Zuhruf Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

89

Mushaf (Kuran) Sırası

43

Nuzül (İniş)Yeri

63

Nüzül (İniş) Sırası

Mekke

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Surenin adı, içinde “zuhruf” kelimesi geçen 35. ayetten almıştır.

Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili kesin bir kayıt yoktur. Ancak muhtevasından surenin indiği dönemle, Fussilet ve Şûrâ Surelerinin indiği dönemin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu surenin konuları bir zincirin halkaları gibi birbirine benzemektedirler. Hepsi de kafirlerin Hz. Peygamber’in (s.a) hayatına son vermek için planlar kurmaya başladıkları bir dönemde nazil olmuştur. Hatta o dönemde kafirler böyle bir girişimde de bulunmuşlardır. Nitekim surenin 79-80. ayetlerinde bu olaya işaret edilmektedir.

Konu: Bu surede, Kureyş’in ve diğer Arap kabilelerinin cahilce inanç ve davranışları şiddetle eleştirilerek, onların bu akidelerinin bir temele dayanmadığı ve asılsız olduğu ispatlanmaktadır. Ayrıca bu cahiliye toplumunun bireylerinden aklı selime sahip olanları “Toplumun hurafelere yapıştığının ve bu hurafeler yüzünden batacağının açıkça görülmesi ve kendilerini kurtarmak için çırpınmasına rağmen Hz. Muhammed’i (s.a) reddetmelerinin ne kadar akılsızca olduğunu” düşünmeye çağırmaktadırlar.

Surenin girişi şu şekildedir: “Siz, aklınız sıra zorbalık yapmak suretiyle Kitab’ın nüzulunu önleyeceğinizi sanıyor ve bunun için çabalıyorsunuz. Ancak hiçbir zaman kitapların ve peygamberlerin gönderilmesi şerrin muhalefetinden ötürü durdurulmamış, bilakis, Allah, peygamberlere ve kitaplara karşı koyan kafirleri en sonunda helâk etmiştir.

Şayet sizler de aynı yolda ısrar ederseniz, akibetiniz onlarınki gibi olacaktır.” Aynı konuya ilerideki ayetlerde (41-42 ve 79-80) tekrar değinilmiştir. Daha sonra muhatap Hz. Peygamber (s.a) gibi görünüyorsa da aslında onun hayatına kastetmek isteyenlere, şöyle bir ikazda bulunulmuştur: “Sen hayatta kalsan da, kalmasan da onlar mutlaka hak ettikleri cezayı göreceklerdir.” Bunun yanısıra kafirler “Sizler, Peygamber’e (s.a) karşı bir karar aldınız, ancak biz de sizlere karşı bir karar alacağız” denilerek tehdit edilmektedirler.

Daha sonra kafirlerin inandıkları “din”, Hz. Peygamber’e (s.a) karşı öne sürdükleri “deliller”, şu şekilde ele alınmaktadır.

Kendileri de kabul etmektedirler ki; kainatın, Allah’a ortak koştukları ilahların ve bizzat kendilerinin dahi yaratıcısı Allah’tır. Yine bilmektedirler ki, faydalanmakta oldukları dünyadaki tüm nimetlerin yaratıcısı da Allah’tır. Fakat buna rağmen onlar, başkalarını Allah’a ortak koşmakta hâlâ ısrar ediyorlar.

İnsanları Allah’ın çocukları olarak nitelemekte bir beis görmezlerken, kendileri için kız çocuğa sahip olmayı zül telakki ediyorlar.

“Dişi ilahlar” olarak kabul ettikleri meleklerin heykellerini yapmakta, onlara kadın elbiseleri giydirip, mücevherler takmakta ve “Allah’ın kızları” olduklarına inandıkları için onlardan istekte bulunmaktadırlar. Oysa ellerinde, bu düşünce ve davranışlarını doğrulayıcı bir delil de yoktur.

Onlar, yaptıkları bu hareketleri dolayısıyla ikaz olunduklarında, “Allah istememiş olsaydı, bizi böyle davranmaktan alıkoyardı” demektedirler. Halbuki yeryüzünde bazı olayların Allah’ın izniyle vuku buluyor olması, Allah’ın o yapılanları tasvip ettiği anlamına gelmez. Sözgelimi, dünyada putlara tapılmakta, hırsızlık, zina, zorbalık, cinayet vs. gibi cürümler işlenmektedir. Ancak hiçbirisi de Allah’ın razı olduğu işlerden değildir. Allah’ın hangi davranışı tasvip ettiği, hangi davranışı tasvip etmediği, insanlara yol gösterici olarak gönderdiği kitaplarda bildirilmiştir. Dolayısıyla O’nun razı olduğu düşünce ve davranışları bilebilmek için bu kitaplara başvurmak gerekir.

Onlara, “Bu düşünce ve davranışlarınızı hangi delile dayandırıyorsunuz?” diye sorduğunuz takdirde, şu şekilde cevap vereceklerdir: “Atalarımız da böyle yapıyorlardı.” Yani onlar bir dinin haklılığının ölçütü olarak atalarının da aynı şekilde davranmış olmasını yeterli saymaktadırlar. Bir de bunlar, Hz. İbrahim’in (a.s) torunları olmakla övünmekteydiler.

Oysa Hz. İbrahim (a.s), atalarının dinine sırt çevirmiş ve körü körüne taklide karşı çıkmıştı. Madem onlar atalarını taklit etmek istiyorlar, o halde niçin atalarından şerefli olanları -Hz. İbrahim, Hz. İsmail gibi- bırakıp cahil olanları takip ediyorlar?

Onlara, “Allah’ın gönderdiği peygamberlerden ve indirdiği kitaplardan biri, hiçbir surette şirki tavsiye etmiş midir?” diye soracak olursanız hıristiyanları örnek vererek şöyle derler: “Hıristiyanlar da İsa’yı Allah’ın oğlu kabul ederek ona tapıyorlar.” Oysa soru, “Hangi peygamberin ümmeti, Allah’a ortak koşmuştur?” şeklinde değildi. Bilakis soru, “Hangi peygamber halka şirkin mesajını aktarmıştır?” şeklindeydi. Yani Meryem oğlu İsa (a.s) ne zaman, “Ben Allah’ın oğluyum, bana kulluk edin” diye söylemiştir? Onun halka aktardığı mesaj, her peygamberin mesajı gibi “Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” şeklindedir.

Sizler, Hz. Muhammed’i mal ve mülk sahibi olmadığı için peygamber olarak kabul etmekte tereddüt duyuyor ve “Eğer Allah peygamber göndermiş olsaydı, iki şehirden (Mekke-Taif) birinin büyüğüne gönderirdi” diye düşünüyorsunuz. Nitekim Firavun da Musa’ya peygamberliği yakıştırmayarak onu hâkir görmüş ve şöyle bağırmıştı: “Şayet gökyüzünün hükümdarı, yeryüzünün hükümdarı olan benim gibi birine bir elçi gönderecek olsaydı, şüphesiz ki kollarında altın bilezikler olan ve yanında meleklerden ordu bulunduran bir elçi gönderirdi. Bu adam da nereden çıkageldi?

Ben, fazilet ve şeref sahibiyim. Nil Nehri benim ayaklarımın altından akmaktadır ve ben Mısır’ın hakimiyim. Oysa O, ne servet ve mülke, ne de bir iktidara sahiptir.”

Kafirlerin bunun gibi cahilce inanç ve düşünceleri tek tek çürütülür ve sonunda açıkça şöyle buyurulur: “Allah tektir. O hiç kimseyi evlat edinmemiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Hiç kimseye, bile bile dalâlet üzerinde ısrar etmiş birini, Allah’ın azabından kurtarması için şefaat etme yetkisi tanımamıştır. Allah, evlat edinmekten münezzehtir. O, kainatın tek yaratıcısıdır ve O’nun dışında herşey yaratılmıştır. Hiçbir şey zatında ve sıfatlarında O’na ortak olamaz. Allah indinde şefaat, ancak hak yolunda olanlar tarafından, yine bu yolda olmak için çaba göstermiş olanlara edilir.

Açıklamalı Meal ( Tüm Sure)

1-4

1-4 Hâ. Mim. Yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, size kendi dilinizin sesleri ile apaçık bildiren Kur’an âyetleri üzerinde düşünün. Bu Kur’an katımızda bulunan ana kitapta kayıtlıdır ve asla bir beşer sözü değildir. Hayatınızla ilgili en doğru hükümleri (yasaları) tebliğ için indirilmiştir

5-9

5-9 Ey yaratılış sebeplerini inkâr edenler! Siz davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönen, sınır tanımayan azgın bir toplumsunuz diye gerçekleri size bildirmekten vaz mı geçelim? Biz sizden önceki toplumlara da peygamberler gönderip Allah’ın davetini onlara da ilettik fakat birçoğu da sizin gibi peygamberlerine inanmayıp alay ederek yalancı saydılar. Onlar sizden çok daha güçlü toplumlar olmalarına rağmen, bu tutumları sebebi ile azabımızla yakalayıp helak ettik ve hepsinden geriye ibret alınması gereken hikâyeleri kaldı. Size olduğu gibi o müşriklere de gökleri, yeri ve içindekileri kim yarattı diye sorsan, onlar da “Elbette ki her şeyi bilen, üstün kudret sahibi Allah yarattı.” derlerdi.

10

10 Yeryüzünü sizin rahat yaşamanız için bir döşek gibi yayıp nimetlerle donatan, üzerinde rahatça gidip gelmeniz için dağlar arasında yollar yaratan Allah’tır

11

11 Gökten yağmuru belli bir ölçüye göre indiren Allah, bununla kupkuru ölü toprağı nasıl canlandırıyorsa, sizleri de öldükten sonra işte böyle diriltecektir.

12-14

12-14 Bütün canlıları çift çift yaratan, hayvanları emrinize amade kılan, denizlere koyduğu yasalarla sizi ve yüklerinizi gemilerle taşıtan Allah’ın nimetlerini düşünün ve Rabbinize şöyle dua edin: “Bütün bunları bizim istifademize sunan Allah’a hamdolsun. O yüce Rabbimiz, bunları bize lütfetmeseydi, bizler elde etmeye asla güç yetiremezdik. Şüphesiz sonunda hepimiz O’na döneceğiz.”

15-18

15-18 Allah’ı layıkıyla tanımayan, tanımak da istemeyen bir kısım insanlar, Allah’ın kullarını O’ndan bir parçaymış gibi görüp göstermeye çalışan, Allah’a iftira atıp cehaletlerini ortaya koyan nankörlerdir. Allah yaratmış olduğu kullarından kız çocuklarını kendisi evlat edinip de erkekleri size mi bıraktı? Hâlbuki bu müşriklerden birine bir kız çocuğunun doğumu müjdelense, öfkeden yüzü kapkara kesilir; hüzünlenip, “Eyvah! Süs püs içinde yaşamaktan başka bir işe yaramayan bir çocuğum oldu.” diye kendi kendine kahırlanıp dururdu.

19-25

19-25 Bu müşrikler, Rahman’ın kulları olan meleklerin dişi yaratıklar olduklarını iddia ediyorlar. Meleklerin yaratılmasına şahit mi oldular ki böyle saçma iddiada bulunuyorlar? Onlar, kayda geçen bu iddiaları sebebiyle Hesap Günü hak ettikleri azap ile cezalandırılacaklar. Bir de kalkmış, “Rahman dilemeseydi biz onları Allah’a ortak koşup ilahlar edinmezdik.” diyorlar. Onlar bu söylediklerini doğrulayan hiçbir bilgi ve delile de sahip değiller. Zaten aslı olmayan böyle bir şeyin hiçbir değeri de yoktur. Yoksa Biz onlara Kur’an’dan önce başka bir kitap vermişiz de onda böyle bir bilgiye mi rastlamışlar, iddialarını ona mı dayandırıyorlar? Hayır, ne böyle bir kitap ne de böyle bir bilgi asla mevcut değil, bilip söyledikleri tek şey “Biz atalarımızı böyle inanıyor ve buna göre yaşarken gördük. Biz de onların izini, yolunu takip edeceğiz doğru olanında bu olduğuna inanıyoruz.” demeleridir. İşte bu hep böyle olmuştur. Senden önce peygamber gönderdiğimiz toplumların refah içinde, şımarmış haz peşinde koşanları ve yöneticileri de tıpkı bu günün müşrikleri gibi, “Biz atalarımızın kurduğu ve uyduğu dini (nizam ve inanç sistemlerini) benimseyip onların izinden gitmekteyiz.” demişlerdir. Peygamberleri de onlara: “Peki ya ben sizleri atalarınızın nizam ve inanç sisteminden daha doğru olanı yaşamaya davet için gelmişsem, siz yine de atalarınızın şirk nizamları ile yaşamaya devam mı edeceksiniz?” demelerine karşılık müşrikler de peygamberlerine, “Biz senin davet ettiğin hayat tarzını kabul etmiyoruz.” demişlerdi. Bunun üzerine Biz de onları layık oldukları azapla cezalandırdık. Peygamberlerin Allah adına davetine karşı çıkıp, yalan sayıp, reddedenlerin akıbetlerine bir bakın da intikamımızın nasıl olduğunu görün.

26-29

26-29 Vaktiyle İbrahim de babasına ve kavmine şöyle demişti: “Ben sizlerin ve izinden gittiğiniz atalarınızın ilahlarına asla değer verip, itaat edip tapınmam. Ben yalnızca beni de sizi de yaratan Allah’a itaat ederek O’nu ilah edinir, O’nun davetine iman edip yönelirim. Çünkü tek doğru yol, Rabbimin daveti olan yoldur.” İbrahim bu sözlerini miras olarak kendinden sonra doğru yolu arayanlar için, en temel ilkeler olarak bıraktı. Lakin insanların birçoğu İbrahim’in uyarı niteliğindeki bu öğüdüne rağmen, ibret alıp ders çıkarmazlar. Buna rağmen Allah kendisine nankörlük eden insanları, dünya nimetlerinden yararlandırır ve onları yaratılış amaçlarını tebliğ eden bir elçi ve kitap göndermeden sorumlu tutmaz.

30-31

30-31 Müşrikler kendilerine yaratılış sebeplerini açıklayıp, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden Peygamber’e, “Bunlar bizi büyülemek için söylenen büyücü sözleridir. Bizim bu sözlerin büyüsüne kapılıp atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımızı terk etmemizi istiyorsun, bu yüzden senin davetini kesinlikle reddediyoruz.” demeye başladılar ve ardından da dediler ki: “Madem Allah, bizden bunu istiyordu da, neden Kur’an’ı içimizden bu iki şehrin en varlıklı ileri gelenlerine değil de sana vahyetti?”

32

32 Rabbiniz peygamberlik rahmetini kime nasip edeceğini, kimin buna layık olduğunu onlara mı soracaktı? Rabbinizin nimetlerini onlar mı pay edip, dağıtıyorlar? Hayır, kime neyi ne kadar nasip edeceğini en iyi bilen Allah’tır. Dünya hayatınızdaki rızkınızı da aranızda paylaştıran ve birbirinize işlerinizi gördürebilmeniz için kiminizi kiminize kabiliyetleriniz bakımından üstün kılan da Allah’tır. Şunu iyi bilin ki peygamberlerin Allah adına sizi davet ettiği nizam, dünya hayatında biriktirilen her türlü mal mülkten daha hayırlıdır

33-35

33-35 Şayet insanlar, kendilerine verilecek nimetlerin bolluğu sebebi ile azgınlaşıp, haddi aşıp, müşrik ve kâfir tek bir toplum haline gelmeyecek olsaydı, evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşten yapardık; dahası evlerinin kapılarını ve oturup yaslandıkları koltuklarını da gümüşten yapar, altın ve mücevhere boğardık. Fakat bunların hepsi de dünya hayatının geçici hazlarından, güzelliklerinden ibarettir, Rabbinizin katındaki âhiret yurdunun cennet nimetleri ise çok daha güzel, hayırlı ve kalıcıdır. Bu nimetler Allah’ın rızasına uygun yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösteren mü’minler için hazırlanmıştır.

36-39

36-39 Her kim de Allah’ın kitabından yüz çevirirse, Allah o kimseye şeytanı ve şeytan tabiatlı kimseleri musallat eder. Böylece onlar da şeytanın dostu olup çıkarlar. Şeytanlar onları kula kulluk ettirirler, onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda Hesap Günü Allah’ın karşısına çıkarıldıklarında ise şeytanlaşmış kimseyi dost edinenler, ona “Keşke seninle aramızda doğu ile batı kadar uzaklıklar olsaydı, meğer senin arkadaşın, dostun olup peşine takılıp yolundan gitmek ne kötü bir şeymiş.” diyecekler. Allah da O Gün ikisine birden: “Gerçeği bu gün kabul etmiş olmanızın artık size hiçbir faydası yoktur. Çünkü siz, verilen zamana ve nimetlere rağmen Rabbinize sırt dönüp nankörlük ederek kendinize zulmettiniz. Böylece hak ettiğiniz cehennem azabını çekin bakalım.” diyecek.

40-44

40-44 Ey Peygamber! Sen gerçeği duymak istemeyene duyuramaz; görmek istemeyene de gösteremezsin. Sen, müşrik ve kâfir kalmak için inatla direneni asla doğru yola getiremezsin. Biz senin dünya hayatına son verip, onların içinden çekip alsak da almasak da onları mutlaka hak ettikleri azaba çarptırır ve intikam alırız. Sen, sana vahyolunan Kur’an’ın davetine sımsıkı sarıl. Çünkü ancak böylece doğru yolda olabilirsin. Kur’an (zikir) ile davet edilen hayat, senin ve kavmin için bir hatırlatma, şeref, itibar ve güç kaynağıdır. İyi bilin ki günü gelince hepiniz buna uyup uymadığınızdan dolayı hesaba çekileceksiniz.

45

45 Ey Peygamber! Senden önce kendilerine peygamberler gönderdiklerimizin takipçisi olanlara bir sor bakalım, Rahman olan Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırılıp davetine uyulmasına izin vermiş miyiz?

46-56

46-56 Vaktiyle Musa’yı da apaçık âyetlerimiz ve mucizelerle birlikte, Firavun ve kavmine göndermiştik. Musa onlara gidip, “Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.” demişti. Fakat onlar peygamberliğinin delili olan mucizeleri de görmelerine rağmen, Musa’ya inanmayıp onunla alay ettiler. Bunun üzerine belki düşünür, gerçeği görür anlarlar diye birbirinden daha güçlü ve etkili mucizelerle Musa’yı destekledik. Firavun ve kavmini bu mucizelerle uyardık fakat onlar karşılaştıkları her mucize ve musibetten sonra Musa’ya gelip, “Ey yüce insan ve ey büyük sihirbaz! Rabbinin sana lütfettiği peygamberlik hatırına, O’na dua et de bizi bu musibetlerden kurtarsın. Biz artık senin davet ettiğin o yolda yürüyeceğiz.” dediler. Ne zaman Biz de onları başlarına gelen uyarıcı musibetlerden kurtardıysak hemen sözlerinden döndüler. Bunun üzerine Firavun kavmine dönüp şöyle demeye başladı: “Ey kavmim! Mısır ülkesinin hükümranlığı bana ait değil mi, şu ayaklarımın altında akıp giden nehir benim değil mi? Benim bu muhteşem kudret ve saltanatı mı görmüyor musunuz? Ben bu Musa denen, güçsüz ve zavallı adamdan daha güçlü efendiniz değil miyim? Hem bir baksanız ya, ne demek istediği ve amacının ne olduğu bile belli değil, şimdi onunla ben bir miyim? Musa gerçekten peygamber olarak görevlendirilmiş ise boynunda altın gerdanlıkları, kollarında altın bilezikleri ve yanında ona yardımcı meleklerle, ihtişamlı ve güçlü olarak karşımıza çıkması gerekmez miydi?” Firavun bu sözleri ile zaten yozlaşmaya müşrik, kâfir ve nankör olmaya yatkın olan kavmini etkisi altına aldı ve onlar da Firavun’a boyun eğip ona kulluk etmeye devam ettiler. Böylece Bize sırtlarını dönüp de gazabımızı üzerlerine çekince, hak ettikleri azaba çarptırıp hepsini suda boğduk ve onları Allah’la birlikte başkalarını da Rab ve ilah edinenler için kötü bir örnek olmak üzere gelecek nesillere ibretlik kıldık.

57-58

57-58 Hıristiyanların Meryem oğlu İsa ile ilgili yanlış ve bozuk inançları ne zaman ortaya gelse, Hıristiyan olmayan müşrikler, hemen kendi saçma inançlarının onlardan daha doğru olduğunu iddia ederek şöyle demeye başlarlar: “Ey Muhammed! Söyle bakalım, Allah’ın yanında bizim ilahlarımız mı yoksa Hıristiyanların ilah edindikleri İsa mı daha üstün?” Onların, “Sözlerinin asıl amacı muhalefet edip tartışma çıkarmaktır. Çünkü onlar körü körüne hiçbir bilgiye dayanmadan, her şeye itiraz eden bir gruptur.”

59

59 İsa’ya gelince, o da kendisine peygamberlik bahşettiğimiz ve İsrailoğullarına gönderdiğimiz örnek bir kulumuzdu.

60

60 Şayet Biz dileseydik melekleri yeryüzünün sakinleri yapar ve böylece sizin yerinize onları geçirirdik.

61

61 Şüphesiz Kur’an Son Saat’in gelip Kıyamet’in gerçekleşeceğini bildiren bir kitaptır. Sakın Kıyamet ve beraberinde gerçekleşecek olan Hesap Günü’nü aklınızdan çıkarmayın. Allah adına yapılmakta olan davete uyun ve böylece doğru yola girin. Şeytan ve onun takipçileri, sizi doğru yoldan alıkoymasın! Onlara yönelip ellerine bu fırsatı vermeyin ve iyi bilin ki şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.

62-64

62-64 İsa da kavmine peygamberliğinin apaçık delilleri ile gelip şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben sizi şirk, küfür ve zulme dayalı nizamınızdan kurtarıp yaratılışınızın sebebi olan hayatı yaşamaya davet için görevlendirildim. Ayrıca üzerinde hep tartışıp doğruluğunda anlaşamadığınız konuları da çözmeye geldim. Sizi yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünün ve benim Allah adına yapmakta olduğum davetime uyun! Unutmayın ki, Allah benim de sizin de Rabbimizdir. O’nu layıkıyla tanıyıp yalnız O’nu ilah edinin, yalnız O’na itaat ve ibadet edin! Uyulması gereken tek yol, O’nun davet ettiği nizam ve ahlak yoludur.”

65-71

65-71 İsa’nın ölümünden sonra onlar da, İsa’nın Allah adına yaptığı davete uymak yerine, onun hakkında görüş ayrılıkları sebebi ile bölünüp hiziplere ayrılarak doğru olandan uzaklaştılar. Kıyamet Günü vay o şirke, küfre sapan zalimlerin haline. Onlar, kendilerine yapılan bunca uyarı ve öğüde rağmen, Allah’a yönelmek için Son Saat’in ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar? Kıyamet Günü dünya hayatlarında iken birbirlerinin can dostu olan müşrikler, birbirlerini suçlayıp düşman olacaklar. Öte yandan Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise, dünyada olduğu gibi o gün de birbirlerinin dostları olacaklar ve Allah onlara şöyle buyuracak: “Ey mü’min kullarım! Bugün sizin için hiçbir korku, endişe ve üzüntü yoktur. Sizler dünya hayatınızda Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamak uğrunda gösterdiğiniz gayrete karşılık, sizin gibi iman etmiş eşlerinizle birlikte, sevinç ve mutluluk içinde nimetler yurdu cennetime girin.” Size orada altın tepsilerde, kâseler içinde tertemiz, güzel içecekler sunulacak, canınızın çektiği her şeyi bulacak ve orada ebediyen kalacaksınız.

72-73

72-73 Ey mü’minler! İşte Allah’ın davetine iman edip uymanızın karşılığı mükâfatınız bunlar olacaktır

74-80

74-80 Kur’an ile yapılan daveti yalan sayanlar ise, kendilerini yaratıp bunca nimetlerle donatan Allah’a karşı nankörlük etmeleri sebebi ile sürekli kalmak üzere cehenneme girecekler ve azap onlardan hiç hafifletilmeyecek, çaresiz ve ümitsiz bir biçimde orada kıvranıp duracaklar. Biz böyle bir ceza vermekle onlara zulmetmiş değiliz. Asıl onlar Allah’a nankörlük edip hakikate sırt dönerek kendi kendilerine zulmedip azabı hak ettiler. O hak ettikleri azabı çekerken, cehennemin görevlilerine şöyle seslenecekler, “Ey malik! Ne olur Rabbine söyle, bizim canımızı alsın da bu ateşin azabından kurtulalım.” Görevli de onlara şöyle cevap verecek: “Bu azaptan kurtulmanızın çaresi yok, sizler bunu hak ettiniz ve hak ettiğinizi de çekmeye mecbursunuz. Allah da onlara şöyle buyuracak: “Dünya hayatınızda, size yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, peygamberler ve kitaplarla bildirmiş, buna göre yaşamaya davet etmiştik. Davete uymamanız halinde bu günlerle karşılaşacağınız konusunda da uyarmıştık. Fakat sizler umursamayıp, yüz çevirip nefret ettiniz.” Böyleleri gerçeği bildirme, dünyada ve âhirette de hüküm koyma ve hükmetme yetkisinin Allah’a ait olduğunu kabul etmemiş, yapıp ettiklerinin de yanlarına kalacağını sanmışlardı. Oysa Biz onların yapıp ettiklerini de, gizlemeye çalıştıklarını da işitir ve biliriz, üstelik görevli elçilerimiz her yapılanı kayıt altına almaktalar.

81

81 Bir kısım müşrikler, İsa Allah’ın oğludur derken, bir kısım müşrikler de melekler Allah’ın kızlarıdır diyerek Allah’a çocuk isnat ediyorlar. Ey Peygamber! Sen böylelerine de ki: “Bu söyledikleriniz asla doğru değil. Allah’ın ne bir eşe ne de çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. O, yarattıklarının hiç birine benzemez ve ben yalnız O’nu Rab ve ilah olarak tanıyanların öncüsüyüm. Elbette ki Allah, sizin yakıştırdıklarınızdan münezzehtir. Onun bir çocuğu olsa, ona ilk itaat eden ben olurdum.”

82

82 Allah göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısı, Rabbi ve ilahıdır; hükümranlık da yalnız O’na aittir.

83-85

83-85 Ey Peygamber! Artık günahlarından vazgeçmeyen cahilleri bilgiye dayalı olmayan, asılsız inanç ve iddiaları ile baş başa bırak. Boş laflarla Kıyamet Günü’ne kadar bataklıklarında oyalanıp dursunlar. Onlar ancak O Gün Allah’ı layıkıyla kavrayacak ve davet edildikleri inanç sistemi ile hayat tarzının ne kadar gerçek olduğunu görüp anlayacaklar. Göklerin, yerin ve arasında olanların ilâhı O’dur ve hüküm yalnızca Allah’a aittir. O çok yücedir, Son Saat’in bilgisi O’nun katındadır. Allah her şeyin en doğrusunu bilen ve bildirendir. Yaratıp da sahibi olduklarını kurduğu nizam ve koyduğu yasalarla yönetme hakkı da yalnız O’na aittir. Sonunda bütün insanlar hesap vermek üzere O’nun huzurunda toplanacaklar.

86

86 Müşriklerin Allah’la beraber ilah edindikleri kimseler, onlara asla şefaat edemezler. Ancak yalnız Allah’ı ilah edinip de O’nun davetine iman edenler, Allah’ın izin verdiği sınırlar içinde dünyada insanlara şefaat (yardım) edebilirler.

87

87 Dünya hayatlarında Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinenlere: “Sizi kim yarattı.” diye sorsan hiç tereddüt etmeden, “Elbette ki Allah yarattı.” derler. O halde bunu bile bile niçin O’nun davetinden yüz çevirip de, kendileri gibi yaratılmış insanların peşlerine düşüyorlar?

88

88 Müşriklerin bu nankörlükleri ve inatla Allah’ın davetinden yüz çevirmeleri sebebi ile Peygamber üzülerek “Ya Rab! Bunlar doğru olana yönelmeyecekler.” diyerek şikâyet etmektedir.

89

89 Ey Peygamber! Sen onların söyleyip durduklarına ve yaptıklarına sabırla diren ve aldırış da etme. “Selam olsun size.” diyerek kendi hallerine bırak, bataklıklarında oyalanıp dursunlar. Nasıl olsa günü geldiğinde gerçeği görüp anlayacaklar, fakat iş işten çoktan geçmiş olacak. Artık anlamış olmalarının da onlara hiçbir yararı olmayacak.

Scroll to Top