1. Ha. Mim. Dinle, ey insanoğlu! Senin pek iyi tanıdığın ve sürekli kullandığın harflerden oluşan fakat hem lafzı, hem de manasıyla eşsiz bir mucize olan bu mesaja kulak ver.
2. Düşün tüm insanlığa yaratılışın sebebini ve nasıl yaşanması gerektiği gerçeklerini apaçık ortaya koyan bu Kitap şahit olsun ki;
3. Olur ki düşünüp akıl edersiniz ve içindeki öğüt ve uyarıları iyice anlayasınız diye biz onu kendi dilinizin sesleri ile Arapça okunan bir kitap olarak indirdik. Biz size, dilini anlamayacağınız bir melek değil, sizinle aynı dili konuşan bir insan aracılığı ile mesajımızı iletiyor ve böylece yapmakta olduğunuz yanlışları düzeltmenizi, şirki bırakıp tevhide dönmenizi istiyoruz Kur’an’ın ilk muhatabı olan Araplar, eğer başka bir dili konuşuyor olsalardı, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik. Çünkü;
4. Şüphesiz o Kur’an katımızda bulunan ana kitapta yani bütün vahiylerin kaynağı olan Levhi Mahfuz’da kayıtlıdır. Olmuşlar, olacaklar, kısacası her şey orada kayıtlıdır. Kur’an da oradadır, asla bir beşer sözü değildir ve değiştirilemez. Hayatınızla ilgili en doğru hükümleri ve yasaları tebliğ için indirilmiştir. O elbette insanlığı kurtuluşa ulaştıracak dosdoğru bilgi hüküm ve pek yüce hikmetlerle doludur. Ayetlerimiz gerçekleri yaratılışa göre açıklar.
5. Ey yaratılış sebeplerini inkâr edenler müşrikler! Siz varlık gayesini unutarak Resulümüz Muhammed’le alay edip Kur’an’ı inkâr etmekle ve putları Allah’a ortak koşmakla aşırıya gidip haddi aşan ve davet edildiğiniz hayat nizamına sırt dönüp sınır tanımayan azgın bir topluluksunuz diye gerçekleri size bildiren Kur’an’ı göndermekten vaz mı geçelim? Tevhitten bu kadar uzaklaşan sizler, yaptıklarınızın karşılıksız bırakacağımızı mı sandınız? Bu akılsızlığınız yüzünden rahmet ve hidayet kapılarını yüzünüze kapatıp, yüzyıllardır içinde bocaladığınız cehalet karanlıklarında sizi kendi hâlinize bırakacağımızı mı sanıyorsunuz?
6. Oysa size sadece kitap göndermedik. Biliyorsunuz ki Biz sizden önceki tevhitten uzaklaşan toplumlara da örnek olması için nice peygamberler gönderip Allah’ın davetini onlara da iletmiştik.
7. Fakat birçoğu tıpkı sizin elçimiz Muhammed ile alay ettiğiniz gibi kendilerine gelen her peygamberi mutlaka inanmayıp alaya alırlardı.
8. Mekkeli müşrikler güçlerine güvenmesinler. Biz bunlardan çok daha güçlü ve zorba olanları dahi bu tutumları sebebi ile azabımızla yakalayıp helâk ettik. Yolculuklarınız sırasında eski toplulukların yaşadıkları yerlerden gelip geçiyorsunuz Nitekim baksınlar önceki inen sürelerin kıssalarında onların örneği ayrıntılı olarak geçmiştir. O eski toplumlar geçmişten sadece bir iz, bir hatıra oldular. Hepsinden geriye kala kala ibret alınması gereken hikâyeleri kaldı. İşte bu durum sizler için açık bir derstir. Gördüklerinizden hiç ders almıyor musunuz?
9. Ey Peygamber! andolsun ki, size olduğu gibi Allah nezdinde bazı varlıkları şefaatçi kabul edip tazimde bulunmalarındaki tutarsızlığı ortaya koymak için o müşriklere: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan hiçbiri yaratma işini putlara vermez ve hiç tereddütsüz: “Onları mutlak gücüyle üstün, kudret sahibi ve her şeyi bilen eşi benzeri olmayan yüce Allah yarattı” derler ve şirkin yanlışlığını itiraf etmiş olurlar. Derler demesine de sözlerinin arkasında durmaz, gereklerini yapmaz, yapay ilahlar edinirler. Her asırdaki müşrikler, Allah’ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekte, ama O’nun hükümlerini gereksiz ve geçersiz görerek inkâra düşmektedirler.
10. Halbuki Allah, sizin rahat yaşamanız için yeryüzünü yayıp bir döşek yapan ve olur ki doğru yolu bulursunuz ve gideceğiniz yere rahatça ulaşasınız diye sizin için dağların arasında yollar yaratandır. Umulur ki, bu nimetleri düşünür de doğru hak yolu bulup tercih edersiniz.
11. Gökten ihtiyacınıza ve belli bir ölçüye ve bir plan dâhilinde, göre yağmuru indiren Allah’tır. Biz o suyla ölü memleketlere ve kupkuru toprağa hayat veririz. İşte siz de hayat verilen bitkiler gibi öldükten sonra kabirlerinizden bizim takdir ettiğimiz bir zaman aynı böyle diriltileceksiniz.
12. Bütün varlıkları artı-eksi, erkekli dişili çift çift yaratan O’dur. Denizlere koyduğu yasalarla bindiğiniz gemilerle yüklerinizi taşıtan ve hayvanları var edip emrinize amade kılan O’dur.
13. Ki onlara binesiniz ve onlardan faydalandığınızda, Rabbinizin nimetlerini hatırlayıp şöyle dua edin: “ Allah’a hamdolsun Evrene koyduğu yasalarla bütün bunları bizim hizmetimize sunan Allah’ın şanı pek yücedir. O her türlü eksiklikten münezzehtir. O’na sonsuz şükürler olsun! Yüce Rabbimiz, bunları bize lütfetmeseydi biz kendi imkânlarımızla bu nimetleri elde etmeye asla güç yetiremezdik.
14. Şüphesiz hepimiz sonunda bütün bu nimetlerin hesabını vermek için Rabbimizin huzuruna çıkacağız diye şükretmeniz içindir. Bütün bunları yapmaya güç yetirecek başka bir kudret var mıdır? O halde yapmanız gereken şey, Allah’ın size verdiği bu nimetleri kullanırken O’na şükretmek, O’ndan başka herhangi bir varlığın kulluğa layık olamayacağını, ibadetin sadece O’na yapılacağını ikrar etmek, öldükten sonra O’nun huzurunda hesaba çekileceğinizin bilinciyle yaşamaktır.
15. Bunca hakikate rağmen Allah’ı layıkıyla tanımayan, tanımak da istemeyen inkârcı insanlar, bir taraftan “Gökleri ve yeri Allah yarattı.” derken, diğer taraftan kullarından bazı seçkin kişilerin ve güçlerin O’nun bir parçası olduğunu ve meleklerin de O’nun kızları olduğunu iddia ediyorlar. Onlar kız çocuklarını insan yerine koymadıkları halde melekleri Allah’ın kızları olarak nitelendirmekte hiç sakınca görmediler. Doğrusu “Melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle Allah’a iftira atıp cehaletini ortaya koyan kafir insan, gerçekten apaçık bir nankördür. Görüyorsun değil mi, ilâhî nur ile aydınlanmayan insan, nasıl da apaçık nankörlük eden zâlim bir yaratığa dönüşüyor!
16. Ey Müşrikler! Demek sizin zannınıza göre Allah yarattığı varlıklar arasından kendine insan yerine koymadığınız kızları kendine aldı da sahip olmakla gurur duyduğunuz erkek çocuklarını size ikram etti öyle mi?
17. Hâlbuki onlardan birine, Rahman’a layık gördüğü bir kız çocuğunun doğumu müjdelense, üzüntüsünü belli etmemeye çalışırken utancından yüzü kapkara kesilir ve öfkeden yutkunmaya başlar. O halde kendileri nefret ettikleri kız çocuklarını Alla hu Teâlâ’ya nasıl isnat ederler?
18. Hüzünlenip, “Eyvah! “Bütün ömrünü süslenmekle geçirmekten başka bir işe yaramayan bir çocuğum oldu.” diye kendi kendine kahırlanıp durur. Süs içinde yetiştirilip kendisini savunmaktan âciz olanı mı Allah’a yakıştırıyorlar? Şaşkınlıkla kendi kendine söylenip dururken, diri diri toprağa gömmekle, hayatta bırakmak arasında gelgitler yaşar.
19. Bu müşrikler cinsiyet ayrımında bir adım daha ileri gittiler ve Rahman’ın kulları olan ve herhangi bir cinsiyet taşımayan meleklerin dişi yaratıklar olduğu iddia ettiler. Bunu neye dayanarak yaptılar? Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler? Onlara söyle: Onların bu yalancı şahitlikleri, günah defterlerine yazılacak ve Hesap Günü bunun hesabını kesinlikle verecekler.
20. Bir de Müşrikler bununla da yetinmemekte, Allah’a şirk koşmalarını savunmak için: “ Rahman olan Allah bu gücü bizde var edip sadece kendisine kulluk etmemizi isteseydi, biz onları Allah’a ortak koşup ilahlar edinmezdik. Madem Allah’tan başka varlıklara tapıyoruz, demek ki Allah buna izin vermiştir. Yani, bizim alın yazımız böyleymiş, ne yapalım!” diyorlar. ” Böyle bir şeyi nasıl söylüyorsunuz? Size akıl, düşünme, hüküm verme hakkı verdik! Gerçekleri açıklayan ayetlerimizle uyardık. Biz size özgürlük verdik! Dileyen inanır mükâfat kazanır, dileyen inkâr ederek cehenneme gider. Oysa bu hususta Allah’ın neler emrettiğine dair onların söylediklerini ispatlayacak hiçbir bir geçerli bilgileri yoktur. Onlar kuru inatlarıyla sadece yalan söylüyorlar. Zaten aslı olmayan böyle bir şeyin hiçbir değeri de yoktur.
21. Yoksa onlara bu Kur’an’dan önce iddialarını ispatlayabilecek başka bir kitap verdik de onda böyle bir bilgiye mi rastlamışlar ve şimdi ona bakarak mı böyle konuşuyorlar?
22. Hayır ne böyle bir kitap ne de böyle bir bilgi asla mevcut değil. Elbette böyle bir dayanağa sahip olmadıkları için onların tek söylediği şudur: “Doğrusu atalarımızı belli bir din üzere bulduk, onları böyle inanıyor ve buna göre yaşarken gördük. Şimdi biz de onların izinde gidiyoruz, doğru olanında bu olduğuna inanıyoruz. Siz bizim dinimizi mi bozmaya çalışıyorsunuz? ” dediler.
23. İşte bu hep böyle olmuştur. Ey elçimiz Muhammed! Onların bu bahanelerine itibar etme! Senden önce hangi beldeye bir uyarıcı bir peygamber göndermişsek muhakkak oranın refah içinde, şımarmış ileri gelenleri ve yöneticileri kurdukları sömürü düzeninin devamı adına tıpkı bugünün müşrikleri gibi şöyle demişlerdir: “Biz atalarımızı bir din ve inanç sistemi üzere bulduk ve biz onları takip ediyoruz”
24. Bu itiraza karşılık elçilerimiz de onlara “ Peki ya ben size atalarınızın dininden, nizam ve inanç sisteminden daha doğru olanı getirdiysem ve daha doğru olanı yaşamaya davet için gelmişsem? Siz yine de atalarınızın şirk nizamları ile yaşamaya devam mı edeceksiniz?” dedi. Onlar: “Hayır biz senin davet ettiğin hayat tarzını kabul etmiyoruz ve sizinle gönderileni peşinen inkâr ediyoruz” demişlerdi. Çünkü atalarının gittiği yolun yanlış olabileceğini hiç düşünmediler.
25. Bunun üzerine Biz de onlardan intikam aldık ve layık oldukları azapla cezalandırdık. Peygamberlerin Allah adına davetine karşı çıkıp yalanlayan inkârcı ve zalim toplumların sonlarının nasıl olduğuna bir bakın da intikamımızın nasıl olduğunu görün.
26. Ey elçimiz Muhammed! Bir zamanlar İbrahim peygamberi kendilerine elçi olarak gönderdiğimiz toplum da tıpkı Mekkeli müşrikler gibi Allah’tan başka varlıklardan medet umuyor, onları tazim ediyordu. Hani bir zaman atanız İbrahim de atalarının dinini sorgulayıp babasına ve kavmine şöyle demişti: “Doğrusu ben sizin taptıklarınızdan uzağım. İzinden gittiğiniz atalarınızın ilahlarına asla değer verip, itaat edip tapınmam.
27. Ancak beni de sizi de bütün bir kâinatı da yoktan yaratan Allah’a itaat edip kulluk ederim. Ben sizin medet umduğunuz bu varlıklara tapmam, Ben ancakyalnızca O’nu ilah edinir beni yaratan Allah’ın yasalarına uyarım, O’nun davetine iman edip yönelirim. Şüphesiz O beni tevhide olan doğru yola yöneltecektir. Çünkü tek doğru yol, Rabbimin daveti olan yoldur
28. İşte İbrahim Tevhid inancının ilanı olan bu sözleri, kendinden sonra geleceklere ve doğru yolu arayanlar için en temel ilkeleri daimî bir miras olarak bıraktı. Artık umulur ki, sapkın inançlara sahip olan insanlar bâtıldan hakka yönelsinler. Lakin insanların birçoğu İbrahim’in uyarı niteliğindeki bu öğüdüne rağmen, ibret alıp ders çıkarmazlar.
29. Gerçek şu ki, onları ve atalarını kendilerine gerçek ve açıklayıcı peygamber gelinceye kadar Mekke’nin, Kâbe’nin nimetlerinden faydalandırıp geçimlikler verdim ve istedikleri gibi yaşamalarına izin verdim. Buna rağmen Allah kendisine nankörlük eden insanları, dünya nimetlerinden yararlandırır ve onları yaratılış amaçlarını tebliğ eden bir elçi ve kitap göndermeden sorumlu tutmaz. Nihayet Kur’an ve onun ayetlerini açık seçik tebliğ eden peygamber geldi.
30. Elçimiz Muhammed onlara tevhidi anlatmaya başlayıp hakikat onlara ulaşınca, müşrikler kendilerine yaratılış sebeplerini açıklayıp, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden Peygamber’e: “Bu Kur’an sihirbazların uydurduğu bir büyüleyici bir sözdür ve bizim bu sözlerin büyüsüne kapılıp atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımızı terk etmemizi istiyorsun. Bu yüzden biz onu ve senin davetini şiddetle reddediyoruz ” dediler.
31. Başka bahane bulamayan müşrikler bununla da kalmadılar ve onu peygamberliğe layık görmediler. Ardından da: “Bu Kur’an Hz. Muhammed yerine iki kentin birinden, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?” Madem Allah, bizden bunu istiyordu da neden Kur’an’ı içimizden Mekke ve Taif gibi iki şehrin en varlıklı ileri gelenlerine değil de sana vahyetti? Aramızda o kadar önemli kimseler varken, Allah kendisine elçi olarak Muhammed gibi bir yetimi mi seçmiş dediler. Bunu da inkârlarına bir sebep olarak gösterdiler.
32. Ne o! Yoksa Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı kalmış? Rabbiniz peygamberlik rahmetini kime nasip edeceğini, kimin buna layık olduğunu onlara mı soracaktı? Rabbinizin nimetlerini onlar mı pay edip, dağıtıyorlar? Rahmet hazinelerinin anahtarları onların elinde midir ki, dilediklerine nübüvvet vereler? Hayır, kime neyi ne kadar nasip edeceğini en iyi bilen Allah’tır. Halbukidünya hayatında onların rızıklarını farklı malları, farklı bölgelere paylaştıran ve birbirlerinin işlerini görmeleri için zenginlik ve kabiliyet bakımından kimini kimine üstün kılan Biziz. Şu hâlde, rızklarını dahi bize borçlu olanların peygamber tayin etmek ne haddine! Halbuki Rabbinin rahmeti ve merhameti ile muamelesine mazhar olmak onların dünya hayatında üstünlük sebebi sayıp biriktirdiklerinden çok daha hayırlıdır. Şunu iyi bilin ki peygamberlerin Allah adına sizi davet ettiği nizam, dünya hayatında biriktirilen her türlü mal mülkten daha hayırlıdır. Keşke düşünüp anlasalar.
33. Ezelî ve ebedî ilmimiz ile bilmemiz üzere eğer insanlar kendilerine verilecek nimetlerin bolluğu sebebi ile Allah’a karşı isyanda azgınlaşıp, haddi aşan tek bir ümmet haline gelmeyecek olsaydı ve dünya da bir imtihan yeri olmasaydı. Rahman olan Allah‘ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşle donatırdık.
34. Dahası evlerinin kapılarını ve oturup yaslandıkları koltuklarını da gümüşten yapardık.
35. Dahası katımızda dünya hayatının süsünün değersiz oluşu sebebiyle onları altınlara mücevherlere boğardık. Fakat bütün bunlar dünya hayatının gelip geçici basit nimetlerinden ibarettir. Rabbinizin katındaki Ahiret yurdunun cennet nimetleri ise çok daha hayırlı ve kalıcıdır ve O’nun razı olmadığı şeylerden sakınan takva sahipleri içindir. Bu nimetler Allah’ın rızasına uygun yaşamak uğrunda ellerinden gelen çabayı gösteren mü’minler için hazırlanmıştır. Onun için Rabbiniz sizi uyarıyor. Ahiret hayatı dünyada servete boğulanların değil, Allah’ın cezasından sakınıp, Allah’ın rahmetine sığınan, Allah’ın yasalarına uyarak dünya hayatını yaşayanlarındır.
36. Her kim de Rahman olan Allah‘ın kitabından yüz çevirip başka şeylere yönelirse onun başına kendisini gölge gibi takip eden bir şeytanı ve şeytan tabiatlı kimseleri musallat ederiz. Artık o ayetlerimizle anlatılan gerçekleri göremez ve Allah’ın razı olmadığı hayatı cazip gösteren şeytana yakın bir dost olur.
37. Şüphesiz bu şeytanlar onları vesveselerle kula kulluk ettirip Allah’a giden doğru yoldan alıkoyarlar. Böylece o şeytan dostları fısıltılarla onları doğru yoldan büsbütün uzaklaştırırlar. Ama o kendisinin hâlâ doğru yolda olduğunu zanneder. Onların egemenliğinde haksızlık, zulüm, ayrımcılık, adaletsizlik alır başını gider. Şeytan kendini yandaş edinenleri, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye değil, O’nun yasakladıklarına yöneltir, günah işlemeye teşvik eder ve kötü işleri cazip gösterir.
38. Ta ki Hesap Günü bize geldiğinde günahlara dalıp Kur’an’dan yüz çeviren kimse, kendisini aldatan şeytan tabiatlı dostuna lânetler yağdırarak der ki: ” Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı da seni hiç görmeseydim. Meğer senin dostun olup peşine takılıp yolundan gitmek ne kötü bir şeymiş. Ne kötü bir arkadaşmışsın sen der.
39. Allah da o gün ikisine birden şöyle buyurur: Gerçeği kabul edip pişman olmanız, bugün size hiçbir fayda sağlamayacak. Çünkü siz verilen zamana ve nimetlere rağmen şeytanlara uyup Rabbinize sırt döndünüz ve nankörlük ederek kendinize zulmettiniz. Şüphesiz siz dünyada nasıl birlikte günah işlediyseniz, bugün de azaba ortaksınız. Hak ettiğiniz cehennem azabını çekin bakalım diyecek. Hesap günü dünyada yaşarken ayetlerimizi inkâr edip, yasalarımıza karşı çıkarak insanların yasalarına uyanlar, kendilerine zulmedenlerdir
40. Ey Peygamber! Bütün uyarılara rağmen haktan yüz çeviriyorlar diye kendini üzme! Kur’an okunduğunda gerçeği duymak istemeyip Rabb’inin mesajına kulak tıkayan ve iman hakikatlerini duymak istemeyen sağırlara sen mi işittireceksin. Yahut hakikat karşısında görmek istemeyen körleri ve apaçık sapıklık içinde olanı doğru yola sen mi ileteceksin? Sen, müşrik ve kâfir kalmak için inatla direneni asla doğru yola getiremezsin. Sen; şeytana dost olup, şeytanların gözlerini kör, kulaklarını sağır ettiği insanlara bir şey yapamazsın!
41. Ey Peygamber! Biz seni müşriklerin başına gelecek belaların tamamını göstermeden dünya hayatına son verip vefat ettirsek bile, hak ettikleri azaba çarptırarak onlardan er ya da geç muhakkak öç alırız.
42. Yahut onlara vaat ettiğimiz azabı bir kısmı itibarıyla sana sağlığında da gösteririz. Ama şunu bil ki senin vefatından önce de vefatının ardından da dünyada ve ahirette bizim onlara gücümüz her hâlükârda yeter.
43. Şu hâlde ey Peygamber ve onun izinden yürüyen Müslüman! Onlar ne derse desin ne yaparsa yapsın, aldırma. Sen, sana vahyedilen Kur’an’ın davetine sımsıkı sarıl. Hiç kuşku yok ki sen dosdoğru yol üzeresin ve ancak böylece doğru yolda olabilirsin.
44. Şüphesiz Kur’an ile davet edilen hayat senin ve kavmin için bir öğüt, itibar güç kaynağı ve şereftir. İyi bilin ki günü gelince hepiniz buna uyup uymadığınızdan dolayı hesaba çekileceksiniz.
45. Bu vakte kadar sana anlattığımız peygamber kıssalarını bir düşün ve senden önce kendilerine peygamberler gönderdiğimiz elçilerimizin hayatlarını Yahudi ve Hıristiyanlardan soruştur bakalım: Biz Rahman olan Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırılıp davetine uyulmasına izin vermiş miyiz? Sorun bakalım, eski peygamberler de Tevhitten başka bir şey tebliğ etmişler midir? Allah ‘tan başka varlıklardan medet umanların cezasız bırakıldığı bir kavim var mı? Allah’tan başka yasalarına uyarak tapacağınız varlıklar edinin, insanlardan bir kısmına yasa yapma hakkı verin, onların yasalarına uymak suretiyle insanlara tapın diye emir vermiş miyiz?” Elbette emirlerimiz içinde böyle bir şey bulamayacaklardır. Aksine biz onlara yasalarımıza uyun! İnsanların uydurduğu yasalara uymayın diye emrettik!
46. Andolsun biz seni Mekkeli müşriklere gönderdiğimiz gibi vaktiyle Musa’yı da ayetlerimiz ve mucizelerle birlikte Firavun’a ve ileri gelenlerine göndermiştik. Musa da senin gibi Kavmi olan Kıptilere tevhidi anlatıp: “Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin size gönderdiği elçisiyim” demişti.
47. Fakat, Musa onlara yılana dönüşen asa gibi peygamberliğinin delili olan mucizelerimizi gösterince: Firavun ve adamları ibret almak yerine Musa’ya inanmayıp onunla alay etmeye başladılar.
48. Bunun üzerine Biz onlara her biri diğerinden daha güçlü ve etkileyici mucizeler gösterip Musa’yı destekledik. Bunun üzerine belki düşünür, gerçeği görür anlarlar ve kibirli davranışlarından vazgeçip doğru yola dönerler diye bu mucizelerle uyardık. Ve tövbe edip şirkten ve kibirli tutumlarından vazgeçsinler diye başlarına sel, çekirge ve kurbağa istilası gibi felaketler getirdik.
49. Ama onlar karşılaştıkları her mucize ve musibetten sonra Musa’ya gelip dediler ki: “ Ey yüce insan ve kudretli büyücü! Rabbinin sana lütfettiği peygamberlik hatırına ve duanı kabul edeceğine dair verdiği sözün hürmetine bizim için Rabbine dua et de bizi bu musibetlerden kurtarsın. Söz veriyoruz biz artık tövbe edip senin gösterdiğin doğru yola geleceğiz ve kesinlikle davet ettiğin yolda yürüyeceğiz dediler.
50. Fakat onların samimiyetini sınamak için başlarına gelen uyarıcı musibetlerden kurtarıp üzerlerinden azabı kaldırır kaldırmaz hemen sözlerinden döndüler.
51. Bunun üzerine Firavun tıpkı Mekkeli müşriklerin yaptığı gibi, sahip olduğu mal ve iktidardan dolayı elçimize büyüklük taslamış ve kavmine dönüp şöyle demişti: “Ey kavmim! Mısır’ın hükümranlığı bana ait değil mi? Bana babamdan miras kalan otoritem altındaki bu topraklar ve ayaklarımın altımdan akıp giden şu nehirler benim değil mi? İlahınız olarak bütün buraların hâkimi benim değil mi? Buralarda benim hükmüm, benim yasalarım geçerli değil mi? Fakat birileri benim bu muhteşem kudret ve saltanatımı ve sizin huzurlu yaşamanızı sağlayan bu sistemi yıkmak istiyor. Bunu hâlâ görmüyor musunuz?
52. Ey insanlar! Peygamber olduğunu iddia eden şu Musa’ya baksanıza! Yoksa sizin rabbiniz olan Ben, doğru dürüst konuşmasını bile beceremeyecek durumdaki Musa denen şu zavallı adamdan daha üstün güçlü ve devlet yönetimine daha layık efendiniz değil miyim? Bütün Mısır benim hükümranlığım altındayken ona mı peygamberlik verilecek? Hem bir baksanız ya, ne demek istediği ve amacının ne olduğu bile belli değil, şimdi onunla ben bir miyim?
53. Musa gerçekten peygamber olduğunu iddia ediyor ise ona altın gerdanlıklar ve bilezikler verilmeli veya beraberinde onun risaletini tasdik eden yardımcı meleklerle ihtişamlı ve güçlü olarak karşımıza gelmesi gerekmez miydi?
54. Firavun bu sözleri ile kavmini korku ve menfaatle etkisi altına almıştı ve Musa’ya iman etmelerine engel olmuştu. Onları aptal yerine koyup böyle küçümsedi. Onlar da Firavun’a kulluk etmeye devam edip boyun eğdiler. Çünkü onlar Firavun kendilerini hakir gördükçe, ona daha çok yanaşmışlardı. Çünkü onlar rahatları bozulmasın diye haklının değil güçlünün yanında yer almakla zaten yozlaşmaya, kâfir ve nankör olmaya yatkın yoldan çıkmış bir kavimdi.
55. Sonunda Bize sırtlarını dönüp de gazabımızı hak edince onları cezalandırdık. Böylece azaba çarptırıp hepsini birden suda boğduk.
56. Böylece onları gelecekteki Allah’la birlikte başkalarını da Rab ve ilah edinecek nesiller için bir öncü, inanlar için de ders alınması gereken ibretlik bir örnek kıldık.
57. Tevhid davasında Mûsâ’dan sonra İsa’yı da örnek verebilirsin. Meryem’in oğlu İsa ile ilgili yanlış ve bozuk inançları örnek verilince senin seni susturacak bir delil buldukları düşüncesiyle yaygara koparıp sapıtıyorlar. Melekler Allah’ın kızları diye inanan müşrik kavmin, güya seni cevap vermekten aciz bıraktıklarını düşünerek bundan dolayı kahkahalarla gülüyorlardı. Ey Muhammed! “Sen bizim taptığımız ilahların bizimle beraber cehenneme gireceğini söylüyorsun, madem öyle Hristiyanların da bir ilah gibi taparcasına ibadet ettikleri İsa’nın da cehenneme girmesi gerekmez mi?” dediler.
58. Ardından da kendi saçma inançlarının onlardan daha doğru olduğunu iddia ederek ve taptıkları putları kastederek şöyle demeye başlarlar: “ Ey Muhammed! Allah’ın yanında Bizim ilâhlarımız mı yoksa Hıristiyanların ilah edindikleri o İsa mı daha üstün ve hayırlıdır?” Bak, kendilerine kitap verilenler sıradan bir insana tanrı demişler, senin kitabın söylüyor. Söyle bakalım. İsa kendisine tapanlar yüzünden cehennemlik olmuyorsa, bizim ilâhlarımız niçin cehennemlik olsun? Bizim meleklere tanrı dememizi niye garip karşılıyorsun? Tabii ki “Bu soruları hayırlı olan hangisi ise ona inanalım?” diye sormuyorlardı. Ey Peygamber! O müşrikler, hakikati anlamak için değil, aksine sadece seninle tartışmak ve seni lafta yenip zor durumda bırakmak için sana bu örneği getirdiler. Onların, “Sözlerinin asıl amacı muhalefet edip tartışma çıkarmaktır. Gerçek şu ki, onlar körü körüne hiçbir bilgiye dayanmadan muhalefet edip tartışma çıkaran ve bâtılın savunuculuğunu yapan kavgacı bir topluluktur.
59. İsa’ya gelince o ne tanrıdır. Ne de tanrının oğlu! Aksini iddia eden Hıristiyan din adamları kesinlikle yalan söylüyor! O sadece sizler gibi beşer olan ve kendine peygamberlik nimeti verdiğimiz ve babasız bir çocuk olarak İsrail oğullarına gönderdiğimiz ibretlik örnek bir kuldur. İsa’nın sizin cahilce tartıştığınız konularla hiçbir bir ilgisi yoktur. Biz onu İsrailoğullarına örnek olsun ve onlara gerçekleri hatırlatsın diye elçimiz olarak göndermiştik.
60. Ey müşrikler! Sürekli olarak meleklerin gelmesini istiyorsunuz. Eğer Biz isteseydik “Allah’ın kızları” diye nitelendirdiğiniz melekleri kullanınız olarak yeryüzünün sakinleri yapar ve böylece sizin yerinize onların geçmesini sağlardık. Ancak bu, onların Allah’ın kullan olmaları gerçeğini değiştirmezdi. Eğer dileseydik, iradenizi elinizden alır ve sizi, emrimize kayıtsız şartsız itaat eden meleklere dönüştürebilirdik. Fakat sizi, halifelik görevini yerine getirmeniz için yeryüzünde egemen kıldık ve hak ile batıl arasında özgür iradeyle tercih yapmanız için imtihana tâbi tuttuk.
61. Ey Resulüm! Onlara de ki: Hiç şüphesiz Kur’an sizlere dünya hayatının sonunu hatırlatır ve kıyametin gerçekleşmesiyle ilgili kesin bir delildir. Öyleyse kıyametin geleceğinden asla şüphe etmeyin ve Hesap Günü’nü aklınızdan çıkarmayın. Bana ve Allah adına yapılmakta olan davete uyun ve böylece doğru yola girin. İyi bilin ki sizleri dünyada ve ahirette takip edilmesi gereken ebedi saadete ulaştıracak dosdoğru yol budur.
62. Şeytan ve onun şeytanlaşmış takipçileri sakın ola ki,sizi Allah’a giden doğru yoldan alıkoymasın. Onlara yönelip ellerine bu fırsatı vermeyin. Şüphesiz o şeytan gözle görünse de görünmese de sizin için apaçık bir düşmandır. Peki, nasıl oldu da Hıristiyanlar Hz. İsa’yı ilâhlaştırdılar?
63. İsa da peygamberliğine ait apaçık delillerle kavmine geldiğinde şöyle demişti: “ Ey İsrail oğulları Ben Allah tarafından sizleri tevhide çağırmak üzere peygamber olarak gönderildim. Size Rabbimden hikmet dolu ilahi sözler getirdim. Hakkında tartışıp ayrılığa düştüğünüz, doğruluğunda anlaşamadığınız konuları açıklamak için bana vah yedilmiş olan İncil ile geldim. Sizi şirk, küfür ve zulme dayalı nizamınızdan kurtarıp yaratılışınızın sebebi olan hayatı yaşamaya davet için görevlendirildim. Öyleyse sizi yaratan Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu düşünüp Allah’tan sakının ve Allah adına yapmakta olduğum davetime uyun. Artıksözümü dinleyip Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının ve bana itaat edin.
64. Muhakkak ki Allah hem benim Rabbim hem de sizin Rabbinizdir. O’ndan başka ilah yoktur. O’nu layıkıyla tanıyıp yalnız O’nu ilah edinin. Yalnız O’na itaat ve kulluk edin. Uyulması gereken tek yol, O’nun davet ettiği nizam ve ahlak yoludur. Sadece Allah’ın yasalarına uyarak yaşayın. İşte takip edilmesi gereken dosdoğru yol budur dedi.”
65. İsa’nın ölümünden sonra bazı gruplar, İsa’nın Allah adına yaptığı tevhit çağrısına uymak yerine, görüş ayrılıkları sebebi ile bölünüp kendi aralarında ihtilafa düştüler. Kimi onun Allah’ın oğlu olduğunu söyleyerek, kimi de ona ilahlık payesi vererek onu ilahlaştırıp şirke düştüler. Artık acıklı bir günün azabından dolayı şirke ve küfre sapan zalimlerin vay haline! O hâlde, günümüz zalimleri tövbe edip Rablerine dönmek için hâlâ ne bekliyorlar?
66. Mekkeli müşrikler de kendilerine hesap gününe hazırlıklı olmalarını öğütleyen elçimiz Muhammed’e inanmayarak adeta ansızın gelecek olan kıyameti beklemektedirler. Onlar Allah’a yönelmek için akıllanmayacaklar mı? Küfür ve şirkte ısrar edenler hiç ummadıkları bir anda, ölüm meleğinin karşılarına dikilmesini veya kıyametin ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
67. Ama şunu bilsinler ki O gün geldiğinde hayatlarında iken birbirlerinin can dostu olan müşrikler için iş işten geçmiş olacak. Dünyada dost ve yardımcı belledikleri ve bu yüzden ilahlaştırdıkları varlıkların orada hiçbir yararını göremeyeceklerdir. Kıyamet günü, Allah’a karşı gelmekten ve O’nun azabından sakınantakva sahipleri dışında, eski dostlar bile, o günün dehşetinden birbirlerine düşman kesilirler. İşte, Ahirette yargılama başlayınca, saptırılanlarla saptıranlar birbirlerinden nefret edecekler.
68. Öte yandan Allah’ın davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise, dünyada olduğu gibi o gün de birbirlerinin dostları olacaklar ve Allah onlara şöyle buyuracak: Ey mümin kullarım! Bugün sizin için hiçbir azap korkusu ve endişe yoktur ve dünyadaki amellerinizden dolayı asla üzülmeyeceksiniz! Çünkü o gün dostluk adına sadece peygambere iman edenlerin, dünyada birbirlerine karşı yaptıkları dostluk ve iyilikler karşılık görecektir.
69. Çünkü siz dünyada her türlü sıkıntı ve zahmete rağmen ayetlerimize iman etmiş ve kendinizi Bana teslim edip Müslüman olmuştunuz.
70. Haydi artık Ey kullarım! Dünya hayatınızda Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamak uğrunda gösterdiğiniz gayrete karşılık sizin gibi iman etmiş eşlerinizle birlikte, sevinç ve mutluluk içinde nimetler yurdu cennetime girin.
71. Cennetteki görevliler tarafından, onlara altın tepsiler ve kâseler içinde tertemiz ve güzel içecekler sunulacak. Canların çektiği ve gözlerine hoş gelen her şey oradadır. Ve onlara şöyle buyurulur: Ey iman eden kullarım! Siz burada dilediğiniz gibi sonsuza kadar kalacaksınız. Vaktiyle yapmış olduğunuz güzel davranışlar sayesinde hak ettiğiniz cennet, işte budur!
72. Ey mü’minler! İşte dünyada yaptıklarınıza karşılık hak ettiğiniz ve içinde ebedî yaşayacağınız cennet budur.
73. Orada sizin için bolca meyveler vardır ve onlardan afiyetle yersiniz. Allah’ın davetine iman edip uymanızın karşılığı mükâfatınız bunlar olacaktır. Geçici dünyalıklara varis olmak için bile kan bağı gerekirken, ebedî cennet nimetlerine varis olmak için kuru bir hayat yeterli olmaz. Cennete varis olmak amellerin güzel ve hayırlı olmasından ve Haktan yana olmaktan geçer.
74. Şüphesiz günahı hayat tarzı yapıp Kur’an ile yapılan daveti yalan sayan suçlular kendilerini yaratan Allah’a karşı nankörlük etmeleri sebebi ile cehennem azabında sonsuza kadar kalıcıdırlar.
75. Üstelik azap onlardan hiçbir şekilde hafifletilmeyecek. Orada çaresiz ve ümitsiz bir halde cezalarını çekip kıvranıp duracaklar.
76. Biz onlara hak ettikleri cezayı vermekle zulmetmiş değiliz. Ama onlar Allah’a nankörlük edip hakikate sırt dönerek cehennem azabını hak ettiler ve kendi kendilerine zulmettiler. Böylece kendi cehennemlerini hazırladılar. Bu cezayı onlara vermemiz bir haksızlık değildir. Aksine bu ceza, onların kendi yaptıklarının karşılığıdır. Oysaki onları sürekli uyaran elçilerimiz olmuştu.
77. Hak ettikleri azabı çekerken, cehennemin görevlisi meleğe şöyle seslenecekler “Ey Malik! Yaşadığımız azaba dayanamıyoruz. Ne olur Rabbine yalvar, bizim canımızı bir an önce alsın da bu ateşin azabından kurtulalım. Böyle yanmaktansa, ölüp kül kömür olmak iyidir. ” diye seslenirler. Bunun üzerine O da onlara şöyle cevap verecek: “Doğrusu size ölüm ve kurtuluş yok. Bu azaptan kurtulmanızın çaresi de yok, sizler bunu hak ettiniz ve hak ettiğinizi de çekmeye mecbursunuz. Siz burada hep böylekalıcısınız” der.
78. Bu manzaranın şahidi olan Allah da onlara şöyle buyuracak: Ey inkârcılar! Andolsun biz size yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, peygamberler ve kitaplarla hak dine davet edip hakkı bildirmiştik. Davete uymamanız halinde bu günlerle karşılaşacağınız konusunda da uyarmıştık. Fakat hepiniz umursamayıp, yüz çevirmiştiniz ve hak dini nefretle karşılamıştınız. Vaktiyle size dosdoğru yol olan tevhidi göstermiş, bugün hakkında uyanda bulunmuştuk, ama pek çoğunuz ona kulak asmamıştınız.
79. Ey Resulüm! Yoksa onlar hakka engel olma konusunda bir plan kurup seni ortadan kaldırmak için gizliden gizliye bir iş mi kararlaştırdılar? Gerçeğin ne olduğuna o gerçeği inkâr edenler mi karar verecek? Eğer öyleyse hiç şüpheleri olmasın ve şunu bilsinler ki: Biz de plan kurup zalimleri cezalandırma ve hakkı egemen kılma konusunda kesin kararlıyız.
80. Yoksa onlar Peygamberi ortadan kaldırmakla ilgili sırlarını bilmediğimizi ve aralarındaki gizli gizli fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Gizlice yaptıkları planlardan, konuştukları şeylerden haberdar olmadığımızı mı sanıyorlar? Böyleleri gerçeği bildirme, dünyada ve âhirette de hüküm koyma ve hükmetme yetkisinin Allah’a ait olduğunu kabul etmemiş, yapıp ettiklerinin de yanlarına kalacağını sanmışlardı. Hayır sandıkları gibi değil.Biz onların yapıp ettiklerini de gizlemeye çalıştıklarını da işitir ve biliriz ve yanı başlarındaki görevli elçilerimiz olan melekler, söyledikleri her sözü bir bir kayda geçmektedir. Biz her şeyi bilir, her şeyi işitiriz. Bizden hiçbir şey gizli kalmaz.
81. Bir kısım müşrikler, İsa Allah’ın oğludur derken, bir kısım müşrikler de melekler Allah’ın kızlarıdır diyerek Allah’a çocuk isnat ediyorlar. Ey Peygamber! Sen Allah’ın oğlu-kızı var diyerek, Allah’a yaklaşmak için onları şefaatçi edinen müşriklere de ki: ” Bu söyledikleriniz asla doğru değil. Allah’ın ne bir eşe ne de çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur. O, yarattıklarının hiçbirine benzemez ve ben yalnız O’nu Rab ve ilah olarak tanıyanların öncüsüyüm. Sizler her ne kadar Allah’a evlat isnat etseniz de ben bunu kesin olarak reddediyorum. Ve ben sizin iddialarınızı çürütmek üzere O’nun eşsiz, ortaksız, çocuksuz olduğu gerçeğine şahitlik edenlerin ilkiyim. Sizler her ne kadar Allah’a evlat isnat etseniz de ben bunu kesin olarak reddediyorum.“
82. Allah Göklerin ve yerin ve arasında olanların yaratıcısı Rabbi ve ilahıdır; hükümranlık da yalnız O’na aittir. Arş’ın da Rabbi olan Allah, yüceler yücesidir ve kulluk edilmeye layık yegâne varlıktır.Onların asılsız isnatlarından ve çirkin yakıştırmalarından çok daha yüce ve uzaktır.
83. Ey Peygamber! Sen onların bu tavırlarına aldırma! Tebliğ görevini yapman yeterlidir. Artık sen o günahlarından vazgeçmeyen cahilleri asılsız inanç ve iddiaları ile baş başa bırak. Vaat edilen Kıyamet Günü’ne kavuşuncaya kadar gaflet ve eğlenceye dalsınlar ve birazcık daha dünyanın geçici menfaatleriyle oyalansınlar. Kendilerine uyarısını yaptığın hesap gününe kadar bildikleri gibi yaşasınlar. Nasılsa sonunda kendilerine vaat edilen kıyamet günüyle karşılaşacaklar. Onlar ancak O Gün Allah’ı layıkıyla kavrayacak ve davet edildikleri inanç sistemi ile hayat tarzının ne kadar gerçek olduğunu görüp anlayacaklar.
84. Allah, göklerin ilahıdır, yerin yönetimini de bize bırakmıştır” diyenler bilsinler ki: Gökteki İlah da, yerdeki İlah da O’dur. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mutlak mülkiyet ve hakimiyeti ve hüküm yalnızca Allah’a aittir. O yerde, gökte ne varsa onlara hükmeden hikmet sahibi Hakîmdir. Ve her şeyin en doğrusunu bilen ve bildiren Alim’dir.
85. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendine ait olan Allah ne yücedir! Yaratıp da sahibi olduklarını kurduğu nizam ve koyduğu yasalarla yönetme hakkı da yalnız O’na aittir. Kıyametin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Müşrikler her ne kadar umursamaz ve küstah tavırlarla elçisi Muhammed’e, “Ne zamanmış şu kıyamet? ” deseler de hesap vermek üzere, mutlaka O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.
86. Müşriklerin Allah’la beraber yardıma çağırıp Allah’tan başka yalvardıkları kimseler O’na döndükleri gün hiçbir şekilde aracı olup asla şefaat edemezler. Ancak yalnız Allah’ı ilah edinip de O’nun davetine iman edip, bilerek hakka şahitlik edenler Allah’ın izin verdiği sınırlar içinde dünyada insanlara şefaat yani yardım edebilirler. O gün, müşriklerin şefaatçi telakki ettikleri varlıkların hiçbir yararı olmayacaktır. O gün insana yarayacak tek şey, dünyada Allah’ın peygamberlerinin getirdiği hakikate iman etmiş olmaktır.
87. Andolsun ki, Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinen müşriklere: “Sizi kim yarattı?” diye sorsan hiç tereddütsüz: “Elbette Allah yarattı” derler. Peki o halde bunu bile bile niçin O’nun davetinden yüz çevirip de, kendileri gibi yaratılmış insanların peşlerine düşüyorlar. Ve böylece Allah’a teslimiyetten vazgeçerek apaçık gerçekten sapıyorlar! Neden hala Allah’ın dışında başka bir şeyi araya sokuyor, ona öncelik veriyor, hatta onu kutsayıp değer veriyorlar? Nasıl olur da, kulluk edilmeye layık yegane mabut olan Allah’tan başka varlıkları O’na ortak koşarak Tevhitten vaz geçiyorlar?
88. Ey elçimiz Muhammed! “ Müşriklerin bu nankörlükleri ve inatla Allah’ın davetinden yüz çevirmeleri sebebi ile: Ya Rabbi” Ben elimden geleni yaptım ama bunlar kibirlerinden dolayı imana yanaşmayan bir kavim ve doğruya yönelmeyecekler diye yakardığını elbette biliyoruz.
89. Onların bu durumları Allah tarafından bilindiği için, Hz. Peygamber’e buyuruldu ki: Ey Peygamber! Sen onlara aldırma. Sakın ümidini kaybetme ve yaptıklarına sabırla diren. Söylediklerini duymazdan, yaptıklarını da görmezden gel. Bu çağrıya kulak verecek tertemiz gönüllere ulaşıncaya dek, bıkıp usanmadan tebliğine devam et. Seninle tartışmaya girerlerse, “selâm olsun size” diyerek onları kendi hallerine bırak. Nasıl olsa gerçekleri inkâr etmenin cezası neymiş yakında görüp anlayacaklar. Fakat iş işten çoktan geçmiş olacak. Yemin olsun ki,Allah müminlerin çektikleri sıkıntıları görmektedir ve zamanı gelince, aranızda hükmünü elbette verecektir!