Zümer Suresi


Sure Hakkında

Ayet Sayısı

75

Mushaf (Kuran) Sırası

39

Nuzül (İniş)Yeri

59

Nüzül (İniş) Sırası

75

Sure Hakkında Bilgi

Adı: Bu surenin adı 71 ve 73. ayetlerde geçen “Zümer” kelimesinden alınmıştır.

Nüzul zamanı: Bu surenin 10. ayetinde “Allah’ın arzı geniştir” şeklinde bir ifade geçmektedir. Bu ifade, surenin müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerinden önce nazil olduğuna bir karine teşkil etmektedir. Nitekim bazı rivayetlerde (Ruhu’l-Meani, c: 23, sh: 226) Hz. Cafer bin Ebi Talib ve arkadaşlarının Habeşistan’a hicret etme niyetleri üzerine nazil olduğu bildirilmektedir.

Konu: Surenin tümü çok güzel bir hitabet örneğidir. Bu sure, Mekke’de müşriklerin müslümanlara karşı aşırı zulüm, şiddet ve düşmanlık havası estirdikleri bir dönemde nazil olmuştur. Genelde Mekke’deki müşriklere, yani Kureyşlilere hitap eden surede yer yer mü’minlere de seslenilmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a) yaptığı çağrının esasları açıklanırken, insanın halisane sadece Allah’a kulluk etmesi ve başkalarına kulluk etmemek suretiyle de şirkten kaçınılması öğütlenmiştir. Bu husus sure boyunca tekrarlanarak, değişik uslûplarla aktarılmış, tevhidin hakikatı, onu kabul etmenin yararları, şirkin bâtıllığı ve kötü sonuçları birer birer vurgulanmıştır. Ayrıca insanlara şirkten vazgeçmeleri ve Allah’ın rahmetine sığınmaları için, çağrıda bulunulurken, mü’minlere de, “Bir beldede mü’min olarak yaşamanız mümkün değilse hicret edin ve imanınızı korumak için Allah’ın geniş olan arzına yayılın. Sabrettiğiniz için Allah sizleri mükafatlandıracaktır” denilerek kendilerine yol gösterilmektedir. Ayrıca, kâfirlerin kendisinden herhangi bir taviz beklememesi için, Hz. Peygamber’e (s.a), onlar ne yaparlarsa yapsınlar, yine de, yoluna devam edeceğini bildiren tavrını, açıkça ortaya koyması emrediliyor.

Açıklamalı Meal

1-2

1-2 Bu Kur’an, her hükmü mutlak doğru, sınırsız ilim ve kudret sahibi olan Allah tarafından, yaratılışınızın amacını bildirmek ve o amaca uygun hayat nizamını yaşamaya davet için indirilmiştir. O halde şirkten ve küfürden arınmak için davete uyun ve yalnız Allah’a kulluk edin.

1. Bu Kitap her hükmü mutlak doğru mutlak güçlü ve her işinde birçok hikmetler gözetmesiyle sınırsız ilim ve kudret sahibi hâkim olan Allah tarafından için indirilmiştir. Allah gerçeğe hükmeder. Allah’ın hükmünün önüne geçecek yoktur. 

2. Şüphesiz bu Kitab’ı yaratılışınızın amacını bildirmek ve o amaca uygun hayat nizamını yaşamaya davet etmek, tevhid inancını yerleştirmek, insanlara doğru yolu göstermek gibi belli amaçlar için değişmez bir gerçek olarak sana indiren Biziz. O halde şirkten arınmak suretiyle tertemiz ve samimi bir inançla dine bir şey katmadan yalnız Allah’a bağlanarak yaşayın. Her konuda mutlaka Kur’an’a uyarak ve yalnızca Rabbinin rızasını umup kayıtsız şartsız O’nun otoritesine boyun eğerek O’na kulluk edin, Allah’ın yasalarına ve davetine uyun.

3

3 Şirk ve küfürden arınmış hâlis din (nizam), yalnızca yaratılışınızın sebebi olan sınırlarını Allah’ın belirlediği hayat nizamıdır. Bir kısım insanlara kutsallık yakıştırıp onları dost edinenler, bunlara “Bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye yönelip itaat ediyoruz.” derler. Oysa Allah’a yakınlık, yalnız O’nu ilah edinip davetine uygun yaşamakla gerçekleşir. Allah yalancı ve nankör kimseleri doğru yoluna ulaştırmaz. Sonunda Allah aralarında ayrılığa düştükleri konuda hükmünü verecektir.

3. İyi bil ki her türlü şirkten arınmış halis din temelinde tevhid olan ve sınırlarını yalnızca Allah’ın belirlediği hayat nizamıdır. Allah’a bizden daha yakın olanlar aracılığıyla ulaşmak istiyoruz diye bir kısım yaşayan ya da ölmüş insanlara kutsallık yakıştırıp, Allah ile aralarına evliya dost ve ilahlar koyanlar mazeret olarak: ” Allah’ı ilâh edinmekle birlikte, bizi şefaatleriyle sırf Allah’ın rızasına ve yüce bir mertebeye daha çok yaklaştırmaları için biz bunlara yönelip bağlanıyoruz, itaat ve ibadet ediyoruz. Biz âciz kullar doğrudan Allah’a yalvarmak yerine, O’na bizden daha yakın olanlar aracılığıyla kulluk ediyoruz! Onun için onların hükümlerine itaat ediyor, onların yasalarına uyuyoruz derler. Oysa Allah’a yakınlık, yalnızca O’nu ilah edinip davetine uygun yaşamakla gerçekleşir. ” Doğrusu mü’minlerle, müşriklerin aralarında ayrılığa düştükleri konularda mü’minleri cennete, kâfirleri de cehenneme sevk etmekle Allah kıyamet günü hükmünü verecektir. Böylece de iddialarının doğru olmadığı ortaya çıkacaktır. Şüphesiz ki Allah, putlarımız bize şefaat eder diye kendi kendine yalan söyleyen ve içten içe sevdiklerini gündemde tutarak nankör olan hiç kimseyi, hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediği müddetçe, zorla doğru yoluna ulaştırmaz.

4

4 Allah’ın yaratmak ve yarattıklarına hükmetmek konusunda hiç kimseye ihtiyacı olmadığı gibi, evlat edinmesi de söz konusu değildir. Şayet Allah evlat edinmeyi dileseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O kesinlikle bu tür yakıştırmalardan münezzehtir, O’nun kudret ve ihtişamı sonsuzdur. Allah böylesi iftira atanları azabı ile kahredecektir. O, yarattıkları üzerinde mutlak hüküm koyan ve hükmedendir.

4. Lât, Menât, Uzzâ gibi putlara Allah’ın kızları deyip tapıyorlar. Şayet kâfirlerin iddia ettiği gibi Allah hâşâ kendisine bir yardımcı, hatırı sayılır bir dost veya çocuk edinmek isteseydi elbette bu konuda kimseye yetki vermez ve yarattıklarından kendisi dilediğini seçerdi. Fakat Allah’ın yaratmak ve yarattıklarına hükmetmek konusunda hiç kimseye ihtiyacı olmadığı gibi, evlat edinmesi de söz konusu değildir. O kesinlikle bu tür yakıştırmalardan ve tüm eksikliklerden münezzehtir. O, yaratıcı olduğundan, yarattığı hiç kimseye gereksinimi yoktur. O’nun kudret ve ihtişamı sonsuzdur. Allah böylesi iftira atanları azabı ile kahredecektir. O yarattıkları üzerinde hüküm koyup hükmeden, mutlak ezici güç sahibi olan ve dilediğine dilediğini yaptıracak güç ve otorite sahibi olanbir tek Allah’tır. Zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve hükümlerinde asla, dengi ve ortağı yoktur.

5

5 Allah geceyi gündüzün, gündüzü de gecenin üstüne bürüyüp sarmakta, güneşi ve ayı kurduğu nizamın yasalarına bağlı olarak belli bir zamana kadar kendi yörüngelerinde akıtmaktadır. Allah, dilediğini yapmaya güç yetirendir, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametli, tevbe edip de doğruya yönelenlere karşı da bağışlayıcıdır.

5. Allahgökleri ve yeri şaşmaz bir düzen ve gerçeğe dayalı değişmez bir sabit bir sistem üzerinde yarattı. Her gün sürekli olarak geceyi gündüzün üzerine örtüyor ki gece süresinden gündüze katıp gündüzün süresini uzatıyor. Gündüzü de gecenin üzerine geçirip örtüyor ki gecenin süresini uzatıyor. Böylece düzenli ve sürekli şekilde, gece ve gündüz uzayıp kısalarak birbirini takip ediyor. Görmüyor musun; güneşi ve ayı da kurduğu nizamın yasalarına bağlı olarak ısınma, aydınlanma gibi işlerde istifadenize sunmak için buyruk altına almıştır. Her biri tarafımızdan belirlenen bir süreye kadar uzay boşluğundaki yörüngelerinde hareket eder. İyi bilin ki Allah, dilediğini yapmaya üstün ve güçlü olandır. Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametli, tevbe edip de doğruya yönelenlere karşı da bağışlayıcı olan da O’dur.

6

6 Allah kadın ve erkeği ile insanları aynı özden, aynı cevherden yaratmıştır, ayrıca dişili erkekli dört çift hayvanı da yaratıp istifadenize sunmuştur. Allah, sizleri analarınızın karnında üç karanlık bölümde, aşama aşama geliştirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, yarattıklarının nizamlarını kurmak, yasalarını yapmak ve hükmetmek hakkı yalnız O’na aittir ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O halde size ne oluyor da bu gerçeği görmezden gelip Allah’tan uzaklaşıyorsunuz?

6. Allah kadın ve erkeği ile sizi başlangıçta bir tek nefisten ve aynı özden yarattı, daha sonra onunla aynı unsurdan Havvâ adındakieşini var etti. Ayrıca sizin etinden sütünden, derisinden faydalanmanız için dişili erkekli dört çift olmak üzere deve, sığır, keçi koyun gibi sağmal hayvanlardan sekiz cins yarattı. Sizi annelerinizin karnında iç içe üç karanlık bölümde aşama aşama yaratılış safhalarından geçirerek yaratmaktadır. Bütün bu nimetler şahittir ki; Rabbiniz olan Allah işte budur. Göklerde ve yerde bütün mülk ve idare yalnız O’nundur ve yarattıklarının nizamlarını kurmak, yasalarını yapmak ve hükmetmek hakkı yalnız O’na aittir. O’ndan başka hüküm veren, yasa koyan, yarattığı varlıkları yöneten ve ibadeti hak eden, hiçbir gerçek ilah yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da farklı inançlara yönlendirilebiliyorsunuz? Buna rağmen hâlâ bu gerçeği görmezden gelip hidayetten dalalete dönüyorsunuz ve Allah’tan uzaklaşıyorsunuz? Nasıl oluyor da ayetlerdeki gerçekleri inkâr ederek yaratılan varlıkları ilahlaştırıyorsunuz?

7

7 Ey insanlar! Rabbinize nankörlük ederek, O’nunla birlikte başka ilahlar edinirseniz iyi bilin ki, Allah’ın sizin kulluğunuza ihtiyacı yoktur fakat O, sizin müşrik olmanızı ve azabı hak etmenizi de istemez. Allah yalnızca verdiği nimetlere şükredip, davetine icabet edenlerden razı olur. Hiçbir günahkâr da bir başkasının günahını yüklenmez, sonunda hepinizin varacağı yer Rabbinizin huzuru olacaktır ve o zaman size dünya hayatınızda yapıp ettikleriniz bildirilecek, layık olduğunuz karşılıklar verilecektir. Allah kalplerinizde gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.

7. Ey insanlar! Eğer Rabbinize nankörlük ederek, O’nunla birlikte başka ilahlar edinip inkâr ederseniz bu sizin tercihiniz. Bunun zararını yalnızca kendiniz çekersiniz. Yoksa iyi bilin ki, Allah’ın sizin iman etmenize, ibâdetlerinize ve kulluğunuza ihtiyacı yoktur. Bununla birlikte O şefkati ve merhameti gereği yine de kullarının müşrik olmasını, küfre ve kötülüğe düşmesini istemez ve kullarının bu umursamazlıklarından da asla hoşnut olmaz. Allah yalnızca inkârdan vazgeçip davetine icabet eden ve verdiği nimetlere şükredenlerden razı olur. Unutmayın ki, Hesap Gününde hiçbir günâhkâr bir başkasının günahını yüklenip taşıyamaz ve başkasının günahıyla yargılanmaz. Herkes kendi günahından sorguya çekilecektir. Sonunda her şeyin hesabını vermek üzere dönüşünüz ancak Rabbinizedir. Ne kadar yaşarsanız yaşayın eninde sonunda öleceksiniz ve hepinizin varacağı yer Rabbinizin huzuru olacaktır. Böylece dünya hayatınızda yaptıklarınızı size bildirecek, layık olduğunuz karşılıklar verilecektir. Çünkü O, kalplerinizde açığa vurduklarınızı da gizli olan niyet ve düşünceleri da tam olarak hakkıyla bilmektedir.

8

8 İnsanın başına bir musibet gelince hemen Rabbine yönelerek yardımı için dua eder, sonra da Rabbi onu sıkıntısından kurtarınca, daha önce O’na nasıl yalvarıp yakardığını unutur ve yine Allah’la birlikte başka ilahlar edinip O’na ortaklar koşar, üstelik başkalarını da buna teşvik eder. Böylelerine de ki: “Şirkiniz, küfrünüz ve nankörce yaşayışınızla bir müddet daha eğlenip oyalanıp durun, sonunda hak ettiğiniz ateşe gireceksiniz.”

8. İşte böyle. İnsanın başına bir musibet gelince belayı kendisinden gidermesi için gönülden boyun eğerek Rabbine yönelir ve içtenlikle O’na dua eder. Sonra Rabbi duasını kabul eder. Onu sıkıntısından kurtarıp ona rahmetiyle kendi katından bir nimet verince önceden O’na nasıl yalvarıp dua ettiğini ve o nimetin kimden geldiğini unutuverir. Üstelik Allah’la birlikte başka ilahlar edinip başka güçleri Allah’a rakip çıkarır Böylece kutsallaştırılmış yüce şahsiyetleri mutlak itaat makâmına yücelterek Allah’a ortaklar koşar. Bununla da kalmaz kendi saptığı gibi başkalarını da buna teşvik edip O’nun yolundan saptırır. Ve Allah’ın yasalarını terk ederek başkalarının yasalarına uyar. Ey Müslüman! Bugünün modern müşriklerine de ki: “ Allah’ın rahmetini ve yardımını birilerine bağlamak ve “bizi falancalar kurtardı” deyip bu yolla birilerini kutsayıp aracı durumuna getirmek şirkin ta kendisidir. Yalan üzerine kurduğunuz düzende, inkarınızla ve nankörce yaşayışınızla bir müddet daha eğlenip oyalanın bakalım. Muhakkak ki cehennemi hak edenlerden olacaksınız. Sonunda hak ettiğiniz ateşe gireceksiniz.

9

9 Gece gündüz kıyamda durup secde ederek Rabbine itaat ve ibadet edip, O’nun şefkat ve merhametini umarak, âhireti düşünüp hesap endişesi ile yaşayanlarla O’na sırt dönen nankörler bir olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak aklını doğru kullananlar bu gerçeği kavrayabilirler

9. O’na sırt dönen nankörler mi yoksa; gece saatlerinde Rabbinin huzurunda secde ederek ve kıyama durarak Rabbine itaat ve ibadet eden, hesap endişesi ile ahiretten korkarak Rabbinin şefkat ve rahmetini umanlar Allah katında daha değerlidir? Hayır! Biz inananlarla inkâr edenleri asla aynı yere koymayız. O câhillere de ki: “Hiç bu hakîkati bilenlerle bilmeyenler, Allah yolunda koşanla tembellik edenler nankörlük edenlerle şükredenler, gece ibadete kalkanla yatanlar, Allah katında bir olur mu? Elbette olmaz. İşte bu yüzden ancak aklını doğru kullanıp derin düşünebilen sağduyu sahipleri, bu gerçeği kavrayıp tavsiyelerden öğüt alırlar.”

10

10 Ey Peygamber! Mü’minlere de ki: “Ey iman edenler! Rabbinize karşı sorumluluklarınızın bilincinde olup, emir ve yasaklarına titizlikle uyun. Dünyada bu konuda üstüne düşeni samimiyetle yerine getirenleri, âhirette en güzel mükâfatlar beklemektedir. Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak uğrunda çaba sarf ederken, zulme uğrayıp yurdundan hicret etmek mecburiyetinde kalanlar da bilsinler ki, Allah’ın arzı geniştir, Allah yolunda sıkıntılara, zorluklara göğüs gerenler için sınırsız mükâfatlar vardır.”

10. Ey Peygamber! Mü’minlere de ki Rabbim şöyle buyuruyor: “Ey iman eden kullarım! Yolunuzu yordamınızı Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Sorumluluklarınızın bilincinde olup, emir ve yasaklarına titizlikle uyarak Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik edenlere âhirette de en güzel mükâfatlar vardır. Allah’ın daveti olan hayat nizamını yaşamak uğrunda çaba sarf ederken, zulme uğrayıp yurdundan hicret etmek mecburiyetinde kalanlar da bilsinler ki, Allah’ın arzı geniştir. Öyleyse küfür diyarından iman yurduna göç edin. Ancak Allah yolunda zorluklara bedel ödeyerek göğüs gerip sabredenlere ahirette ecirleri hesapsızca bol bol ödenecektir.”

11-14

11-14 Ey Peygamber! De ki: “Ben şirkten ve küfürden arınmış bir inançla Allah’a kulluk etmek ve Allah’ın davetine iman edenlere önderlik yapmakla emrolundum. Şayet Rabbime nankörlük ve isyan edersem Hesap Günü azap beni de yakalar. Ben dinimi yalnızca Allah’a has kılarak, yüzümü O’na dönüp, şirk ve küfre sırtımı dönerek, Allah’a itaat ve ibadet ederim.”

11. Ey Resûlüm de ki: “Ben şirkten ve küfürden arınmış samimi bir inançla dini yalnız O’na halis kılarak Allah’a ibadet etmekle ve O’nun otoritesine boyun eğerek sadece Allah’ın yasalarına göre yaşamakla emrolundum.

12. Ve Ben bulunduğum yer ve zamanda size ulaştırmam emrolunan Allah’ın dinine her bakımdan teslim olup, onu hakkıyla yaşayan Müslümanların ilki olmakla ve Allah’ın davetine iman edenlere önderlik yapmakla emrolundum.” Bu yüzden ben, yeryüzünde bir tek mümin kalmamış bile olsa, asla ümitsizliğe, yılgınlığa kapılmayacak, gerekirse tek başıma mücâdeleye devam edeceğim

13. De ki: ” Eğer ben, nankörlük ve isyan ederek dininize dönüp de Rabbime karşı gelirsem her şeyin hesabını vereceğim korkunç bir günün azabından korkarım. Çünkü dokunulmazlığım yoktur Hesap Günü azap beni de yakalar,.

14. De ki: “ Her Müslüman gibi ben de şirk ve küfre sırtımı dönüp dinimi yalnızca Allah’a has kılıyorum ve tertemiz bir inançla aracısız olarak sadece Allah’a ibadet ve itaat ediyorum.

15-16

15-16 Ey müşrikler! Siz de Allah’la birlikte kimleri ilah edinirseniz edinin, böyle yaparak hem kendinizi hem de sizi izleyenleri hüsrana uğratıp, azaba sürüklemektesiniz. İşte bu, göz göre göre ziyana uğramaktır. Böylelerini üstlerinden ve altlarından ateş tabakaları kuşatacak Allah kullarını böyle bir azap ile uyarmaktadır. O halde ey insanlar! Allah’a teslim olarak O’nun koruması altına girin.

15. Ey müşrikler! Allah’la birlikte kimleri ilah olarak tercih ediyorsanız artık bu umursamaz ve aymaz tavrınızla tercihinizi isabetli kullandığınızı zannederek ona bağlanıp kulluk edin. İsterseniz de Allah’ın yasalarından başka yasa koyuculara itaat ederek onlara ibadet edin Ancak, bunun acı sonuçlarına katlanmak zorundasınız. ” De ki: “ Gerçekte ziyana uğrayanlar, dünyadaki inkârları yüzünden kıyamet günü hem kendilerini hem de destekçilerini ve ailelerini hüsrana uğratıp, azaba sürükleyecek olanlardır. İyi bilin ki, göz göre göre ve apaçık ziyana uğramak budur.”

16. Cehennemde böylelerinin üstlerinde ve altlarında kapkara bulutlar gibi ateşten kızgın tabakalar vardır. Dünyada yaptıklarından dolayı ateşin ortasına atılmışlardır. İşte Allah yanlış yolda giden kullarını böyle bir azap ile karşılaşmamaları için korkutup uyarmaktadır ki şirkten sakınsınlar. Ey kullarım! Allah’tan başka varlıklardan korkmayın! Çizdiğim haram helâl sınırlarını çiğneyip Bana karşı gelmekten ve ateşten sakının. Allah’a teslim olarak O’nun koruması altına girin.

17-18

17-18 Allah’ın davetine iman edip, gereklerini yerine getirmek için gayret edenler, cennetle müjdelenmeyi hak ederler. Onlar her söyleneni dinler fakat sözün en güzeline, en doğrusuna uyarlar. İşte gerçek akıl sahibi ve erdemli olanlar da bunlardır.

17. Allah’ın hükümlerini hiçe sayıp O’nun yasalarına karşı çıkan tağutlara ve zalim diktatörlere kulluk etmekten kaçınanlara ve samimi olarak gayret edip Allah’ın davetine yönelerek yalnızca O’na kul köle olan müminlere gelince. Onlar Allah’ın ikramıyla müjdelenmeyi hak ederler. Ey Resûlüm! Başka sistemler icat eden tağuti otoritelere değil de yasalarıma uyan salih kullarımı cennetle müjdele!

18. Onlar ki, ön yargılı değildirler. Kendilerine yönelik söylenen bir sözü önce dinler sonra anlarlar, daha olmadı bir de ehline sorarlar. Sonra da sözün en güzeline en doğrusuna uyarlar. Sözlerin en güzeli olan Kuran’ı işittikleri zaman, inat ve önyargı ile onu inkâr etmezler. İşte Allah’ın doğru yola eriştirdiği ve erdemli olan gerçek akıl sahipleri bunlardır.

19

19 Sen doğru yoldan inatla yüz çevirmesi sebebiyle hakkında hüküm kesinleşmiş olanı cehennem azabından kurtaramazsın. Böyle biri, hiç aklını kullanıp da Allah’a yönelenle bir olur mu?

19. Uyarıldığı halde öğüt ve uyarılara kulak tıkaması sebebiyle hakkında azap hükmü kesinleşmiş olan kimse doğruya, gerçeğe ulaşabilir mi? Artık cehennemdeki o kimseyi ateşten sen mi kurtaracaksın? Rabbin hüküm verdikten sonra sen hiçbir şey yapamazsın. Doğru yoldan inatla yüz çeviren böyle biri, hiç aklını kullanıp da Allah’a yönelen ve Cennetle müjdelenen kimseyle bir olur mu?

20

20 Allah, kendisine itaat edip sorumluluklarını bilinçle yerine getirenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlerde, onlar için hazırlanmış köşklerle ödüllendirecektir. Bu, Allah’ın vaadidir ve Allah asla vaadinden dönmez.

20. Ancak sorumluluklarını bilinçle yerine getirerek Rabbine karşı gelmekten ve azabından korkup sakınanlar ve emirlerine uygun yaşayanlar var ya. Kâfirlerin üst ve altlarındaki ateşe karşılık onlar için de cennette önlerinde ırmaklar akan üst üste yapılmış köşkler vardır. Bu her şeye Kâdir olan Allah’ın sözüdür. Allah belirlenmiş hesap gününü gerçekleştirme sözünden asla dönmez.

21

21 Allah’ın gökten indirdiği yağmurla yeryüzünde su kaynakları oluşturup, sonra da ona bağlı olarak rengârenk bitkiler, ekinler yetiştirdiğini, daha sonra onları sapsarı, kupkuru çer çöpe çevirdiğini görüp de hiç düşünmez misiniz? Bütün bunlardan aklını kullananların alacakları dersler vardır

21. Allah’ın gökten yağmur ve karla su indirir böylece, göl, deniz gibi yeryüzünde su kaynakları oluşturup yer altındaki tabii su depolarına ulaştırır. Sonra onunla yerden rengârenk bitkiler meyveler ekinler yetiştirir görmez misin? Sonra bir de görürsün ki bu güzelim bitkiler kuruyup sararır ve sonunda onlar çer çöp haline gelir hiç düşünmez misin? İşte, bu göz alıcı dünya nîmetleri de bir gün böyle yok olup gidecektir. Şüphesiz bunda yaratılış yasalarımız gereği, öldükten sonra dirilmenin delillerini görüp sağlıklı düşünen gerçek akıl sahipleri için, dünya nîmetlerinin gelip geçici olduğunu anlatan öğütler vealacakları dersler vardır.

22

22 Yaratılış sebebini düşünüp de doğru yolu aradığı için Allah’ın kalbini İslâm’a açtığı ve böylece Rabbinden bir nurla aydınlanan kimse ile şirk ve küfür bataklığında yaşamakta inatla direnen, kalbi taşlaşmış kimse hiç bir olur mu? Böyleleri apaçık bir sapıklık içindedir.

22. Yaratılış sebebini düşünüp de doğru yolu aradığı için Allah’ın kalbini İslâm’a açtığı kimse, Rabbinden gelen Kur’an’la nurlandırılmış dosdoğru bir yolda değil midir? Böyle bir kimse, gönlü İslam’a kapalı olan ve şirk bataklığında yaşamakta inatla direnen inatçı bir kâfirle aynı olabilir mi? Olamayacağına göre, artık Allah’ın zikri olan bu Kur’an ayetlerinden yüz çevirdikleri için O’nu anmaya karşı kalpleri katılaşıp dünyalıklara ve nefsine tapmış olanların vay hallerine! İşte onlar apaçık bir sapkınlık ve küfür içindedirler.

23

23 Allah sözlerin en güzelini, en doğru olanını, kendi içinde tutarlı ve gerçekleri çeşitli biçimlerle ve tekrarlarla açıklayıp anlatan bir kitap olarak Kur’an’ı indirmiştir. Kur’an’ın âyetleri Rablerine karşı sorumluluk bilinci taşıyan ve onun gereklerini, severek yerine getirmek isteyenlerin kalplerini ürpertip titretir ve o kimselerin kalpleri Allah’ın rahmet, şefkat ve merhametini düşündükçe de huzura, sükûna kavuşur. İşte bu Kur’an yaratılış sebebini bilmek ve ona uygun bir hayatı yaşamak isteyenler için doğru yol rehberidir. Kendilerine bahşedilen hayatı, Kur’an’ın rehberliğine sırtlarını dönerek yaşamakta ısrar edenleri de, Allah dalalette bırakır, onlara doğru yolu gösterecek başka kimse de olmaz

23. Allah sözlerin en güzelini en doğru olanını, Cennet-Cehennem, iyiler-kötüler gibi âhenkli ve ikili bir sisteme dayalı bir Kitap halinde indirdi. Bir kısmı bir kısmına benzeyip kendi içinde tutarlı olarak biri diğerini te’yit eder. Gerçekleri çeşitli biçimlerle çelişkisiz ve bıktırıp usandırmadan tekrarlarla anlatan ifadelerle doludur. Rablerinden korkanların ve sorumluluk bilinci taşıyıp onun gereklerini, severek yerine getirmek isteyenler azap âyetlerini okuyunca ondan tüyleri ürperip kalpleri titrer. Ama sonunda o kimseler vücutları ve kalpleri Allah’ın rahmet âyetlerini okuyup şefkat ve merhametini düşündükçe zikrine karşı yumuşayıp huzura kavuşur. İşte bu Kur’an, yaratılış sebebini bilmek ve ona uygun bir hayatı yaşamak isteyenler için Allah’ın doğruluk rehberidir. Doğruya yönelmek isteyip gereğini yapan kullarını bununla hidayete eriştirir. Allah Kur’an’ın rehberliğine sırtlarını dönerek yaşamakta ısrar edip kötü niyetinden dolayı sapıklık içinde kalmayı isteyenleri de dalalette ve sapıklıkta bırakır. Her kim de kalbini Allah’a kapatarak İslam’dan uzaklaşırsa; Allah onu engellemez. Artık ona doğru yolu gösterecek hiçbir kimse yoktur.

24-28

24-28 Hesap Günü azaptan kendisini koruyabilecek durumda olmayan eli kolu bağlı, çaresizlik içinde kıvranan kimse ile güven içinde ve azaptan uzak, Rabbinin ödüllendireceği kimse hiç bir olur mu? O Gün Kur’an ile yapılan davete başkaldırmış olanlara “Hak ettiğiniz azabı çekin bakalım.” denilecek. Onlardan öncekiler de, peygamberlerin Allah adına yaptıkları daveti yalan sayıp reddetmişlerdi. Bu sebeple de azap hiç beklemedikleri bir anda gelip çatmış, böylece Allah onlara dünya hayatlarında rezilliği ve perişanlığı tattırmıştı. Âhiretteki azapları ise daha çetin olacaktır, keşke Kur’an’la davet edilmekte olanlar bunu anlayabilse. Biz bu Kur’an’la düşünüp doğru olana yönelsinler diye insanlara misallerle açıklamalarda bulunduk. Ve Arapça bir kitap olarak indirdik. Onun içinde asla çarpıklık bulunmaz.

24. O Gün yaratılış gayesi dışında yaşayarak Kur’an ile yapılan davete başkaldırdığı için elleri ayakları zincirlenmiş zalimlere, “ Dünyadayken hak edip de kazandığınız günahların cezasını çekin ve azabı tadın bakalım!” denildiğinde, kıyamet günü elleri bağlı olduğu için o kötü azaptan yüzünü kim koruyabilir? Korkudan eli ayağı kaskatı kesilip de çaresizlik içinde kıvranan ve azaptan kendisini koruyabilecek durumda olmayan kimse ile Rabbinin ödüllendireceği kimse bir olur mu?

25. Onlardan öncekiler de peygamberlerin Allah adına yaptıkları daveti reddedip Allah’tan gelen gerçekleri yalanladılar. Bu yüzden kendilerine hiç beklemedikleri bir anda ve ummadıkları bir yerden azap gelivermişti.

26. Böylece Allah onlara dünya hayatında aşağılığı rezilliği ve perişanlığı tattırmıştı. Ama günahkarların Ahiret azabı ise dünyadakinden daha korkunçtur. Kur’an’a davet edilenler keşke iş işten geçmeden bunu anlayabilseler.

27. Andolsun biz, belki düşünüp öğüt alırlar ve doğru olana yönelirler diye bu Kur’an’da insanlara hayatta karşılarına çıkacak problemleri çözmede yardımcı her tür örneği çarpıcı açıklamalarıyla verdik.

28. Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplara, sorumluluklarını idrak edip, şirkten ve Allah’ın razı olmadığı bütün fenalıklardan sakınsınlar ve anlamakta zorluk çekmesinler diye konuları örneklerken her türlü çelişkiden uzak, pürüzsüz ve anlaşılır Arapça bir kitap verdik.

29

29 Allah insanlara bir de şu misali vermektedir: “Birbirleriyle geçinemeyen birçok ortağın emri altında bulunan bir insan ile yalnızca bir kişiye bağlı olan insanın durumu hiç bir olur mu?” Gerçek şu ki, insana yakışan yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip yalnız O’na itaat etmektir, tüm şükür ve övgüler Allah’a mahsustur fakat müşriklerin çoğu bunu anlamak istemiyorlar

29. Allah tevhid ile şirkin arasındaki fark iyice anlaşılsın diye, kendisine ortak koşan insanlara şu misali vermektedir: Bunlardan birincisi, kimin emrini dinleyeceği konusunda birbirleriyle anlaşamayan ortakların emrinde çalışan müşrik ve köle bir adam. Ortağın biri bir şeyi emrediyor, diğer ortak o şeyi yasaklıyor. Bu çeşitli ilahlara ibadet eden kâfirin misali gibidir. Diğeri ise yalnız bir kişinin emrinde olan mü’min ve köle bir adam. Bu da sadece Rabbine ibadet eden mü ‘minin misalidir. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Elbette olmaz. Allah sizi sadece kendi yasalarına uymaya çağırır. Eğer siz hem Allah’ın yasalarına, hem de insanların yasasına uymaya kalkarsanız, elbet doğru yolu bulamazsınız. Gerçek şu ki, insana yakışan yalnız Allah’ı Rab ve ilah edinip yalnız O’na itaat etmektir. Tüm şükür, övgüler ve Hamd Allah’a mahsustur ve sadece Ona kulluk ve ibâdet edilmelidir. Fakat müşriklerin çoğu bir olan Allah’a ibadetin, pek çok ilâha ibadet etmekten hayırlı olduğu gerçeğini bilmek ve anlamak istemiyorlar.

30-31

30-31 Ey Peygamber! Bir gün sen de öleceksin, o müşrikler de ölecekler ve Hesap Günü hepiniz Rabbinizin huzurunda toplanacaksınız.

30. Ey Peygamber! Bu dünyadaki herkes ölümlüdür. Öyleyse, inkârcıların baskılarına, alay ve işkencelerine aldırmadan Rabb’inin yolunda mücâdeleye devam et! Hakkı söylemen hoşlarına gitmediği için, bir an evvel ölmeni bekleyen o kâfirler bilsinler ki elbet bir gün sen de öleceksin, onlar da ölecekler.

31. Ardından kıyamet günü Rabbinizin huzurunda toplanıp birbirinizden davacı olacaksınız ve ‘O yüce mahkemede şüphesiz yargılanacaksınız. Amel defterleriniz açılacak. Tanıklar dinlenecek. Adalete uygun biçimde hükümler verilecek. Kiminiz cennete gideceksiniz, kiminiz cehenneme. Bu İlahi adaletin gereğidir.

32

32 Kur’an’ın gerçeğe rehberlik ettiğine inanmayıp, onu yalan sayanlardan daha cahil ve zalim kim olabilir? Bunların hak ettikleri yer cehennem ateşi olacaktır.

32. Söyle bakalım. Allah’a karşı yalan uydurandan ve Kur’an’ın rehberliğine inanmayıp kendisine gelen gerçeği bile bile yalan sayanlardan daha cahil ve zalim kim olabilir? “Cehennem bu kadar zalimi alır mı?” diye meraklananlar endişe etmesinler. Bu nankörler için, ancak şu söylenir: Kur’an’ı yalanlayan kâfirler için cehennemde barınacak yer mi yok? Onlar; gerçekleri inkâr ederek yalan uydururken neye güveniyorlar?  İnkârcı nankörlerin zindanı ve azap diyarı cehennem değil midir? Bunların hak ettikleri yer cehennem ateşidir.

33-35

33-35 Peygamber ve onun Allah adına yaptığı davete iman ederek Rablerine sığınanlar için cennette sayısız ve sonsuz ödüller vardır. Onlar orada özledikleri, diledikleri her şeyin en güzelini bulacaklar. Allah işledikleri günahlarını örtüp bağışlayacak ve gayretlerinin karşılığını kat be kat fazlasıyla vererek ödüllendirecektir.

33. Ama, gerçeği getirip insanları Allah’a yönelten peygamber ve Allah adına yaptığı davete iman ederek onu tasdik eden müminler var ya. İşte onlar Allah’a karşı gelmekten sakınıp Rablerine sığınan ve Allah’ın emirlerine uygun yaşayan takva sahipleridir. Ve cehennemden korunup gerçek mutluluğa ulaşanlar da yalnızca onlardır.

34. Bu fedâkâr insanlara, Rablerinin katındaki cennette istedikleri her şeyin en güzeli vardır. İşte bu nimetler Rablerinin rızası doğrultusunda iyilik edenlerin mükâfatıdır.

35. Çünkü samimi olarak tevbe ettikleri için, Allah onların Kur’an’la tanışmadan önceki işledikleri en kötü günahlarını bile bağışlayıp silecek ve ahirette de gayretlerinin karşılığına göre ödüllerini en güzel şekilde ve kat kat fazlasıyla verecektir.

36-38

36-38 Allah kuluna yetmez mi? Elbette yeter ama bunun bilincinde olmayanlar seni başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. İyi bilin ki Allah böyle davranarak zulüm yolunu tercih edenleri dalalet içinde bırakır. Allah’ın dalalette bıraktığını ise doğruya ulaştıracak hiç kimse yoktur. Allah’ın gösterdiği doğru yola gireni de saptırabilecek hiç kimse yoktur. Şüphesiz Allah’ın hükmüne kimse karşı koyamaz, gerçeği inkâr edenler hak ettikleri azap ile mutlaka karşılaşacaklar. Allah intikam alıcıdır. Onlara, “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan hiç tereddüt etmeden, “Allah’tır” derler. Onlara de ki: “Peki Allah bana bir sıkıntı vermek isterse, sizin Rab ve ilah edinip yardımını umduklarınız, o sıkıntıyı benden uzaklaştırabilir mi? Yahut Allah bana rahmetinden bir lütufta bulunsa, O’nun lütfuna engel olabilirler mi? Hayır asla olamazlar.” De ki: “Allah bana yeter. Birine yaslanıp güvenmek isteyenler, yalnız O’na güvenip sırtını O’na yaslasınlar.”

36. Her şeye gücü yeten Allah dost ve yardımcı olarak kuluna yeterli değil midir? Elbette yeter O hâlde, kulluk makamına yükselen ve bu şerefli makamın hakkını veren mümini kim korkutabilir? Azîz olarak Allah size yeter, izzeti ve şeref sadece O’na kulluktadır, başka hiçbir yerde izzet ve şeref yoktur. Fakat bunun bilincinde olmayan müşrikler “ilahlarımızı ayıplama. Aksi takdirde çarpar” diyerek Allah ile aralarına koyup kulluk yaptıkları sahte ilahlarıyla seni korkutup tehdit savurmaya çalışıyorlar. Güya onları kızdırırsan, gazaplarından kurtulamazmışsın! Seni korkutmaya çalışmaları ne büyük bir gaflet ve ne derin bir sapkınlıktır! Onlar Allah’tan başkalarına itaat etmenizi, başkalarının yasalarını uygulamanızı ve onlardan korkmanız gerektiğini söylüyorlar. Bu, Allah’ın kudretini idrak edemediklerindendir. Onlar şunu iyi bilsinler ki; Israrla hakkı inkâr ettiği ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediğinden dolayı Allah kimi dalalet ve sapıklık içinde bırakırsa artık onu doğruya ulaştıracak hiç kimse ve hiçbir yol gösterici yoktur.

37. Kim de iyilikleri sayesinde Allah’ın gösterdiği doğru yola girerse onu da saptırabilecek hiç kimse yoktur. Koruyucusu Allah, rehberi Allah olan bir mümini yolundan kim saptırabilir? Allah iman eden kulunu dünyada ve âhirette başarıya, kurtuluşa iletmez mi? Zulüm ve haksızlık edenleri zillet ve azaba mahkûm etmez mi? Öyle ya, Allah mülkünde ve saltanatında sonsuz güç sahibi olup her zaman üstün gelen değil midir? Ve hak ettikleri cezayı vermek için iman etmeyenlerden intikam almaya muktedir değil midir? Elbette öyledir! Aslında bunu inkâr edenler de pekâlâ bilirler. Şüphesiz Allah’ın hükmüne kimse karşı koyamaz, gerçeği inkâr edenler hak ettikleri azap ile mutlaka karşılaşacaktır.

38. Ey Resûlüm! Sen Allah’tan başka güçleri O’na ortak koşup ilahlaştıranlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan muhakkak: “ Her şeyi Allah yarattı ” diyeceklerdir. Ey Müslüman!  Öyleyse sen de onlara de ki: ” Şimdi bana söyler misiniz? Allah bana bir sıkıntı ve zarar vermek istese, Allah’ın yanı sıra yalvarıp dua ettikleriniz ve yardımını umarak ilah edindikleriniz, O’nun vereceği felâketi ve zararı benden uzaklaştırabilir mi? Yahut Rabb’im bana rahmetinden bir lütufta bulunsa, onlar O’nun nimetine ve rahmetine engel olabilirler mi? Hayır asla olamazlar. Bu gerçek kesinleştikten sonra hangi korku Allah’a çağıran davetçinin yolundan onu alıkoyabilir? Bütün bunlara rağmen, yine de inkârda diretirlerse de ki: “ Siz ne yaparsanız yapın Allah bana yeter. Birine yaslanıp güvenmek isteyenler yalnız O’na sırtını yaslayıp yalnız O’na güvensinler. O hâlde, dünyada güçlü olmak isteyen Allah’a tevekkül etsin, zengin olmak isteyen elindekilere değil, Allah’ın yanında olanlara güvensin, izzet ve şeref sahibi olmak isteyen de Allah’tan korksun. Allah’tan başkasına güvenerek şirke düşmesin.

39-40

39-40 De ki: “Ey öğüt ve uyarılardan ders almayanlar! Siz kendinize yakışanı yapın, elinizden geleni ardınıza koymayın fakat şunu da iyi bilin ki, ben de Allah adına insanları doğru olana çağırmaya devam edeceğim. Zamanı gelince de kimin doğru olanı yaptığını, kimin de hem dünyada hem de âhirette zelil olup, azaba müstahak olduğunu görüp anlayacaksınız.”

39. Ey Peygamber ve onun izinden yürüyen İslâm dâvetçisi! Baskı ve işkencelerle gözünü korkutup seni yıldırmaya çalışan kavmine de ki: “Ey öğüt ve uyarılardan ders almayan kavmim! Ben sırtımı O yüce kudrete dayadım. Bu yüzden, sizden asla korkmuyorum? Madem batıl inancınızda ısrarlısınız. Öyleyse bütün imkânlarınızla elinizden gelen her şeyi ardınıza koymayın ve kendinize yakışanı yapın. Fakat şunu da iyi bilin ki, Kur’an’ı insanlara duyurmak için ben de Allah yolunda insanları doğru olana çağırmaya devam edip elimden geleni yapacağım. Zaten zamanı gelince kimin doğru olanı yaptığını bileceksiniz.

40. Bu dünyada alçaltıcı ve kendisini helak edici azap kime geliyor? Ahirette de bitmeyecek olan sonsuz ve kahredici azap kimin üzerine iniyor, kim cennetle mükâfatlanıyor pek yakında görüp anlayacaksınız.

41

41 Gerçek şu ki, Biz bu Kur’an’ı insanları yaratmaktaki amacımızı bildirmek ve ona uygun olan hayat nizamı ile ahlakı yaşamaya davet için gönderdik. Kim Kur’an ile davet edilene iman edip, yaşamayı seçer de, bu uğurda gayret ederse kendi lehine, hayrına olanı seçmiş olur. Kim de Kur’an’ın davetinden yüz çevirir, umursamaz ve başka yollara saparsa, kendi aleyhine bir seçim yapmış olur. Sen, onları kendi seçimine zorlama hakkına sahip değilsin.

41. Ey Peygamber! Gerçek şu ki biz sana bu Kitab’ı insanlara yaratmaktaki amacımızı bildirip doğru yolu göstermek ve insanlığın kurtuluşu için ona uygun olan hayat nizamı ile yaşamaya davet için indirdik. Artık kim hür iradesiyle Kur’an ile davet edilene iman eder ve bu kitabın rehberliğinde yaşayıp doğru yola ulaşmayı seçerse bilsin ki bu kendi lehinedir. Kim de Kur’an’ın davetinden yüz çevirir ve Allahtan uzaklaşıp doğru yoldan saparsa ancak kendi aleyhine bir seçim yapmış olup sapıtır. Zira Allah, bütün insanlara hakîkati görme yeteneği bahşetmiştir. Dolayısıyla, herkes kendi tercih ve eylemlerinden sorumludur. Sen sana düşeni yaptıktan sonra onların yaptıklarından ve tercihlerinin sonuçlarından sorumlu olan bir vekil değilsin. Onları kendi seçimine zorlama hakkına sahip de değilsin. Senin görevin, yalnızca hakikati güzelce duyurmaktan ibarettir.

42

42 Yarattıklarının yaşama ve ölmesine karar veren yalnızca Allah’tır. Allah koyduğu yasaları gereği, şartları oluşmuş olanların canlarını zamanı gelince alır, ölüm şartlarının oluşmadığı kimselerin de ruhlarını gece uykularında emanetine alır ve gündüz de süreleri doluncaya kadar yaşamalarına izin verir. Şüphesiz bunda düşünenler için alınacak dersler vardır.

42. Allah, koyduğu yasaları gereği, zamanı gelince, eceli gelen insanlar bedenen öldüklerinde canlarını alır. Ölüm vakti gelmeyenlerin ise ruhlarını gece uykularında kısmen bedenlerinden ayırarak ölü gibi uyutup emanetine alır. İnsan uyku süresince geçici bilinç kaybı yaşar ama canı alınmadığı için canlılığı devam eder. Böylece hakkında ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını kıyâmete kadar tutar. Diğerlerine ise onlar için takdir edilen süre doluncaya kadar gündüz vakti yaşamalarına izin verir. Yarattıklarının yaşama ve ölmesine karar veren yalnızca Allah’tır. Demek ki, uykusundan uyanan insanlar, her defasında yeniden hayata gözlerini açmış, Rablerinin rızasını kazanmak için yeni bir fırsat daha yakalamış olurlar. Şüphesiz bu anlatılanlarda inceden inceye düşünen bir topluluk için Allah’ın kudret ve azametini gözler önüne seren nice ibretlik dersler vardır.

43-44

43-44 İnsanı yaratan, bunca nimetle donatıp yaşatan, dünyada ve âhirette tek şefaat edecek olan, öldükten sonra diriltip hesap soracak olan Allah’tır. De ki: “Ey müşrikler! Kesin olan gerçek bu olmasına rağmen hiçbir şeyi yaratma gücüne sahip olmayan, kendileri de yaratılmış olanlardan nasıl şefaat umabilirsiniz?” Yine onlara de ki: “Şefaat etme yetkisi tamamıyla Allah’a aittir. Gökler ve yer üzerinde hükümranlık da O’na aittir. Yardım, destek ve kayırma gücüne sahip olan da yalnız Allah’tır. Sonunda O’nun huzurunda toplanacaksınız.”

43. Yoksa onlar hesap günü yaptıklarından dolayı vereceğimiz cezadan kurtulmak için Allah’tan başka kâinatın işleyişinde müdahale güç ve yetkileri bulunduğuna inandıkları torpilci ve hayalî şefaatçiler mi edindiler? Dünyada ve âhirette tek şefaat edecek olan, öldükten sonra diriltip hesap soracak olan Allah’tır. Ey Müslüman! Onlara de ki: “ Ey müşrikler! Şefaatiyle kurtulacağınızı sandığınız bu kimseler, hiçbir şeyi yaratma gücüne sahip olmayan, hiçbir şeye güç yetiremeyen ve akılları düşünüp hakikati kavrayamayan fânî varlıklar olsalar da mı onların şefaatine sığınacaksınız? Allah’a ortak ve aracı ilahlar edinip bunlardan mı şefaat bekleyeceksiniz? Kendileri de yaratılmış olanlara sığınıp nasıl şefaat umabilirsiniz? Sizin torpilcileriniz Allah’a güç yetiremez. Hiç akıl etmiyor musunuz? Af edecek sadece Allah’tır. Allah insan ile arasına kimseyi sokmaz!

44. Bu konuda kesin hükmü bildirmek üzere de ki: “Şefaat hakkı ve ahirette birine yardım etme yetkisinin tamamen ve yalnızca Allah’a aittir. Çünkü göklerin ve yeryüzünün mutlak hükümranlığı O’nundur. Yardım, destek ve kayırma gücüne sahip olan da yalnız Allah’tır. Sonunda hesap vermek üzere huzurunda toplanıp O’na döneceksiniz.

45

45 Müşriklerin yanında ne zaman Allah’tan tek ve gerçek ilah olarak söz edilse, âhiretteki hesaba inanmayan, inanmak da istemeyen bu kimselerin, kalpleri derin bir sıkıntı, endişe ve nefretle dolar fakat Allah’la birlikte kendi ilahlarından bahsedilse, bu defa da hemen keyiflenip gülüşürler.

45. Müşriklerin yanında ne zaman Allah tek ve gerçek ilah olarak anılsa yani, kendilerine “Lâ ilâhe illallah” deyiniz denilse, ahiretteki hesaba inanmayanların, kalpleri derin bir sıkıntı, endişe ve nefretle çarpar. Ama Allah’la birlikte Allah’a ortak koşulan kendi ilahları anılırsa ve Allah’tan başka kendi sevdiklerinin hükümlerinden söz edilirse bu defa da hemen yüzleri güler ve sevince kapılırlar. Kim Allah’ın sözüne karşı insanların sözünü, Allah’ın hükmüne karşı insanların hükmünü öne çıkarıyorsa; onlar ahireti inkâr edenlerdir!

46

46 De ki: “Ey gökleri ve yeri yaratıp, yaşatan; gizli, açık ne varsa hepsini bilen Allah’ım! Senin Rabliğini ve ilahlığını tartışanlarla ilgili hükmü verecek, hak ettikleri ile karşılaştıracak olan Sensin.”

46. Ey Müslüman! Bunlara karşılık, sen Rabb’ine yalvararak de ki: “Ey gökleri ve yeri yoktan yaratıp yasalarını koyan, gizli ya da açıkça görünen ne varsa hepsini en mükemmel biçimde bilen Allah’ım! Senin Rabliğini ve ilahlığını tartışıp durdukları konularda, kullarının arasında Kıyâmet günü hüküm verecek ve hak ettikleri ile karşılaştıracak olan yalnız Sensin.

47-48

47-48 Müşrik ve kâfirler yeryüzünde olanların tamamına, hatta iki katına sahip olsalar, Kıyamet ve Hesap Günü başlarına gelecek olan azaptan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirlerdi. Çünkü O Gün hiç düşünmedikleri, düşünmek bile istemedikleri azap karşılarına çıkarılacak. Bunların dünyada iken Allah’ın Rabliğinin, ilahlığının üstünü örterek ve Âhiret Günü ile alay ederek işledikleri günahları ortaya konulacak ve cehennem azabı onları çepeçevre kuşatacak.

47. Eğer o zalim müşrik ve kâfirler yeryüzünün bütün hazinelerine ve hatta iki katına sahip olsalardı, kıyamet günü, başlarına gelecek olan o korkunç azaptan kurtulmak için gözlerini kırpmadan hepsini fidye olarak feda ederlerdi. Çünkü o gün hiç hesap etmedikleri ve düşünmek bile istemedikleri şeyler Allah’tan, tarafından önlerine konacak ve azap karşılarına çıkarılacaktır.

48. Bunların dünyada iken Allah’ın Rabliğinin, ilahlığının üstünü örterek yaptıkları kötülükler kendileri aleyhine karşılarına çıkacak ve alay ettikleri her şey Âhiret Günü’nde cehennem azabı olarak kendilerini çepeçevre kuşatacaktır. Oysa dünyadayken, sahip oldukları güç ve zenginlikle ne kadar da şımarıp azgınlaşıyor, küstahça başkaldırıyorlardı. Güçlü olmalarının, doğru yolda olduklarının kanıtı olduğunu iddia ediyorlardı.

49-52

49-52 İnsanın başına ne zaman bir musibet, bir sıkıntı gelse hemen yardım için Bize yönelip yalvarır, sonra da ona katımızdan bir yardım ulaştırıp sıkıntısından kurtarıp nimetlerimize kavuştursak, bu defa da ben bunları kendi bilgim, becerim sayesinde elde ettim demeye başlar. Hâlbuki bu, Allah’ın onu bir sınamasıdır fakat insanların çoğu bunu anlamak istemez. Onlardan önce yaşamış olanların çoğu da böyle söylemişlerdi ama elde ettiklerinin onlara hiçbir faydası olmadı. Nankörlükleri sebebi ile hak ettikleri ceza gelip onları buldu. Böylelerini Bizim elimizden hiç kimse kurtaramaz, bunlar Allah’ın dilediğine bol rızık verip, dilediğine de rızkı daraltarak imtihan ettiğini bilmek ve anlamak istemiyorlar. Bundan mü’minlerin alacağı dersler vardır.

49. İşte böyle, insanın başına ne zaman bir musibet bir sıkıntı gelse hemen yardım için içtenlikle bize yönelip yalvarır ve dua eder. Sonra ona kendi katımızdan yardım ulaştırarak sıkıntısından kurtarıp bir nimet verdiğimizde: “ Ben bunları ancak kendi ticarî bilgim ve becerim sayesinde elde ettim O hâlde, mal benim, mülk benim; dilediğim gibi harcarım ” demeye başlar. Hâlbuki bu nimetlerin verilmesi Allah’ın bir imtihanıdır. Fakat insanların çoğu bu gerçeği anlayıp bilmek istemez.

50. Bu sözleri ilk defa Mekke müşrikleri söylemiyor. Onlardan önce yaşamış olanların çoğu da gaflet ve nankörlükle böyle söylemişlerdi. Ama hesap günü geldiğinde kazandıkları dünyalık geçici şeyler azaba karşı kendilerine hiçbir bir yarar sağlamadı. Ve onları azaptan kurtaramadı.

51. Çünkü işledikleri kötülükler ve nankörlükleri sebebi ile vaad edilen günde hak ettikleri ceza başlarına gelmişti. Aynı şekilde bunlardan zulmedenlerin de kazandıkları kötülüklerinin cezası azaba dönüşüp eninde sonunda aynı şey başlarına gelecektir ve zulüm düzenleri başlarına çökecektir. Böylelerini Bizim elimizden hiç kimse kurtaramaz, Onlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar Allah’ın koyduğu yasaların işleyişine engel olamazlar ve asla Allah’ı aciz bırakamazlar.

52. Peki bu zâlimler, sahip oldukları servet ve zenginlikten dolayı kibirlenme hakkını nereden buluyorlar? Onlar hâlâ akledip anlamıyorlar mı ki Allah dileyip hak edene ve gayret gösterenlere rızkı lâyık görüp genişletir ve kimine de bir ölçüye göre dileyip daraltır? Allah’ın rızık vermesinin de rızkı kısmasının da bir imtihan konusu olduğunu, bol rızık verilenlerin şükredip muhtaçlara yardım etmek suretiyle, az rızık verilenlerin de sabretmek suretiyle bu imtihanı kazanabileceğini düşünmüyorlar mı? Şüphesiz bunda iman edenler için alınacak ibretlik dersler vardır.

53-59

53-59 Ey Peygamber! Allah adına de ki: “Ey bu uyarılardan ders almayan, haddi aşan günahkâr ve kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Allah günahlarından tevbe edip kendisine yönelerek davetine icabet edenlerin günahlarını bağışlar.” O halde sizler de azap gelip çatmadan tevbe ederek Rabbinizin daveti olan hayat nizamı ile yaşayın. Aksi halde sizi azaptan koruyup kurtaracak hiç kimseyi bulamazsınız. Allah’ın azabı birdenbire karşınıza çıkmadan Rabbinizden indirilen Kur’an ile yapılan çağrıya kulak verip O’na tabi olun ki, sonra Kıyamet Günü “Rabbimin davetine uymayıp dünya hayatımı zayi ettiğim için yazıklar olsun bana.” demek zorunda kalmayasınız. Yahut azapla karşılaşınca, “Bana dünyaya tekrar dönme fırsatı verilse de, Rabbimin rızasını kazanmak uğrunda canla başla gayret edenlerden olsam.” diye pişmanlıkla kıvrananlardan olmayasınız. O zaman da Allah böylelerine: “Hayır, artık iş işten çoktan geçti. Dünya hayatlarınızda âyetlerim size apaçık ulaşmışken onları yalan saydınız, büyüklük taslayıp, kibirlenerek sırt döndünüz.” diyecek.

53. Ey Peygamber! Bilerek bilmeyerek, gırtlağına kadar günaha batmış kullarıma Allah adına şöyle söyle: “Ey kendilerine kötülük edip bu uyarılardan ders almayan ve yasalarıma karşı çıkarak çokça günah işleyip sınırlarımı aşan günahkâr kullarım! Sakın ha Allah’ın merhametinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah tevbe edip kendisine yönelerek davetine icabet edenlerin bütün günahları bağışlar. Çünkü Allah, tevbe eden kullarına karşı çok bağışlayıcı, çok merhamet sahibidir.

54. O halde iman etmenin fayda vermeyeceği gün azap size gelip çatmadan önce tevbe ederek Rabbinizin daveti olan hayat nizamına gönülden yönelin ve O’na teslim olun. Allah’ın yasalarına karşı çıkarak insanların yasalarına uymayın Aksi halde o azabı geri çevirmek için size yardım eden de bulunmaz.

55. Diğer bir deyişle: Siz dünya işleriyle meşgul olup hiç farkında olmadığınız bir anda aniden azap, tepenize çökmeden önce gelin Rabbiniz tarafından gönderilen en son ve en mükemmel mesaj olan Kur’an’a uyun.”

56. Gelin geç kalmadan bu mesajın gereğini yerine getirin. Sonra Kıyamet Günü hiç kimse: Rabbimin davetine uymayıp dünya hayatımı zayi ettiğim ve O’na karşı işlediğim günahlardan dolayı yazıklar olsun bana. Doğrusu ben ilahi gerçekleri küçümseyerek Kur’ân ve müminlerle alay ediyormuşum ve beni Allah’tan uzaklaştıran aracılar edinmişim de haberim yokmuş” demek zorunda kalmasın. Hesap günü böyle söylemenizin bir yararı olmaz

57. Yahut: “ Ne olurdu Allah beni doğru yola iletseydi mutlaka O’na karşı gelmeyen takva sahiplerinden olurdum” diye hâşâ Allah’ı suçlamaya kalkıp geçersiz bir mazeret söylemesin.

58. Yahut azapla karşılaşınca: “Keşke benim için dünyaya tekrar geri dönüş fırsatı olsaydı da Rabbimin rızasını kazanmak uğrunda canla başla gayret edip iyilik yapanlardan olsaydım” diye pişmanlık duyanlardan olmayasınız diye bu Kur’an’ı gönderdik.

59. O zaman da Allah böylelerine: “Hayır artık iş işten çoktan geçti. Sen hayattayken ve ayetlerim sana ulaşmışken sen anlamsız bir gurura kapılarak imandan yüz çevirdin ve onları yalanladın, sırt dönüp büyüklük tasladın ve inkâr edenlerden oldun diyecek.

60

60 Kıyamet Günü Allah’ın âyetlerinden yüz çevirmiş olanların suratlarının kapkara kesildiğini göreceksin. Allah’a nankörlük eden bu müşriklerin varacakları yer elbette ki cehennem olacaktır.

60. Kıyamet günü, Allah’ın âyetlerinden yüz çeviren ve Allah’a karşı bol bol mazeret üretip yalan söyleyenlerin yüzlerini, üzüntü ve korkudan kapkara kesilmiş halde görürsün. Bu âyetleri duyunca “Sayımız çok, cehennem bizi alır mı?” diyerek alay edenler, merak etmesinler. Bu müşriklerin varacakları yer elbette ki cehennem olacaktır. Allah’a nankörlük ederek büyüklenenler ve iman etmeyi kibrine yediremeyenler için cehennemde yer mi yok? Yoksa onlar, işledikleri kötülüklerin cezasını çekmeyeceklerini mi sanıyorlar?

61-63

61-63 Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirmek için canla başla gayret edenleri ise Allah koruyup kollayacak ve layık oldukları kurtuluşa, mutluluğa kavuşturacaktır. Âhirette azap onlardan uzak olacak ve onlar asla üzülmeyecekler. Allah her şeyi yaratan, herkese hak ettiği karşılığı veren, layık olduğu yere yerleştiren, hükmünde mutlak isabetli olan tek otorite sahibidir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir, anahtarları O’ndadır. Allah’ın davetini reddedenler var ya, işte kaybedecek, hüsrana uğrayacak olanlar onlardır.

61. Allah sorumluluklarını bilinçle yerine getirmek için canla başla gayret eden ve zor zamanlarda, razı olmadığı her şeyden sakınıp emrine uygun yaşayan takva sahiplerini, üstün gayretleri ve Allah yolundaki başarıları sebebiyle koruyup kollayıp kurtarır ve layık oldukları mutluluğa kavuşturur. Onlara hiçbir kötülük dokunmaz ve onlar hiçbir şeye deüzülmezler.

62. Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O, her konuda en yakın dost, en güzel vekil olup herkese hak ettiği karşılığı veren, hükmünde mutlak isabetli olan tek otorite sahibidir. Kainatın idaresi O’nun elindedir, her şeyi görüp gözeten ve gerçek anlamda güvenilmeye lâyık olan, yalnızca O’dur.

63. Göklerin ve yerin tasarrufu, idaresi, hazinelerinin anahtarları ve sırları O’ndadır. Mutlak hükümranlık da O’nundur. Bu gerçeğe rağmen Allah’ın davetini ısrarla reddedip ayetlerini inkâr edenler var ya, işte dünyada ve ahirette kaybedip hüsrana uğrayanlar onlardır. Zarar edenler, kaybedenler, yitirdiklerinin arkasından özlem ateşiyle yananlardır.

64-66

64-66 De ki: “Ey hakikatin üstünü örtmeye kendilerini şartlandırmış olanlar! Siz benim doğru yoldan vazgeçmemi ve Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi istiyorsunuz?” Ey Peygamber! Sana olduğu gibi, senden önceki kavimlere gelen peygamberlere de Allah şöyle vahyetmişti: “Sakın Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek Allah’a ortak koşanlardan olmayın. Şayet O’na ortak koşacak olursanız iyilik ve hayır adına yaptıklarınız boşa gider. Üstelik dünyada ve âhirette hüsrana uğrayanlardan olursunuz. O halde Allah’a yönelip itaat ederek O’na şükredenlerden olun.”

64. Ey Muhammed müşriklerin “Babalarının dinine dön” dediklerinden dolayı de ki: “ Ey hakikatin üstünü örtmeye kendilerini şartlandırıp doğru ile eğriden habersiz olan cahiller! Siz bana doğru yoldan vazgeçmemi ve beni yoktan var eden Allah’tan başkasına yalvarıp yasalarına uyarak onlara ibadet ve kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” Ne cüretle kalkıp bana böyle çirkin bir teklifte bulunabiliyorsunuz? Yaratıcıya kulluk edilmeyecek de kime edilecek? Kulluk yaratıcının hakkı değilse başka kimin hakkı olabilir?

65. Andolsun sana da, senden önceki kavimlere gelen peygamberlere de etrafındaki insanlara duyurmaları için şöyle vahyedildi. Ey insan! Sakın Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek Allah’a ortak koşanlardan olma. Eğer Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırarak, onların yasalarına uyup da hükümde onları Allah’a ortak koşarsan, O’nun varlığına inanmakla birlikte, O’ndan başka varlıkların hüküm ve otoritesine boyun eğersen kesinlikle iyilik ve hayır adına yaptığın her amelin boşa gider. Üstelik dünyada ve âhirette mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun.

66. O halde sen asla müşrikleri dinleme. Yalnızca Allah’a yönelip kulluk et ve yalnız Allah’ın yasalarına uy. Sana bunca nîmetler bahşeden Rabb’ine, sözlerinle, davranışlarınla şükredenlerden ol.

67

67 Müşrikler Allah’ı, O’nun ilmini ve kudretini layıkıyla anlayıp kavrayamadılar. Böyleleri Kıyamet Günü, Allah’ın yeryüzünü ne hale getirdiğini, gökyüzünü nasıl dürüp büktüğünü görüp de gerçekle yüzleşince, O’na ortaklar koşmanın pişmanlığı ile inleyip, O’nun gücünün her şeye yettiğini ve hükmetme yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu çok geç anlamış olacaklar.

67. Müşrikler, putları Allah’a ortak koşmak suretiyle Allah’ın ilmini, kudretini, azametini ve yaratılış sırrını gereği gibi anlayıp kavrayamadılar ve şanına yakışır şekilde saygı göstermediler. Allah hakkında doğru bir anlayışa da sahip değiller. Ona inanmanın, onu tanımanın, onu sevmenin, ona kul olmanın önemini kavrayamadılar. O, insana kendini tanımak imkânını lütfetti, ama insan bunu gereği gibi değerlendiremedi Oysa her daim olduğu gibi kıyamet de günü yeryüzü tamamen O’nun tasarrufu altındadır ve bütün yeryüzü Allah’ın hükmüne boyun eğer. Gökler ise onun kudret eliyle birbirine girip kâğıt parçası gibi toplanıp dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ilâhlık pâyesi vererek Allah’a ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. Böyleleri Kıyamet Günü, Allah’ın yeryüzünü ne hale getirdiğini, gökyüzünü nasıl dürüp büktüğünü görüp de gerçekle yüzleşince, O’na ortaklar koşmanın pişmanlığı ile inleyip, O’nun gücünün her şeye yettiğini ve hükmetme yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu çok geç anlamış olacaklar.

68-70

68-70 Sûr’a üflenerek Son Saat’in işareti verildiğinde, yerde ve gökte Allah’ın diledikleri dışında ne varsa hepsi düşüp ölecek, sonra yeniden dirilişin işareti olarak Sûr’a tekrar üflenecek ve ölenlerin hepsi diriltilip yerlerinden kalkıp, yargılanmayı bekler hale getirilecekler. İşte o gün mahşer yerini, Rabbinin adalet nuru aydınlatacak, herkesin dünya hayatlarında yaptıklarının tutulmuş olduğu hesap defterleri ortaya konacak, peygamberler ve diğer şahitler de huzura getirilecek. Böylece insanlar adil bir biçimde yargılanacak, hiç kimse haksızlığa uğratılmayacak. Allah herkesin dünya hayatlarındaki tercihlerini kime ve neye göre yaptıklarını en iyi bilendir.

68. Kıyâmet günü Son Saat’in işareti verilip Sur’a üflendiğinde, Allah’ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde kim ve ne varsa hepsi dehşetten çarpılmışçasına düşüp ölür. Sonra yeniden dirilişin işareti olarak İsrâfil tarafından Sur’a bir daha üflenir. Ölenlerin hepsi diriltilip kabirlerinden ayağa kalkarak ne olacak diye şaşkınlıkla etrafına bakınırlar ve herkes endişe içinde hesabını vermek için sırasını beklemeye başlar.

69. İşte o gün mahşer yeri Rabbinin hak ve adalet nuruyla ışıl ışıl aydınlanır. Herkesin dünya hayatında yaptıkları bütün amellerin kaydedildiği Kitap önlerine konur. Peygamberler ve diğer şahitler de huzura getirilir. Aralarında hakkaniyetle ile hüküm verilir ve onların iyiliklerinden eksiltilmez ve kötülüklerine bir artırıma gidilmez. Hiçbiri zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

70. Herkese iyi-kötü, ne yaptıysa, karşılığı eksiksiz verilir. Zaten Allah, onların dünya hayatında tercihlerini kime ve neye göre yaptıklarını en iyi bilendir.

71-72

71-72 Gerçeğe daveti yalan sayanlar, Kıyamet Günü bölük bölük cehenneme sevk edilecekler. Cehennemin açılan kapılarının önüne geldiklerinde cehennemin muhafızları onlara şöyle diyecekler: “İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyup, mesajlarını ileten, bu dehşetli günün geleceği ile uyaran elçiler gelmemiş miydi?” Onlar da: “Evet gelmişlerdi.” diyecekler. Fakat Allah’ın davetini reddederek, gerçeği yalan sayanlar için hüküm çoktan verilmiş olacak. Sonra da onlara, “Haydi artık hak ettiğiniz cehennemin kapılarından içinde ebedî kalmak üzere girin.” denilecek. Allah’ın âyetleri ile yapılan davet hakkında küstahça kibirlenip, büyüklük taslayanlar için cehennem dehşetli bir azap yeridir.

71. Gerçeğe daveti yalan sayıp inkâr edenler kendi liderinin arkasında olmak üzere Kıyamet Günü bölük bölük cehenneme sürülürler. Sonunda Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennemin bekçileri olan görevli melekler onlara hayretle sorarlar: Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyup, mesajlarını ileten ve bu dehşetli gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran Peygamberler veya İslâm tebliğcileri gelmemiş miydi? derler. Buna karşılık zâlimler de:” Evet, geldiler ve bizi uyardılar diyecekler. Fakat onlar dinlemediler aksine alay edip elçileri yalanladılar. İşte bu yüzden Allah’ın davetini reddederek, gerçeği yalan sayan kâfirler için hüküm çoktan verilmiştir. Artık azap sözü kesinleşmiştir.

72. Sonra da Onlara: “ Haydi artık hak ettiğiniz cehennemin kapılarından sonsuza kadar kalmak üzere girin içeri denir. İman etmeyi kibrine yediremeyip Allah’ın delillerini küçük kendilerini de büyük gören ve böylece de Allah’ın âyetleri ile yapılan davete ve Rablerine karşı küstahça kibirlenenler in cehennem dehşetli bir azap yeridir. O yerne kadar da korkunçtur!”

73-74

73-74 Rablerinin rızasını kazanabilmek için ellerinden gelen gayreti gösterenler ise bölük bölük cennete sevk edilecekler ve oraya vardıklarında kapılar açılarak cennet muhafızları onlara: “Selam olsun sizlere, mutluluklar sizin için, hoş safa geldiniz, buyurun daimi kalacağınız cennete.” diyecekler. Cennete girenler ise, “Bize verdiği sözü yerine getiren ve cennetin dilediğimiz yerine yerleşebileceğimizi bildiren Rabbimize hamdolsun. Allah’ın davetine uyan ve bu uğurda çaba sarf edenlerin mükâfatı ne güzelmiş.” diyecekler.

73. Allah’ın rızasını kazanabilmek için ellerinden gelen gayreti gösteren ve Rablerine gönülden saygı besleyip, emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlarsa bölük bölük cennete sevk edilir. Sonunda oraya varıp kapılar açıldığında, cennetin bekçileri onlara: ” Selâm olsun sizlere. Hoş safa geldiniz ve her türlü maddî-manevî kirden arınıp tertemiz geldiniz. Haydi artık sonsuza kadar kalmak üzere buyurun cennete girin!” derler.

74. Meleklerin bu çok hoş karşılamalarının ardından cennetlikler de şöyle derler: “Bize Peygamberler aracılığıyla verdiği sözünü yerine getiren ve bize, istediğimiz gibi yerleşip yaşayabileceğimiz bu cennet yurdunu lütfeden Allah’a hamd olsun. Allah’ın davetine uyan ve bu uğurda çile çekip çaba sarf edenlerin amellerinin mükâfatı olan Cennet ne güzelmiş!” diyecekler

75

75 İşte O Gün, meleklerin Allah’ın hükümranlık makamının etrafında toplanıp, Rabbinizin yüceliğini övgüyle ve şükürle andıklarını görürsün ve yine O Gün insanlar arasında da adaletle hükmedilip, âlemlerin Rabbi olan Allah’a övgülerle şükürler edilecek.

75. İşte O Gün, Meleklerin Allah’ın hükümranlık makamı ve cennetlerin de üstünde olan Arş’ın çevresinde toplanıp Rablerini yüceliğini şükür ve hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Yine O Gün Mü’min ve kâfir tüm insanlar arasında gerçek adaletle ile hüküm verilecektir. Ve sonunda ebedi cennet nimetiyle ödüllendirilen mü’minler ve melekler tarafından: “Hamd alemlerin Rabb’i olan Allah’a mahsustur diye Allah’a övgülerle şükürler olsun denilecektir.

Scroll to Top