Yunus Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

109

Mushaf (Kuran) Sırası

10

Nuzül (İniş)Yeri

Mekke

Nüzül (İniş) Sırası

51

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Sure, adını, Hz. Yunus’a (a.s) atıf yapılan 98. ayettten alır. Diğerleri gibi bu ad da semboliktir ve surenin Yunus (a.s) kıssasıyla ilgili olduğunu göstermez.

Vahyedildiği yer: Mevcut rivayetlerden öğrendiğimize göre -ki bunu bizzat surenin muhtevası da destekler- surenin tümü Mekke’de nazil olmuştur. Fakat bazı ayetlerinin Medine’de nazil olduğu görüşünde olan kimseler de bulunmaktadır. Ancak bu görüş biraz sathi bir nitelik arzetmektedir. Suredeki temanın sürekliliği, surenin birbirinden yalıtılmış ayetlerden veya farklı yerlerde veyahut da farklı olaylardan ötürü vahyedilmiş sözlerden meydana gelmediğini açıkça göstermektedir. Aksine sure, başlangıcından sonuna kadar tek celsede inzal edilmiş olması gereken ve birbiriyle son derece ilişkili sözlerden oluşmaktadır. Buna dayanarak şu söylenebilir ki, surenin teması, onun Mekke döneminde indirildiğine bizzat delil teşkil eder.

Nüzul zamanı: Surenin nüzul zamanı ile ilgili bir rivayete sahip değiliz; ancak temel konusu, surenin Hz. Muhammed’in (s.a) Mekke’deki son yılları esnasında indirilmiş olabileceğini göstermektedir. Çünkü suredeki ifade tarzından anlaşıldığına göre nüzul zamanı, müşriklerin düşmanlığının Hz. Muhammed’in (s.a) ve ashabının varlıklarına bile katlanamayacak noktaya geldiği ve onların Hz. Muhammed’in (s.a) risaletini kavramak ve kabul etmek konusunda hiç bir umuda yer bırakmadıkları bir zamana tekabül etmektedir.

Bu da gösterir ki, bu surenin muhtevasında yansıtılan şey, Rasul’ün (s.a) gönderildiği kavim içindeki hayatının son dönemi ve yaptığı son uyarılardır. Surenin ihtiva ettiği ifadelerini bu tür nitelikleri, onun, Mekke’deki hareketin son dönemi esnasında indirildiğinin apaçık kanıtıdır.

Mekki hareketin son döneminde inen surelerin anlaşılmasına yardımcı olan daha özel bir diğer işaret de, o surelerin Mekke’den Hicret etme hadisiyle ilgili gizli-açık imalar taşıyor olmalarıdır. Sözkonusu surede bu konuyla ilgili hiç bir ima olmadığına göre, son dönem Mekki surelere tekaddüm ediyor demektir.

Surenin nüzul zamanını belirlediğimize göre, şimdi tutup onun tarihi arka planını tekrarlamaya gerek kalmamıştır. Çünkü En’am ve A’raf surelerinin “giriş” bölümlerinde bu husus yeterince zikredilmişti.

Konu: Bu hitab, Risalete çağrı, ihtar ve uyarıyla ilgilidir. Daha başlangıç ayetlerinde bu çağrı şöyle dile getirilir: “Bu mesajın bir insan tarafından iletilmesi onlara acaip geliyor ve Rasul’ü (s.a) büyücülükle itham ediyorlar. Oysa ne bunda bir acaiplik vardır, ne de mesajın büyü ve kehanetle bir ilgisi bulunmaktadır. Mesaj basit olarak size iki hakikatı bildirir: Birincisi, evreni yaratan ve onu yöneten Allah’ın, gerçek Rabbınız olduğunu ve yalnızca O’nun ibadete layık olduğunu söyler. İkincisi ise, dünya hayatından sonra ahiret’te diğer bir hayatın olacağını, ahiret’te dünya hayatınızın hesabını vermek zorunda kalacağınız ve Allah’ı Rabb olarak kabul ettikten sonra O’nun tarafından istenen salih amelleri benimsemeniz yahut O’nun iradesine aykırı davranmanıza göre ödüllendirilip cezalandırılacağınızı bildirir. Rasul’ün (s.a) önünüze serdiği bu iki hakikat, siz onları ister kabul edin, ister etmeyin, mahzâ “hakikat”tırlar. Rasul (s.a), sizi bunları kabule ve hayatınızı onlara göre düzenlemeye davet ediyor. Eğer kabul ederseniz çok mutlu bir sona sahip olacaksınız; aksi takdirde sizi kötü sonuçlar bekliyor.”

Genel izahat: Giriş ayetlerinden sonra konular aşağı-yukarı şu düzende dizilirler:

l) Tevhid ve ahiret öğretisi, yararsız tartışmalar için fırsat kollamak suretiyle değil; salt nefislerini sapkınlığa ve onun kötü sonuçlarına karşı korumak niyetiyle bağnazlık ve önyargılardan uzaklaşarak Çağrı’ya kulak verenlerin, akıl ve kalblerini tatmin edebilecek nitelikte kanıtlarla ortaya konur.

2) İnsanları tevhid ve ahiret öğretisini kabul etmekten alıkoyan (ve hep alıkoyacak olan) bu türlü yanlış anlamalar bertaraf edilmekte ve böyle insanlar, yolları üzerinde duran gaflet taşlarına karşı uyarılmaktadır.

3) Şüpheler bertaraf edilmiş, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliği ve getirdiği mesaj hakkında ortaya atılan itirazlara gerekli cevaplar verilmiştir.

4) Ahiret hayatıyla ilgili canlı tasvirler evvel emirde insanları uyarmak için sunulmuştur. Böylelikle yollarını bu dünyada düzeltsinler de sonradan dünya hayatıyla ilgili durumlarından pişmanlık duymasınlar istenmiştir.

5) İnsanlar, bu dünyanın gerçekte bir imtihan yeri olduğu, zamana yalnızca dünya hayatının son anına kadar mühlet verildiği ve bunun, mesajı kabul etmek ve imtihanı kazanmak için kendilerine verilecek tek fırsat olduğu yolunda uyarılmaktadır. Bu yüzden insanlar, doğru yolu bulmaları, Peygamber’e (s.a) indirilmiş olan Kur’an’dan hakikat bilgisini elde etmeleri için Hz. Muhammed’in (s.a) ilahi göreve getirilmesiyle kendilerine sağlanan bu fırsatı en iyi şekilde kullanmak zorundadırlar. Aksi takdirde daimi bir pişmanlık içinde olacaklardır.

6) Hayatlarında ilahi kılavuzluğun gösterdiği yola itibar etmemelerinin bir sonucu olan sapıklık ve cehalet alameti davranışlarından kimisine, insanların dikkatleri çekilmektedir.

Bu bağlamda Hz. Nuh’un (a.s) kıssası kısaca ve Hz. Musa’nınki (a.s) ayrıntılı biçimde işlenerek dört şeyin zihinlerde vurgulanması sağlanmaktadır. Birinci olarak uygulanan şudur: “Sizin Rasulullah Muhammed’e (s.a) olan davranışınız tıpkı Hz. Nuh (a.s) ve Hz. Musa (a.s) kavminin, peygamberlerine davranışı gibidir. Şunu iyi bilin ki, sizler de onların karşılaştığı akıbetle karşılaşacaksınız.” İkinci vurgu şudur: “Peygamber (s.a) ve ashabının bugün şahit olduğunuz zayıf ve biçare (gibi görünen) durumu sizi inanmaktan alıkoymamalıdır. Kadir-i Mutlak olan Allah’ın tıpkı Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun’a (a.s) destek olduğu gibi, onlara destek olacağını ve durumlarını, kimsenin beklemediği bir zamanda aniden değiştireceğini bilmelisiniz.” Üçüncü olarak “Eğer size Allah tarafından öğretilen kelimeyi söylemez, yolunuzda ayak diretir ve bu inadı tıpkı Firavun gibi son ana kadar sürdürürseniz, tevbeniz asla kabul olunmayacaktır” teması vurgulanır. Son vurguysa “Peygamber’in (s.a) ashabına, morallerini bozmamaları yolunda güvence verilmesi”yle ilgilidir. Çünkü düşmanlarının etraflarında oluşturduğu kötü şartlar aslında mesnedsiz, yok olmaya mahkum şartlardır. Dahası, müminler, Firavun kavmi belasından Allah tarafından kurtarıldıktan sonra İsrailoğulları’nın takındıkları tavrın bir benzerine karşı kendilerini korumaları konusunda uyarılmaktadır.

7) Ve surenin sonunda Rasulullah’a (s.a) şu mealde bir deklarasyonda bulunması emredilmektedir: “Bana Allah tarafından vahyedilen ve tebliğ etmem istenen itikad ve amel prensipleri işte bunlardır; bunlarda hiçbir değişme sözkonusu olamaz. Kim kabul ederse kendi hayrına, kim reddederse de kendi zararınadır.”

a) Mesaja sırt çevirmiş bir kavmi, uyarmak üzere bir beşerin gönderilmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü insan soyuna en uygun elçinin bir cinn, melek ya da başka bir şey değil de insan olduğu apaçık bir gerçektir.

b) Rabb ve Yaratıcısının yanlışa sapmış insanları doğru yola sokmak için düzenlemelerde bulunmasında bir acaiplik olamaz; aksine, bunu yapmazsa acaip olur.

c) Gösterilen yola uyup da reddetmeyen kimselere gerçek onur ve başarının bağışlanmasında şaşılacak hiç bir şey yoktur.

1

1 Elif. Lâm. Râ. Bu ilahi davet, birbirinizi anlamak için kullandığınız dilinizin harflerinden oluşan hikmetli sözlerle hükümler içeren kitabın âyetleridir.

1. Elif. Lâm. Râ. Dinle, ey insanoğlu! Bu ilahi davet, birbirinizi anlamak için kullandığınız dilinizin harflerinden oluşur ve bu okunanlar her şeyin varlık gayesini bildiren, hikmetli sözlerle hükümler içeren ve gerçekleri bütün ayrıntılarıyla açıklayan Kitab’ın ayetleridir. Hem lafzı hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesajlara kulak ver.

2

2 Kendi içlerinden birine, “Allah adına, insanları yaratılış sebeplerine uymaya davet et ve buna iman edip yaşamak için çaba sarf edenlerin ödüllendirileceğini müjdele.” diye vahyetmemiz onların birçoğu tarafından yadırgandı. Bu davetin kabul edilmesi halinde kendi hayat nizamlarının değişeceğini anlayanların birçoğu buna karşı çıkıp, Peygamber’i büyücülük ve sihirbazlıkla suçladılar.

2. Kendi içlerinden muhterem bir adama: “ Allah adına insanları yaratılış sebeplerine uymaya davet edip onları bekleyen akıbet konusunda uyar. Ve iman edip yaşamak için çaba sarf edenlere Rableri katında kendileri için üstün dereceler olduğunu müjdele” diye vahyetmemiz insanlara şaşırtıcı ve tuhaf mı geldi? Bu davetin kabul edilmesi halinde kendi hayat nizamlarının değişeceğini anlayan kâfirler, Kur’an’ın geniş kitlelere ulaşmasını engellemek için Peygamber hakkında: “Bu apaçık bir sihirbaz ve büyücüdür. Yoksa okuması yazması dahi olmayan bir adamın bu sözleri söylemesi başka nasıl açıklanabilir dediler. Böylece, Kur’an’ın insanüstü bir kaynaktan geldiğini itiraf ediyor ama Allah’tan geldiğini inkâr ediyorlar. Çünkü kibir ve inatçılıkları onları imandan alıkoyuyor. Zira, Allah’ın insan hayatını düzenleme yetkisine inanmak ve bu imana göre hayatı yeni baştan kurmak, hiç işlerine gelmiyor. Oysa Yaratan, yarattığına müdahale etmez mi?

3

3 Gerçek şu ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp, nizamlarını kurup, yasalarını yapan, sonra da sınırsız ilmi ve kudretiyle hükümranlık makamından yarattıklarını yönetendir. Rabbinizin davetine yönelip, yalnız O’nu ilah edinip O’na kulluk edin. Unutmayın ki Allah kendisinden başka hiç kimseye kulları için şefaat etme, hayat nizamı kurma yetkisi vermemiştir. İşte Rabbiniz olan Allah budur, o halde O’nu layıkıyla tanıyın. O’ndan başka gerçek ilah olmadığını hâlâ düşünmez misiniz?

3. Gerçek şu ki Sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, nizamlarını kurup, yasalarını yapan sonra sınırsız ilmi ve kudretiyle Arş’ı kuşatan, her şeyin kanununu koyan ve hükümranlık makamından yarattıklarını yönetip işleri düzene koyan Allah’tır. O’nun otorite ve hükmüne karışabilecek bir ortağı, eşi veya benzeri olmak şöyle dursun, O’nun izni olmadan Allah katındaki derecesi ne kadar üstün olursa olsun hiç kimse gerçekleri inkâr edenlere verdiğimiz cezayı kaldırmak için, şefaat edemez. Zaten böyle bir şey olacak olsaydı ancak Rabbinizin şefaat için izin vermesi gerekir. Unutmayın ki Allah kendisinden başka hiç kimseye kulları için şefaat etme, hayat nizamı kurma yetkisi vermemiştir. İşte gerçek sahibiniz ve Rabbiniz olan Allah budur. O halde O’nu layıkıyla tanıyın. Rabbinizin davetine yönelip, yalnız O’nu ilah edinin ve bütün aracıları aradan çıkarıp yalnız O’na kulluk edin. O’ndan başka gerçek ilah olmadığını düşünüp hala öğüt almaz mısınız? Eğer gerçekten iman etmiş olsaydınız, Rabbinizin hükmüne karışmaz, cezalandırılacakları kurtarmak için araya torpilci şefaatçiler koymazdınız.

4

4 Hepiniz sonunda Allah’a döndürülüp, davetine karşı takındığınız tavrınızdan hesaba çekileceksiniz. Bu, Allah’ın gerçekleşmesi kesin vaadidir. İnsanı yaratan ve nasıl yaşaması gerektiğini belirleyip, bildiren O’dur. Allah, iman edip gereklerini yerine getirmek için gayret edenleri hak ettiklerinden çok daha fazlasıyla ödüllendirecektir. Hakikati inkâra kendilerini şartlandırmış olanlara ise cehennemde kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı ateşten bir azap vardır.

4. Sonunda hepiniz hesaba çekilmek üzere eninde sonunda O’na döneceksiniz. Bu Allah’ın kesinlikle gerçekleşecek bir vaadidir. Çünkü O, insanları önce yoktan yaratır nasıl yaşaması gerektiğini belirleyip, bildirir ve onları mahşerde yeniden diriltir. Sonra iman edip faydalı eylemlerde bulunanlara adaletle karşılığını vermek için onları mükâfatlandırır. Küfür içinde yaşayıp bütün yaptıklarının yanlarında kâr kalacağını zanneden inkâr edenlere gelince. Allah’ın ayetlerini ve bütün bu gerçekleri inkârlarından dolayı onlar için cehennemde kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır. İşte bu feci akıbete uğramamak için, Rabb’inizi iyi tanıyın.

5

5 Güneşi bir ışık kaynağı, ayı ise ışığın yansıtıcısı olarak yaratan da Allah’tır. Yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye, Ay’a yörüngesinde uğraklar koyup, evirip çeviren de O’dur. Allah bütün bunları boşuna değil, ilminin, kudretinin layıkıyla bilinmesi ve davetinin öneminin kavranması için apaçık bildirmektedir.

5. Güneşi bir ışık kaynağı, ayı ise güneş ışığının yansıtıcısı olarak yaratıp aydınlık kılan, yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilmeniz yani zamanı ölçebilmeniz için aya her ayın başından sonuna kadar gün gün belirli yörünge ve evreler tayin eden de O’dur. Allah bütün bunları boşuna değil, ilminin, kudretinin layıkıyla bilinmesi ve davetinin öneminin kavranması için hak bir gaye üzerine ve gerçeğe dayalı bir hesapla yaratmıştır. Anlayıp bilen bir topluluk için gerçeğin işaretlerini ve onunla ilgili ayetlerini etraflıca açıklıyor.

6

6 Gece ve gündüzün birbirini takip etmesinde, uzayıp, kısalmasında, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı her şeyde O’nun ilmine ve gücüne işaret eden sayısız deliller vardır. Ancak doğruyu arayan ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar bu misallerden alınması gereken dersleri alırlar.

6. Gece ile gündüzün uzayıp kısalarak birbirini takip etmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı her şeyde doğruyu arayıp kötülüklerden sakınan ve kalpleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan bir toplum için O’nun ilmine ve gücüne işaret eden sayısız işaretler ve ibret verici mesajlar vardır. Ancak iman etmeye yönelen ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar bu delillerden alınması gereken dersleri alırlar.

7-8

7-8 Bu uyarılara rağmen, dünya hayatının geçici ve basit zevkleri ile oyalanıp yaşamaya devam eden, Hesap Gününe inanmayan ve âyetlerimizi umursamayanlara gelince, onların bu tercihlerinden dolayı varacakları yerleri de cehennem olacaktır.

7. Âhirette hesap vermek üzere bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatının gelip geçici zevkleri ile oyalanıp yaşamayı âhirete tercih eden, onunla yani dünya hayatına gönüllerini kaptırıp servet ve şöhretiyle rahat bulan ve gaflete daldıkları için Kur’anı umursamayıp bizim ayetlerimizden habersiz olanlar var ya;

8. İşte bunların kendi tercihlerinden dolayı kazandıkları şirk ve diğer günahlarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

9-10

9-10 İman edip imanlarının gerektirdiği güzellikleri yaşamak uğrunda ellerinden geleni yapmaya çalışanlar ise, içlerinde ırmakların çağıldadığı, nimetler yurdu cennetlere kavuşacaklar ve orada, “Allah’ım Sen tek yüce olansın, Sana şükürler olsun.” diye niyaz eder, birbirleri ile selamlaşır, Rablerine hamd ederler.

9. Buna karşılık iman edip imanlarının gerektirdiği güzellikte salih ameller işleyenleri ise Rableri imanları ve itaatleri dolayısıyla onları doğru yola iletir. Canlarının çektiği her şeyi hazır bulacakları cennet bahçelerinde onların ayaklarının altlarından ırmaklar akar.

10. Orada onların duaları: “ Sana şükürler olsun. Sen, her türlü kusurdan, ortakları bulunmaktan, yanlış iş yapmaktan mutlak manada uzaksın Allah’ım! Sen tek yüce olansın. Senin şanın pek yücedir” demektir. Cennette birbirleriyle karşılaştıklarında söyledikleri sözSelâm olsun sizlere, selâm”dır. Teşekkür mahiyetinde yaptıkları dualarının sonu ise verdiği nimetlerle, bize övülecek işler yapmayı lütfettiği için: “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” sözüdür.

11

11 Âhiret Günü’ne ve Peygamber’in Allah adına yaptığı çağrıya inanmayanların tehdit edildikleri azabın bir an önce başlarına gelmesini istedikleri gibi, Allah da onlara hak ettikleri cezayı vermekte acele etseydi, hemen helak edilip, sonları getirilirdi. Biz böylelerini kibirli, azgınlıkları içinde körce, bataklıklarında debelenir halde bırakırız.

11. Allah eğer, insanların iyiliği elde etmek istediklerindeacele ettikleri gibi onlara her günahın cezasını anında vererek kötülüğü de acele verseydi; ecellerine hemen hükmedilirdi de süreleri çoktan bitmiş ve sonları getirilmiş olurdu. Ya daPeygamber’in Allah adına yaptığı çağrıya inanmayanların tehdit edildikleri azabın bir an önce başlarına gelmesini istedikleri gibi Allah da onlara hak ettikleri cezayı vermekte acele etseydi, hemen helak edilip, sonları getirilirdi. Fakat Biz acele etmeyiz. Ecel hiç gelmeyecekmiş gibi yaşayıp bize kavuşmayı ummayanları imtihan ve adaletimiz gereği azgınlık içinde kendi bataklıklarında bocalar bir halde şaşkın ve başıboş bırakırız.

12

12 İnsanın başına ne zaman bir musibet gelse; yatarken, oturup kalkarken kendisini kurtarmamız için Bize yalvarıp yakarmaya başlar, ama ne zaman ki onu sıkıntısından kurtarsak, sanki Bize yalvarıp yakaran kendisi değilmiş gibi hemen nankörleşip Bize sırt döner, küfür ve şirkine devam eder. Allah’ın verdiği nimetlere ve yardımına karşı haddi aşanlara bu yaptıkları güzel görünür.

12. İnsanın başına ne zaman hastalık, geçim darlığı, düşman saldırısı gibi bir zarar gelse, yan yatarken, otururken yahut ayaktayken kısaca her durumda kendisini kurtarmamız için bize yalvarıp yakararak dua eder. Fakat bazı insan da vardır ki sıkıntısını giderdiğimiz zaman verdiği sözleri hemen unutur. Adeta kendisine dokunan sıkıntıdan dolayı bize dua etmemiş gibi ve sanki Bize yalvarıp yakaran kendisi değilmiş gibi tekrar günahlara dalarak umursamaz bir tavırla yaşamaya devam eder. Böylece aşırı gidenler bu yaptıklarının bir nankörlük olduğunu fark etmez. İşte imtihan dünyasının bir gereği olarak Allah’ın verdiği nimetlere ve yardımına karşı haddi aşanlara şeytan tarafından yaptıkları böyle güzel gösterilmiştir.

13-14

13-14 Sizden önce kendilerine kitap ve mucizelerle gelen peygamberleri reddedip, onlara düşmanlık eden nice kavimleri helak ettik. Sonra da sizi, onların ardından yeryüzüne mirasçı ve halifeler kıldık. Böylece sizi davetimize karşı tutumunuzla imtihan ediyoruz.

13. Sizden önce, kendilerine apaçık kitap ve mucizelerle gelen peygamberleri reddedip haksızlık ve düşmanlık ettikleri için onları yalanlayıp hakka karşı çıkan nice kavimleri helak ettik. İşledikleri suç ve günahlar gösterdi ki onları helak etmeseydik bile zaten iman etmeyeceklerdi. İşte Biz zulümde ısrar eden günahkâr ve suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız.

14. Sonra onların yerine, neler yapacağınızı görmek, davetimize karşı imtihan etmek ve yaptıklarınızın karşılığını vermek için sizi yeryüzüne mirasçı ve halifeler olarak iktidara yerleştirdik. Allah’ın verdiği nimeti inkâr ederek önceki inkâr eden topluluklara benzeyecekler mi? Yoksa verilen nimetlere şükredip imanlarını pekiştirecekler mi? Sonuçlarına bakarız!

15

15 Allah adına yapılan çağrıyı umursamayan ve âhirete inanmayan kimselere ne zaman Kur’an âyetleri okunsa, derler ki: “Bu okudukların bize uymaz! Sen bize, bizim hayat tarzımıza uyan, onu tasvip eden bir kitap getir ya da elindekini değiştirip bize uygun hale getir.” Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Allah’ın kitabını kendime ya da size göre değiştirmek benim ne haddime, bu olacak iş değil. Ben yalnızca bana vahyedilenlere uyarım! Sizin dediklerinize uyacak olursam Rabbime isyan etmiş olurum ve ben Hesap Günü’nün azabından korkarım.

15. Onlara ayetlerimiz ne zaman apaçık bir delil olarak okunsa âhirete inanmayıp ölümün ardından bize kavuşmayı ummayanlar ve Allah adına yapılan çağrıyı umursamayanlar derler ki: “ Ya sen bizim hayat tarzımıza uyan, onu tasvip eden bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştirip hoşumuza gitmeyen bazı yerlerini bize uygun hale getir” derler. Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Benim onu yani Allah’ın kitabını kafama göre ya da size göre değiştirmem söz konusu olamaz. Ben Allah’tan vahiy alan bir Peygamberim. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben, sizin dediklerinize uyup ta Rabbime karşı gelirsem Rabbime isyan etmiş olurum ve ben büyük Hesap gününün azabından korkarım.”

16-18

16-18 De ki: “Şayet Allah istemeseydi ben bu âyetleri size okuyup tebliğ edemezdim. Bunca yıl içinizde yaşamış olmama rağmen, bana inanmamanıza şaşıyorum, hâlâ aklınızı kullanıp bu gerçeği anlamaz mısınız? Hem söyleyin bakalım, kendi uydurduklarını Allah’a isnat edip, “Bunlar Allah’ın âyetleridir.” diyen, insandan daha zalim ve cahil kim olabilir? Benim öyle biri olmadığımı da en iyi siz bilirsiniz. Üstelik Allah’ı bırakıp da kendilerine hiçbir yarar ya da zarar verebilme gücüne sahip olmayan, kendileri de yaratılmış olanların peşlerinden gidenler ve onları Allah katında şefaatçiler olarak kabul edenler asla iflah olmazlar.” Yine onlara de ki: “Allah göklerde ve yerde kimseye şefaat izni ya da yetkisi vermemişken bir kısım insanların şefaatçi olması gerektiğini O’na siz mi öğreteceksiniz? Allah’tan sakının ve böylesi boş şeylerden uzak durun. Allah sınırsız ilim ve kudretiyle yarattıkları üzerinde hak sahibi tek yüce ilahtır.”

16. Resûlüm de ki: “Allah istemeseydi bu ayetleri size tebliğ edip okuyamazdım. O da bunu size hiç bildirmezdi. Kaldı ki beni çok yakından tanıyorsunuz. Peygamber olmadan ve Kur’an inmeden daha önce sizin aranızda bunca yıl bir ömür geçirdim. Ve bu süre içinde ne vahiyden ne de Kur’ân gibi bir kitaptan bahsettim; size de hiçbir konuda yalan söylemedim. Üstelik benim okuma yazma bilmeyen biri olduğumu da gayet iyi biliyorsunuz. Bana inanmamanıza şaşıyorum, hâlâ aklınızı kullanıp Kur’ân’ın benim sözlerim değil de ezelî ve ebedî olan Allah’ın kelâmı olduğunu hiç düşünmüyor musunuz?”

17.  Hem söyleyin bakalım, kendi uydurduklarını Allah’a isnat edip, “Bunlar Allah’ın âyetleridir.” diyerek Allah’a karşı yalan uydurandan yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim ve cahil kim olabilir? ne cüretle Allah’ın ayetlerini değiştirmemi bana teklif ediyorsunuz? Onlar kendilerini ne sanıyor? Ayetlerimize inanıp yasalarımıza uymaları gerekirken çıkarlarına göre yaşayacakları bir düzen mi istiyorlar? Buna nasıl cüret ediyorlar? Nasıl Allah’ın şu hükmü bize uygun, şu hükmünü beğenmedik değiştir diyebiliyorlar? Andolsun! Yarattığımız insandan başka hiçbir varlık böyle şımarıklık, böyle ukalalık yapmamıştır. Şüphesiz inkârcı suçlular asla kurtuluşa eremezler.

18. Üstelik Allah’ı bırakıp da kendilerine hiçbir zararı veya yararı olmayan şeylerin peşlerinden giderek ibadet ediyor ve onlardan yardım dileyerek: “Bunlar Allah katında bağışlanmamız için aracılık edip bizi cehennemden kurtaracak şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “ Allah göklerde ve yerde kimseye şefaat izni ya da yetkisi vermemişken bir kısım insanların şefaatçi olması gerektiğini söyleyerek bilmediğini düşündüğünüz bir şeyi Allah’a siz mi öğreteceksiniz? Böyle şefaatçiler var da Allah’ın bundan haberi mi yok? Hayır! Allah hiç kimseye böyle bir aracılık yetkisi vermemiştir. Allah sınırsız ilim ve kudretiyle yarattıkları üzerinde hak sahibi tek yüce ilahtır. Ayrıca onların ortak koştuklarından mutlak manada münezzeh ve yücedir.

19

19 İnsanlar kurallarını Allah’ın belirlediği hayat nizamı ile yaşayan tek bir ümmetti. Sonra aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle farklı farklı hayat nizamları icat edip yaratılış sebeplerinden kopuk yollara saptılar, Rabbinizin katında önceden belirlenmiş ve yasaya bağlanmış bir karar olmasaydı hesapları çoktan görülüp, hak ettikleri cezaları verildi.

19. Vaktiyle insanlar tevhit inancı üzerinde birleşen ve kurallarını sadece Allah’ın belirlediği hayat nizamı ile yaşayan bir tek ümmetti. Ancak sonradan peygamberlerinin tebliğ etmiş oldukları hak dinden uzaklaşarak ve farklı farklı hayat nizamları icat edip yaratılış sebeplerinden saparak ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından ahirete bırakılması konusunda önceden belirlenmiş hüküm ve yasaya bağlanmış bir takdir olmasaydı aralarında ayrılığa düştükleri şeylerde hesapları çoktan görülüp hak ettikleri kesin azap hükümü verilirdi. Fakat ilâhî hikmet, bu dünyanın bir mücadele ve imtihân yurdu olmasını uygun gördü: Biz yaptıkları hatalardan döner, doğru yola girerler diye süre veriyoruz. Belki düşünüp öğüt alırlar.

20-21

20-21 Müşrikler bir de kalkmış Peygamber’e diyorlar ki: “Sana Rabbinden mucizevi birtakım deliller de verilmeli değil miydi?” Sen de onlara de ki: “Mucizevi deliller gösterip göstermemek Allah’ın bileceği iştir. O’nun neye karar vereceğini ben bilemem, sizin de benim de akıbetimizi beklemekten başka yapacağımız bir şey yok.” Böylelerini başlarına gelen sıkıntılardan ne zaman rahmetimizle kurtarıp rahatlatsak, bu rahatlamaya Allah’tan başka ilahlaştırıp, putlaştırdıkları sayesinde kavuştuklarını söyler, Allah’ın âyetlerine sırtlarını dönüp bozuk inançlarına sarılırlar. Sen onlara de ki: “Allah, sizin şirke dayalı inanç ve iddialarınızın içinin boş ve değersiz olduğunu âyetleriyle ortaya çıkarır. İyi bilin ki yapıp ettiklerinizi ve söylediğiniz her sözünüzü elçi melekler kayda geçirmekteler.”

20. Müşrikler önlerinde Kur’an gibi bir mucize durmasına rağmen bir de kalkmış Peygamber’e diyorlar ki “ Sana Rabbinden herkesi hayrette bırakacak bir mucize ve birtakım deliller indirilse ya!”. Sırf itiraz edebilmek için bu gibi isteklerde bulunan önyargılı inkârcılara sen de de ki: “ Ben de sizin gibi bir insanım. Mucize gösterip göstermemek Allah’ın bileceği iştir. Çünkü insanoğlunun görüp algılamayacağı gayb gibi şeylerin bilgisi ancak Allah’a mahsustur ve geleceğin neler getireceğini de ancak O bilir. O’nun neye karar vereceğini ben bilemem, Öyleyse Allah’ın iradesi tecelli edinceye kadar bekleyin bakalım! Ben de sizinle birlikte akıbetinizi bekleyenlerdenim.” Kimin sonucu hayırlı, kimin sonucu kötü olacak mutlaka göreceksiniz.

21. Böyle insanların, başlarına gelen deprem, kıtlık, kaza, hastalık yangın sel gibi bir sıkıntıdan sonra rahmetimizle kurtarıp onlara ne zaman bir rahatlık sağlık ve bolluk tattıracak olsak o acı günleri unutarak hemen ayetlerimiz hakkında asılsız iddialar ortaya atarlar. Bu gibi felâketlerin, ilâhî ceza ile hiçbir bağlantısı olmayan tesadüfi olaylardan ibaret olduğunu iddia ederler. Elde ettikleri nîmetleri kendilerinden bilir, “Biz bunları kendi çabamız sayesinde elde ettik! Allah ne diye bizim işimize karışsın ki?” diyerek Allah’ı ve ayetlerini inkâr ederler. Bununla da kalmaz, mü’minler aleyhinde hileli planlar ve tuzaklar düşünmeye başlarlar. Bu rahatlığa Allah’tan başka ilahlaştırdıkları sayesinde kavuştuklarını söyler, Allah’ın âyetlerine sırtlarını dönüp bozuk inançlarına sarılırlar. Ey Müslüman, bu zalimlere de ki: “Allah sizin tuzaklarınızı bozup planlarınızı boşa çıkarmada sizden çok daha hızlıdır. Sizin şirke dayalı inanç ve iddialarınızın içinin boş ve değersiz olduğunu âyetleriyle ortaya çıkarır. Ayrıca hiç şüpheniz olmasın bu yaptıklarınızın cezası dünya ile sınırlı kalmaz. Siz Kur’an’a ve Müslümanlara karşı böyle hilekârlık peşinde koşup dururken, Allah başınıza öyle bir felaket gönderir ki, maksadınıza ermeye vakit bulamadan helak olur gidersiniz. O düşündüğünüz tuzakları siz onları uygulamaya koymadan başınıza geçirir. Kaldı ki, iş bununla da bitmeyecek, asıl belâ neymiş, âhirette göreceksiniz Haberiniz olsun meleklerimiz tasarlayıp durduğunuz hilelerinizi ve söylediğiniz her sözü inceden inceye kayda geçirip yazmaktadır.

22-23

22-23 Sizi karada gezdirip, denizde yüzdüren de Allah’tır. İnsanlar denizde yelkenli bir gemi ile tatlı tatlı esen rüzgârla, sevinç ve güven içinde yolculuk ederken aniden çıkan bir fırtına ile gemi dalgalar arasında kalıp da içindekiler ölüm korkusuyla yüz yüze geldiklerinde, Allah’a ortak koştuklarının kendilerine hiçbir yararı olmayacağını kavrayıp, hemen Rablerine dönerek, “Bizi bu felaketten kurtarırsan, yemin ediyoruz ki dini yalnız Sana has kılıp Senden başkasını ilah edinmeyeceğiz, davetine sarılıp Sana şükredenlerden olacağız.” diye dua ederler. Fakat Allah onları bu felaketten kurtarır kurtarmaz tekrar o eski şirke dayalı hayatlarına döner, nankörlük edip azgınlıklarını sürdürürler. Ey müşrikler! Yaptığınız nankörlük ve azgınlıklarınızın sonunda ancak kendinize zarar vermiş olursunuz. Dünya hayatının zevkleri kısa ve geçicidir, sonunda Bize döndürüleceksiniz. Biz de O Gün yaptıklarınızın, yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızın hesabını tek tek soracak, hak ettiğiniz karşılıklarını vereceğiz.

22. Sizi denizde yüzdürüp karada ve havada gezdiren O’dur. Gemide olduğunuz zaman; tatlı bir rüzgârın gemiyi yürüttüğü ve yolcuların bununla neşelendikleri sırada insanların aklına Allah’a şükretmek gelmiyor. Fakat aniden sert bir fırtına çıkıp, her yönden dev dalgalar geldiğinde ve ölüm korkusuyla yüz yüze gelip kendilerinin her yönden kuşatıldıklarına ve batıp boğulacaklarına kanaat getirdiklerinde veya bindikleri uçak türbülansa girip, düşme korkusu yaşadıklarında Allah’a ortak koştuklarının kendilerine hiçbir yararı olmayacağını anlarlar. Hemen bütün içtenlikleri ile Rablerine dönerek yalnız Allah’a yönelmeye, sadece O’na dua etmeye başlarlar ve şöyle derler: “Eğer bizi bu durumdan kurtarırsan yemin ediyoruz ki dini yalnız Sana has kılarak şirkten uzaklaşacağız, Senden başkasını ilah edinmeyeceğiz ve davetine sarılacağız. Bu nankörlüğümüzden de ders alıp kesinlikle sana kulluk edip şükredenlerden olacağız!” dediler.

23. Fakat böyle dua etmelerine rağmen, Allah onları sağ salim karaya çıkarıp o durumdan kurtardığında, bu hadiseden ders alacaklarına, sözlerinden cayarak tekrar şirkle dolu o eski hayatlarına dönerler. Yaptıkları tüm duaları unutup hak hukuk tanımadan zayıf ve mazlum halklara saldırırlar. Yeryüzünde nankörlük edip haksız yere azgınlık ve taşkınlık etmeye başlarlar. Ey hatada ısrar eden insanlar! Yaptığınız haksızlık ve taşkınlıklarınızın zararı ancak kendi aleyhinizedir. Böyle zulüm ve haksızlık peşinde koşmakla ne elde edebilirsiniz? Peşinde koşup elde edeceğiniz şeyler olsa olsa şu kısacık dünya hayatının geçici menfaatleri ve zevkleridir. Fakat ya sonra? Ne kadar güçlü ve kudretli olursanız olun, gün gelecek sizler de ölümü tadacak ve eninde sonunda dönüşünüz bize olacaktır. Biz de O Gün hayatta iken yaptıklarınızı ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızın hesabını tek tek sorarız. Hak ettiğiniz karşılıkları da size bildiririz.

24

24 Bu geçici dünya hayatı tıpkı şu misale benzer; gökten indirdiğimiz yağmurla insanları ve hayvanları beslediğimiz bitkiler, ekinler yetişir, bağlar bahçeler yeşerir, süslenir, buna sahip olan insanlar da elde edecekleri ile sevinip hayaller kurarken, bir gece ya da gündüz aniden gönderdiğimiz bir afetle o güzelim mahsulleri sanki orada hiç olmamışlar gibi kökünden biçilmiş çer çöpe çeviririz. İşte Biz, aklını kullanıp düşünen bir toplum için âyetlerimizi böyle apaçık misallerle dile getiriyoruz.

24. Peşinden koştuğunuz dünya hayatı tıpkı şu misale benzer. Gökten bulutlar vasıtasıyla indirdiğimiz yağmurlar sebebiyle insan ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler gürleşip birbirine karışır. Böylece bolca ekinler yetişir, bağlar bahçeler yeşerir. Yeryüzü rengârenk, çeşitli mahsullerle süslenir. Bütün bunlara sevinen halk inanır ki, orada istediklerini yapabilirler ve onun meyve ve mahsullerini toplama zamanı gelmiştir. Sanırlar ki yeryüzündeki bütün nimetler kendilerinin! Onları hiçbir şey yok edemez. Ama gece ya da gündüz bir felaket ve afet emrimiz geliverir. Orayı bir gün önce sanki hiçbir şey yokmuş gibi kökünden koparılmış bir hale çeviririz. İşte dünya hayatı da bir gün gelecek böyle yok olup gidecektir. Biz aklını kullanıp düşünen bir toplum için gerçekleri ve onların delillerini birer birer apaçık misallerle açıklıyoruz.

25

25 Ey insanlar! Allah sizi daimî mutluluk, güvenlik ve güzellik yurduna çağırmakta ve dileyene de oraya gidilecek yolu göstermektedir.

25. Ey insanlar! Fâni dünya geçici güzelliği ile sizi kendine çağırırken Allah da sizi daimî mutluluk, güvenlik ve adı cennet olan esenlik yurduna çağırır. Dileyen kimseleri samimi gayretinden dolayı gidilecek dosdoğru yola dilediği şekilde yöneltir. Hiç düşünmüyorlar mı? İnsan doğru olana gelmek istemiyorsa Allah onu niye zorlasın? Allah kendine yol arayana yolunu açıkça gösterir. Ona yardım eder. Ancak inkâr eden, yoluna karşı çıkan, yasalarını inkâr edenleri zorlamaz. Herkes tercihinin sonucuna katlanır.

26

26 Allah’ın rızasına uygun yaşama gayretiyle dünya hayatlarını tamamlayanlar, yaptıklarının çok daha fazlası ile ödüllendirilecekler, Hesap Günü de yüzleri ağaracak, başları öne eğilmeyecek.

26. Allah’ın rızasına uygun yaşama gayretiyle iyilik edenler ve dünya hayatlarını bu halde tamamlayanlar için yaptıklarından daha iyi ve daha fazla ödül vardır. Hesap Günü onların yüzlerine ne bir kara leke bulaşır ne de başlarını öne eğdirecek bir mahcubiyet ve aşağılanma yaşarlar. İşte bunlar cennet halkıdır ve orada daimî kalacaklardır.

27-30

27-30 Öte yandan Allah’ın razı olacağı hayat nizamından yüz çevirip, nankörlük edenler, yaptıklarının misli olan azapla cezalandırılacaklar. Aşağılanmaya mahkûm olacak yüzleri de gece karanlığı gibi utançtan kararacak, başları yere eğilmiş, zillete düşmüş olarak ebedî kalacakları cehennemi hak etmiş olacaklar. İşte O Hesap Günü şirkin ve küfrün elebaşlarını ve onlara tabi olup arkalarından gidenlerin hepsini bir araya toplayıp diyeceğiz ki: “Ey insanları Allah’a kul olmaktan uzaklaştıranlar ve onlara tabi olanlar! Şöyle birbirinizden ayrılın ve söyleyin bakalım, sizler niçin Allah’tan başka Rab ve ilahlar edinip de O’na ortaklar koştunuz?” Elebaşları kendilerine tabi olanlar için şöyle diyecekler: “Bunlar aslında bizim değil, kendi çıkarlarının boş heves ve arzularının peşinde oldukları için peşimize takıldılar.” Sonra da kendilerine uyanlara dönüp, “Allah şahittir ki, biz sizin bizi Allah’a ortak koştuğunuzdan haberimiz bile yoktu, bunun farkında değildik. Bu sizin seçiminizdi, kimse sizi buna zorlamadı.” İşte O Gün herkes dünya hayatlarındaki tercihlerinin hesabını vermek üzere Yüce Allah’ın huzurunda toplanacak ve müşrikler sözde ilahları tarafından yapayalnız bırakılacaklar.

27. Allah’ın razı olacağı hayat nizamından yüz çevirip, nankörlük edenler ve kötülük yapanlara gelince. Allah onlara adaletiyle davranır. Kişinin yaptığı bir kötülüğe karşılık yalnızca işlenen kötülük oranında bire bir misliyle ceza verilir. Onları tepeden tırnağa bir zillet utanç ve pişmanlık duygusu kaplayacaktır. Allah’a karşı hiçbir kimse onları kurtarıp koruyamayacaktır. Onların aşağılanmaya mahkûm yüzleri sanki gecenin zifiri karanlığı gibi utançtan kararacaktır. İşte bunlar cehennemliktirler. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.

28. O Hesap günü şirkin ve küfrün elebaşlarını ve onlara tabi olup arkalarından gidenlerin tümünü bir araya toplarız. Sonra dünyada kimi varlıkları yüceltip ilâhlaştırarak Allah’a ortak koşanlara diyeceğiz ki: “ Sizler ve yasalarına uyarak hüküm sahibi kıldıklarınız, hayattayken emir ve otoritesine boyun eğdiğiniz ortaklarınız şöyle birbirinizden ayrılın ve yerlerinize geçin” deriz. Böylece her birini lâyık olduğu yere koyarak onları birbirlerinden tamamen ayırırız. İşte o zaman, onların sözde ilah olarak ortak koştukları kimseler, kendilerini ilâhlık makamına yücelten müşriklere seslenerek şöyle derler: “ Siz aslında bizim değil, kendi çıkar ve arzularınızın peşinde olduğunuz için peşimize takıldınız. Aslında siz heveslerinizi ilah edinmiştiniz. Zaten hiçbir zaman bize tapmıyordunuz ki diyerek onları suçlayacaklardır.

29. Sonra da kendilerine uyanlara dönüp şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz Allah şahittir ki sizin bizi Allah’a ortak koşup da bize taptığınızdan haberimiz bile yoktu.” Bu sizin seçiminizdi. Yaptıklarınızın sorumluluğu tamamen size aittir kimse sizi buna zorlamadı. Ve asla ilahlık iddiasında bulunmamıştık.

30. İşte orada hiç kimse kendi suçunu ne inkâr edebilecek ne de başkasına atamayacak. Herkes dünyada iken önceden işlemiş olduğunun hesabını O Gün verecektir. Hepsi gerçek sahipleri olan yüce Allah’ın huzuruna getirilecekler. Bunlar bize Allah katında şefaat edecek diye uydurdukları sözde ilahlar ise müşrikleri yapayalnız bırakıp yanlarından kaybolacaktır.

31-33

31-33 Sen onlara de ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir, kulaklarınızın işitme, gözlerinizin görme sistemini oluşturup, bahşeden gerçek sahibiniz kimdir? Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Kimdir, kâinatı yaratıp nizamını kurup, dengesini oluşturan ve kusursuz yöneten?” Onlar hemen diyecekler ki: “Allah’tır.” Arkasından da onlara de ki: “O halde niçin Allah’ın sizi davet ettiği mükemmel hayat nizamını kabule yanaşmıyorsunuz?” Şüphesiz işte O Allah’tır sizin gerçek Rabbiniz ve ilahınız. O’nun davetinin dışında yaşanan hayat, bâtıl ve sapıklıktan başka bir şey değildir. Bu gerçeğe rağmen Allah’a nankörlük ederek ortak koşanlar için Allah’ın hükmü kesindir, onlar cehennem azabına çarptırılacaklar.

31. O hâlde, ey Müslüman sen de Allah’ın egemenliğini reddederek adım adım bu korkunç akıbete yürüyen inkârcılara de ki: “Sizi gökten inen ve yerden çıkan nimetlerle rızıklandıran kimdir? Yahut kulaklarınızın işitme ve gözlerinizin görmesini sağlayan gerçek sahibiniz kimdir? Dün ortada yokken bugün bir bitki, bir hayvan, bir insan meydana geliyor. Söyleyin ölüm ve hayat gibi birbirine tamamen zıt iki olguyu birbirine dönüştürerek ölüden diriyi diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Kâinatı yaratıp nizamını kuran, dengesini sağlayan ve kusursuz bir şekilde yönetip işleri düzene koyan kimdir?” Müşriklerin hepsi bu can alıcı sorular karşısında “Evet, bütün bunları yapan ve yaratan Allah’tır” diyecekler. O zaman da onlara de ki: “Öyleyse Allah’ın sizi davet ettiği mükemmel hayat nizamını kabule niçin yanaşmıyorsunuz. O halde Allah’ın yasalarına uyarak niçin azabından korunmuyorsunuz? Kendini dahi bilemeyen insanlara yasa hakkı vererek, onların yalan yanlış uyduruk yasalarına göre yaşayarak kendinizi cehenneme niçin atıyorsunuz?” Ve neden hâlâ Allah’a şirk koşmayı bırakıp Allah’ın razı olmadığı şeylerden sakınmıyorsunuz?

32. İşte sizin gerçek Rabbiniz ve her şeye gücü yeten ilahınız olan Allah budur. Artık O’nun davet ettiği hayat gerçeğinin dışında yaşananlar sapıklıktan başka ne olabilir? Öyleyse şu takip ettiğiniz yolun akıbetinden hiç çekinmez misiniz? Ve O’nun cezalandırmasından hiç endişe duymaz mısınız? Bütün bu gerçekleri bile bile nasıl oluyor da zalimlerin sözlerine aldanıp yüzünüz başka tarafa çevriliyor ve doğrudan yanlışa, haktan bâtıla döndürülüyorsunuz?

33. Böylece Rabbinin o hak yoldan çıkmışlar hakkındaki: Allah’a nankörlük ederek ortak koşanlara dair “Onlar iman etmezler” sözü kesin hüküm olarak gerçekleşmiş olur. Onlar cehennem azabına çarptırılacaklardır.

34

34 Yaratılışlarındaki mükemmel sistemi görmezden gelenlere şunu da sor: “Allah’tan başka ilah edindiklerinizden hiçbiri insanı yoktan yaratıp, öldükten sonra da onu tekrar diriltebilir mi? De ki: İnsanı yaratan ve öldükten sonra tekrar diriltecek olan Allah’tır. Bu gerçeğe rağmen nasıl oluyor da Allah’ı bırakıp başka ilahlar ediniyorsunuz?”

34. İnkârcılardan etkilenip hak yoldan sapanlara ve yaratılışlarındaki mükemmel sistemi görmezden gelenlere de ki: “Sizin hüküm koymada, yönetmede, yargılamada ve cezalandırmada yasalarına kayıtsız şartsız uyduğunuz ve böylelikle Allah’tan başkasını ilah edinip ortak koştuklarınızdan, tağutlaştırdığınız şahıslardan herhangi biri yoktan var edip de öldükten sonra onu yeniden diriltebilir mi?” Şu ana kadar bu soruya “evet var” diyen biri çıkmadı. O zaman onlara de ki: ” Her şeyi yoktan var eden, öldükten sonra da yarattığını yeniden diriltecek olan ve dirilttiklerine de niçin yasalarıma uymayıp şirke bulaştınız diye hesaba çekecek olan Allah’tır. Artık bu gerçeğe rağmen nasıl oluyor da Allah’ı bırakıp başka ilahlar edinerek haktan bâtıla çevriliyorsunuz?”

35

35 De ki: “Söyleyin bakalım o ilah kabul ettiklerinizin içinde, sizi doğru olana, adalete, mutluluğa, güven içinde yaşamaya yöneltebilecek var mı? De ki: “İnsanları doğruya, adil ve güvenli olana davet edip yönelten yalnızca Allah’tır. O halde doğru olana yönelten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine doğru yol gösterilmedikçe kendi başına onu bulması imkânsız olan mı? Gerçek bu kadar açık iken nasıl oluyor da bunu düşünemiyor ve buna göre seçiminizi yapmıyorsunuz?”

35. Ey Müslüman! Bıkıp usanmadan hakîkati haykırmaya devam ederek onlara de ki: “ Söyleyin bakalım sizin ilah kabul edip ortak koştuklarınızdan sizi doğru olana, adalete gerçeğe ve hakka iletecek olan biri var mıdır?” Cevap verip de ki: “Yalnızca Allah gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle insanları doğruya ve hakka iletir. Öyleyse doğruya ve hakka ulaştıran mı kendisine itaat edilip uyulmaya daha lâyıktır yoksa kendisine doğru yol gösterilmedikçe kendi başına doğru yolu bulamayan ve bulması da imkânsız olan kendisine itaat edilip uyulmaya daha lâyıktır?Ey insanlar. Hiç düşünmez misiniz? Allah’ın yasalarına karşı yasa yaparak insanlara egemenlik kuranlar zaten yoldan çıkmışlardır. Gerçek bu kadar açık iken size ne oluyor, nasıl bunu düşünemeyip böyle yanlış seçimlerde ve hükümlerde bulunabiliyorsunuz?

36

36 İnsanların çoğu hayat nizamlarını seçerken zanna uymaktalar, oysa zan hiçbir zaman gerçeğin, hak olanın yerini tutmaz. Allah her insanın seçimini neye göre yaptığını en ince ayrıntılarına kadar bilmektedir.

36. Allah’ın emirlerine uymayan o insanların çoğu hayat nizamlarını seçerken hiçbir dayanağı olmayan zan ve boş kuruntudan başka bir şeye uymazlar. Oysa önyargı ve zan hiçbir zaman hak olan gerçeğin yerini tutmaz. Zan sadece tahminden ibarettir. Hiç kuşkusuz Allah onların seçimini neye göre yaptığını en ince ayrıntılarına kadar hakkıyla bilmektedir. Bu durumda yapmanız gereken, bütün bu zanlardan, önyargılardan sıyrılarak Allah’ın kitabına yönelmektir.

37-39

37-39 Şüphesiz bu Kur’an Allah’tandır ve kesinlikle başkaları tarafından uydurulmuş bir kitap değildir. O kendisinden önce Allah’ın gönderdiği kitaplardan geriye kalan doğruları tasdik eden ve ilâhî hükümleri ayrıntılı bir biçimde açıklayan, ilahi bir kitaptır. Müşrik kalmakta inatla direnenler, “Onu Muhammed uydurdu.” diyorlar. Sen onlara de ki: “Şayet bu iddianızda samimi ve dürüst iseniz, haydi Kur’an’ın surelerine benzer bir sûre de siz ortaya koyun bakalım, bunu yaparken de Allah’tan başka yardım alabileceğiniz kim varsa, onların hepsini de yardımınıza çağırın.” Gerçek şu ki, böyle diyenler iyice düşünüp tartmadan, âyetlerin ayrıntılı açıklamalarını dinlemeden reddedip yalanlamayı tercih ettiler, onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Bunların sonunda nasıl helak edildiklerine dönüp de bir bakın.

37. Şüphesiz bu Kur’an Allah’tandır ve kesinlikle başkası tarafından uydurulmuş bir söz değildir. Ancak Allah’ın gönderdiği önceki kitaplardan geriye kalan doğruları tasdik eder ve o kitapların dayandığı ana esasları açıklar. Bu Kur’an ilâhî hükümleri ayrıntılı bir biçimde açıklayan, içinde hiçbir kuşkuyu barındırmayan ve âlemlerin Rabbinden gelen bir kitaptır.

38. Gerçek böyle olduğu halde müşrik kalmakta inatla direnenler, Muhammed Onu kendisi uydurdu diyorlar? Sen onlara de ki: “Eğer bu iddianızda samimi ve dürüst iseniz, Muhammed gibi okuma yazması bile olmayan bir kişi; bütün insanları dize getiren böyle muhteşem bir kitap yazabiliyorsa haydi Kur’an’ın surelerine benzer bir sure de siz getirin. Hadi buna tek başınıza gücünüz yetmedi diyelim. O zaman bunu yaparken de Allah’tan başka çağırabileceğiniz, yardım alabileceğiniz şairlerinizi, edebiyatçılarınızı, ilim, fikir ve din adamlarınızı kısaca kim varsa hepsini de yardımınıza çağırın.”

39. Getirebilirler mi? Hayır iddialarında hiç de samimi ve tutarlı değillerdir. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar en kısa bir sûrenin bile benzerini getiremeyecekler. Ama buna rağmen iyice düşünüp tartmadan hakkında gerçekçi hiçbir bilgiye sahip olmadan ve âyetlerin ayrıntılı açıklamalarını ve anlamını dinleyip kavramadan Kur’an’ı yalanladılar.  Geçmişte bunun birçok örnekleri var. Nitekim onlardan öncekiler de peygamberleri ve onlara indirilen kitapları böyle yalanlamışlardı. Yanlış ölçüp, yanlış tartan zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.

40

40 Gerçeği kabule yanaşmayanların içinde düşünüp, doğru olana yönelenlerin olacağı gibi, bir kısmı da karşı durup, reddetmeye, inkâra ve yalanlamaya devam edeceklerdir.

40. Gerçeği kabule yanaşmayan Mekke halkının içinde düşünüp doğru olana yönelerek Kur’an’a iman eden de olacak. İnkâra ve yalanlamaya devam edip kibir ve inadından dolayı asla iman etmeyen de olacak. Fakat sen üzülme. Senin Rabbin hakkı yalanlayıp halk içinde fitne ve fesat çıkaran ve başkalarını da hakka yönelmekten alıkoyan o bozguncuları çok iyi bilir.

41-43

41-43 Ey Peygamber! Senin Allah adına yaptığın çağrıya inanmazlarsa, onlara de ki: “Benim yapıp ettiklerimin sorumluluğu bana, sizin yapıp ettiklerinizin sorumluluğu da size aittir, herkes kendi tercihlerinden sorumlu tutularak karşılığını görecektir.” Onların arasında bir de seni dinliyor gibi görünmekle birlikte, söylediklerin üzerinde aklını hiç kullanmayanlar vardır. Bunların durumu sağırların durumuna benzer, aklını kullanmayanların sağırlardan farkı yoktur, sen onlara duyuramazsın. İçlerinde bir de senin yapıp ettiklerine bakıyormuş gibi yapanlar vardır fakat senin yaptıklarını görüp amacını ve anlamını kavrayamazlar, bunların durumu da körlerden farklı değildir, sen körlere de doğru yolu gösteremezsin.

41. Resûlüm! Bütün çabalarına rağmen eğer senin Allah adına yaptığın çağrıya inanmayıp yalanlarlarsa onlara de ki: “ Bakın ben hiç kimseyi iman etmeye zorlamıyorum. Siz de bizim inancımıza müdahale etmeyin. Benim yaptıklarımın sorumluluğu bana, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” Herkes kendi amelinden ve tercihlerinden sorumlu tutularak karşılığını görecektir.

42. Sen Kur’an okurken görünüşte içlerinden seni dinliyor gibi görünüp senin söylediklerin üzerinde hiç aklını kullanmadan ayetlerimizi dinleyenler de var. Eğer akıllarını kullanmazlarsa ve anlamak için dinlemezlerse; sen vicdanları önyargılara şartlamış olan o sağırlara; hakîkatin sesini duyurabilecek misin? Aklını kullanmayanların sağırlardan farkı yoktur, sen onlara duyuramazsın. 

43. Onlara hakikati anlatırken içlerinden senin yapıp ettiklerini anlıyormuş gibi bön bön sana bakanlar da var. Eğer senin yaptıklarının amacını ve gözlerinin önündeki gerçeği göremiyorlarsa ve bir de basiretleri kapalıysa, sen körleri doğru yola iletebilecek misin? Bunların durumu da körlerden farklı değildir, sen körlere de doğru yolu gösteremezsin.

44

44 Şüphesiz Allah insanlara zerre kadar haksızlık yapmaz fakat Allah’ın davetini kabul etmeyenler kendi kendilerine zulmedip zarar verirler.

44. Şurası bir gerçek ki Allah insanlara zerre kadar dahi olsa asla hiçbir konuda haksızlık yapmaz. Fakat Allah’ın davetini kabul etmeyen insanlar kötülüklere ve günahlara dalarak ve bizzat kendi yaptıklarından dolayı azabı hak ederek bizzat kendilerine haksızlık ve zulmederler. Hem de bunu, dünya hayatının gelip geçici zevkleri uğruna yaparlar.

45-46

45-46 Allah Hesap Günü insanları bir araya toplayacak ve O Gün onlar dünyada sanki gündüzün bir vaktinde ayaküstü birbirleriyle tanışacak kadar kısa bir süre kaldıklarını düşünecekler. Allah’ın huzuruna çıkarıldıkları gün, dünya hayatlarındaki yaşayış biçimlerinden hesaba çekileceklerine inanmayanlar büyük bir hüsrana uğrayacaklar. Ey Peygamber! Onların hak ettikleri azabın bir kısmını bu dünyada sana göstersek ya da bunu görmeden seni vefat ettirsek de şu kaçınılmaz bir gerçek ki, onlar er geç Bize döndürülecekler ve işledikleri suçlarının karşılığını görecekler.

45. Onların hepsini mezarlarından kaldırıp hesap günü bir araya toplayacağız. O gün geriye dönüp baktıklarında yaşadıkları bir ömür, insanlara o kadar kısa gelecek ki, sanki dünyada gündüzün bir vaktinde ayaküstü birbirleriyle tanışmalarına yetecek kadar kısa bir süre kaldıklarını düşünecekler. İşte o zaman, dünya hayatının geçici zevkleri uğruna ebedî mutluluğu kaybetmenin ne büyük bir gaflet olduğunu anlayacaklar. O Gün Allah ile karşı karşıya gelecekleri gerçeğini, Allah’ın manevi huzuruna çıkmayı ve dünya hayatlarındaki yaşayış biçimlerinden hesaba çekileceklerine inanmayıp yalanlamış olanlar ve yaratılış gayesinden uzak yaşadıkları için doğru yola girmemiş olanlar gerçekten korkunç bir hüsrana uğrayacaklardır.

46. Ey Peygamber! Şu kaçınılmaz bir gerçek ki onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana sen hayattayken bu dünyada göstersek ne değişir ya da onların acı akıbetini görmeden seni vefat ettirsek ne değişir? Eninde sonunda hepsinin dönüşü bizedir ve işledikleri suçlarının karşılığını göreceklerdir. Allah onların yaptıklarına hakkıyla şahittir.

47

47 Her ümmete mutlaka bir peygamber gönderilmiş ve doğru olan hayat nizamı ile yaşamaya davet edilmişlerdir. Sonra da Allah onlar hakkında adaletle hükmünü vermiş ve asla kimseye haksızlık yapılmamıştır

47. Her ümmetin mutlaka bir peygamberi veya onlara peygamberle gelen mesajları duyuran uyarıp aydınlatan İslam davetçileri vardır. Peygamberler onlara geldiğinde doğru olan hayat nizamı ile yaşamaya davet edilirler. İnsanların bir kısmı ona inanır, bir kısmı inanmaz. Ahirette de amel defterleri açılıp, her insanın davete verdiği cevaba bakılır ve ona göre aralarında adaletle hükmedilir ve onlar asla zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

48-49

48-49 Şimdiki müşrikler de geçmiştekiler gibi peygamber ve beraberindekilere, “Sizler doğru sözlü insanlarsınız, söyleyin bakalım bizi tehdit ettiğiniz azap ne zaman başımıza gelecekmiş.” diyerek alay ediyorlar. Sen onlara de ki: “Allah dilemedikçe ben de kendim için ne bir yarar sağlayabilirim ne de başıma gelecek olan bir zararı önleyebilirim, her şey Allah’ın iradesine, O’nun dilemesine bağlıdır, her ümmetin Allah’ın yasaları ile belirlenmiş bir ömür süresi, eceli vardır. Süresi dolanın eceli ne bir an geciktirilir ne de süre dolmadan öne alınır.”

48. Şimdiki müşrikler de geçmişteki her peygambere yapılan itiraz gibi: “Eğer kıyâmet, ahiret, cennet, cehennemle ilgili söyledikleriniz doğruysa söyleyin bakalım bizi tehdit ettiğiniz bu azap ve vaad edilen şey ne zaman başımıza gelecekmiş?” diyerek alay ediyorlar. Böylece inkârlarını ortaya koyuyorlar.

49. Ey Resûlüm sen onlara de ki: “ Bana inanmayanları azaba uğratacağım!’ demedim ki! Bilakis ben de sizin gibi beşerim. Allah dilemedikçe kendime gelecek hiçbir zararı önleyemem, kendim için de herhangi bir yarar sağlayamam. Dolayısıyla, size vaad edilen azabın ne zaman gerçekleşeceğini de bilemem.  Benim vazifem sadece tebliğdir. Fakat şunu söyleyebilirim ki, Allah ceza ve mükâfat vermekte acele etmez. Her insanın olduğu gibi her ümmetin de Allah’ın yasaları ile belirlenmiş bir ömrü ve takdir edilen bir eceli vardır. Mesajını iyice anlamanız, üzerinde düşünmeniz için size bir süre daha mühlet verecektir. Bu süre gelinceye kadar da imtihân devam edecektir. Süresi dolup ecelleri geldiğinde ne bir saat öne alınabilir ne de süre dolmadan bir saat geciktirilebilir.” Son pişmanlık fayda vermez.

50-53

50-53 De ki: “Allah’ın azabının, gecenin ya da gündüzün bir vaktinde ansızın başınıza gelmesi halinde ne duruma düşebileceğinizi hiç düşündünüz mü? Onun zamanını belirleyecek olan Allah’tır. Sizin “Bir an önce başımıza gelsin de görelim” demenizle de Allah onun zamanını değiştirmez. Anlaşılan o ki, azap başınıza gelmeden iman etmeyeceksiniz. Azap gelip çattığında da size şöyle denilecek, “Önceden size haberi verilip de uyarıldığınıza şimdi mi inanacaksınız? Hâlbuki azap gelsin de görelim diye alay ediyordunuz.” O gün Âhiret ve Hesap Günü’ne inanmayanlara, “Ebedî kalmak üzere girin şu hak ettiğiniz cehenneme de, görün azabın ne olduğunu.” denilecek. İçlerinden bir kısmı da kendilerine bildirilmekte olan bu âyetler için şüpheyle sana, “Bu azap gerçek mi?” diye soruyorlar. Sen de onlara de ki: “Evet, Rabbime yemin olsun ki bu gerçeğin ta kendisidir ve sizler bundan asla kurtulamayacaksınız.”

50. De ki: “ Ey müşrikler! Söyleyin bakalım Allah’ın azabı size gece vakti rahatlık içinde uyurken veya gündüz gezip eğlenirken tam işinize gücünüze dalmışken ansızın başınıza gelse ne yapabilirdiniz? Hâliniz nice olurdu hiç düşündünüz mü? Günahkâr suçlular azap gelmeden önce kendilerine çeki düzen vermek yerine niçin ve neye güvenerek Allah’a meydan okurcasına o azabın acele olarak gelmesini istiyorlar ki?” Onun zamanını belirleyecek olan Allah’tır. Sizin “Bir an önce başımıza gelsin de görelim” demenizle de Allah onun zamanını değiştirmez.

51. Başınıza azap geldikten sonra mı O’na iman edeceksiniz? Anlaşılan o ki sizin ders almaya niyetiniz yok ve azap başınıza gelmeden iman etmeyeceksiniz. Ama o gün size denecek şudur: Şimdi mi aklınız başınıza geldi? Önceden size haberi verilip de uyarıldığınıza şimdi mi inanacaksınız? Artık çok geç. Hâlbuki daha önce azap gelsin de görelim diye alaycı bir tavır takınarak bu cezanın aceleyle gelivermesini istemiyor muydunuz denilir. Oysaki onlara cezamız gelince dilleri tutulur, şaşırır kalırlar.

52. Sonra Âhiret ve Hesap Günü’ne inanmayanlara ve yanlışta ısrar eden zulmedenlere: “ Ebedî kalmak üzere girin şu hak ettiğiniz cehenneme de görüp tadın bakalım sonsuz azabın ne olduğunu. Siz zulüm ve kötülük olarak dünya hayatındaki yaptıklarınızla neyi hak ettiyseniz, sadece onun karşılığını göreceksiniz denilir. Bizim sözümüz sözdür. Rabbin zulmedici değildir. İnsanlara yapmadıklarından dolayı azap edecek değildir. Rabbin suçluyu suçsuzu birbirinden ayırır.

53. İçlerinden bir kısmı da kendilerine bildirilmekte olan bu âyetler için şüphe edip hâlâ o azap gerçek mi?” diye sana soruyorlar. Sen de onlara de ki: “Evet. Rabbime yemin ederim ki o ahiret hesabı ve cezası gerçeğin ta kendisidir. Ey zâlimler siz ne yaparsanız yapın bundan kurtulamazsınız ve ilâhî adâletin gerçekleşmesine asla engel olamazsınız.”

54

54 Dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak tamamlayanlar, dünya kadar malları da olsa, bunların hepsini cehennem azabından kurtulmak için gözlerini kırpmadan fidye olarak vermek isterlerdi, fakat o zalimler kendilerini bekleyen azabı görünce, pişmanlıklarını ifade edebilecek gücü bile kendilerinde bulamayacaklar, onlar için ilahi adalet hak ettiklerinin tam karşılığını verecek

54. O gün öyle zor bir gündür ki; dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak tamamladığı için kendisine zulmetmiş herkes, yeryüzünün bütün servetine sahip olsa bile bunu cehennem azabından kurtulmak için gözlerini kırpmadan seve seve fidye olarak verirdi. Fakat ne çare, o zalimler kendilerini bekleyen azabı gördüklerinde dünya hayatında iken iman etmedikleri için kor gibi yüreklerini yakan pişmanlıklarını gösterecek gücü bile açığa vuramazlar ve nutukları tutulup donakalırlar. O gün insanların aralarında tam bir adaletle hüküm verilir ve kimseye en küçük bir haksızlık da yapılmaz. Böylece zâlimler, sonsuz azaba mahkûm olacak ve ilahi adalet onlar için hak ettiklerinin tam karşılığını verecektir.

55-56

55-56 İyi bilin ve aklınızdan çıkarmayın ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. O’nun Kıyamet ve Hesap Günü ile ilgili vaadi de mutlaka gerçekleşecektir. Her insan yaşayış biçiminden hesaba çekilecek fakat insanların çoğu hâlâ bunun bilincinde değiller. Oysa hayatı da ölümü de yaratan Allah’tır ve sonunda hepiniz O’na döndürüleceksiniz.

55. İyi bilin ve aklınızdan çıkarmayın ki göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ındır. Her şeyin sahibi olan Allah, her şeye Kâdir’dir. Yine bilesiniz ki, Allah’ın Kıyamet ve Hesap Günü ile ilgili vaadi mutlaka gerçekleşecektir ve ne diyorsa olacaktır. Her insan yaşayış biçiminden hesaba çekilecektir fakat onların çoğu bunu bilmezler. Onun için Allah’ın ayetlerini, Allah’ın verdiği sözleri inkâr edenlerle lüzumsuz tartışmalar yapmayın. Sen sadece anlamak isteyene yol göster.

56. O öldüren ve dünya hayatında iken yapmış olduklarınızın hesabını vermek üzere tekrar dirilten hayatı da ölümü de veren Allah’tır. İyi bilin ki sonunda hepiniz hesap vermek üzere O’nun huzuruna getirileceksiniz.

57-58

57-58 Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplerdeki, hastalıklara şifa, yaratılış sebeplerine uygun yaşamak isteyenlere bir rehber ve Rahmet kaynağı olmak üzere Kur’an gelmiştir. Ey Peygamber! Sen insanlara bunu müjdele, Allah’ın rahmet ve şifa kaynağı olan kitabından dolayı sevinip mutlu olsunlar ve Allah’ın bu nimetinin sahip oldukları mal ve servetin hepsinden daha değerli olduğunu bilsinler.

57. Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki kalplerdeki, manevî hastalıklar için dertlere kesin bir şifa ve yaratılış sebeplerine uygun yaşamak isteyen mü’minler için yol gösterici bir hidayet ve rahmet kaynağı olmak üzere Kur’an gelmiştir.

58. Ey Peygamber! Bu durumda inkârcılığın pençesinde kıvranan bütün insanlara müjdeleyip de ki: “ Bu dünyanın geçici nîmetleri, insanlığı huzura kavuşturmada yeterli olamaz. O hâlde, Allah’ın sonsuz lütfu ve rahmetiyle şifa kaynağı olan kitabından dolayı sevinsinler. Çünkü vaad edilen bu Kur’an nimeti, onların dünya malı olarak toplayıp biriktirdikleri mal ve servetin hepsinden daha değerli ve hayırlıdır.”

59-60

59-60 Ey Peygamber! Kitap Ehline de ki: “Size ne oluyor ki Allah’ın bahşettiği nimetlerden bir kısmını kendi kendinize helal, bir kısmını da haram sayıyorsunuz. Bu konuda Allah’tan bir yetki mi aldınız yahut Allah böyle emretti diyerek O’na iftira mı atıyorsunuz? Yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi yalnızca Allah’a aittir, dolayısıyla neyin helal, neyin de haram olduğunun belirleyicisi O’dur.” Allah’ın yarattıkları üzerinde hükümler koymaya çalışanlar Kıyamet ve Hesap Günü başlarına gelebilecekleri hiç düşünmüyorlar mı? Allah, insanlara sınırsız ikramlarda bulunmuştur, fakat nankör insan bunlar için şükretmek yerine, nimetler üzerinde kendisini hak sahibi görüp hükümler koymaya kalkıyor.

59. Ey Peygamber! Kitap Ehline de ki: “ Hiçbir makul gerekçeye dayandırmadan Allah’ın size rızık olarak verdiklerinin bir kısmını kendinize helal bir kısmını da haram sayıyorsunuz. Size ne oluyor ve ne demeli?” Onları düşündüren bu sorudan sonra de ki: “ Bu konuda Allah size yetki ya da izin mi verdi. Yoksa Allah böyle emretti diyerek koyduğunuz keyfî hükümlerle ve O’nun “haram” demediğine haram, “helal” demediğine ise helal diyerek siz Allah’a karşı iftira atıp yalan mı uyduruyorsunuz?” Yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi yalnızca Allah’a aittir, dolayısıyla neyin helal, neyin de haram olduğunun belirleyicisi O’dur. Allah’ın size verdiği rızıklar için kendi kafanıza göre şu helaldir, şu haramdır diyemezsiniz

60. Allah’ın yarattıkları üzerinde hükümler koymaya çalışarak Allah’a karşı iftira edip yalan uyduranlar kıyamet günü başlarına gelebilecek azap hakkında ne düşünüyorlar? Günün birinde hesaba çekileceklerini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Şüphesiz onları bekleyen akıbet hakkında kitap ve peygamber göndermekle Allah insanlara karşı sınırsız ikram ve lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu bu nimetlerin kıymetini bilmedikleri için nankörlük edip şükretmezler ve nimetler üzerinde kendisini hak sahibi görüp hükümler koymaya kalkarlar.

61

61 Ey Peygamber! Biz senin de hangi şartlar altında Allah’ın daveti konusunda neler yaptığını, yapmakta olduğunu, görüp bilmekteyiz. Sizin de ey insanlar! Allah adına yapılmakta olan davete karşı tutumunuzu, nereye yönelip, kimleri Rab ve ilahlar edinerek nizamlarına uyduklarınızı ayrıntılıları ile bilip şahitlik etmekteyiz, göklerde ve yerde zerre kadar, hatta daha küçük olan şeyler bile, Rabbinizin bilgisinden saklı kalamaz, küçük büyük her ne yaparsanız hepsinin kaydı tutulmaktadır.

61. Ey Peygamber! Ne işle meşgul olursan ol ve o işe dair Kur’an’dan ne okursan oku. Biz senin de hangi şartlar altında Allah’ın daveti konusunda neler yaptığını, yapmakta olduğunu, görüp bilmekteyiz. Ve siz de ey insanlar! ne yaparsanız yapın o işe dalıp gittiğiniz andan itibaren, Allah adına yapılmakta olan davete karşı tutumunuzu, nereye yönelip, kimleri Rab ve ilahlar edinerek nizamlarına uyduklarınızı biz ayrıntılıları ile bilip mutlaka size şahitlik etmekteyiz. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca bir şey, hatta daha küçük olan şeyler bile Rabbinin bilgisinden gizlenemez. Yine bundan daha küçüğü veya daha büyüğüne varsa ve her ne yaparsanız yapın hepsinin kaydı apaçık bir kitapta tutulmaktadır.

62-65

62-65 Allah’ın dostluğunu kazananlara, gelecekten ve geçmişten dolayı kaygı ve korku yoktur, böyleleri mahzun ve mahcup da olmayacaklar. Bunlar Allah’a karşı sorumluluklarının bilinci ile yaratılışlarının sebebi olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlakı yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden geleni yapanlardır. Onlar için hem bu dünya hem de âhiret hayatları ile ilgili müjdeler vardır. Elbette Allah’ın vaadi gerçekleşecektir. Bu sebeple gerçeği inkâr edenlerin sözleri seni üzmesin, şeref, itibar, güç ve üstünlük tamamen Allah’a ve O’na yakın olanlara aittir. Allah her şeyi işiten, her şeyi bilen ve her şeye güç yetirendir.

62. İyi bilin ki, hesap gününde Allah’ın dostluğunu kazananlara gelecekten ve geçmişten dolayı hiçbir kaygı ve korku yoktur ve onlar asla mahcup da olmayacaklar üzülmeyecekler de. Peki, kimdir Allah’ın dostları?

63. Onlar saygıyla dopdolu olarak sınırlarını Allah’ın belirlediği nizam ile ahlakı yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden geleni yapanlar ve Allah’ın âyetlerine yürekten iman edip de kötülüğün her çeşidinden ve Allah’a karşı gelmekten titizlikle sakınanlar ve yollarını Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanlardır.

64. Onlar için hem bu dünya hayatında hem de ahirette müjdeler vardır. Onlar Allah yolunda duruşlarını değiştirmediği müddetçe Allah’ın hükümlerinde ve verdiği sözlerinde asla bir değişme olmaz. Çünkü ilâhî yasada böyle yazılmıştır. Elbette Allah’ın vaadi gerçekleşecektir. İşte bu, en büyük mutluluk ve kurtuluştur.

65. Ey Resûlüm! Allah’a dost olmak kolay değildir. Bazen ona dost olmak demek, dünyayı karşına almak demektir. Bu sebeple müşriklerin baskısına aldırma. Allah’tan gelen gerçeği inkâr edenlerin alay dolu sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün şeref, itibar, güç ve yücelik tamamen Allah’a ve O’na yakın olanlarındır. O seni müşriklere karşı bir gün mutlaka muzaffer kılacaktır. Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilen ve her şeye güç yetirendir.

66

66 Gerçek şu ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’a aittir, yaratıp, sistemlerini kurup yöneten de O’dur. Bu mükemmel nizam gözler önündeyken Allah’ın davetinden yüz çevirenler sadece zanna uymaktalar.

66. İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır, yaratıp, sistemlerini kurup yöneten de O’dur. O halde Allah’a inanmakla beraber Allah’tan başka ortaklar tanıyıp onlara dua ve ibadet ederek tapanlar yalvarıp yakaranlar böyle yapmakla neyin ardına düşüyorlar? Her ne kadar onlara ibadet ediyor gibi görünüyorlarsa da Allah’tan başkasının yasalarına uyarak tapanlar dahi gerçekte ortak koştukları sahte ilâhlarına tabi olup uymuyorlar. Bu mükemmel nizam gözler önündeyken Allah’ın davetinden yüz çevirerek onlar sadece arzularına, tutkularına ve zanna uyuyorlar. Üstelik onlar insanların yalan yanlış çıkardığı yasaları, Allah’ın yasasından üstün görüyorlar ve onlar sadece saçmalayıp yalan söylüyorlar.

67

67 Dinlenesiniz diye geceyi karanlık, işlerinizi göresiniz diye de gündüzü aydınlık kılıp yasalarını koyan Allah’tır, aklını kullanıp da düşünenler için bunlar Allah’ın ilmini ve kudretini apaçık gösteren ayetlerdir.

67. Yasalarını koyup geceyi uykuda dinlenmeniz için karanlık, gündüzü de işlerinizi göresiniz diye aydınlık olarak yaratan Allah’tır. Şüphesiz bunda aklını kullanıp düşünen ve Allah’ın âyetlerini, hakîkati açık yüreklilikle dinleyen insanlar için Allah’ın ilmini ve kudretini gösteren apaçık ayetler nice deliller ve ibretler vardır.

68-70

68-70 Hiçbir bilgiye dayanmayan, Allah’ı layıkıyla tanımayan ve Kur’an ile bildirilmekte olanlara inanmayan bir kısım kimseler de “Allah kendine bir oğul edindi.” diyorlar. Asla Allah evlat edinmemiştir. O yüce yaratandır. Allah’ın evlat edinmeye ve hiçbir şeye de ihtiyacı yoktur. O böylesi yakıştırmalardan uzaktır. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nun olduğu halde, Allah’a nasıl böyle bir iftirada bulunurlar? Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Kendi uydurdukları yalanı Allah’a yakıştıranlar asla iflah olmazlar, onlar kısacık dünya hayatının sonunda Bize döndürülüp bu yalan ve iftiralarından dolayı şiddetli bir azaba çarptırılacaklar.”

68. Hiçbir bilgiye dayanmayan, Allah’ı layıkıyla tanımayan ve Kur’an ile bildirilmekte olanlara inanmayan müşrikler de melekleri Allah’ın kızları saydılar. Hıristiyanlar ise İsa’yı Allah’ın oğlu kabul ederek: Allah çocuk edindi” dediler. Hâşâ Allah evlat edinmemiştir. O, bundan münezzehtir. O’nun evlat edinmeye ve başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun olduğu halde, Allah’a nasıl böyle bir iftirada bulunuyorlar? Üstelik sizin bu konuda hiçbir deliliniz de yoktur. Bu durumda nasıl olur da Allah hakkında hiç bilmediğiniz iddialar ileri sürersiniz?

69. Ey Peygamber! Ey Müslüman! sen bu cahillere de ki: “Allah hakkında iftira atıp yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.”

70. Onlar olsa olsa dünyada kısacık bir geçim sürerler; ardından eninde sonunda hesap vermek üzere hepsinin dönüşleri bizedir. Sonra inkârda ısrar etmelerinden ve yalan dolu iftiralarından dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız diye sizleri uyarıyoruz.

71-72

71-72 Ey Peygamber! Sen onlara Nûh’un kıssasını da anlat. Nûh, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Benim peygamber olarak seçilmiş olmamı ve sizleri yaratılış sebebiniz olan fıtratınıza uygun bir hayatı yaşamaya davet etmemi içinize sindiremiyor da bu sebepten bana zarar vermek istiyorsanız, şunu unutmayın ki, ben sırtını Allah’a dayamış biri olarak Allah’ın mesajlarını sizlere iletiyorum. Beni susturmak için o sözde ilahlık yakıştırdıklarınızla birlikte toplanıp kararınızı verin ve elinizden geleni ardınıza koymayın, aldığınız karar ne ise ortaya koyun da görelim. Şayet inatla davetten yüz çevirmeye devam ederseniz, benim kaybedecek bir şeyim yok, üstelik Allah adına yaptığım bu davet karşılığında sizden bir beklentim ve ücret talebim de yok. Benim mükâfatımı verecek olan Allah’tır. Ben Allah’a teslim (müslüman) olmakla emrolunanlardan biriyim.”

71. Ey Peygamber! Geçmişte inkâr edenlerin, dünyadaki sonlarını göstermek için onlara Nuh’un kıssasını da anlat. O kavmine şöyle söylemişti: “Ey kavmim! Peygamber olarak seçilip aranızda durmam ve size yaratılış sebebinize uygun bir hayatı yaşamaya davet için Allah’ın ayetleriyle işinize gelmeyen gerçekleri hatırlatmam, size ağır geliyorsa ve bu sebepten bana zarar vermek istiyorsunuz diye davamdan dönecek değilim. Şunu iyi bilin ki ben Allah’ın mesajlarını sizlere iletmek için yalnız Allah’a dayanıp güvenirim. Haydi siz de beni susturmak için ilahlık payesini verdiğiniz liderlerinizi ve o sözde ortaklarınızla bir araya gelip ne yapacağınızı kararlaştırın ve elinizden geleni ardınıza koymayın. Sonra yapacağınız iş keşke şöyle yapsaydık diye içinizde bir dert olarak kalmasın. Sonra aldığınız kararı bana karşı uygulayın ve bana hiç mühlet de tanımayın. Fakat ne yaparsanız yapın, hak yoldan bir adım geri atmayacağım.

72. Eğer inatla davetten yüz çevirirseniz bilin ki benim kaybedecek bir şeyim yok. Çünkü Allah adına yaptığım bu davet karşılığında sizden bir ücret beklemiyorum. Benim mükâfatımı verecek olan Allah’tır. Ben her konuda Allah’ın yasalarına kayıtsız şartsız teslim olup İslâm’ı yaşayan ve ilâhî emirlere gönülden boyun eğen Müslümanlardan olmakla emrolundum.”

73

73 Bütün uyarılara ve öğütlere rağmen Nûh’un kavmi ilahi nizam ve ahlaka uygun yaşamayı reddettiler. Biz de Nûh ve onunla birlikte iman edenleri gemiye bindirerek tufandan kurtardık ve onları yeryüzünün yeni halifeleri, vârisleri kıldık. Allah’ın âyetlerini yalan sayıp, umursamayanları da suda boğulmaya terk edip helak ettik.

73. Bütün uyarılara ve öğütlere rağmen Nûh’un kavmi yine de ilahi nizam ve ahlaka uygun yaşamayı reddedip onu yalanladılar. Ancak biz Nûh ve gemide onunla beraber iman etmiş olanları gemiye bindirerek tufandan kurtardık ve onları yeryüzüne yeni vârisler ve o ülkede egemen halifeler kıldık. Ayetlerimizi umursamayıp yalanlayanları da suda boğduk ve helak ettik. Gittikleri yolun âkıbeti konusunda uyarılan fakat uyarıldıkları halde aldırış etmeyen isyankarların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

74

74 Daha sonra da Nûh’un arkasından gelen kavimlerin her birine, kendi içlerinden Peygamber gönderdik. Apaçık âyetler ve mucizelerle hakikati yaşamaya davet ettik fakat onlar da öncekiler gibi yalan saydıkları âyetler üzerinde bir kez düşünüp de anlam ve önemini kavramadan hemen reddettiler. Bu sebepten geçmişte onlar gibilerinin kalpleri nasıl katılaşıp mühürlendiyse, nankörleşip azgınlaşan bu müşriklerin de kalpleri öylece katılaşıp mühürlenir.

74. Daha sonra onun ardından gelen kavimlerin her birine kendi içlerinden birçok peygamber gönderdik. Hakikati yaşamaya davet için onlara açık mucizeler ve belgeler getirdiler. Ancak onlar gönderilen onca peygambere rağmen daha öncekilerin yalanlamış oldukları şeyler üzerinde bir kez düşünüp de bir türlü inanmak istemediler ve hemen reddettiler. Biz atalarımızı neye inanır bulduysak ona iman ederiz dediler. Çünkü yaptıkları kötülükler yüzünden kalpleri kararmış, âdeta pas tutmuştu. İşte nankörleşip azgınlaşarak ve inkârda ısrar ederek haddi aşanların kalpleri katılaşıp böyle mühürlenir.

75-77

75-77 Bu peygamberlerin ardından Musa ve Harun’u âyetlerimizle, Firavun başta olmak üzere, onun çevresindeki yöneticilerine, seçkinlerine ve kavmine peygamber olarak gönderdik, onlar da Allah’ın âyetlerine karşı kibirli davranıp, büyüklük taslayıp sırtlarını döndüler, inatla müşrik kalmayı sürdürdüler. Öyle ki Musa’nın peygamberliği ve Allah’ın âyetleri kendilerine apaçık delillerle gösterilmesine rağmen, “Bunlar düpedüz sihirdir.” dediler. Musa da onlara, “Sizi doğru olan hayat nizamına bu mucizelerle çağırmak sihirbazların ne işidir ne de görevleridir, onlar bu âyetleri ne bilir ne söyler ne de bu mucizeleri gerçekleştirebilirler.” dedi.

75. Sonra onların ardından Musa ile Harun’u, ayetlerimizle Firavun ile onun çevresindeki ileri gelenlerine ve kavmine peygamber olarak gönderdik. Ne var ki onlar da Allah’ın âyetlerine karşı kibirli davranmayı alışkanlık hâline getirip büyüklendiler ve inatla müşrik kalmayı sürdürerek günahkâr bir topluluk oldular.

76. Onlara katımızdan Musa’nın peygamberliği ve Allah’ın âyetleri gibi mucizeler ve deliller kendilerine apaçık ulaşınca: “Bu elbette düpedüz bir sihirdir” dediler.

77. Musa onlara: “Gerçek size gelince neyin sihir, neyin mucize olduğunu Allah’ın izniyle göreceksiniz. Bunlar sihir’ diyorsunuz öyle mi? Siz hiçbir büyücünün, zâlim bir diktatörün karşısına çıkıp davasını korkusuzca haykırdığını, onu Allah’ın dinine dâvet ettiğini gördünüz mü? Sizi doğru olan hayat nizamına bu mucizelerle çağırmak sihirbazların ne işidir ne de görevleridir Eğer sihirbazlar tevbe etmezlerse kurtuluşa eremezler ” dedi.

78

78 Musa’dan bunları dinleyen Firavun’un meclisinin üyeleri, Musa’ya dediler ki: “Ne yani, sen bize atalarımızdan miras kalan ve bizim de devam ettirmekte olduğumuz, hayat nizamımızdan vazgeçip onu yürürlükten kaldırmamızı ve senin davet ettiğin nizama dönmemizi, yönetimi kardeşin Harun’la sana bırakmamızı mı istiyorsun, bunun için mi geldin? Ey Musa! İyi bilesin ki bizler senin söylediklerine asla inanmayacağız.”

78. Musa’dan bunları dinleyen Firavun’un meclisinin üyeleri, Musa’ya dediler ki: “Sen bizi senin davet ettiğin nizama dönmemiz için atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve kuracağınız yeni düzenle bu ülkede yönetimi kardeşin Harun’la sana bırakarak üstünlük ve hakimiyetin ikinize geçmesi için mi geldin? Ey Musa ve Harun iyi bilesiniz ki elimizdeki saltanatı kimseye kaptırmaya niyetimiz yok! Dolayısıyla biz size ve söylediklerinize asla iman edecek değiliz” dediler.

79-82

79-82 Sonra da Firavun, adamlarına ülkedeki bütün sihirbazların toplanıp getirilmesini emretti. Nihayet sihirbazlar toplanıp getirildiler. Önceden kararlaştırılan yerde ve zamanda halkla birlikte Firavun, sihirbazlar ve Musa karşı karşıya geldiler. Musa, sihirbazlara seslenerek “Ne hüneriniz varsa koyun ortaya da görelim.” dedi. Böylece sihirbazlar göz boyama sanatlarının aletleri olan iplerini ve asalarını ortaya çıkarınca, Musa da onlara, “Sizin bu yaptıklarınız sadece göz boyamadan ibaret sihirbazlıktır. Hiç şüpheniz olmasın ki Allah bunu boşa çıkaracaktır çünkü Allah fesatçıları, bozguncuları asla amaçlarına ulaştırmaz. Müşrik ve kâfirler istemese de Allah gerçeği apaçık ortaya çıkarır. Böylece benim peygamberliğimi ve daveti Allah adına yapmakta olduğumu size gösterir.” dedi.

79. Sonra da Firavun Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u halkın gözünden düşürmek için adamlarına: “ Etrafa haber salın. Bu civarda bilgilibütün bilgin sihirbazları toplayıp bana getirin” dedi.

80. Nihayet sihirbazlar toplanıp getirildiler. Önceden kararlaştırılan yerde ve zamanda halkla birlikte Firavun, sihirbazlar ve Musa karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar gelince Musa sihirbazlara meydan okurcasına seslenerek onlara: “ Haydi atacaklarınızı atın. Ne hüneriniz varsa koyun ortaya da görelim.” dedi.

81. Ellerindeki ipleri ve değnekleri attıklarında attıkları şeyler ortalıkta dolaşan yılan ve çıyanlara dönüşüp büyük bir büyü sergilediler. Bunun üzerine Musa onlara dedi ki: “Sizin bu yaptığınız şey sadece göz boyamadan ibaret bir sihirbazlıktır. Hiç şüpheniz olmasın ki Allah bunu benim vasıtamla boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların fesatçıların işlerini düzeltmez ve asla amaçlarına ulaştırmaz.

82. Müşrik ve kâfir suçlular hoşlanmasalar da gün gelecek Allah yasaları ve sözleriyle gerçeği apaçık ortaya çıkaracaktır. Böylece benim peygamberliğimi ve daveti Allah adına yapmakta olduğumu size gösterir.” dedi. Bu sözlerin ardından Mûsâ’nın attığı âsa, sihirbazların bütün sihirlerini yutuverdi. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandı. Bu gelişmeyi gören Firavun her diktatörün yaptığı gibi yaptı ve uyguladığı şiddetin dozunu artırdı.

83-86

83-86 Musa’nın Allah’ın izni ile ortaya koyduğu mucizeler ve Allah’ın âyetleri ile yaptığı çağrıya, kavminden ancak çok azı iman etti, halkın geri kalanı ise Allah’ın bildirdiği sınırları tanımayan Firavun’un ve adamlarının zulmünden korkup, davetten uzak durdular. Bunun üzerine Musa kavmine, “Ey halkım! Şayet gerçekten ve yürekten Allah’a iman edip O’na güveniyorsanız, o halde davetine teslim olup sorumluluklarınızı yerine getirmenin gayreti içinde olun.” dedi. Bu ilâhî çağrıya iman eden mü’minler, “Biz yalnız Rabbimiz olan Allah’a güvenip dayanmaktayız, Rabbimiz bizi bu zalim kavmin zulmü ile sınama, bizi bunların elinde rüsvay etme ve rahmetinle bizi bu müşriklerin elinden kurtar.” diye dua ettiler.

83. Baskı o kadar fazlaydı ki Allah’ın bildirdiği sınırları tanımayan Firavun ve adamlarının zulmünden korkup kendilerine kötülük etmeleri korkusuyla, kavminden Musa’ya, çok az bir genç gruptan başka davetten uzak durarak iman eden olmadı. Musa’nın Allah’ın izni ile ortaya koyduğu mucizeler ve Allah’ın âyetleri ile yaptığı çağrıya, kavminden ancak çok azı açıkça iman etti, Şüphesiz Firavun zorba bir diktatörlükle yeryüzünde iyice büyüklenmişti ve o haddi aşanlardandı.

84. Musa müminleri eğitmek üzere onlara dedi ki: “Ey kavmim! Eğer gerçekten ve yürekten Allah’a iman ettiyseniz, hakkıyla teslim olup Müslüman olduysanız, zorba yöneticilerin tehditlerinden korkup beni yalnız bırakmayın, sadece O’na güvenin ve davetine teslim olup sorumluluklarınızı yerine getirmenin gayreti içinde olun.”

85. Onlardan bu ilâhî çağrıya iman eden mü’minler de Mûsâ’ya cevaben dediler ki: “ Biz yalnız Rabbimiz olan Allah’a güvendik ve O’nun yardımına sığındık. Ey Rabbimiz baskı ve şiddetine maruz bırakarak bizi zalimler topluluğu için bir imtihan unsuru olarak sınama, bizi bunların elinde rezil rüsva etme. Ne olur bizleri altından kalkamayacağımız ağır imtihanlarla imtihan etme! Bizi kâfirler karşısında yenik düşürerek onların iyice azgınlaşmasına sebep kılma. Altından kalkamayacağımız çetin belâlarla bizi yüz yüze getirme ya Rabbi

.86. Engin lütuf ve rahmetinle bizi bu kâfirler topluluğundan bir an önce kurtar.”

87

87 Bunlar yaşanırken Biz de Musa ve Harun’a şöyle vahyettik: “Şehirde sıklıkla bir araya gelebileceğiniz evler oluşturun, birliğinizi pekiştirin, evlerinizi Allah’ın mesajlarının öğretildiği mescitlere çevirin ve namazlarınızı kılın. Ey Musa! İmanlarından taviz vermeden bunu görev bilip yerine getirenlere de zaferin Allah’ın yardımıyla kendilerine ulaşacağını müjdele.”

87. Bunlar yaşanırken Biz Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: Bir sığınak ve toplantılarınızın yapılacağı karargâh olacak şekilde kavminiz için şehrinizdeki her semtte istişareler yapacağınız ve Allah yolunda sıklıkla bir araya gelipbirliğinizi pekiştirenevler oluşturun. Bir ümmet olarak bu evlerinizi birinden diğerine geçilebilecek ve birbirini görüp irtibatlı olacak şekilde organize edin ve birer ibadethane haline getirip Allah’ın mesajlarının öğretildiği mescitlere çevirin ve bu evlerde namazlarınızı da dosdoğrukılın. Ey Musa! Bunu görev bilip yerine getiren Mü’minlere de Allah’ın yardımıyla zaferin mutlaka ulaşacağını müjdele.

88-89

88-89 Bunun ardından Musa da ellerini açıp şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Sen Firavun ve onun ileri gelenlerine, bu dünyada görkemli bir zenginlik ve saltanat verdin, onlar da bu imkânlar ve güçle insanları doğru yoldan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. İşte bu sebepten Sen onların servetlerini ve güçlerini yok edip kökünü kazı. Yüreklerinde bunun acısını ve sıkıntısını duyup zelil olsunlar. Rabbim, anlaşılan o ki bunlar can yakıcı azabı görmeden gerçeği kabul etmeyecekler.” Allah da Musa’ya şöyle vahyetti: “Senin ve kavminden iman edenlerin, duanız kabul edildi mü’minlerle birlikte Allah’ın davetine sabırla, sebatla sarılmaya devam edin ve sakın bundan vazgeçip de Allah’a başkaldıranların yolunu izlemeyin.”

88. Bu müjde Mûsâ ile birlikte iman edenleri sevindirmişti ama bu arada Mısır’da Firavunun baskıları da her geçen gün artıyordu. Allah, firavun ve adamlarının kesinlikle iman etmeyeceklerini Mûsâ ve Hârûn’a bildirdi. Bunun ardından Musa kardeşi Hârûn ile birlikte ellerini açıp şöyle dua etti “Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve adamlarına, dünya hayatında göz kamaştırıcı bir zenginlik ve saltanat verdin. Ey Rabbimiz! onlar da bu imkân ve güçle insanları, senin doğru yolundan uzaklaştırmaya çalışıp saptırıyorlar. Bu ne büyük nankörlüktür ki, kendilerine bahşettiğin bunca imkân ve nimetlere şükredip sana kulluk yapmaları gerekirken, haddi aşarak şımarıyor ve ısrarla hakkı inkâr edip senin dinine savaş açıyorlar. Ey Rabbimiz! İşte bu sebepten onların mallarını servetlerini ve güçlerini yok et. Kalplerine de darlık ve korku ver ki yüreklerinde bunun acısını ve sıkıntısını duyup zelil olsunlar. Rabbim, anlaşılan o ki inkârda ısrar ettikleri için can yakıcı acıklı azabı görmeden gerçeği kabul edip iman etmeyecekler dedi.

89. Bu dua üzerine Allah da Mûsâ ve Hârûn’a seslenerek dedi ki: Duanız kabul edildi. O halde siz sabredin. Mü’minlerle birlikte Allah’ın davetine sabırla, sebatla sarılıp fiili dua olan doğruluğa devam edin. Sakın bundan vazgeçip de Allah’a başkaldıranların, hak hakikat nedir bilmeyen cahillerin yolunu izlemeyin dedi.” Aradan geçen zaman içinde Mısır’da açılan evler İsrâiloğullarını belli bir bilinç düzeyine getirdi. Mûsâ Allah’tan aldığı emir gereğince bir gece kavmiyle beraber Mısır’dan ayrıldı. Fakat onların ayrıldığını haber alan Firavun ve ordusu kısa süre içinde onlara yetişti. Mü’minler denizle düşman arasına sıkışıp kalmışlardı.

90-92

90-92 Sonra da İsrailoğullarını denizin öte yakasına geçirdik. Firavun ve askerleri de hışımla, kinle onların arkasından denizde açılan yoldan takibe koyulunca, denizi üzerlerine kapatıp hepsini suda boğduk. Firavun boğulmak üzereyken, “Ben anladım ki İsrailoğullarının inandığı gibi Allah’tan başka gerçek ilah yoktur, ben de artık O’na teslim olanlardanım.” dedi. Sonra da ona şöyle seslenildi: “Şimdi mi aklın başına geldi ve Allah’tan başka ilah olmadığını anladın ey Firavun! Oysa sen kendini ilah kabul edip, halkına da bunu kabul ettirmeye çalışıyor, gerçeğe karşı çıkıp Allah’a başkaldırıyordun. Bugün senin cesedini insanlara bir ibret vesikası olsun diye sudan çıkaracağız fakat bütün delilleri görüp bilmelerine rağmen insanların çoğu, Allah adına yapılan davete karşı duyarsız kalmaya devam ederler.”

90. Sonra da Kızıldeniz’i ortadan ikiye ayırdık ve İsrailoğullarını denizden karşıya geçirdik. Fakat bu mucizeyi görmelerine rağmen öfkeden çılgına dönen Firavun ve askerleri kinle ve hışımla saldırmak için onların peşlerine düştüler. Mûsâ için ayrılan deniz İsrail Oğulları karşıya geçer geçmez, Firavun ve askerleri geçerken tekrar kapanmaya başlayıp birleşti. Nihayet dev dalgalar altında kalıp öleceğini anlayan Firavun suda boğulmak üzere iken çaresizce şöyle dedi: “İsrailoğullarının inandığı gibi Allah’tan başka bir gerçek ilah olmadığına iman ettim ve ben de artık O’na teslim olan Müslümanlardanım”

91. “Şimdi mi aklın başına geldi ve Allah’tan başka ilah olmadığını şimdi mi anladın ey Firavun? Oysa daha önce defalarca mucize görmene rağmen gerçeğe karşı çıkıp Allah’a isyan etmiş ve kendini ilah kabul edip halkına da bunu kabul ettirmeye çalışarak bozgunculardan olmuştun. Bu yüzden, son nefeste ettiğin bu iman, sana hiçbir yarar sağlamayacaktır.

92. Senden sonraki geleceklere bir ibret olman için bugün senin cesedini denizde balıklara yem olmadan kurtarıp sahile atacağız. Böylece insanlar, zalimlerin nasıl bir âkıbeti beklediğini gözleriyle görecekler! Ne var ki, ibret alanların sayısı çok azdır.  Gerçekte ise bütün delilleri görüp bilmelerine rağmen insanların çoğu bizim ayetlerimizden ve Allah adına yapılan davete karşı duyarsız ve habersizdirler.

93

93 Bu yaşananların ardından İsrailoğullarını, verimli, güzel ve güvenli bir yurda yerleştirdik, temiz, helal rızıklar ikram ettik fakat kendilerine kurallarını Allah’ın belirlediği nizam ve ahlaka uygun yaşamaları tebliğ edilip Allah’ın hükümlerini içeren âyetler bildirilince işte o zaman da ilahi yasalara uymak konusunda aralarında ihtilafa düşüp tartışmaya ve çekişmeye başladılar. Elbette Allah, bu tutumlarından dolayı onları hesaba çekecek.

93. Andolsun biz İsrailoğullarını verimli güzel ve güvenli bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz helal rızıklar verdik. Kendilerine peygamberler göndermeye devam ettik. Kurallarını Allah’ın belirlediği nizam ve ahlaka uygun yaşamaları tebliğ edilip Allah’ın hükümlerini içeren âyetler bildirilerek ilim gelince, ilahi yasalara uymak konusunda aralarında tartışmaya ve çekişmeye başlayıp ayrılığa düştüler. Allah onlara, ellerindeki Tevrat’ın aslını onaylayan yeni bir kitap ve yeni bir Peygamber gönderince, kimisi ona inandı, kimisi inkâr etti. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri bu hususlarda aralarında hükmünü verir. Onlar verdiğimiz hükümlerle tartıştıkları konuların gerçeğini öğreneceklerdir.

94-97

94-97 Sana indirdiğimiz kitap ile bildirdiğimiz kıssaların doğruluğundan şüphe edersen, içinizde sizden öncekilere gönderdiğimiz kitaplardan geride kalan gerçekleri okuyanlar da var, onlardan sor! Hiç şüphen olmasın ki Rabbinden sana ulaştırılan vahiy, hidayetin ta kendisidir. Sakın şüphecilerden olma! Allah’ın âyetlerini “Bunlar uydurmadır” diye yalan sayanlardan olma, sonra hüsrana ve ziyana uğrayanlardan olursun.

94. Ey Kur’an okuyan insan. Eğer sana geçmiş nebiler hakkında bu kitap ile bildirdiğimiz kıssaların gerçekliğinden kuşkuya düşersen senden öncekilere gönderdiğimiz Tevrat gibi kitaplardan geride kalan gerçekleri okuyanlar var onlara da sor. O zaman anlayacaksın ki, Rabbinden sana ulaştırılan vahiy gerçeğin ve hidayetin ta kendisidir. Sakın ha şüpheye düşenlerden olma. Göreceksin Allah’ın bütün elçileri de hep bu evrensel gerçeği tebliğ etmişlerdir. Buna insanlık tarihi şahittir.

95. Ne olursa olsun sakın Allah’ın ayetlerini ve hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayanlardan, bunlar uydurmadır diye yalanlayanlardan ve onları yaşamaktan geri duranlardan da olma. Sen, yolunun doğruluğuna olan sarsılmaz inancın ve Allah’a mutlak itimat ve tevekkülünle vazifene devam et. Aksi takdirde dünya da Âhirette de kaybedenlerden ve hüsrana uğrayanlardan olursun.

96. Gerçek şu ki, inkârda ısrarlarından dolayı haklarında Rabbinin verdiği ebedî azap hükmü kesinleşmiş olanlar asla iman etmezler. Hâlbuki düşünüp öğüt almaları için; onlara ne çok süre ne çok delil verilmişti.

97. Üstelik kendilerine hakikati tüm berraklığıyla gösteren her türlü delil ve mucize gelse bile son nefeslerini verirken acıklı azabı kendi gözleriyle görünceye kadar inkâr ve isyan içinde bocalayacaklardır. Ayetlerimizin gerçeğini anlamaya karşı bu kadar katı, bu kadar önyargılıdırlar. Akıllarını da hiç kullanmazlar. O azabı gördüklerinde de iman ettik derler fakat Firavun örneğinde olduğu gibi imanları onlara bir fayda sağlamaz.

98

98 Böyleleri kendilerine gerçeğin her türlü delili ve mucizesi gösterilse bile yine de inanmazlar ta ki can yakıcı azap ile karşılaşıncaya kadar. Keşke azap başlarına gelmeden, yaratılış sebepleri olan hayat nizamına dönselerdi! Yunus’un kavmi dışında, davete önce karşı çıkıp, sonra da azapla karşılaşacaklarını akledip ilahi nizama sarılan başka bir toplum çıkmadı. Onlar Allah adına yapılan davet ile yaşamaya dönünce, Biz de onları dünya hayatlarında zelil ve perişan olacakları azaptan kurtardık ve onlara bu süre içinde hidayet üzere yaşamanın, gücünü, şerefini ve mutluluğunu tattırıp nimetlerimizden bolca yararlandırdık

98. Davete önce karşı çıkan, fakat azapla karşılaşacaklarını anlayıp kendilerine azap gelmeden önce iman eden ve bu imanları da kendilerine yarar sağlamış bir toplum asla olmadı ki. Sadece Yunus’un kavmi hariç. Çünkü Yunus, halkını yeteri kadar uyarmadan, ümitsizliğe düşüp görev yerini terk etmişti. Oysa Biz, hakîkati tüm açıklığıyla ortaya koyan bir elçi göndermedikçe, hiç kimseye azap etmeyiz. Ki onlar akledip Allah adına yapılan davet ile yaşamaya dönerek iman edince Biz de tövbelerini kabul ettik. Dünya hayatında perişan olacakları acı vealçaltıcı azaptan onları kurtardık. Sonra da kendilerine belli bir süre daha hidayet üzere yaşamanın, gücünü ve mutluluğunu tattırıp nimetlerimizden bolca yararlandırdık. Şu hâlde, ey Müslüman! Sakın sen de Yûnus gibi aceleci davranıp da bütün insanların çabucak inanmalarını bekleme! İnanmıyorlar diye de ümitsizliğe kapılma. Zira inkâra şartlanmış olanlar, sen onlara en büyük mûcizeleri göstermiş olsan bile, inkârcılıktan vazgeçmeyeceklerdir.

99

99 Şayet Rabbiniz dileseydi, yeryüzündeki tüm insanları, iman etmeye zorla mecbur ederdi. Elbette buna gücü yeter ama böyle olmasını istemedi. Allah diledi ki her insan kendi iradesiyle seçimini yapsın ve karşılığını hak etsin. Hal böyleyken şimdi siz insanları buna zorlayacak mısınız?

99. Şayet Rabbin insanlara irade vermeyip zorla iman ettirmek isteseydi yeryüzündeki tüm insanlar mecburen iman ederdi. Elbette buna gücü yeter ama böyle olmasını istemedi. Allah diledi ki her insan kendi iradesiyle seçimini yapsın ve karşılığını hak etsin. Şu hâlde sen de ısrarla küfrü tercih eden insanları iman etmeleri için zorlayacak değilsin. Böyle bir şeye hakkın yok. Senin görevin, hakîkati onlara güzelce duyurmaktan ibarettir. Dolayısıyla, iman etmiyorlar diye kendini kahretme.

100

100 Allah, aklını kullanıp yaratılış sebebini düşünüp de ona göre yaşamak isteyenleri hakikate ulaştırır. O’nun rehberliği olmadan hiç kimse doğruya ulaşamaz. Allah, aklını hakikati aramak uğrunda kullanmayanları pislik içinde bırakır.

100. Elbette Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse iman edemez. Ancak Rabbin hiçbir insanın kalbini, kendisi istemedikçe değiştirmez. Rabbinin adaleti budur. Ama inanmak iradesi insanın elindedir. O’nun rehberliği olmadan hiç kimse doğruya ulaşamaz. Çünkü Allah düşünüp aklını hakikati aramak uğrunda kullanmayan, önyargılı insanları manevi pislik ve rezillik içinde bırakır. Aklını kullanıp yaratılış sebebine göre yaşamak isteyenleri ise hakikate ulaştırır Bu ilâhî kanun gereğince, hakîkate yönelmeyen insanların iman etmeleri mümkün değildir.

101

101 Ey insanlar! Göklerde ve yerde nelerin yaratılmış olduğuna ve nasıl bir düzen içinde yaşatıldıklarına bir bakın, Allah’ın ilminin ve gücünün sınırsızlığını görüp, davetine sarılın fakat ne yazık ki insanların çoğu görüp, işitmelerine rağmen yaratılış sebepleri olan hayat nizamına sırtlarını dönerler.

101. Ey Peygamber! Senden mûcize isteyenlere de ki: “Göklerde ve yerde nelerin yaratılmış olduğuna, muhteşem mucizelere ve nasıl bir düzen içinde yaşatıldıklarına bir bakın ve düşünüp ibret alın.” Allah’ın ilminin ve gücünün sınırsızlığını görüp, davetine sarılın. Ne yazık ki yaratılış sebepleri olan hayat nizamına sırtlarını dönerek gerçeklere iman etmeyen bir topluluğa görüp, işitmelerine rağmen bütün iman esaslarını ispat eden bunca deliller, ayetler ve uyarılar bir şey kazandırmaz.

102

102 Anlaşılan o ki bu müşrikler de kendilerinden önce, Allah’ın Rabliği ve ilahlığının üstünü örtüp inkâr etmeye çalışanların başlarına gelen azabın kendi başlarına gelmesini bekliyorlar. Sen onlara de ki: “O halde olacakları bekleyin bakalım. Ben de sizinle birlikte bekleyeceğim.”

102. Onlar hâlâ iman etmek için ne bekliyorlar? Yoksa Allah’ın Rabliği ve ilahlığının üstünü örtüp inkâr etmeye çalışan bu müşrikler kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen azap dolu günlerin benzerinin gelmesini mi bekliyorlar? Bu gâfillere de ki: “ O halde olacakları bekleyin bakalım! Ben de sizinle beraber sabırla bekleyeceğim.”

103

103 Biz değişmez kanunumuz ve vaadimiz gereği davetimizden yüz çevirenleri dünyada da hak ettikleri azap ile cezalandırır, elçilerimiz ve onunla birlikte iman edenleri ise helak olmaktan kurtarırız.

103. Bu bekleyiş esnasında, müminlerle kâfirler arasında büyük bir mücadele yaşanır. Zalimlere biraz mühlet veririz Biz değişmez kanunumuz ve vaadimiz gereği davetimizden yüz çeviren kâfirleri hak ettikleri azap ile cezalandırırız. Sonra peygamberlerimizi ve onunla birlikte iman etmiş olanları ise helak olmaktan kurtarırız. Ey mü’minler sizi de ilahi adalet gereğince, hak uğrunda sabırla mücadele ettiğiniz için kurtarmak ve zafere ulaştırmak üzerimize bir borçtur.

104-106

104-106 Ey Peygamber! Âyetlerimizi yalan sayanlara de ki: “Şayet Siz benim Allah adına yaptığım davetten vazgeçip de size uyacağımı düşünüyorsanız, iyi bilin ki ben sizin Allah’la birlikte ilah edindiklerinize asla itaat etmem. Ben, ancak sizin de benim de canlarımızı alacak, sonra da tekrar diriltip hesap soracak olan Allah’ı ilah edinir ve yalnız O’na itaat ederim. Bana emredilen, O’na güvenip teslim olmaktır.” Yine bana emredildi ki, şirkten ve küfürden arınmış olarak bütün gücünle Allah’a yönel ve sakın O’ndan başka bir ilâh kabul edip de şirk koşanlardan olma! Yüzünü hak dine çevir! Size bir hayrın dokunmasını ya da uğradığınız bir musibetten kurtulmayı istiyorsanız, Allah’tan başkasına dua edip yardım dilemeyin. Şayet Allah’tan başkasından yardım dilerseniz hiç şüphesiz zalimlerden olursunuz.

104. Ey Peygamber! Âyetlerimizi yalan sayanlara de ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında bir kuşkunuz varsa ve Allah adına yaptığım davetten vazgeçip de size uyacağımı düşünüyorsanız, şunu gayet iyi bilin ki ben, sizin Allah’ın dışında ilah edinip taptıklarınıza asla itaat ve ibadet etmem de yasalarına uyarak tapmam da. Ben ancak benim de sizin de canınızı alacak sonra da tekrar diriltip hesap soracak olan Rabbimin yasalarına uyarak Allah’a kulluk ederim. Ben O’na güvenip teslim olan ve inançlarından zerre kadar taviz vermeyen dosdoğru mü’minlerden olmakla emrolundum.”

105. Ve yine bana şu ilâhî emirleri söylemem de emredildi: “ Şirkten ve küfürden arınmış olarak yüzünü dosdoğru ve her türlü bâtıl ideolojilerden arınmış bir şekilde hak dine çevir ve bütün gücünle ve tevhid inancıyla Allah’a yönel. Sakın Rabbinin yasalarından başka yasalara uyarak O’ndan başka bir ilâh kabul etme ve böylece Allah’tan başka varlıkları yücelterek şirk koşanlardan olma.

106. Size bir hayrın dokunmasını ya da uğradığınız bir kötülükten kurtulmayı istiyorsanız Allah’ı bırakıp da Allah’tan başka sana bir yararı veya zararı dokunmayacak şeylere dua edip yardım dilemeyin ve yasalarına uyarak tapmayın. Eğer böyle yaparsan o takdirde hiç şüphesiz kendine yazık eden zalimlerden olursun. Çünkü Allah’tan başka yasalarına uyarak taptıkların nihayetinde yarattığımız varlıklar olacaktır. Yaratılanların yaratılmışlara tapması insana yakışmaz.

107

107. Allah seni uyarmak, ya da sınamak için sana bir sıkıntı verirse iyi bilesin ki onu yine O’ndan başka kimse gideremez. Eğer senin için bir iyilik dilerse O’nun hayrına da lütfuna da kimse engel olamaz. O bu lütfunu kullarından layık görüp dilediğine verir. O, mü’minlere karşı şefkatli ve bağışlayıcıdır, tevbe ile kendisine yönelen kullarına karşı da merhamet edicidir.”

108

108 Ey Peygamber! De ki: “Ey insanlar! İşte size yaratılışınızın sebebini bildiren ve ona uygun nasıl yaşamanız gerektiğini açıklayan Kur’an geldi. Bundan sonra kim, ona uyarsa, elbette bu seçimi hayrına olacaktır. Fakat her kim de buna rağmen başka bir hayat tarzı ile yaşamayı seçerse kendine zarar vermiş olacaktır. Ben asla sizin tercihlerinizden sorumlu değilim.”

108. Ey Peygamber de ki: “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden yaratılışınızın sebebini bildiren ve ona uygun nasıl yaşamanız gerektiğini açıklayan ve hak olan Kur’an gelmiştir. Bundan sonra kim hakka tâbi olup hidayeti kabul eder ve doğru yola girerse elbette bu seçimi kendi yararına olur. Fakat her kim de başka bir hayat tarzı ile yaşamayı seçip Kur’an dışı yollara saparsa felaketlerini hazırlayıp kendi aleyhine sapıtmış olur. Ben sizin tercihlerinizden ve yaptıklarınızın akıbetinden sorumlu değilim. Sizin üzerinize bir koruyucu vekil de değilim.

109

109 Ey Peygamber! Sen de yalnız sana indirilenlere uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret, Allah herkes hakkında en doğru hüküm verendir.

109. Ey Peygamber! Sen de sadece sana vahyedilen bu hikmetli ayetlere uy ve hedefe ulaşma konusunda sakın aceleci davranma. Allah hükmünü verinceye kadar ve vaad ettiği zafer gelinceye kadar bu yolda uğrayabileceğin zorluk ve sıkıntılara sabret. Unutma; O Allah herkes hakkında en doğru zamanda en doğru en güzel hüküm verendir, hüküm verenlerin de en hayırlısıdır.

Scroll to Top