Yusuf Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

Mushaf (Kuran) Sırası

Nuzül (İniş)Yeri

Nüzül (İniş) Sırası

Sure Hakkında Bilgi

1-3

1-3 Elif. Lâm. Râ. Bu kitabı anlaşılsın, üzerinde düşünülsün diye, kullandığınız dilin harflerinden oluşan sözlerle, apaçık Arapça bir hitap olarak indirmekte, öğüt alınmak üzere geçmiş kavimlerin de kıssalarını bildirmekteyiz. Ey Peygamber! Biz sana bunları vahyetmeden önce sen bunlardan habersizdin.

1. Elif. Lâm. Râ. Dinle bak, ey insan! Rabbi’nden sana bir mesaj geldi. Bunlar hakkı bâtıldan ayırt eden, her türlü gerçeği anlatıp açıklayan, Hak’tan geldiği de apaçık ortada olan, kendisi de apaçık Kitab’ın ayetleridir.

2. Biz, anlayıp düşünün, akıl erdirin ve bütün insanlara anladıkları dilden anlatın diye, onu kullandığınız dilin harflerinden oluşan sözlerle, apaçık Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Kur’an’ın ilk muhatabı olan siz Araplar, eğer başka bir dili konuşuyor olsaydınız, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik.

3. Ey Peygamber. Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle içinde senin ve ümmetinin geleceğine ait mesajlar da bulacağın geçmiş kavimlere ait ibret dolu kıssaları en güzel şekilde sana anlatıyoruz. Oysa daha önce bunlardan habersizdin.

4-6

4-6 Vaktiyle Yusuf, babasına şöyle dedi: “Babacığım; ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın önümde eğilerek bana saygı gösterdiklerini gördüm.” Bunun üzerine babası Yakub da ona, “Yavrucuğum! Bu rüyanı kardeşlerine anlatma, olur ki kıskançlık edip sana bir tuzak kurmaya kalkarlar, çünkü şeytan kıskançlık duygularını kışkırtmak için fırsat kollar, unutma ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Ben bu rüyandan Rabbinin seni peygamber olarak seçeceğini ve sana rüyaların doğru yorumlanmasını ve olup bitenleri kavrama nimeti bahşedeceğini anlıyorum. Tıpkı ataların İbrahim ve İshak’a lütfettiği peygamberliği, Yakub’un soyunda seninle devam ettireceğine inanıyorum. Şüphesiz Rabbim her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerince yapandır.”

4. Hani vaktiyle Yusuf babasına: “Ey babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Bunların önümde hürmet kastı ile eğilerek bana secde ettiklerini gördüm” demişti.

5. Babası Yakub da ona dedi ki: ” Yavrucuğum rüyanı kardeşlerine anlatma sonra olur ki kıskançlık edip senin üstünlüğünü çekemeyerek şeytana uyarlar da sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan kıskançlık duygularını kışkırtmak için fırsat kollar. Unutma ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.

6. Rüyana gelince: Rabbin seni güzel ahlakından dolayı peygamber olarak seçecek, rüyada gördüğün olayların doğru yorumunu sana öğretecek ve olup bitenleri kavrama nimeti bahşedecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak’a ağır imtihanlardan sonra peygamberlik lütfettiği gibi sana ve Yakub ailesine vermiş olduğu nimetini de benzer bir şekilde Yakub’un soyunda seninle devam ettirip tamamlayacaktır.  Şüphesiz Rabbin her şeyi hakkıyla bilendir, her hüküm ve icraatında pek çok hikmet sahibidir.”

7

7 Gerçek şu ki Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında düşünenler için ibretler vardır.

7. Şüphesiz Yusuf ve kardeşlerinin başından geçen bu öyküde gerçeği arayıp soranlar ve düşünüp öğüt almak isteyenler için nice ibret verici dersler vardır.

8-10

8-10 Vaktiyle Yusuf ’un kardeşleri aralarında şöyle konuşmuşlardı: “Her işi bizim yapmamıza ve sayıca daha da fazla olmamıza rağmen, babamızın yanında Yusuf ve kardeşi daha kıymetli, dolayısıyla babamız bu konuda yanlış yapıyor.” derken içlerinden biri dedi ki: “Madem öyle Yusuf ’u öldürelim yahut tekrar aramıza dönemeyeceği uzak bir yere götürüp atalım, böylece babamız da bizi daha çok sevecektir.” Bir diğeri ise, “Yusuf ’u öldürmek yerine, kervanların gelip geçtiği yol üzerinde derin bir kuyuya atalım, onu bulup buralardan uzaklara götürürler, biz de böylece kurtulmuş oluruz.” dedi. Ve bunu yapmak üzere anlaştılar.

8. Vaktiyle Yusuf ’un üvey kardeşleri kendi aralarında konuşurlarken şöyle demişlerdi: “ Her işi bizim yapmamıza ve O’nun işine daha çok yaramamıza, sayıca da daha kalabalık olmamıza rağmen her nedense babamızın yanında Yusuf ve onun öz kardeşi Bünyamin bizden daha kıymetlidir. Oysa onlar iki küçük çocuk, belli ki babamız Yusuf’la kardeşini bizden daha çok severek apaçık bir yanılgı içindedir.

9. Kıskançlık ve haset gözlerini kör etmişti. Şeytan onlara şöyle fısıldadı ve içlerinden biri: Madem öyle Yusuf’u öldürün veya tekrar aramıza dönemeyeceği öyle uzak bir yere götürüp bırakın ki, Yakub babamızın ilgi ve alakası yalnızca bize yönelsin. Onu ortadan kaldırdıktan sonra da “halimiz ne olur?” diye de korkmayın, tevbe edersiniz, Allah sizi affeder, siz de bundan sonra huzur ve mutluluk içinde yaşayan iyi birer insan olursunuz. Babanızla da münasebetleriniz düzeltir, işleri yoluna koyarsınız dedi “

10. İçlerinden nispeten daha insaflı olan birisi de: “ Bence Yusuf’u öldürmeyin. Eğer bir şey yapacaksanız, onu şehrin dışında kervanların gelip geçtiği yol üzerinde derin bir kuyuya atın. Bakarsınız oradan geçen kervanlardan biri kendisini bulur ve buralardan uzaklara götürürler. Böylece, elimizi kana bulamadan amacımıza ulaşıp kurtulmuş oluruz dedi. Bu teklif, diğerleri tarafından da kabul edildi .Ve bunu yapmak üzere sinsi plân uygulanmaya başlandı.”

11-12

11-12 Nihayet anlaştıklarını uygulamak üzere babalarına giderek, “Baba, bizler Yusuf ’u çok sevmemize rağmen, nedense sen hep onu bizden uzak tutuyorsun, bize güvenmiyorsun. İzin ver o da yarın bizimle gelip oynasın ve eğlensin, biz onu canımız gibi koruyup kollarız, sen rahat ol ve bize güven.” dediler.

11. Nihayet kendi aralarında konuştuklarını uygulamak üzere babalarına gidip: “Ey babamız! Biz kır gezisine çıkmak istiyoruz, Yûsuf da bizimle gelebilir mi?” diye sorunca babaları, olacaklar içine doğmuşçasına “Ya başına bir şey gelirse” dedi. Bunun üzerine ağabeyleri Ey babamız! bizler Yusuf ’u çok sevmemize rağmen nedense, Yusuf’u bizden uzak tutup onun hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz ne de olsa onun kardeşleriyiz ve her zaman onun iyiliğini isteriz.

12.  Yarın onu bizimle birlikte göndermeye izin ver. Bizimle gelip kırlarda, bayırlarda gönlünce gezip oynasın. Sen hiç merak etme biz ona mutlaka gözümüz gibi bakarız canımız gibi kollayıp koruruz. Sen rahat ol ve bize güven dediler.

13-14

13-14 Babaları Yakub da onlara şöyle dedi: “Sizin onu götürmeniz beni endişelendirir, dalgınlıkla onu ihmal edebilir, kurda kuşa kaptırırsınız, o yüzden korkuyorum.” dedi. Bunun üzerine de onlar, “Biz bu kadar kalabalık olmamıza rağmen onu kurda kuşa kaptırırsak yazıklar olsun bize.” dediler

13. Babaları Yakub da onlara dedi ki: “ Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve endişelendirir. Ayrıca gideceğiniz yer tehlikelerle dolu. Siz oyuna dalıp ondan habersiz iken dalgınlıkla onu ihmal edebilirsiniz ve bir kurdun gelip onu yemesinden korkarım.” Bu sözlerle Hz. Yakub, farkında olmadan kötü niyetli oğullarına; “Yusuf’u kurt yedi” mazeretini sunuvermişti.

14. Bunun üzerine de onlar: “Biz bu kadar kalabalık güçlü, kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu bir kurt gelip yerse şüphesiz yazıklar olsun bize. Vallahi o zaman zavallı ve âciz kimselerden oluruz dediler.

15

15 Ertesi gün de Yusuf ’u yanlarına alarak kuyuya atmak üzere yola koyuldular. Biz de ona yolda, “Gün gelecek, hiç beklemedikleri bir zamanda, üstelik seni tanıyamadıkları bir konumda sana yaptıklarının haberini onlara vereceksin.” diye ilham ettik

15. Ertesi gün babalarını ikna ederek Yûsuf’u yanlarına alıp çıktılar. Onu götürüp kuyunun derinliklerine bırakmak üzere karar verdiler. Korku ve endişe içinde olan Yûsuf’un kalbine, Biz şöyle ilham ettik: “ Ey Yûsuf sakın korkma ve ümitsizliğe kapılma. Hiç şüphen olmasın ki bir gün gelecek, sen onların hiç beklemedikleri ve farkında olmayacakları bir zamanda ve seni tanıyamayacakları bir konumda kardeşlerini karşında bulacaksın. İşte o zaman bu yaptıklarını tek tek onlara hatırlatacaksın. O zaman, hepsi utanç ve pişmanlıkla başlarını öne eğip senden özür dileyecekler. Yûsuf’tan kurtulduklarını zannediyorlardı. Babalarının karşısına çıktıklarında daha inandırıcı olmak için Yûsuf’un gömleğini yanlarına almış ve o gömleğe kan bulaştırmışlardı.

16-18

16-18 Yusuf ’u kuyuya attıktan sonra da akşam vakti ağlamaklı bir görüntü ile babalarının karşısına çıkıp, “Baba biz yarış yapmak için uzaklaşırken Yusuf ’u da eşyalarımızın başına bırakmıştık, fakat geri döndüğümüzde onun bir kurt tarafından parçalanıp, yenilmiş olduğunu gördük, her ne kadar biz doğruyu söylemiş olsak da senin bize inanmayacağını da biliyoruz ama maalesef gerçek böyle oldu.” dediler ve üzerine sahte bir kan lekesi bulaştırdıkları gömlek parçasını da Yakub’a gösterdiler, çocuklarından bunları duyan Yakub da onlara dedi ki: “Anlaşılan o ki, kıskançlık duygularınız size çok kötü bir iş yaptırmış, bu durumda bana düşen güzel bir sabır gösterip, tahammül etmektir. Sizin bu yaptığınıza karşı bana dayanma gücü vermesi için Rabbime sığınır, O’ndan yardım dilerim.”

16. Yusuf ’u kuyuya attıktan sonra kanına buladıkları bu gömleği de yanlarına aldılar. Akşam karanlığı çökünce yalandan ağlayarak babalarının karşısına geldiler.

17. Hain ve hilekâr kardeşleri: “Ey babamız! Biz yarış yapmak için biraz uzaklaşmıştık. Yusuf’u da eşyalarımızın ve yiyeceklerimizin yanına bırakmıştık. Döndüğümüzde bir de ne görelim bir kurt onu parçalayıp yemiş. Biz doğru söylesek de sen bize inanmayacaksın. Fakat maalesef gerçek böyle oldu” dediler.  

18. Bu giriş konuşmasının ardından üzerine sahte bir kan lekesi bulaştırdıkları gömleği çıkarıp gösterdiler. Çocuklarından bunları duyan Yakup bütün soğukkanlılığını koruyarak onlara dedi ki: Çok ilginç, bu ne merhametli bir kurtmuş ki, içindekini yemiş ama gömleğe hiç zarar vermemiş. Böyle bir kurdun varlığına ilk kez şahit oluyorum. “Anlaşılan o ki, kıskançlık duygularınız nefisleriniz sizi aldatıp çok kötü bir işe sürüklemiş. Ben de sizi Allah’a havale ediyorum. Artık bana düşen tahammül edip güzel bir sabır göstermektir. Ne diyeyim sizin bu anlattıklarınıza ve yaptıklarınıza karşılık bana dayanma gücü vermesi için, ancak Rabbime sığınıp O’ndan yardım dilerim.”

19-20

19-20 Onlar kurdukları tuzakla ilgili uydurduklarını babalarına anlatmakta iken, kuyunun bulunduğu yere bir kervan gelip durdu ve içlerinden biri su çekmek için kovasını kuyuya sarkıtırken kuyudaki Yusuf ’u fark edip arkadaşlarına seslendi: “Kısmete bakın kuyuda bir erkek çocuk var.” diyerek Yusuf ’u kuyudan çıkardı ve köle pazarında satmak üzere yanlarına alıp yollarına devam ettiler. Allah da onların ne yaptıklarını ve niyetlerini biliyordu Nihayet kervan Mısır’a varınca, köle pazarında Yusuf ’u önemsiz bir para karşılığında sattılar, zaten ne kazansak kârdır diye düşünüyorlardı.

19. Onlar kurdukları tuzakla ilgili uydurduklarını babalarına anlatmakta iken, Yûsuf’un atıldığı kuyuya yakın bir yere bir kervan geldi. Sucularını suya göndermişlerdi Sucu su çekmek için kuyuya kovasını sarkıttı. Kuyudaki Yusuf ’u fark edip gözlerine inanamadı sonra da arkadaşlarına seslendi. “Müjde! Kısmete bakın bu kuyuda bir oğlan çocuğu var ” dedi ve Yusuf ’u kuyudan çıkardı. Onu köle pazarında satmak üzere bir ticaret malı gibi yanlarına alıp sakladılar ve yollarına devam ettiler. Oysa Allah onların yaptıklarını yapacaklarını ve niyetlerini çok iyi biliyordu.

20. Nihayet kervan Mısır’a varınca, köle pazarında Yusuf ’u masrafsız elde ettikleri için kelepir bir fiyata birkaç gümüş dirheme sattılar. Onlar zaten ne kazansak kârdır ve arayan soran olur diye ellerinden çıkarmak istediklerinden ona pek değer vermiyorlardı ve değerini pek düşük tutmuşlardı.

21

21 Mısır’da köle pazarından Yusuf ’u satın alan adam, karısına dedi ki: “Bu çocuğa iyi bak, belki ileride bize faydası olur, kim bilir beğenirsek onu evlat da edinebiliriz.” Böylece Yusuf ’u o ülkede sağlam bir yere yerleştirdik, ayrıca ona rüyaların yorumunu, işaret ettikleri gerçeklerin neler olduğunu öğrettik, Allah dilediği her şeyi gerçekleştirir, sonunda galip gelecek olan O’dur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği anlamak istemez.

21. Mısır’da köle pazarından onu satın alan kişi, kralın önde gelen vezirlerinden biriydi. Yûsuf’u alıp sarayına götürdü ve hanımına dedi ki: “Ona iyi bak! Olur ki ileride bize yarar sağlar, yahut beğenirsek kendisini evlat ediniriz” dedi. Böylece Yusuf’u o ülkeye yerleştirdik ve iyi bir konuma gelmesine zemin hazırladık. Ayrıca kendisine rüyaların yorumunu, işaret ettikleri gerçeklerin neler olduğunu katımızdan bir ilham ile öğrettik. Allah dilediği her şeyi gerçekleştirir, her işinde galiptir, mutlak güç ve irade sahibidir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmez ve anlamak istemez

22

22 Yusuf olgunluk çağına gelince de, O’na güçlü bir muhakeme yeteneği ile doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme ve insanları yönetme kabiliyetleri ihsan ettik. Biz, başına gelen sıkıntılara katlanırken yanlışa sapmayan, doğru olandan taviz vermeyenleri böyle ödüllendiririz.

22. Böylece aradan yıllar geçti. Yûsuf gençlik dönemini bitirip erginlik çağına gelince Yusuf’un kendisine iyi bir yönetici olabilmesi için güçlü bir muhakeme yeteneği ile doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme, insanları yönetme kabiliyetiyle Allah adına hayata hükmetme yetkisi ve görülen rüyaları en doğru şekilde yorumlama gibi kıymetli bir ilim verdik. İşte Biz sıkıntı ve zorluklara güzelce sabrederek Allah’ı görüyormuşçasına güzel davranıp iyilik yapanları, başına gelen sıkıntılara katlanırken yanlışa sapmayan, doğru olandan taviz vermeyenleri böyle ödüllendiririz.

23-24

23-24 Evinde barındığı kadın bir gün Yusuf ’a duyduğu arzuya kendini kaptırarak, onu baştan çıkarmak için odanın kapısını kapatıp Yusuf ’u yatağına almak istedi, bunun üzerine Yusuf: “Böyle bir işi yapmaktan Allah’a sığınırım, benim Rabbim bana bunca nimet vermişken, üstelik senin eşin de bana namusunu, malını, mülkünü güvenip emanet etmişken, asla ona da ihanet etmem, kendisine duyulan güvene ihanet edenler iflah olmazlar.” dedi. Kadın Yusuf ’la ilgili emeline ulaşmayı aklına koymuş, bunu yapmanın kararlılığı içindeydi. Şayet Allah bu işi yapmanın çirkinliğini Yusuf ’un kalbine ilham edip, onu sağlamlaştırmasaydı, neredeyse Yusuf da kadına uyup kendini helak edecekti. Biz onu taşkınlıktan ve çirkinlikten böylece koruduk. Çünkü Yusuf Bizim ihlâslı ve kendini kötülüklerden arındırmaya çalışan bir kulumuzdu.

23. Aradan yıllar geçti, güzel bir çocuk olan Yûsuf, çok yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Bir gün sarayda barındığı evin hanımı Züleyha, Yusuf ’a duyduğu arzuya kendini kaptırdı. Onu baştan çıkarmak ve ona sahip olmak istedi. Bu amacına ulaşmak için kocasının evde olmadığı bir gün, bütün odaların kapıları sıkıca kapadı ve bütün çekiciliği ile: “ Yatağına almak isteyip haydi gelsene bana!” dedi. Bunun üzerine Yusuf: “ Benim Rabbim bana bunca nimet vermişken böyle bir işi düşünüp yapmaktan Allah’a sığınırım. Üstelik senin eşin de bana namusunu, malını, mülkünü güvenip emanet etmişken, asla ona da ihanet etmem Doğrusu o kocan benim efendimdir. Bana iyi baktı ve çok iyiliğini gördüm. Kendisine duyulan güvene ihanet eden zalimler asla kurtuluşa eremezler” dedi.

24. Andolsun kadın Yusuf ’la ilgili emeline ulaşmayı aklına koyup ona arzu duymuştu. Eğer Allah bu işi yapmanın çirkinliğini onun kalbine ilham etmeseydi, Yusuf’ta kadına karşı bir arzu duyacaktı ve kendini helak edecekti. Fakat Allah’ın yardımı sayesinde, arzularına gem vurup, iffetini korumasını bildi. Bu şekilde kötülük ve ahlaksızlıktan onu koruduk. Çünkü Yusuf kendini kötülüklerden arındırmaya çalışan ihlâslı samimi ve seçkin kullarımızdandı.

25-29

25-29 Yusuf kendine saldıran kadından kurtulmak için kapıya doğru koşunca, kadın da arkasından koşup yakalayıp çekiştirdiği gömleğini yırttı, tam da bu sırada kadının kocası karşılarına çıkıverdi, kadın derhal kocasına, “Senin namusuna göz dikip, zarar vermek isteyen bu adamı cezasız bırakma, onun cezası zindana atılmak yahut işkenceye tabi tutulmak olmalı.” diyerek kendini kurtarmaya çalıştı. Bu durum karşısında şaşırıp kalan Yusuf da, “Asıl kendisi beni baştan çıkarmak istedi.” diyerek kendini savunmaya çalıştı. O esnada tartışmalara şahit olan ve ev sahibi kadının yakını olan bir kadın da suçlunun ortaya çıkarılması için şöyle dedi: “Eğer Yusuf ’un gömleği önden yırtılmış ise kadın doğru söylüyor, şayet gömlek arkadan yırtılmışsa Yusuf ’un söylediği doğrudur.” Bunun üzerine Yusuf ’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğu ortaya çıkınca, doğruyu söyleyenin Yusuf olduğu anlaşıldı. Gerçeği anlayan kocası da kadına dönerek, “Bu, sizin gibi kadınların kurdukları tuzaklardan biridir, sizin tuzaklarınız çok yamandır.” dedi ve Yusuf ’a da dönerek, “Yusuf, sen de bu olaydan kimseye söz etme.” dedikten sonra da karısına dönüp, “Ey kadın! Sen de bu yaptığından dolayı tevbe edip af dile, suçun sende olduğu açıkça görülüyor.” dedi.

25. Yusuf kendine saldıran kadından kurtulmak için, kadın da arkasından Yûsuf’u yakalamak için birliktekapıya doğru koşuştular. Yûsuf tam kapıya varmışken kadın da onun gömleğini arkadan çekip yırttı. Tam da bu sırada kapının yanında kadının kocasıyla burun burunakarşılaştılar. Sevgisine karşılık göremeyen kadın, Yûsuf’a karşı düşman kesildi ve suç bastırmak için derhal kocasına: “ Senin namusuna göz dikip ailene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan veya acı bir işkenceyle azaptan başka ne olabilir?” dedi ve kendini kurtarmaya çalıştı.

26. Bu durum karşısında şaşırıp kalan Yusuf kendisini savunarak: “Asıl o beni baştan çıkarmak istedi. Yakalanınca da suçu bana yıktı diyerek kendini savunmaya çalıştı. O esnada tartışmalara şahit olan ve ev sahibi kadının yakınlarından biri de suçlunun ortaya çıkarılması için şöyle hakemlik etti: “Eğer Yusuf ’un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir. Yûsuf yalan söylüyor demektir.

27. Ama eğer gömleği arkadan yırtılmışsa o zamankadın yalan söylemiştir. Yusuf ise doğru söyleyenlerdendir.”

28. Bunun üzerine kocası Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce doğruyu söyleyenin Yusuf olduğu anlaşıldı. Gerçeği anlayan kocası karısına dönerek dedi ki: “Bu gördüklerim, sizin gibi kadınların oyunlarından ve kurdukları tuzaklardandır. Gerçekten sizin tuzaklarınız çok çetindir. Fakat karısına herhangi bir ceza vermedi. Zira olayın dillere düşmesini istemiyordu.

29. Yusuf ’a da dönerek: Yusuf, senden bir ricam olacak sen bu kadından uzak dur ve bunları unut, kimseye de söz etme dedi. Yûsuf baş işaretiyle “tamam” deyince, karısına dönüp: “Ey kadın sen de bu yaptığından dolayı tevbe ederek günahının bağışlanmasını dile. Doğrusu sen günahkâr oldun, suçun sende olduğu açıkça görülüyor diyerek olup bitenleri örtbas etmek istediyse de olayın kısa sürede şehirde yayılmasına engel olamadı.”

30-34

30-34 Bir süre sonra olay şehirde duyulunca, şehirdeki kadınlar birbirlerine, “Vezirin karısı, kölesine âşık olup onu baştan çıkarmaya çalışmış, anlaşılan kölesine olan tutkusu aklını başından almış, kadın yoldan çıkıp sapıtmış.” demeye başladılar. Vezirin karısı da kendisi hakkında söylenenleri duyunca, evinde mükemmel bir ziyafet hazırlayıp o kadınları da davet etti, yemekten sonra da her birinin önüne birer meyve tabağı ve bıçak koydurttu, sonra da Yusuf ’u onlara hizmet etmek üzere oraya çağırdı, Yusuf ’u gören kadınlar onun güzelliği karşısında hayranlık ve şaşkınlıktan meyve yerine bıçakla ellerini kestiler ve “Aman Allah’ım bu bir insan olamaz, olsa olsa bir melektir.” dediler. Bunun üzerine de Vezirin karısı kadınlara dönerek, “İşte siz beni bu delikanlı yüzünden kınayıp durdunuz, işin gerçeği ben onu baştan çıkarmak istedim, çok da uğraştım ama o hep beni reddetti, şimdi yeminle söylüyorum ki ya benim arzumu yerine getirecek ya da zindana girip çürüyecek.” dedi. Bunları duyan Yusuf da kendi kendine, “Ey Rabbim! Benim için zindana atılmak, bu kadınların isteklerini yerine getirmekten daha hayırlıdır, Rabbim sen beni bunların tuzaklarından korumazsan belki ben de onlara meyleder, kendine hâkim olamayan cahillerden olup çıkarım.” diyerek dua etti. Allah da Yusuf’un duasını kabul edip onu kadınların tuzaklarından korudu, çünkü Allah her şeyi işiten ve her şeyin iç yüzünü bilendir.

30. Olay bir süre sonra şehirde duyulunca bazı kadınlar birbirlerine: “ Vezirin hanımı kendi uşağına âşık olup gönlünü kaptırmış onu baştan çıkarmaya çalışmış. Sevgi onun aklını başından almış aşkıyla yanıp tutuşuyormuş. Doğrusu kadın yoldan çıkıp sapıtmış çıldırmış besbelli. Ne ayıp, âşık olmak için bula bula bir köleyi mi bulmuş?diyerek dedikodu yapıyorlardı

31. Vezirin hanımı da kendisi hakkında kadınların söylediği dedikoduları duyunca kendilerine rahat koltuklar ve mükemmel bir ziyafet hazırlayıp saraya davet etti. Yemekten sonra da her birine bir meyve tabağı ve meyveleri soymaları için bıçak verdi. Kadınların, ellerinde bıçak meyve ile meşgul oldukları bir anda perde arkasında bekleyen Yusuf’a: ” Onların karşısına hizmet etmek üzere çık da seni görsünler ” diye emretti. Yusuf ’u gördüklerinde onun güzelliği karşısında hayranlık ve şaşkınlıktan meyve yerine bıçakla ellerini kestiler ve: “ Aman Allah’ım bu güzellikteki bir varlık, insan olamaz. Bu olsa olsa pek yüce pek kıymetli bir melek olabilir ” dediler.

32. Bunun üzerine de vezirin hanımı kadınlara dönerek dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız delikanlı kişi budur.  Şimdi söyleyin, ona vurulmakta haksız mıymışım? İşin gerçeği ben onu baştan çıkarmak istedim çok da uğraştım. Ancak o iffetlilik gösterip sakındı ve beni hiç düşünmeden reddetti. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve orada sürüm sürüm sürünecek.”

33. Bunları duyan Yusuf, kadınların arzuları ve planları karşısında kendi kendine dedi ki: “ Ey Rabb’im! Günaha girmektense zindana girmeyi tercih ederim. Zindan benim için bu kadınların isteklerini yerine getirmekten daha hayırlıdır. Senin yardımına muhtacım. Eğer onların hile ve tuzaklarından beni korumazsan belki ben de onlara meyleder ve kendine hâkim olamayan cahillerden olurum diyerek dua etti.

34. Rabb’i onun bu içten duasını kabul etti ve onların tuzaklarından korudu. Şüphesiz O, yapılan her duayı her şeyi duyandır. Her şeyin iç yüzünü ve oynanmak istenen bütün oyunları bilendir.

35

35 Yusuf ’un kadın tarafından iftiraya uğradığı ve suçsuzluğu ortaya çıkmasına rağmen, dedikoduları önlemek ve bundan sonra olması muhtemel olayların da önüne geçmek için Yusuf ’u zindana attılar.

35. Sonra Yusuf ’un kadın tarafından iftiraya uğradığı ve suçsuzluğu ortaya çıktığına dair kesin delilleri görmelerine rağmen yine de dedikoduları önlemek ve bundan sonra olması muhtemel olayların da önüne geçmek için onu serbest bırakmak yerine suçlu gösterip bir süre zindana atmayı uygun gördüler. Böylece, güya namus ve onurlarını kurtarmak adına masum bir insana suçlu muamelesi etmekten çekinilmemişti.

36-40

36-40 Yusuf ’la birlikte zindana iki genç daha atılmıştı. Onlardan birisi bir sabah Yusuf ’a, “Rüyasında kendisini üzüm sıkarken.” gördüğünü söylerken diğeri de, “Ben de rüyamda başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve ekmeği kuşların gagaladığını gördüm, bize rüyalarımızın yorumunu yapar mısın! Biz seni bu konularda bilgili biri olarak görüyoruz.” dediler. Yusuf da onlara kahvaltınız gelinceye kadar ben de sizin rüyalarınızı yorumlarım, böylece siz de neyle karşılaşacağınızı öğrenmiş olursunuz. Bu bana Rabbimin bahşettiği bir ilimdir ama rüyalarınızın yorumundan önce size şunu söylemek isterim: “Ben, yaratılış sebebini düşünmeyen ve Âhiret Günü’ne inanmayan bu müşrik toplumdan birisi değilim, benim yolum Allah’a iman eden atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un tevhid yoludur. Bu, Rabbimizin insanlara sunduğu büyük bir lütuftur fakat insanların çoğu bunu anlamaz ve buna göre yaşayıp şükretmez. Ey zindan arkadaşlarım! Şimdi söyleyin bakalım, biri diğerinden çok farklı, birden fazla rabler ve ilahlar edinerek, onların hepsine birden tabi olarak yaşamak mı insana daha çok yakışır ve onu mutlu eder? Yoksa her şeyin doğrusunu bilen, her şeye güç yetiren, kâinatı ve içinde ne varsa hepsini yaratan, insanı bunca nimetlerle donatan ve tek olan Allah’ı Rab ve ilah edinerek yaşamak mı insana daha çok yakışır? Ey zindan arkadaşlarım! Allah’la birlikte Rab ve ilah edinip, isimlendirip kendilerine uyduklarınız da atalarınız ve sizin gibi yaratılmışlardır. Allah onlara insanlar üzerinde istedikleri gibi hükümler koyma yetkisi de vermemiştir. Kulları üzerinde hükümler koymak yetkisi yalnızca Allah’a aittir. İnsanlar ancak Allah’ın hükümlerine tabi olarak O’na kulluk edebilirler, tek doğru din (nizam) de budur.” Fakat insanların çoğu bu gerçeğe sırt dönerler.

36. Yusuf ’la birlikte zindana iki genç daha atılmıştı. İkisi de kralın yakın hizmetçisi olan bu kişiler, onu zehirlemeye teşebbüs etmekle suçlanıyordu. Yûsuf ile aynı mekânı paylaşan bu gençler, kısa bir tanışma faslından sonra, Yûsuf’un dürüstlüğüne ve rüya yorumlama kabiliyetine hayran kalmışlardı. Bir sabah onlardan biri Yusuf ’a: “Ben rüyada kendimi şarap yapmak için üzüm sıkarken gördüm” dedi. Diğeri de: “Ben de rüyamda kendimi başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve kuşların da ondan gagalayıp yediğini gördüm” dedi. Rica etsek bize rüyalarımızın yorumunu yapar mısın? Biz seni bu konularda bilgili biri ve iyi bir insan olarak görüyoruz.”

37. Yusuf da onlara dedi ki: “ Allah’ın izniyle size, rızık olarak verilen kahvaltılık yemek önünüze gelmeden ben size rüyanızın yorumunu bildireceğim. Böylece siz de neyle karşılaşacağınızı öğrenmiş olursunuz. Bu rüyaları yorumlama meselesi benim kendi maharetim değil, doğrudan doğruya Rabb’imin bana ilim olarak öğrettiklerindendir. Ama rüyalarınızın yorumundan önce size şunu söylemek isterim. Doğrusu ben yaratılış sebebini düşünmeyerek Allah’a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir müşrik kavmin inanç sistemi ve dininden uzak durdum onlarla hiç ilgim olmadı.

38. Ben Allah’a iman eden atalarım İbrahim, İshak ve Ya’kūb’un yolu olan tevhid dinine uydum. Allah’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmak, Allah’ın yasalarından başka yasalara uymak bana yakışmaz. Bu tevhid inancı, Allah’ın bize ve aslında insanlara bahşettiği büyük bir lütuftur; ancak insanların çoğu bunu anlamaz ve buna göre yaşayıp bu ilahî lütfa gereği gibi şükretmezler.

39. Ey zindan arkadaşlarım! Şimdi söyleyin bakalım birbirlerinden çok farklı birden fazla değişik rabler ve ilahlar edinerek, onların hepsine birden tabi olarak yaşamak mı daha çok yakışır ve daha hayırlıdır. Yoksa her şeyin doğrusunu bilen, her şeye güç yetiren, kâinatı ve içinde ne varsa hepsini yaratan mutlak otorite ve güç sahibi olmasıyla da kahhar olan tek Allah’ı Rab ve ilah edinerek yaşamak mı?

40. Ey zindan arkadaşlarım! Allah’la birlikte Rab ve ilah edinip O’nun dışında kendilerine uyarak kulluk ettikleriniz de sizin gibi yaratılmışlardır ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden ibarettir. Allah onların yasalarına uyarak kulluk ettikleriniz hakkında “Onlara kulluk edilsin” diye ve ilâh olabileceklerine dair hiçbir delil indirmemiştir. Ama kitap ve Peygamber göndererek eşi ortağı olmayan bir tek ilah olduğunu ve yalnızca kendisine kulluk etmeniz gerektiğini sizlere bildirmiştir. Şurası bir gerçek ki, kulları üzerinde hüküm koyma yetkisi ancak Allah’ındır. O, kendinden başka hiçbir varlığa ibadet etmemenizi emretti. İnsanlar ancak Allah’ın hükümlerine tabi olarak O’na kulluk edebilirler. Rabbimiz Allah sadece kendi yasalarına uymanızı emretmiştir. Her bakımdan dosdoğru din ve tek nizam işte budur. Allah’ın yasalarıyla belirlediği düzen adalet, eşitlik ve gerçeklik üzerinedir. Fakat insanların çoğu bilmezler ve bilgisizce hareket edip bu gerçeğe sırt dönerler.

41

41 Yusuf bunları tebliğ ettikten sonra da zindan arkadaşlarına, şimdi de rüyalarınızın yorumunu sizlere yapacağım diyerek, rüyasında üzüm sıktığını görene, “Sen hapisten kurtulup, eskiden olduğu gibi efendine şarap hazırlamaya devam edeceksin.” Başının üstünde taşıdığı ekmeği kuşların gagaladığını rüyasında görene ise, “Sen de asılacaksın ve kuşlar da başını didikleyecek, işte yorumunu istediğiniz rüyalarınız bu gerçeklere işaret ediyor.” dedi.

41. Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri hapisten kurtulup, eskiden olduğu gibi efendisine şarap hazırlamaya devam edecek; diğeri ise suçlu bulunup maalesef asılacak ve leş yiyici kuşlar başından didikleyip yiyecekler. Yorumu hakkında bilgi istediğiniz hüküm bu şekilde verilmiştir ve rüyalarınız bu gerçeklere işaret ediyor dedi.”

42

42 Sonra da Yusuf, zindandan kurtulacağını düşündüğü arkadaşına, “Zindandan çıkınca efendine benden bahset.” dedi. Fakat oradan çıktıktan sonra şeytan ona, efendisine Yusuf ’tan söz etmeyi unutturdu, bunun üzerine Yusuf bir müddet daha zindanda kaldı.

42. Yûsuf da her insan gibi bir an önce zindandan çıkmayı istiyordu. O iki kişiden zindandan kurtulacağını düşündüğü kimseye: “ Zindandan çıkınca bana iftira atıldığına ve suçsuz olduğuma dair efendine benden bahset ” dedi. Fakat oradan çıktıktan sonra şeytan ona efendisinin yanında Yusuf ’tan bahsetmeyi unutturdu. Böylece Yûsuf’un zindandaki eğitimi, bir süre daha devam etti. Bunun üzerine Yusuf birkaç yıl daha zindanda kaldı.

43-45

43-45 Bir süre sonra zindandan çıkan arkadaşının efendisi olan hükümdar (Melik), rüyasında yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini, ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördü ve rüyasını etrafındaki seçkinlerine anlatarak yorumlamalarını istedi. Onlar da bunun karışık bir rüya olduğunu, üstelik kendilerinin rüyaların yorumlanması konusunda bilgilerinin olmadığını, dolayısıyla işaret ettikleri gerçekleri bilemeyeceklerini söylerken, onlara hizmet etmekte olan Yusuf ’un zindan arkadaşı birden Yusuf ’un rüyalar hakkındaki isabetli yorumlarını hatırladı ve hükümdara, “Bu rüyanın doğru yorumunu, işaret ettiği gerçeği öğrenip size haber verebilirim, siz yeter ki beni Yusuf ’a gönderin.” dedi.

43.  Bir süre sonra zindandan çıkan arkadaşının efendisi olan kral bir rüya gördüğünü söyleyip: “Rüyamda yedi çelimsiz ve zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini, ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördüm dedi. Rüyasını etrafındaki seçkinlerine anlatarak: Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız benim rüyam hakkında bana bilgi verin dedi

44. “ Yorumcular dediler ki: Bunlar doğru dürüst anlamı olmayan karmakarışık rüyalar. Biz böyle rüyaların yorumunu bilemeyiz” dediler. Böylece, o zamanın en usta rüya yorumcuları bile, kralın rüyasını yorumlamaktan acze düştüler. Çünkü rüyaları doğru tabir etmek, ancak vahiy bilgisi ile mümkündü ki, bu bilgi yalnızca Peygamberlere verilmiştir.

45. Zindanda Yusuf’a rüya soran o iki kişiden kurtulmuş olan Yusuf ’un zindan arkadaşı, nice zaman sonra Yusuf ’un rüyalar hakkındaki isabetli yorumlarını hatırladı ve hükümdara dedi ki: “Ben size bunun doğru yorumunu işaret ettiği gerçeği öğrenip haber verebilirim, bunun için zindandaki bir mahkûmu görmem lâzım. Siz yeter ki hemen beni zindana Yusuf ’un yanına gönderin diye kraldan izin istemişti.”

46

46 Hükümdardan izin alır almaz da zindana koşup, Yusuf ’a dedi ki: “Ey benim özü sözü doğru arkadaşım, rüyada yedi zayıf ineğin, yedi besili ineği yemesi ile yedi yeşil, yedi de kuru başak görülmesinin ne anlama geldiğini söyler misin, ben senin yapacağın yorumla saraya dönerek senden bahsedeceğim, böylece bakarsın senin değerini anlamış olurlar.”

46. Hükümdardan izin alır almaz da zindana koşup “Yusuf’a dedi ki, ey benim doğru sözlü arkadaşım! Bize rüyada yedi zayıf ineğin, yedi besili ineği yemesi ile yedi yeşil, yedi de kuru başak görülmesi hakkında ne anlama geliyor bilgi ver. Olur ki sarayda benden merakla haber bekleyen insanlara senin yapacağın yorumla dönerim ve onlar da hem onun manasını öğrenmiş olur hem de senin değerini bilirler.”

47-49

47-49 Yusuf da ona, “Yedi yıl boyunca her zaman yaptığınız gibi ekip biçin, ihtiyacınız kadarını ayırdıktan sonra kalanını başağından ayırmadan depolayın. Bu ilk yedi yıl bolluk yılı olacak, sonra da yedi yıl sürecek olan bir kıtlık olacak. Bu kıtlık yıllarında yedi yıldır depoladığınızdan bir kısmını tohumluk olarak ayırıp gerisini tüketebilirsiniz. Daha sonra da bol yağmurlu ve bereketli bir yıl gelecek. Böylece kıtlık da sona erecek, o yıl da insanlar bolluğa kavuşacak, bol bol meyveler sıkacaksınız.” dedi.

47. Bunun üzerine Yusuf da ona dedi ki: Bu rüya, bir kuraklığın ve ona bağlı olarak bir ekonomik krizin habercisi. “Adetiniz üzere yedi yıl hiç ara vermeden ekin ekip biçin. Yiyeceğiniz az bir kısmı dışında biçtiklerinizi bozulmaması için başağı üstünde ayırmadan depolayıp bırakın.

48. Sonra bunun ardından yedi kurak ve çetin yıl gelecektir ki, Bu kıtlık yıllarında yedi yıldır depoladığınızdan bir kısmını tohumluk olarak ayırıp gerisini tüketebilirsiniz. Tohum olarak saklayacağınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yiyip bitireceksiniz.

49. Sonra bu kıtlık yıllarının ardından bereketli bir yıl gelecek ki kıtlık sona erecek, insanların bolca yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek ve bol bol meyvelerini sıkacaklar ve hayvanlarını sağacaklar.”

50

50 Yusuf’un bu yorumu kendisine ulaşınca hükümdar, “Yusuf’u bana getirin.” dedi. Hükümdarın adamı Yusuf’u saraya götürmek için geldiğinde Yusuf ona, “Sen önce efendine söyle de benimle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için ellerini kesen kadınları şahit olarak bir dinlesin, Rabbim bana kurulan tuzağı çok iyi bilmektedir.” dedi.

50. Kralın hizmetçisi hızlıca saraya geldi ve Yûsuf’un yaptığı yorumu olduğu gibi krala aktardı. Yusuf’un bu yorumunu çok beğenen hükümdar: “Onu bana getirin” diye emretti. Bunun üzerine Yusuf’u saraya götürmek için elçi zindana gelince Yusuf hemen “geliyorum” demedi. Onun için gerçeğin ortaya çıkması, aklanması ve itibarının iade edilmesi, kendisinin zindandan çıkmasından daha önemliydi. O yüzden ona: “ “Hayır, önce efendine dön de benimle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için ona sor: “ Ellerini kesen kadınları şahit olarak bir dinlesin, maksatları neydi benim adıma bir soruver. Sor ki, olup bitenleri iyice araştırsın ve gerçek ortaya çıksın. Senin efendin olayın içyüzünü öğrenebilir mi bilmem. Fakat Rabbim bana kurulan tuzağı ve onların oyunlarını şüphesiz çok iyi bilir. Ancak insanların beni haksız olarak suçlamalarından, haksızca cezalandırmalarından aklandığım zaman burayı terk ederim. Aksi halde buradan bir yere ayrılmam ” dedi. Yûsuf’un Züleyha’dan hiç bahsetmeden diğer kadınlardan bahsetmesi manidardı.

51

51 Hükümdar, Yusuf ’un bu talebi üzerine kadınları huzuruna çağırıp onlara dedi ki: “Yusuf ’un gönlünü çelmek istediğinizde onun size karşı tavrı ne oldu?” Kadınlar, “Hâşâ, Allah da şahit ki biz ondan hiçbir ilgi ve en küçük bir kötülük arzusu dahi görmedik.” dediler. Sonra da Yusuf ’un efendisi olan vezirin karısı söze girerek, “Daha fazla inkâra gerek yok, artık gerçek ortaya çıktı. Yusuf ’u yoldan çıkarıp, arzusunu gerçekleştirmek isteyen bendim. Onun bu konuda hiçbir suçu yoktur ve bütün söyledikleri doğrudur.” diyerek suçunu itiraf etti.

51. Hükümdar Yusuf ’un bu talebi üzerine kadınları huzuruna çağırıp onlara hitaben: “Yusuf’un gönlünü çelip baştan çıkarmak istediğinizde sizin derdiniz neydi, onun size karşı tavrı ne oldu. Yoksa Yûsuf’tan herhangi bir kötülük mü gördünüz?” dedi. Onlar: “Hâşâ! Allah için biz ondan hiçbir ilgi ve en küçük bir kötülük arzusu dahi görmedik” dediler. Sonra da Yusuf ’un efendisi olan vezirin hanımı Züleyha da utanç ve pişmanlık içinde söze girerek dedi ki: “ Daha fazla inkâra gerek yok. İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Yusuf ’u yoldan çıkarıp onun nefsine yaklaşmak ve arzusunu gerçekleştirmek isteyen bendim. O ise, daima dürüst ve iffetli davrandı.Onun bu konuda hiçbir suçu yoktur ve Yûsuf gerçekten doğru söylüyor diyerek suçunu itiraf etti.”

52-53

52-53 Yusuf, Hükümdarla kadınların arasında konuşulanları öğrendiğinde, “Benim amacım evinde bulunduğum, ekmeğini yediğim, iyiliğini gördüğüm ve bana güvenmiş olan efendime ihanet etmediğimin herkes tarafından bilinmesidir. İşte gördüğünüz gibi Allah hainlerin tuzaklarını asla başarıya ulaştırmaz ve gerçeği mutlaka ortaya çıkarır.” dedi ve ardından da şunları ekledi: “Ben yine de nefsimi tamamen temize çıkaramam. Şayet Rabbimin esirgeyip koruması olmasa, kendimi nefsimin elinden kurtaramazdım. Çünkü nefis insanı kötülüğe, çirkinliğe, günaha sürükleyebilir. Fakat şu da bir gerçek ki, Rabbim yürekten ve bilinçle kendisine yönelenleri esirgeyen, merhamet eden ve bağışlayandır.” dedi.

52. Böylece olay çözümlenmiş, Yûsuf’un suçsuzluğu ortaya çıkmış oldu. Kralın elçisi, tekrar hapishaneye dönüp olup bitenleri Yûsuf’a anlattı. Yûsuf da elçiye şunları söyledi: “Bu işin aslının ortaya çıkması için bu kadar ısrarcı olmamın sebebi, evinde bulunduğum, ekmeğini yediğim, iyiliğini gördüğüm ve bana güvenmiş olan vezirin yokluğunda, benim kendisine hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzaklarını ve oyunlarını asla başarıya erdirmeyeceğini herkesin bilmesi içindi.

53. Bununla birlikte hiçbir zaman nefsimi tamamen temize çıkaramam. Eğer günahlardan uzak durabildiysem, bu ancak Rabb’imin lütfu sayesinde olmuştur. Şüphesiz, Rabbimin merhameti olmadıkça nefis insanı daima ve ısrarla kötülüğe çirkinliğe, günaha çağırır. Rabb’imin yardımı olmasaydı, şeytanın ayartmaları karşısında kim günaha düşmekten kurtulabilirdi? Bununla beraber, arzu ve heveslerine yenik düşerek günah işleyenler ümitsizliğe kapılmasınlar, tövbe edip Rabb’imin merhametine sığınsınlar. Doğrusu şu da bir gerçek ki Rabbim yürekten ve bilinçle kendisine yönelenleri esirgeyen bağışlayan ve merhamet edendir.”

54-55

54-55 Hükümdar kadınlardan gerçeği öğrenince adamlarına, “Yusuf ’u bana getirin, kendime özel bir danışman, seçkin bir yardımcı yapacağım.” deyip Yusuf ’u yanına getirtti ve bir süre görüştükten sonra da Yusuf ’a, bundan sonra sen yanımızda kendisine çok güvenilen, önemli mevkileri hak eden birisin.” dedi. Yusuf da hükümdara: “Madem öyle, beni hazinelerden sorumlu ve yetkili bir makama getir, benim hazineyi çok iyi koruyacağıma ve bu konudaki kabiliyetime, bilgime güvenebilirsin.” dedi.

54. Hükümdar kadınlardan gerçeği öğrenince Yûsuf’un ne kadar üstün bir kişiliğe sahip olduğunu anladı ve adamlarına dedi ki: “Onu bana getirin kendime özel danışman, seçkin bir yardımcı yapacağım “ deyip Yusuf ’u yanına getirtti. Yûsuf rüyanın yorumunu bir kere de kralın karşısında anlattı. Hükümdar onunla konuşunca da Yusuf ’a: “Sen bugün ve bundan sonra bizim yanımızda önemli mevkileri hak eden yüksek makam sahibi ve kendisine çok güvenilen birisin” dedi.

55. Kral’ın bu sözleri, “Yanımda istediğin alanda çalışabilirsin” anlamına geliyordu. Bunun üzerine Yusuf da hükümdara: “ Madem öyle beni sorumlu ve yetkili olarak ülkenin hazinelerinin başına getir. Şüphesiz ben ülke kaynaklarını çok iyi korurum ve onların yönetimini iyi bilirim ” dedi. Bunun üzerine Kral, Yusuf’u ülkenin hazineleri üstüne memur kıldı. Artık Yusuf Mısır’ın hazinelerini koruma da yönetme de tam yetkili, hazinelerin tek hâkimiydi. 

56-57

56-57 Böylece Biz Yusuf ’a Mısır’da önemli bir mevki, güç ve itibar bahşettik. Yusuf o ülkede dilediği yere yerleşip, dilediği işi de dilediği gibi yapmakta özgür bir yönetici durumuna geldi. Biz rahmetimizi layık gördüklerimize bahşeder, Bize teslim olanların yaptıklarını karşılıksız bırakmayız, bununla birlikte yaratılış sebepleri olan Allah’ın daveti nizam ile ahlaka iman edip, onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösterenler için âhiret mükâfatı dünyadakinden kat be kat daha fazla ve daha hayırlıdır.

56. İşte böylece Yusuf’a Mısır’da önemli bir mevki, güç ve itibar verdik. Orada dilediği işi dilediği gibi yapıp ülkenin her yerinde görevini rahatça yapabiliyor ve istediği yerde konaklıyordu. Nerede isterse orada makam tutar emirleri bütün ülkede uygulanır, dilediği tasarrufta bulunurdu. Öyle ki, ülkenin her yerinde sözü geçiyordu. Kral kendisinin Yusuf’a yetki verdiğini zannediyordu. Hâlbuki Yusuf’u oraya getiren, Mısır’ı yönetme yetkisi veren bizdik. Biz o kişi kuyuda veya zindanda bile olsa rahmetimizi tercihimizde layık gördüklerimize ulaştırırız ve bize teslim olanların yaptıklarını karşılıksız bırakmayız. Yûsuf gibi iyilik edenlerin mükâfatını daha dünyadayken verir, onların beklentilerini kesinlikle karşılıksız bırakmayız.

57. Allah’a karşı saygıyla iman eden ve onu yaşamak ve yaşatmak uğrunda ellerinden gelen çabayı göstererek kötülüklerden ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret mükâfatı ise elbette daha hayırlıdır. Allah’ın izniyle, Yûsuf’’un aldığı tedbirler işe yaramış, Mısır ve komşu diyarlarda şiddetli bir kıtlık ve buna bağlı olarak çok derin bir ekonomik kriz yaşanmamıştır. Kıtlık, Yûsuf’un ailesinin yaşadığı Kenan diyarını da etkilemişti. Baba Yakūb, Bünyamin dışındaki bütün çocuklarını, erzak satın almaları için Mısır’a göndermişti.

58-62

58-62 Yusuf istediği yetkileri alıp da işe başlayınca ilk yedi yıl ülkede bolca ekin ektirdi ve fazlasını depo ettirdi, ardından gelen kuraklıkla birlikte civardaki kuraklıktan etkilenen ülkelerden insanlar, Mısır’a tahıl almak için gelmeye başladılar, bir süre sonra Yusuf ’un kardeşleri de tahıl almak üzere gelip Yusuf ’un karşısına çıktılar, Yusuf onları görür görmez tanıdı fakat onlar Yusuf ’u tanımadılar. Yusuf tahıllarını yüklettikten sonra da onlarla sohbeti sırasında, “Bir dahaki gelişinizde, babanız bir olan öteki kardeşinizi de getirin, gördüğünüz gibi ben ölçüyü, tartıyı tam tutarım, misafirlerime de cömert davranırım, ev sahipliğimden memnun kaldığınızı düşünüyorum.” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Tekrar gelişinizde o kardeşinizi de getirip benimle tanıştırmazsanız, size bir ölçek tahıl vermem, sizi yanıma da yaklaştırmam, haberiniz olsun.” deyince kardeşleri de Yusuf’a, “Onu getirmek için babamızdan izin almak konusunda, elimizden geleni yapacağız.” dediler. Bu arada Yusuf onların tahıl için ödedikleri bedeli de yüklerinin içine koydurttu. Belki böylece yeniden tahıl almak için daha istekli olarak gelebilirler diye düşündü.

58. Yusuf istediği yetkileri alıp da işe başlayınca ilk yedi yıl ülkede bolca ekin ektirdi ve fazlasını depo ettirdi, ardından gelen kuraklıkla birlikte civardaki kuraklıktan etkilenen ülkelerden insanlar, Mısır’a tahıl almak için gelmeye başladılar, bir süre sonra Yusuf’un kardeşleri de tahıl almak üzere Kenan’dan Mısır’a gelip Yusuf ’un karşısına çıktılar. Yusuf onları görür görmez hemen tanıdı. Fakat onlar Yusuf’u tanıyamadılar. Yûsuf geçmişi hatırladı; kuyuda kaldığı, köle pazarında satıldığı, zindandaki o sıkıntılı günleri… Ama aklına hiç intikam duygusu gelmedi. Yûsuf, stokların herkese yetebilmesi için kişi başına ancak bir deve yükü erzak verileceğini ilân etmişti. Bu yüzden Yûsuf’un kardeşleri, Bünyamin adında bir üvey kardeşlerinin daha olduğunu, fakat babalarının onu çok sevdiği için yanından ayrılmasına izin vermediğini, bu yüzden kendileriyle birlikte gelemediğini söyleyerek onun için de erzak talep ettiler. Yusuf ihtiyaçlarının karşılanması emrini verdi. Erzaklar hazırlanırken onları sarayında misafir etti. Hiç fark ettirmeden babası ve kardeşi Bünyamin hakkında bilgi alabilecek sorular sordu ve istediği cevapları da aldı.

59. Yusuf onların tahıl dolu erzaklarını hazırlatınca ve dönüş yolculuğu başlayınca onlara dedi ki: “ Siz deminki sohbette bir kardeşiniz daha olduğunu söylediniz. Tahıl karneye bağlandığı ve verilen kişinin burada hazır bulunması gerektiği halde, benden onun payını da istediniz. Ben de size güvenip onun payını da verdim. Fakat bir dahaki gelişinizde babanızdan olan öteki üvey kardeşinizi de bana getirin ki yalan söylemediğinize dair, size tam olarak güveneyim. Gördüğünüz gibi; size tam ölçek veriyorum ve ben misafiri en güzel şekilde ağırlarım ev sahipliğimden memnun kaldığınızı düşünüyorum diyerek sözlerine şöyle devam etti.

60. Eğer tekrar gelişinizde onu getirmezseniz ki bu sizin yalan söylediğinizi gösterir, o zaman artık benden tek bir ölçek erzak falan vermemi beklemeyin ve yanıma da yaklaşmayın.” deyince kardeşleri de Yusuf’a:

61. “ Sen bize güven. Gerçi bu zordur ama onu getirmek için babamızdan izin almaya çalışacağız ve bunun bir yolunu bulup onu getirmeyi mutlaka başarırız” dediler.

62. Bu arada Yusuf adamlarına da dedi ki: “ Tahıl için ödedikleri bedellerini fark ettirmeden yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde, yapmış olduğumuz iyiliği anlarlar da tahıl almak için daha istekli olarak kardeşlerini de alıp tekrar geri dönerler.”

63-64

63-64 Yusuf ’un kardeşleri evlerine dönünce, olup biteni babalarına anlattılar ve bir daha ki sefere kardeşleri Bünyamin’i yanlarında götürmedikçe kendilerine bir ölçek dahi, tahıl verilmeyeceğini söyleyerek, sonraki sefer için babalarından Bünyamin için izin talep edip, onu canları gibi koruyacaklarını söylediler. Babaları Yakub da onlara, “Daha önce ağabeyi Yusuf ’u da koruyacağınıza söz vermiştiniz ama onu koruyamadınız, hal böyleyken size nasıl güvenebilirim. Kendisine güvenilmesi gereken yalnızca Allah’tır. O’ndan başka gerçek koruyucu ve gözetici yoktur ben de Allah’tan başkasına asla güvenmem.” dedi.

63. Yusuf ’un kardeşleri, babalarının yanına döndüklerinde olup biteni babalarına anlatıp dediler ki: “Ey babamız! Bir daha ki sefere kardeşimiz Bünyamin’i yanımızda götürmezsek bize erzak verilmeyecek. Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki yeniden erzak alalım. Sana söz veriyoruz biz onu mutlaka canımız gibi koruyacağız.”

64. Babaları Yakub Bünyamin’i gönderme konusunda isteksizdi. Onlara: “Daha önce Yusuf ’u da koruyacağınıza söz vermiştiniz ama onu koruyamadınız. Hal böyleyken kardeşini size emanet ettiğim gibi onu da size emanet edeyim öyle mi? Yûsuf için de aynı yeminleri etmiştiniz. Ne oldu biliyorsunuz. Madem o gitmeden erzak gelmeyecek, o zaman başka çare yok. Eğer mutlaka gitmesi gerekiyorsa, onu size değil, Allah’a emanet ediyorum. Kendisine güvenilmesi gereken yalnızca Allah’tır ve O en iyi koruyucudur. O’ndan başka gerçek koruyucu ve gözetici yoktur ve merhametlilerin en merhametlisidir. Ben de Allah’tan başkasına asla güvenmem dedi.

65

65 Bu arada getirdikleri tahıl yüklerini açtılar ve yüklerinin içine ödediklerinin konulmuş olduğunu görünce, hemen babalarına dönüp, “Bak gördün mü, tahıl için ödediklerimizi de bize iade etmişler. Bünyamin’in bizimle gelmesine izin verirsen bununla gidip tekrar erzak alabiliriz, kardeşimizi gözümüz gibi koruyacağımıza söz veriyoruz, hem onun sayesinde bir deve yükü daha fazla erzak alabiliriz, zaten bu getirdiklerimiz bize çok az bir zaman için yeter.” dediler.

65. Bu arada getirdikleri erzak yüklerini açtıklarında ödediklerinin tamamının kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Sevinçle babalarına dönüp: “Ey babamız! Daha ne istiyoruz! İşte tahıl için ödediğimiz sermayemiz de bize iade edilmiş. Ne kadar iyi oldu. Zaten bir kere daha gitmek için elimizde avucumuzda doğru dürüst bir şey de yoktu. Bünyamin’in bizimle gelmesine izin verirsen bununla yine ailemize erzak alabiliriz. Korkma bize emanet edeceğin kardeşimizi gözümüz gibi koruruz. Hem onun sayesinde bir deve yükü daha fazla erzak alabiliriz. Zaten bu getirdiğimiz az bir ölçektir, bize çok az bir zaman için yeter ” dediler.

66-67

66-67 Bunun üzerine babaları Yakub da çocuklarına, “Hepiniz ölümle burun buruna gelip de bütün gücünüz tükenmedikçe onu bana geri getireceğinize, Allah adına yemin etmedikçe sizinle asla göndermem.” deyince oğulları da babalarının istediği gibi yemin ettiler, Yakub da “Allah bütün konuştuklarımıza şahittir.” diyerek Bünyamin’i onlarla birlikte göndermeye razı oldu ve çocuklarına şu tembihte bulundu: “Evlatlarım! Gideceğiniz şehre hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben bunu ancak tedbir amaçlı söylüyorum, bununla birlikte takdir Allah’a aittir. O bir şeyin olmasını takdir etmişse, onu önlemeye kimsenin gücü yetmez. Ben yalnızca Allah’a güvenir, O’na yaslanırım. Güvenmek isteyen de yalnız O’na güvensin.” dedi

66. Bunun üzerine babaları Yakub da çocuklarına dedi ki: Hepiniz ölümle burun buruna gelip de bütün gücünüz tükenerek etrafınızın düşmanlarla çepeçevre kuşatılıp çaresiz kalmanız dışında onu bana mutlaka geri getireceğiniz üzere Allah adına kesin bir söz verinceye kadar onu sizinle asla göndermeyeceğim.” Bunun üzerine çocukları babalarının istediği gibi yemin edip ona kesin söz verince Yakub da: “Allah, konuştuklarımıza gözetici olarak şahittir” diyerek Bünyamin’i onlarla birlikte göndermeye razı oldu.

67. Ve çocuklarına şu tembihte bulunup dedi ki: “Ey oğullarım! Gideceğiniz şehre dikkat çekmemek için hepiniz tek bir kapıdan girmeyin, farklı kapılardan girin. Ben bunu ancak tedbir amaçlı söylüyorum. Ben ne kadar tedbirimi alsam da Allah’ın sizinle ilgili takdirine asla engel olamam. Hüküm verme yetkisi ve hakimiyet ancak Allah’ındır. O bir şeyin olmasını takdir etmişse, onu önlemeye kimsenin gücü yetmez. Ben yalnızca O’na dayanıp güvendim. Güvenmek isteyenler de yalnızca O’na güvensinler.”

68

68 Yakub’un oğulları babalarının dediği gibi şehre geldiklerinde ayrı ayrı kapılardan girdiler, fakat bu tedbir onların başlarına Allah’tan gelecek hiçbir şeyi değiştirmezdi. Yalnızca Yakub’un oğullarını korumak amacı ile söylenmiş, baba duyarlılığının bir sonucuydu. Çünkü Yakub kendisine öğrettiklerimiz sayesinde sadece Allah’ın takdiri ve hükmünün geçerli olduğunu bilmekteydi lâkin insanların çoğu bu gerçeğin farkında değiller.

68. Nitekim Yakub’un oğulları babalarının emrettiği şekilde şehre farklı yerlerden girdiler. Fakat bu tedbir onların başlarına Allah’tan gelecek hiçbir şeyi değiştirip önleyemezdi. Yalnızca Yakub’un çocuklarının güvenliğinden sorumlu bir baba olarak, oğullarını korumak amacı ile içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Bu tedbir Yakub’un içinde hissettiği bir ihtiyacı gidermiş olmanın dışında onlara hiçbir faydası olmayacaktı. Gerçekten bu tedbirleri alırken Allah’ın takdirine güvenmeyi bir an bile aklından çıkarmamıştı. Çünkü o, kendisine öğrettiğimizden dolayı, sadece Allah’ın takdiri ve hükmünün geçerli olduğunu bilen ilim sahibi biriydi. Ne var ki insanların çoğu beşerî yetenekleri kullanarak tedbir almanın, tevekkülün bir parçası olduğu gerçeğini bilmez.  

69-76

69-76 Nihayet kardeşler Yusuf ’un huzuruna vardıklarında, Yusuf kardeşi Bünyamin’i onların yanından ayırıp başka bir yere çekerek, “Ben, senin kardeşin Yusuf ’um.” deyip bağrına bastı ve geçmişte diğer kardeşlerinin yaptıkları için de üzülmemesini söyledi. Sonra da kardeşlerinin erzaklarını hazırlatıp yükletip Bünyamin’in yükünün içine kıymetli bir tas koydurttu ve onlar şehirden ayrılmak üzereyken de bir görevliyi arkalarından gönderip, bir hırsızlıktan dolayı yüklerinin aranacağını söyletti, onlar da gelen görevliye çalınan şeyin ne olduğunu sordular, görevli onlara hükümdarın su tası olduğunu, onu kendiliğinden getirene bir deve yükü daha erzak verileceğini, buna kendilerinin de kefil olduğunu söyledi, bunun üzerine Yusuf ’un kardeşleri de “Allah’a yemin ederiz ki, biz ülkenize hırsızlık yapıp bozgunculuk çıkarmak için gelmedik. Bizim hırsızlık yapacak birileri olmadığımızı sizin de bilmeniz gerekir çünkü biz daha önce de sizinle alışveriş yaptık.” dediler. Bu defa Yusuf ’un görevlendirdiği kişi de onlara, “Şayet yalan söylüyorsanız ve hırsızlığı da siz yapmışsanız, sizin yasalarınıza göre bunun cezası nedir?” diye sordu. Onlar da bizim ülkemizin yasalarına göre çalınan mal kimde bulunursa, hırsız mal sahibinin kölesi olacaktır, bizde hırsızlığa böyle ceza verilir.” dediler ve Yusuf ’un huzuruna getirildiler. Yusuf yüklerinin aranmasına önce diğer kardeşlerinden başlattı, sonra da Bünyamin’in yükü arasından tası buldurdu. Kardeşini yanında alıkoyabilmesi için Biz Yusuf ’a böyle bir yol, bir çare öğrettik, aksi halde hükümdarın dininin yasalarına göre kardeşini yanında alıkoyamazdı. Biz dilediğimiz kimselere, dilediğimizi öğretip bilgilendirir, derecelerini de yükseltiriz. Unutmayın ki her bilenin üstünde, her şeyi bilen yalnızca Allah’tır.

69. Nihayet Hep beraber Yusuf’un huzuruna girdiklerinde, Yusuf kardeşi Bünyamin’i onların yanından ayırıp kendi yanına aldı ve gizlice: “ Haberin olsun ben senin yıllar önce öldü zannettiğin öz kardeşinim deyip gözyaşları içinde onu bağrına bastı ve başına gelenleri anlattı. Üvey abilerimiz çok büyük günah işlediler. Fakat sen onların yaptıklarına artık sakın üzülme, ayrıca bu söylediklerim de aramızda kalsın ” dedi.

70. Bünyamin bu habere hem çok şaşırdı hem de çok sevindi. Bünyamin’le birlikte bir plan yaptılar. Yûsuf kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken çok kıymetli bir su kabını, öz kardeşi Bünyaminin yükünün içine koydurttu. Sonra kafile hareket edip şehirden ayrılmak üzereyken bir tellalı arkalarından gönderip: “Ey kafile! Durun bakalım! Aldığımız ihbara göre siz hırsızlık yapmışsınız yükleriniz aranacak ” diye seslendi.

71. Yakub’un oğulları hiç beklemedikleri bu suçlama karşısında korku ve şaşkınlık içinde onlara doğru dönerek: “ Durun hele, hemen bizi suçlamayın. Önce söyleyin bakalım, nedir kaybettiniz ne arıyorsunuz çalınan şey nedir?” dediler.

72. Kervanı durduran görevliler dediler ki: “Hükümdarın su kabını kaybettik; onu arıyoruz. Biz arama yapmadan onu kendiliğinden getirene, ödül olarak bir deve yükü daha erzak var. Başlarında bulunan görevli ben de buna bizzat kefilim.” dedi.

73. Yûsuf’un kardeşleri: “Hayret! Allah’a yemin ederiz ki; bizim bu şehre hırsızlık ve yankesicilik gibi kötü işler yaparak, bozgunculuk çıkarmak için gelmediğimizi ve hırsız olmadığımızı siz de biliyorsunuz. Çünkü biz daha önce de sizinle alışveriş yaptık ” dediler.  

74. Bu defa Yusuf’un görevlendirdiği adamları onlara: “Eğer yalan söylüyorsanız ve hırsızlığı da siz yapmışsanız, sizin ülkenizde bunu çalanın cezası nedir? Cezayı sizin yasalarınıza göre verelim ” dediler.

75. Onlar da bizim ülkemizin yasalarına göre “Cezası çalınan mal kimin yükünde bulunursa o kimsenin mal sahibinin kölesi olarak o eşya yerine alıkonulmasıdır. O kişi, malın değerine göre mal sahibinin emrinde belli bir süre çalışır. Eğer mal çok değerliyse onun kölesi olur. Biz hırsızlık yapan suçluları ülkemizdeki geçerli kanunlara göre işte böyle cezalandırırız” dediler ve Yusuf ’un huzuruna getirildiler.

76. Bunun üzerine Yusuf aramayı bizzat kendi yaptı ve şüphelenmesinler diye öz kardeşi Bünyaminin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Üvey kardeşlerini aradıktan sonra en sona öz kardeşi Bünyamin kalmıştı. Onu ararken su kabını öz kardeşinin yükü arasından buldurup çıkardı. Böylece kardeşi Bünyamin, Yûsuf’un yanında kalmış oldu. İşte Yusuf’a kardeşini yanında alıkoyabilmesi için böyle bir çare öğretmiştik. Çünkü hükümdarın yasalarına göre, kardeşini başka türlü yanında alıkoyamazdı. Fakat Allah’ın tercih etmesi müstesna. O hâlde, kulağınıza küpe olsun. Bu örnekte de görüldüğü gibi Biz tercihimizle layık görüp istediğimiz kimselere, dilediğimizi öğretip bilgilendirir, derecelerini de yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha bir iyi bilen ve hepsinin üstünde her şeyi bilen yalnızca Allah vardır.

77-79

77-79 Su tası Bünyamn’in yükünün arasından çıkınca diğer kardeşleri hemen dediler ki: “Evet o çalmış olabilir, çünkü daha önce onun öz kardeşi olan ağabeyi de böyle bir şey yapmıştı.” Yusuf bu söylenenleri dinledikten sonra kendi kendine: “Allah sizin neler uydurduğunuzu çok iyi biliyor, sizin durumunuz gerçekten çok berbat.” diyordu. Sonra da üvey kardeşler sözlerine devamla, “Ey aziz ve muhterem yönetici! Bünyamin’in babası çok yaşlı, onun burada alıkonulmasına yüreği dayanmaz, çok üzülür onun yerine içimizden başka birini alıkoy, gördüğümüz kadarıyla sen iyilik yapmayı seven birisin.” dediler. Yusuf da onlara: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırım, eşyamızı kimin yanında bulduysak onu alıkoyarız, aksi halde zalimlerden farkımız kalmaz.” diyerek cevap verdi.

77. Su tası Bünyamin’in yükünün arasından çıkınca diğer kardeşleri, bu işte bir yanlışlık olmalı, kardeşimiz asla böyle bir şey yapmaz” demek yerine hemen: ” Ne diyelim! Eğer o çaldıysa ki çalmış olabilir, çünkü daha önce onun öz kardeşi olan ağabeyi de halasının, İbrâhim peygamberden miras kalan kuşağını hırsızlık yapıp çalmıştı dediler. Kardeşlerinin bu apaçık iftirası karşısında Yûsuf, az kalsın dayanamayıp yalanlarını yüzlerine vuracaktı. Fakat ilâhî talimatlara uyması gerekiyordu. Bu yüzden, Yusuf söylenenleri dinledikten sonra gerçeği bildiği halde içinden geçenleri gizledi, oysaki gerçek şu idi; Onu çok seven halası Yûsuf’un yanında kalmasını istiyordu. Abisi Yakūb’un şeriatına göre hırsızlık yapan, yaptığı kişinin yanında esir olarak kalırdı. Bunu bilen halası kuşağı Yûsuf’un üzerine koydu. Kaybolduğunu söyledi. Aramada kuşak onun üzerinden çıkınca, Yûsuf halasının yanında kaldı. İşte Yûsuf bu bilgiyi onlara belli etmedi ve kendi kendine: “Siz çok kötü ve acınacak bir durumdasınız. Siz su tasını çalmadınız ama siz benden yıllarca babamı, öz kardeşimi, çocukluğumu, gençliğimi çaldınız. Allah sizin neler uydurduğunuzu ve anlattığınız şeyin aslını çok iyi bilmektedir” dedi.

78. Kıskançlık ve haset üvey ağabeylerinin gözünü kör etmişti, birden akıllarına babalarına verdikleri sözler geldi ve dediler ki: “Ey vezir ve muhterem yönetici! Bünyamin’in suçlu olduğunu kabul ediyoruz fakat onun ihtiyar bir babası var. Bünyamin’in burada alıkonulmasına yüreği dayanmaz, çok üzülür. Ne olur onun yerine bizden birini alıkoy. Doğrusu biz seni anlayışlı iyilik yapmayı sevenlerden biri olarak görüyoruz.”

79. Yusuf da onlara: “Allah korusun eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını, köle olarak tutuklayıp alıkoymaktan Allah’a sığınırız. Hiç kimse başkasının yerine yargılanamaz. Eşyamızı kimin yanında bulduysak onu alıkoyarız. Aksi takdirde muhakkak haksızlık yapmış zalimlerden oluruz” dedi. Böylece Yûsuf, kesin hükmünü belirterek, tartışmaya son noktayı koydu.

80-82

80. Ondan ümitlerini kesince aralarında konuşmak üzere bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını ve bundan önce Yusuf hakkında işlediğiniz hatayı bilmiyor musunuz? Ben, babam bana izin verinceye yahut Allah benim için hükmünü verinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

81. Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Oğlun hırsızlık etti. Biz bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Gaybın kollayıcıları da değildik.

82. (İstersen) içinde bulunduğumuz kasabaya ve beraber geldiğimiz kervana da sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.”

80-82 Böylece Bünyamin’i kurtarmaktan ümidini kesen Yakub’un oğulları, bir köşeye çekilip kendi aralarında konuşmaya başladılar, içlerinden yaşça büyük olanı, “Babamız bizden Bünyamin ile ilgili Allah’a yemin ettirerek söz aldı, daha önce Yusuf konusunda da güvenini boşa çıkarmıştık, hal böyleyken ne yüzle onun yanına dönüp bu durumu anlatacağız. Ben, şahsen babam bana kardeşin olmadan dönebilirsin deyinceye kadar, ya da Allah hakkımdaki hükmünü verinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım, Allah hüküm verenlerin en adilidir, ben yalnızca O’na güvenip burada bekleyeceğim, siz de babamıza gidip “Oğlun hırsızlık yaptı, fakat biz onun hırsızlık yaptığını görmedik, sadece çalındığı söylenen su kabının onun yükünden çıktığını gördük, bizler sana yemin edip onu koruyacağımıza söz vermiştik, fakat göremeyeceğimiz bu tür tehlikeye karşı onu koruyamazdık, o yüzden bu durumdan biz sorumlu değiliz şayet bize inanmıyorsan, oraya bizimle gidip gelenlere sor, onlar da bu olayın şahitleridir. Böylece bizim söylediklerimizin doğru olduğunu öğrenir, inanırsın diyebilirsiniz.” dedi.

80. Yakub’un oğulları Bünyamin’i geri almak için Yusuf’tan ümitlerini kesince konuyu kendi aralarında gizlice konuşmak üzere ayrılıp bir köşeye çekildiler. Yaşça büyük olanları ki daha önce Yûsuf’un kuyuya atılmasına karşı çıkan da oydu, büyük bir üzüntü içinde kardeşlerine dedi ki: “Babanızın Allah adına yemin ettirerek Bünyamin’i sağ salim geri getirme konusunda sizden kesin söz aldığını ve bundan önce Yusuf hakkında güvenini boşa çıkarmakla işlediğiniz kötülüğü unuttunuz mu? Şimdi Bünyamin’i burada bırakırsak, dönüp babamızın yüzüne nasıl bakacağız? Babam bana kardeşin olmadan dönebilirsin diye izin verinceye kadar yahut Allah benim için lehimde hükmünü verinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. Çünkü O, hüküm verenlerin en adili ve hayırlısıdır. Ben yalnızca O’na güvenip burada bekleyeceğim.

81. Size gelince siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Maalesef oğlun Bünyamin hırsızlık etti. Biz sadece arama sırasında bilip gördüğümüze şahit olduk ve onun hırsızlık yaptığını görmedik. Sadece çalındığı söylenen su kabının onun yükünden çıktığını gördük. Fakat göremeyeceğimiz bu tür tehlikeye karşı onu koruyamazdık, o yüzden bu durumdan biz sorumlu olamayız. Ayrıca, onu koruyacağımıza dair söz verirken, başımıza böyle bir şeyin geleceğini bilemezdik Çünkü gaybı bilenlerden de değiliz.

82. Gelip babalarına bunları anlattıktan sonra şunları da ilave ettiler. “Ey Babamız! Bize inanmıyorsan gittiğimiz memleketteki şehir halkına ve beraber yolculuk ettiğimiz kervana da sor, onlar da bu olayın şahitleridir. Onları dinlediğinde göreceksin ki; biz gerçekten doğruyu söylüyoruz.”

83

83 Diğer kardeşler memleketlerine dönüp, babalarına olanları anlattılar. Yakub onları dinlerken başını başka yöne çevirip, “Hayır, size inanmıyorum, anlaşılan o ki kıskançlık duygularınız yine size çok kötü bir iş yaptırmış. Bu durumda bana düşen sabretmektir, ümidim odur ki Allah bir gün onları bana geri getirecektir, şüphesiz Allah her şeyin doğrusunu bilen, her hükmü isabetli olan, her şeyi yerli yerinde yapıp eyleyendir.” dedi

83. Diğer kardeşler memleketlerine dönüp, babalarına olanları anlattılar. Babaları Yakub onları dinlerken başını başka yöne çevirip dedi ki: “ Tamam her şeyi anladım da “Onun eşyaları arasından su tası çıkınca, kardeşinizi savunmak yerine, neden işin iç yüzünü bilmeden onun abisi de daha önce hırsızlık yapmıştı dediniz? Böyle derken amacınız neydi?” Hayır size inanmıyorum, anlaşılan o ki, yine nefisleriniz, kıskançlık duygusu ve bencilliğiniz sizi aldatıp kötü bir işe sürüklemiş. Ben de yine sizi Allah’a havale ediyorum. Artık bu saatten sonra bana düşen Allah’a tevekkül edip güzelce sabretmektir. Umulur ki Allah bir gün onların hepsini bana getirecek ve beni bütün kaybettiklerimle buluşturacaktır. Muhakkak Allah, her şeyin doğrusunu bilen alimdir ve her şeye hükmeden, her hükmü isabetli her işinde birçok hikmetleri olan hakimdir.

84-87

84-87 Sonra da Yakub üzüntüsünden bir kenara çekilip, “Vah Yusuf ’um vah.” diye içini çekti ve evlatlarının üzüntüsünden gözlerine ak indi, etrafını göremez hale geldi, buna rağmen öfkesine hâkim olup, derdini içine gömdü. Onun bu halini gören oğulları babalarına: “Baba sen Yusuf diye diye sonunda kendini tüketecek, yataklara düşüp ölüp gideceksin.” deyince, Yakub da onlara dedi ki: “Ben derdimi, hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum ve Allah’ın lütfu ile sizlerin bilmediklerinizi biliyorum, evlatlarım, şimdi siz gidip Yusuf ve kardeşi ile ilgili araştırma yapıp bilgi toplayın, sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, unutmayın ki Allah’ın rahmetinden ancak müşrik ve kâfir olanlar ümitlerini keserler.”

84. Sonra da Yakub üzüntüsünden bir kenara çekilip yüzünü onlardan çevirdi ve derin bir acıyla: “ Vah Yusuf’um vah neredesin diye içini çekti. Ve evlatlarının üzüntüsünden ağlaya ağlaya gözlerine ak düştü ve iki gözü birden görmez oldu. Buna rağmen öfkesine hâkim olup, derdini içine gömdü ve hepten hüzne gömüldü. Hilekâr evlatlarına duyduğu kızgınlığı hiç belli etmiyor ve acısını kalbine gömüyordu.

85. Onun bu halini gören oğulları babalarına: ” Baba hayret vallahi! Aradan bunca zaman geçti hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Yusuf diye diye sonunda ya kederinden hasta olup iyice eriyecek ya da kahrından yataklara düşüp ölüp gideceksin. Böyle ağlayıp sızlanmakla neyi değiştirebilirsin ki? ” dediler.

86. Yakub da onlara şöyle dedi: “ Evet, siz benim evladımsınız ama beni anlamıyorsunuz. Ben keder ve üzüntümü yalnız Allah’a arz ediyorum ve O’na şikâyette bulunuyorum. Başka hiç kimseye ne minnet ediyorum ne de medet bekliyorum. Hem, Allah’ın bana öğretip de bildiğim öyle şeyler var ki, Allah’ın vahiy lütfu ile sizin bilmediğiniz ve akıl erdiremediğiniz birçok şeyi biliyorum diye cevap verdi.

87. Yakūb oğullarını bir defa daha Mısır’a uğurlarken: Ey oğullarım! Gidin Yusuf ve kardeşi ile ilgili araştırma yapıp bilgi toplayın ve onlardan bir haber almaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah’ın rahmetinden ancak müşrik ve kâfirler ümidini keser.” Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz.

88-90

88-90 Bir müddet sonra aldıkları erzakları tükenince Yakub’un oğulları tekrar Mısır’a gelip Yusuf’un huzuruna çıktılar ve “Ey soylu yönetici, ey aziz insan! Bizler yiyeceğimiz tükenince yine sıkıntıya düştük, ancak almak istediğimiz tahıl için de ödeyeceğimiz çok az da bir bedelimiz kaldı, sen bize cömert davranıp bol bol verirsen lütufta bulunmuş olursun. Allah da cömert davrananları sever ve mükâfatlandırır.” dediler. Yusuf da onlara dedi ki: “Sizler cahillik ederek Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Kardeşleri bunu duyunca büyük bir şaşkınlıkla, “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. Yusuf da “Evet, ben Yusuf’um, bu da kardeşim, Allah bize lütfedip ikramda bulundu. Gerçek şu ki, her kim Allah’a güvenir ve O’na karşı sorumluluklarını yerine getirip, bu uğurda karşılaştığı sıkıntılara imanından taviz vermeden göğüs gerip, sebat ederse Allah böyle davrananların yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.”

88. Bir müddet sonra aldıkları erzakları tükenince Yakub’un oğulları tekrar Mısır’a gelip kardeşleri Yusuf’un yanına girdiklerinde: “ Ey soylu yönetici Ey Aziz insan! Yiyeceğimiz tükenince bizi ve ailemizi kıtlık perişan etti ve gördüğün gibi yine sıkıntıya düştük. Ancak almak istediğimiz tahıl için de ödeyebileceğimiz çok az bir sermaye ile erzak almaya geldik. Sen yine de cömert davranıp bize tam ölçek ver ve hatta bize biraz da fazladan karşılıksız bağışta bulun. O da sizin sadakanız olsun. Allah cömert davranıp muhtaç kullarına karşılıksız bağışta bulunanları sever ve fazlasıyla mükâfatlandırır” dediler. Erzak işini garantiye alıp, tam Bünyamin’in serbest bırakılmasını isteyeceklerdi ki;

89. Yusuf da artık kendini tanıtmanın zamanının geldiğini düşünerek onlara: “Siz vaktiyle cahilce hareket ederek Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Bundan tövbe ederek pişman oldunuz mu? dedi.

90. Kardeşleri bunu duyunca büyük bir şaşkınlıkla: “Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?” dediler. O da bir müddet sessiz kaldı. Çok duygulanmıştı: “ Evet Ben Yusuf’um. Bu da kardeşim Bünyamin’dir. Allah birbirimize kavuşmayı bize lütfetti. Gerçek şu ki, kim Allah’a güvenip O’ndan sakınır ve O’na karşı sorumluluklarını yerine getirip, bu uğurda karşılaştığı sıkıntılara imanından taviz vermeden göğüs gerip, başına gelen zorluklar karşısında sabrederse; şüphesiz Allah böyle davrananların ve iyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.” dedi.

91-95

91-95 Şaşkınlık ve suçluluk içindeki kardeşleri de, “Yazıklar olsun bize! Sana ve kardeşine yaptığımız kötülüklerden dolayı Allah seni bizden üstün kıldı, bizler de günaha gömüldük.” dediler. Yusuf da onlara: “Bugün yaptıklarınızdan dolayı sizi kınayıp yüzünüzü daha fazla kızartmayacağım, dilerim Allah sizi affetsin. O, yaptıklarından tevbe edip doğruya yönelenleri merhamet ve şefkati ile bağışlayıcıdır. Şimdi siz şu gömleğimi götürüp babamın gözlerine sürün, o yeniden kendine gelip toparlanacak, etrafındakileri görmeye başlayacak gözyaşları dinecektir, sonra da hepiniz ailenizle birlikte bana gelin.” diyerek onları yolcu etti, onlar daha evlerine varmak için yola koyulduklarında Yakub da yanında bulunanlara şöyle demeye başladı: “Beni bunaklıkla suçlamayın, gerçekten Yusuf ’un kokusunu almaya başladım.” Yanındakiler de ona: “Sen iyice şaşırmışsın. Yine Yusuf ’a olan hasretin depreşti, ne söylediğini bilmiyorsun.” dediler

91. Bunun üzerine şaşkınlık ve suçluluk içindeki kardeşleri de: Yazıklar olsun bize!  Allah’a yemin olsun; Sana ve kardeşine yaptığımız kötülüklerden dolayı gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Biz ise kesinlikle nefsimize uyup günaha gömülerek hata edenlerdik” dediler. Ama çoğunun nefsi kinleri ve şerli fikirleri hâlâ değişmemişti.

92. Yusuf da bir peygambere yakışan tavırla onlara dedi ki: “ Hayır bugün yaptıklarınızdan dolayı sizi kınayacak değilim. Ben hakkımı çoktan helal ettim. Size tavsiyem gönülden tevbe edin. Dilerim gönülden tövbe ederseniz Allah da sizi bağışlar. Çünkü O, yaptıklarından tevbe edip doğruya yönelenler için merhamet edenlerin en merhametlisidir.

93. Yûsuf bu tanışma ve helâlleşmeden sonra kardeşlerine babasının durumunu sordu. Onlar da babalarının aşırı ağlaması yüzünden gözlerinin ağardığını, söylediler. İşte bunun üzerine Yûsuf onlara şöyle dedi: Şu gömleğimi götürüp babamın yüzüne gözüne sürün. Allah’ın izniyle o yeniden kendine gelip toparlanacak, etrafındakileri görmeye başlayacaktır gözyaşları dinecektir. Sonra da bütün ailenizle birlikte bana gelin.” diyerek onları yolcu etti. Yûsuf’un hayat çizgisinde gömleklerin ayrı bir yeri vardı; bir gömlek, kardeşleri tarafından babalarına öldüğüne dair delil olarak gösterilmişti. Bir başka gömlek tecavüz gibi ağır bir iftiradan kurtulmasına vesile olmuştu.

94. Şimdi farklı bir gömlek şifaya vesile olmak için yola çıkmıştı. Kafile Mısır’dan henüz yola çıkmıştı ki babaları yanında bulunanlara şöyle demeye başladı: “Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum!”

95. Yanındakiler de ona: Biz koku falan almıyoruz. Hayret! Allah’a yemin olsun ki, sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin. Yine Yusuf ’a olan hasretin depreşti, ne söylediğini bilmiyorsun ” dediler.

96-98

96-98 Nihayet kervanın önünde giden kardeşleri koşarak babalarına Yusuf ’un hayatta olduğunu söyleyerek, gömleği babasının yüzüne sürünce Yakub’un gözü, gönlü açıldı ve çevresindekilere bakıp, “Ben size demedim mi Allah’ın lütfu ile ben sizin bilmediklerinizi biliyorum diye.” Evlatları da Yakub’a “Baba, sen bizim bağışlanmamız için Allah’a dua et çünkü biz çok kötü işler yaptık.” dediler. Yakup da onlara: “Rabbime bağışlanmanız için dua edeceğim, O tevbe edip de kendine yönelenlere karşı çok merhametli, bağışlayıcı Rahman ve Rahim olandır.” dedi.

96. Nihayet kervanın önünde giden kardeşlerinden biri müjdeci olup koşarak Yakūb’un yanına gelip Yusuf ’un hayatta olduğunu söyleyerek gömleği yüzüne sürünce hemen Yakub’un mûcizevî bir şekilde gözü, gönlü açıldı. Bunun üzerine çevresindekilere bakıp: “ Siz bana “saf” dediniz ama ben size Allah’ın lütfu ile sizin bilmediklerinizi ve akıl erdiremediklerinizi Allah’tan gelen vahiylerle biliyorum, dememiş miydim?” dedi.

97. Derken oğulları tüm olup bitenleri anlatıp, suçlarını itiraf ettikten sonra Yakub’a: “Ey babamız! Allah’a dua edip bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Çünkü biz gerçekten hata ettik ve çok kötü işler yaptık ” dediler.

98. Yakup da onlara: “Sizin için ileride dua edip Rabbimden bağışlama dileyeceğim. Şüphesiz O tevbe edip de kendine yönelenlere karşı çok bağışlayıcı, merhametli Rahman ve Rahim olandır dedi.

99

99 Sonra da Yakub bütün ailesi ile birlikte Mısır’a gidip Yusuf ’un huzuruna çıktılar, Yusuf da anasını ve babasını bağrına bastı ve onlara: “Allah’ın izni ile bundan sonra burada güvenlik ve huzur içinde yaşayın.” dedi.

99. Nihayet Yakub bütün ailesi ile birlikte Mısır’a gidip Yusuf’un yanına girdiklerinde, Yûsuf anne ve babasını hasretle kucaklayıp bağrına bastı ve onlara: “Allah’ın dilemesi ve izni ile, bundan sonra her türlü korku ve üzüntüden emin olarak güven ve huzur içinde Mısır’a girip yerleşin ” dedi.

100

100 Arkasından da yerinden kalkıp, anası ile babasını kendi tahtına oturttu, sonra da hep birlikte Allah’a şükredip secde ettiler ve her bir kardeşi de Yusuf ’a saygılarını belirtip başlarını öne eğdiler. Yusuf bu manzara karşısında babasına dönüp, “Babacığım vaktiyle gördüğüm rüyanın yorumu işte budur, Rabbim o rüyamı bugün gerçekleştirdi ve bana çok büyük ihsanda bulundu, beni zindandan çıkarıp buralara getirdi. Şeytan, kardeşlerimle benim aramızı açtıktan sonra, Rabbim sizi çölden geçirip buraya getirerek bizi yeniden birbirimize kavuşturdu. Şüphesiz Rabbim, insanın aklının eremeyeceği, gücünün yetemeyeceği dilediği her şeyi gerçekleştirir. O alimdir, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyi yerli yerine koyandır.”

100. Arkasından da yerinden kalkıp anne babasını ellerinden tutarak kendi tahtına oturttu ve her bir kardeşi de Yusuf ’a hürmet ve saygılarını belirtip başlarını öne eğdiler. Sonrada hep birlikte Allah’a şükredip secdeye kapandılar. Yusuf bu manzara karşısında babasına dönüp dedi ki: “Ey babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiği rüyamın yorumudur. Şükürler olsun Rabbim o rüyamı bugün gerçekleştirdi. Allah, beni iftira yüzünden atıldığım zindandan çıkardı. Ve şeytanın benimle kardeşlerimin arasına fitne sokmasından sonra Rabbim sizi çölden getirmekle bana iyilik etti ve bizi yeniden birbirimize kavuşturdu. Şüphesiz Rabbim insanın aklının eremeyeceği, yapmak istediği fakat gücünün yetemeyeceği uygun olan her işi, çok incelik içinde yerine getirendir. Muhakkak O daha ben kuyudayken bugünleri bilen alimdir. Her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyi yerli yerine koyan, yaşadığım her hadiseye hikmetler takan, o hikmetleri okumamı, anlamamı, bunların yanında rüyaları ve hadiseleri yorumlamada beni mahir kılan hakimdir. Sıkıntılı günler geride kalmıştı. Yûsuf, Mısır’a vezir olmuş, annesine, babasına ve kardeşlerine kavuşmuştu. Dünya nimetleri bütün güzelliği ile önüne gelmişti. Fakat bütün bunlar Yûsuf’un gözlerini kamaştıramadı.

101

101 Bu yaşananların ardından Yusuf şöyle dua etti: “Rabbim, bana makam, mevki, iktidar lütfedip, rüyaların yorumunu öğrettin, olayları doğru anlayıp kavrama kabiliyetlerimi geliştirdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da âhirette de yardımcım, velinimetim, koruyucum, kollayıcım Sensin, canımı sana teslim olmuş (müslüman) birisi olarak al, beni de razı olduğun kulların arasına kat.”

101. Bu yaşananların ardından Yusuf şöyle dua etti: Rabbim! Sen bana makam, mevki, iktidar lütfedip, hakimiyetten fazlasıyla bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin, yaşanan olayların iç yüzünü doğru anlama kabiliyetimi geliştirdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı yüce Rabbim. Dünyada da ahirette de benim yegâne velim koruyucum, kollayıcım yardımcım sensin. Her fâni gibi ben de bir gün öleceğim. Ne olur beni son nefesime kadar, buyruklarına yürekten boyun eğen bir Müslüman olarak yaşat ve benim canımı sana teslim olmuş Müslüman birisi olarak al ve beni mahşerde razı olduğun salih kulların arasına kat.”

102-107

102-107 Ey Muhammed! İşte bütün bu olup bitenler, senin daha önce bilmediğin, Bizim sana vahiy yoluyla bildirdiklerimizdir. Yusuf ’un kardeşleri ona tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin, bunları sana bildirmemize, senin de insanlara duyurmana rağmen, sen ne kadar istesen de onların çoğu sana inanıp Allah adına davet ettiğin doğru yola yönelmezler. Hâlbuki sen, davetine karşılık onlardan bir ücret talep etmiyor, başka bir şey de beklemiyorsun, senin Kur’an ile yaptığın davet tüm insanlık için bir öğüt ve uyarıdır. Göklerde ve yerde Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösteren nice deliller vardır fakat insanoğlu bunların yanında gelip geçer de Allah’ın kendisini davet ettiği nizamın mükemmelliğini düşünmez. İnsanların çoğu Allah’ın davet ettiği hayat nizamının içine, kendilerinden bir şeyler ilave ederek, ya da bir şeyleri eksilterek, Allah’a şirk koşup müşrik olmaktan geri durmaz ve şirk koşmadan Allah’a inanmazlar. Bu insanlar Allah tarafından hiç beklemedikleri bir anda, O’nun azabının kendilerini çepeçevre kuşatacağından ya da Kıyamet’in ansızın gelip çatmayacağından çok mu eminler?  

102. Ey Muhammed! İşte bütün bunlar geçmişe ait, senin daha önce bilmediğin ve sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Çünkü Yusuf’un kardeşleri ona sinsice tuzak kurarak yapacakları o kötü işe karar verirlerken sen onların yanlarında değildin. Bütün bunları Mekkelilere haber vermen senin Allah’ın Resûlü olduğunu gösteren en güçlü delillerden biridir.

103. Bu gayb haberlerini sana bildirmemize ve senin de insanlara duyurmana rağmen sen ne kadar çok arzu etsen de çırpınsan da insanların çoğu Allah adına davet ettiğin doğru yola yönelip hakikate iman etmezler. Unutma! Seni tuzaklardan ancak Rabbin kurtarır. Yeter ki sen de Yusuf gibi Rabbine teslim ol.

104. Oysa sen bu çağrına ve peygamberlik görevine karşılık onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun ki, samimiyetinle ilgili bir şüpheye kapılsınlar. Herkes şunu iyi bilsin ki senin Kur’an ile yaptığın bu davet, alemler için ancak ders alınacak bir uyarı ve öğüttür. Onlar biraz düşünse; Yusuf’un hayatı gibi daha nice olaylar vardır. 

105. Öğüt ve ibret almak isteyenler için, göklerde ve yerde Allah’ın nizamının mükemmelliğini ve harika sanatını gösteren nice deliller vardır ki inkârcılar gece gündüz yanlarından gelip geçerler de bu muhteşem mucizelerden ibret almadan yüz çevirip giderler ve Allah’ın kendisini davet ettiği nizamın mükemmelliğini düşünmezler.

106. Onların çoğu Allah’ın davet ettiği hayat nizamının içine, kendilerinden bir şeyler ilave ederek, ya da bir şeyleri eksilterek, Allah’a şirk koşup müşrik olmaktan geri durmaz ve ortak koşmadan Allah’a iman etmezler. Uydurdukları ilahlardan asla vazgeçmezler! Böylece sapkın yaşamlarını kendilerine yol edinirler.

107. Bu gafletin sebebi nedir? Yoksa onlar, Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın hiç beklemedikleri bir anda gelmeyeceğinden, yahut farkında olmadıkları bir zamanda kıyametin ansızın gelip çatmayacağından çok mu eminler?

108

108 Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Ben ve bana uyanlar sizleri körü körüne değil, bir basiret üzere apaçık âyetlerle Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirmeye çağırıyoruz. O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Allah kendisine ortak koştuklarınızdan münezzehtir.”

108. Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “İşte benim iman, tevhid ve doğru yolum budur. Ben ve bana uyanlar, sizleri körü körüne değil apaçık delillere dayanarak, yani tam bir basiret üzere neye çağırdığımızı bilerek ve apaçık âyetlerle Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirmeye ve Allah’ın yoluna çağırırız. Allah’ı şirkin her türlüsünden tenzih ederim. Ben Allah’tan başkasının egemenliğine boyun eğerek Allah’a eş ve ortak koşan müşriklerden asla değilim.” Allah’ın hâkimiyetinin yanında asla başkalarının hâkimiyetini tanımam. Kulların yasasına uyarsam; yasa koyan insanları ilahlaştırmış olurum.

109

109 Ey Peygamber! Bizim senden önce gönderdiğimiz peygamberler de melek değil birer insandı. Davetimizden yüz çevirenler, önceki toplumların başlarına gelenlerden hiç ibret almıyor mu? Gerçek şu ki, Âhiret yurdu Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler için dünya hayatından daha hayırlı ve tercihe şayandır. O halde dünya hayatını, âhireti kazananlardan olmak için yaşamak gerekmez mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

109. Ey Peygamber! Müşriklerin “Peygamber melek olmalı” demelerine de kulak asma. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahyettiğimiz peygamberler de melek değil, tıpkı senin gibi o memleketlerin sakinleri arasından seçtiğimiz birer insandı. Davetimizden yüz çeviren şu müşrikler, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin başlarına gelenleri ve sonlarının ne olduğunu ibret alıp bir görsünler. İnkârlarından dolayı yok edilen toplumların kalıntılarını görmediler mi? Şüphesiz Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler ve sorumlu davranıp Allah’ın razı olmadığı kötülüklerden sakınanlar için, ahiret yurdu dünya hayatından daha hayırlıdır. Ey insanlar! O halde dünya hayatını, âhireti kazananlardan olmak için yaşamak gerekmez mi? Kendini dünyaya kaptıranlar ahiret hayatını kaybeder. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?

110

110 Senden önceki peygamberler de, uzun süre baskı ve zulme maruz kalıp yalancılıkla, büyücülükle suçlanmışlar ve kavimlerinden de ümitlerini kesmeye başlamışlardı, işte böylesi zor zamanlarda, Bizim yardımımız onlara ulaşmış imdatlarına yetişmişti, böylece iman edenleri kurtarıp, müşrik ve zalimleri de hak ettikleri azap ile helak etmiştik. Allah’ın azabı onu hak edenlerden asla geri çevrilemez.

110. Ey Resûlüm! Yaşadıkların seni ve inananları karamsarlığa sürüklemesin. Nihayet senden önceki peygamberler de uzun süre baskı ve zulme maruz kalıp yalancılıkla ve büyücülükle suçlandılar. Onlardan bazıları kavimlerinin iman etmesinden artık ümitlerini kesmişlerdi ve ümmetleri tarafından da adlarının yalancıya çıktıklarını düşünmüşlerdi. İşte iman etmiş olanların da peygamberlerinin kendilerine olan vaadinin artık gelmeyeceğini zannettikleri böylesi zor zamanlarda yardımımız onlara ulaştı. Böylece iman edenleri tercih edip azaptan kurtarırız. Müşrik ve zalimleri de hak ettikleri azap ile helak ederiz. Çünkü azabımız onu hak eden suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez. Müminler de bütün çarelerin bittiğini sandıkları anda bile Allah’a tevekkül edip sonucu O’ndan beklemeli ve ümit etmeliler. Böyle bir sabrın en iyi örneği de Yusuf sabrıdır.

111

111 Şüphesiz peygamberlerin ve onların kavimlerinin kıssalarında, aklını kullanıp düşünenler için ibret alınacak dersler vardır. Vahiyle bildirilenler asla başkası tarafından uydurulmuş hadisler (sözler) değildir, bu âyetlerden oluşan Kur’an, kendinden önceki peygamberlere vahyedilenlerden geride kalan gerçekleri tasdik edip, doğrulayan, her şeyi ayrıntılı bir şekilde açıklayan ve Allah’ın davetine iman edenlere bir rehber ve rahmet kaynağıdır.

111. Şüphesiz peygamberlerin ve onların kıssalarında, gerçekçi düşünen akıl sahipleri için ibret alınacak dersler vardır. Bu derslerin en başında da şu vardır: Geçmişte şahit olmadığın, bilgi almadığın kıssaları, sanki görmüş ve yaşamış gibi anlatman şu gerçeği gösterir ki: Bu vahiyle bildirilenler asla başkası tarafından uydurulmuş hadisler yani sözler değildir. Aksine kendinden önceki peygamberlerin ve onlara vahyedilen ilahi kitapların asıllarını tasdik edip doğrular ve esasen onlar da Kur’an’a delildir. Ayrıca o, açıklanması gereken her şeyi ayrıntılı bir şekilde açıklayan ve aynı zamanda Allah’ın davetine iman eden topluluk için yol gösteren bir rehber, bir hidayet kaynağı ve çok büyük bir rahmettir.

Scroll to Top