizi doğru olana çağırıyorlar ve kendileri de doğru yol üzerindeler. Hem ben, beni de sizi de yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah’a ne diye kulluk etmeyi kabul etmeyeceğim? İyi bilin ki hepimiz dünya hayatımızdaki yaşayış biçimimizden, Allah’a hesap vermek üzere diriltilip huzurunda toplanacağız. Ey kavmim! Bu gerçek ortada dururken, ben Rabbimi bırakıp da başka ilahlar edinip onların nizamlarına uyamam. Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o sizin Rab ve ilah edindikleriniz bana asla yardım (şefaat) edemez ve Allah’ın elinden de beni kurtaramaz. Ey kavmim! Ben, hepimizin Rabbi olan Allah’ın davetine iman ederek yalnız O’nu ilah edindim. Siz de bunun şahitleri olun.” dedi.
MEAL AÇIKLAMASI
20. Elçilerle topluluk arasında bunlar konuşulurken tartışmanın dozu sürekli artıyordu. İnkârcılar tam şiddete baş vuracakken şehrin en uzak yerinden elçilerin geldiğini ve kavminin onları inkâr ettiğini haber alan yiğit ve vicdanlı bir adam koşarak geldi ve kavmine: “Ey kavmim, elçilere uyun.” Bakın ben onları dinledim. Eğer bu elçiler, herhangi bir menfaat için bu işi yapsalardı, şimdiye kadar çoktan bu işten vazgeçerlerdi. Uğrunda ölmeyi dahi göze aldıkları bir sözün arkasında durmaları onların samimiyetine en büyük delildir dedi.
21. Karşılığında sizden bir ücret istemeyenlere, dünyalık bir beklenti gözetmeyenlere ve Allah adına yaptıkları çağrıya uyun ki dünyada ve âhirette kurtuluşa erin. Belli ki; onlar sizi doğru olana çağırıyorlar ve kendileri de doğru yoldadırlar. Demek ki, Allah’ın dinini tebliğ edenler bu elçilerin sahip olduğu özellikleri taşımalıdırlar. Davetçinin sözleri ve davranışları ilâhî ölçülere uygun olmalı, hem de bu iş karşılığında herhangi bir dünyalık beklememelidir. Tarih boyunca, bu özellikleri taşımayan hiçbir davetçi başarıya ulaşamamıştır.
22. Elçileri desteklemek üzere canını dişine takıp koşarak gelen adam, sözüne devamla dedi ki:
Dinleyin ey halkım hidayet denen nimet, bu elçilerle ayağıma kadar gelmişken ben niçin beni de sizi de nimetlerle donatıp, hiç yoktan yaratana kulluk etmeyeyim? O’na kulluktan kaçınmaya ne hakkım var benim? Bundan daha büyük bir ahlaksızlık, daha büyük bir nankörlük olabilir mi? Unutmayın ki, kimse bu dünyada kalıcı değil. Hepimiz dünya hayatındaki yaşayış biçiminizden hesap vermek üzere diriltilip sonunda O’na döneceğiz. Elçilerin menfaatlerine istediği bir şey yok. Onlar sadece Yaratıcının yasalarına uymamızı istiyorlar. Bir gün yaşamımızdan hesaba çekileceğiz. Hesap günü başımıza kötülük gelmesin istiyorlar. Hepimiz Yaratan’a dönmeyecek miyiz? Andolsun ki; öldükten sonra Rabbimizin huzuruna çağırılacak, dünya yaşamımızdan hesaba çekileceğiz. Bugünden hazırlıklı olmamız gerekmez mi?
23. Ey kavmim bu gerçek ortada dururken, ben Rabbimi bırakıp O’ndan başka ilahlar edinir miyim, onların nizamlarına hiç uyar mıyım? Sizler gibi Allah’tan başka ilahlar mı edineyim? Uydurduğum ilahların yasalarına mı uyayım? Sizler; insanlardan bazılarına ilahlık yetkisi vererek Allah’ın yasalarına uyuyorsunuz. Eğer O Rahman olan çok esirgeyen Allah, bana bir zarar vermek istese, O’nun dışındaki Rab ve ilah edindiklerinizin sözde şefaati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni Allah’ın elinden kurtaramazlar.” Unutmayın ki Allah bana ceza verecek olsa, Allah’tan başka beni kurtaracak yoktur. Hesap günü şefaatiyle bana yardım edeceğine, cezadan beni kurtaracağına inandığım kimseler yoktur. Onlar beni asla kurtaramaz. Zaten onların da başı kendi hesaplarıyla derttedir. Yeryüzünde kendi ilkelerini, kendi yasalarını uygulayarak, Allah’a karşı gelenler, insanların yasalarına uyanlar elbette cezalandırılacaklar.
24. Peki, diyelim ki Allah’tan başka ilâhlar edindim, o zaman beni O’nun gazabından kim kurtaracak?Ben de o putlara taparsam, asıl işte o zaman ben göz göre göre kendimi ateşe atarak apaçık bir sapıklık içinde olurum.
25. O hâlde, beni şimdi duyan ve kıyâmete kadar duyacak olanlar; Bir kere daha ilan ediyorum: Ben, hepimizin Rabbi olan Allah’ın davetine iman ettim ve yalnız O’nu ilah edindim, Allah’ın ilkelerine, Allah’ın yasalarına uymaktayım. Allah’ı bırakıp insanların yasalarına uyarak ilahlar edinmeyin. Rabbimizin elçileri bize doğru yolu gösteriyor. Gelin bunun şahitleri olun beni dinleyin ve siz de iman edin. Şu sözde ilahları bırakın. Allah’ın tek ilah olduğunu kabul edin. En sevdiğiniz şeyler dahi olsa, O’nun razı olmadığı her şeyi terk edin. Böylece dünyada ve ahirette ebedi saadete erin. Siz de hayatınıza karışmaya ve program yapmaya tam yetkili, kulu kölesi olacağınız Allah’a inanın ve bu imanın güvencesi altında, dünya ve âhirette huzur ve esenliğe ulaşın.
26-27
MEAL
26. Ona: “Cennete gir” denilince: “Keşke, dedi, kavmim bilseydi.
27. Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını!”
MUSTAFA ÇEVİK
26-27 Bunun üzerine kavmi onu öldürmeye karar verdi, Rabbi de ona “Gir cennetime.” diyerek cennet müjdesini verdi. O da, “Rabbimin beni bağışladığını ve ödüllendirdiğini keşke kavmim de anlayabilseydi.” diye sızlandı.
MEAL AÇIKLAMASI
26. Bu sözleri duyunca çılgına dönen zalimler, Onun nasihatlerine rağmen, onu öldürmeye karar verdi ve bu yiğit ve kahraman insanı hemen oracıkta öldürüp şehit ettiler, Rabbi de Ona: “Şehitler için hazırlanmış olan şu cennetime gir” diyerek cennet müjdesini verdi. O ise hâlâ, halkının içler acısı durumunu düşünerek “Keşke, dedi, Beni kanlara bulayarak işi bitireceğini zanneden kavmim şimdi ne durumda olduğumu anlayıp bilseydi.
27. Rabbimin beni geçmişteki günahlarımı bağışladığını ve beni ödüllendirerek cennette ağırlananlardan kıldığını keşke görselerdi de inadı bırakıp elçilere iman etselerdi. Hayatımdan ibret almadılar, bari ölümümden ibret alsalardı dedi.
28-29
MEAL
28. Ondan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirmeyiz de, (buna gerek yoktu).
29. Sadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler.
MUSTAFA ÇEVİK
28-29 O mü’minin öldürülmesinin ardından, onların üzerine gökten bir ordu indirmedik. Yalnızca korkunç bir sarsıntı ve uğultu ile çığlık çığlığa helak olup gittiler.
MEAL AÇIKLAMASI
28. Peki, onu katleden zalimlerin sonu ne oldu dersiniz? O müminin şehit edilmesinden sonra biz, kavminin üzerine onları helak etmek için, gökteki meleklerden oluşan bir ordu indirmedik, zaten tenezzül ederek indirmeyiz de. O kadar acizlerdi ki, onları helak etmek için ordulara gerek yoktu.
29. Sadece şehrin altını üstüne getiren korkunç bir gürültü oldu ve yetti. Hemen çığlık çığlığa helak olup birer saman alevi gibi sönüverdiler. Şeytana uyarak hırsları yüzünden birbirine girdiler. Çıkar peşinde koşarken birçok düşman edindiler. Aralarında çıkan kavgalar, açlıklar, yokluklar, ölümler, dökülen kanlar sonlarını hazırladı. Felaketleri yaşadıkça çığlıkları dünyayı kapladı.
30-32
MEAL
30. Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi.
31. Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler?
32. Ancak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir.
MUSTAFA ÇEVİK
30-32 Yazıklar olsun şu insanlara ki, ne zaman kendilerini yaratılış sebepleri olan hayatı yaşamaya davet eden bir elçi gelse, hemen onu yalanlayıp alaya alırlar. Böyle davranmakta ısrarla direnenler, kendilerinden öncekilerin nasıl helak edildiklerini hiç düşünüp de ibret almazlar mı? Onlar da, onlardan önceki ve sonrakiler de zamanı gelince hesap vermek üzere huzurumuza getirilecekler.
MEAL AÇIKLAMASI
30. Yazıklar olsun şu insanlara. Kendilerine gelen ve yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet eden her elçiyi mutlaka yalanlayarak alay ederlerdi. Bir insan düşünün ki, Allah’ın mesajıyla karşı karşıya gelecek ve alaycı sözleri, umursamaz tavrıyla ondan yüz çevirecek. Yazık ona! Hâlbuki gönderilen her elçi gerçeklerden haber veriyordu. İnkâr edenler gerçeklere karşı gözlerini kapattılar, kulaklarını tıkadılar. Akıllarını boş şeylere harcadılar. Keşke dünyada insana verilen ömrün, ahiretteki ömrün yanında bir hiç olduğunu bilselerdi.
31. Böyle davranmakla alay edip ısrarla direnenler, görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; hiç düşünüp de ibret almazlar mı? Onlar bir daha asla kendilerine dönüp gelemezler yerlerinde yeller eser. İnsanlık tarihini inceleyip de nice toplumların yıkılıp gittiğini, bu dünyanın kendilerine de kalmayacağını anlamıyorlar mı? Geçmişte Allah’ın yasalarına karşı çıkanları ve onları destekleyenleri nasıl yok ettik? Tarihe hiç bakmıyorlar mı? Onların hangisi yaşayarak bugünlere geldi?
32. Onlar ve onlardan önceki ve sonrakilerin hepsi de inkâr edip, alaya aldıkları kıyâmet günü yaptıkları her şeyin hesabını vermek üzere huzurumuza toplanıp getirileceklerdir. Bunun için delil mi istiyorlar? Öyleyse gözlerini açıp etraflarına dikkatlice bir baksınlar.
33-35
MEAL
33. Ölü toprak onlar için (öldükten sonra diriltilmeye) bir delildir. Biz, onu (yağmurla) diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.
34. Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık.
35. Onların meyvelerinden ve kendi ellerinizle yaratmadığınız bu nimetlerden yesinler. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
MUSTAFA ÇEVİK
33-35 Ey insanlar! Ölü toprağı yağmur ile diriltip ondan çıkardığımız ekinleri, hurmalıkları, üzüm bağlarını ve daha nicelerini bahçeler içinde çıkardığımız su gözelerini görüp, kendi ellerinizle yaratmadığınız bu nimetlerden yararlanmanıza rağmen Rabbinize şükretmek yerine nankörlük mü edeceksiniz?
MEAL AÇIKLAMASI
33. Oysa her kış ayında tamamen kuruyan ve ölü hale gelen toprak, onlar için Allah’ın sonsuz ilmi, kudret ve merhametini gösteren bir mucize ve yeniden dirilişi ispatlayan muhteşem delildir. Hiç düşünmüyorlar mı? Biz ölü gönüllere vahiy yağmuru ile hayat verdiğimiz gibi toprağı her baharda yağmurla diriltir ve ondan çeşit çeşit taneler ekinler çıkarırız da onlardan afiyetle yerler. Düşünen insanlara bunlar birer örnektir. Onlar kendileri ölüp toprağa karışınca, yok olup gideceklerini mi sandılar?
34. Biz her kışın ardından gelen baharla yeryüzünde nice hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler pınarlar dereler, çaylar, akıttık ki bunların hepsi Bizim nimetlerimizdir.
35. Dünya’yı yarattık ve çeşitli imkânlarla donattık ki, insanlar onların meyvelerinden ve kendi ellerinizle yaratmadığınız ve hiç kimsenin veremeyeceği bu nimetlerden afiyetle yesinler. Hâlâ şükretmeyecekler mi? Çünkü insanların kendi alın teri ve emeği ile kazanıp helâl lokma yemeleri de kutlu bir bereket ve ibadettir. Hâlâ düşünüp öğüt almayacaklar mı?
36
MEAL
36. Ne yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.
MUSTAFA ÇEVİK
36 Yeryüzündeki tüm bitkileri, insanları ve insanların henüz hiçbir bilgiye sahip olmadıklarını çifter çifter yaratan Rabbinizin ilmi ve gücü sonsuzdur ve O yüceler yücesidir.
MEAL AÇIKLAMASI
36. Bitkileri, insanları ve insanların henüz hiçbir bilgiye sahip olmadıkları nice yeni öğrendikleri ve gelecekte bilecekleri birçok şeyi erkekli dişili çiftler halinde yaratan Allah ne yücedir. Her türlü noksanlık, yanlışlık ve haksızlıktan münezzehtir. Hâlbuki insanlar için yeryüzünü bir yasaya bağladık. Yasamız gereği insanların ihtiyacı olan şeyleri yeryüzüne yerleştirdik. Yeryüzüne hâkim kıldığımız yasanın aslını esasını insanlar bilmez. Her şeyi bolca çiftler halinde yarattık. Bütün bunlardan insanların ders çıkarmaları ve yaratılış gerçeğini düşünmeleri gerekmez mi?
37
MEAL
37. Gece de onlar için bir ayettir. Gündüzün ışığını ondan soyup, alırız da her şey karanlıkta kalıverir.
MUSTAFA ÇEVİK
37 Allah’ın kâinattaki nizamının mükemmel işleyişinin bir delili olan geceden de alınacak dersler vardır. Biz gündüzün ışığını ondan çekip aldığımızda her şey karanlıkta kalıverir.
MEAL AÇIKLAMASI
37. Allah’ın kâinattaki nizamının mükemmel işleyişinde bir delil olan ve istirahatleri için yaratılan gece de onlar için ilim, irade ve kudretimizi gösteren bir mucize ve delildir. Bu mucizelerden alınacak dersler vardır. Güneşin batışı ile gündüzün ışığını ondan çekip alırız da her şey karanlıkta kalıverir. Düşünmüyorlar mı? Elçilerle gerçekleri bildirmeseydik; insanlar yalanlarıyla karanlıkta kalmazlar mıydı? Hâlbuki biz gerekli dersleri alsınlar diye onlara yol gösteriyoruz.
38-40
MEAL
38. Güneşte de onlar için bir alamet ve işaret vardır. O da kendine ait bir yörüngede akıp gider. Bu kudret sahibi ve her şeyi bilen Allah’ın iradesinin bir sonucudur.
39. Aya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi.
40. Ne güneşin, aya yetişip çarpması uygundur, ne de gece gündüzün önüne geçer. Herbiri bir yörüngede, kendi dairesinde dönmeye devam eder.
MUSTAFA ÇEVİK
38-40 Güneş ve Ay’ın Allah’ın kurduğu nizamın yasalarının sınırları içinde tayin edilmiş olan yörüngelerinde akıp gitmeleri, düşünen kimselere Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösterir. Bu nizamın içinde Ay, belirlenen yörüngesinde akıp giderken, eğik bir hurma dalına benzeyinceye kadar şekil değiştirir. Ne Güneş Ay’a erişebilir ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Bunların hepsi bağlı oldukları yasaların sınırları içinde döner dururlar.
MEAL AÇIKLAMASI
38. Hiç güneşe bakmıyorlar mı? Güneşte ve etrafındaki gezegenlerde onlar için bir alamet ve işaret vardır. O da kendine ait bir yasa dâhilinde, sürekli ve sistemli şekilde belirlenmiş yörüngede dönerek akıp gider. Bu muazzam ve muhteşem sistem, kudret sahibi ve her şeyi bilen ilmiyle her şeyi kuşatan Allah’ın iradesinin bir sonucudur. Güneş belirlenen yasayla hareket eder. Mevsimlere göre yer değiştirir. Güneşe koyduğumuz yasayı değiştirebilirler mi? Güneşin hareketlerini bir yasaya bağlamasaydık; onlar ne gündüzü ne geceyi ne de mevsimleri bilebilirlerdi.
39. Ve ayda da insanlığa kudret ve merhametimizi gösteren apaçık bir işaret ve alamet vardır ki, biz onu hilal şeklinde kuru ve eğik bir hurma dalını andırır hale gelinceye kadar, hilal, dolunay, yarımay gibi çeşitli safhalardan geçirdik. Güneş ve Ay’ın Allah’ın koyduğu yasalarının sınırları içinde tayin edilmiş olan yörüngelerinde akıp gitmeleri, düşünen kimselere Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösterir. Ayın doğudan batarak, batıdan doğarak geçirdiği evrelerde düşünenler için hikmetler vardır. Keşke düşünüp akıl edebilseler.
40. Evrendeki sistem öyle mükemmel bir ölçüyle ayarlanmıştır ki, Ne güneşin, aya yetişip çarpması mümkündür, ne de gece gündüzün önüne geçer. Bütün yıldızların ve gezegenlerin her biri bağlı oldukları yasaların sınırları içinde kendileri için takdir edilmiş bir yörüngede, dönmeye devam eder. İşte, hayat programınızı çizen Allah böylesine güçlü, böylesine bilgilidir. Yasamız ortadan kalkarsa hepsi birbirine girer. Hiç düşünmüyorlar mı? Yasamıza uymadıklarında neler olduğunu görmüyorlar mı? Yeryüzü kan gölüne dönüyor. İnsanların evlerini barklarını başlarına geçiriyorlar. İnsanların yaşadıkları ülkelere saldırıyorlar. Haksız yere canlara kıyıyorlar. Aralarında kini, nefreti, intikamı yükseltiyorlar. Böylece yok olup gidiyorlar.
41-44
MEAL
41. Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için (Allah’ın varlığına ve rahmetine) bir delildir.
42. Biz onlar için, gemiye benzer daha nice binekler yarattık.
43. Dilesek onları sularda boğarız, ne onların imdatlarına yetişen olur, ne de kurtulabilirler.
44. Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız).
MUSTAFA ÇEVİK
41-44 Denizlerde kurduğumuz nizam sayesinde, nesillerinizi ve yüklerinizi gemilerle taşımanızda ve benzer araçlar yapma kabiliyetleri ile sizleri yaratmış olmamızda da aklını kullananlar için dersler vardır. Biz dilersek, gemileri de içindekilerle birlikte sulara gömeriz, kimse yardımlarına gelemez ve kimse de buna mani olamaz. Onları yalnız Biz dilediğimiz süreye kadar yaşatırız.
MEAL AÇIKLAMASI
41. Nuh tufanı ve benzerlerinde olduğu gibi denizlerde kurduğumuz nizam sayesinde Onların soylarını kendilerine nice fayda verecek yüklerle dolu gemilerde taşımamız da kendileri için Allah’ın varlığına ve rahmetine bir delildir. Onlar suya koyduğumuz yasayla bunu yapabiliyorlar. Bundan hiç ibret almıyorlar mı? Nereye baksalar yasamızı görürler. Yasamız olmasaydı onların hali nice olurdu?
42. Biz onlar için, gemiye benzer otomobil tren uçak gibi daha nice binekler nakil vasıtaları yarattık.
43. Dilesek kibir ve nankörlükleri sebebiyle suyun kaldırma kuvvetini kaldırarak onları derin sularda batırıp boğarız. Kimse de yardımlarına gelemez ne onların imdatlarına feryadına yetişen olur, ne de kendileri kurtulabilirler.
44. Ancak onları hâlâ helâk etmediysek, bizden bir rahmet ve bir süreye kadar imtihan için verilen mühletten yararlanarak kalıyorlar. İşte, hayat programınızı çizen Allah böylesine lütufkâr, böylesine merhametlidir. Her insan için bir ömür tayin ettik. Ömürleri bitinceye kadar yeryüzündeki nimetlerimizden yararlanırlar. İnançları ne olursa olsun ecelleri gelinceye kadar yeryüzünden yararlanmalarına izin veririz. Belki düşünüp öğüt alırlar.
45-46
MEAL
45. Onlara: “Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz,” dendiği zaman (aldırmazlar).
46. Zaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
MUSTAFA ÇEVİK
45-46 Allah’ın daveti olan nizam ile yaşamayı inatla reddedenlere “Dünya ve âhirette sizi azaba uğratacak isyan ve inkârdan sakının! Allah adına yapılmakta olan davete uyun ki, O’nun merhamet, şefkat ve bağışlamasına nail olasınız.” denilip de uyarıldıklarında, yaptıkları tek şey yüz çevirip sırt dönmektir.
MEAL AÇIKLAMASI
45. Onlara, yani Allah’ın daveti olan nizam ile yaşamayı inatla reddedenlere “Önünüzde sizi bekleyen hesap gününden dünyada Allah’a karşı gelmekten ve arkanızda bırakmış olduğunuz tövbesi yapılmamış geçmiş günahlarınızdan, korkup sakının. Sizden öncekilerin başına gelenlerden ibret alın da ileride başınıza gelebilecek felâketlerden kendinizi koruyun. Rabbinizden de af dileyin. Belki esirgenirsiniz” denildiğinde bunları boş bir tehdit sayıp alay ederler ve dinlemeyip küfre saparlar.
46. Zaten, onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet ve emir gelse, ders almak yerine, sırtlarını dönüp yüz çevirirler ve atalarının uydurduğu yolları izlerler. Niçin yüz çeviriyorlar? Belki kendilerine gönderilen ayet onların hayrına olacak. Belki onlara lazım olan bir gerçeği hatırlatıyor.
47
MEAL
47. Onlara: “Allah’ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!” dendiği zaman, nankörler, inananlara: “Allah’ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz.” derler.
MUSTAFA ÇEVİK
47 Böylelerine, “Allah’ın size verdiği nimetlerden, siz de Allah’ın daveti yolunda sarf edin, muhtaç olanlara da verin.” denildiğinde bunu diyen mü’minlere, “Ne yani, Allah’ın isterse pekâlâ doyuracağı, mal mülk sahibi yapacağı kimseleri biz mi doyuralım? Doğrusu sizler şaşırmışsınız.” derler.
MEAL AÇIKLAMASI
47. Onlara: “Allah’ın size verdiği rızıktan Allah’ın daveti yolunda ve Allah için, muhtaç olanlara da verin!” dendiği zaman, nankörler, dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğunu görmezlikten gelerek çok bilmiş bir dille mü’minlere şöyle derler: “Ne yani, Allah’ın isterse pekâlâ doyuracağı, mal mülk sahibi yapacağı kimseleri biz mi doyuralım? Sizin inancınıza göre Allah’ın dilediği takdirde yedireceği mal mülk sahibi yapacağı bir kimseye biz mi yedirelim. Allah’ın acımadığına sen mi acıyacaksın, Allah fakir edecek, biz besleyeceğiz, öyle mi? Allah onlara vermemişken bize ne oluyor? Biz daha mı merhametli, daha mı adaletliyiz? Ey Müslümanlar, doğrusu siz bu kafayla apaçık bir sapıklık içindesiniz.” derler.
48-52
MEAL
48. Ve: “Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?” diyorlar.
49. Onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
50. Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
51. Sur’a üflenir. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşarlar.
52. “Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Demek Rahman’ın vadettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!” diyecekler
MUSTAFA ÇEVİK
48-52 Ayrıca bir de dönüp mü’minlere derler ki: “Söyleyin bakalım şu vaat edilen Son Saat ve hesap zamanı ne zaman gerçekleşecek?” Onlar bunu tartışadursunlar, Rabbinin belirlediği vakit gelip de o belalı günün çığlığı duyulduğunda, ne geriye dönebilecek ne de vasiyette bulunabilecekler. O saatle aniden karşılaşacaklar. Derken arkasından Sûr’a üfürüldüğünde hepsi birden kabirlerinden çıkarılıp Rablerine doğru koşacaklar, bir yandan da “Eyvah, bizi yattığımız yerden kim, niçin kaldırdı?” diyecek ve sorduklarına da kendileri cevap vererek, “Rahmanın vaat ettiği işte bu olsa gerek, demek ki peygamberlerin söyledikleri doğruymuş.” diyecekler.
MEAL AÇIKLAMASI
48. Onlar biraz daha ileri giderek mü’minlere şımarıkça derler ki: “Yok biz ölümden sonra diriltilecekmişiz, yok hesap-kitap varmış, ne saçmalık. Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ettiğiniz yeniden diriliş, hesap ve vaat edilen azap ne zaman gelecek?” diyorlar.
49. Onlar, birbirleriyle çekişip dururlarken Rabbinin belirlediği vakit gelip de o belalı günde, dehşet verici bir gürültüyle patlayıp kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir çığlık ve ses bekliyorlar fakat farkında değiller. Onların işi sadece Azrail’in hayat fişini çekmesine veya İsrafil’in sûra üflemesiyle duyulacak korkunç bir sese bakar.
50. Bekledikleri azap başlarına gelse onlar hiçbir şey yapamazlar. O çığlık duyulduğunda Artık ne bir vasiyette ve tavsiyede bulunabilirler, ne de geriye evlerine ailelerine dönebilirler. O saatle aniden karşılaşacaklar. Hâlbuki düşünseler; Rabbin onlara, aranızdaki fakirleri, yoksulları, yetimleri, yolda kalmışları doyurun derken onların ahiretteki konumlarını yükseltmek istiyor. Onlara mükâfatlar vermek istiyor. Onlar ise dünyaya dalıp gittiler. Bencillikleri yüzünden kayboldular.
51.Ve İsrâfîl tarafından ikinci patlama olarak Sur’a üflenir. İşte onlar kabirlerden yeniden diriltilip hesap vermek üzere Rablerine doğru akın akın koşarlar.
52. Hepsi birden kabirlerinden çıkarak korku ve şaşkınlıkla şöyle derler: Vah bize, bizi yattığımız yerden kim niçin kaldırdı? Eyvah nimetlerine şükretmeyip saygısızlık ettiğimiz Rahman’ın vadettiği şey buymuş. Demek ki peygamberler doğru söylemiş!” diyecekler.
53-54
MEAL
53. Sadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler.
54. O gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz.
MUSTAFA ÇEVİK
53-54 İşte O Gün bunlar olacak. Herkes o sesle diriltilip, hesap vermek üzere Rabbinin huzurunda toplanacak. Hiç kimseye haksızlık yapılmayacak, herkes yaptıklarından ve yapması gerekirken de yapmadıklarından sorumlu tutulacak.
MEAL AÇIKLAMASI
53. Ve ardından, sura son kez üflenecek İşte O Gün sadece bir tek çığlık ve gürültü olur, hemen onların hepsi o sesle diriltilip, hesap vermek üzere huzurumuza getirilirler. O zaman sesler kesilecek, başlar öne eğilecek ve ilâhî ferman duyulacak.
54. O gün dünyada yaptıkları her şey en hassas terazilerde tartılır hiç kimseye zerre kadar bir haksızlık yapılmaz. Ey insanlar siz ancak yaptıklarınızın ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızın karşılığını bulursunuz. Amelleriniz iyi ise mükâfata, kötü ise cezaya hak kazanırsınız.
55-64
MEAL
55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.
56. Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır.
57. Orada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır.
58. Onlara, koruyup gözeten Rabbinin selâmı vardır.
59. Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın!
60. Ey Adem oğulları, ben size, Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır demedimmi?.
61. Yalnızca bana kulluk edin doğru yol budur diye?”
62. Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?
63. İşte size söylenen cehennem!
64. İnkarınızdan dolayı bugün oraya girin!
MUSTAFA ÇEVİK
55-64 O gün cennet ehli en güzel nimetlere kavuşacak, keyif ve mutluluk içinde kendilerine vaat edilen cennette, vaat edilen eşleri ile birlikte sedirler üstünde huzurlu hayatlarına başlayacaklar. Bu onlara rahmeti sonsuz Rablerinin bir ödülüdür. Davetinden yüz çevirenlere de Allah şöyle buyuracak: “Ey günahkârlar! Ben size şeytan sizin düşmanınızdır, sakın ona uymayın yoksa cehennemi hak edersiniz demedim mi? İşte şimdi onunla karşılaştınız. Oysa Rabbinizin davetine uyun ki nankörlerden, zalimlerden, müşriklerden olmayasınız diye de peygamberler ve kitaplar gönderip uyarmıştık. Niçin şeytanın peşine düşenlerin başlarına gelenlerden ibret alıp dersler çıkarmadınız? Aklınızı başınıza almanız gerekmez miydi? İşte şimdi bunun karşılığı olarak hak ettiğiniz cehenneme girin. Size vaat edilen de zaten burası idi.”
MEAL AÇIKLAMASI
55. Şüphesiz cennetlikler o gün sevinçli bir telaş içinde en güzel nimetlerle meşguldürler, keyif ve mutluluk içinde zevk sürerler. Dünyadaki amellerinin mükâfatlarına karşılık huzurlu hayatlarına başlarlar.
56. Kendileri ve vaat edilen eşleri vaat edilen cennetteki serin gölgelerde koltuklara kurulup yaslanmışlardır.
57. Orada onlar için canlarının istediği, çeşit çeşit meyveler ve ne isterlerse istesinler istedikleri her şey vardır.
58. Onlara, koruyup gözeten esirgeyen Rabbinin selâmı vardır. Bundan sonra sizin için acı, keder yok, ebedi mutluluk ve saadet var sözü ile hitap edilecektir. Bu onlara rahmeti sonsuz Rablerinin bir ödülüdür. Rablerinin bu iltifatıyla öylesine büyük bir mutluluk duyacaklar ki, diğer bütün nimetler geride kalacaktır.
59. Ama Allah’ın ayetlerini inkâr edip davetinden yüz çevirenlere “Hayat benimdir, dilediğim gibi yaşarım” diyenlere gelince, o Gün onlara denilecek ki: “Ey günahkârlar suçlular, bugün artık müminlerden şöyle ayrılın bakalım” başka bir alana toplanın denir.
60. Ey Âdem oğulları, vaktiyle gönderdiğim mesajlar ve elçiler aracılığıyla, bensize Sakın Şeytana tapmayın sizin düşmanınızdır, sakın ona uymayın, , Lâ ilâhe deyin. Yani Emirlerine kayıtsız şartsız itaat edilmeye lâyık hiçbir güç, hiçbir otorite yoktur… deyin. Çünkü o sizin mahvolmanız için elinden geleni yapmaya ant içmiş amansız ve acımasız bir hasmınız, apaçık düşmanınızdır. Yoksa cehennemi hak edersiniz demedim mi?
61. Söz verdiğiniz gibi yalnızca bana kulluk edin, sadece benim emirlerimi yerine getirin. İllallah deyin Yani, Kulluk edilecek, hükmüne boyun eğilecek olan yalnızca Allah’tır! deyin. Ayetlerimle bildirdiğim ilkelere, yasalara göre yaşayın. Rabbinizin davetine uyun ki nankörlerden, zalimlerden, müşriklerden olmayasınız, İşte sizi dünyada ve âhirette kurtuluşa iletecek dosdoğru yol budur diye emretmemiş miydim? “
62. Ama işin doğrusu Şeytan sizden önceki pek çok milleti kandırıp saptırdı. Bunu gördüğünüz halde Niçin şeytanın peşine düşenlerin başlarına gelenlerden ibret alıp dersler çıkarmadınız ?Halâ akıl erdiremiyor musunuz? Aklınızı başınıza almanız gerekmez miydi?
63. O gün, bütün bu uyarılara kulak tıkamış, şeytana tâbi olarak yaşamış olanlara şöyle denir: Ey kâfirler İşte şimdi onunla karşılaştınız. İşte size söylenen elçilerim tarafından tekrar tekrar uyarıldığınız halde hak ettiğiniz cehennem budur. Oysa Rabbinizin davetine uyun ki nankörlerden, zalimlerden, müşriklerden olmayasınız diye de peygamberler ve kitaplar gönderip uyarmıştık
64. Orayı fazlasıyla hak ettiniz. İnkarınızdan dolayı bugün oraya girin bakalım. Size vaat edilen de zaten burası idi
65
MEAL
65. O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder.
MUSTAFA ÇEVİK
65 O Gün onların mazeretler uydurup sızlanıp yakınmalarının hiçbir önemi yoktur. Çünkü onların ağızları mühürlenecek, elleri konuşacak, ayakları da yaptıklarına şahitlik edecek.
MEAL AÇIKLAMASI
65. O gün cehennemliklerin mazeretler uydurup sızlanıp yakınmalarının hiçbir önemi yoktur. O zalimlerin ağızlarını mühürleriz. Ardından şahitlerin dinlenmesine geçilir. Önce elleri dile gelip bize konuşur ve yaptığı kötülüklerini, işlediği günahlarını söyler. Ayakları da yaptıklarına ve gittiği her yer hakkında şahitlik eder.
66-67
MEAL
66. Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmak için koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?
67. Dilesek şekillerini değiştirdik. Ve onları oldukları yerde dondururduk ne ileri gidebilir ne geri dönebilirlerdi.
MUSTAFA ÇEVİK
66-67 Şayet Biz insanların gerçeği kavrayıp davetimize yönelmelerini istemeseydik, onları gördüklerini ve duyduklarını anlama melekeleri ile yaratmazdık. O zaman da şaşırıp kalırlar, doğruya kavuşamazlardı. Dileseydik onları farklı bir amaç için farklı bir tabiatla yaratırdık.
MEAL AÇIKLAMASI
66. Ahirette kimsenin haklı bir mazereti olmayacak. Şayet insanların gerçeği kavrayıp davetimize yönelmemelerini dileseydik dünyada iken onların gözlerini maddî-manevî büsbütün kör ederdik. Ve gördüklerini duyduklarını anlama yetenekleri ile yaratmazdık. O zaman şaşırıp kalırlar doğru yolu bulmak için sağa sola koşuşurlar, ama onlar bir düşünsünler bakalım bu durumda gerçeği nasıl göreceklerdi?
67. Yine doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını Dileseydik onları farklı bir amaç için farklı bir tabiatla yaratarak şekillerini konum ve durumlarını değiştirirdik. Ve onları oldukları yerde sabitleştirip zamanlarını dondururduk, arzularını gerçekleştirmek için ne ileri gidebilir ne de önceki hallerine geri dönebilirlerdi. Geçmiş ve gelecek düşünceleri ve hareket yetenekleri köreltilirdi. Öyleyse, kendilerine görme, işitme, hareket etme ve benzeri yetenekleri bahşeden Allah’a kulluk etsinler. Ayrıca, bu nimetlerin ebedî olmadığını, bir gün mutlaka ellerinden alınacağını da unutmasınlar.
68
MEAL
68. Bununla beraber, kime uzun ömür verdiysek, aynı zamanda onun güç ve yeteneklerinde yaşlandıkça, bir azaltırız. Bu gerçeklere rağmen, hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?
MUSTAFA ÇEVİK
68 Ey insanlar! Biz kimin ömrünü uzatırsak, aynı zamanda ona bahşettiğimiz güç ve yeteneklerini, o yaşlandıkça azaltır, eksiltiriz. O halde yaşamakta olduğunuz bu gerçekleri düşünüp de o zamana erişip elden ayaktan düşmeden, Allah adına yapılan davete icabet ederek kurtulanlardan, ödüle layık olanlardan olmaya gayret edin.
MEAL AÇIKLAMASI
68. Ey insan! Bu gerçekler ışığında hayatını programla. Gençlikte yapman gerekenleri, ihtiyarlığa öteleme. Bil ki; Biz kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz, yaşlandıkça güç ve yeteneklerini azaltırız. Hiç düşünmüyorlar mı? İnsan bakıma muhtaç bir bebek olarak doğuyor, büyüyor! Sonra bakıma muhtaç ihtiyar olarak ölüyor. Yaşlandığında bir bebek kadar zayıf olur ama bir bebek kadar sevimli olmaz. Onlar şöyle mi zannediyor? Biz ilelebet güçlü kuvvetli kalacağız. Kimse bize güç yetiremeyecek. Hayır gençlik denen nimetin hakkını vermeyenler bu gerçeklere rağmen, hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı? Güç ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu idrak edip O’na kul olmayacaklar mı? O halde elden ayaktan düşmeden, Allah adına yapılan davete icabet ederek kurtulanlardan, ödüle layık olanlardan olmaya gayret edin.
69
MEAL
69. Biz ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.
MUSTAFA ÇEVİK
69 Biz Peygamber’e şiir öğretmedik. O, sizi bir şairin sözüne değil, Rabbinizin kitabı ile yaratılışınızın amacı olan hayat nizamı ile yaşamaya davet ediyor. O, Kur’an ile öğüt verip uyaran bir elçidir, şairlik de, şiir söylemek de ona yakışmaz.
MEAL AÇIKLAMASI
69. Yoksa bu kitabı bir şairin bir kâhinin sözü diye ciddiye almıyorlar mı? Varsa böyle düşünen bilsin ki; Muhammed bir şâir değildi. Biz Peygamber’e şiir öğretmedik, O, Kur’an ile öğüt verip uyaran bir elçidir, şiir ona yakışmaz da. Muhammed’e vahyettiğimiz ayetler, insan ruhunu okşayan, yürekleri sarsıp derinden etkileyen muhteşem güzelliğine rağmen, asla şiir değildir! O, sizi bir şairin sözüne değil, Rabbinizin kitabı ile yaratılışınızın amacı olan hayat nizamı ile yaşamaya davet ediyor. Ona âlemlerin Rabb’i tarafından vahyedilen tüm insanlığa sadece bir öğüt ve insanın bulunduğu her yerde okunsun, anlaşılsın ve hayata hükmetsin diye gönderilen, gerçekten okunmaya değer ve daima okunması gereken apaçık bir Kur’an’dır.
70
MEAL
70. Bu Kur’an, Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için indirilmiştir.
MUSTAFA ÇEVİK
70 Peygamber’in Kur’an ile yaptığı uyarılardan diri olanlar, aklını kullanıp düşünenler yararlanırlar. Kur’an bunun için indirilmiştir.
MEAL AÇIKLAMASI
70. Bu kitabı okuyanlar iyi bilsinler ki, bu kitap kabirlerde uyarılmalarına gerek kalmayan ölülere okunsun diye inmemiştir. Peygamber ve İslam davetçilerinin Kur’an ile yaptığı tebliğ, kalpleri diri olanları, aklını kullanıp düşünenleri,uyarıp korkutmak ve gerçeği yalanlayankâfirlerin de hak ettikleri azap sözününgerçekleşmesi ve hiçbir bahanelerinin kalmamasıiçin indirilmiştir. Peygamber’in Kur’an ile yaptığı uyarılardan diri olanlar, aklını kullanıp düşünenler yararlanırlar. Kur’an bunun için indirilmiştir. Yoksa sen ayetlerimizi ölülere mi okuyorsun? Ayetleri ölülere okuduğun için mi işitmiyorlar? Ölülere okuduğun için mi ders çıkarmıyorlar? Andolsun ki ayetlerimize karşı gözlerini körleştiren, kulaklarını sağırlaştıran, kalbini soğutanlar var ya; onlar kabirlerdeki ölüler gibidir. Onlara ayetlerimi okusan işitmezler. Sanki onlar mezarların başına gidip ayetlerimi arkalarından okuduğunuz ölülere benzer. Onun için onlara gerçekleri göstersen görmezler. Hani hiç düşünmüyorlar. Sor onlara. Mezarların başına gidip ayetlerimi okumanızın ölülere faydası ne? Andolsun ki böyle yapanların mezardaki ölülerden farkı yoktur. Bilin ki Kitap diriler için gönderildi. İşte Kur’an’ın varlık sebebi ve temel görevi budur.
71-75
MEAL
71. Görmediler mi kudretimizin eseri olarak nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara sahip olmaktadırlar?
72. Bu hayvanları onların, emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazılarını da kesip etlerini yerler.
73. Kendileri için onlarda daha birçok yararlı şeyler ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı?
74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’tan başka ilahlar edinirler.
75. İlâhların onlara yardıma güçleri yetmez. Aksine kendileri, ilâhların yardıma hazır, kurmayları ve askerleridir.
MUSTAFA ÇEVİK
71-75 Hakikati inkâr edenlerin, Allah’ın yaratıp da etinden, sütünden ve gücünden istifade ettirip emirlerine amade kıldığı hayvanlara bakarak O’na şükredip yönelmeleri gerekmez mi? Bütün bunlara rağmen onlar, kendilerine daha fazla yardımları dokunur umuduyla, Allah’tan başkasına tapınırcasına yönelir ve onların hizmetine girerek ilâhlar edinirler.
MEAL AÇIKLAMASI
71. Nimetlerimizden istifade edip de Bir tek Allah’a kulluktan kaçınan o gâfiller, görmediler mi kudretimizin ve rahmetimizin bir eseri olarak nice hayvanlar yarattık da kendileri etinden, sütünden ve gücünden faydalanmaları için onlara sahip olmaktadırlar? Rabbiniz sizden başka hiçbir canlı yaratmayabilirdi. Sadece otlarla, bitkilerle, meyvelerle, sebzelerle beslenmek zorunda kalırdınız.
72. Bu hayvanları onların, emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazılarını da kesip etlerini yerler.
73. Kendileri için onlarda süt-yumurta deri ve yün gibi daha birçok yararlı şeyler ve içecekler var. Bütün bunlardan istifade edip de hala şükretmiyorlar mı?
74. Bütün bunlara rağmen insanlardan bir kısmı, Allah’a şükür yerine kendilerine yardım edecekleri ümidiyle, Allah’tan başkasına dinî ve siyasi önderlere taparcasına bir bağlılıkla yönelir ve onların hizmetine girerek zalim tağutları ve işbirlikçi iktidarları kendilerine ilahlar edinirler. Edindikleri ilahların ilkelerine yasalarına uyarak onlara taptılar. Allah’ın yasalarına uymadılar. Onlar yasalarımıza uyarak hem dünyada hem ahirette kazanacaklardı. Bunu anlayamadılar. Yeryüzünde insanlardan edindikleri ilahlara uyarak; uydurdukları ilahların yardımlarını umdular.
75. Ne var ki o sahte İlâhların gerçek anlamda onlara yardım edecek güçleri yoktur. Aksine insanların yardım bekledikleri yalancı ilahlar; hep insanlardan yardım bekler. Tam Aksine kendileri, AB, ABD ve NATO gibi hain ilâhlara yardıma hazır, görevli askerler durumunadırlar. Bu halleri ile hepsi birbirine muhtaç, hepsi birbirinin yardımını bekleyen güçsüz ve âciz varlıklardır.
76
MEAL
76. Onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
MUSTAFA ÇEVİK
76 Artık bu nankör, azgın küstahların sözleri seni üzmesin. Biz onların niyetlerini de açığa vurduklarını da çok iyi biliyoruz.
MEAL AÇIKLAMASI
76. Ey peygamber, ey Müslüman sen duruşunla doğru yoldasın. Artık Onların, o nankör, azgın ve küstahların, inkâr ve hakaret dolu özleri seni üzmesin. Hiç endişelenme, Biz onların niyetlerini ve kalplerinde gizlediklerini de dilleriyle açığa vurduklarını da biliyoruz. Hangi niyetle sana karşı çıktıklarını, hangi nedenle ayetlerimizi inkâr ettiklerini biliriz. Biz onların elindeki imkânı gücü biliriz. Onlara verdiğimiz imkânları bizden mi saklıyorlar. Bilmiyorlar mı? Onların Allah’tan başka kaçacakları yer yoktur!
77-79
MEAL
77. İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78. Kendi yaratılışını unutuyor bize örnek getirmeye kalkışıyor ve “Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?” diyor.
79. De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecek. Allah’ın ilmi ve gücü dilediği her şeyi yaratmaya yeter”
MUSTAFA ÇEVİK
77-79 Kendisini bir damla sudan yaratıp da bunca nimetlerle donattığımız insanın, Bize nankörlük edip başkaldırarak isyan etmeye kalkmasını yanına bırakır mıyız? Oturup da nasıl ve niçin yaratıldığına bir bakıp, nasıl yaşaması gerektiğini düşüneceğine bir de kalkmış, “Çürüyüp toprağa karışan kemiklere kim can verip de onları yeniden diriltecekmiş?” diyor. O müşrik ve kâfire de ki: “Onları ilkin kim yarattıysa, günü gelince de yine O diriltecek.” Allah’ın ilmi ve gücü dilediği her şeyi yaratmaya yeter, O’nun ilminin sınırı yoktur.
MEAL AÇIKLAMASI
77. O edepsiz İnsan, kendisini basit görünümlü bir damla meniden yarattığımızı ve şekil verip bunca nimetlerle donattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, bize ve elçilerimize karşı, aklınca deliller ileri sürerek apaçık bir düşman kesilmiştir. Yaratılışlarını unutup haddi aşıyorlar. Kendilerini yaratana düşman kesiliyorlar. Onlar kendilerini ne zannediyor? Bize nankörlük edip başkaldırarak isyan etmeye kalkmasını yanına bırakır mıyız?
78. Kendi yaratılışını unutuyor ve nasıl yaşaması gerektiğini düşünmeden, bize örnek getirmeye kalkışıyor ve “Her şeye kadir olan Yaratıcıyı, yaratılanlarla bir tutup hiç utanmadan, Şu toprağa karışmış çürümüş kemiklere kim yeniden diriltip can verecekmiş?” diyor.
79. Ey Resûlüm! O müşrik ve kâfire De ki: “Onları ortada hiçbir şey yokken ilk defa yaratan günü gelince tekrar diriltecek. Allah’ın ilmi ve gücü dilediği her şeyi en mükemmel şekilde yaratmaya yeter. O’nun ilminin sınırı yoktur.
80
MEAL
80. O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz.
MUSTAFA ÇEVİK
80 Yemyeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran Allah’tır, siz ondan yararlanırsınız.
MEAL AÇIKLAMASI
80. O size çöldeki yeşil ağaçtan kuru ateş yarattı da siz, toprak altında binlerce yıl kalarak kömüre ve petrole dönüşen maddeleri hayatın birçok alanında yakıp kullanıyorsunuz. Fotosentez yoluyla da yeşil bitkilerden çıkan oksijenle ateşi tutuşturup yakmaktasınız. Hâlâ düşünmez misiniz?
81
MEAL
81. Gökleri ve yeri yaratan, onları aynı şekilde yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır.
MUSTAFA ÇEVİK
81 Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın ilmi ve kudreti elbette ki onlar gibisini yeniden yaratmaya yeter. O, her şeyin bilgisine sahip tek yaratıcıdır.
MEAL AÇIKLAMASI
81. Gökleri ve yeri yaratan Allah, sonsuz ilim ve kudretiyle onları aynı şekilde yeniden yaratamaz mı? Elbette yaratır. Çünkü O her şeyi kusursuzca Yaratan ve her şeyin gerçeğini bilendir.
82
MEAL
82. Bir şeyi istediğinde O’nun emri sadece ona: “Ol” demesidir. O da hemen oluverir.
MUSTAFA ÇEVİK
82 Allah, o eşsiz yaratma ilmi ve gücü ile bir şeyi yaratmayı dilediğinde ona sadece “ol” der ve o da hemen oluş sürecine girer ve olur.
MEAL AÇIKLAMASI
82. Allah, eşsiz yaratma ilmi ve gücü ile Bir şeyi yaratmakistediğinde O’nun emri sadece ona: “Ol” demesidir. O da hemen oluverir. Düşünüp öğüt alsınlar. Dünya hayatı için doğduk, yaşadık, öldük, mesele bitti demesinler.
83
MEAL
83. Her şeyin hükümranlığı kendisinde olan Allah’ın şanı ne yücedir. Ve hepiniz sonunda O’na döndürüleceksiniz!
MUSTAFA ÇEVİK
83 Yarattıkları üzerinde mutlak hüküm ve hükümranlık yetkisi, yalnızca yüceler yücesi Allah’a aittir ve sonunda siz de O’na döndürüleceksiniz.
MEAL AÇIKLAMASI
83. Ne yaparsanız yapın Her şeyin mülkü, yönetimi mutlak hüküm ve hükümranlığı, kendisinde olan yüceler yücesi Allah’ın şanı ne yücedir. Ve hepiniz bir gün ölecek, dirilecek ve kesinlikle bütün bir hayatın hesabını vermek için eninde sonunda O’na döndürüleceksiniz. İster emirlerimize uyar, yasalarımıza göre yaşar, yüzünüzün akıyla hesaba gelirsiniz. İster ayetlerimi inkâr eder, aklınızdan uydurduğunuz yasalara göre yaşar, yüzünüzün karasıyla hesaba gelirsiniz. Hala öğüt alıp kendinizi düzeltmeyecek misiniz?